Etiket: Zor

  • Özel öğrenme güçlüğü (disleksi)

    Kişinin zekasının normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, yaşı, zekası ve verilen eğitim düzeyine göre beklenen düzeyde öğrenememesi Disleksi (özel öğrenme güçlüğü) olarak tanımlanır.

    Öğrenme sorunu olan bir çocuğa Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı konabilmesinin ilk şartı, çocuğun zekasının normal ya da normalin üstünde olmasıdır. Zeka geriliği olan çocukların yaşadığı öğrenme sorunları Özel Öğrenme Güçlüğü değildir.

    Özel Öğrenme Güçlüğü doğumdan itibaren var olan, zihnin gelişimiyle ilgili bir sorundur. Az okumayla ya da matematiği sevmemekle oluşmaz. Aksine okumada güçlük yaşadığı için kişi okumaktan kaçınır.

    ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN ÇEŞİTLERİ

    · 1-DİSLEKSİ (okuma güçlüğü): Okurken atlama, anlamı bozma, harf – ses uyumu bozukluğu, hızlı okuyamama, harflerin ya da hecelerin yerini değiştirme, heceleme ya da anlamama gibi bir takım bozukluklar görülür.

    · 2-DİSGRAFİ(yazma güçlüğü): ): Yazım hataları, okunaksız ve düzensiz el yazısı, bazı harf, rakam ve sözcükleri ters yazma, b-d, m-n, ı-i, d-t, g-ğ, g-y gibi harfleri karıştırma, sözcükler arasında boşluk bırakmadan ya da sözcüğü birkaç parçaya bölerek yazma gibi bozuklulara rastlanır.

    · 3-DİSKALKULİ(aritmetik bozukluk): Matematik terimlerini, kavramları anlayamama, sayı ve sembolleri tanıyamama, gerekli sembolleri kullanma, eldeli sayıları toplamayı unutma, çarpım tablosunu öğrenmede sınıf arkadaşlarına göre çok geri kalma, problem çözümünde izlenecek adımlara karar verememe biçiminde kendisini gösteren bozukluklarla karşılaşılır

    ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜN BELİRTİLERİ.

    Belirtilerin tümü görülmeyebilir, ancak dislektiklerin zekalarının altında akedemik performans göstermeleri ortak özellikleridir.

    Okul Öncesi Dönemde Disleksi

    Bebekliklerinde emeklemekte zorluk çektiği, çapraz kol ve bacak hareketini uygulayamadığı için çoğunlukla karnının üzerinde sürünür gibi bir görüntü sergilediği, el ve ayak dominansının gelişmediği veya geç geliştiği de gözlemlenebilir.

    Konuşmada gecikme, kelimeleri yanlış söyleme, bildiği halde nesne ve kişilerin adlarını hatırlayamama, kelimeleri bulmakta güçlük ( örneğin; tencere demek istediğinde “yemek pişirilen şey” diyebilir), Sözcüklerin harflerini değiştirmek ( kocaman-cokaman, köpek-pökek), Sözcük hazinesi çok yavaş artar, sıklıkla doğru kelimeyi bulmakta zorlanır. Olayları sırasıyla anlatamama, devrik cümle kurma görülebilir

    Yön problemi vardır. Sağını ve solunu karıştırır. (Ayakkabısın ters giyme gibi)

    Çoğu özellikler erken çocuklukta her iki elini de kullanır, baskın el yoktur, kendi başına çatal, makas kullanma, bağcık bağlamada, topu tutma, topa vurma, bisiklete binmede güçlük yaşayabilir. Yavaş ve hantal davranışlar sakarlık, sık düşme gözlenebilir. Ritmik hareket etmede güçlük yaşayabilir

    Sıraya koyma güçlüğü, sayıları sırasıyla saymayı öğreneme zorluk, renkleri öğrenememe, karıştırma, alfabeyi, rakamları, haftanın günlerini, ayları sırasıyla öğrenmekte güçlük yaşar. Zıt kavramları öğrenememe

    Düz çizgi çizememe, daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama, şekilleri tersten çizme, Taşırmadan boyama yapamama, Boyamaları hep karalama şeklinde yapma,

    Acelecidir ve dikkati kolaylıkla dağılır. Sözel yönergelere dikkat edememe, benzer sesleri karıştırır. (f, v, b, m gibi)

    İLKOKUL DÖNEMİNDEKİ BELİRTİLERİ

    Zekanın normal ya da daha üstü olması, okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması

    Sözlü sınavlarda daha başarılı, yazılı sınavlarda beklenenden başarısız olması, bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olması (örneğin; matematik dersi iyiyken geometriden çok başarısız olması)

    Okumayı zor öğrenme, yavaş okuma, bazı harfleri yazarken veya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,52-25,) bazı heceleri ters okuma (ve-ev, çok-koç), bazı harfleri yazarken karıştırma( d/ b/ d z/ s u/n ) , (bilek-dilek çaba-baca) okurken ve ya yazarken harf, hece atlama, kelimenin sonlarını uydurarak okuma, okumaya karşı isteksizlik, başkası okuyunca daha iyi anlama, okuduğu öykünün anlamını çıkarmada (özet yapma) zorlanma, fakat öykünün içinden sorular sorulursa onları cevaplayabilme

    Yazma ödevlerinden kaçınma, yazarken noktalama işaretlerini yazmama, yavaş yazma, okunaksız ve çirkin yazma. Geç ve yavaş yazar. Not tutma becerisi zayıftır. Kalem tutması bozuktur(avuçlayarak ya da dik tutma), kalemi tutarken çabuk yorulur. Bir satırı takip edemez, satır başına geçerken zorlanır. Kelimeler çok yer kaplayacak şekilde aralıklı ve ya birbirine çok bitişik yazar.

    Eksik cümleler kurarlar, karışık verilmiş kelimelerden düzgün ve anlamlı cümleler oluşturmazlar

    Tahtadan ödevini geçirmekte zorlanma, ödevini eksik alma, ödev yapmak istememe, ödev yaparken sık yardım isteme

    Sık dört işlem hatası yapma ,’’+,x ‘’işaretlerini karıştırıp toplama yerine çarpma yapma, sayıları tersten okuma (12-21, 52-25), çarpım tablosunu öğrenememe, bölme işlemine sağdan başlama, eldeleri unutma, ileri sınıflarda bile parmak hesabı yapma

    Sağını solunu karıştırma, beden eğitiminde başarısız olma (koşma, top tutma), Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunları vardır. Bundan dolayı bazı sakarlıklar oluşabilir.

    Alfabeyi, sayıları ve haftanın günleri-aylar gibi sıralı listeleri, saati öğrenmede güçlük çeker.

    Zamanı karıştırırlar ( Önce sonra, dün bugün, şimdi sonra ), Yön bulmada zorlanırlar

    Dikkat ve bellek sorunları nedeniyle verimli çalışamama, zamanı planlayamama.

    özel öğrenme bozukluğu gösteren çocukların %25’si dikkat eksikliği ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu da göstermektedirler.)

    İşitsel ayrımlaştırmada güçlük çekerler ( Bazı harfleri karıştırırlar b m f v y r d gibi benzer sesleri ayıramazlar ). İşitsel kavrama yetersizdir ( Yönergeleri unutur, dinlemiyor gözükür ),İşitsel hafızaları zayıftır ( Ona söyleneni çabuk unutur )

    Dokunarak ayrımlaştırmada güçlük çeker. (Gözü kapalıyken avucuna yazılan sayıyı ayırt etmede, gözü kapalıyken konulan nesneyi tanımada güçlük )

    Disleksi tanısı nasıl konulur?

    Çocuk psikiyatristi tarafından aileden okuldan alınan bilgiler, çocuğun değerlendirilmesi, gelişim dikkat ve zeka testlerinin değerlendirilmesi sonrası tanı konulur.

    Tedavi:
    Bu bozukluk çoğunlukla dikkat eksikliği, hareketlilik, depresyon, kaygı bozuklukları veya diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte seyredebilir. Bu durumda diğer psikiyatrik bozukluklara yönelik ilaç tedavileri uygulanmalıdır. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda sorun olan alanlara yönelik birebir özel eğitim alması gereklidir. Eğer dikkat eksikliği varsa ilaç tedavisi yapılan özel eğitimden daha iyi yararlanmasını sağlayacaktır. Bu çocuklar zeki olmalarına rağmen düşük akademik becerileri olması nedeniyle sıklıkla depresyon, kaygı bozukluğu yaşadıkları için mutlaka bir çocuk psikiyatristi tarafından izlenmeli, aile ve okul bilgilendirilmeli, eğitsel desteği sağlanmalıdır.

    Dr Deniz Tirit Karaca

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi – Psikoterapist

  • Ölüm ve Başetme Yolları

    Ölüm ve Başetme Yolları

    Herkesin kişisel deneyimleyerek anlamlandırdığı ölüm ve acısını yaşamak farklıdır.Ama tüm ölümlerde tek bir ortak bir payda var ki o da zor hatta çok zor oluşu…
    Bedeninin bir daha geri gelmemek üzre olduğunu bilmek zordur ama ölüm yasını atlatmak daha da zor…
    Ölüm bedensel kayıp dışında ruhsal duygusal hatta kendi hayatımız için kaybedilenin yakınlığına göre yaşamsal bir kayıp bile olabilir.

    Peki bu zor durumla nasıl başa çıkabiliriz?
    Yas dönemini ortalama 3 ay yaşamak normal kabul edilebilir. 3 ay sonrası yaşantılar kişide istemediğimiz sorunlara yol açabilecektir.

    İşte bunlardan bazıları;
    – İntihar düşünceleri
    – Alkol ve madde kullanımı
    – Kendimizi boşluktaymış gibi hissetme yada hissizlik
    – Öfke patlamaları
    – Nedensiz aşırı neşelilik – Olay hiç olmamış gibi davranma
    – Uyku ve iştah düzensizliği
    – Önceki travmaların tetiklenmesiyle sürekli olarak aynı düşüncelerle meşgul olma, günlük  hayata devam edememe…

    Bu gibi sorunlar kesintisiz 1 ay süre ile devam ediyorsa yardım almak gerekebilir.Çünkü yas süreci bazı insanlarda kalıcı hasarlara sebep olabilir.

    Baş Etme Yolları ;
    1.Zor da olsa gerçeği sağlıklı bir düşünce sistemi içerisinde kabul etmek gerekir.
    2.Paylaşmak acıyı azaltır.Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın.
    3.Yaşadığınız rutinin yas döneminin ardından devam etmesine özen gösterin.
    4.Beslenme ve uyku düzenindeki değişikliğinizin aşırı yöne gitmesinden sakının.
    5.Olumsuz durumlar yerine olumlu yaşanılan güzel anıların hatırlanmasını sağlayın.
    6.Kazanılan bir faaliyet (spor ya da sanat) iyileştirici etkiye sahiptir.Alışkanlık kazanın.
    7.Duygularınızı kabul edin.Yakın ölümlerde insan bir çok duyguyu deneyimleyebilir.
    8.Yas tutmanın kişisel bir deneyim olduğunu unutmayın.Kimi ağlerken kimi hissizleşebilir. Yaşadığınız bu durumları çok anormal şeyler yaşıyormuş gibi düşünüp üzüntümüze üzüntü katmayın.
    9.Bedensel olarak kaybedilmiş hissetmek istemiyorsanız aranızdaki bağı farklı şekilde sürdürün.Mesela bir çiçek ekerek bağı koparmamış olursunuz.Bu size iyi gelecektir.
    10.Ölümü inkar etmek kendini izole etmek yas sürecini uzatır.Bunu yapmayın!

    Ve son olarak ölüm olgusu evrensel ve varoluşsal olduğu için bir gün herkesin öleceği gerçeğini unutmayın.Günlük hayatın koşuşturmacasında unutulsa da ölüm vardır ve gerçektir.

    Ölüm çok ağır bir darbedir. Bu ağır darbenin altında ezilmememiz dileğiyle…

    Ramazan eniştemin anısına…

    BAŞIMIZ SAĞOLSUN!

  • İştahsız çocuk ve reçete!

    Az besin tüketen, zor ve seçici yemek yiyen çocuklara iştahsız çocuk denir. Ailede özellikle annede ciddi kaygılara yol açar. Anneler, çocuğun kilosunun ve yeme alışkanlıklarının O’nun gelişimini ve ilerideki yaşam tarzını etkileyebileceği yönünde endişelere sahipler. Biz çocuk hekimleri içinse önemli olan; Ailenin bu konudaki algısının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve altta yatan organik bir hastalık olup olmadığıdır. İşin aslında iştahsız çocukların boy ve kiloları yaşıtlarına göre daha düşük olabilir. Ancak hayatta kalma güdüleri vücutlarının ihtiyacı olan gıdayı kendileri için uygun olan miktarlarda tüketmelerini sağlayacaktır. O’na güvenin … *İştahsızlığın temeli anne karnında başlar. Annenin gebeliği ve sonrasında da emzirme döneminde annenin beslenmesinde yer alan tat ve kokular, gebelikte amnion sıvısı ile sonrasında da süt yoluyla bebeğe geçer. Bu geçiş bebeğin ek gıdaya adaptasyonunu belirler.

    *Yapılan çalışmalara göre; Anne sütü kısa süreli alan çocuklarda iştahsızlık daha fazla olur.

    *Sindirim sisteminin yeterli olgunluğa erişmeden, erken ek gıdaya başlama besin allerjisi riskini ve iştahsızlığı kolaylaştırır. Böyle çocuklar yeni bir gıdaya zor alışırlar.

    *Uzun süren püreli beslenme, katı gıdaya geç başlama ve aile bireyleri ile sofrada birlikte yemek yemeye geçişin geç olması da iştahsızlığa zemin hazırlar.

    *Çocuk acıkma belirtisi göstermeden belli aralıklarla beslenmeye çalışmak da bu süreci tetikler. Özellikle erken doğan çocukların anne babalarında bu tür kaygılar sık görülür.

    *Boğulma, zorlayarak beslenme gibi yemek saatlerinin travmatik sürecide iştahsızlığı tetikleyebilir.

    SÜRECİ YÖNETME , TUTUMLAR

    Yemeye zorlamak, tehdit,rüşvet hiçbir zaman iyi bir fikir değildir. Her zaman kaybedersiniz.

    Sizin göreviniz ona sağlıklı yiyecek seçeneklerini uygun zaman ve uygun yerde sunmaktır.

    Onun ise ; Neyi, ne kadar yiyeceğine izin vermektir.

    Eğer sağlıklı seçenekler sunarsanız ; kendileri için gerekli yeterli besini kendiliğinden seçerler. Çünkü hayatta kalma güdüleri ihtiyacı olan gıdayı en uygun miktarda tüketmelerini sağlayacaktır. Bu yüzden onun doğal iştahına güvenmeniz ve yemeğini kendisinin düzenlenmesine izin vermeniz çok önemlidir. Onu zorlarsanız vücudun açlık-tokluk sinyallerini tanımasına ve vücuduna saygılı olmasına engel olursunuz. Buda ileride obezite ve hatta sigara bağımlılığı gibi bağımlılıkların oluşmasını sağlar.

    Ne yiyeceği konusunda zorlamaya, kandırmaya ve hatta yorum yapıp tehdit etmeye gerek yoktur. Sizin göreviniz sağlıklı yiyecekler sunmaktır ! Gece 23:00 ‘de o istedi diye makarna yapmak değildir !

    Bazı çocuklar belli yiyeceklere karşı nefret geliştirebilir yada zaman zaman belli yiyecekleri çok arzulayabilir. Bu seçimler fiziksel ihtiyaçlarını yansıtır, endişelenmeyi gerektirmez..

    Bazı çocuklar karışık yemeklerden hoşlanmaz o yiyecekleri teker teker daha zevkle yer. Bazıları yiyeceklerin görüntüsünden ve kıvamlarından etkilenir. Mesela karabiber serpilmiş yemek kirli gelebilir yada dışkıdan korkan bir çocuksa dışkıya benzettiği hiçbir yemeği yemez. Bazen de kardeşi olan çocuklar bebek maması gibi yemek isteyebilirler.

    Bu tür mızıldamaları sorun edip çatışma haline getirmezseniz bir süre sonra kendiliğinden geçer. Bu süreçte ona yardımcı olmak yemeğin görüntüsünü değiştirip cazip hale getirmek yeterli olur.

    Bir çoğumuz iş yada sosyal nedenlerle yemek yediğimiz için vücudumuzun açlık, tokluk sinyalini kaybetmişizdir. Üstelik çoğu zaman yemeğimizi sağlıksız ve hazım sorunlarına yol açan gıdalarla geçiştiririz. Aslında çocukların vücutlarının besin ihtiyacını belirleme ilişkileri biz yetişkinlerden daha iyidir.

    Kabul etmek zor olsada arada sırada yemek yiyen 4 yaşındaki çocuğunuz optimum besini alırken, günde 3 öğün yiyen bizler ihtiyacımız olandan daha az yada daha çok besin alıyor olabiliriz.

    İŞTAHSIZ ÇOCUĞA ÇÖZÜM

    1) Anne – Baba (YANİ SEN ) : Neyi ,Ne zaman, Nerede vereceğine

    Çocuk (YANİ O ) : Ne kadar , Neyi yiyeceğine karar vermeli !

    2) Yaşına uygun ve küçük miktarlarla başla ! sevmediği yiyeceği zorlama sonratekrar dene!

    3) Gürültüsüz sakin ortamda besle!

    Mama sandalyesinde ve masaya yakın tut! tv-oyuncak gibidikkatdağıtıcılardan uzak dur !

    4) Öğünler arası 3-4 saat (O’nun açlık sinyallerini öğren )

    Öğünler arası atıştırmaya izin verme!

    Öğün arası meyvesuyu-sütü kısıtla , susadığında sadece su ver.

    5) Yemeğe 15 dakika içinde başla! 30 dakikayı geçme !

    6) Yemek saati eğlenceli olmalı, çocuklar taklitle öğrenirler bu nedenle iyi bir rol model olmak adına yemekte eğlenceli zaman geçir ! Seni kızgın ve mutsuz görmek onu etkiler.

    Baskı, ikna, yalvarma, rüşvet, tehdit yok ! Yiyecekle ödüllendirme !Yiyecek dışı ödüller olabilir.

    Öğünler arası oyun, iştahı açar ancak ağır oyun olmamalı yorgunluk yapar

    Bağımsız yemesine izin ver ! çevreyi kirletmesine göz yum !

    Aşırı yemek seçiyorsa ilgili besini çok az vererek başla ! Önce sen kendi tabağına koy ve çocuk onları yemeye istekli olduğunu görsün ! O’nu zorlamamalı, en az 10 – 15 kez denenmeli, sevdiği yiyeceği az miktarda karıştırılıp verilmelisin

    2-5 yaş arasında ki çocukda büyüme hızı yavaşlar , iştah değişken olabilir.Ancak az ve seçici yesede genelde kendisi için gerekli besini alır. ENDİŞELENME ! SABIRLI OL !

  • Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlanma doğal bir süreçtir ve hafızada bir takım değişikliklere yol açar. Birçokları yaşlanmayı bilişsel performanstaki düşüşle ilişkilendirir. Yetişkinlikte gelişen bilişsel değişimlerin tamamı
    olumsuz değildir. Bazı yetenekler nispeten değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

    Değişmeyen yetenekler; öncelikle örtük bellek(açık olmayan hafıza) ömür boyu aynı kalır. Başka bir deyişle bisiklet sürmeyi bir kez öğrendiğinizde ne kadar yaşlanırsanız yaşlanın bu yöntemsel bellek (doğrudan doğruya bilinçli erişime açık olan hafıza) hep sizinle gelecektir. Tabi herhangi bir beyin hasarı ya da hastalığı geçirmediğiniz müddetçe. Tanıma belleği de zamandan bağımsız olarak nispeten sabit kalır. Yani bir şeyi öğrendiğinizde daha sonra o şeyi bir listeden seçebilme yeteneğiniz 27 yaşınızda neyse 67 yaşınızda da hemen hemen odur.

    Gelişen yetenekler; anlamsal bellek (genel kültür bilgilerinin saklandığı hafıza) 60 yaş civarına kadar gelişmeye devam eder ve ancak ondan sonra gerilemeye başlar. Yani yaşlı insanların sözel yetenekleri hala yerli yerindedir. Çok iyi bulmaca arkadaşı olmalarının nedeni de
    budur. Yaşlı insanların gençlerden ilerde olduğunun bir diğer alan da yine ilgili bir kavram olarak kristalize zekâdır. Bu bilgi ve tecrübeleri kullanabilme yeteneğiyle ilgili zekâ türüdür. Daha yaşlı
    insanlar daha uzun süre yaşayıp daha çok bilgi ve tecrübe kazanmış olduklarından bu akla yatkın bir sonuçtur. Kristalize zekâ çoğunlukla, okuduğunu anlama ve mukayese testleriyle ölçülür. Yaşlı insanlar bu testlerde gençlerden daha başarılıdır. Son olarak yaşlı insanlar; kişiler arası veya duygu yüklü problemler arasında genellikle daha iyi mantık yürütür. Bireyin belli bir tür duruma dair bilgi ve tecrübesi ne kadar enginse bu tecrübelere dayanarak benzer bir durumla başa
    çıkabilme ihtimali de o kadar yüksektir. Yaş ilerledikçe elbette gerileyen bilişsel yeteneklerimiz de vardır. Tanıma değişmese bile hatırlama zorlaşır. Yaşlı insanların tepki üretmesi gençlere nazaran
    daha zordur. Serbest hatırlama testi sonuçları bunu kanıtlar niteliktedir. Benzer şekilde olaysal bellek (zaman ve yer gibi değişkenlere bağlı bilgileri kapsar) de geriler. Uzun süre önce
    oluşmuş bellekler çoğu zaman değişmeden kalsa da yaş ilerledikçe yeni olaysal bellekler oluşturmak zorlaşır. Yaşlanınca işlem hızı da düşer. Mesela birlikte Kim Milyoner Olmak İster? Yarışmasını izlediğiniz anneanneniz, sizinle aynı sayıda soruyu doğru cevaplayabilir. Hatta
    sizden daha başarılı da olabilir. Ama kısa süreli tepki vermek konusunda sizden daha çok zorlanır. Yaşlandıkça işlem hızına bağlı olarak bölünmüş dikkat de geriler. Dikkatimizi bir görevden alıp bir
    göreve vermemiz gittikçe daha zor bir hal alır.Bu nedenle dikkatimiz daha kolay dağılır.

    Özetle yetişkinlikte gerçekleşen bilişsel değişimler her zaman olumsuz değildir. Bazı bilişsel yetenekler gerilese de sağlıklı yaşlılarda bazı bilişsel yetenekler değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

  • Askerlik Öncesi-Askerlik Süreci-Askerlik Sonrası  İnsan Psikolojisi

    Askerlik Öncesi-Askerlik Süreci-Askerlik Sonrası İnsan Psikolojisi

    Her yıl 140.000’e yakın askerin psikolojik sorunlar yaşayarak Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık servislerine başvuru yaptığıyla ilgili haberleri sık sık medyadan takip ediyoruz. Devletin bu konuda belirli çalışmaları ve uygulamaları var ancak bu süreç  kişiden kişiye değişen, kişisel bir süreçtir ve bireyin tümüyle devlette yönelik bekleyiş içerisine girmesi de yanlış olur. ‘Askerlik olmalı mı?’ ya da ‘kişinin seçimine bırakılmalı mı?’ gibi konular benim konum değildir. Ben sadece bir psikolog olarak askerlik öncesi, askerlik süreci ve askerlik sonrası insan psikolojisiyle ilgili konulara değineceğim. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre her 100 askerden 10’unda askerliğin kalıcı sorunlara yol açtığı saptanmıştır. II. Dünya savaşından buyana süren çok sayıda vakalar var.  

    Askerlik hiçbirimiz için alışılagelmiş olmadığı gibi birçoğumuz için zor bir süreç olabiliyor. Bu süreç içerisinde ben zorluk yaşamadım diyebilecek asker sayısı hiç kuşkusuz yok denecek kadar azdır. Bu süreçte zorlanıyor olmamız doğal olduğu gibi, Kamp tarzı etkinliklere katılmamış, kurallı bir yaşama alışık olmayan, belirli grupsal spor faaliyetleri yapmamış kişiler için çok daha zorlayıcı bir süreçtir. Askerlik görevini yapmadan 1-2 yıl öncesinde bir psikoloğa danışılması ve kişinin bu süreci bir profesyonel ile birlikte kendi yaşam şekline uygun hale getirmesi ruh sağlığı açısından önem taşımaktadır.

    Askerlik sürecine geçiş yapan kişilerin çevresindeki insanlar, hayat standartları, kısacası tüm yaşam şekillerinin değişmesi, bir de bunların üzerine daha önce hiç bu kadar kurallı yaşamadıkları bir hayat, daha farklı bireysel sorumluluklar,  aldıkları eğitim ki bunun içerisinde arkasındakileri koruma, başkalarına saldırma, savaşa hazırlık anlamında bir takım telkinler üzerinde temellendirilmiş bir öğrenme var. Bu bireylere vurmaları, arkasındakileri korumaları ve gerekirse öldürmeleri öğretiliyor, sınırlar getiriliyor, cezalar uygulanıyor. Bireysel yaşamdan koparak bir bütün içerisinde yaşamaları, orduda yer almaları, orduda karşı cinsten kimsenin olmayışı, her yerde hem cinslerinin dolu oluşu.. Bütün bunlar kişinin bir takım hassasiyetlerini tetikleyebiliyor.

    Çok genç yaşta askere gidiyor olmaları da ciddi bir etkendir. 19-20 yaşına kadar ailesine bağlı yaşamış, birçok sorumluluğu kendisi yerine ailesi üstlenmiş kişilerin askerlik sürecine girmeleri çok daha zordur. Birçoğunun ergenlik döneminin son evrelerinde askere gidiyor olmaları, kişiler üzerinde ciddi bir değişim ve şok etkisi yaratmaktadır. Ergenlik dönemi hepimizin hayatında var olan normal bir süreçtir, kişi bir takım çatışmalar yaşar,  kendi yaşantı şeklini seçmeye çalışır, iç dünyasında karışık bir ruh hali vardır. Bu duygu karmaşasının içerisine askerliğin de girmesi, bireyin iç karmaşasının dışavurumunu da çoğu zaman tetikler ya da daha belirgin bir hale getirir. Bireyi ciddi bir karmaşaya sokar.

    Bu olumsuzluklar bir takım bozulmalara yol açabilmektedir. Kişinin geçmişinde eğilimli olduğu veya var olmayan bir takım davranış bozukluklarının ya da hastalığın askerlik esnasında veya askerlikten sonra daha da belirginleştiğini görmekteyiz. Katıldığı bir çatışmada kendisi yaralanabilir, arkadaşları gözü önünde şehit düşebilir. Komutanının uyguladığı sözel veya fiziksel şiddet, aldığı cezalar kişi üzerinde travmatik bir hal bırakabilir. Genelde 17-21 yaş arasında ortaya çıkan Şizofrenik eğilimler yine askerlik dönemine denk gelebilir ve bu süreçte şizofrenik düşünceler başlayabilir. Panik atak eğilimi olan bir kişi yine bu süreçte atak geçirebilir veya atak geçirme sıklığı artabilir. Bipolar eğilimli kişiler çok neşeli, çok konuşkan, esprili  bir hale bürünebilir  ya da tam tersi  depresif, mutsuz, umutsuz, uyku sorunu yaşayan bir hal alabilir. Halk ağzıyla ‘kriz geçirdi’ şeklinde nitelendirilen bir saldırganlık halleri görülebilir.

    Birçok kişi travma yaratacak olayları kendi içinde yaşar, çevresiyle paylaşmaz ve bastırmaya çalışır. Böyle durumlar daha büyük risk taşıyabilir ve çok zaman sonra da olsa bir takım davranış bozukluklarına olabilmektedir. Askerlik sürecinden önce ve sonra bir profesyonele danışmak, psikolojik destek almak,  gerekirse Psikoterapi ve/veya ilaç desteğiyle yaşanan davranış bozukluklarının düzeltilmesi, hastalıkların ortadan kaldırılması gerekmektedir. Önlem alınmadığı taktirde davranış bozukluklarımız hastalıklara, hastalıklarımız kişilik bozukluklarımıza dönüşebilmekte ve çok daha zor tedavi edilebilir bir hal alabilmektedir. Erken tanı birçoğunun daha kötü bir hal almadan daha kolay tedavi edilebilir veya düzeltilebilir olmasını sağlamaktadır.

  • Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Herkesin üzgün, sıkkın veya mutsuz hissettiği zamanlar olur. Çoğu zaman bu duygular gelir ve gider ama bazen devam eder ve uzun süreler kalıcı olur. Bunları değiştiremeyip ve depresif hissetmekten kurtulamadığın olabilir. Depresif hissettiğinde Kendinde şunları fark edebilirsin:

    Sıklıkla ağlamaklısın.

    Net bir neden olmamasına rağmen veya küçük şeylere ağlıyorsun.

    Sabah erken saatlerde uyanıyorsun.

    Gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorsun.

    Sürekli yorgun ve enerjisiz hissediyorsun.

    İştahını kaybettin.

    Konsantre olma sorunları yaşıyorsun.

    Yapmaktan zevk aldığın şeyleri bıraktın.

    Dışarıya daha az çıkıyorsun ve yalnız başına kalmak istiyorsun.

    Üzgün hissettiğinde kendini tekrar toparlamak çok zordur. Her şey imkansız gibi görünür, çok zor bir iş olduğunu hisseder ve denemek için zahmet etmeye bile gerek olmadığını düşünürsün. Bu depresyonun bir parçasıdır ve en zor işlerden biri ilk adımı atmaktır. İki şey harekete geçmek için yardımcı olabilir.

    1. İnsanlara depresyonla mücadele etmeye başlayacağını söyle. Sana yardımcı olabilirler, seni destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler.

    2. Nasıl hissettiğinle ilgili bir fark yaratabilirsin. Bu zor bir iş olsa da kendini daha iyi hissetmeni sağlayacak şeyler var.

    Ne yaptığını ve nasıl hissettiğini kontrol et.İnsanlar üzgün hissettiğinde bir şeyler yapmayı bırakırlar. Dışarı çok fazla çıkmaz, boş oturabilir ya da tüm gün yatakta durabilirler. Ne yapacağını kontrol etmek ve gün boyunca başkalarından daha kötü hissettiğin zamanların olup olmadığını görmek faydalı bir ilk adım olabilir.

    Her saat bir kağıda ya da telefonuna ne yaptığını yaz ve 1’den(çok kötü hissetmek) 10’a(çok iyi hissetmek) kadar bir sayı seçerek o andaki ruh halini puanla.

    Kendine sürekli olarak iyiye gittiğini hatırlat ve bir şeylerle meşgul olmanın olumsuz düşüncelerini dinlemene daha az zaman bıraktığını unutma.

    Olumsuz düşüncelerini bul. Kendisini üzgün ve depresif hisseden insanların olumsuz düşünceleri olur. Gerçekleşen olumsuz ve kötü şeyleri çok kolay bulurlar. İyi şeyleri görmezden gelirler. Kendilerine ve yaptıkları şeylere karşı çok eleştireldirler. İşlerin kendileri yüzünden kötü gittiğini düşünürler. Hayatlarının bir alanında kötü giden bir şeyi tüm yaşamlarına genellerler.

    Eğer sen de böyle düşünüyorsan, olumsuz düşüncelerinin farkında olman ve bir düşünce tuzağına yakalanmış olup olmadığını keşfetmen gerekiyor. Şimdi sana çok yaygın olan dört düşünce tuzağından bahsedeceğim:

    Olumsuz gözlük-Bunlar olayın sadece olumsuz kısmını görmenize izin verir.

    Olumlu şeyler sayılmaz-Gerçekleşen olumlu şeylere önem verilmez ya da onların şans eseri olduğu düşünülür.

    Bir şeyleri abartmak- Küçük ve olumsuz şeyler gerçekte olduğundan daha büyük hale gelir.

    Kötü şeyler olacağını tahmin etmek- Temelde iki şekilde olur:

    Zihin okuyucu: Başkalarının düşündüğü şeyleri bildiğini düşünürler. (“Ela’nın beni sevdiğini düşünmüyorum.”)

    Falcı: Ne olacağını bildiğini düşünürler.(“Biliyorum aptalca bir şeyler söyleyeceğim ve herkes bana gülecek.”)

    Negatif düşüncelerine meydan oku.Bir kez negatif düşüncelerini bulduğunda ve düştüğün düşünce tuzağını bildiğinde, müdahale etmeyi öğrenebilirsin.

    Eğer olumsuz gözlüklerin varsa durmayı öğrenmelisin, tekrar bakarak gözden kaçırdığın herhangi bir olumlu şeyi bulmalısın. Olumlu şeylerin sayılmayacağını düşünüyorsan başarılarını kabul etmeyi ve kutlamayı öğrenmelisin. Eğer bir şeyleri abartıyorsan, sorunların başa çıkılmaz hale gelmesini ve büyümesini engellemeyi öğrenmelisin. Eğer kötü şeylerin olacağını tahmin ediyorsan bunu yapmayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kontrol etmelisin.

    Depresif hisseden insanlar bazen sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini hissederler. Arkadaşlarla, aileyle veya patronlarla yaşanan zorluklar öylesine büyük gelir ki, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemezsin.

    Tüm olası çözümleri düşün.Sorununu düşün ve olası çözüm yollarının tamamını bir yere yaz. Bazı zamanlarda kendi kendinle “ben bunu yapabilirim ya da…” şeklinde konuşmak faydalı olabilir.

    Başarılı olma alıştırması. Bir zorlukla veya yeni bir durumla karşı karşıya kalındığında, başarısız olacağını veya işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünmek kolaydır. Bu kötü şeylerin olacağını tahmin etmek olumsuz tuzaklardan biridir. Kendini başarılı olduğun bir resimde hayal etmek faydalı bir yoldur. Zor bir durumun olduğu bir resim hayal et ve kendi kendine ne olacağını söyle. İlgili adımlar hakkında düşün ama bu resimde kendini başa çıktığın ve başarılı olduğun şekilde hayal et. Bu resmi mümkün olduğunda gerçekçi bir şekilde yap ve bu sahneyi ayrıntılı bir şekilde tarif et. Birkaç kez alıştırma yapmak zor olmasına rağmen senin başarılı olabileceğini görmene yardımcı olacaktır.

    Olumlu içsel konuşma. Zor veya endişeli bir durumda kendi kendine yardım etmek için faydalı bir yol da içsel konuşmayı kullanmaktır. Olumlu içsel konuşma daha rahat ve güvenli hissetmene yardımcı olarak şüphelerin ve endişelerin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bunu endişeli veya başarılı olacağına emin olmadığını hissettiğin zaman kendine olumlu şeyler söyleyerek yapabilirsin.

    Denediğin için kendini öv. Üzgün hissettiğinde kendini övmek oldukça zor olabilir. Her zaman yapmak istediğin daha birçok şey var gibi veya daha iyi yapılabilirdi gibi görünür ve bu nedenle başardığın şeyleri fark etmen daha zor hale gelir. Her zaman başarılı olamayabilirsin ama bu önemli değil. Önemli olan denemen ve tekrar mücadele etmeye başlamandır. Bu yüzden yaptığın şeylere takılma, denediğin için kendini öv.

  • Hayır Derseniz Ne Olur?

    Hayır Derseniz Ne Olur?

    Hayır demek kimilerimize zor gelebilir ve zor gelmesinin çok anlamlı açıklamaları vardır. Hayır dersek karşımızdakini kırmaktan kızdırmaktan ya da üzmekten çekiniriz çoğu kez. Fakat hayır diyebilmek sağlıklı bir iletişim için çok değerlidir.

    Hayır derken,

    1. Muhatabımızın gereksinim ve arzularını ihtiyaçlarını onaylamak.

    2. Ben dili aracılığıyla yapmak istemediğiniz şeyi kaşı tarafa beyan etmek.

    Komedi filmleri çok keyifli vakit geçirmemi sağlıyor fakat şu an daha ağır film seyretmeyi tercih ederim.(B en dili)

    Kırmızı gerçekten harika bir renk ancak odam için daha pastel bir renk tercih ederim. (Ben dili)

    Neden bu kadar geç yatmak istediğini anlıyorum fakat bu kadar geç yatmandan rahatsızım. (Ben dili)

    Acelenizi anlıyorum fakat şu an yetiştirmem gereken başka işlerim var. (Ben dili)

    Bu konuda endişelenmeni anlıyorum fakat isteğini şu an için gerçekleştiremem. (Ben dili)

    Şahsi harcamalarını azaltmanı istememin seni üzdüğünün farkındayım ve bunu istemek benim için de çok zor fakat önümüzdeki aylar zor geçeceğe benziyor.

    Karşılıklı onaylama ve karşınızdaki kişinin gereksinim ve arzularının önemli olduğunu söyleme ve ardından kendi isteğimizi iletme ilişkilerimizi daha iyi hale getirecektir. Hayır derken çekinmemizde muhakkak haklı sebeplerimiz vardır. Hayır dersek olumsuz neler olabileceğini zihnimiz bize sıralamaya başlayınca hayır demekte zorlanırız. Gelecekte olabilecek olumsuz sahneler zihnimizde gösterime girer ve izleyeni sadece biz olmamıza rağmen izlenme oranı gayet yüksektir çünkü defalarca bu filmi izleriz. Eğer hayır dersek ve tahmin ettiğimiz olumsuz sahne zihnimizde sahnelenmenin dışında gerçek hayatta da sahnelenirse bu durumla başa çıkamayacağımıza inanıyorsak hayır demek nerdeyse imkânsızlaşır. Fakat o olumsuz sahnenin gerçek hayatta izlenmesi durumunda sahnede neler yapabileceğiniz üzerine çalışırsanız o sahnede olmak o kadar da korkutucu gelmeyebilir.

    Bir örnek;

    A: Evimin çatısına gelen dalları kestirmeni istiyorum, benim çatım için tehlike oluşturuyor.

    B: Bugüne kadar böyle bir şey olmadı, bence endişe edecek bir durum yok.

    A: Dallar tehlikeli diye düşünüyorum rica ediyorum dalları kestir.

    B: Biz öldükten sonra bile o dallar orda kalır sen canını sıkma.

    A: Dallardan dolayı endişeleniyorum kestirmeni rica ediyorum.

    B: Durup dururken neden bu kadar rahatsız oldun?

    A: Bu dallar çatımın tam tepesinde ne olur ne olmaz kestirmeni istiyorum.

    Hayır derken ben dili kullanımına dikkat etmek gerekir böylelikle karşı tarafla münakaşaya girme ihtimaliniz azalır. Bu noktada önemli olan karşınızdakine size karşı kullanacağı bir silah vermemek, tartışmaya girmemektir. Hiç kimse duygu ve ihtiyaçlarla tartışmaya giremez.

  • Deneyimsel Oyun Terapisi

    Deneyimsel Oyun Terapisi

    Oyunun akışıyla ilgili tüm kontrolün çocukta olduğu ve oyun terapistinin öncelikle oyun arkadaşı olmak zorunda olduğu bir yaklaşımdır. Çocuk, sınırları ne kadar zorlayan bir oyun oynarsa oynasın fark etmez. Oyun terapisti, çocuğun oyununa katılır ve onunla beraber sürecin bir parçası olur.

    Oyun terapistiyle güven ilişkisinin sağlanmasıyla birlikte, çocuk oyunları aracılığıyla kendisini zor durumda bırakan yaşantılarıyla ilgilenmeye başlar. İfade edemediği duygularını açığa çıkarır. Oyundaki hareketliliğin de yardımıyla, travma nedeniyle kasılmış olan bedeni gevşemeye başlar. Başa çıkamayacağı kadar büyük görünen sorunlar, oyunun büyülü dünyası içinde küçülmeye başlar. Çocuk güçlendikçe yaşamakta olduğu sorun etkisini kaybeder ve iyileşme gerçekleşir.

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile, okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir.

    2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun, bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma, hayal kırıklığı, ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres, kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak da çocuklarda öfke, inatlaşma, karşı olma, parmak emme, tırnak yeme gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif Aşaması: Çocuk; odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni Test Etmek: Çocuk, kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır.

    3. Bağlılık Aşaması: Çocuk, kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik Büyüme Aşaması: Deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay ya da ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar.

    5. Sonlandırma Aşaması: Oyunlar artık daha basit, iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir. Terapist ve çocuk sonlandırmayı birlikte yapar. Ebeveynlerin bunu desteklemeleri önemlidir.

    PEKİ, TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde, çocukla birlikte oyunu deneyimler, verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Boşanma süreci ya da boşanmış ailelerdeki zorluklar

    • Duygusal, fiziksel ya da cinsel istismarda

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş, ev, okul, ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon.

  • ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    Evlilik iki kişinin hayatını birleştirmesi, ‘ben’ olan yaşantının ‘biz’e dönüşmesidir. Kolay bir süreç değildir elbette. İki ayrı hayatın ortak bir mekanda birleşmesi, değişen alışkanlıklar, özgürlükler, paylaşımlar ve nitelikleri, yeni akraba ilişkileri, sorumluluklar,ekonomik değişimler çifti bu süreçte zorlayabilecek koşullardandır.
    Çiftler evlilik kararı aldıklarında bir ömür beraber yaşamayı ve mutlu olmayı hayal ederler. En özellerini, en kıymet verdiklerini eşleriyle paylaşmayı, onunla yaşlanmayı, onunla gülmeyi, onunla ağlamayı ve onunla ölmeyi isterler. Evlenirler, kavuşurlar ve mutlu olurlar. Zaman geçer, bir şeyler değişmeye başlar. Bazı çiftler sorunlarla baş eder, çözüm yolları bulurlar ama bazıları tükenir. Bir dönem mutlulukla birleştirdikleri hayatlarını, ayırmak isterler. Kimse mutluluğunu bitirmek istemez, eğer bir çift boşanmak gibi zor bir karar alıyorsa gerçekten mutsuzdur demektir. Çözüm ise boşanmak dışında bir şeyler de olabilir.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin televizyon izleme alışkanlıklarından kültürel aktivitelere katılımına, alkol kullanımından evlilik kararına kadar birçok durum incelenmiştir. En dikkat çeken sonuçlardan biri boşanma nedenlerinin sıralaması olmuştur. Genel kanının aksine boşanmada ilk sıralarda, dayak, aldatma, ekonomik yokluk yer almamaktadır. Yüzde 27,3′lük oranla “eşlerin birbirine ilgisizlik ve sorumsuzluğu” boşanma nedenlerinde açık ara birinci çıkmıştır. Bu nedeni sırasıyla, evin ekonomik geçimini sağlayamama, aldatma, dayak/kötü muamele, içki ve kumar, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması, terk etme/edilme, eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, çocuk olmaması, ailedeki çocuklara karşı kötü muamele, eşin tedavisi güç bir hastalığa yakalanması, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp taciz gibi suçlar, aile içi cinsel taciz ve diğer nedenler izlemiştir.

    Eşlerin birbirleriyle yeterince ilgilenmemesi; evlilik öncesi çiftler birbirlerine fazlasıyla ilgi gösterirler, sevdiklerini özlediklerini sıkça ifade ederler. Evlendikten sonra zaten aynı yerde yaşadıkları için, birbirleriyle görüşmeleri zor olmadığı için ve birbirlerine alıştıkları için zamanla eskisi gibi ilgi göstermemeye başlarlar. Sevgi, mutluluk, kızgınlık, öfke vb duyguların ifade edilmemesi yakınlığın bozulmasına ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur. Uzaklaşan insanlar problemle baş etmekte zorlanır, uyumsuz davranır ve sık sık kavga ederler.

    Sorumlulukların paylaşılmaması; değişen yaşam şartları ile birlikte evdeki ve dışardaki işlerin paylaşımı eşlerin zorlandıkları sorunlardır. Kadın ve erkeğin tüm gün çalışması, kadın çalışmadığı durumlarda iş yükünün fazla olması ve kadının zorlanması, erkeğin tüm gün stresli ve yorucu bir işte çalışması eve geldiğinde sadece dinlenmek isteyişi probleme dönüşebilecek durumlardır. Buradaki temel problem fiziksel yorgunluktan çok, eşinin kendini anlamadığını, önemsemediğini, onun için bir şey yapmak istemediğini düşünmesi ve bunların eşler arasında konuşulmamasıdır. Zevkle yapılabilecek işler zamanla eziyete dönüşür ve eşler tükenir.

    Niteliksiz iletişim; her şeyi düzeltecek olan ya da kötüye götürecek olan da iletişimdir. İletişimin bozulması, paylaşımın bozulmasına sonrasında nitelikli vakit geçirmeyi engellemeye, yan yana gelmekten hoşlanmamaya ve tahammülsüzlüğe sebep olur.
    Ekonomik sebepler; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya söz veren çiftler zamanla kötü günde tahammül edecek gücü bulamazlar kendilerinde.
    Fiziksel ve duygusal şiddet; şiddet sadece dayak değildir. Aşırı kıskançlık, kısıtlamalar, anlaşılmamak, sürekli eleştiri, duygusal açlık yaşatmak, sürekli dır dır yapmak, fiziksel zor kullanmak, duygusal zor kullanmak eşleri birbirlerinden uzaklaştıracak sebeplerdendir.

    SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN, İSTER MİSİNİZ?

    Evlendikten sonra önce iki kişilik bir aile olun, sonra ailenize yeni bir birey ekleyin, en az iki yıl birbirinizi tanımak ve uyum sağlamak için yeterli bir süre olabilir.
    Eşinizi tanıyın; ne onu çok incitir? Ne onu çok mutlu eder? Ne onu deliye döndürür? Neye dayanamaz hemen barışır? Ne onun suratını astırır ve nasıl düzelir? Bunları bilin ve bu bilgileri iyi olmak için kullanın,
    Birbirinizin zaaflarını ve acılarını kaşımayın aksine acılarınıza merhem olmak için birliktesiniz,
    Birbirinizi eleştirmeyin, eksikliklerinizi sevgiyle ifade edin, birbirinizi tamamlayın çünkü o yüzden evlisiniz bunu hep hatırlayın,
    En çok ilgi beklediğiniz insan eşinizdir değil mi? Aynı şekilde o da sizden ilgi ve sevgi bekler. Bu her şeyden önemlidir. Unutmayın eşinizle huzuru ve mutluluğu sağlamazsanız, kendinizi iyi hissedemezsiniz. Birbirinizden beklentilerinizi konuşun ve isteklerinizi uygulamaya geçirin, hem de hemen,
    Evdeki ve dışarıdaki sorumluluklarla ilgili sorunlar yaşıyorsanız ve bunu bir türlü çözemediğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur, yeter ki çözmek isteyin ve çözüm odaklı olun ikiniz de. Unutmayın çözümsüz düşündüğünüz konularda tepki gösteriyor olabilirsiniz, konu üzerinde konuşmaya başladıkça aslında sorunun başka yerlere kaymaya başladığını siz de göreceksiniz,
    Duyguları paylaşmak şifa verir. Hissettiğiniz her şeyi eşinizle konuşun, biriktirmeyin. Bu şekilde duygusal patlamalar yaşamamış, sorunları büyütmemiş olursunuz,
    Nitelikli iletişim kurmak önemlidir. Eşinizi fark edin, değer verin, dinleyin, anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin,
    İstediğiz olsun diye ya da başka sebeplerle duygusal ya da fiziksel şiddet kullanmayın. Bu aciz bir yöntemdir, daha olgun olan öfkenizi ve kızgınlığınızı ifade edebilme becerisini kazanmaktır,
    Ailelerle ilgili yaşadığınız sorunlarda, eşinizin yanında olun, birbirinizi anlamaya çalışın. Unutmayın sizin aileniz ne kadar kıymetliyse eşinizin ailesi de o kadar kıymetlidir. Her biriniz kendi ailesiyle eşi arasında süzgeçli bir form oluşturun, her yaşanan olayı ya da her duyduğunuzu eşinize söylemeyin, yerinde ve yeterince aktarın,
    Eşinizin her türlü ihtiyacını önemseyin, birbirinizin önemsediği şeylere, hobilerine, hedeflerine ve işine saygı duyun,
    Çocuklarınızın fiziksel, sosyal, psikolojik ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuklarınızla nitelikli vakit geçirin, ve onları koşulsuz sevin,
    Her çift sorun yaşar, her çift krizlerle savaşmak zorundadır. Önemli olan krizleri avantaja dönüştürebilme becerisi kazanmaktır. Sorunlarınızı çözemiyorsanız, eşinizle uyum sorunlarınız her geçen gün artıyorsa destek alın. Çünkü çift olarak kendinize bakamayabilirsiniz, dışarıdan bir profesyonelin size söyleyeceği bir iki cümle evliliğinizi kurtarabilir, sizin mutlu olmanızı sağlayabilir.

  • Etkili Ana Baba İletişimi

    Etkili Ana Baba İletişimi

    1. ANA-BABALAR SUÇLANIR AMA EĞİTİLMEZ

    En zor meslek olduğu halde hiçbir eğitime tabi tutulmayan ana babaların bu kitapta yalnızca yöntem ve becerileri öğrenmekle kalmayacağı aynı zamanda onları ne zaman ve hangi amaçla kullanacakları da anlatılıyor.

    E.A.E.nin başarılı olması anne ve baba tarafından birlikte tatbik edilmesiyle mümkündür.

    Ana baba kabaca üç gruba ayrılabilirler;Birinci gruptakiler her zaman haklı olduklarını ve güç ve otoriteleriyle çocuğu kurallara uymaya zorlayanlar; gerekirse ceza vermekle korkutan ve ceza verenler; ikinci gruptakiler çocuklarına fazla özgürlük tanıyan ve çocuğun gereksinimlerinin yerine getirilmemesinin zararlı olduğuna inananlar; üçüncü gruptakiler ise bocalayanlar.

    Bugünün ana babaları çocuk yetiştirmede ben kazanayım sen kaybet veya sen kazan ben kaybedeyim metodundan başkasını bilmezler E.A. E. programının yöntemi ise “Kaybeden yok”diye adlandırılıyor.

    2. ANA-BABALAR TANRI DEĞİL İNSANDIR

    *Etkili bir ana baba olmak için tutarlı olma0k zorunda değilsiniz. Ana babaların tutarsız olması kaçınılmazdır. Tutarlı olmaya çalışırlarsa gerçekçi olamazlar.

    *Eğer çocuğun davranışını kabul edemiyorsanız, ediyor gibi davranmamalısınız. İçinizden sevgi gelmiyorsa seviyormuş gibi görünmemelisiniz. Ayırım yapmış olmamak için yapmacık kabul ve sevgi göstermek zorunda değilsiniz. (Dürüstlük). Çocuğun gerçek duyguyu anlamasıdır.

    *Eşiniz ve siz çocuklarınızla olan ilişkilerinizde ortak bir cephe oluşturmak zorunda değilsiniz.(Ana baba dan birinin yapmacık olması söz konusudur)

    *Yapmanız gereken en önemli şey duygularınızı tanımayı öğrenmektir.

    *Çocukların yaptığı ya da söylediği pek çok şeyi kabullenen (gerçekten, samimi) ana babalar kişi olarak kabullendikleri duygusu taşıyan çocuklar yetiştirecekledir.

    *Sınır koyarak yasaklayarak çocuğun davranışlarını değiştirmeye çalışmayın. Bütün çocuklar yasaklardan nefret eder.

    3.ÇOCUKLARIN SİZİNLE KONUŞMASI İÇİN ONLARI NASIL DİNLEMELİSİNİZ?

    Kabul Dili

    * Bir insan bir başkası tarafından olduğu gibi kabul edildiğini hissedince o zaman bulunduğu yerden kımıldamayan,nasıl değişeceğini, gelişeceğini,farklı olacağını ve olduğundan dâhâ iyi olabileceği düşünmeye başlayacaktır.

    * Kabul, minicik bir toplumun içinde gelişip, olabileceği en güzel çiçeğe dönüşmesine yardım eden verimli bir toprak gibidir.

    * Çocuğa ne kadar çok ne olduğunu söylersen onu olur.

    * En etkili olanlar kendilerine yardım istemek için gelenlerini gerçekten kabul ettiklerini onlara iletebilendir.

    * Ana babaların çocuğu kabul etmesi başka bir şey bunu ona hissettirmesi başka şeydir. Ana babanın kabulü çocuğa ulaşmadıkça onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz.

    * İyi bir danışman olmak için psikoloji bilgisi ya da insanların akıl düzeyinde anlamak gerekmediğini biliyoruz. Önemli olan, öncelikle insanlarla yapıcı bir şekilde nasıl konuşulacağını öğrenmektir. Psikologlar buna “terapötik iletiş” derler. (İnsanlara kendilerini iyi hissettirebilmek, konuşmaya yüreklendirmek, duygularını açıklamasına yardım etmek, korku ve göz dağı duygusunu azaltmak.)

    * Ana babalar çocuğa karışmayarak onu kabul ettiklerini gösterebilirler. Genelde babalar çocukların kendi uğraşlarına yalnız kalmalarına izin vermiyor ve ellerini çocuklardan çekmek onlara çok zor geliyor.

    * Genellikle ana babalar, terapistler ve danışmanlar tarafından “Tipik On İki” denilen sözlü tepkileri kullanırlar. Bunlar:

    1) Emir vermek, yönlendirmek;

    2) Uyarmak. gözdağı vermek

    3) Ahlak dersi vermek;

    4) Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek

    5) Öğretmek, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler öne sürmek;

    6) Yargılamak ,eleştirmek, suçlamak;

    7) Övmek, aynı düşüncede olmak;