Yazar: C8H

  • Elektroensefalografi (eeg) nasıl uygulanır?

    Elektroensefalografi (eeg) nasıl uygulanır?

    Elektroensefalografi (EEG) çekimi ortalama 23 tane küçük elektrodun bir tür jel yardımı ile saçlı kafa derisine yerleştirilmesi ve bir bilgisayar yardımıyla beynin elektriksel aktivitesinin kaydedilmesi şeklinde yapılır. Epilepsi teşhisinde ve tipinin belirlenmesinde ve birçok nörolojik sorunda tanıya yardımcı bir tetkiktir.

    Her rutin uyanık EEG çekiminde göz açma-kapama, 3 dakika boyunca çocuğa derin nefes alıp verme şeklinde hiperventilasyon (HV) ve aralıklı ışık uyarısı şeklinde fotik stimülasyon gibi aktivasyon yöntemleri uygulanır. Amaç epileptik odağı veya anormal aktiviteyi aktif hale geçirmektir.

    EEG çekim öncesi hazırlık gerekir mi?

    Büyük çocuklarda rutin uyanıklık çekim öncesi özel bir hazırlık aşaması gerekmemekte olup saçın bir gün önceden yıkanmış olması, saça sprey, jöle vs. sürülmemesi yeterli olmaktadır. Bebeklerde randevuya geleceğiniz günün gecesi çocuğunuzu her zamankinden geç yatırıp erken kaldırmanız tavsiye edilir. Hastaneye gelirken yolda uyumamasına dikkat edilmelidir.

    Uyku EEG’Sİ çektirecek hasta ; EEG kayıt sırasında derin uykuda 1 saat uyuyabilecek şekilde uykusuz bırakılmalıdır. Bebeğin uykusuz bırakılarak o saatte doğal uykuda olması yeğlenmektedir. Karnı tok olursa daha iyi uyur. Saçların temiz olması artefaktsız çekim sağlar. Çocuk EEG’si çocuk nöroloğu tarafından değerlendirilir ve raporlanır. Erişkin nörologlar tarafından çocuk EEG değerlendirilmesi hatalı yorumlara yol açabilir.

    EEG Zararlı mı? Radyasyon içerir mi?

    EEG tamamen ağrısız ve zararsız bir inceleme yöntemidir. İşlem can yakmaz. Hastaya elektrik verilmesi söz konusu değildir. EEG ile akıldan geçen düşünceler okunmaz ve zeka ölçülemez. Her yaşta insana EEG çekilebilir. EEG’de RADYASYON ETKİSİ YOKTUR ve zarar vermez.

    EEG çeşitleri nelerdir?

    Rutin (Uyanık) EEG , Uyku EEG, Uyku-Uyanıklık EEG, 1-3-8 Saatlik EEG Moniterizasyonu,Tüm Gece EEG ve 24 saat EEG moniterizasyon gibi temelde aynı ama bazı süre ve durum farklılıkları olan incelemeler planlanabilir.

  • ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    Okullar bitiyor. Tatil yaklaştıkça öğrencinin de ailenin de ortak heyecanı karnenin nasıl olacağıdır. Karne üzerine konuşmalar; ödüller,cezalar,korkular,heyecanlar, stres, karneyi saklama isteği… Hepsi tek tek gündem olur.

    Öncelikle okul karnesinin tanımını yapmak lazım. Dönem sonunda okul yönetimi tarafından verilen her dersin başarı durumu ile devam, yetenek ve genel bir gidiş halini gösteren belgeye karne denir. Karne çocuğun, ailenin ve eğitim sisteminin notlandırılmasıdır. Bu sebeple iyi ya da zayıf nottan çocuk, aile ve okul birlikte sorumludur.

    Çocuklar, aileler ve okullar farklı farklıdır;

    Çocuğun kişisel özellikleri; zeka türü, anlama anlamlandırma düzeyi, adapte olma düzeyi farklıdır. Kavrayış özelliklerinin farkı zeka seviyesinin az ya da çok olmasıyla ilgili değildir aksine her çocuğun en iyi kavrayacağı bir sistem vardır. Ders başarısının yüksek olması öğrenciye uygun eğitim sistemiyle mümkündür. Başarısız diye adlandırdığımız çocuklar doğru ders çalışma teknikleriyle ders çalışmayan çocuklardır aslında.

    Aileler de farklı farklıdır. Bazı aileler çocuğuyla konuşabilen onun duygularını anlamaya çalışan bir yapıya sahipken bazıları korkutarak başarıya ulaşmaya çalışmaktadır. Unutmayın çocuk ders çalışmak istemiyorsa, çalışmıyorsa, hedefi yoksa, sürekli bilgisayar başındaysa, karnesinde notları çok zayıfsa ‘direnç’ gösteriyor demektir. Bu da şu anlama gelir; duygusal olarak anlaşılmamış çocuklar bilinçdışı tepki olarak tüm beklentilerin tam aksi davranırlar.

    Okulun sitemi ve öğretmenin eğitim yaklaşımı çok kritiktir. Her öğrenci her konuyu kavrayabilir, uygun yöntemi bulmak öğrenciyi tanımak çok önemlidir.

    Ve Karne…

    En kötüsünden başlayalım. Anne babalar çocukları kötü karne getirdiklerinde yapabilecekleri ile ilgili tehditler savurmaktadır. Zaten belli olan karne ile ilgili olarak çocukları korkutmak bir şeye fayda etmediği gibi çocukların alternatif yöntemler bulmasına ya da korkudan ailelerinden uzaklaşmasına sebep olabilir. Çocuğun aileden korkması, hissettiklerini paylaşamamasına, içine kapanmasına ve kendini iyi hissedeceği zararlı alışkanlıklar edinmesine sebep olabilir.

    Çok ödüllendirilen çocuklar da vardır. 3.sınıftadır çocuk en iyi bilgisayar, en iyi telefon, en iyi ayakkabı, en iyiler çoktan ödül olarak alınmıştır. Bu durumda her seferinde daha fazlasını alma ihtiyacı doğacaktır. Zamanla ödülün başarıyı pekiştiren tarafı kaybolur ve aile ne yapacağını bilemez hale gelebilir.

    Umursanmayan çocuklar. İyi, kötü,çok iyi ne olduğunun önemi yoktur. Aile hiçbir şekilde çocuğunun karnesini görmez, umursamaz. Karne herkesin gündemiyken görülmeyen bu çocuklara baktığınızda zamanla kendilerini göstermek için farklı alışkanlıklar geliştireceklerini görebilirsiniz.

    Başarılı karne ve sürekli başarıya teşvik edilen çocuklarla ilgili olarak ise şu çok önemlidir. Bu çocuklar başarısız sonuçlar elde ettiklerinde ne yapacaklarını nasıl davranacaklarını bilemedikleri için çok ciddi kırılma, içe kapanma, ders çalışmama isteği ve özgüven kaybı yaşayabilirler.

    Nasıl yaklaşmalıyız?

    Başarısız bir karne söz konusuysa; başarısızlığın neden kaynaklandığı bulunmalıdır. Okul aile ve öğrenci işbirliği halinde olunmalıdır. Anne ve baba çocukla onu anlamak için konuşmalıdır. Konuşmanın şekli ve içeri kızmadan, öfkelenmeden, ceza ya da ödülden bahsetmeden olmalıdır. ‘Karnen nasıl olursa olsun biz seni seviyoruz ve önemsiyoruz, senin geleceğini de önemsediğimiz için okul başarısının senin hedeflerine katkı sağlayacağını düşünüyoruz’ diyerek çocuğa konuşma hakkı vermek gerekir. İlerde ne olmak istediği, hedefine ulaştığında nasıl hissedeceği, nasıl mutlu olacağı gündem olduğunda çocuk anlaşıldığını hissetmeye başlayacaktır. Aile içinde olan iletişim bozuklukları ve anne babanın çocuğa yaklaşımı da çocuğun ders çalışmasına direnç oluşturabilir.

    • Anlayan ve dinleyen anne baba olarak, çocuğun kendini ifade etmek için başarısızlığı tercih etmesini engelleyebilirsiniz.

    • Sürekli başarılı olan, başarısız olmayan çocuklar için başarısız bir sonuç yaşama durumunda ciddi kırılma yaşamamaları için ‘dünyanın sonu olmadığı’ ‘tekrar tekrar deneyebileceği’ güveni verilmelidir.

    • Çocuğunuz başarılı olmasa da sizin tarafınızdan sevileceğini ve onaylanacağını bilsin, başarılı olmak ikinci basamakta kalsın.

    • Ödül verirken abartıya kaçmamak önemlidir. Çocuğun ihtiyacı olan ve çıtayı yükseltmeden, sadece başarısını pekiştirmek için ödül verilmedir. Çocuk ödül için başarılı olmamalıdır, başarılı olduğu için ödüllendirilmelidir.

    • Çocuğunuzu önemseyin ve görün; siz onları onaylamadıkça onaylanmak için başka başka alışkanlıklar edinecekler. Oldukları gibi kabul edin ki, onaylayın ki sevildiklerini hissetsinler.

    • Çocuğunuzu her şeye rağmen sevin, karne iyi de olsa kötü de olsa önce çocuğunuz yanınızda onu fark edin, sonra karneyi konuşun.

    • Bol zayıflı bir karne düzenlenebilir, çocuğunuzun içindeki duygusal sorunların düzelmesi biraz daha fazla zaman alabilir. Psikolojik ve fiziksel sağlık önceliğiniz olmalıdır.

    • Çocuğunuzun başarılı olduğu alanlar vardır, bu alanlardaki başarılarını takdir ederek aynı başarıyı diğer alanlarda da elde edebileceğine dair güven oluşturun.

  • Ateş nasıl düşürelim? 6. Hastalık nedir?

    ATEŞLİ ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI

    Çocuğunuzun ateşi 37.9 ve üzeri ise ve kendini rahatsız hissediyorsa ateşe müdahale edilmelidir. Hastalık süreci içerisinde alttaki neden tedavi edilmediği sürece ateş tekrar yükselecektir, ancak ateşi düşürerek çocuğunuzun kendini daha rahat hissetmesini sağlayabilirsiniz.

    Ateşi düşürmek için bazı şurup ve fitilleri kullanabiliriz. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ilaç seçiminde doktorunuza danışmakta fayda vardır.Ateşin sebebi ne olursa olsun ılık sularla banyo yaptırmak alnına, koltuk altlarına, kasıklarına ılık ıslak bez ile uygulama yapmak her zaman işe yarar.

    Çıplak kalabilir ya da ince giydirilmelidir

    Sık sık emzirin ya da bol sıvı veriniz.

    Ateş ölçümü için dijital termometreler hem kullanım hemde fiyat açısından uygundur, çabuk ve doğru ölçebilirler.

    Ağız, koltuk altı veya her iki yoldan ölçebilirler. Kullanmadan önce koltuk altındaki teri veya suyu silmek gerekir.

    Bebeğiniz 3 ay ve altındaysa, ateşi 37.9 C’ nin üzerinde olduğunda doktorunuzu aramalısınız.

    Düşüremediğiniz her ateşte veya sık tekrarlayan ateşte hekiminizi aramalısınız.

    Bunların yanında huzursuzluk ateş düşürücüye cevap vermeyen ateş;döküntü var ise çocuğunuzun ateşi düştüğü halde halsiz görünümü devam ediyor ya da giderek artıyorsa, ateşi 2 yaşın altında 24 saatten daha uzun süre, 2 yaş ve üzerinde 3 gün ve daha uzun süre devam ediyorsa doktorunuza gitmelisiniz.

    Önce duş veya kompresle müdahale peşinden ilaç tercih etmek ateşi daha kolay kontrol etmemizi sağlar..

    ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA İNFANTUM)

    Roseola üç ay- altı yaş arasındaki çocukları etkileyen çok yaygın hafif viral hastalıklardan biridir.

    Bir kaç saat ile üç beş gün sürebilen yüksek ateş ve sonrasında kırmızı deri döküntüleri ile seyreder.

    Döküntü, bazen kızamık veya kızamıkçık ile karışabilir.

    Rozeola da en büyük risk ateşin tetiklediği febril konvülziyon (havale) riskidir.

    Tedavi seçenekleri bol sıvı, parasetamol, dinlenme ve evde bakımı içerir.

    Belirtiler:

    Roseola 39,4 – 40,6 derece arasında genellikle 2-3 gün süren, en fazla 8 güne kadar uzayabilen ani yüksek ateş ile başlar. Ateş başladığı gibi aniden normale döner. Bazen yüksek ateşe bağlı nöbetler gelişebilir. Kulak arkası ve boyunda lenf bezlerinde şişmeler görülebilir.Nadiren ensefalit ve hepatit gelişebilir.
    Diğer belirtileri göz kızarıklığı, burun akması, huzursuzluk, sinirlilik,iştahsızlık, boğaz ağrısıdır.
    Ateşin düşmesi ile birlikte pembe-kırmızı döküntüler başlar. Döküntüler önce gövde ve boyunda başlar, daha sonra yüz, kollar ve bacaklara yayılır. Kabuk hafifçe kaldırılırsa altında yara oluşabilir. Döküntüler birkaç saat ile 1-2 gün arasında sürebilir. Genellikle kaşıntı yoktur.

    Hastalık genellikle bir haftada iyileşir. HHV-6 enfeksiyonlarının yaklaşık % 70 inde döküntü oluşmaz, sadece ateş vardır.

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • NARSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    NARSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Temelde içerde bulunan incinmiş, yıpranmış, değersiz yapının saklanması için kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Narsistik kişiliği olan insanların en belirgin özelliklerinden biri, başarılı olmaya aşırı odaklanırken başarısızlığa karşı aşırı hassastırlar. Herkesten biraz daha farklı, özel ,üstün, önemli bir kişi olduklarını düşünürler. Övüldüklerinde kendilerini çok iyi hissederken, eleştirildiklerinde rahatsız hissederler, incinirler, öfkelenirler.

    Büyüklenmecilik ve değersizlik hisleri yan yanadır. Derinlerdeki değersizlik duygusunun farkında değillerdir, bu duyguya hiç bulaşmamak için sürekli olarak kendilerine ve çevrelerine ne kadar özel ve değerli olduklarını ispatlamaya çalışırlar. Kimsenin yapamadığı işleri yapmak isterler. Bu süreçler bilinçdışı gelişir, bunları yaptıklarını fark etmezler.

    Bazı kişilerde ise büyüklenmeci yapı dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. Aşırı mütevazi, asla övünmeyen, övülmekten hoşlanmayan kişiler olarak görülürler. Mütevazılıklerini etrafa duyurmaktan keyif alırlar. Derinlemesine incelendiğinde içerden büyüklenmeci bir yapı çıkar, kendi iç dünyalarında ne kadar önemli bir kişi oldukları ile ilgili hayaller kurabilirler.

    Yaptıkları için en iyisini yapmak isterler, en iyi okul, en iyi iş peşinde koşarlar. En iyi eğitimleri almalı, en iyi iş yerine sahip olmalıdırlar.

    Toplum içinde farklı formlarda görülebilirler. Mağdur ve mazlum duygulardan beslenen narsistik kişilere de rastlanmaktadır. En zorda olan, en kötü olayların onun başına geldiği, en hastalıklı, en kadersiz, en mutsuz olan kişilerdir. Bu kadar sıkıntıya iyi dayanıyor, yine de ayakta duruyor gibi duyguları karşıdaki kişiye hissettirirler ve bununla beslenirler.

    ‘ Ben’li cümleleri sık sık kullanırlar. Onu fark eden ve anlayan birisine karşı ilgi hissederler ve dikkatlerini ona yönlendirirler. Elde ettikleri başarı sonrası iyilik halleri geçicidir. Bu yüzden hep yeni başarılar için çaba halindedirler.

    Narsistik kişiler mutluluk için hep uzakta dururlar, karşıdan bakarlar mutluluğa. Yaşadıkları andan keyif alamadıklarından sürekli gelecek planları yaparlar. Bu planların hiçbir zaman sonu gelmez.

    Toplumda çoğu başarılı insanlar narsistik kişilik özelliklerine sahip kişilerdir. Yöneticiler, liderler, bilim adamları, iş adamları bu kişilik özelliklerine sahiptirler.

    Evli olanların genellikle eşleri ve çocukları ile sorunları vardır. Evli olmayanlar sevgilileri ile sık sık yakınlaşma ve ayrılma sorunları yaşarlar. İlişkileri mesafeli ve soğuktur, duygusallık yakalamak oldukça zordur.

    Bu kişileri uzaktan tanıyanlar çoğunlukla hayranlık beslerler ve karizmatik bulurlar. Karşıdaki kişinin duygusunu iyi bir şekilde analiz ederler ancak bu duygulara karşı umursamaz olabilirler ve karşıdaki kişinin canını yakmak için kullanabilirler. Empati yeteneği zayıf olduğundan bu kişilerle yaşamak genellikle zordur; durmadan küçümseyen, alay eden ve eleştiren birinin karşısında değersiz hissetmek kaçınılmazdır.

    Daha çok erkeklerde görülür. Partner tercihinde borderline kişilik yapısındaki kadınları seçerler. Bu kadınlar da onları tercih eder. Ulaşılması zor kadınları tercih edip sonrasında onları değersizleştirirler. İlişki ilerledikçe , daha önce gözlerine görünmeyen ayrıntılara takılıp bunları problem haline getirirler. Sonuç olarak da yoğun eleştiri ve değersizleştirme ile öfke krizleri yaşanır. Yaşanan sorunlara çözüm bulmadıkça alternatif partner arayışına ve cinsel fantezilere yönelim başlar. Anlamsız ve sapkın cinsel eğilimler, pornografiyle ilgilenme, alkol alma, madde kullanımı, tehlikeli spor yapma, hızlı araba kullanma, işe güce daha çok yoğunlaşma, ideolojik gruplara karşı aşırı ilgi duyma gibi savunma mekanizmaları kullanabilirler.

    Başarısızlığa, eleştiriye, terk edilmeye karşı olan hassasiyetleri sonucu ruhsal kırılmalar yaşarlar. Bu durumda vücutlarında psikosomatik hastalıklar dediğimiz tıbbi rahatsızlıklar görülür. Örn; baş ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, kalp ağrısı, mide ağrısı. Cinsel sorunlarla da sık sık karşılaşırlar. Örn; erken boşalma, sertleşme sorunları, başka kadınlara aşırı ilgi ve eşini aldatma olabilir.

    Narsistik kişilik neden gelişir?

    0-6 yaş kiritik dönemdir. Çocuk daha dünyaya gelmeden ailenin zihninde yetiştirilecek çocukla ilgili tasarımlar vardır. Başarması gerekenler, yapması gerekenler, yapmaması gerekenler çoktan belirlenmiştir ve çocuk tüm bunlara uymak zorundadır. Ailenin bu çabası çocuğun bilinçdışında forma uygun davranmasını gerekli kılar. Çocuğun başarıları sürekli övülür, ne kadar başarılı ve mükemmel olduğu sık sık söylenir. Çocuğa özgür bir alan bırakılmaz, kendi kararını vermesine izin verilmez. Çocuğun ailesinden öğrendiği en temel şey anne ve babasının sevgisini kazanmak için, onların beklentilerine uygun davranması gerektiğidir. Anne ve babasının istediği gibi davranmaz ise çocukla olan ilişki kesilir ya da cezalandırılır. Baba genellikle aşırı otoriter ve siliktir, anne de baba gibi kaliteli bir duygusal ilişki kuramaz.

    Bu çocuk büyürken tek derdi anne ve babasını memnun etmektir. Bu durumda kendi becerilerini, ihtiyaç ve arzularını tanıma fırsatı bulamaz. Çünkü başarısızlıklarında çocuğa olan ilgi ve sevgi tamamen kesilir. Bu şekilde aile farkında olmadan çocuğu çok kez cezalandırır. Çocuk da sevgi alabilmek için adamına göre muamele yapmayı öğrenir. Büyüdüğünde sürekli başarılı olmak, öteki insanların takdirini almak için koşturur.

    Annenin sevgisini kesmesi, küsmesi, konuşmaması, çocukta sürekli bir değersizlik hissi oluşturur. Bu çocuk aileyi memnun etmek için birçok kimlik geliştirir, bunlara sahte kendilik de denir. Her gördüğü kişiyi memnun etmek için, sevgi alabilmek için kılıktan kılığa girer. Aldığı koşullu sevginin devamı olarak da tüm insanlardan koşullu sevgi alır. Sürekli maske taktıkları için hayat onları çok yorar ve sürekli yorgundurlar, iş yapmasalar bile yorgun olduklarını ifade ederler.

    Tedavisi var mıdır?

    Bu kişilikler ruhsal sorunları nedeniyle tedaviye başvurmazlar. Hayatın anlamsız gelmesi, boşluk hissi, depresyon gibi şikayetlerle başvururlar. Panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, cinsel sorunlar nedeniyle de başvurabilirler.

    Psikoterapi ile bu danışanlara yardım edilebilir. Danışanlar zaman zaman terapisti idealize eder zaman zaman yoğun öfke hissederler. Terapi süreci her danışan için değişkendir. Deneyimli bir terapist ve bütüncül bir yaklaşımla tedaviler yüz güldürücüdür.

  • Geniz eti ve bademcik alınmalı mı?

    Geniz eti ve bademcik sorun lar yarattığında alınsın mı alınmasın mı?sıkça tartışılır .Oysa oluşan sorunun ne kadar önemli olduğunu ölçecek elimizde bilgi ve emareler var.Öyle emareler varki mesela apne-solunum durması olan kişi muhakkak ameliyat edilmelidir.Burada hastayı takip eden çocuk hekimi ile kulak burun boğaz uzmanın ın doğru ve uyum içinde değerlendirme yapması önem taşır.Geniz Eti NORMALDEN BÜYÜKSE

    •Çocuk ağızdan nefes alır, burnu daima tıkalıdır.
    •Sesi genizden gelir.
    •Gece yüksek sesle horlar, uykuda da rahat nefes alamaz. Sabah yorgun kalkar, bu da gün içinde hırçınlığa, okul başarısında düşmeye yol açabilir.
    •Ağızda koku olabilir.
    •Tekrarlayan boğaz enfeksiyonları veya kulak enfeksiyonları görülebilir.

    Geniz Etinin Alınması Ne Zaman Gerekir?

    Eğer, geniz eti büyüklüğü normal nefes almaya, konuşmaya engel oluyorsa ameliyat mutlaka önerilir.

    Aşağıdaki durumlarda da, ameliyat seçeneği değerlendirilmelidir:

    •Eğer, çocuğun uykuda sıkıntısı varsa

    •Eğer tedaviye rağmen düzelmeyen veya sık tekrarlayan kulak enfeksiyonu, kulakta sıvı toplanması varsa

    Bademciklerin Alınması Ne Zaman Gerekir?

    Eğer bademcik büyüklüğü, uykuda nefes alamama nöbetlerine, yutma veya nefes alma güçlüğüne neden oluyorsa alınmalıdır.

    Aşağıdaki durumlarda da, bademciklerin alınması düşünülebilir:

    •Eğer sık sık anjin geçiriyor ( yılda 7 defa, veya arka arkaya 2 yılda toplam 10 defa ) ve koruyucu antibiyotikten de yarar görmüyorsa

    •Eğer ciddi bir anjin sonrası abse oluşmuşsa

    •Eğer uygun tedaviye rağmen geçmeyen bir enfeksiyon varsa
    GEÇMİŞ OLSUN

  • VAJİNİSMUS TİPLERİ

    VAJİNİSMUS TİPLERİ

    Vajinismus doğası gereği farklı özellikler barındırır. Bu sebeple de farklı çeşitleri mevcuttur.İlk cinsel deneyimde ortaya çıkabildiği gibi sonradan da gelişebilir. Yani cinsel deneyimi olan kadın da belirli sebeplere bağlı olarak vajinismus tanısı alabilir. İlk cinsel deneyimde oluşan vajinismus için şunları söyleyebiliriz: vajinanın üçte birlik dış kısmında, birleşmeyi engelleyecek şekilde sürekli olarak istem dışı kasılma olması, bunun ilk seferde orta şiddette yaşanması ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı olduğunun tarif edilmesi halidir. Kişi hayatı boyunca başarılı bir cinsel birleşme yaşamamıştır. Sonradan gelişen vajinismusa baktığımızda ise şunları görürüz: Daha önce cinsel kişi birleşme yaşamış ancak düşük, doğum, yırtık, kürtaj, kötü yapılan muayene ve ağır enfeksiyon gibi sebeplerle sonradan vajinismus problemi tablosuyla karşılaşmıştır.

    Geçmişten gelen cinsel bir travma yok ve parmak ile vajinaya giriş yapılıyor ancak yine de ilişki sırasında eşi itme ve kasılma oluyorsa, bu durum basit vajinismus olarak adlandırılır ve tedavisi daha kolaydır. Geçmişte cinsel travma var ise bastırılmış çok duygu var demektir ve tedavi zorlaşır, bu durum ise ağır vajinismus olarak adlandırılır.

    Dr.Keçe Vajinismus Sınıflandırılması;

    Evre 1 Vajinismus: Cinsel yakınlaşmalar sırasında aşk kaslarında istemsiz kasılmalar olur, cinsel ilişki bittiğinde danışan sakinleşince bu kasılmalar hemen geçer. Danışan jinekolojik muayene sırasında rahattır, danışanın geçmişte travması yoktur, danışan parmağıyla rahatlıkla vajina içini kontrol edebilir, sınırlı penis birlikteliği yaşanır ve eşini elleriyle iter.

    Evre 2 Vajinismus: Aşk kaslarında istemsiz kasılmalar vardır, bu kasılmalar cinsellik bitince ve danışan sakinleşince hemen sona erer. Jinekolojik muayene gerçekleşir ancak kasılmaları devam eder, rahat değildir. Danışanın geçmişten gelen bir travması yoktur. Danışan parmağıyla vajina girişini kontrol edebilir ancak vajinanın içini kontrol edemez. Sınırlı penis girişine izin vermesine rağmen bahanelerle ilişkiden kaçar.

    Evre 3 Vajinismus: Cinsel yakınlaşmalarda istemsiz kasılmalar vardır. Bu kasılmalar ilişki bitince ve danışan sakinleşince hemen geçmez. Jinekolojik muayene gerçekleşir ancak danışan rahat değildir, muayene sırasında kalçasında kasılmalar devam eder. Danışan parmağıyla vajina girişini ya da içini kontrol edemez. Sınırlı penis girişi deneyimi yaşamamıştır, ilişki sırasında eşini elleriyle iter.

    Evre 4 Vajinismus: Cinsel yakınlaşmalarda aşk kaslarında ve sırtta yoğun şekilde kasılmalar olur.Bu evre endişe, korku, kalça ve bacaklarda kapanma, kasılma, ilişkiye direnç ve geri çekilme olarak kendini gösterir. Danışan sakinleşse de bir süre daha bu korku hali devam eder. Jinekolojik muayene gerçekleşir ancak danışan oldukça zorlanır ve hiç rahat değildir, kalçasında kasılmalar olur. Danışan parmağıyla vajina girişine ya da vajina içine dokunamaz, sınırlı penis girişi yaşamamıştır, eşini elleriyle iter.

    Evre 5 Vajinismus: Cinsel yakınlaşma sırasında aşk kasları ile sırt ve tüm vücut kasları kasılır. Endişe, korku, tiksinme ve panik hali ortaya çıkar. Kalça ve bacaklar kendini kapatır, eşini iter. Cinsellik sonrası danışan rahatlasa da kasılmalar geçmez. Danışan jinekolojik muayeneyi reddeder. Vajinasına hiç dokunamaz. İlişki sırasında eşini elleriyle iter.

    İlişki içindeki farklı problemler, kadının istemli olarak ağrı, acı, yanma yaşayacağı korkusu geliştirmesine ve buna bağlı olarak birleşmeye izin vermemesine sebep olur. Kadın tampon gibi farklı şeylere izin verir ancak penise izin vermez, bu durum Durumsal Vajinismus olarak adlandırılır.

    Tedavi programı vajinismusun evresine göre oluşturulur.

  • Kromozom anomalileri

    Kromozom Anomalileri sıklığı

    Trisomi 21 (Down Sendromu) 1/ 1000

    Trisomi 18 (Edwards Sendromu) 1/ 3000

    Trisomi 13 (Patau Sendromu) 1/ 5000

    47, XXY (Klinefelter sendromu) 1/ 1000

    45, X (Turner Sendromu) 1/ 5000

    47, XXX Triple X sendromu) 1/ 1000

    DOWN SENDROMU:

    21.kromozomun trizomisi

    Hipotoni

    Mental retardasyon(IQ<50)

    Büyük

    Simian çizgisi

    Epikantus

    Konjenital kalp hastalığı

    EDWARDS SENDROMU:

    18. Kromozomun trizomisi

    Düşük doğum ağırlığı

    Küçük çene

    Belirgin oksiput

    Düşük, malforme kulaklar

    Karakteristik el şekli

    Kısa sternum

    Kriptorşidizm

    Çeşitli organ anomalileri

    Olguların üçte biri ilk ay içinde kaybedilir

    PATAU SENDROMU:

    13.Kromozomun trizomisi

    Yarık dudak-damak

    Anormal kulaklar

    Postaksial polidaktili

    Hipotelorizm

    Belirgin topuk

    Kriptorşidizm

    Konjenital kalp hastalığı

    Olguların yarısı ilk üç ayda kaybedilir

    Klinefelter Sendromu (47,XXY)

    İnfertilite

    Hipogonadizm

    Düşük testesteron düzeyi

    Jinekomasti (%40)

    Üst /alt segment oranı normalden küçüktür.

    Turner Sendromu (45,X)

    Primer amenore

    Kısa boy

    Geniş göğüs kafesi

    Meme uçları arasındaki mesafede artma

    Yele boyun

    Tırnak hipoplazisi

    Dirsek açısında artma

    47, XXX (Triple X sendromu)

    Klinik olarak normal görünseler de %15-25’inde orta derecede mental retardasyon vardır.

    %75’i fertildir

    İlerleyen anne yaşı, trizomi 13, 18, 21’de olduğu gibi burada da etkindir.

    Otozomal Delesyon Sendromları: Otozomal kromozomlar üzerinde yer alan ve ışık mikroskobunda gözlenebilen delesyonlarla karakterize olan sendromlar.

    Cri du chat (5p15.2): 20000-1/50000 sıklıkta görülür

    Düşük doğum ağırlığı

    Yavaş büyüme

    Kedi miyavlaması gibi ağlama

    Hipertelorizm

    Mental retardasyon

    Fasial asimetri

    Mikrosefali v.b.

    Wolf-Hirschhorn (4p16.3):1/50000 sıklıkta görülür

    Ağır MR

    Büyük ve düşük yerleşimli kulaklar

    Belirgin alın

    Hipertelorizm

    İris kolobomu

    Mikrognati

    Mikrodelesyon Sendromları: Bu hastalıklarda delesyona uğrayan bölge 5Mb’ dan küçüktür.

    Sık görülen mikrodelesyon sendromlarından bazıları

    Williams Sendromu (7q11.3

    Prader-Willi Sendromu (15q11.2)

    Angelman Sendromu (15q11.2)

    Di-george Sendromu (22q11.2)

    Prader-Willi Sendromu: Paternal orijinli 15q11-13’de mikrodelesyon.

    Hipotoni

    Beslenme güçlüğü ve daha sonra hiperfaji

    Bilişsel bozukluk

    Davranış bozukluğu

    Hipogonadizm

    Kısa boy

    GH yetersizliği

    Obezite

    Angelman’s sendromu: Maternal orijinli 15q11-q13’de mikrodelesyon

    Gelişme geriliği

    Konuşma zorluğu

    Hareket bozukluğu

    Zamansız gülmeler ve mutlu yüz ifadesi

    EG bozuklukları

    Frajil-X sendromu: Xq27.3 bölgesindeki FMR1 genindeki CGG tekrar dizisinin uzunluğunun artması nedeniyle meydana gelir. 6-50 arası: Normal, 50-200 arası: Premutasyon, 200 ve üstü : Mutasyon

    Görülme sıklığı 1/4000-4/10.000 arasında değişmektedir.

    Mental retardasyon

    Uzun yüz

    Büyük kulaklar

    Makroorşidizm

    Göz teması kurmama

    Bazı olgularda otistik davranışlar

    Kromozom Kırık Sendromları(Kromozom bulgusu olan Mendelyen hastalıklar):

    Fankoni anemisi

    Ataxia telengiectasia

    Xeroderma pigmentosum

    Bloom Sendromu

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Hematoloji ve Genetik Uzmanı

  • ERGENLİK DÖNEMİ KİŞİLİK GELİŞİMİ

    ERGENLİK DÖNEMİ KİŞİLİK GELİŞİMİ

    Ergenlik dönemi insan hayatının dönüm noktalarından biridir. 12-13 yaşlarında başlayıp 19-20 yaşlarına kadar devam eden fiziksel ve ruhsal olarak çok büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Fiziksel değişime nispeten daha kolay uyum sağlayan ergenler, ruhsal gelişimlerinde bocalamaktadırlar. Ergenlerden bazıları bu dönemi rahat atlatırken, birçoğu derinden etkilenmekte, yoğun bir bunalım ve karmaşa yaşamaktadırlar. Freud´a göre ergenlik yılları, içgüdüsel enerjinin yeniden genital bölgede harekete geçtiği bir dönemdir. Freud, çocukluk süresince kurulmuş olan id, ego ve süperego arasındaki dengenin, yeniden bozulduğunu söyler. Cinsel dürtüler gencin, çocukluk döneminde yaşadığı fallik dönemdeki çatışmaları yeniden yaşamasına yol açar; ancak romantik ilişkiler bu kez aile dışında aranır.

    Ergenlik dönemi kimlik oluşumunun gerçekleştiği, netleştiği bir safhadır. Erik Erikson´a göre yetişkinliğe sağlıklı geçişin en önemli koşulu kimlik kazanmadır. Kimlik, bireyin kendine özgü davranış ve düşünce bütünü, başkalarından ayıran farklılıklarıdır. Kimliğin oluşması süreci ergenlikten çok önce başlar ve önceki dönemlerde başarılı sonuçlar alınması yetişkin kimliğine geçişi de kolaylaştırır. Bedeni, çok kısa bir süre içinde yetişkin görünümü alan ergen, artık çocuk gibi davranmayacağını anlar ve “Ben kimim?” “Yaşamdaki amaçlarım neler olmalı?” gibi sorularla kendini sorgular; geleceğe dönük kararlar almaya ve benliğini oluşturmaya başlar. Toplum içinde kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanır. Bunu başaramayan ergenlerdeyse kimlik krizi devam eder. Pek çok denemeyle bu kriz çözülmezse, ergen kimlik kargaşasına düşebilir ya da olumsuz bir kimlik geliştirebilir.

    Ergenlerde farklı kimlik statüleri vardır. Bunlar, erken bağlanmış, kargaşalı, kararsız ve başarılı kimlik statüleri.Erken bağlanmış kimlik statüsündeki ergenler, bir karar alma sürecinden geçmemiş, kimlikle ilgili tüm kararları genellikle ebeveynleri tarafından belirlenmiştir. Yetişkinliğe geçiş pürüzsüz ve çatışmasız yaşanır. Kargaşalı kimlik statüsündeki ergenlerse bir kriz yaşamaz ve mesleki rol seçimiyle ilgili olarak da bir güdüleri bulunmaz. Bunlar bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınma eğilimindedirler. Karasızlarsa bir kimlik krizi yaşarlar; kaygıları yüksek ve karar alma süreci uzun süre devam eder; bu nedenle ergenlerin, kendileriyle en ilgili oldukları statüdür. Başarılı kimlik statüsündekiler ise kimlik krizini atlatmış ve kimliğe bağlanmayı gerçekleştirmiş ergenlerdir.

    Ergen kimliğini oluştururken belirli aşamalardan geçmektedir. Birincisi bağımsız olduğunu hissetmesidir. Ergen farklılığını kendine kabul ettirmek ve başkalarına onaylatmak ihtiyacı hisseder. Ebeveynlerle çatışma başlar. Bu döneme kadar anne ve babanın etkisi altında olan onlara itaat eden ergen, başkaldırmaya, kendi istek ve eylemlerini gerçekleştirmeye çalışır. Bağımsızlığa gereksinim duyan gençler için ev, çoğu zaman anlaşılmazlığın ve çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlanır. Anne babanın çocuğun gözünde ideal olma niteliklerini kaybettiği dönem yine bu dönemdir. “Her şeyi en iyi annem ve babam bilir” düşüncesinin yerini yavaş yavaş “annem babam nereden bilecek, onların dönemi geçmişte kalmış, ben onlardan daha iyi bilirim” gibi düşünceler alır. Ergenin isyanında mantık yoktur, başkaldırı içgüdüseldir. Ergenin başkaldırısını ebeveynler anlayışla karşılar, onun düşüncelerine saygı duyarlarsa, onun bağımsızlığını kabul ederlerse problem çözülür. Davranış ve düşüncelerine saygı duyulmayan, alay edilen, aşağılanan ergen silik bir kişilik yapısı geliştirir ve başkalarının peşinden gider. Evde yaşanan çatışmalar çok sık ve şiddetli olmaya başlamışsa, gençlerin, kendilerinin istenmedikleri düşüncesine kapılmaları da mümkündür.

    Ergenler bu döneme kadar çevrelerinden etkilenmişlerdir. Ancak bu dönemde hedef belirleme ve bu hedefleri gerçekleştirme yönünde adımlar atmaya başlayacaktır. Bu dönemdeki amaçlar sürekli değişkenlik arz eder, kısa sürelidir, tutarsızdır. Ebeveynler ergeni anlamaz dayatmada bulunursa çatışma yaşarlar. Örneğin bu yaşlarda müzisyen olmak, sporcu olmak gibi istekleri ailece gereksiz görülüp farklı meslekler tercih etmesi istenir. Ergen engellendiğinde bağımsız bir birey olma girişimi sonuçsuz kalır. Kendi içindeki yetenekleri açığa çıkarma ve başarılı olma, ilgi çekme eğilimindedirler. Başarısız oldukları konularda çok çabuk vazgeçerler.

    Bu dönemde arkadaşlık ilişkileri önem kazanır. Sırlarına rahatlıkla paylaşabileceği sağlam dostluklar arar. Bulduğunda da çok gizli bilgileri onunla paylaşır, otoriteye başkaldırı için destek arar, birlikte kendilerine özgü mekanlar belirlerler, paylaşımlarda bulunurlar. Ergenden dostuna ihanet ederse, bu sırdaşını satmak demektir ve güvenilmez kişi etiketi vurulur. Ailenin bu konudaki tutumu; ergenin ilerde toplum tarafından kabul gören, güvenilen, saygı duyulan bir kimlik kazanması için çok önemlidir. Karşı cinsle ilişkilerde ergen, hazzın yönelimi açısından kimliğini netleştirir. Karşı cinsle iletişim kurduğunda ve beğenildiğinde bu gerçekleşir. Ancak engellendiğinde, suçlandığında, teşebbüslerinde başarısız olduğunda kendini değersiz hisseder ve ileriki yaşlarda evliliğinde sorunlar ortaya çıkar. Dış görünüşlerine çok önem verirler. Kendilerini fazla uzun, fazla kısa, şişman, çirkin bulabilirler. Bu da bazı gençleri dikkat çekmek ya da farklı görünmek isteğiyle giyimiyle, makyajıyla, saç rengi ya da biçimiyle öne çıkma çabası göstermeye iter.

    Ergenlik döneminde duygularda farklılaşmalar, iniş çıkışlar yaşanabilmektedir. Gençler bir gün çok mutluyken, ertesi gün çok üzgün olabilirler. Zaman zaman duygularını ve heyecanlarını denetleyememeleri de sık görülen bir durumdur. Ergenlik ilk cinsel deneyimlerin de yaşandığı dönemdir. Kızların kendilerini beğendirmeye çalıştığı, erkeklerinse pek tanımadıkları yeni bedenlerini kontrol etmeye çalıştıkları bu dönemde, utangaçlık ya da sıkı geleneklere bağlılık, bu konunun aile içinde ya da gençler arasında konuşulmasına engel olur. Bu da gençlerin dürtülerinden utanç duymasına ve hayallere sığınmasına neden olabilir. Çevreye olan ilgilerini kesip, kendilerini hayallere veren gençler, böylece mastürbasyon yapmayı keşfederler. Mastürbasyon ya da kişinin kendi kendini tatmin etmesine dünyanın her yerinde yaygın olarak rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalar erkeklerde ki oranın kızlara göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Rahatlama, rüya görmek şeklinde de olabilir. Gençler bu konuda cezalandırıldıklarında suçluluk, cinsel doyumsuzluk yaşayabilirler. Ailelerin bunu normal bir davranış olduğunu kabul edip çocuklarıyla cinsel konularda daha rahat ve bilgilendirici konuşmalar yapmaları gerekir.

    Ergen belli konularda lider olma, söz sahibi olma sorunluluk alma eğilimindedir. Bulunduğu sosyal çevrede yeteneklerini göstererek hayranlık uyandırmak, liderlik etmek, yönlendirmek, organize etmek ister. Bu konudaki başarısı özgüvenini artıracak, başkalarının sorumluluklarını alabilme, bir grubu yönetebilme, yönlendirebilme nitelikleri kazanacaktır. İleriki hayatında da bu aile reisi olabilme, işyerinde yönetici olabilme, organizasyon yapabilme özelliği kazandıracaktır.

    Dünya görüşünün, ideolojik yaklaşımının oluşması da bu devrede gerçekleşir. Benimsediği görüşlerde çok katıdır, fanatiktir. Buradaki amacı boşluktan kurtulmak, bir gruba ait olmak, bir destek ihtiyacı hissetmektir.

    Ergen kimlik oluşturma sürecinde cesaretlendirilir, desteklenirse kendine özgü bir kimlik oluşturur ve ruhsal açıdan sağlıklı olur. Bu dönemde kimliğini netleştiremezse sürekli kimlik karmaşası yaşayacak, bocalayacak ve kimlik bunalımı ortaya çıkacaktır. Ters kimlik geliştirebilir, otoritenin kendisinden istediği her şeyin tersini yapmak onun için tek ölçüt olabilir. Sürekli herkesle kavgalı, aksi ve inattır. Devam eden yaşamı süresince mutsuz olacak, sorunlar yaşayacak, anksiyete, depresyon, kişilik bozuklukları, obsesyonlar v.b. gibi hastalıklı kimlik örüntüsüne sahip olacaktır.

  • Kromozom hastalıklar ve tanısı

    1.Sayısal kromozom aberasyonları:

    Poliploidi ve Anöploidi

    Öploidi: Normal bir gamet hücresindeki haploid kromozom sayısının (n) tam katlarını ifade eder. Örnek: İnsan gamet hücresinde kromozom sayış 23=n haploid,insan somatik hücresinde kromozom sayısı 46=2n dipliod

    Her öploid kromozom kuruluşu normali ifade etmez. Bu durumda poliploidi tanımı kullanılır. Örnek: Abortus materyali kromozom sayısı 69 = 3n = triploid

    2.Yapısal kromozom aberasyonları

    Translokasyon: Kromozomlar arasındaki parça değişimine translokasyon denir. Dengeli translokasyonlar ve Dengesiz translokasyonlar

    Delesyon: Kromozomdaki bölgesel kayıplara delesyon denir. Delesyonlar, bir kırılma sonucu kromozomun küçük bir parçasının kopması sonucu meydana gelir. Delesyonlar terminal ya da insersiyonel olabilir

    Ring Kromozom: Bir kromozomun iki ucunda, iki darbe sonucu, iki kırılma olur ve bu kırık uçla başka bir parça birleşmeden iki uç kaynaşırsa ring kromozom oluşur.

    Duplikasyon: Bir kromozomda ayni segmente ait iki kopyanın bulunması durumudur. Mayoz sırasında eşit olmayan çaprazlaşma veya homolog kromozomlardan birinde çift darbe sonucu kopan parçanın diğer homologda tek darbe sonucu kopan aralığa girmesi sonucu oluşabilir.

    İnversiyon: Bir kromozomda iki darbenin gelmesi ve bunun sonucunda kopan parçanın kaybolmadan kendi ekseni çevresinde 180 derece dönerek yine eski yerine yapışmasına denir. Parasentrik inversiyon: Sentromerin dışında olan dönüşler, Perisentrik inversiyon: Sentromeri içine alan dönüşler

    İzokromozom: Metafazda boylamasına bölünecek olan sentromer enlemesine bölünürse yavru hücrelerden birinde kromozomun kısa kolları bulunurken diğerinde uzun kolları bulunur. Bu forma izokromozom denir.

    Kromozom Analiz Endikasyonları:

    Kuşkulu klasik kromozomal sendromların doğrulanması.

    Çoklu konjenital anomalilerle birlikte veya sadece mental retardasyonun bulunması.

    Kromozomal translokasyonlar ya da diğer yapısal düzensizliklerden şüphelenilmesi.

    Habitüel abortus veya ölü doğum öyküsü

    Mozaisizm kuşkusu

    İnfertilite öyküsü

    Frajilite sendromlarının belirlenmesi

    Hematolojik malignensiler

    DOĞUM ÖNCESİ TANI ENDİKASYONLARI

    İleri anne – baba yaşı ve küçük anne yaşı

    Önceki çocuklarda kromozom anomalisi

    Eşlerden birinde dengeli kromozom düzensizliği

    Önceki çocukta genetik hastalık

    Ailede genetik hastalık

    Aile hikayesinde nöral tüp defekti

    Ultrasonografide fetal anomali

    Tekrarlayan gebelik kaybı

    Sebebi bilinmeyen mental retardasyonlu çocuk hikayesi

    Sebebi belirlenemeyen konjenital anomalili çocuk öyküsü

    Ölü doğumlar

    Diabetes mellitus gibi maternal hastalıklar

    Perikonsepsiyonel ilaç kullanımı

    Biyokimyasal tarama testilerinde anormallik

    Girişimsel Olmayan Yöntemler

    DİREKT GRAFİ

    MRI

    ULTRASONOGRAFİ

    BİYOKİMYASAL TARAMA TESTLERİ

    ANNE KANINDAN FETAL DNA ELDESİ (NIPT)

    Girişimsel yöntemler

    AMNİYOSENTEZ

    KORDOSENTEZ

    KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ

    FETAL CİLT ÖRNEKLEMESİ

    DİĞER DOKULAR ( KARACİĞER GİBİ)

    FETOSKOPİ

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Hematoloji ve Genetik Uzmanı

  • BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    Borderline kişilik bozukluğu kişi kendisinin güzel, başarılı, mutlu, kıymetli hissederken birden değişkenlik göstererek kendisini çok önemsiz, değersiz, kıymetsiz ve çirkin biri olarak hissettiği duygu durum bozukluğudur. Boşluk duyguları, kimlik karmaşası, kontrolsüzce ortaya konan öfke tepkileri, özel ilişkilerde aldatılma ve terk edilme korkuları, ilişkilerde karşı tarafın ilgisini çekmek üzere yapılan manipulatif davranışlar, intihar girişimleri, göz korkutmalar, zaman zaman gerçeklik algısının kaybı gibi özellikler gösteren bir kişilik yapılanmasıdır.

    Yalnızlığa tahammülleri çok azdır, bu kişiler doldurulamaz bir boşluk hissi yaşarlar. Hep birilerinin varlığına gereksinim duyarlar. İlişki kurduğu insana taparcasına bağlanır, onun sevgisini kazanabilmek için yoğun çaba harcar, karşılığını alamadığını düşündüğünde taptıkları kişi nefret ettikleri kişiye hızlıca dönüşür.

    Güven duyguları çok kırılgan olduğu için insanlar tarafından kabul edilmeye ya da reddedilmeye karşı aşırı derecede hassastırlar. Ayrılık ya da istenenin olmaması durumlarında yoğun öfke ve diğer belirtiler yaşanır. Bu kişilere karşı öfkelerini net bir şekilde sergiler, sonrasında bundan dolayı suçluluk, pişmanlık, utanç duyguları yaşar ve kendilerini değersiz, zayıf, kötü hissetmeleri pekişir.

    Aşırı terk edilme korkusu yaşarlar. Terk edilme duygusunun yarattığı panikle devamlı mücadele ederler. Bunu engellemek için tehdit etme, intihar girişiminde bulunma gibi yollara başvurabilirler. Dürtüsel cinsel ilişkiler, sık partner değişimi sıklıkla görülebilir. Öfkelerini kontrol etmede zorluk yaşarlar.
     

    Kişiler arası ilişki ve iletişimde, güven duyma ihtiyacının yoğunluğu ve aynı düzeyde de güven duyamayacağına dair inançtan kaynaklanan gelgitler yaşarlar. İlk ilişkileri ebeveynin ihmal, red, şiddet veya taciz şeklindeki yaklaşımından ötürü oldukça travmatik olduğundan temel güven duygusu hiç hissedilememiştir. Bundan dolayı tüm ilişkilerin benzer sarsıcı deneyimler getireceği beklentisi hakimdir. Bu beklentiyle doğrudan ilgili olarak kendini korumak için sergilenen savunma manevraları ile ilişkiler sağlıksız hale gelir.

    Kişilerin başka kişileri ve durumları algılayışlarında hep olumlu ya da olumsuz uçlarda olma vardır. Algılama gerçekçi değildir. Örneğin annen nasıl biri diye sorsanız tamamen kötü resmedebilir veya belli bir durumu tamamen olumlu algılayıp yüceltebilir. Tıpkı masallardaki gibi iyi ve kötüyü birbirinden ayırır ve buna göre yargılamaya varır. Bu uçlar gerçekçi ve nötr algılamakta olan diğer kişiler için dikkat çekicidir.

    Kendilerindeki olumlu ve olumsuz yanların sentezi yapılamamıştır. Bu yüzden kim olduğu konusunda kararsızlık hakimdir. Ergenlik dönemine özgü kim olduğuna dair arayış borderline kişilikte yoğun şekilde deneyimlenir. Bu yüzden benliği algılayışta zaman zaman tutarsızlıklar görülür.

    İki temel dürtü ; cinsellik ve saldırganlık, kontrolsüz şekilde ortaya konur. Saldırganlık yeni kurulmuş bir ilişkinin ilk anlarından itibaren çiğ bir şekilde ifade edilebilir veya cinsellik rastgele yaşanabilir.

    En çok aldatılma ve terk edilmeyle ilgili endişeleri vardır. Her ilişki bu tehdidi taşır ve yoğun biçimde kendini koruma önlemleri almayı gerektirir. Daha çok kadınlarda görülür.

    Aşağıdakilerden beşinin (ya da daha fazlasının) olması ile belirlenen, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve belirgin dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntüdür.
    1. Gerçek ya da hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterir.
    2. Gözünde aşırı büyütme (göklere çıkarma) ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkiler görülür.
    3. Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında, önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler görülür tutarsız benlik anlayışı vardır.
    4. Kendine zarar verme olasılığı fazla olan, iki ya da daha çok durumda sonunu düşünmeden, aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama, madde kullanımı, hızlı ve tehlikeli araç kullanma, birden aşırı yemek yeme, önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar).
    5.Yineleyen intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım davranışı gözlenir.
    6. Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali vardır. (saatler içinde değişen sürelerde birbirini izleyen öfkelilik, üzüntü, kaygı, sevinç dönemleri)
    7. Kendini sürekli boşlukta hisseder.
    8. Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol altında tutumama durumu gözlenir.(örn. sık sık hiddetlenme, geçmek bilmeyen öfke, sık sık kavgalara karışma)
    9. Stresle baş edememe, gelip geçici paranoid düşünce ya da ağır kendinden geçme durumları gözlenir.

    Kişilik bozukluğu tanısı koyabilmek için kişinin en az 18 yaşında olması ve 15 yaşından beri tutarlı şekilde aynı davranış örüntüsünü sergiliyor olması gerekir. Özellikle ergenlik döneminde görülen kimlik karmaşası, madde kullanımı, duygusal iniş çıkışlar, kimlikle ilgili arayışlar borderline kişilikle karışma özelliğine sahiptir. Oysa ki kişilik bozukluğu diyebilmek için kararlı ve kalıcı bir kişilik örüntüsü olması gerekir.

    Borderline Kişilik Bozukluğu Neden Oluşur?

    Çocukluk dönemi ilişkileri belirleyicidir. Bebeğin bakım veren ile (genelde anne) kurduğu ilişki tarzının niteliği ve bunun ergenlikteki şekli borderline kişilik bozukluğunu oluşturur. Borderline özellikte bir anne kendini değersiz hissettiğinde çocuğunu da değersiz hissettirir, cehennemi yaşatır; iyi hissettiğinde ise çocuğunu göklere çıkarır cenneti yaşatır. İki uçlu duygu durumu bu süreçte oluşur.

    Borderline kişilik bozukluğunda Tedavi

    Eskiden tedavisi imkansızdı ancak son gelişmeler ile ilaç ve psikoterapi süreciyle başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ancak uzun ve zahmetli bir süreçtir, sabır gerektirir