Etiket: Zeka

  • ÇOCUKLARA NE ZAMAN ZEKA TESTİ UYGULANMALI?

    ÇOCUKLARA NE ZAMAN ZEKA TESTİ UYGULANMALI?

    Zekâ, kişinin düşünmesi, algılaması, akıl yürütmesi ve yeni olaylara karşı uyum yeteneklerinin tümüdür. Son zamanlarda birçok çocuğa zeka testi uygulanmakta olup, çocuklara zeka testi uygulatmak deyim yerindeyse moda oldu.

    Anne-babalar herhangi bir ihtiyaç söz konusu olmaksızın çocuklara zekâ testi uygulanmasını isteyebiliyorlar. Fakat ortada herhangi bir ihtiyaç olmadan, keyfi bir şekilde zekâ testi yapılmaması gerekir. Eğer ciddi anlamda çocukta ihtiyaç var ise bu testin uygulanması gereklidir.

    ‘’Peki, zekâ ölçülebilir mi?’’ ya da ‘’Zekâ testleri kişi için doğru sonuçlar verir mi?’’

    Günümüzde en yaygın olarak çocuklar için kullanılan WISC-R zekâ testidir. 6-16 yaş çocuklarının zekâ ile birlikte birçok alanının değerlendirilmesini sağlayan bir testtir. Bu testler ne kadar profesyonel bir şekilde yapılıyor olsa da maalesef ki hata payı içerebilir. Bunlar:

    • Teste giren bireyin ruh durumu

    • Test yapan bireyin ruh durumu

    • Testin yapıldığı ortam

    • Test malzemelerinin standart olup olmadığıdır.

    Zekâ testleri çocukta yetersiz performans veya üstün performans görüldüğü takdirde uygulanmalıdır. Yetersiz performans; çocuğun okuma, yazma, aritmetik gibi alanlarında yaşamış olduğu yetersizlik, öğrenmesindeki yavaşlık, sosyal ortamlara adapte olamama, özbakım becerilerindeki yetersizlik gibi gelişim konularındaki yaşanılan durumlardır. Üstün performans ise; öğrenme hızında yüksek seviyede olma, akıl yürütme becerisinin gelişmiş olması, merak etme duygusundaki yoğunluk, zengin sözcük bilgisi, yaratıcı düşünme gücü ve zengin bir hayal dünyasına sahip olunmasıdır.

    Çocuğun zekâ testi yapılmasına ihtiyacı olup olmadığı, uzman kişilerin gözlemleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Öncelikle uygulanacak testin amacı, uygulanması sonucunda olabilecek durumlar ve yapılması gerekenler gibi konular uzman kişi ile birlikte konuşulup değerlendirilmelidir. Yapılan testin sonucuna göre çocuğu ilgi alanlarına göre yönlendirmek çok önemlidir. Çünkü çocuk kendini keşfederek yetenekleri doğrultusunda keyif alıp kendini geliştirme fırsatı bulmaktadır.

  • Tırnak Yeme & Zeka Testi

    Tırnak Yeme & Zeka Testi

    Tırnak Yeme

    Tırnak yeme alışkanlığı, bir başka deyişle onikofajya, bir dürtü kontrol bozukluğu ya da obsesif-kompulsif (takıntı hastalığı) bozukluk olarak kabul edilir.

    Çocuklukta başlayabilen bu alışkanlık, çocukların yaklaşık yüzde 30’unda, ergenlik çağındaki gençlerin yüzde 45’inde ve genç yetişkinlerin yüzde 29’unda görülür. Tırnak yeme, ileri yetişkinlik döneminde azalmaya yatkındır.

    Tırnak yeme, deriye zarar veriyor ya da tırnak etlerini enfeksiyona elverişli hale getiriyorsa tehlikelidir. Tırnak yiyen pek çok kişi için en çok tırnaklarda oluşan kötü görüntüdür.Tedavsisi vardır.

    Zeka Testi

    Her anne baba çocuğunu zeki hatta fevkalade zeki olduğunu düşünür.Oysa ki zeka bir engeli aşma gücü,detayları algılama durumudur.Öğrenme ile karıştırılır.Çabuk okuyup anlayan zeki ikinci kez okuyup anlayanın zeka seviyesi düşüktür diyemeyiz.Sadece ikisinin öğrenme hızı farklıdır diyebiliriz.Merkezimizde WISC-R zeka testi yapılıp çocuğun zeka yaşı ve türü ortaya konulmaktadır

  • ÇOKLU ZEKA

    ÇOKLU ZEKA

    İnsanın karşısındaki bireye nasıl baktığı çok önemli. Çünkü, bireyin toplumdaki yeri ona nasıl davranıldığıyla ve kişinin nasıl görüldüğüyle belirleniyor. Doğamız gereği, ister istemez genellemeler yapıyor; karşımızdakileri çeşitli önyargılarla değerlendiriyoruz. Bu kategorik yaklaşımlar bizi bir takım beklentilere itiyor; beklediğimizi bulamayınca hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Her türlü etkiye açık olan çocuklar ve gençler bundan olumsuz etkileniyor.
    Olumlu beklentiler olumlu sonuçlar doğurur. İşte buna güzel bir örnek: Herhangi bir ilköğretim okulunu ziyaret eden bir grup araştırmacı psikolog, bir genel toplantı yaparak; okulda öğrencilere bir test uyguladıklarını, uygulama sonuçlarına göre hazırladıkları başarılı ve başarısız öğrencilere ait listeleri değerlendirdiklerini, eğitim öğretim faaliyetlerinin bu listeler doğrultusunda yürütülmesini istemişler. Dönem içerisinde başarılı öğrencilere iyi bir program uygulayarak gerçekten iyi bir başarı yakalanmış; başarısız diye kabul edilen öğrencilere de daha hafif bir program uygulanmış ve onlar da yeterince başarılı olamamışlar. Araştırma mükemmel sonuçlar da mükemmel; ama işin acı tarafı dönem başında herhangi bir testin uygulandığı yok ve herhangi bir araştırmada yok. Atalarımız ne güzel söylemiş: bir adama kırk gün deli deren deli olurmuş.
    O halde insan çok kompleks bir varlık ve zekâ, diğer pek çok psikolojik değişken gibi, doğrudan gözlenemeyen çok karmaşık yapılardan biri…
    Zekayı nesnel olarak ölçülmeye çalışmak doğru; ancak zekayı sınırlı bu kadar dar yaklaşımlarla ele almak insan gerçeği ile örtüşmemektedir. Gardner’a göre zeka, kültürel değerleri kavrayabilme, yeni şeyler üretebilme ya da problem çözme şeklindeki insan yeteneğidir.
    “Çoklu Zeka Kumarı” ile birlikte klâsik zekâ testi ve tanıtımı da tarihe karışmaktadır. Bu kuramı ilk defa ortaya çıkaran Profesör Howard Gardner’dır. Harvard Üniversitesi’nde nöro-psikolog olan Gardner 1983 yılında yazdığı “Aklın Çerçeveleri adlı kitabında; zekânın, matematik ve dil olarak iki değil, sekiz türü olduğunu savundu. Böylece müzik, spor, dans ve doğada kendini gösterenlerin de zeki oldukları ortaya çıktı.
    Çoklu zeka kuramında şu ana kadar bulunan sekiz zeka alanı var. Bu sekiz alan her insanda mevcut olmakla birlikte bunlardan biri veya bazıları diğer alanlara göre daha fazla gelişmiştir. Her insan baskın olduğu alanlara göre daha fazla gelişmiştir. Her insan baskın olduğu alanlarda daha başarılı olabilir ve daha iyi öğrenebilir.
    Okullarda sayısal derslerde başarısız olan öğrencilere zeka seviyesi düşük olarak bakılır. Acaba gerçekte böyle bir şey var mı? Günümüzde birinci sınıf zeka, sayısal dersler ve sayısal ağırlıklı meslekler, ikinci sınıf zeka, sözel dersler ve meslekler olarak görülmekte sanatsal meslekler ise hobi olarak nitelendirilmektedir. Bu durumda aileler çocuklarının birinci sınıf zekaya sahip olmalarını istemekte ve bu doğrultuda çocuklarının sayısal derslerde başarılı olabilmeleri için özel kurslar ve özel dersler aldırmaktadır. Bütün bunların sonucunda çocuk yine başarısız olursa bu sefer olumsuz düşünceler oluşmakta, zekanın fazla olmadığından dolayı başarılı olamadığı anlaşılmaktadır. Oysa ki başarı sağlayacağı alana yönlendirilen aynı çocuk istenilen başarıyı sağlayacaktır. Ama bütün bunlar yapılmamakta ve çocuklarımızın kabiliyetleri ortaya çıkamamaktadır.
    Aşağıda, Profesör Howard Gardner’ın geliştirdiği çoklu zeka özelliklerinin bir veya birkaçının baskın özelliklerini taşıyan bir öğrenci o alanla ilgili mesleklerde daha başarılı olabilir.

    ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

    1. SÖZEL – DİL ZEKASI

    Anadili veya başka bir dili kullanma kapasitesi ve düşüncelerini başkalarının anlayacağı şekilde ifade edebilme kapasitesidir. Yazılı ve sözlü dil kullanımı, ezberleme ve hatırlama kabiliyetleri gelişmiştir, isimleri, yerleri, tarihleri iyi ezberlerler, esprilidirler, ikna edicidirler, konuşmayı severler ve hitabetleri iyidir, söyleyerek, duyarak ve görerek öğrenirler, okumayı, yazmayı severler. Genelde; şair, yazar, öğretmen, gazeteci, politikacı ve hukukçuların dil zekası çok gelişmiştir.

    2. MANTIKSAL / MATEMATİKSEL ZEKA

    Neden-sonuç ilişkisi kurabilme, bir şeyin çalışma ilkelerini ortaya koyabilme ve numaralarla oynama kapasitesidir. Soyut düşünce gelişmiştir. Tümevarım / tümdengelim düşünebilirler, sayısal ve mantıki ilişkiler kurma, sayıları etkili kullanma, problemlere bilimsel çözümler üretme ve kavramlar arasındaki ilişkileri ayırt etme, sınıflama, genelleme yapma yetenekleri gelişmiştir. Genelde; matematikçiler, bilim adamı, muhasebeci, istatikçi ve bilgisayarcıların matematiksel zekası çok gelişmiştir.

    3. GÖRSEL ZEKA

    Boşluğu zihinde canlandırabilme yeteneğidir. Okyanusta rotasını tayin edan kaptan, satranç oyuncusu ve heykeltıraşın uzamsal zekası üstün kişilerdir. Üç boyutlu düşünme en önemli özelliğidir. Nesneleri doğru bir şekilde algılayabilir ve nesneler arasındaki ilişkileri fark edebilirler. Görselleştirme yeteneği gelişmiş olup görüntüyü oluşturup değiştirebilirler. Boşlukta yön tayin edebilirler. (Çöl, orman, deniz) Renk şekil ve çizgilere karşı duyarlıdırlar. Görselleştirerek, hayal kurarak, resim ve renklerle çalışarak öğrenirler. Film seyretmeyi, ev aletleriyle oynamayı severler. Genelde; ressam, mimar, izci, rehber, fotoğrafçıların görsel zekası çok gelişmiştir.

    4. MÜZİKSEL / RİTMİK ZEKA

    Bu zekaya sahip insanlar ritimleri algılama ve tekrar oluşturmada ustadırlar. Bir şarkının ritmini kolayca yakalayabilirler. Bu insanlar yeni öğrendikleri bir dilin telaffuzunu yakalama ve kullanmada çok yeteneklidirler. Ses tonu kalitesine duyarlılık vardır, güfte yazma, beste yapma kabiliyetleri gelişmiştir. Seslere, ritim, nota ve ahenge karşı duyarlıdırlar, müzik türlerini ayırt edebilirler, çoğu zaman ya bir şarkı söylüyorlardır ya da melodi mırıldanıyorlardır, şarkı söylemeyi müzik aleti çalmayı severler, ritim, melodi ve müzik ile öğrenirler. Genelde; şarkıcı, besteci, müzisyenlerin ritmik zekası çok gelişmiştir.

    5. BEDENSEL / KİNESTİK ZEKA

    Bedenini son derce duyarlı ve etkili şekilde kullanma yeteneğidir. Vücut hareketlerini kontrol edebilme ve ellerini ustaca kullanabilme kapasitesidir. Beyin ve beden irtibatı gelişmiştir, ustaca taklit yapabilirler, denge ve esneklik yönleri iyidir, güçlü dokunma duyguları vardır, el becerileri gelişmiştir, beden dilini iyi kullanırlar, sportif etkinlikleri severler, duyu organlarıyla dokunarak, tadarak, yaşayarak öğrenirler. Genelde; sporcular, dansçı, heykeltıraş, cerrah, aktör, pandomin sanatçılarının bedensel zekası çok gelişmiştir.

    6. SOSYAL ZEKA

    İnsanların hislerini, niyetlerini motivasyonlarını, karakterlerini, ilgi, ihtiyaç ve beklentilerini anlama ve değerlendirme kapasitesidir. Bu insanlar düşünme ve akıl yürütmede çok yeteneklidirler. Başkalarının bakış açısıyla bakabilirler, grup içinde başarılı kurabilirler, insanlar arasındaki farklılıkları fark ederler, diğer insanların ihtiyaç ve beklentilerini fark ederler, mimik, jest, ve sese duyarlılıkları vardır. Çok arkadaşı vardır, bir çok grubun üyesidir. Sosyal etkinliklerin düzenleyicisidir. Paylaşarak, işbirliğiyle, karşılaştırarak, ilişkilendirerek öğrenirler. Konuşmayı severler. Genelde; psikolog, rehber uzman, öğretmen, siyasetçilerin sosyal zekası çok gelişmiştir.

    7. BENLİK / İÇSEL ZEKA

    İnsanların kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olma, sınırlılıklarını bilme, kendi iç dünyası ile irtibatlı olma, kim olduğu ne yapabileceği, neyi yapamayacağı ve sınırlılıklarının farkındadırlar. Kendine tanımada, iç dünyası üzerine yoğunlaşmada ustadırlar. Hislerdeki değişimi fark edebilir ve ifade edebilirler. Yüksek düzeyde (İlişkisel) düşünürler. İç güdüleriyle hareket ederler. Kendi kendini motive/disipline etme yetenekleri gelişmiştir. Düşünceli ve duyarlı insanlardır. Kendi başına, bireysel projelerle, kendi hızında öğrenirler. Genelde; sanatçı, din adamı, psikoterapist, sosyal hizmet uzmanlarının içsel zekası çok gelişmiştir.

    8. DOĞA ZEKASI

    Doğayı, doğal kaynakları ve doğal olayları izleme, anlama; bitkileri ve hayvanları anlama, ayırt etme ve sınıflama kapasitesidir. Hayvanlara karşı ilgileri vardır. Toprakla meşgul olmayı, bitki, çiçek yetiştirmeyi severler. Çevre bilinci gelişmiştir, mevsim ve iklim olaylarına ilgileri vardır. Doğa ile ilgili koleksiyonu vardır. Konuşmalarında bol bol doğal hayattan örnek verirler. Araştırarak, inceleyerek, gözlem yaparak öğrenirler. Genelde; biyolog, jeolog, çiçekçi, arkeolog, meteorologların doğa zekası çok gelişmiştir.

  • Çocukta Zeka

    Çocukta Zeka

    Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?

    Zeka başka bir adıyla zihin güçü zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktadır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.

    Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri, genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs. sayılabilir.

    Zeka, çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.

    Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de başrol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.

    Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.

    Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’ünü oluştururlar.

    Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye erken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür. Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.

    Anne babalar üstün zekalı çocuklarına nasıl davranmalılar, nasıl bir yol izlemeliler?

    Üstün zekalı çocuklar aileleri ve çevreleri tarafından fark edildiği zamandan itibaren farklı muamele görebilirler ve bu da onların duygusal olarak yıpratabilir. Ailelerin bu çocuklardan beklentileri de yüksek olmaktadır ve bu beklenti çocuklarda aşırı kaygıya ve endişeye yol açabilir. Şunu unutmamak lazım ki üstün zekalı çocuk üstün özelliklere sahip makine değildir. Onların üstün olabilecekleri özellikleri yanında zayıf olabilecekleri yönleri de olabilir. Ayrıca her çocuk gibi onların da çocukluklarını yaşamaya, eğlenmeye ve sevgiye ihtiyaçları var. Bu çocuklar üzerindeki aşırı baskı ve yüksek beklentiler çocukların sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmelerini engeller. Özellikle mükemmeliyetçi ve memnuniyetsiz ebeveyn profili bu çocukların sağlıklı gelişimine engel teşkil eder. Bu sebeple çocuğun var olan başarıları alkışlanmalı daha fazla başarı için çocuk zorlanmamalıdır. Bunun yerine motive edici yöntemler kullanılması çocuğun kaygısını azaltır ve başarısını artırabilir. Aşırı iltifat, övgü bu çocukların egolarını aşırı kabarmasına ve bu sebeple kibirli, bencil ve narsistik (kendini beğenmiş) olmalarına yol açabilir. Çok yüksek tempoda ve uzun süren eğitim bu çocukların sosyal gelişimine mani olabilir. Bu sebeple çocukların sosyal faaliyetlerde bulunmasına, arkadaş ilişkisine ve etrafındaki kişilerle iletişim kurmasına imkan tanınmalı, hatta bunlar için teşvik edilmeliler.

    Üstün zekalı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse yeteneklerini geliştirme imkanı bulamadıkları gibi var olan kabiliyetlerinde körelme riski de bulunmaktadır. Bu riskle karşılaşmamak ve yeteneklerinin atıl duruma düşmemesi için çocukların erken keşfedilmeye ihtiyaçları vardır. Erken tanılama, çocuğun yeteneklerini geliştirebileceği bir eğitim modeliyle eğitim görme şansını arttıracak; böylece de yeteneklerinin atıl duruma düşmesinin önüne geçildiği gibi ileride ortaya koyacağı bilimsel ve sanatsal ürünlerin önü de açılacaktır.

    Üstün zekalı çocukların tanılanmasında, ebeveyn-öğretmen ortak çalışmasının sağlanması gerekir; bu ortak çalışma, keşfedilmenin erken ve doğru yapılmasını sağlamanın yanında, bu çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açılardan gelişmelerinde de önemli katkılar sağlar.

    Üstün zekalı çocukların yeteneklerini geliştirebilmelerine yönelik verilecek eğitimin yanı sıra, kendilerine uygun imkanların sağlanmasına da ihtiyaçları vardır. Örneğin okul öncesinde üstün zekalı bir çocuğun yeteneklerini geliştirebilmesine ortam ve imkan sağlamanın yollarından biri de onun anaokuluna gitmesini sağlamaktır. Çocuk, anaokulunda yeteneklerini gösterebileceği, zihinsel ve fiziksel gücünü ortaya koyabileceği çeşitli etkinlikler ve imkanlarla karşılaşır.

    Üstün zekalı çocuklar, farklı yaş gruplarındanve farklı sınıflara devam eden, kendileriyle benzer özelliklere ve yeteneklere sahip çocuklarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar; bu nedenle onlara, okullarındaki sınıf ve kulüp çalışmalarına katılma imkanları sağlanmalıdır. Ayrıca bu çocuklar, daha fazla bilgiye ulaşabilmek için kaynak çeşitliliğine ihtiyaç duyarlar. Bu çeşitliği sağlayabilmek için bilgisayar, kütüphane ve çeşitli atölyelere ihtiyaç duyulmaktadır.

    Üstün zekalı çocuklar, sürekli aynı faaliyetlerde bulunmaktan hoşlanmazlar ve bu konuda tepkilerini sık-sık dile getirirler. Bu nedenle onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve geliştirebilecekleri farklı etkinliklerle ilgilenmeye ihtiyaçları vardır. Ailelerin bu farklılıkları sağlamaları konusunda duyarlı davranmaları, ellerindeki bütün imkanları seferber etmeleri gerekir.

    Üstün zekalı çocuklar, okuldaki derslerini fazla çaba harcamaksızın takip edebildikleri için, öğrenim hayatları boyunca uzun süreli, düzenli ve planlı ders çalışma alışkanlığı kazanamazlar. Bu nedenle, onların eğitim yaşantılarının başından itibaren düzenli ve planlı çalışma alışkanlığını kazanma konusunda rehberliğe ihtiyaçları vardır.

    Bütün bunların yanında unutulmamıdır ki üstün zekalı çocuklarda da çeşitli psikiyatrik problemlerle karşılaşabilir. Tarihte de birçok örneği olduğu gibi nice dahi insanlar öğrenme güçlükleri, konuşma zorlukları, dikkat problemleri vs. gibi birçok psikiyatrik hastalıklara maruz kalmışlar. Bu sebeple üstün zekalı çocukların da iyi bir aile ve öğretmen gözleminde olmaları ve gerektiğinde uzman yardımı almaları gerekmektedir.

  • Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel eğitimnormal eğitimden fayda görmeyen kişilerin eğitimi için kullanılan bir terimdir. Dünya da ve ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Ülkelerin gelişmişliği artıkçaözel eğitimhizmetleri de artmaktadır.

    Özel Eğitim

    Bu alandaki eğitim hizmetlerini iki grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta mental davranışsal, işitsel, gelişimsel açıdan yetersizliği bulunanlara uygulanan eğitim olarak toplayabiliriz. İkinci grupta ise zeka ve yetenek bakımından üstün performans gösteren kişilere verilen eğitim olarak toplayabiliriz.

    Ülkemizde en yaygın olarak verilen eğitim 1. Grupta toplanan yetersizliklerden dolayı verilen eğitimdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    • Mental yetersizlik. Zeka puanı 90 puanın altında olan kişilere verilen eğitim
    • Özel öğrenme güçlüğü olan kişilere verilen eğitim. Bu kişilerin zekaları normaldir ancak bazı alanlarda öğrenme becerileri akranlarına göre zayıftır.
    • Yaygın gelişimsel geriliği olanlar. Bunlar tipik ya da A tipik otizm tanısı almış olan kişiler
    • İşitsel yoksunluğu olan kişiler. İşitme cihazı ya da koklear implant kullanıcıları.
    • Dil ve konuşma bozukluğu olanlar
    • Gelişimsel, anatomik bozukluğu olanlar
    • Görme engelliler
    • Davranışsal bozukluğu olanlar

    Özel eğitimin bir başka alanı ise bir yeteneğinin normalin üzerinde olmasıdır.

    • Üstün zekalılar eğitimi. Bu kişilerin zekası IQ 130 ve üzeri olanları içine almaktadır.
    • Resim, müzik, satranç gibi bir alanda normal insanlara göre çok büyük bir yeteneğe sahip olanlar da farklı bir eğitim almalıdırlar.

    Özel eğitimi kimler vermektedir. Personel olarak bu alan için uzman elaman yetiştiren üniversiteler vardır.Özel eğitimöğretmenliği, işitme engelliler öğretmenliği, üstün zekalılar öğretmenliği, psikolog, fizyoterapist, dik ve konuşma terapisti,odyolog, çocuk gelişimi uzmanı gibi meslek elemanları ve uzmanlar eğitim verme becerisine ve yetkinliğine sahip kişilerdir.

    Özel eğitim kurumsal olarak nerelerde verilmektedir?

    Kamuya ya da özel girişimcilere ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ülkemizde en çok hizmet veren kuruluşlardır. Bunun yanında belli bir engele uzmanlaşmış terapi merkezleri, dil ve konuşma terapi merkezleri, otizm merkezleri, dikkat eksikliği ve hiper aktivite terapi merkezleri, bu alanda büyük hizmetler vermektedir.

  • Okul Başarısızlığı

    Okul Başarısızlığı

    Her aile çocuğunun okumasını, başarılı olmasını ve geçerli bir meslek sahibi olmasını istemektedir. Okul başarısızlığı ve zekâ arasında doğru orantılı bir ilişki yoktur. Eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunlar çocukların bazen hiçbir sebebi olmadan da başarısız olmasına neden olmaktadır. Her aile çocuğunu en iyi şartlarda eğitebilmek için yeri geldiğinde maddi olanaklarının üstünde bir çaba sarf etse de sonuç her zaman istendiği gibi olamayabilir. Özellikle ilkokul döneminde sosyal faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması gerekirken sistem bunun tam tersine göre organize olmakta ve işlemektedir. Öğrenmenin en temel koşulu çocukların bulundukları yaşa uygun zekâ ve kavrama becerisine sahip olmasıdır. Okul başarısı için zihinsel olgunluğun tek başına yeterli olmadığı aileler tarafından mutlaka bilinmelidir.

    Normal Zekâ Seviyesine Sahip Çocuklarda da Başarısızlık Görülebilir

    Normal zekâ seviyesinde olmasına karşılık derslerinde başarısız olan çocukların sorunları ile ilgili olarak şu tespitler yapılabilir.

    * Dikkat eksikliği,

    * Depresyon,

    * Öğrenme bozukluğu,

    * Okul korkusu ve

    * Motivasyon sorunları çocukları akademik başarısını engelleyen sorunlar arasında sayılabilir.

    Çocuklarda okul başarısızlığının tek nedeni olabileceği gibi iç içe geçmiş farklı sebepleri de olabilir. Öncelikle ‘’ Başarı ‘’ kelimesinin her çocuk için farklı değerlendirilmesi gerektiğinin veli, okul yönetimi ve öğretmenler tarafından bilinmesi gerekmektedir. Başarı anne veya babanın beklentilerine göre planlanamaz. Çocuğunu sadece başarıya odaklamış ve farklı sonuçlara tahammül edemeyen veliler sorunun en baş kaynağı olarak değerlendirilebilir. Yapılan pek çok araştırma zekâ düzeyinin başarı ve başarısızlık üzerinde en temel faktör olmadığı konusunda birleşmektedir.

    Akademik Başarıyı Etkileyecek Faktörler Nelerdir?

    Başarısızlık teşhisinin konabilmesi için en az bir yıl boyunca hemen her dersten beklenen bilgi ve becerinin elde edilememesi ve bu durumun hiçbir aşamada telafi edilememesi anlaşılabilir. Çocuğun zekâsı, ailenin tutumu, eğitimi sistemi ve okul-öğretmen ikilemi çocuğun akademik başarısının ölçülmesi için etkili faktörler arasında yer almaktadır. Çocuğu üzerinde baskı kurmuş aileler kadar okulla hiçbir şekilde ilgilenmeyen aile tutumları da sorunlara neden olabilir. Okula uyum sorunu, okul korkusu, dikkat eksikliği, öğrenim bozukluğu, bedensel hastalıklar ve depresyon okul başarısızlığının nedenleri arasında önemli yer tutulmaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Çocuklarda zeka gelişimi ve duygusal zeka

    ÇOCUKLARDA ZEKA GELİŞİMİ

    Zeka “zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği “ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, zeki insan öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir.

    Bebeğin beyin hücreleri, daha döllenmeyi izleyen üçüncü haftadan itibaren gelişmeye başlamaktadır. Beynin fiziksel yapısının gelişiminin büyük bölümü bu dönemde başlamaktadır.

    Yapılan araştırmalar, bebeklerin üç aydan itibaren öğrenmeye ve öğrendiklerini hafızada tutmaya başladıklarını gösteriyor.

    ZEKANIN GELİŞİMİNDE 3 ÖNEMLİ DÖNEM VARDIR

    DOĞUMDAN ÖNCE ;
    Kalıtımsal ,annenin ruh sağlığı , annenin beslenmesi,

    DOĞUM ESNASI;
    Sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesi,doğum esnasında yaşanan problemler örneğin;bebeğin oksijensiz kalması,elden kayıp düşmesi vb.

    DOĞUM SONRASI ;
    Annenin loğusalığı olumlu şekilde atlatması,beslenmesi,bebeğini emzirmesi,sevgisi, babanın ilgisi ve şefkati vb.
    Çocukların genel olarak davranış özelliklerini anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek, onların gelişimini yönlendirmek açısından çok önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarına doğru eğitimi verebilmeleri, gelişim dönemlerinin özelliklerini bilmeleriyle başlar.

    Çocukta normal zeka düzeyi olsa bile, gelişim dönemlerinde yetersiz uyarana maruz kalması, gerekli eğitim ve öğretimin yetersiz verilmesi, zengin uyaran içeren ortamların sunulmayışı, ebeveynlerin ilgisinin az olması, davranış hataları nedeniyle varolan kapasitenin kullanılamayışını mümkün kılabilmektedir.Çocukta zeka düzeyi ile ilgili problem olmamakla birlikte yaşına uygun zeka kapasitesini ortaya koymamasının bir sebebi de psikolojik rahatsızlıklardır. Bunlar çocukluk çağı depresyonları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, uyum güçlükleri vb. . olabilmektedir.

    Zeka testleri ile çocuğun zeka düzeyi hesaplanmaktadır. Zeka testleri çocukların yapabilecekleri işlere, becerilerine, yaşlarına uygun sayı, söz ve biçim ilişkisine dayanılarak hazırlanır.
    Alternatif zeka kavramlarına gözatarsak Nöropsikolog Howard GARDNER'in çoklu zeka kuramına göre 7 ayrı zeka saptanmıştır.
    Dilsel zeka (yazarlar, politikacılar)
    Mantıksal-matematiksel zeka (bilimadamları felsefeciler, araştırmacılar)
    Görsel-mekansal zeka (mimar, denizciler)
    Bedensel-kinestetik zeka (sporcular, sanatçılar, dansçılar)
    Müzikal zeka (müzisyenler)
    Kişilerarası zeka (öğretmen, satıcı, politikacı)
    Benlik zekası (felsefeciler, bilim adamları)

    Bu kavrama göre zeka sadece bilişsel değil, aynı zamanda güdüsel ve duygusal faktörlerden kaynaklanır. Örneğin, bir öğrencinin matematik dersinden başarısız olması, bazı durumlarda öğretmeni sevmemesi veya utangaçlık duygularından kaynaklanabilir.

    Duygusal Zeka Terimi İlk Ne Zaman Ortaya Atılmış?

    İlk defa 1990 yılında Psikolog Peter Salovey ve Psikolog John Mayer tarafından kullanılmış, daha sonra Psikolog Daniel Goleman geliştirmiştir.

    DUYGUSAL ZEKA NEDİR ?

    Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.”
    Saloyev, Gardner'in kişisel zeka yetenekleri kavramını da kendi temel duygusal zeka tanımının içine katarak, duygusal zekayı oluşturan yetenekleri 5 ana başlıkta toplamış :

    a) ÖZBİLİNÇ
    b) DUYGULARI İDARE EDEBİLMEK
    c) KENDİNİ HAREKETE GEÇİRMEK
    d) BAŞKALARININ DUYGULARINI ANLAMAK (EMPATİ
    e) İLİŞKİLERİ YÜRÜTEBİLMEK

    YÜKSEK EQ ‘LU ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN EBEVEYN VE ÖĞRETMENLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR ?

    Öncelikle doğru iletişim. Ebeveynlerin çocuklarıyla empatiye dayalı doğru iletişimi kurabilmeleri ve çocuklarına empati kurmayı öğretmeleri gerekiyor. Böylelikle çocuk, arkadaşları ile de iyi ilişkiler kuracak, okulda, evde, çevresinde sevilecek, ilişkilerinde başarılı olacaktır.
    Çocuklarına sorumluluk vererek sorumluluk almayı öğretmeleri gereklidir.
    Çocuklarını gerekli durumlarda kendi karar vermesi için yüreklendirmeleri,
    Olaylara iyimser bakmayı öğretmeleri, toplumsal hizmetlere katılmalarını sağlamaları,
    Diğer insanlara yardım etmeyi, işbirliğinin ve dürüstlüğün önemini vurgulamaları, herhangi bir sorunla karşılaştıkları zaman sorunla nasıl baş edeceklerini öğretmeleri,Konuşma yeteneğinin gelişmesi için çocuklarıyla bol bol sohbet etmeleri, davranışlarıyla örnek olmaları gerekiyor.

    Unutmamalı ki çocuk, anne-babayı taklit ederek büyür.

    Anne Babalara Düşen Görevler

    Feuerstein, yetersiz öğrenmenin en önemli sorununun pasiflik olduğunu vurgular.
    Zeka, olguları elde etmek değil olguların nasıl elde edileceğini öğrenmekle gelişir.
    Feuerstein'in zekanın zenginleştirilmesiyle ilgili önerilerinden yola çıkarak, anne babaların şu soruları kendilerine sormaları ve yanıtların “evet” olması durumunda gerçekten çocuklarının gelişimi için çaba gösterdikeri söylenebilir.
    Çocuğunuzun etkinliklerde aktif olmasını sağlıyor musunuz?
    Öğrenmesi gerekenleri bir çok kez tekrar ediyor musunuz?
    Aktif araştırma ve keşif için çocuğunuzu cesaretlendiriyor musunuz?
    Evinizi çocuğunuz için tehlikesiz hale getirdiniz mi?
    Çeşitli oyuncak ve objeleri çocuğunuza sunuyor musunuz?
    Onunla sürekli konuşuyor, iletişim kuruyor musunuz?
    Çocuğunuzun neden-sonuç arasındaki bağlantı kurabilmesi için ona yardımcı oluyor musunuz?
    Çocuğunuz sesler çıkarttığında veya daha üst yaş grubunda sizinle konuştuğunda sevecen sözcüklerle yaklaşıyor musunuz?
    Bağırmama, fiziksel cezalar uygulamamaya özen gösteriyor musunuz?
    Çocuğunuzla ilgilendiğinizi ona gösteriyor musunuz?

    0-6 ayda bebeğin zihinsel gelişimi

    Kendisini ve çevresini gözleri,kulakları, elleri ve ayakları ile keşfeder.
    Ortamda kendi hareketlerinden kaynaklanan etkiler yaratmaktan hoşlanır.
    Örneğin güldüğünde karşısındakinin de gülmesi gibi.Tanımadığı insanları görünce ağlama, gülümseme vb.Bazı hareketleri taklit etme, daha önceden yaptığı bir davranışı el tutma,gülümseme gibi o kişiyi tekrar gördüğünde yapma.

    7-12 ay bebek

    Nesnelerin ortaya çıkmasına ve kaybolmasına tepki verme.Nesne devamlılığı, örneğin oynadığı topun uzaklaşmasında ardından bakma,Çekmece, dolap açma,boşaltma,Nesne ilişkileri gösterme,tv,kumanda gibi,Resimli kitaplara ilgi duyma,İnsanları, nesneleri,oyunları hatırlama ve tekrarlama,

    1- 2 yaş çocuğu

    Nesnelerin şekil, renk, ebatlarını kavrama,gruplandırma,İlk sayma becerileri,
    İlk yaratıcı aktiviteler,kalemle çizim yapma,bir oyuncağı kurma,oyun hamuru yoğurma gibi,
    Hayali oyunlar oynar,

    3 – 5 yaş çocuğu

    Üçgen,kare,dikdörtgen ,daire gibi şekilleri , temel renkleri bilir,4 yaşta hedefe yönelik davranmaya başlar, plan kurar,Nesneleri çeşitlerine göre gruplandırabilir.
    Canlandırma oyunları oynar.Oyun kurup devam ettirebilir,Basit rakam ve harf oyunları oynayabilir.

    Nilüfer Karataş
    Çocuk Gelişim Uzmanı
    Aile & Yaşam Koçu

  • Zeka nedir?

    Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır (Koçer 2006). Bu tanım günümüzde en sık olarak kullanılan zeka tanımıdır. Bir çok filozof ve psikolog tarafından ise farklı şekillerde zeka tanımlamaları yapılmıştır.

    Binet ve arkadaşları ilk kez 1905 yılında Fransa’daki okullarda öğrenme zorluğu çeken öğrencileri diğerlerinden ayırt etmek amacıyla bir zeka testi geliştirmeye başlamışlar ve bu teste Binet-Simon testi denilmiştir. Binet’e göre zeka, bellek alanı, duyum keskinliği ve tepki hızı gibi basit zihni öğelerle değil, kavrama, hüküm verme, akıl yürütme ve düşünceye belirli bir yön verme, düşünceyi arzu edilen bir gayenin gerçekleşmesine intibak ettirme ile kendi kendini eleştirme, kendi yanlışlarını bulup düzeltme gibi karmaşık işlemlerde kendini gösterir. Bu yıllardan sonra bu testler geliştirilerek farklı yaş gruplarına uygulanır hale getirilmiştir. Ancak bu testlerin en büyük özelliği zekayı sayısal bir değerle ölçmeleri ve zekayı tek boyutta ele almalarıdır.

    Zeka daha bir çok bilim adamı tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Hepsinde ortak görüş ise zekanın kalıtım ve çevrenin ortak ürünü olmasıdır. Tüm bunlarla birlikte zekanın iyileştirilebilir, geliştirilebilir ve değiştirilebilir olduğu, çeşitli yollarla sergilenebildiği, gerçek hayat durumlarından veya koşullarından da soyutlanamayacağı belirtilmektedir(Gardner 1993). Belirtilen bu tanımlarla birlikte zekanın daha birçok tanımı yapılmaktadır.

    . “İyi akıl yürütme, hüküm verme ve kendini iyileştirme kapasitesi”

    . “Soyut düşünebilme süreci”

    . “Algılama, sorgulama, yaratıcılık”

    . “Gayeli davranma, mantklı düşünme ve çevresiyle ilişkilerinde etkili olma kapasitesi”

    . “Düşüncesini yeni durumlara bilinçli olarak uydurabilme yeteneği.”

    . “Çevreye uygun tepkilerde bulunabilme”

    . “Öğrenme, problem çözme, yeni ürünler ortaya çıkarma ve iletişim kurma kapasitesi” (Sağıroğlu, Beşdok ve Erler, 2003).

    . “Cevap vermede, muhtemel çözümleri inceden inceye aramadaki çabukluk ve bir problemin evreleri arasındaki yeni ilişkileri anlayabilme kapasitesi”

    . “Yeni bir düzeneği veya kuralı keşfetme ya da bir tahmin yürütme ile ilgili faaliyet.”

    . “Beynin bilgiyi alıp, hızlı ve doğru olarak analiz etmesidir.”

    Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili buraya kadar yazılanlar gösteriyor ki zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

    Beyin, birbiriyle karmaşık ilişkiler içinde bulunan sinir hücreleri (nöron) kitlesinden oluşmaktadır. En genel manada bakıldığında beyin, aktivitelerin bir kontrol merkezi durumundadır. İnsan zekasını, duyular tarafından alınan uyarıcıların yorumlanarak tepkilerin oluşturulmasını ve bu tepkilerin kontrolünü sağlamaktadır.

    Beynin küçücük yapısı altında çok fazla bilinmeyenin olması, bir çok disiplini barındıran nörolojik bilimler alanında çalışmaların yoğunlaşmasına neden olmaktadır. En basit şekilde düşünüldüğünde beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.

    Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır (Sağıroğlu, Beşdok ve Erler, 2003).

    Bu çalışmalar sonucu zeka ve özel olarak da bellekle ilgili ciddi sonuçlara ulaşılmıştır.En basitinden belleğimizin zayıflığı en bildik durumdur. Bu hatanın en büyük nedeni ise ortam-bağlamsal belleğimizin en eski bellek tipi olup birçok canlı ile ortak kökene dayanmasıdır.

    Bağlamsal bellek insana avantajlar sağlar dezavantajları da vardır.Bir bilgiye gerek duyduğumuzda o bilgiyi ilk öğrendiğimiz dönemdeki koşullar,o anda da mevcutsa bağlamsal belleğe güvenebilirsiniz,eşleşmiyorsa ciddi bir sorununuz var demektir.Zira o anki koşullarda öne çıkan bilgi parçaları bilinçaltınızda binlerce anıyı tetikleyecektir.

    Beynimizle ilgili bu tür bir çalışma yanlışı da ‘’doğrulama eğilimi’’dir.İnançlarımıza uyan şeylere uymayanlara göre daha fazla inanma eğilimindeyizdir.Örneğin 2-4-6 örüntüsünü oluşturan kuralı tahmin edin ve buna uyan yeni diziler oluşturun: 4-6-8 bulduğunuz kurala uyuyor mu,evet mi,8-10-12…yine evet dediniz galiba? O halde sizce kural;’’2 şer artan üçlü çift sayılardan oluşan dizi’’midir? Peki 1-3-5 veya 1-3-4 geçerli dizi olabilir mi?Ya da şöyle ifade edelim asıl kural ‘’ardı ardına giden üç sayıdan oluşan her hangi bir dizi’’olabilir mi?(P.WATSON DENEYİ)

    Benzer bir yanlış’’ odaklanma yanılsaması’’dır.İlgi belirli bir alana odaklandığı zaman insanlar o yöne yönlendirilebilinir hale gelirler;

    Mutlu musunuz?

    Geçen ay kaç kişiyle çıktınız?

    Bu soruların sorulma sırası değiştiği zaman yanıtlar farklılaşmaktadır.İlgi romantizme çekilince mutluluk aşk hayatı ile bağlı biçimde düşünülmektedir.(MARCUS)

    Olasılıksal düşünmede bu hatalar daha da vahim hal alırlar:

    Örneğin : ‘’ 40 yaş üstünde kadınlarda göğüs kanseri görülme oranı %1 , mamografi testi ise göğüs kanseri olmayanlarda %10 pozitif , olanlarda %80 pozitif sonuç veriyor’’

    yargısına bakalım … 45 yaşında ve testten pozitif sonuç olan bir kadının göğüs kanseri olma ihtimali yüzde kaçtır? Bu sorunun sorulduğu doktorların %90’ı , %70’in üstündedir şeklinde cevap vermiştir. Oysa bu bir Bayes Teoremidir; Elimizde 40 yaş üstü 1000 denek olsun %1’i göğüs kanseri ise 1000 kişiden 10’u göğüs kanseri demektir, %99’u göğüs kanseri değil ise 1000 kişiden 990’ı sağlıklıdır.

    Kanserli 10 kadına test yapılırsa 8’i pozitif 2’si negatif sonuç verir.(%80) 990 sağlıklı kadına test yapıldığında 99’u pozitif 891’u negatif sonuç verir.(%10)

    Test Sonucu : 8+99=107 pozitif sonuç olup bunların 8’i gerçekten kanserdir . Yani 8/107 =% 7.5 gerçek değerdir.

    Bu tür bir olasılıksal düşünme hatası da ‘’birleştirme hatası’’dır. Örneğin 150 kilo ve sigara içen bir deneği ele alalım. Onun’’ kalp krizi geçirme ve ülser olma olasılığı’’ mı yüksektir sadece’’ ülser olma olasılığı’’ mı? Çoğunluk ilk yanıtı verse de olasılık kuralları gereği iki olayın birleşimi bunlardan birinin olasılığı değerinden büyük olamaz.

    ‘’Kumarbaz hatası’’ da benzer bir hatadır; Bir parayı 5 kez üst üste atıp hepsi de yazı gelse 6. atışta yazı gelme olasılığı mı tura gelme olasılığı mı yüksek olur?. Çoğunluk tura demektedir. Oysa bağımsız olaylarda daha önce ne olduğunu daha sonra ne olacağını etkilememektedir.

    Keza ‘’Sıcak el hatası ‘’da bilindik bir olasılıksal yanlış düşünme şeklidir. Üst üste 20 atışta topu potaya sokan bir basketbolcunun elinin sıcak olduğunu ve 21. atışının da basket olacağı gibi… Burada ise aslında olmayan bir örüntü yaratılmıştır.Tüm bunlar ışığında;

    Beyin iki şekilde düşünür ;

    Hızlı,otomatik, bilinç dışı Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu…

    İlki daha eskidir ; Vahşi bir hayvanla karşılaşınca ,sel , yangın vb. olaylarda devreye girer ve işini yapar. İkincisi daha yenidir; Yorgun olup ,kafamızı bir sorunla meşgul ettiğimizde devreden çıkar veya kısa devre yapar!!!

    Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Peki bunlar nedir?

    Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri ve tahmin nöronları

    W.SCHULTZ Pavlov’un operant şartlanma çalışmalarının fizyolojisi üzerine çalışırken ilginç bir saptama yapar.Maymunlara

    Müzik dinlettikten sonra ½ sn bekleyip ardından elma suyu verince nöronlar önce ödüle cevap verirken ardından müziğe de yanıt vermeye başladılar. Wolfram Schultz bunlara ‘’ Tahmin Nöronları’’ dedi.Bunlar ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktaydılar.Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

    Hatalı olmanın tatsız belirtilerini yaşamadığımız sürece beynimiz asla modellerini gözden geçiremez.

    Nöronlarımızı başarılı olması için tekrar ve tekrar başarısız olması gerekir !

    NEUROFEEDBACK yeni tahmin nöronları üretimi yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.)

  • Gizemini koruyan gerçek : beyin

    GİZEMİNİ KORUYAN GERÇEK: BEYİN

    Zeka ile ilgili, deneyimli kişilerin tanımları arasında en çok beğendiğim özlüsöz Birleşik Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald’ın „Çatlak“ (The crack-up) adlı kitabında belirttiği „Üstün zeka, iki zıt fikri aynı anda zihinde tutabilme ve dengeyi bozmadan çalışmaya devam edebilme yetisidir.“ olmuştur. Canlılar arasında vücut oranına göre en büyük beyin insana aittir. Zeka saptamasını da keza biz insana göre yapmaktayız (Tablo 1). Tıp öğrencisi iken gizemini hep koruyan sinir sisteminin hem anatomisi hem de fizyolojisini öğrenmek epey zor görünmesine karşın bende hep zoru başarmak hedefi olarak algılanma nedeni olmuş, derinliklerine dalıp kayboldukça diyalektik, yaşam-ölüm, 0-1, ying-yang felsefesini pekiştirerek matematiksel yargı ile bağdaşır tarzda kolaylaşıvermişti. Buna ben de şaşırmıştım. Ama bunun bedelini eskiden yemesini çok sevdiğim beyin salatasını artık masada görmeye bile dayanamamak olarak ödedim. Bence, tıp camiası içinde, en zor dal psikiyatridir. Hala nedenlerini çözemediğimiz beyin sırlarını gözle görülür (organik) bir hastalığa (patolojiye) oturtamadığımız için tedavisinde de yenik düşmemiz, insanın o kutsal saydığım organı ile düştüğü çaresizliğe ya da bulduğunu sandığı çözümdeki dinginliğe bakınca umutsuz kalmaktansa, gözle görülür hastalıklarına karşı mücadelede daha başarılı olacağım ön-görüsü ile beyin cerrahisi dalına yönelmişimdir.

    Vücut ve zeka

    Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermektedir ki beyin vücudumuzda başgösteren bir hastalığın ilk habercisi olma durumundadır. Dendritik ve kök hücre olarak adlandırılan bir dizi savunma hücrelerinin beynin değişik yerlerinde hastalıklı organa yönelmek üzere varlığı artık kanıtlanmıştır. Bir hastalığa karşı savunma ve savaşma yeteneği olan bu hücreleri devreye sokan da odur, ancak hastalık nedenleri bazen o denli donanımlı ve hazırlıklıdır ki o insanı en zayıf yerinden vurabilir. Vücut ile zekanın dengesini ifade eden Leonardo da Vinci’nin yedi prensibinden biri olan “corporalita” maddeyi işlemenin zarafetini, her iki eli de mükemmel şekilde kullanmayı, zindeliği ve özgüveni vurgular. Leonardo’nun mükemmel fiziği, sanatsal ve entellektüel dehası ile bütünleşmiştir. Vücut-zeka birlikteliği fikirleri , inanç sistemlerini ve umudu yoğurduğu gibi biyokimya, fizyoloji ve anatomiyi pekiştirir. Eski tarihlerden gelen alışkanlıklarla aşkı, sevgiyi, kahramanlığı hep kalple, yürekle eş tutmuşuzdur. Ancak onu idare eden beyin merkezindeki çekirdekleridir. Bilgi çağında artık hedef kalpler değil beyin olmaktadır. Beyin mantığın sembolü olarak da algılanmamalıdır. Beynin sol yarısı yaşam için daha gerçekçi çözümlemeler yapabilme yeteneği ile donanmıştır. Sağ yarısı ise yaratıcılığın, beyin hücreleri arasındaki iletişim ve bilişsel dünyasını daha bir insana özgü yapan değerlerle yumaklanmıştır.

    Beynimizi tam olarak kullanabilmekte miyiz?

    Fonksiyonel Manyetik Rezonans (fMR) çalışmaları ile canlı insan beyninin işlevsel konumda beynin hemen her kıvrımındaki sinir hücrelerini aktif hale getirdiğini „örneğin bir türkü mırıldanıldığında“ hem sağ, hem sol, hem ön (frontal) hem de yan (temporal) loblarının değişik yerlerinde metabolizmal bir aktivite artışı görüntülenebilir bir duruma getirilebilmektedir. O nedenle 1930 yıllarında ortaya atılan beynimizin yalnızca %20’sini kullanabiliyoruz savı artık yeni bilimsel kanıtlarla ortadan kalkmıştır. Beyin ile ilgili olarak Willis ve Descartes’in kesin olarak baktığı olgulara, tutucu bir öğrencisi olan Steno şiddetle karşı çıkmış ve „Ben açıkça ifade ve itiraf etmeliyim ki beynin çalışması ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum ve yine açık olarak söylüyor ve uyarıyorum ki bunun şifrelerinin çözülmesi birkaç neslin geçmesine mal olacaktır.“ diyebilmiştir.

    Bilgisayar ve beyin ile sinir ağları

    Biyolojik dev sinir ağlarının karmaşık yapılanması ile artık günlük yaşantımıza iyiden iyiye giren bilgisayar sistemleri ile benzeştirilen beyin aslında elektriksel, kimyasal alt yapısı olan ancak organizmanın başka hiçbir hücresinde rastlamadığımız özel tasarımlı genetik şifresinin kopyalanması engellenmiş hücre formu ile kendine özgü bir markadır. 1932’de Nobel ödül sahibi ünlü Britanyalı fizyolojist Charles Scott Sherrington, Yale Üniversitesinde 1906 yılında bir konferansta söylediği „Her ne kadar ayrı ayrı mekanizmalara bölünebilirse de merkezi sinir sistemi, uyum içinde hareket eden yekpare bir bütündür.“ felsefesi hala geçerlidir. Beyin loş bir lambayı aydınlatabilecek kadar enerji yakar. Kalın sinir lifleri 400km hızla bir iletiyi taşıyabilirler. Bu biyolojik özelikleri ile bilgisayarlarla ortak yapım yongaların (chip) üretilmesine neden olmuştur. Münih’teki Max Planck Enstitüsünden Peter Fromberz ve Günther Zeck’in 2001 yılında silikon yonga (microchip) üzerine havuz salyangozu (Lymnaea Stagnalis) nöronlarını başarı ile yerleştirme ve işlevsel olarak birbirleri ile bağlantı kurmalarını göstermeleri nöroelektronik devrenin ilk adımı sayılmaktadır (Şekil 1*). Her nöronun altındaki uyaran voltajda bir değişiklik oluşturmuş ve hücre boyunca iletişim sağlamıştır. Yongaya uygulanan elektriksel uyarım bir nörondan diğerine nakledilmiş ve yongaya geri dönerek silikon şalterli bir yolculuk yapmıştır. Bu devre genel anlamda canlı bir devredir. Nöral ağlar ile uğraşan Waltham’daki Brandeis Üniversitesinden Eve Marder bu nöron-kaynaklı devrelerin sinir sisteminin nasıl çalıştığını gözlemleyebileceğimiz bir araştırma aracı olacağı, örneğin belleğin nasıl oluştuğuna ilişkin bilgilerimizi geliştirebileceğimiz düşüncesindedir. Nöroelektronikte ana engel güvenli bir şekilde yongalar ile yaşayan dokuları birleştirebilmek. Bu sorunu Fromherz ve Zeck silikon kullanarak aşmışlar ve elektronik aygıtları standard bir yonga içinde kurmuşlardır. Bu nöronal yongalarla ilk olarak hedeflenenler toksik ve farmakolojik maddelerin nöronlar üzerindeki etkilerini deneyecek biyolojik sensörler ve nöroprotezler gibi projelerdir. Bu heyecan verici projelerden bir örnek olarak omuriliğin hasarlı bölgesini onarmada bir köprü görevi görmeleri olabilir. Ancak bütün bu projeler bilim kurgu alanında Fromherz’e göre “beyin ya da nöronlarla yaşayan nöro-bilgisayarlar” olarak adlandırılmaktadırlar. Bu yöntem kimyasal sinapslarla bağlanmış küçük nöronal-ağların sinaptik modülasyonunun uzun etkilerini irdelemek için uygundur. Aynı zamanda bu sinir-ağları ile beynin özelliklerini taklit ederek nasıl çalıştığını öğrenmeyi de umut edebiliriz. Bu yıl Avrupa Birliği ülkeleri ki aralarında ülkemiz de vardır ve bundan ayrı olarak ABD başkanı Obama’nın direktifleri ile “İnsan Beyin Projesi” iki ayrı odakta başlatılmış ve başta Alzheimer, Parkinson Hastalıkları ve şizofreni olmak üzere birçok beyin rahatsızlıklarının nedenlerinin derinliklerine inilebilinilecektir.

    Konuşma yetisi

    Strumwasser bize evrimsel gelişme sürecinde en yakın olan şempanzelerden Homo sapiensi ayıran davranışsal başlıca 4 özellik olduğunu ileri sürmektedir. Bunlar yaratıcılık, konuşma yeteneği, bilseme (merak), kendini-düşünme ile kendini-analiz. Birçoğumuz bunların hiçbirisinin sadece insana özgü olduğunu kabul etmeyip, tartışabiliriz. Ancak özellikle konuşma sinirbilimin gizemli konularının başında gelir. İnsanda 7.kromozomun q kolunun 31inci lokusunda olduğu saptanan konuşma geni bazı konuşma bozukluğu hastalıklarında sorunlu bulunmuştur (Şekil 2). Dilbilimcilerin birçok dili birden kolayca konuşma yeteneği olanlar ile ilgili yaptıkları araştırmalar konuşma ile ilgili bilgilerin farklı modülleri olduğu gerçeğini göstermekte ve ilginç araştırmalar halen sürmektedir.

    Uykudaki beyin

    Gözün retina tabakası beynin bir uzantısıdır. Göz siniri çıplak gözle nörolojik muayene sırasında görülebilen bir beyin parçasıdır. Uyku hala nedeni bilinmeyen, bilim adamların tartıştığı bir başka gizemli dünyadır. REM (rapid eye movement) uykusundaki bir kişinin gözlerini gözlemlerseniz gözleri kapalı bir film seyrettiğini sanırsınız. Ruslar, çocuklar ve gençlerin rüyaları üzerine yaptıkları bir araştırmada sol beyin yarısının rüyanın gerçekleşmesinde, sağ yarısının ise rüyanın canlılığına, değişimsel şekillenmesine ve duygusal derinliğine etkisi olduğunu ortaya koymuşlardır. Bataryası tükenen bir cep telefonumuzu çalışması için yeniden yüklemek zorunda kalışımız gibi bir mekanizma mı? Derin uykuda iken beyin elektrosunda (EEG) kaydedilen elektriksel dalgaların işlevi nedir? Görme merkezine yakın beyin bölgelerindeki nöronlardan kayıtlanan alfa dalgalarının gizemi hala sürmektedir. Dünya güneş etrafında dönerken karanlıkta kalan yarısındaki canlılar uykuda iken enerjilerini başka bir güç ile mi paylaşmaktalar? Kış uykusuna yatan canlıların beyinsel enerjileri bir başka sistemin yedekleme modu olarak mı algılanmalı?

    Yazdığı tıp kitabı 17. yüzyıla değin Avrupa’da standard ders kitabı olarak okutulmuş olan ünlü İbn-i Sina „Bütün düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür biçimlerdir“ der. Beynin daha çok çalışması savı ile günde bir öğün yemek yiyen, günlerce uyumamaya çalışan İbn-i Sina bu yöntemle „atıl kalan beyin merkezlerini devreye sokabilir miyim acaba?“ demektedir.

    Modern felsefe: Nörobilim

    İlki 1999’da Kuzey Arizona’da yapılan “Kuantum ve Zeka” konferansı sonrası kuantum ölçümü, kuantum kriptografisi, kuantum teleportasyonu gibi devrimsel bilgi teknolojilerinin ışığında bilinç düzeyi, kuantum fiziği ve beyin ile ilgili toplantılarda kuantum bilgisi ile beyin arasında bir sentez amaçlanmakta (Şekil 3). Beynin sinaptik bağlantıları çalışmaları nöral-ağların yapısının, biyolojik kuantum bilgisi de kuantum bilgi teknolojilerinin gelişmesine yardımcı olacaktır. Nöronlar-arası birleşkede elektronların kuantum tüneli 1970’de Evan Harris Walker tarafından ileri sürülmüştü. Dendritler arasındaki sıkı bağlantılar da kuantum tünelleşmesini olanaklı kılmaktadır. Hafıza, nöral ağlarda bilginin saklanması, anımsanması, kuantum bilincinin birleştirici tubulin elektron olayı ile tanımlanmaktadır. Biyojenik ferrimanyetik maddenin beyindeki fonksiyonu, iyon kanalları, hangi boyuttaki beyin bilinci yaşar? sorularına yanıt aranmaktadır kuantum bilgileri ışığında. Kuantum bilinç durumu ile biyolojik siklus süperpozisyonu, nöronları birleştiren sinapsın her iki tarafındaki mikrotubulinlerin kuantum siklüsünü sürdürmesi çalışmaları ön planda gözükmektedir. Nöro-kuantolojinin diğer ilgi alanları ise görsel dikkat, fotonlardan fenomolojiye vizyon, gama ossilasyon, ayrık beyin, kaos ve beyin, v.b. gibi bilimsel gizemini koruyan konulardır.

    Geçen yüzyılda fiziksel dünyayı tanımamız amprikti. Kuantum fiziği, madde ve alan teorileri bilgileri ile dünyamızı değiştirdi. Önümüzdeki yüzyıl kuantum mekaniği temel nörolojik bilimler yanı sıra tüm bilim dallarında temel bir kavram ve asal bir araç olarak önemini sürdürecektir.

    Bu kısa beyin fırtınası benzeri yazıda da görüldüğü gibi beyin, hemen tüm bilim dalllarına ilgi yumağını uzatmıştır. Başına nöro- ön ekini getirerek tüm bilim dallarına göndermeler yapabiliriz.

    Eskiden felsefe tüm bilim dallarını kapsamakta idi; bugün bu konuma en güçlü aday olarak nörobilim gösterilebilir.

    Beyin cerrahı olarak kafatasını her açışta karşılaştığımız beyin belki morfolojik olarak birbirine benzeşir yapıdadır ancak her hastada, her hastalıkta, her tümörde farklıdır. Ona yaklaşırken bir Mozart’ın, bir Van Gogh’un, bir Einstein’ın, bir Yunus Emre’nin beyni gibi görerek kutsal bir mabede girer gibi gireriz. Ünlü beyin cerrahı Mahmut Gazi Yaşargil’in beyin dokusuna saygıyı öğreten nesilin öğrencileriyiz. Her yaklaşımımızda yeni bir şey öğreniriz.

    Tablo 1.

    Zeka saptaması

    … 15

    Yok (mikroplar:bakteri, virüs)

    16—30

    Son derece basit içgüdüler (Solucanlar, salyangozlar)

    31—45

    İçgüdüler (Yılanlar, balıklar)

    46—60

    Düşük zeka (Sincaplar, kuşların çoğu)

    61—75

    Orta zeka (Köpekler, kurtlar)

    76—90

    Yüksek zeka (Maymunlar, yunus balıkları)

    91—100

    Ortalama insan

    101—150

    İnsanüstü (+30)

    151—200

    İnsan ötesi

    201—

    Son derece

    Şekil 1. L.Stagnalis’in ayak ganglionundan alınan her bir nöronun mikro-yonga ile kültüründeki üç gün sonraki elektromikrografisi; hücre gövdelerinde yer değiştirme olmadan dokunma yerlerinde uzantılar, sinir hücrelerinde filizlenmelerin oluşumu (ölçek: 20µm) [*Bu resim “Copyright (2001) National Academy of Sciences, U.S.A.” “Noninvasive neuroelectronic interfacing with synaptically connected snail neurons on a semiconductor chip.” by, Zeck, G. & Fromherz, P. published in PNAS, August 28, 2001;98,10457-10462.izni ile elektronik ortamda yayımlanmaktadır. Kendilerine teşekkür ederim]

    Şekil 2. Broca ve Wernicke konuşmanın motor ve sensoryel merkezleri olarak bilinmektedir (beyaz alanlar).Peki ya diğer merkezler insan konuşurken susmakta mıdırlar?

    Şekil 3. Uyku ile rüya, bilinç düzeyi ve beyin ile ne ölçüde barışık, kime teslim olunuyoruz? Yanıtları hala bilinmezlerle dolu.

    Şekil 4. Nörokuantoloji, kaos, entropi, negentropi, beynin sınırları modern felsefenin Kabe’si olarak nörobilimi işaret etmektedir.