Etiket: Sık

  • Çocuklarda kanser ne zaman?

    Çocukluk çağı kanserlerinde uyarıcı belirtiler nelerdir?

    Çocukluk çağında kanserin erken tanısı için, erişkinlerde kullanılan tarama testleri mevcut değildir. En sık raslanan bulgu ve belirtiler şunlardır:

    – Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde lenf bezelerinde şişlikler,

    – Vücudun herhangi bir bölgesinde şişlik

    – Solukluk, halsizlik.- Sık ateşlenme

    – Ciltte morluklar, çürükler

    – Burun, dişeti kanamaları

    – Baş ağrısı, kusma

    – Ateşsiz havale geçirme

    – Dengesizlik, yürüme bozukluğu, görme bozukluğu

    – Kemik, eklem ağrıları

    – Enfeksiyon tedavisine rağmen sebat eden öksürük, nefes darlığı,

    – Gelişme geriliği, aşırı kilo kaybı

    – İdrarda kan, idrar ve dışkılamada zorlanma

    – Göz bebeğinde parlaklık, gözde kayma

    Çocukluk çağında görülen kanserlerin sıklık sırasına göre dağılımı şöyledir:

    – Lösemiler(kan kanseri) %30

    – Santral sinir sistemi tümörleri(Beyin tümörleri) %19

    – Lenfomalar(Lenf bezesinden kaynaklanan kanserler) %13

    – Nöroblastom (İlkel sinir hücrelerinden köken alan kanserler) %8

    – Yumuşak doku sarkomları (en sık rabdomiyosarkom görülür) %7

    – Wilms’ tümörü (böbrek tümörü) %6

    – Kemik tümörleri (Osteosarkom, Ewing sarkomu) %5

    – Diğer tümörler %12 (Retinoblastom (Göz tümörü), Germ hücreli tümörler, Karaciğer kanserleri ve diğer kanserler)…..Ülkemizde lenfomalar ikinci sıklıkta görülmektedir.

    kanserin nedeni kesin bilinmemekle birlikte, kanser oluşumunda rol oynayan bazı yapısal ve çevresel risk faktörleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

    – Bazı doğumsal/kalıtsal bozukluklar ve hastalıklar,

    – Bağışıklık yetersizliği sendromları

    – Çeşitli virüs enfeksiyonları,

    – Radyasyona maruz kalma, güneşe uygunsuz saatlerde çıkma

    – Bazı kimyasal maddeler(benzen, pestisidler gibi)çevre kirliliği,gıda kirliliği,teknolojik kirlilik

    – Hamilelikte kullanılan bazı ilaçlar

    – Ailesel .genetik kanser sendromları…Çocukluk çağı kanserlerinin tedavi şansları çok yüksektir. Tüm çocukların, gerek büyüme gelişmelerinin takibi, gerekse genel muayeneleri açısından düzenli doktor kontrolune gitmeleri önemlidir. Çocukluk çağı kanserlerine ilişkin bulgu ve belirtiler gözlendiğinde ise , derhal hekime ve kanser şüphesi varsa tam teşekküllü sağlık kurumlarına başvurmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, erken tanı ile başarı daha da artmaktadır. Günümüzde kansere yakalanan çocukların yaklaşık % 70’i tamamen iyileşebilmektedir. Bu çocukların toplumun sağlıklı birer bireyi olarak uzun bir hayat yaşayabilmeleri için hem etkin tedaviyle çocukları kanserden iyileştirmek, iyi ve doğru beslemek,psikolojik tam destek vermek ,çevre düzenlemesine dikkat etmek ,hem de tedaviyi geç yan etkilerin en az olacağı şekilde planlamak gereklidir

  • B10 vitamini ve eksikliği

    B10 VİTAMİNİ VE EKSİKLİĞİ ; B10 vitamininin saç sağlığı için de çok büyük önemi bulunmaktadır. Zayıf saçlara sahip olan kişiler B10 vitamini desteği aldıklarında saçlarındaki kuvvetlenmeyi ve canlılığı çok kısa sürede fark edeceklerdir. Bunun dışında saçları çok geç uzayan kişiler, saçları fazla miktarda dökülen kişiler, saç yapısı mat yapıda ya da kuru yapıda olan kişiler ve zayıf ve ince telli saç yapısına sahip olan kişilerin B10 vitamini takviyesi aldıktan sonra tüm bu sıkıntılarından kurtulabilecek; saç dökülmesi sorunları sona erecek, saçları güçlü ve yıpranmayan bir şekilde uzamaya başlayacak, kepek ya da başka bir sorun yaşanmadan güzel saçlara kavuşma imkanları olacaktır.

    Beslenme düzenlerinde eksiklik olan bireylerin sık sık mide bulantısı gibi problemler yaşamalarının ana kaynağı incelendiğinde, vücutlarına yetersiz sayıda B10 vitamini aldıkları saptanmıştır. Bu sebepten ötürü mide sorunları yaşamamak adına düzenli olarak yeterli miktarda B10 vitamini almaya özen gösterilmelidir.

    Deri problemlerinin en sıkıntılılarından biri olan egzama, yeterli derecede B10 vitamini alındıktan sonra kısa sürede iyileşme gösterebilmektedir. Böylelikle B10 vitamininin cilt üzerindeki olumlu etkilerinden de söz edebilmek mümkündür.

    B10 vitamini, vücutta bağırsak bölgesinde bulunan hücrelerle etkileşime girerek bağırsak floralarının daha sağlıklı yapıda olmasına ve daha düzgün çalışmasına yardımcı olur.

    İnsan metabolizmasındaki kan hücrelerinin düzenli olarak üretilmesine, aynı şekilde proteinlerin de sağlıklı bir yapıda olmasına ve folik asitlerin de oluşumuna katkı sağlamaktadır.

    İnsan derisinde olası yanıkların çabuk iyileşmesini sağladığı gibi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden deriyi koruyarak sertleşmesini ve kırışmasını önlemektedir.

    Kalpteki, böbreklerdeki ve karaciğerdeki yağlanmaların vücuda zarar vermeyecek seviyede tutulmasını sağlar.

    B10 vitamini hangi besinlerde bulunur?

    Yumurta

    Süt

    Süt ürünleri

    Fındık

    Fıstık

    Bira mayası

    Yer fıstığı

    Soya

    Ayçiçeği yağı

    Pekmez

    Karaciğer ve böbrek gibi sakatatlar

    Balık

    B10 vitamini eksikliği

    Vücutta B10 vitamini eksikliği yaşandığında en sık görülen sağlık problemleri şu şekildedir;

    Baş ağrısı sorunları

    Sindirim sisteminde meydana gelen aksaklıklar

    Kansızlık problemi

    Yorgunluk problemi

    Sinirli ve stresli yapı Saçlarda beyazlamanın artması

    Ciltte beyaz renkli lekelerin oluşması

  • Sağlam çocuk izlemi

    Sağlam çocuk izlemi, herhangi bir yakınması olmayan ailesi tarafından sağlıklı olduğu kabul edilen bebek ve çocukların doğumdan itibaren belirli aralıklarla sağlıklarının değerlendirilmesi, korunması ve devam ettirilmesi amacıyla yapılan muayene ve danışmanlıktır.

    Sağlam çocuk izlemlerinin hedefleri:

    -büyüme ve gelişme izlemi,

    -Aşılama Takibi,

    -Bebek ve çocuk bakımı, beslenme hakkında aile danışmanlığı,

    -Farkedilmemiş herhangi bir hastalık varsa erken tanı koymak,

    Sağlam çocuk takibi hangi sıklıkta yapılmalı?

    Bebek izlemi anne karnında başlar. Gebelik sırasında düzenli doktor kontrollerinin bebek ölüm hızını belirgin azalttığını gösteren birçok çalışma mevcuttur.Bebeğin anne karnındaki pozisyonu, büyüme ve gelişimi, kalp sesleri, görüntüsü gibi birçok bulgu bebeğin sağlığı hakkında bize bilgiler verir. Bu takipler sonucu elde edilen birçok patolojik bulgu tedavi ile düzeltilebilir veya doğar doğmaz yapılacak girişimlerle bebeğe sağlıklı bir yaşam imkanı sunulabilir.

    Doğum sonrası izlemler önce sık aralıklarla yapılmalıdır. Anne,baba ve bebek birlikteliği, birbirlerine alışmaları ve bebek bakımı,beslenmesi gibi gereksinimleri açısından destek olunmalı ve eğitilmelidir.Ayrıca birçok hastalığın erken tanısı açısından da sık takip ilk zamanlarda önemlidir. Çok küçük bebekler hastalıklara dirençsiz olduğundan ve birçok organ ve sistemleri henüz tam gelişmediğinden daha sık izlenmelidir.

    Doğum sonrası ilk kontrol ilk 48 saat içinde yapılmalıdır.Hem emzirme eğitimi, hem de sarılık, hipoglisemi, erken müdahale gerektirebilecek doğumsal hastalıklar açısından erken izlem çok önemlidir.Bu ilk kontrolde anne-baba-bebek ilişkileri,ailenin sosyoekonomik durumu değerlendirilmeli, risk faktörleri belirlenmeli ve buna göre yaklaşımlar planlanmalıdır.

    Sonraki kontrol ilk 15 gün içerisinde yapılmalıdır.bu kontrol fenilketonüri, biotidinaz eksikliği ve hipotiroidi gibi hastalıkların erken tanısı için kan alınması ve ilk kontrolde verilen eğitimin denetlenmesi ve yeni sorunların takibi açısından önemlidir.

    Sağlıklı bebekler ilk 6 ay ayda bir izlenmelidir. daha sonra gelişim problemi veya risk faktörleri yoksa kontrol sıklığı azaltılabilir.Tabi ki saptanmış sorun ve hastalık riski mevcutsa bu duruma göre kontroller daha sık planlanmalıdır.

    Sağlam çocuk izlemi nasıl yapılmalıdır?

    İzlem sırasında çocukla ilgilenen bireylerin hepsinin odada bulunması en idealidir. Özellikle babanın bulunması teşvik edilmelidir. muayene sırasında bebek tam soyulmalı öykü ve fizik muayene tüm sistemleri içerecek şekilde yapılmalıdır. Zaten sağlam çocuk diyerek herhangi bir sistemik muayene atlanmamalıdır. Boy, Kilo ve baş çevreşi takibi tam yapılmalı, nörolojik ve motor gelişimi takip edilmeli, aileye hem psikolojik hem de gelişimi açısından gerekli danışmanlık ve eğitim hizmetleri verilmelidir.

    Eğer ailenin kafasında herhangi bir sorun ya da problem var ise önce bu sorun giderilmeli ve aile rahatlatılmalıdır.

    Kısacası sağlan bir çocuğa yaklaşım hasta olandan farklı değildir. İzlem sırasında hasta çocuklarda olduğu gibi öykü, fizik inceleme,gerekliyse laboratuar tetkikleri, tanı, tedavi ve öneriler aşamalarını içerir.

  • NARSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    NARSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Temelde içerde bulunan incinmiş, yıpranmış, değersiz yapının saklanması için kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Narsistik kişiliği olan insanların en belirgin özelliklerinden biri, başarılı olmaya aşırı odaklanırken başarısızlığa karşı aşırı hassastırlar. Herkesten biraz daha farklı, özel ,üstün, önemli bir kişi olduklarını düşünürler. Övüldüklerinde kendilerini çok iyi hissederken, eleştirildiklerinde rahatsız hissederler, incinirler, öfkelenirler.

    Büyüklenmecilik ve değersizlik hisleri yan yanadır. Derinlerdeki değersizlik duygusunun farkında değillerdir, bu duyguya hiç bulaşmamak için sürekli olarak kendilerine ve çevrelerine ne kadar özel ve değerli olduklarını ispatlamaya çalışırlar. Kimsenin yapamadığı işleri yapmak isterler. Bu süreçler bilinçdışı gelişir, bunları yaptıklarını fark etmezler.

    Bazı kişilerde ise büyüklenmeci yapı dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. Aşırı mütevazi, asla övünmeyen, övülmekten hoşlanmayan kişiler olarak görülürler. Mütevazılıklerini etrafa duyurmaktan keyif alırlar. Derinlemesine incelendiğinde içerden büyüklenmeci bir yapı çıkar, kendi iç dünyalarında ne kadar önemli bir kişi oldukları ile ilgili hayaller kurabilirler.

    Yaptıkları için en iyisini yapmak isterler, en iyi okul, en iyi iş peşinde koşarlar. En iyi eğitimleri almalı, en iyi iş yerine sahip olmalıdırlar.

    Toplum içinde farklı formlarda görülebilirler. Mağdur ve mazlum duygulardan beslenen narsistik kişilere de rastlanmaktadır. En zorda olan, en kötü olayların onun başına geldiği, en hastalıklı, en kadersiz, en mutsuz olan kişilerdir. Bu kadar sıkıntıya iyi dayanıyor, yine de ayakta duruyor gibi duyguları karşıdaki kişiye hissettirirler ve bununla beslenirler.

    ‘ Ben’li cümleleri sık sık kullanırlar. Onu fark eden ve anlayan birisine karşı ilgi hissederler ve dikkatlerini ona yönlendirirler. Elde ettikleri başarı sonrası iyilik halleri geçicidir. Bu yüzden hep yeni başarılar için çaba halindedirler.

    Narsistik kişiler mutluluk için hep uzakta dururlar, karşıdan bakarlar mutluluğa. Yaşadıkları andan keyif alamadıklarından sürekli gelecek planları yaparlar. Bu planların hiçbir zaman sonu gelmez.

    Toplumda çoğu başarılı insanlar narsistik kişilik özelliklerine sahip kişilerdir. Yöneticiler, liderler, bilim adamları, iş adamları bu kişilik özelliklerine sahiptirler.

    Evli olanların genellikle eşleri ve çocukları ile sorunları vardır. Evli olmayanlar sevgilileri ile sık sık yakınlaşma ve ayrılma sorunları yaşarlar. İlişkileri mesafeli ve soğuktur, duygusallık yakalamak oldukça zordur.

    Bu kişileri uzaktan tanıyanlar çoğunlukla hayranlık beslerler ve karizmatik bulurlar. Karşıdaki kişinin duygusunu iyi bir şekilde analiz ederler ancak bu duygulara karşı umursamaz olabilirler ve karşıdaki kişinin canını yakmak için kullanabilirler. Empati yeteneği zayıf olduğundan bu kişilerle yaşamak genellikle zordur; durmadan küçümseyen, alay eden ve eleştiren birinin karşısında değersiz hissetmek kaçınılmazdır.

    Daha çok erkeklerde görülür. Partner tercihinde borderline kişilik yapısındaki kadınları seçerler. Bu kadınlar da onları tercih eder. Ulaşılması zor kadınları tercih edip sonrasında onları değersizleştirirler. İlişki ilerledikçe , daha önce gözlerine görünmeyen ayrıntılara takılıp bunları problem haline getirirler. Sonuç olarak da yoğun eleştiri ve değersizleştirme ile öfke krizleri yaşanır. Yaşanan sorunlara çözüm bulmadıkça alternatif partner arayışına ve cinsel fantezilere yönelim başlar. Anlamsız ve sapkın cinsel eğilimler, pornografiyle ilgilenme, alkol alma, madde kullanımı, tehlikeli spor yapma, hızlı araba kullanma, işe güce daha çok yoğunlaşma, ideolojik gruplara karşı aşırı ilgi duyma gibi savunma mekanizmaları kullanabilirler.

    Başarısızlığa, eleştiriye, terk edilmeye karşı olan hassasiyetleri sonucu ruhsal kırılmalar yaşarlar. Bu durumda vücutlarında psikosomatik hastalıklar dediğimiz tıbbi rahatsızlıklar görülür. Örn; baş ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, kalp ağrısı, mide ağrısı. Cinsel sorunlarla da sık sık karşılaşırlar. Örn; erken boşalma, sertleşme sorunları, başka kadınlara aşırı ilgi ve eşini aldatma olabilir.

    Narsistik kişilik neden gelişir?

    0-6 yaş kiritik dönemdir. Çocuk daha dünyaya gelmeden ailenin zihninde yetiştirilecek çocukla ilgili tasarımlar vardır. Başarması gerekenler, yapması gerekenler, yapmaması gerekenler çoktan belirlenmiştir ve çocuk tüm bunlara uymak zorundadır. Ailenin bu çabası çocuğun bilinçdışında forma uygun davranmasını gerekli kılar. Çocuğun başarıları sürekli övülür, ne kadar başarılı ve mükemmel olduğu sık sık söylenir. Çocuğa özgür bir alan bırakılmaz, kendi kararını vermesine izin verilmez. Çocuğun ailesinden öğrendiği en temel şey anne ve babasının sevgisini kazanmak için, onların beklentilerine uygun davranması gerektiğidir. Anne ve babasının istediği gibi davranmaz ise çocukla olan ilişki kesilir ya da cezalandırılır. Baba genellikle aşırı otoriter ve siliktir, anne de baba gibi kaliteli bir duygusal ilişki kuramaz.

    Bu çocuk büyürken tek derdi anne ve babasını memnun etmektir. Bu durumda kendi becerilerini, ihtiyaç ve arzularını tanıma fırsatı bulamaz. Çünkü başarısızlıklarında çocuğa olan ilgi ve sevgi tamamen kesilir. Bu şekilde aile farkında olmadan çocuğu çok kez cezalandırır. Çocuk da sevgi alabilmek için adamına göre muamele yapmayı öğrenir. Büyüdüğünde sürekli başarılı olmak, öteki insanların takdirini almak için koşturur.

    Annenin sevgisini kesmesi, küsmesi, konuşmaması, çocukta sürekli bir değersizlik hissi oluşturur. Bu çocuk aileyi memnun etmek için birçok kimlik geliştirir, bunlara sahte kendilik de denir. Her gördüğü kişiyi memnun etmek için, sevgi alabilmek için kılıktan kılığa girer. Aldığı koşullu sevginin devamı olarak da tüm insanlardan koşullu sevgi alır. Sürekli maske taktıkları için hayat onları çok yorar ve sürekli yorgundurlar, iş yapmasalar bile yorgun olduklarını ifade ederler.

    Tedavisi var mıdır?

    Bu kişilikler ruhsal sorunları nedeniyle tedaviye başvurmazlar. Hayatın anlamsız gelmesi, boşluk hissi, depresyon gibi şikayetlerle başvururlar. Panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, cinsel sorunlar nedeniyle de başvurabilirler.

    Psikoterapi ile bu danışanlara yardım edilebilir. Danışanlar zaman zaman terapisti idealize eder zaman zaman yoğun öfke hissederler. Terapi süreci her danışan için değişkendir. Deneyimli bir terapist ve bütüncül bir yaklaşımla tedaviler yüz güldürücüdür.

  • Kromozom anomalileri

    Kromozom Anomalileri sıklığı

    Trisomi 21 (Down Sendromu) 1/ 1000

    Trisomi 18 (Edwards Sendromu) 1/ 3000

    Trisomi 13 (Patau Sendromu) 1/ 5000

    47, XXY (Klinefelter sendromu) 1/ 1000

    45, X (Turner Sendromu) 1/ 5000

    47, XXX Triple X sendromu) 1/ 1000

    DOWN SENDROMU:

    21.kromozomun trizomisi

    Hipotoni

    Mental retardasyon(IQ<50)

    Büyük

    Simian çizgisi

    Epikantus

    Konjenital kalp hastalığı

    EDWARDS SENDROMU:

    18. Kromozomun trizomisi

    Düşük doğum ağırlığı

    Küçük çene

    Belirgin oksiput

    Düşük, malforme kulaklar

    Karakteristik el şekli

    Kısa sternum

    Kriptorşidizm

    Çeşitli organ anomalileri

    Olguların üçte biri ilk ay içinde kaybedilir

    PATAU SENDROMU:

    13.Kromozomun trizomisi

    Yarık dudak-damak

    Anormal kulaklar

    Postaksial polidaktili

    Hipotelorizm

    Belirgin topuk

    Kriptorşidizm

    Konjenital kalp hastalığı

    Olguların yarısı ilk üç ayda kaybedilir

    Klinefelter Sendromu (47,XXY)

    İnfertilite

    Hipogonadizm

    Düşük testesteron düzeyi

    Jinekomasti (%40)

    Üst /alt segment oranı normalden küçüktür.

    Turner Sendromu (45,X)

    Primer amenore

    Kısa boy

    Geniş göğüs kafesi

    Meme uçları arasındaki mesafede artma

    Yele boyun

    Tırnak hipoplazisi

    Dirsek açısında artma

    47, XXX (Triple X sendromu)

    Klinik olarak normal görünseler de %15-25’inde orta derecede mental retardasyon vardır.

    %75’i fertildir

    İlerleyen anne yaşı, trizomi 13, 18, 21’de olduğu gibi burada da etkindir.

    Otozomal Delesyon Sendromları: Otozomal kromozomlar üzerinde yer alan ve ışık mikroskobunda gözlenebilen delesyonlarla karakterize olan sendromlar.

    Cri du chat (5p15.2): 20000-1/50000 sıklıkta görülür

    Düşük doğum ağırlığı

    Yavaş büyüme

    Kedi miyavlaması gibi ağlama

    Hipertelorizm

    Mental retardasyon

    Fasial asimetri

    Mikrosefali v.b.

    Wolf-Hirschhorn (4p16.3):1/50000 sıklıkta görülür

    Ağır MR

    Büyük ve düşük yerleşimli kulaklar

    Belirgin alın

    Hipertelorizm

    İris kolobomu

    Mikrognati

    Mikrodelesyon Sendromları: Bu hastalıklarda delesyona uğrayan bölge 5Mb’ dan küçüktür.

    Sık görülen mikrodelesyon sendromlarından bazıları

    Williams Sendromu (7q11.3

    Prader-Willi Sendromu (15q11.2)

    Angelman Sendromu (15q11.2)

    Di-george Sendromu (22q11.2)

    Prader-Willi Sendromu: Paternal orijinli 15q11-13’de mikrodelesyon.

    Hipotoni

    Beslenme güçlüğü ve daha sonra hiperfaji

    Bilişsel bozukluk

    Davranış bozukluğu

    Hipogonadizm

    Kısa boy

    GH yetersizliği

    Obezite

    Angelman’s sendromu: Maternal orijinli 15q11-q13’de mikrodelesyon

    Gelişme geriliği

    Konuşma zorluğu

    Hareket bozukluğu

    Zamansız gülmeler ve mutlu yüz ifadesi

    EG bozuklukları

    Frajil-X sendromu: Xq27.3 bölgesindeki FMR1 genindeki CGG tekrar dizisinin uzunluğunun artması nedeniyle meydana gelir. 6-50 arası: Normal, 50-200 arası: Premutasyon, 200 ve üstü : Mutasyon

    Görülme sıklığı 1/4000-4/10.000 arasında değişmektedir.

    Mental retardasyon

    Uzun yüz

    Büyük kulaklar

    Makroorşidizm

    Göz teması kurmama

    Bazı olgularda otistik davranışlar

    Kromozom Kırık Sendromları(Kromozom bulgusu olan Mendelyen hastalıklar):

    Fankoni anemisi

    Ataxia telengiectasia

    Xeroderma pigmentosum

    Bloom Sendromu

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Hematoloji ve Genetik Uzmanı

  • DEPRESYONLA YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

    DEPRESYONLA YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

    Depresyon, isteksizlik, hayattan zevk alamamak, içinden hiçbir şey gelmemek gibi belirtileri olan bir hastalık halidir. Duygu durum bozukluğudur. Beyinin ön alanlarında, alın ve şakak bölgelerinde salgılanan hormonların yeteri kadar salgılanmamasından kaynaklanır.

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    Depresyon, kesinlikle “geçici üzüntü” ile aynı şey değildir. Kimi zaman kendimizi dibe vurmuş gibi hissedebiliriz, bu her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Depresyonda olan kişiler, kendilerini yalnızca hayatın akışına bırakarak iyileşemeyebilirler. ‘Kendi kendine iyileşme’ depresyon geçiren hastaların yarısında mümkündür. Ancak tedavi olunmadığında belirtiler haftalarca, aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Oysa uygun tedavi, depresyondaki birçok insana yardımcı olabilir.
    Depresyonda şiddetli üzüntü ya da umutsuzluk hissi vardır ve en az iki hafta sürer. Depresif kişiler ümitsiz olmaya ve kimseden yardım göremeyeceklerine inanmaya eğilimlidirler. Böyle hissettikleri için de kendilerini suçlarlar. Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınır, aile ve arkadaşlarından uzaklaşırlar. Hatta kimi zaman ölümü ya da intiharı düşünebilirler.

    DEPRESYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

    Biyolojik nedenler;
    — Bazı hastalıklar: Hipotiroidi/Hipertiroidi, Pankreas kanseri.
    — Mevsimsel özellikler: Kış mevsimlerinde depresyonun artması (Melatonin)
    Psiko-sosyal nedenler;
    — Yaşam olayları
    — Büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar
    — İş yaşamı sorunları
    — Partner, evlilik, Aile sorunları
    — Hamilelik/Doğum /Lohusalık/Menopoz süreci
    — Ağır ve süreğen hastalıklar
    — Taşınma/yeni yaşam koşulları
    — Olumlu yaşam olayları (Terfi, evlilik)

    DEPRESYONUN SONUÇLARI NELERDİR?

    — Kişilerarası ilişkilerde bozulma/ Aile parçalanmaları
    — Verimlilik azalması ve kariyer kaybı
    — Okul performans kaybı
    — Dikkat/Konsantrasyon bozulmasına bağlı kazalar/iş kazaları
    — Alkol ve uyuşturucu tüketiminin artması
    — Depresyon sonucu kalp-damar sistemini ilgilendiren veya benzeri bedensel (psikosomatik) rahatsızlıklar
    — İntihar

    TEDAVİ

    Psikoterapi ; Beyindeki işleyiş bozukluğunun terapi ile düzenlenmesi amaçlanır. Depresyonun bağlamının kişiye özel araştırılması, tedavi tekniklerinin belirlenmesi ve terapist danışan işbirliği esasına dayanır. Psikoterapi sistemin işleyişine reset atmak ve yeni işlevsellik kazandırma sürecinin tamamıdır. Duygu-düşünce ve davranış üçlüsünün bağlamda değerlendirilmesi, klit noktaların belirlenmesi ve depresyona sebep olan etkenlerin bireyin farkındalığı ile bilinç düzeyine çıkarılma sürecidir.

    Anne- baba ile kurulan ilişkiye kadar uzanan bir sürecin yeniden yapılanması önemlidir. Ailede depresif özellikli bireyler varsa davranışların öğrenilmesi söz konusudur, yeni davranışlar kazandırmak tedavi sürecinin parçasıdır.

  • Astım nedir? Astımın bulguları nelerdir?

    Astım akciğerlere kadar olan hava yollarının bir uyarı ile daralaması sonucu öksürük, nefes darlığı, hışıltı şikayetlerinden en az birinin olmasıdır. Sağlıklı bir kişide bu soluma olayı kolayca gerçekleşir. Astımlı bir kişidebazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. Astım atağı sırasında bronşlar ( hava yolları ) daralır ve havanın geçişi zorlaşır. Bu hava yolu daralmasının bazı nedenleri vardır. Bunlar:

    * Bronşları çevreleyen kasların kasılması sonucu hava yollarının daralması
    * Bronşun içini saran zarın şişmesi
    * Hava yollarında mukus ( sümük – balgam ) adı verilen yapışkan bir salgının aşırı salınması ve bu salgının hava yollarınıyer yer tıkaması

    Astım Nöbetinin Belirtileri Nelerdir?

    Bronşlar daraldığı zaman solunum işini yapmak için daha büyük çaba sarf edilir. Akciğerlere giren hava daralan bronşlardan dışarı çıkarken zorlanır. Hasta bunu nefes darlığı veya göğüste sıkıntı şeklinde ifade edebilir. Bu sırada hasta ıslık sesine benzer (vızıltı) bir ses çıkarır. Akciğere girmiş hava daralmış olan bronşlardan dışarı çıkarken, hasta aşırı zorlanırsa, normalde soluma ( nefes alıp verme ) işi için kullanılmayan boyun, göğüs, omuz ve karın kaslarını kullanır ve daha sık solur.

    Astımın Bulguları Nelerdir?

    * Öksürük. Astımın sık bir bulgusudur. Özellikle gece öksürüğü olur. Egzersiz, soğuk hava öksürüğü arttırabilir. Hava yollarındaki mukus birikimi ve bronşları çevreleyen kasların kasılması nedeni ile olur.
    * Vızıltı. Astım nöbetinin sık karşılaşılan bir bulgusudur. Akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken zorlandığı zaman nefes verirken duyulur. Siz çocuğunuzun sırıtnda dışardan elinizle hissedersiniz.
    * Sık Soluma. Astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından hasta daha sık nefes alıp verebilir. Bunu saptamak için çocuğunuzun 60 saniye içinde kaç kez nefes alıp verdiğini sayın; bulduğunuz sayıyı normalde iyiyken olan dakikadaki solunum sayısı ile karşılaştırın.
    * Göğüs Duvarı Derisinde Çekilmeler. Daha ağır astım nöbetlerinde görülen bir bulgudur. Göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir. Bu bulgu saptandığında hemen hastaneye başvurunuz.

    Astıma neden olan durumlar ( uyaranlar ) nelerdir ?

    Astımın sebebi tam olarak bilinmese de bu hastalıkta hava yollarının bazı uyaranlara aşırı duyarlı olduğu bilinmektedir. Bu uyaranlar hava yollarını uyararak astım atağı oluşumuna neden olurlar. Bu uyaranları şöyle sıralayabiliriz:

    1. Allerjenler ( allerjiye neden olan maddeler )

    Normal kişilere hiçbir zararı olamayan allerjenlere, allerjik astımı olan bir kişi maruz kalınca bir allerjik reaksiyon olur. Bu reaksiyon sırasında tahriş edici bazı kimyasal maddeler yapılır ve hava yollarındaki dokuların içene salınır. Kişi hem allerjik hem de astımlı ise astım atağı geçirir. Bu allerjenlerin bazıları şunlardır:

    Ev tozu, ev tozu akarları ( böcekler )

    Çiçek tozları ( polenler )

    Küf

    Hayvan tüyü

    2. Enfeksiyonlar

    Solunum yolu enfeksiyonları ( grip, nezle ) astımlı kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Bu enfeksiyonlar okul ve/veya kreşe giden çocuklarda sıktır.

    3. Hava değişimi

    Mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi ( özellikle soğuk hava ) ve nem oranının artması, astımlı bir kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir

    4. Egzersiz

    Astımlı bir kişide egzersiz hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Koşma gibi, daha fazla enerji tüketimine neden olan yoğun egzersiz türleri, birkaç dakika içinde bir astım atağına neden olabilir. Ancak bu nedenle astımlı çocuklarda egzersizin engellenmesi söz konusu değildir. Egzersiz öncesi uygun ilaç alımı ile astım atağı önlenebilir. İyi tedavi edilen astımlı bir çocukta egzersiz sonrası belirtiler olmamalıdır. Oluyorsa tedavi planının düzenlenmesi için bu durumu doktorunuza bildiriniz.

    5. Irritanlar ( tahriş ediciler )

    Bazı maddeler duyarlı olan bronşları tahriş edebilir. Bu maddeler şöyle sıralanabilir: Sigara dumanı, hava kirliliği, saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri ve keskin kokular. Astımlı bir kişinin yaşadığı evin içinde hiç kimsenin sigara içmesine izin verilmemelidir.

    Astımda olabilecek komplikasyonlar nelerdir ?

    * Astım genellikle çocuklarda akciğerlerde kalıcı hasar yapmayan bir hastalıktır. Hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da uygun tedavi ile akciğer fonksiyonları normale yakın olarak korunabilir.
    * Astımda sorun bronşlarda olmasına rağmen bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler) ve kulaklar ile ilgili problemler eşlik edebilir. Astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. Buruna yönelik uygun tedavi ile (burun temizliği ve doktorun önerisi ile diğer bazı ilaçlar) bu durumların olması önlenebilir.
    * Astım bazı psikolojik problemlere neden olabilir. Ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma neden olabilir. Uygun tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

  • Yaz geldi , çocuklarla tatile giderken ;

    Yazın gelişiyle pencerelerin açılması,havuz ve denize girilmesi,doğanın uyanması ,sıcakta gıdaların daha kolay bozulup, mikroorganizmaların üremesi, güneş ile uygunsuz saatlerde ve sürede temas edilmesi sebebiyle kışın rastlamadığımız ya da daha az rastlanan hastalıklar birden artar. Özellikle güneş çarpması, yanıklar, isilik, cilt rahatsızlıkları, ishaller böcek, sinek sokmaları, göz, kulak ve idrar yolları infeksiyonlarına daha sık rastlarız. Güneş çarpmasında kişinin kaybettiği su yerine konulmazsa ateş, kusma , halsizlik gibi belirtiler görülebilir. Su ve elektrolit kaybının şiddetine göre hipovolemik şoka kadar varan tablolar oluşabilir.

    Güneş çarpması sık sık su, ayran veya meyve suyu verilmesi ile önlenebilir. Güneş çarpan kişiye ılık duş yaptırılmalı ağızdan yeterli sıvı alamıyor ya da kusuyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak damar yoluyla sıvı verilmesi sağlanmalıdır.

    Güneşten korunmak için 10.00 ile 17.00 saatleri arasında açık havaya mümkün olduğunca çıkılmaması, bol sıvı tüketilmesi, en az 30 koruma faktörlü koruyucu güneş kremi kullanılması büyük önem taşır.

    Dikkat edilecek konu; bu kremlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her 3 saatte bir de tekrarlanmasıdır. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olur. Çevre ısısı arttıkça, deriden ter salgılanması artar. Aşırı sıcaklarda ter bezleri kanalları tıkanır ve halk arasında isilik denen boyun, omuzlarda daha sık olmak üzere vücudun daha fazla terleyen bölgelerinde küçük kırmızı ve kaşıntılı cilt lezyonları belirir. Tedavisinde her gün ılık suyla 3 -4 kere banyo yapılması önerilir. Yeterince temizlenmeyen havuzlardan mantar, ishal yapan mikropların ve idrar yolunu seven mikropların bulaşmasıda kolaylaşır. Havuzdan çok denizin tercih edilmesi, sıcakta çok beklemiş gıdaların tüketilmemesi,ellerin sıkça yıkanması, uzun süreli idrar tutulmaması olası hastalıkları azaltacaktır.

  • Çocuklarda görülen kalp hastalıkları!

    Çocuklarda görülen kalp hastalıkları!

    Çocuklarda en çok hangi kalp hastalıkları görülmektedir? Bu hastalıklar hangi dönemlerde ortaya çıkmaktadır? Bu hastalıkların belirli oluşum nedenleri varmıdır?

    Çocuklarda görülen kalp hastalıklarını üç ana başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar; doğuştan kalp hastalıkları, sonradan oluşan (edinsel) kalp hastalıkları ve ritm ve ileti bozukluklarıdır.

    Doğuştan kalp hastalıkları, en sık rastlanılan doğuştan anomaliler olup doğan her 1000 çocuktan 8’inde kalp hastalığı görülmektedir. Bu da canlı doğumların ortalama %1’i olmaktadır. Ülkemizde her yıl ortalama 12000-13000 bebek kalp hastası olarak doğmaktadır.

    Doğuştan kalp hastalıkları doğum öncesi anne karnındaki bebeğin organlarının gelişimi sırasında ortaya çıkan hastalıklardır. Bu hastalıklar, kalbin kulakçık veya karıncıkları arasında bulunan bölmelerdeki delikler, kalbe gelen ve kalpten çıkan damarların anormal pozisyonları, ana damarların kapakçıklarındaki ve kulakçık ile karıncıkları birbirlerine bağlayan kapaklardaki darlık ve yetmezlikler, kalp kasını besleyen koroner damarlardaki anomaliler veya yukarıda sayılan anomalilerin birlikte bulunduğu daha ciddi ve kompleks hastalıklardır. Çocuklarda en çok görülen kalp hastalıkları doğuştan kalp hastalıklarıdır.

    Sonradan oluşan (edinsel) kalp hastalıkları arasında en sık görüleni romatizmal kalp hastalıklarıdır. Sıklıkla 5-15 yaş grubu çocuklarda üst solunum yolundan giren A grubu beta hemolitik streptokokların romatizma yapıcı türünü alan çocuklarda eklem bulgularının yanısıra %50 olguda boğaz infeksiyonundan 2-4 hafta sonra kalp kapakları, kalp kası ve bazen de ek olarak kalbin dış zarı etkilenerek kalıcı kalp hastalığı oluşmaktadır.

    Edinsel kalp hastalıklarının oluşmasında özellikle süt çocukluğu döneminde görülen viral üst solunum yolu infeksiyonlarında, kabakulak, kızamıkçık ve suçiçeği gibi hastalıklarda da kalp kası ve kalp zarı etkilenebilmektedir. Edinsel kalp hastalıklarından daha seyrek olarak görülen Kawasaki hastalığı 5 yaş altı çocuklarda koroner damarları tutan bir hastalık olup 5 günden fazla süren ateş ve döküntü olduğunda bu hastalık düşünülmelidir.

    Ritm ve ileti bozuklukları, kalbin elektriksel sisteminde anormal yavaşlama, duraklama veya hızlanmalarla belirlenen kalp atım bozukluklarıdır. Bu gibi ritm bozuklukları çocuklarda, erişkinlerde olduğu kadar sık değildir. İyi huylu ritm bozuklukları olabildiği gibi; kalp yetmezliğine, bayılma ve hatta ani ölüme yol açabilecek ritm bozuklukları çocukluk çağında görülebilmektedir. Bunlar sıklıkla doğuştan kalp hastalıklarına veya bu hastalıklar nedeni ile geçirilmiş kalp ameliyatlarına bağlı olabilmektedir. Ritm bozuklukları bazen de bilinen herhangi bir nedene bağlı olmadan da ortaya çıkabilmektedir. Çabuk yorulma, halsizlik, huzursuzluk, aşırı terleme, bebeklerde iyi beslenememe ve özellikle gece uyku bozuklukları mevcut bir ritm ve ileti bozukluğunun belirtileri olabilmektedir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda hastalığın nedeni bilinmemektedir. Hamilelik döneminde kullanılan bazı ilaçlar, alkol ve uyuşturucu, röntgen ışınlarına maruz kalma bebekte risk faktörü olabilmektedir. Annenin insülin bağımlı diyabetik olması kalp hastalığı görülme sıklığını ortalama 5 kat daha arttırırken, bazı bağ dokusu hastalıkları da kalpte ileti bozukluklarına neden olabilmektedir. Gebeliğin ilk üç ayında, özellikle kızamıkçık gibi bazı viral infeksiyonların geçirilmesi kalpte yapısal bozukluklara neden olurken, bu gibi virüslerin son üç ayda alınması kalp kasında bozukluklara yol açabilmektedir. Bazı kalp hastalıklarının oluşmasında kalıtım sorumlu tutulurken, bazı kromozom bozukluklarında (Down sendromu, Trizomi 13 ve Trizomi 18 gibi) doğuştan kalp hastalıkları çok daha sık görülmektedir. Ailede bir bebekte doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak diğer kardeşlerinde de kalp hastalığı oluşma riski ortalama %2 olarak bilinmektedir. Annenin doğuştan kalp hastalığı olmasında da doğacak bebeğinde kalp hastalığı oluşması yine aynı oranda risk faktörü olabilmektedir.

  • Öksürük var neden?

    Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?Allerjik mi?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir. Gene öksürük sebeplerinden biri olan ;ALLERJİK NEZLE de ,göz altı mor halkalar ve fırça gibi kirpikler dikkat çeker.

    Çocuklar genellikle hareketli ve hırçın çocuklardır.

    Bu çocuklarda östaki borusu allerjiye bağlı şiş ve ödemli olduğundan sık sık orta kulak iltihabı ve ateşli hastalık geçirirler.
    Burunları ve gözleri kızarık ,kaşınan,şiş görünen çocuklardır.
    Çocukların uykuda kafa ve boyun kısmı yoğun ter içinde kalır.Çoğunun yastığı terden ıslanır.Uykuda diş gıcırdatma allerjik nezleli çocuklarda sıktır .Buda orta kulağın havalanma dengesini sağlayan östaki borusunun tıkanması ve gıcırdatarak bu boruyu açma girişimi gayretlerinden dolayıdır.
    Solunum allerjileri sıklıkla allerjik nezleyle başlar.Belirli süre sonra astım bronşiale gelişme riski yüksektir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle ÇOCUĞUMUZ 6 ayın altında ve 8 yaşın üstünde ise boğmacayı da düşündürmelidir.

    İnatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.Uzayan,gece meydana gelen,hareketle artan öksürük muhakkak hekime danışılmalıdır.