Etiket: Zor

  • Psikoloğa deliler mi gider?

    Psikoloğa deliler mi gider?

    -“Kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Kafam çok karışık..”

    -“Bir psikoloğa görün istersen.”
    -“Sensin deli.”
    -“Delilik değil ki bu. Konuşursun, rahatlarsın hem.”
    -“Aksam vakti elimi kana bulatma bak.”
    ….
    -“Gidecek misin?”
    -“Tamam tamam. Senin dediğin olsun. Tanıdığın psikolog var mı? Ücreti ne kadar?”
    -“Var var. … tl.”
    -“Sadece konuşacağız yani.”
    -“Evet, yardımcı olur mutlaka.”
    -“Ohoooo, iki muhabbete … tl mi olur? O versin bana … tl, bak ben neler anlatıyorum”

    Eminim psikolog tavsiye edilen pek çok kişi bu diyaloğa benzer tepkiler vermiştir. Bu yaygın bir düşünce ne yazık ki. Psikoloğa gitmeye hala günümüzde hakaret gibi bakan insanlar var. Sağlık denince akla beden sağlığı geliyor çünkü. Oysaki kendimizi sadece bedensel olarak kötü hissetmeyiz. Hemen hemen hepimiz yaşamımız boyunca depresyon, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları, aile içi çatışmalar ve iletişim sorunları, boşanma, kayıplar, çocuklarımızla ilgili sorunlar, yas gibi zorlayıcı yaşam olaylarıyla karşı karşıya kalmışızdır. Bazen olur ki, yaşamımızda karşılaştığımız bu zor durumlar karşısında ne yapacağımızı bilemeyiz. Bazen kararsız kalır, bazen acı çekeriz. Bazen yapmak istemediğimiz tekrarlayan davranışların esiri oluruz. Bazen karşılaşma ihtimalimiz olan bazı olaylarla ilgili öyle kaygılanırız ki, bedensel duyumlarımızı kontrol edemeyiz.

    Her şeyin daha zor olduğu böyle zamanlarda yardım istemek güç olabilir, sorunlar çözümsüz ve karmaşık görünebilir. Hatta çözüm yanı başınızdayken bile görmek mümkün olmayabilir. Aslında daha öncesinden, bir şekilde sorunlarınızın üstesinden gelmişsinizdir. Sadece yeniden bu yeteneğinizin farkına varmak, kendi ışığınızı görmek ve kullanmak için desteğe ihtiyacınız vardır.

    Şuanda bu yazıyı okuduğunuza göre, sorunlarınız yaşamınızı olumsuz yönde etkilemeye ve çaresizlik duygusunu yaşamaya başlamış olabilirsiniz. Elbettepsikolojik yardımalmaya ihtiyaç duymak ve bu doğrultuda ilk adımı atmak zor bir süreçtir. Cesaretinizi yarın topladığınızda, daha uzun ve zorlu bir iyileşme süreci sizi bekliyor olabilir… Yeniden gücünüzü toplamak, hayata dimdik ve gülümseyerek bakabilmek için ihtiyacınız olan desteği almaktan çekinmeyin. Bu tıpkı başınız ağrıdığında, bir doktora gitmekle aynı şeydir.

    Siz siz olun, yaşamınızda karşılaştığınız zorluklara kendinizi mahkûm edecek kadar DELİ OLMAYIN!

    Alan mezunu, alanında tecrübeli, gerekli eğitimleri almış yetkin birine başvurup işbirliğinden faydalanarak içinden çıkamadığınız sorunlara çözüm bulun.

    Kim bilir belki desorunlarınızla etkili bir şekilde baş etmeye başladığınızda, Güzide hanım “Ben sorunumla yıllardır boşuna yaşamışım. Yıllardır nerelerdeydiniz!”diyen birçok danışanımdan biri olabilirsiniz

  • Geçmişin İlişkilerimize Etkisi

    Geçmişin İlişkilerimize Etkisi

    Özellikle çocukluk deneyimlerimiz bize; kendimizle ilgili, diğer insanlar ile ilgili ve dünya ile ilgili bir takım şeyler öğretir. Ve biz kişisel tarihçemize göre bir takım kalıplar geliştiririz. Dünya kendi başımıza kaldığımız bir yer, insanlar güvenilmez, gerçek beni tanısalar sevmezler gibi çeşitli saptamalarımız vardır. Bu saptamaların kökeni genellikle geçmiştedir ve bir şekilde gelecekte devam edebilme potansiyelleri vardır. Geçmişin bugüne etkisini somutlaştırmak için literatürde yer alan ‘şema’ kavramından yararlanabiliriz.

    Şemayı, çok genel olarak, çocuklukta başlayan ve hayat boyu tekrar eden kalıplar olarak tanımlayabiliriz. Şemalar hayatımızdaki bir takım yaygın duygu, düşünce ve davranışlarla ilişkilidir. İlişkilerinizde terk edilmekten korkar mısınız?; ilişkilerde genelllikle verici olduğunuzu, ihtiyaçlarınızı dile getirmekte zorlandığınızı mı düşünüyorsunuz? ; kendinizi genel olarak yalnız ve ya bir gruba ait değil gibi hisseder misiniz?. Benzeri bir çok soru şema kavramını tanıtmak için sorulabilinir. Bir biri ile ilişkili sorulara verilen evet cevapları belli kümelerde toplandığı takdirde belli bir şemaya işaret eder.

    Şemalar genellikle olaylar karşısında verdiğimiz ilk tepkilerimizi oluşturur. Bu yüzden hayatımızda olumsuzluklara sebep olsalar dahi doğru olarak kabul edilip, hayat boyu sürebilirler. Mesela, kendimizi “yetersiz” biri olarak görüyorsak, bizi kaygılandıran bir projede çalışmaktan kaçınabiliriz ve işin sonunda başarısızlık yaşarız. Böylece “kaçınma” yolu ile kendimiz ile ilgili olan yetersizim inancı desteklenmiş olur. Bazen ise şemanın sürekliliği şemaya “teslim olma” yolu ile sağlanır. Örnek olarak dünya bizim anlaşılmadığımız, ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı bir yer olmuşsa; soğuk, ben merkezci, mesafeli bir kişi ile partner olduğumuzda, ben temel ihtiyaçlarımı bu ilişkiden alamıyorum diyerek ilişkiyi bitirmektense sürdürme eğilimimiz olabilir. Böylece ihtiyacı karşılamayacak biri ile dünya tekrar bizim yoksun olduğumuz bir yer olur. Burada önemli nokta, mutsuz olsak dahi ilişkiyi sürdürme eğilimimizin olmasıdır. Bir başka yolu ise “telafi” yolu ile şemayı sürdürmedir. Burada da yoksunluk ile baş etme yöntemi olarak insanlara aşırı ihtiyaç duyma olabilir. Kişini ihtiyacı fazla olduğu için desteği hissetmede zorlanacaktır ve ya insanlar onun beklediği şekilde yanında olamayacaklardır ve olası duygu yine yalnızlık olacaktır. Burada önemli olan husus, bizim dünyayı anlamak için oluşturduğumuz bir rezervuarın olduğu ve bizim için önemli olan bir şema tetiklendiği noktada başka yollar bize çok mümkün görünmediği için şemaların devamlılılığının bir şekilde sağlanıyor olabileceği. Şemayı oluşturan kişisel öyküye bakıldığında, bir çocuk olarak çok fazla seçeneğimiz olmamıştır. Çocuk olarak çaresiz, güvensiz hissetmiş, kendimizi anlatamamış ve bir şekilde bu kırılgan duyguları duyumsamayarak devam etmiş olabiliriz. Yetişkin hayatımızda tekrar benzer yerden kırıldığımızda şemalarımız tetiklenebilir ve biz hayatın ilk yıllarında bir çocuk olarak nasıl baş ettiysek yine o şekilde baş ederiz. Buradan bakarak, tekrar tekrar üzülsekte, kendimizi o ilişkide değerli hissetmesekte bir ilişkiden çıkmanın çok zor oluşunu anlayabiliriz.

    İlişki dinanikleri şemalarımızın hayatımızda oluşturabileceği etkileri en net görebileceğimiz alanlardan biridir. Farklı kişilerle farklı zamanlarda yaşasığımız problemlerin genellikle belli bir ortak teması vardır. Bu ortaklık bizi şemalara götürür.

    Jeffrey Young, 18 farklı şemadan söz eder ve bunları 5 farklı alan altında toplar. Bu yazıda, şemaların ilişkilerimize etkisini anlatmak için ayrılma ve reddedilme alanında toplanan 5 farklı şemadan söz edeceğim.

    *Terk edilme/ İstikrarsızlık

    Bu şemaya sahip kişilerin, ilişkilerinin bir şekilde biteceğine dair yoğun korkuları vardır. Partneri bir şey olacak ve onu sevmekten vazgeçecektir. Ve ya ölüm gibi beklenmedik bir sebep ayrılığa neden olacaktır. Bu şemaya sahip kişilerin insanların onun ihtiyacı olan sevgi, bağ ve ya güven ihtiyacını karşılayabileceklerine dair inancı olmayabilir. Ötekiler daha çok istikrarsız ve ya güvenilmez konumda kalabilir. Bu durum, güven hissedilebilinecek bir ilişki de güvende hissetmeyi de zorlaştırabilir. Bazen küçük şeyleri ayrılma mesajı olarak anlama, bazen farklı yorumlar getirerek ayrılık anlamı çıkarma gibi durumlara ilişki içerisinde neden olur. Bazen kaybetmeye karşı duyulan yoğun korku; hep partnerle birlikte olma isteği, onu hayatın tek merkezi yapma, onunla konuşmadan geçen birkaç saatin dayanılmaz olması ve ya kısa ayrıllıklara tahammülsüzlük gibi durumlara neden olabilir. Ve ya bu şemaya sahip kişiler, şemayı sürdüren bir baş etme yöntemi olarak güven hissettirmeyecek kişiler ile ilişki içerisinde olabilir. Evli, uzakta yaşayan, bağlanmakta zorlanan, ve ya aldatma potansiyeli olan kişiler bir şekilde çekici gelebilirler. “Şema kimyası” olarak da adlandırılan bu durum; kişilerin zorlandıkları ve ya sevgi, güven, değer, saygı gibi temel ihtiyaçları karşılanmadan bir ilişkiyi sürdürme eğilimini açıklar. Böylece dünya bizim için tekrar tekrar her an terkedileceğimiz bir yere döner.

    *Şüphe/ Kötüye Kullanılma

    Bu şemaya sahip kişilerin bir şekilde diğer kişiler tarafından zarar göreceğini yönünde olumsuz bir beklentisi vardır. Başkaları sizi kendi çıkarları için kullanabilir, aldatabilir, inciltebilir ve ya yalan söyleyebilir. Her an zarar gelme beklentisi için de olduğunuz bir durumda ilişkiler içerisinde güvende hissetmek zor olacaktır. Bu yüzden genellikle gergin ve ve tetikte olabilirsiniz. Zayıf yönlerinizi göstermekten çekinebilir ve ya bilgi paylaşmaktan kaçınabilirsiniz. Size verilen zararın kasti olduğunu düşünebilir, bu yüzden ilişki içerisinde yoğun öfke duyabilirsiniz. Dünya zaten her an suistimal edilebileceğiniz bir yer olduğu için bunun yalnızıktan daha iyi olduğunu düşünebilir ve size iyi hissettirmeyen, kıran ve ya karşı tarafın sizden faydalandığı ilişlileri sürdürebilirsiniz. Şemayı sürdürücü bir tercih olarak saldırgan, küçük düşürücü, yalan söyleyen, aldatma eğilimi olan eşler ile ilişki sürdürme eğiliminde olunabilinir.

    *Duygusal Yoksunluk

    Bu şemaya sahip kişiler, ilişki içerisinde karşılanması beklenebilecek ilgi, sevgi, duygusal sıcaklık, anlaşılmak, dinlenilmek, önemsenmek, yol gösterilme, korunma gibi doğal ihtiyaçlarının yetersiz karşılanacağına dair bir inanç taşırlar. İlişkilerde ihtiyaçlarınızı dile getirmekte, duygularınızı paylaşmakta zorlanabilirsiniz. Siz söylemeden anlaşılmasına ihtiyaç duyabilir, fark edilmediği zaman küskünlük ve ya öfke yaşayabilir ve ilişkiden uzaklaşabilirsiniz. Bazen yoksunluk ilişkide ancak artınca ve ya uzun zaman devam ettiğinde durumu ancak fark edebilirsiniz. Bu şemaya sahip kişiler bazen yakın ilişkilerden kaçınabilir. Şemayı sürdürürücü bir tercih olarak ihtiyaç duyulan şefkati veremeyecek soğuk, bencil, mesafeli eşler ile ilişki sürdürme eğilimi olabilir.

    *Kusurluluk/ Utanç

    Kusurluluk şeması olan kişiler kendilerini kusurlu, kötü, istenmeyen, sevilemez hissetme eğilimindedirler. Kendilerini bir şekilde kusurlu olarak algıladıkları için utanç duygusunu yoğun olarak yaşayabilirler. Kusurluluk algısının dayanağı duruma göre değişebilir. Dış görünüşle ilgili bir özelllik olabileceği gibi, kabul edilemeyen cinsel arzular, saldırgan dürtüler de olabilir. Kişi kendisini fiziksel olarak beğenmediği, bencil olduğu, çok güçsüz olduğu, yeterince iyi konuşamadığı, ve ya başarılı olamadığını düşündüğü için kusurlu hissedebilir. Bu şemaya sahip kişiler ilişkilerde kusurları fark edilecek düşüncesiyle rahatsız hissedebilirler. Eleştiriye, dışlanmaya ve suçlanmaya aşırı duyarlı olabilirler. Zaten kusurlu olduğuna inandıkları için küçümsendiği ve ya aşırı eleştirildiği durumlarda kendilerini korumakta zorlanabilirler. Bu şemaya sahip kişiler bazen kendisine değer veren, ihtiyaçlarına duyarlı birisine değer vermekte zorlanabilir. Çünkü kusurlu birine değer veren biri de değersiz olacaktır. Şemayı sürdürecek bir seçim olarak eleştirel, yüksek beklentisi olan eşler tercih edilinebilinir.

    *Sosyal İzolasyon

    Bu şemaya sahip kişiler kendilerini diğer insanlardan farklı ve ya bir gruba ait değilmiş gibi hissederler. Grup içerisinde farklılıklara odaklanıp büyütüyor, benzerlikleri fark edemiyor olabilirler. Bazı kişiler hissedilen eksiklik duygusunu tetikleyecek, kendisini ait hissedemeyeceği ortamlara girerken, bu şemaya sahip bazı kişiler ise yeni insanlarla tanışmaktan kaçınabilir. Kendilerinde ve ya ailelerinde hissettikleri eksikliği kapatmak için statü, para gibi şeylere çok değer verebilirler. Özellikle iki kişiden daha fazla kişiyle birlikteyken kendilerini rahatsız hissedebilirler. Başkalarıyla bile birlikteyken yalnızlık duygusu olabilir. Bu şema ilişkilerinizde kendinizi açma, farklı yönlerinizi ortaya koyma gibi kendinizi ortaya koyacağınız davranışları sergilemenizi zorlaştırır. Çok başarılı, zengin, çok güzel ve ya yakışıklı eşler çekici gelebilir.

    Şemalar güncelde tetiklendiği zaman bugünümüzü nasıl etkilediği, neye ihtiyaç duyduğumuz ve ihtiyacı karşılamak için ne yaptığımız çok önemlidir. Çocuklukta öğrenilen davranış kalıpları yetişkin olarak da bazen sürdürülür. Mesela, duygusal yoksunluk şeması olan kişi ihtiyaçlarını ve ya kırgınlıklarını ötekine açma konusunda rahat olmayabilir. Sessiz kalmak ihtiyaçlarına kulak verilmeyen bir aile ortamında olan bir çocuk için çok anlaşılırdır. Bir çocuğu hem daha fazla hayal kırıklığından hem de ailesi ile çatışmadan korur. Ancak yetişkin olarak susmak yetişkin olarak bir ilişkide alabileceklerini sınırlamasına neden olur. Kişide belli şeyleri ifade etmemek içsel bir tatminsizlik yaratabilir veya karşısında ki kişi bunları anlamıyor diye partnerine karşı öfkeye neden olabilir. Kişiye isteklerini dile getirmek utanç verici geliyor olduğu için yahut dile getirdiğinde anlamı kaybolacağı için söylemekte zorlanıyor olabilir. Terapide karşısında ki kişiden bir şeyler bekleyebileceği, ifade edebileceği ve desteği kabul edebilmesi üzerine çalışılır. Çocuk olarak ne olduğu ve yetişkin olarak şuan ne oluyor olduğu üzerine çalışmak geçmişin bugüne ikame eden duygusunu anlamlandırmaya yarar. Tetiklendiği zaman canımızı yakan şemaları tanımak ve ne olduğunu anlamlandırmak daha farklı gözle bakmayı ve farklı yolları denememizi sağlar. Böylece bize daha iyi gelecek duygular ilişkilerimizde desteklenmiş olacaktır.

  • OKULA UYUM

    OKULA UYUM

    Okulların açılmasının üzerinden belli bir süre geçmesine rağmen bazı çocukların hâlâ okula gitmede isteksizlik gösterdiğini, ebeveynlerinden (özellikle de anneden) ayrılmada zorluk yaşadığını, hatta bu duruma bir takım fiziksel belirtilerin de (mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi) eşlik ettiğini görebiliyoruz. Okul açıldıktan sonra ilk 1 ay, birçok çocukta bu belirtileri gözlemleyebiliriz ve bunu olağan olarak karşılayabiliriz. Fakat bazı çocuklarda bu durum bu süreyi bile aşabilmekte ve çok ciddi sıkıntılar doğurabilmektedir. İşte biz buna “uyum sorunu” diyoruz.

    Bazı çocuklar anne ve babadan, özellikle de anneden ayrılmakta çok büyük zorluk yaşarlar, bu çocukların kaygı düzeyleri çoğunlukla ortalamanın üzerindedir. Daha önce hiç bulunmadıkları bir ortamda bulunmak (okul) ve daha önce hiç görmediği insanlarla beraber olmak (öğretmen ve diğer öğrenciler gibi), bu çocuklar için sıkıntı ve huzursuzluk veren bir durumdur. Onlara güven veren birinin (örneğin annenin) hep yanlarında kalmasını isterler, bu isteklerini yerine getirebilmek için de çok çeşitli yollara başvurabilirler (ağlamak, sabah kalkmak istememek, vb.). Fakat unutulmamalıdır ki çocuk o anda, o kaygıyı gerçekten yaşamaktadır ve bu kaygıyla baş etmekte güçlük çekmektedir. Biz bu kaygıyı da “ayrılma kaygısı” olarak adlandırıyoruz. Bu kaygı çoğunlukla, kendine kötü bir şey olacağı endişesi ve genelde bağlı olduğu annesine kötü bir şey olacağı endişesini kapsamakta ve çocuğun düşünceleri bu iki endişe arasında gidip gelmektedir.

    Peki, bazı çocuklar bu problemi yaşamazken ya da çok hafif düzeyde yaşayıp sonra uyum sağlayabilirken, bazı çocuklar neden bu problemi yoğun düzeyde yaşamaktadır? Bu sorunun tek bir cevabı yoktur aslında. Çocuğun mizaç özellikleri, anne ve babanın çocuğa karşı tutumu, evde kalan ve kendisinden küçük bir kardeşinin olması, kuralsız ve sınırsız bir evde yetişmiş olma ve bir takım olumsuz çevresel faktörler çocuğun bu yoğun kaygı problemini yaşamasında etkilidir. Örneğin çocuğa karşı aşırı koruyucu bir tutum içerisinde olmak; çocuğun bir sorunla karşılaştığında nasıl baş edebileceğine dair bir beceri geliştirmesine engel olduğu gibi, anne ve babaya karşı aşırı bağımlı olmasına da neden olur ve anne-baba olmadan yeni bir ortama girmek bu çocuklar için yoğun kaygı sebebidir. Çocuğun yetiştiği evde hiçbir sınırın ve kuralın olmaması da okula uyum sağlamayı zorlaştıran diğer bir etkendir. Çünkü okul ortamı belli sınır ve kuralların olduğu, çocuğun bir takım sorumlulukları almasını gerektiren bir ortamdır ve çocuğun böyle bir düzene alışkın olmaması da kaygı ve uyum sorunu yaşamasına, okulu reddetmesine neden olacaktır. Bunların dışında bazı çocuklar daha kaygılı, endişeli bir mizaca da sahip olabilirler ve onlar için yeni bir ortama uyum sağlamak daha uzun ve zor olabilir.

    Neler yapılmalı?

    • Uyum sorunu yaşayan ve okula gitmeyi reddeden çocukların kaygı ve korkusunu anlamak, onlara zorlayıcı bir tutum içerisinde olmamak yapılması gerekenlerin başında gelmelidir. Çocuk anlaşıldığını, yargılanmadığını hissederse çözüm üretme yoluna gidebilir ve uyum sağlama sürecini hızlandırabilir. Ayrıca çocuğunuzun kaygı ve korkusunun altında yatan sebebi anlamak, ebeveynler olarak sizin de uygun olan çözümü üretmenizi sağlayacaktır.

    • Çocuğu okula aşamalı olarak, yavaş yavaş alıştırmak da yapılması gereken bir diğer şeydir. Kaygıları ve korkuları olan bir çocuğu bir anda okulda tek başına bırakmak, anneden birden bire ayırmak ve çocuğu buna zorlamak doğru bir yöntem değildir. Örneğin annenin belli bir süre çocuğun yanında, sınıfta kalmasına izin vermek, sonrasında anneyi aşamalı olarak uzaklaştırmak çocuğun yaşadığı kaygıyı azaltacaktır. Çocuğa “yaşadığın korkuyu ve kaygıyı anlıyorum ve sen hazır olana kadar senin yanında olacağım” mesajını vermek önemlidir. Eğer çocuğa bahçede onu bekleyeceğinizi söylediyseniz, gerçekten beklemeli, teneffüslerde onu ziyaret edeceğinizi söylediyseniz gerçekten ziyaret etmelisiniz ki çocuk güven duygusunu oluşturabilsin ve korkularıyla baş edebilsin. Kısacası çocuğunuza verdiğiniz sözleri tutmanız çok önemlidir.

    • Çocuğunuz okuldan geldikten sonra sizinle paylaştığı şeyleri ilgiyle ve dikkatle dinleyin. Bu süreçte çocuğunuzun kaygı ve korkusu hakkında daha çok bilgi sahibi olabilir ve ona yardımcı olabilirsiniz. Fakat çocuğunuzu konuşmak için zorlamayın, konuşmak istemezse ısrarla okulla ilgili sorular sormayın. “Korkacak bir şey yok, neden korkuyorsun ki?” gibi söylemlerden kaçının, başkasıyla kıyaslamayın, bu söylemler çocuğunuzun aynı zamanda suçluluk ve yetersizlik duygusu hissetmesine de neden olabilir. Onu anlamaya çalışmanız yeterli olacaktır.

    • Bazen çocukla beraber anne ve babaların da kaygı yaşadıklarını ve bu kaygılarını çocuklarına yansıttıklarını da gözlemleyebiliyoruz. Bu süreçte ebeveynlerin sakin ve sabırlı olmaları, çocuğun kaygısını anlamaları fakat o kaygıyı yüklenmemeleri önemlidir. Çocuk anne ve babasının da kaygılandığını görür ve hissederse kendi kaygısıyla baş etmekte daha da zorlanacaktır.

    Bütün bunları uygulamanıza rağmen ve 1 ayı geçkin süredir çocuğunuzdaki kaygı düzeyinde azalma olmadığını görüyorsanız ve belirtilerin git gide artış gösterdiğini düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almakta lütfen gecikmeyiniz.

  • Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik sürecinde vücutta ki hormonların değişimi gibi kadının psikolojisi de değişmeye başlar hem de ilk
    günlerden itibaren. Mutlaka bu süreçte hormonların psikolojiye etkisi yadsınamaz. Gebe kadın
    hassaslaşmaya, duygusallaşmaya başlar. Önceden onu kırmayan, incitmeyen sözler artık incitebilir hale
    gelebilir. Gebelik öncesinde’’ aman boşver’’ diyebildiği ve umursamadığı şeyler artık onun için önemli bir
    hal alabilir. Duygu durumu dalgalı deniz gibidir adeta, gülümserken bir anda ağlamaya başlayabilir ya da
    tam tersi.

    Henüz karnında büyüttüğü ve taşıdığı bebeği için şimdiden kaygılanmaya başlayabilir. Bir de yanına
    doğumun nasıl yapılacağı, doğum sırasında herhangi bir komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği, doğum
    sırasında canının çok mu az mı yanacağı, doğumun hangi hastanede yapılacağı gibi çok çeşitli ve ek
    kaygılar da yaşanabilir. Mutlaka bu süreçte zorluk yaşayan sadece kadın yani anne değildir. Eş yani
    baba da anne gibi zorluklar yaşamaktadır.Karşısında günden güne değişen bir kadın (hem fiziksel hem
    ruhsal ),değişen bir cinsel hayat, bebeğe ve doğuma endeksli bir yaşam, eşle yapılan sohbetlerin büyük
    bir kısmının sadece bebekle ilgili olması eşi de oldukça olumsuz etkileyebilir.

    Bu süreçle başlayıp doğum sonrası süreçle devam eden bir takım sorunlar bütünün de bebeğimizle
    birlikte hastaneden yanımıza alınan bir dolu poşet gibi bizimle gelir. Eşler arasında sıklıkla gebelik sonra
    ki süreçlerde de kopuşlar yaşanabilir. Yeni doğan bebeğimizin hayata adapte olması, annenin anne
    olmaya, emzirmeye , babanın baba olmaya adapte olması için geçen süreçte kadının kendini sadece
    ayaklı meme halinde görmesi ve onun dışında ki herşeyi unutması eşin sürekli saçı tepeden
    tutturulmuş,bazen yüzünü yıkamayı bile unutan bir kadın görmesi, ayrıca sıklıkla ağlayan, gaz sorunları
    yaşayan bir bebek sesi duyması bebeğin dünyaya geldiği ilk bir kaç ay da gerçekten son derece zorlu
    olabilir.

    Eşlerin bu zor ama bir o kadar da güzel şeyi yaşayabilmesi için iyi ve kaliteli devam eden bir ilişkilerinin
    olması son derece önemlidir. Bebek bir evliliği kurtarmaz, iyi giden bir ilişkiyi daha da güzelleştirir.
    İzmir’de yaşıyor ve gebelik öncesi, gebelik ve sonrası süreçlerde zorluk yaşadığınızı farkediyorsanız
    mutlaka bir uzmandan destek alınız.

    Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla büyüyecek çocuklarınız olması dileğimle.

  • Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Kendi ve çevresindeki insanların hayatlarını zorlaştıran, yaşam kalitelerini düşüren, “eyvah yine o geldi” dedirten kişiler vardır hepimizin çevresinde. Ancak daha önemli olan ise bu kişi siz de olabilirsiniz. Bu makalede, zor insanlar ve onlarla başa çıkma yöntemleri anlatılacaktır.

    Bazı karakter özelliklerinin çok belirgin ya da katılaşmış olması, durumlara uyum sağlayamaması ve kendi ya da başkaları için ya da her iki taraf için bir ıstırap olmasına neden olan kişilik örgütlenmesine sahip olan insanlara zor insan diyoruz. Diğer bir ifade ile iletişim kurmakta zorlandığımız kişilerdir. Bu kişilerle birlikte olduğumuz zamanlar bizim için ıstırap olur ve yaşanmak istenmeyen anlardır.

    Geçmiş olumsuz yaşantıları, bilinçaltına atılan travmalar, model aldığı ve idolü olarak kabul ettiği kişinin de zor insan olması, kalıtsal olarak ya da sonradan gelişen kişilik bozuklukları insanın zor kişilik geliştirmesine neden olur.

    Zor insan tiplerini farklı şekillerde sınıflamak mümkündür. En sık olanları şöyle sıralayabiliriz:

    Agresifler, her şeyden şikâyet edenler hatta kendinden bile şikâyet edenler, her şeyi bilenler, mağdurlar, pasif agresifler, sürekli dalga geçip aşağılayanlar… Bunların sayılarını artırabiliriz.

    Zor insan tiplerine göre başa çıkma stratejileri geliştirilebilir. Ancak bu stratejilerin dayandığı temel düşünce ve yaklaşımları öncelikle belirlemek yerinde olacaktır. Bu temel düşünce ve yaklaşımlar için aşağıda belirtilen soruları sormanızı öneririz.

    1. Değer mi?

    • Sizi zorlayan insanın öncelikle sizin hayatınızda “değer”i nedir?
    • Sizin bu zor insanla başa çıkmak için harcayacağınız enerji bu insana değer mi?
    • Bu zorluklara karşı yaptıklarınız sonucunda siz ne elde edeceksiniz?
    • Bu elde edilen şey size ya da karşınızdaki insana olumlu bir katkı yapacak mı?
    1. Neden zorluk çıkardığını tanımlayın.

    • Bu kişi bana neden zorluk çıkartıyor?
    • Zorluk çıkardığının farkında mı?
    • Zorluk çıkarması maddi bir nedene mi bağlı?
    1. İlişkiniz nedir?

    • Bu kişi ile nasıl bir ilişkiniz var?
    • (İş, arkadaşlık, akraba…) İlişkinizin kesilmesi size ya da ona bir zarar verir mi?

    Bu sorulardan sonra aşağıda belirtilen temel davranışları yapmanızı öneririz.

    1. Sınırlarınızı belirleyin.

    Zor insanlar sınırları ihlal etmeyi genellikle severler. Özellikle narsisistik kişilik bozukluğuna bağlı bir zor insan tipi ile karşı karşıyaysanız sınır belirlemesi yapmanız gerekir. Kim olursa olsun herkese sınır koyabilirsiniz. Bu patronunuz da olabilir, eşiniz de, çocuğunuz da. Kişilerarası ilişki yönetiminin temeli sınırların belirlenmesinden geçer. Özellikle bu kişi zor bir kişiliğe sahip ise.

    1. Problemlere değil, çözüme odaklanın

    Sizi zorlayan insanlar, size yarattıkları problemleri genellikle kabul etmeyeceklerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan zor bir kişilik tipi ise karşınızdaki, sizi ve duygularınızı hiçe sayacaktır. Aslında kendisinde de duygu olmadığı için bu ona normal gelecektir. Bu tip insanlarla ilişkilerinizde kuralların, ilkelerin ve sınırların belirli olması sizi rahat ettirecektir.

    1. Kişiyi değil, davranışlarını konuşun.

    Zor kişiliğe sahip insanlarla iletişim kurmak ve sürdürmek bazen işkenceye dönüşür. Bu süreçte toptan olayları ve kişinin kendisini konuşmak ya da rahatsızlıklarınızın hepsini birden söylemek işe yaramaz. Böyle bir durumda, sadece bir davranışını konuşup işe başlamak daha etkili olacaktır.

    1. Affedin.

    Zor kişiliğe sahip insanlar size maddi ve manevi zararlar vermiş olabilir. Eğer bu kişilerle ilişkinizi bir nedenden dolayı sürdürmek zorunda iseniz geçmişte olanları affedin. Affetmeden bu kişi ile baş etmek çok daha zor olacaktır. Zor kişiliğe sahip insanlar genellikle kırklı yaşlardan sonra göreceli olarak biraz esneyebilirler. Kişiliklerindeki katılıklar biraz da olsa yumuşayabilir. Böyle kişiler varsa hayatınızda geçmişte olanları affetmek sizin yükünüzü azaltacaktır.

    1. Yardım alın

    Eğer bildiğiniz tüm yöntemleri denediniz ve hala bu kişi ile baş etmekte zorlanıyorsanız ve hayatınızda bir nedenden dolayı olmak zorunda ise mutlaka bir uzmandan yardım alın. Sorunun içindeki insan sorunun çözümüne genellikle çok uzaktır.

    Uzm.Psk.Erdal Usluer

  • Çocuğunuzun duzenli uykusu icin dikkat edilmesi gereken 13 adım

    1-Her Gün Aynı Zamanda Yatırın

    Küçük çocuklar zamanı anlayamasalar bile, vücut saatleri hep çalışır. Her gün aynı zamanda yatakta olmak, çocukların uyku düzenine fiziksel ve zihinsel olarak alışmasına yardımcı olur. Bu düzeni hafta sonlarında ve yaz aylarında değiştirmek çok cazip gelse de, uyku zamanında tutarlılığı korumaya çalışın. Uyku saatinin daha geçe bırakılması, çocukların normal düzenlerine geri dönmesini zorlaştırır.

    2-Televizyonu Kapatın

    Televizyonu çocuğunuz için yataktan önce rahatlama aracı olarak kullanmayın. Çocuğu heyecanlandıracak programlar – şiddet, gerginlik, entrika veya çatışma içeren görüntüler – onun uyku saatinde çok fazla uyarana maruz kalmasına yol açabilir. Çocuğu heyecanlandıran bu tür programlar, daha sonra uykuya dalmayı ve deliksiz uyumayı zorlaştırabilecek stres benzeri belirtilere neden olabilir. Korkutucu programlar, çocuğun kâbus görmesine yol açabilir. Çalışmalara göre, televizyon haberleri dahi korkutucu olabilmekte ve çocukların uykuya dalmasını zorlaştırabilmektedir.

    Sakin programlar da uykuyu bozabilir. Uyku zamanında bir ışık kaynağının karşısında durmak, vücudun hala gündüzde olduğunu sanmasına yol açabilir.

    3-Rutine Oturtun

    Üç dört faaliyetle oluşturulacak bir uyku rutini, çocuğun rahatlamasına ve uykuya hazırlanmasına yardımcı olur. Tipik bir rutinde, banyo, pijama, diş fırçalama ve kitap okuma olarak sıralanabilir. Daha büyük çocuklarda, bu rutin sırasında oturup günü konuşabilirsiniz. Loyola Üniversitesi Chicago Tıp Fakültesi’nden çocuk doktoru Hannah Chow, “Her şeyi basit ve sade tutun,” diyor. “Sessiz bir rutin her zaman daha iyidir.”

    4-Uyku Saatini Erken Tutun

    Philadelphia Çocuk Hastanesi Uyku Merkezi’nden doktor ve Sleeping Through the Night kitabının yazarı Jodi A. Mindell’e göre, ebeveynler genellikle daha erken uyku saatlerinin uykuya geçişi kolaylaştırdığını fark etmiyor. “Çocuklar aşırı yorulduğunda, rahatlamaları ve uykuya dalmaları da zorlaşıyor.” Mindell, çocukların ilkokul döneminde 7:30 ile 8:30 arasında yatırılmasını tavsiye ediyor.

    5-Uyku Tablosu Yapın

    Okul öncesi çocuklar için, yatağa geçmeden yapacakları tüm faaliyetleri görebilecekleri bir uyku tablosu hazırlamak yararlı olabilir. Banyo ve pijama resimleri çizin ve örneğin her akşam okuyacağınız kitap sayısını tam olarak yazın. “Bu şekilde, iki kitap okuyacaksanız ve çocuğunuz bir üçüncü kitabı okumanızı isterse, tabloyu işaret edip, tabloda sadece iki kitap olduğunu söyleyebilirsiniz,”.

    6-Tek Bir Yöne Doğru İlerleyin

    Çocuğunuz uyku rutininde ilerlerken, tüm faaliyetlerin tek bir yöne – yatak odasına – doğru uzandığından emin olun. Üst katta banyo yaptırıp, atıştırmalık için alt kata inip, pijamaları giydirmek için odasına geçip, en son kitap okumak için sizin odanıza geçmek işe yaramayacaktır. Tüm faaliyetlerin onun yatak odasına doğru ilerlemesi çok önemlidir.

    7-Uyanma Girişimlerine “Hayır” Deyin

    Çocuğunuz yatağa girdikten sonra sizi çağırır ve başka bir şey isterse – su veya bir kez sarılma – istediğini verin. Tekrar bir talebi olduğunda, katır bir şekilde “hayır” deyin veya talebi sadece görmezden gelin ve çocuğu tekrar sessizce yatağa yatırın. “Tutarlı olmak, dediğini yapmak ve sınır koymak tekrarlı taleplerin son bulmasını sağlar”. “Bu talepler giderek sıklaşabilir ama çocuk ebeveynlerin ciddi olduğunu anladıktan sonra, tamamen son bulacaktır.”

    8-Bir Uyku Cenneti Yaratın

    Çocuğunuzun yatak odasının uyku için rahat bir mekân sağladığından emin olun. Sıcaklığı yazın yeterince serin, kışın ise yeterince sıcak tutun. Işığı kontrol altında tutmak için, odayı karartan perdeler veya jaluziler kullanın. Çocuğunuzun kendini iyi hissetmesini sağlayacaksa, yumuşak bir aydınlatma kullanılabilir. Onu rahat ettirecek iyi bir yastığı olsun. Son olarak, yatağında onlarca pelüş hayvan veya oyuncak olmamasına dikkat edin.

    9-Elektronik Cihazları ve Telefonları Odadan Çıkarın

    Şaşırtıcı olsa da, 4 ila 6 yaşındaki çocukların %43’ünün yatak odalarında televizyon var. çocuğun yatak odasına bilgisayar, televizyon, telefon veya bilgisayar oyunu bulunması uykuyu zorlaştırabilir, çünkü çocuklar bu cihazları kapatmakta zorlanır. “Oyunda bir sonraki düzeye geçmek, dizinin sonraki bölümünü izlemek, bir sonraki mesaja cevap vermek isterler. Bu faaliyetler çok çekici ve bağımlılık yaratıcıdır.” Ayrıca, çocuğun yakınında parlak ışıkların bulunması, vücudun uyku hormonu olan melatonin üretimini geciktirir.

    10-Kafeini Azaltmak

    Kafein çocuğunuzun yerinde duramamasına ve vücudunun yavaşlayıp uyumasının zorlaşmasına neden olabilir. 300 ml’lik normal kolada 25 miligram, 300 ml’lik portakallı gazozda veya 400 ml’lik aromalı buzlu çayda 40 miligram kafein vardır. Kafein 6 saat boyunca vücudunuzda kalabilir. Dolayısıyla, çocuğunuza öğleden sonra kafeinli ürünler vermekten kaçının.

    11-Gün İçinde Hareket Edin

    Çocuğunuzun gün içinde yeterince hareket ettiğinden ve geceye kadar enerjisini tükettiğinden emin olun. Hareket hem çocukların vücut ve zihin sağlığını geliştirir hem de daha iyi uyumalarını sağlar. Ancak, çocuğun uyku saatinden önce çok hareketli olmamasını sağlayın. Bisiklete binme, ortalıkta koşma ve dans etme gibi faaliyetleri yatağa yatmadan en az birkaç saat öncesine kadar tamamladığından emin olun.

    12-Öğle Uykularına Dikkat Edin

    Küçük çocukların 3 yaşına kadar öğle uykusuna yatması normaldir. Bu öğle uykuları, küçük çocukların 24 saatte ihtiyaç duyduğu 12 ila 14 saatlik uykuyu almasına yardımcı olur. 18 aydan büyük çocuklar genellikle günde bir kez bir ila üç saat öğle uykusuna yatar. Öğleden sonra geç saatlerdeki uykulardan kaçının, çünkü bu uykular çocuğun gece uykuya dalmasını güçleştirebilir. Çocuk 5 yaşına vardığında öğle uykusuna ihtiyaç duymuyor olmalıdır.

    13-Kendinizi Suçlu Hissetmeyin

    Çocuklar bir kitap için yalvarması veya geç uyumak için sızlanması, ebeveynler için çok zor olabilir. Ama unutmayın ki çocuğun asıl ihtiyacı olan uykudur. “Ebeveynler çocuklarını erken yatırırken genellikle kendilerini suçlu hisseder ama iyi bir gece uykusu çocuğun bakış açısı, moral durumu ve sağlığı açısından çok büyük bir fark yaratabilir. Çocuğunuzun uyku düzenini koruyun. Bu atabileceğiniz en iyi adımlardan biridir.”

  • Hipospadias fistülü nedir? Fistül tedavisi nasıldır?

    Hipospadias ameliyatları sonrasında gelişebilecek tüm komplikasyonlar sayılırsa %1-90 arasında bir oran çıkmaktadır.

    Bunlar yara ayrılması, enfeksiyon, pipi ucunda darlık gelişmesi, eğrilik, sağa veya sola doğru eğim göstermesi (torsiyon),aşağı doğru eğrilik (kurvatür) ve en önemlisi de fistüldür.

    Fistül Nedir?

    Fistül hipospadias ameliyatı sonrasında idrarın pipinin ucundan değil de daha aşağıdan veya başka bir yerden ya da birden çok yerden gelmesidir. Bu delik ameliyattan önceki çiş yaptığı yerde de olabilir veya başka bir yerleşimde de olabilir.

    Başarılı olmayan veya bir komplikasyon gelişmesi önlenemeyen hipospadias ameliyatı sonrasında idrarın yeni yapılmış olan idrar yolunun zayıf bir kısmından çeşitli nedenlerle gelebildiği görülmektedir.

    Fistül gelişme oranı hipospadias tipine ve zorluk derecesine,eğrilik olup olmamasına ,daha önceden ameliyat geçirip geçirmemesine,yeterli doku bulunup bulunmamasına ve uygulanan tekniğe göre %5-50 arasında değişmektedir.

    Fistül Neden Olur?

    Fistül gelişmesinde temel nedenler arasında

    Yapılan ameliyattaki uygulanan tekniğin pipinin durumuna (hipospadiasa) uygun bir teknik olmaması,

    Tekniğin uygulama başarısının düşük olması

    Dikiş materyalinin seçiminin uygun olmaması,

    Uygun kalibrede sonda kullanılmaması ,

    Ameliyat sonrası erken dönemde sonda çıkması,kanama olması,ödemin devam etmesi,

    Pansuman malzemesi gibi ikincil etmenlere bağlı olumsuzluklar,

    Cerrahın deneyim azlığı,

    Enfeksiyon gelişmesi,

    İdrar yolu uç kısmında darlık gelişmesi sonucu,

    Yeni yapılan idrar yolunun tam darlığı,

    İyileşme faktörlerinin eksik olması,

    Daha önceki ameliyatlardan sonra sağlıksız doku bulunan pipi alt kısmında bu sağlıksız dokulardan yeni idrar yolu yapmaya çalışma,

    Skar dokusu gelişen idrar yolu dokusunun bölgeye uygun doku ile değiştirilmemesi gibi başlıca nedenlerden dolayı hipospadias ameliyatları sonrasında fistül gelişebilmektedir.

    Fistül Ne Zaman Olur?

    Fistül ameliyat sonrası hemen erken dönemde olabildiği gibi 1 yıla kadar bir süre sonrasına kadar da ortaya çıkabilir.

    Fistülün Yeri Önemli midir?

    Evet önemlidir. Glans dediğimiz pipinin baş kısmında yer alan fistüller glans dokusunun ince olması, üzerine getirecek komşu destek doku bulunmaması nedeniyle zor kapatılırlar ve tekrarlamaları ihtimali vardır. Glansın yeniden açılıpı onarılmasını gerektiren fistüllere de sıklıkla rastlanmaktadır.

    Pipinin gövde kısmında veya torba ile birleşme yerinde yer alan fistüller de sıklıkla önceki ameliyatta yapılan idrar yolunun veya pipi uç kısmının darlığı söz konusudur. Bu işemede basınç artışına ve bu da fistül oluşumuna yol açmaktadır.

    Fistülün Boyutu Önemli midir?

    Evet önemlidir. Ufak debili ve küçük çaplı fistüller de kapatma yoluna gidilirken geniş çaplı ve primer ameliyata bağlı olduğu düşünülen fistüllerde önceki ameliyatın bozularak yeniden yapılmasını gerektirebilmektedir.Tek ve basit fistül veya komplike ve birden çok olabilir.

    Fistül Nasıl Tedavi Edilir?

    Fistül tedavisi cerrahidir. Fistül kapatılması yerine göre zorluk arzedebilir. Bazen hipospadias ameliyatının ilk halinden bile daha zor kapatılabilir. Yara iyileşmesine bağı nedbe dokusu geliştiği için dokular ilk halinden çok farklıdır.Bu yüzden transferleri,diseksiyonları daha zor olmaktadır.Kan dolaşımı skar dokularında çok başarılı değildir.Bu yüzden oldukça dikkatli olunarak fistül kapatılmaya çalışılmalıdır.Mutlaka büyütmeli gözlük (lup) kullanılmalıdır.Bu kapatmada fistül yolu çıkarıldıktan ve mümkün olabilen destek dokuları da bunun üzerine yamandıktan sonra komşu dokulardan transfer edilen deri bunun üzerine kapatılmalıdır.

    Fistül Kapatılmasında Başka Yöntemler Var mıdır?

    Evet vardır. Yeni kullanılmaya başlanılan bir çeşit doku yapıştırıcı ile fistül ağzının deri birleşim yerlerinin kesilmesi sonrası doku yapıştırıcı ile yapıştırılarak ilk tedavi girişimi olarak denenebileceği bildirilmektedir.Çok küçük ve ince ve düşük debili fistüllerde yeni denenmeye başlanmıştır.Uzun dönem takibi henüz belli değildir.

    Ayrıca destek dokusunun çok olmadığı vakalarda PRF denilen hastanın kendi kanının yüksek hızlı santrüfüjü sonrasında tüpte ortaya çıkan dokudan bazı kan parametrelerinden zengin bir parçanın ayrıştırılarak elde edilmesi sonrasında bunun onarılan fistül üzerine destek doku olarak dikilmesi de yöntemler arasındadır.

    Fistül Tekrarlar mı?

    Evet tekrarlayabilir. Ehil olmayan ellerde yapılan her fistül kapatması bir sonraki fistülü davet eder ve kapatmayı da zorlaştırır.

  • İdeal kiloda olmadığını farkediş

    Kilosu olan herkes hayatında bir dönem ideal kilodaydı. Sonra çoğunlukla farketmeden kilo almaya başladı. Bir gün ideal kiloda olmadığını farketti. Kilolu bir grup insan ise hala farkında değil.

    Kiloyu çoğunlukla takip etmiyoruz. Aralıklarla tartılmayı alışkanlık haline getirmiyoruz. Bir yerde tartı gördüğümüzde üzerine çıkıyoruz. Tartıdaki değere şaşırıyoruz. Ben ne zaman bu kiloyu aldım diye düşünüyoruz.

    Her hastalıkta olduğu gibi öncelikle hastanın kendi durumunun farkında olması ve bundan kurtulmak istemesi gerekmektedir. Zira hastalığının ciddiyetinin ve neler kaybedeceğinin farkında olan hastalar, iyileşmek konusunda çok da hızlı ilerler ve doktorun önerilerini eksiksiz olarak uygularlar.

    Çoğu kişi aşağıdaki şekillerde kilo aldığının farkına varıyor;

    Çevresindeki kişiler kilo aldığını söylüyor,

    Kıyafetlerinin içine sığamamaya, fermuarları çektiğinde nefes alamamaya başlıyor,

    Bol bol giyilen rahat t-shirtler göbek kısmından gerilmeye başlıyor

    Çorabı giymekte, ayakkabıyı bağlamakta zorlanmaya başlıyor,

    Eline bedenindeki can simidi geliyor,

    Pantalonu tutmaya yarayan kemer artık sadece bir aksesuar olmaya başlıyor. Mağazada kıyafet denerken aynada kendi görüntüsünden hoşnut olmamaya Arkadan görüntü vermemek için çaba göstermeye başlıyor,

    Giydiği beden numarasını denemesine rağmen küçük geliyor

    Merdivenleri eski hızında çıkamamaya, yokuş yukarı yürüdüğünde nefes nefese kalmaya başlıyor

    Bel ağrısı, üzerinde yorgunluk ve ağırlık olduğunu hissetmeye,

    Spor yaparken zorlanmaya başlıyor,

    Bütün hayatı boyunca yemek yedirmeye çalışan anne, siz daha çok yemek istediğinde “çok kilo almışsın oğlum (kızım), bugün daha fazla yeme artık” demeye başlıyor.

    Aşağıya doğru baktığında ayaklarını görememeye başlıyor,
    Normalde bitiremediği porsiyonun artık doyurmadığını fark etmeye,
    Kadınlar için, “çok güzelsin”li iltifatların yerini “çok tatlısın”lı iltifatlar almaya başlıyor.
    Bu olayları yaşayan kişi kilolarının fazlalığının farkına varıyor.

    Hepimiz aslında ideal kilomuzda olmak istiyoruz. Farkındalığı olan herkes 3 kilo fazlalıktan tutun da 50 kilo fazlalığa dek ideal kiloya ulaşma isteğindedir. Ama çoğu kişi bunu gerçekleştirememektedir. Kilolarına mahkum olmaktadır. Kiloları ile mutsuz bir beraberlik yaşamaktadır.

    Bazı kişiler ise fazla kilolarının farkında bile değildirler. Hayatlarında bazı sorunlar ile o kadar meşguldürler ki fiziksel bedenlerinde farkındalıkları yoktur. Çevreleri tarafından kilo vermeye zorlanırlar. Farkındalık sağlanamazsa bu kişilerin kilo vermeleri çok zordur.

    Kilo bizim fiziksel bir özelliğimiz aslında. Ama kilolu olmanın sadece fiziksel bir yükü yok. Duygusal, sosyal, ruhsal bir yükü de var. Kiloyu sadece bedenimizle değil, ruhumuz, zihnimiz ve duygularımızla da taşıyoruz.

    Biz ideal kilodan ne kadar uzaklaşmışsak o kadar ağır yükle dolaşıyoruz. 1 kilo, 5 kilo, 10 kilo, 20 kilo, 50 kilo… Siz taşıdığınız fazla yükü düşünün. Biz bu yükü nasıl taşıyoruz. Bu yükü yavaş yavaş ediniyoruz. Ağırlık yavaş yavaş yüklendikçe kaldırabiliyoruz. Farkında olmadan da taşıyoruz. Hem de her yere. Bu yükleri yıllarca taşıyoruz. Her sene daha çok yüklenerek. Bunları taşımak bize zor gelse de bize aitmiş gibi sahipleniyoruz. Bizim bir parçamız gibi benimsiyoruz.