Etiket: Zaman

  • Ergenlik Dönemi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ergenlik Dönemi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ergenlik bir geçiş dönemdir. Biz yetişkinlerin de bir dönem yaşadığı. Bir aile olarak çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını, güzel davranışlar kazanmasını ve iyi bir geleceğinin olmasını isteriz.

    Peki onlar biz yetişkinlerden neler ister. Kendilerine nasıl davranılmasını ister. Hiç düşündünüz mü?

    Takdir edin

    Ergen çocuğunuzun yaptıklarına ilgi gösterin. Onu gerçekten takdir edebileceğiniz fırsatları da görmeye çalışın. Her çocuk farklı bir bireydir ve kendi özelliklerinden dolayı takdir görmelidir.

    Mukayese etmeyin

    Kardeşleri, akrabaları ile asla mukayese etmeyin. Her çocuk farklı bir bireydir ve kendi özelliklerinden dolayı takdir görmelidir.

    Sürekli söylenmeyin

    Sürekli nutuk çekip, söylenmeyin. “Ben senin yaşındayken.” ile başlayan akıl vermelerden kaçının. Büyük olasılıkla onun yaşındayken onunla ortak yönünüz düşündüğünüzden çok daha fazlaydı!

    Davranışlarınıza dikkat edin

    Özellikle aile dışında bireyler yanında ergen çocuğunuzu küçük düşürmeyin, hakaret etmeyin. Tehditlerde bulunmayın. Sabırlı davranın.

    Eleştirilmeye hazırlıklı olun

    Eleştirilerin hedefi olmaya, yani yaşadığı tüm sorunların, zorlukların nedeni olduğunuz, büyümesine ve eğlenmesine izin vermediğiniz gibi eleştiriler yöneltmesine hazırlıklı olun.

    Çocuğunuzdan vazgeçmeyin

    Bu eleştirilerin çoğu yüreğinize işlemesin. Ve çocuğunuzdan vazgeçmeyin. Ergenler aslında düşündüğünüzden çok daha fazlasını izler, dinler ve öğrenirler. Sizin için önemli olduğunu bilmesini sağlayın.

    Ruh durumu sürekli değişebilir

    Bu yaşlarda, kısmen hormonal değişimlerden dolayı, kısmen de bu dönemde çok sık yaşanan kaygılara bir tepki olarak ruh durumunda hızlı ve bazen aşırı değişimler olması son derece normaldir. Bunları anlayışla karşılamaya çalışın.

    Davranış ile çocuğu birbirinden ayırın

    Sizi rahatsız eden şey ile onu yapan kişiyi birbirine karıştırmayın. Ergen çocuğunuzun davranışlarından dolayı öfkelendiğiniz veya üzüldüğünüz zamanlar olacaktır. Ancak bu sevginizin bittiği anlamına gelmez. Hatta büyük olasılıkla tam tersi bir anlam taşır: Ona önem veriyor olmanız. Öfkenizi çocuğunuzun tüm kişi olarak varlığına değil davranışları üzerinde odaklamaya gayret edin.

    Zaman geçirin

    Birlikte zaman geçirmeye özen gösterin. Zamanınızın olmadığını düşünüyorsanız herhangi bir konuda kısa sohbetlerde bulunun. Birlikte çocuğunuzun sevdiği bir şeyi yapmak için zaman ayırın. Ailesi ile zaman geçiren ergenler ailelerine daha çok bağlanır ve güvenirler. Aileleri ile zaman geçirmeyi seven çocuklar herhangi bir sorunları ilk olarak her zaman ailelerine anlatırlar.

    Onu dinleyin

    Size bir şey söylemek istediğinde önemsizde olsa dikkatlice dinleyin. Babana anlat, annene anlat gibi ifadelerle eşlerin birbirine yönlendirmesi ergenin moralini bozacağı gibi bir daha bir sorununu anlatmamasına neden olabilir. Konuşmak için zaman ayırın. Çocuğunuza, gün içinde istediğinde size erişebileceği bir saat belirtin.

    Çocuğunuz size bir şey söylemeye çalışırken veya sorduğunuz bir soruyu yanıtlarken, yargılayıcı, savunmacı veya olumsuz davranmamaya gayret edin. Sözünü kesmeyin, cümlesini düzeltmeyin ve o anda başka bir iş daha yapmaya çalışmayın. Tüm bunlar Aslında gerçekten ilgilenmediğiniz sinyalini verir. Birbirinize güvenin ve saygı gösterin. Tüm aile bireylerinin birbirine saygı göstermesini teşvik edin.

    Şefkat gösterin

    Ergen çocuğunuzun kendisine sarılmanızı istemediğini varsaymayın. Kendini ne şekilde rahat hissettiğini sorun ve sözleriniz, ses tonunuz ve beden dilinizle onu sevmeye devam ettiğinizi gösterin. Çocuklarınızın onları ne kadar sevdiğinizi bildiklerini varsaymayın, bunu onlara söyleyin.

    Bencil Davranmayın

    Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, en önemli göreviniz sıcak, cömert ve başkalarının duygularını anlayan ve buna önem veren bir ebeveyn olmaktır. Bencil davranmayan ve cömert bir aile içinde yaşayan çocuklarda dünyanın temel olarak güvenli bir yer olduğu hissi gelişir. Bu çocuklar tehdit görmez. İlgi, şefkat ve özen dolu bir ortam sağlarsanız, bencil olmayan kişilik yapısı da doğal bir şekilde gelişir.

    Örnek olun

    Davranışlarınızla örnek olmalısınız. Çocuğunuza karşı her zaman tutarlı olun. Çocuklarınızın yanında eşler olarak tartışmayın. Birbirinizi kötülemeyin. Öfkeli davranmayın.

    Arkadaşlarını tanıyın

    Anne baba olarak en temel görevlerimizden birisi çocuğumuzun kimlerle arkadaşlık ettiğini bilmektir. Zaman zaman okuluna gidin ve öğretmenleri ile görüşün. Arkadaşlarını ve onların ailelerini tanımaya çalışın. Gerekirse aileler olarak tanışın, birbiriniz tanıyın.

    Umutsuzluğa kapılmayın

    Elinizden geleni gösterdiğinizi düşündüğünüz halde yeteri kadar iletişim kuramıyorum diye umutsuzluğa kapılmayın. Bazen davranışlar hemen değişmez, zaman alır.

    Disiplin

    Disiplin uygulamak kesinlikle çocuğun cezalandırılması anlamına gelmez. Cezalandırmak, ergenlik dönemindeki çocuğun gelecekte ne yapması gerektiği konusunda değil, o anda yaptığı yanlış üzerinde odaklanır.

    Disiplin ise gelecekte ne yapması gerektiği üzerinde odaklanır. Cezalandırmak, sıklıkla hatalı davranışla hiçbir bağlantısı olmayan cezaları veya kısıtlamaları içerir.

    Disiplin ise yanlış davranışla bağlantılıdır ve ergene davranışı veya eylemleri konusunda daha sorumlu olmayı öğretir. Cezalandırmak, yanlış davranmanın sorumluluğunu ergenden ziyade anne-babaya yükler. Disiplin ergenin kendi kurallarını geliştirmesine ve özellikle de anne-babanın olmadığı zamanlarda daha sorumlu davranmayı öğrenmesine yardımcı olur.

    Cezalandırma ergene, yaptığı yanlışın “bedelini ödetmekle” ilgilidir. Disiplin ise ergene yanlış davranışının doğal veya mantıksal sonuçlarını kabul etmeyi öğretmekle ilgilidir. Sınırlarınızı, kurallarınızı ve beklentilerinizi anlatın. Bunların net olmasına özen gösterin. Zaman zaman ergen çocuğunuza kuralı hatırlatmanız gerekebilir.

  • Şiddet Gösteren Çocuklar İçin Neler Yapabiliriz?

    Şiddet Gösteren Çocuklar İçin Neler Yapabiliriz?

    Çocukların başkalarına karşı şiddet göstermesinin pek çok sebebi olabilir. Kimi çocuklar küçük yaşlardan itibaren şiddet içerikli davranışlar gösterirken, kimileri ergenlikten sonra şiddet içerikli davranışlar göstermeye başlayabilir.

    Çocukların şiddet davranışı göstermesinin sebeplerinden bazıları şunlardır:

    • Öfkesini kontrol etmekte zorlanması,

    • Dürtüsellik,

    • Okulda başarısızlık,

    • Şiddeti destekleyen arkadaş grubuna dâhil olması,

    • Kendisi de şiddete veya zorbalığa maruz kalmış olması,

    • Medya aracılığıyla yüksek düzeyde şiddet uyaranına maruz kalmış olması,

    • Alkol veya uyuşturucu kullanımı,

    • Sert gözükmek gerektiğine ve başkalarının ona saygı duyması için bu şekilde davranması gerektiğine inanması.

    Çocuğunuzla yakın bir ilişki kurun.

    Onunla vakit geçirin ve konuşmak ya da soru sormak istediğinde yanında olun.

    Açık sınırlar ve kurallar belirleyin.

    Ancak kural koymanın sadece cezadan ibaret olmadığını unutmayın. Onu iyi davranışlar gösterdiği zaman takdir etmeyi ihmal etmeyin. Kötü bir şey yaptığında ise farkında olduğunuzu hissettirin.

    Ona başkalarıyla ilgilenmeyi öğretin.

    Farklı özellikteki kişilerle ilgilenerek çocuğunuza da başkalarıyla ilgilenmeyi öğretin. Bu şekilde empati geliştirmesine yardımcı olun.

    Başkalarını anlamasını sağlayın.

    Ona başka din, dil, ırk veya kültürlerden olan insanları kabul etmeyi öğretin.

    Onu takip edin.

    Her zaman çocuğunuzun nerede, kiminle olduğunu ve ne zaman eve döneceğini bilin.

    Ona arkadaş baskısına karşı koyması konusunda destekleyin.

    Arkadaş grupları onu yanlış olduğunu bildiği şeyler yapması için zorladığında verebileceği yanıtları ve nasıl davranabileceğini öğretin.

    Kitle iletişim araçlarını kullanımına sınır getirin.

    Televizyon programları ya da bilgisayar oyunları ile maruz kaldığı şiddet uyaranlarını kısıtlamak için her gün bilgisayar ya da televizyon başında geçirdiği zamanı kısıtlayın.

    Model olun.

    Davranışlarınızla ona model olun. Örnek olun. Çocuklar öncelikle anne ve babalarını örnek alırlar.

    Ona öfkelendiği zaman, önce durup düşünmeyi öğretin.

    Çocuğunuzun önünde sık sık öfkelenip, kendinizi kaybederseniz sizi taklit edecektir. Öfkeyle hareket etmek yerine muhtemel çözümleri ve sonuçlarını düşünerek davranmaları gerektiğini anlatın ve model olun. Siz öfkelendiğinizde çocuğunuzla sorunlarınızı konuşarak çözün. Sizi örnek alsın.

    Zamanını verimli kullanmasına yardımcı olun.

    Çocuklar zaman konusunda esnektir. Planlaması konusunda ona yardımcı olacak görev ve sorumluluklar vererek zaman planlaması yaptırın.

    Çocuğunuzun spor, müzik, resim gibi başarılı olduğu aktivitelere katılmasını sağlayın. Teşvik edin.

    Çocukların günümüzde fiziksel olarak enerjilerini atabilecekleri alanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple başarılı olduğu aktiviteler onlar için faydalı olacaktır.

    Çocuklar kendi akranları arasında sosyal ve sportif faaliyetlere katılarak daha hızlı sosyalleşirler.

    Çocuğunuzu sosyalleştirin. Bırakın sizin müdahaleniz olmadan arkadaşlık kursun ve oyunlar oynasın. Neden okullarda sürekli oyun oynamak istiyorlar bir düşünün.

    Okul Başarısını destekleyin.

    Akademik olarak gelişimlerini sürekli kontrolünüzde tutarak başarısı veya başarısızlığında yanında olduğunuzu gösterin.

    Kitap okumasını destekleyin.

    Evde kendinizde kitap okuyarak çocuklarınıza örnek olun. Ona uygun ders çalışma ortamı hazırlayın. Okulu ve öğretmenleri ile sürekli işbirliği içinde olun.

    Son olarak; Sınıfındaki arkadaşlarını ve onların ailelerini mutlaka tanıyınız.

  • Anne Ben Okula Gitmek İstiyorum !!!

    Anne Ben Okula Gitmek İstiyorum !!!

    Çocuklar küçük yaşlardayken genelde okula gitmeyi hayal eder ve okula giden büyüklerine imrenirler. Fakat okul çağları geldiğinde, bu istek yerini yoğun bir heyecana bırakır. Öyle ince bir çizgide durur ki bu heyecan, korkuya dönüşmesi an meselesidir. Birkaç yıl, hatta birkaç ay öncesine kadar okula gitme arzusuyla dolu olan çocuğun ağzından, birden şu kelimeler dökülmeye başlar; “Anne ben okula gitmek istemiyorum”.

    Peki nedir okul fobisi? Çocuklar bu duyguya neden ve nasıl kapılır? Okul fobisi olan bir çocuğun ailesi bu durumu nasıl karşılamalıdır?  İşte bu makalede bu ve benzeri sorularınızı yanıtlayıp, konuyla ilgili bilinmezlere ışık tutmaya çalışacağız.

    Okul Fobisi Nedir?

    Okul fobisi, kuvvetli bir endişe nedeniyle okula çağındaki çocuğun okula gitmeyi reddetmesi ya da bu konuda isteksiz görünmesidir.  Bu duygu karmaşasına okula ilk başlama zamanlarında daha sık rastlanırken, bazen okul yaşamının daha sonraki yıllarında da ortaya çıkabilir. Okul korkusu yaşayan çocuk, birden bire okula gitmemek adına direnç gösterirken, çoğu zaman anlamsız bahaneler sıralar. Ebeveynler tarafından gelecek olan aşırı zorlamalar karşısında ise çocuk panik içine girer, endişe duyar, ağlar ve okula gitmeme konusundaki ısrarını dile getirmeye devam eder.

    Nedenleri;

    Okul fobisinin kaynağında çocuğun anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusu yatar. Küçük yaştaki çocuk bu türden bir ayrılık yaşadığı zaman annesi tarafından terk edileceğini de düşünebilir. Çocuk annenin yokluğunda kendisine veya annesine bir zarar geleceğini düşünür ve endişelenmeye başlar. Çocuk hiç tanımadığı bir yerde, hiç tanımadığı bir otoriteyle karşı karşıya kaldığında korkar ve ailesinin yanında olmanın kendisi için daha iyi olacağını düşünmeye başlar. Diğer yandan evde bir kardeşi daha olan çocuklar için durum daha farklıdır. Onlar yokluklarında ebeveynlerinin kardeşiyle geçirdiği vakti kıskanabilir, okuldayken evdeki statüsünü kaybedeceği fikrine kapılabilir, ailesinin onu kendisinden kurtulmak için okula yolladığını düşünebilir ve tüm bunları engellemek adına da okula gelmeyi reddedebilir.

    Ayrılma korkusunun şiddeti de okul fobisi oluşumunda önemli etkenlerdendir. Bazen anne çocuğun kendisinden ayrılıp okula gitmesini çabuk kabul edemez. Bu konudaki duygu ve hislerini de farkında olmadan ince iletilerle ve dolaylı yollarla çocuğa iletmiş olur. Bu tür durumlarda anne çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğinden, bunu yaparken onu çok özleyeceğinden ve birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerinden bahsetmeye başlarlar. Tüm bunları dinleyen çocuk ise, okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eş anlamlı tutmaya başlar. Böylece oda tıpkı annesi gibi okula gitmekle yaşayacağı ayrılık korkusu arasında gidip gelir. İşte bu da okul fobisi oluşumunda bir diğer önemli etkendir.

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Ortak Özellikleri;

    Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle;

    • Anne baba tarafından aşırı korunan,

    • Yaptıkları her işten onay bekleyen,

    • Anneye aşırı bağımlı,

    • Kendine olan özgüveni eksik,

    • Anında tatmin isteyen,

    • Uslu ve uyumlu,

    • Utangaç, isteklerini özgürce ifade edemeyen,

    • Yabancılarla iyi iletişim kuramayan, yabancılardan korkan ya da görüşmek istemeyen,

    • Sokağa çıkıp oyun oynamak yerine, evde zaman geçirmekten daha mutlu olan,

    • Konuşma becerisi gelişmemiş olmasına rağmen, sorunlarını kendi kendine çözmeye çalışan çocuklardır.

    Çocuğunuzun Okul Fobisi Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Okul fobisi yaşayan çocuklarda özellikle okula gitme zamanlarında;

    • Baş ağrısı, karın ağrıları, bulantı, kusma hissi ve iştahsızlık gibi psikosomatik belirtiler görülüyorsa,

    • Çocuk son zamanlarda alıngan ve sinirliyse,

    • Heves ve enerji kaybı yaşıyorsa,

    • Utangaç davranıyorsa,

    • Uykusuzluk çekiyorsa,

    • Okul etkinliklerine karşı pasif, içe kapanık davranıyorsa,

    • Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, hırçınlaşmaya başladıysa,

    • Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp, aşırı kaygılı olduysa,

    • Hasta olmadığı halde sık sık baş veya karın ağrısını bahane ederek şikâyet ediyorsa,

    • Okula gideceği zaman ağlıyor ya da hastalanıyorken evde kalmasına izin verilince bu belirtiler ortadan kayboluyorsa,

    • Günlerce okula gitmiyor ve okula gitmediği için suçluluk duymuyorsa, çocukta okul fobisi oluştuğundan şüphelenilebilir.

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Ebeveynlerine Sık Sık Dile Getirdikleri;

    “Neden Okulda Benimle Kalmıyorsun?”

        Çoğu zaman ailesinden ayrılmak çocuğa zor gelecektir. Anaokulunun neden sadece çocuklar için olduğunu ve neden ebeveynlerin orada onunla birlikte kalamayacağını anlamakta güçlük çeker. Okul ortamıyla kendi dünyasının merkezi olan aile ortamını henüz birbirinden ayırmayı bilmeyen çocuk, bu yeni ortamda da ailesinden birini yanında görmek ister. Ayrılık farklılaşmaya yardımcı olan bir duygudur. Bu duygu çocuktaki ruhsal gelişime dayalı bir öğrenimdir. Ayrılık sadece evden ayrılmak değil, aynı zamanda dünyayı farklı bir şekilde tanımak ve kendi başına ayakta durmayı öğrenme zamanıdır. Çocuğun keşfedeceği ve ayak uydurmak zorunda olduğu, birçok değişkeni ve merkezi olan bir dünya söz konusudur. Dolayısıyla bazen de çocuk bu değişkenlere ayak uyduramayıp ,”Lütfen anne, o kadar hızlı değil, yavaş yavaş ilerleyelim!” mesajı verebilir. İşte bu durumda ebeveynin çocuğa, her şeye rağmen okula gidip, büyümek için zorunlu olan bir sürü şeyi öğrenmesi gerektiğini anlatması gerekir.

    Okulda Yemek Yemek İstemiyorum!”

        Annesinden süt emerek veya babasının verdiği biberonla beslenen küçük bir bebek, aslında sadece sütle beslenmez; Bakışla, onunla konuşan annenin sesiyle, sıcaklıkla ve hissettiği huzurla beslenir. Protein kadar, sevgi ve şefkat de alır o dönemlerde. Aldığı proteinler onun organizmasını oluştururken, sevgi ve şefkat de egosunu meydana getirir. Çocuk aldığı sevgiyle birlikte ebeveynlerinin kolları arasında kendini güvende hisseder. Anne ve babası tarafından sevgi ve şefkatle sarıp sarmalanan çocuk mutluluk içinde büyür ve mevcut yemek alışkanlığını sürekli aynı ortamda sürdürmeyi arzular. Bir çocuk için yemek yemek böylesine özel anlarla dolu bir eylem iken, birden bire karşılaştığı yemekhanenin kalabalık ortamı ve yemekleri çocuk için çekilmez bir hal alır. Ama çocuğun gürültülü bir ortamda ve grup halinde yemek yemeyi, her zaman lezzetli olmazsa da ona sunulan yemekten memnun kalmayı da öğrenmesi gerekir. Bu yüzden bir ebeveyn olarak çocuğunuzun yavaş yavaş içinde bulunduğu gruba uyum sağlamayı öğrenmesi ve o ortamda mutlu olabileceği başka kaynakları keşfetmesi için onu teşvik etmelisiniz. Sizin de yardımınızla ilerleyen zamanlarda, çocuğun o ilk günlerde yaşadığı yeme zorluğu, zamanla kendini keyifli öğünlere dönüştürecektir.

    Okul Fobisiyle Baş Etme Yolları;

        Çocuğunuz okula başlamadan önce onunla sık sık okul hakkında konuşun. Çocuğunuza kendi okulunda hoşuna gidebilecek etkinliklerden, objelerden bahsedin. Okulun yeni arkadaşlıklar edinip keyifli vakit geçireceği, yeni şeyler öğreneceği,  kendisini mutlu ve güvende hissedeceği bir ortam olduğunu anlatın.

        Aile bireylerinin çocuğun okula gitmesi için kesin kararlı bir tutum takınmaları gerekir. Okula gidişin ertelendiği her gün ve saat problemin daha da büyümesine yol açacaktır. Bu nedenle okula gitmeyi reddeden çocuğa karşı kesin bir tavır takınarak, mümkünse problem yaratmayacağı bir aile bireyi ile okula devamı sağlanmalıdır.

        İlk zamanlarda sabahları erken saatlerde okula gitmek güç olabilir. Siz yine de çocuğunuza nasıl hissettiğini sormayın, çünkü bu durum çocuğunuza şikâyet etmesi için fırsat ve cesaret verecektir.

        Çocuğunuzu sürekli izleyin, eğer ev içinde dolaşabiliyor ve çok rahatsız görünmüyorsa okula gidebilecektir. Eğer çocuğunuzun fiziksel yakınmaları varsa ve genel yakınmalarına benziyorsa, çok fazla tartışmadan onu hemen okula hazırlayın ve okula gönderin. Eğer çocuğunuzun sağlığı konusunda endişeli iseniz doktor kontrolü yararlı olacaktır. Aksi halde okula gönderin ve öğretmenini haberdar edin.

        Okula gitme vakti dışında çocuğunuzla okul fobisi hakkında konuşun. Okul fobisi hakkında çocuğunuzu suçlamayın. Korkusu ve gözyaşlarıyla alay etmeyin. Bu durumun birçok çocuk tarafından yaşandığını, zaman içinde kendisini mutlaka daha iyi hissedeceğini söyleyin. .

        Okul fobisi olan çocuklar, okul dışında daha çok aileleriyle zaman geçirmek; evde oynamak, odalarında yalnız kalmak ya da tv seyretmek vs. isterler. Böyle durumlarda çocuğunuzu akranları ile vakit geçirmesi için teşvik edin.

        Anaokulu çocuğun aile ortamından çıkıp, sosyalleşmeye adım attığı ve bir grupla kaynaşmayı, bütünleşmeyi öğrendiği bir süreçtir. Kaynaşma demek, bir gruba duygusal olarak uyum sağlamak demektir. Anaokulunda kaynaşmayı başaran çocuk, daha sonra öğretmenin de katkılarıyla kendisini güvende hissedeceği bir grupta yerini alacaktır. Bu yüzden de velini çocuğunu anaokuluna ve oradaki arkadaşlarına daha kolay alıştırabilmesi için, zaman zaman çocuğun evde de okul arkadaşlarıyla vakit geçirmesini sağlaması gereklidir.

        Çocuğa okula neden gitmesi gerektiğini açıklayın, gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağını ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatın.

        Vedalaşmalarınızı kısa tutun. Çocuğa ayrılıkların doğal olduğunu hissettirin. Çocuğun bağımlı olduğu kişinin okul saati bittikten sonra çocuğu evde bekleyeceğini belirtmesi, çocuğun okula gitmesi konusunda ikna edici olabilir.  

        Ona gününüzün nasıl geçtiğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak ikinizi de rahatlatabilir. Çocuğunuzun o günle ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşın.

        Çocuğun size olan bağımlılığını azaltmaya çalışın. Bunu yapmak içinde boş zamanlarını değerlendirme etkinlikleri hazırlayın. Oyun becerileri kazandırılan çocuğun anne babaya olan bağımlığı azalarak, kendine olan güveni gelişmeye başlayacaktır.

        Her anne baba gibi çocuğunuz için biraz kaygı duymanız normaldir. Fakat bu kaygı çocuğunuzun psikolojik, sosyal ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde ise bir uzmana başvurun. Çocuğunuz devamlı gözünüzün önünde olmadığı için kaygılanmayın. Bazen kontrol ederek bu kaygılarınızı yenebilirsiniz. Çocuğunuzun gerek arkadaşlarıyla gerek ev içinde rahat hareket etmesi konusunda rahat davranın.     

        Çocuğunuza karşı o güne kadar nasıl bir tutum takındığınızı gözden geçirin. Baskıcı, koruyucu, serbest veya demokratik bir tutum mu takındığınızı belirleyin. Çünkü okul fobisi olan çocuklar baskıcı veya koruyucu anne baba tutumları sergileyen ailelerin çocuklarıdır. Çocuklarınıza karşı hoşgörülü, demokratik, duygu ve düşüncelerin özgürce paylaşıldığı bir ortam hazırlamaya çalışın.

        Çocuğunuzda okul fobisinin belirtilerini gözlemliyorsanız ve tüm bu önerileri uygulamanıza rağmen herhangi bir iyileşme kaydedemiyorsanız, mutlaka bir psikolojik danışman veya pedagoga başvurun.

  • Belirsizlikler Kaygılar

    Belirsizlikler Kaygılar

    Ruh halimizi en çok etkileyen fakat hayatımızın olmazsa olmazlarından olan normal bir davranış şeklidir belirsizlik. Hayatımızda ne yapmamız gerektiğini, ne zaman ne olacağını, hayatımız süresince nelerle karşılaşacağımızı bir kahin misali biliyor olsaydık hayat hepimiz için kuşkusuz amaçsız, idealsiz ve sıkıcı bir hal alıyor olurdu. Hangi üniversiteden mezun olacağımızı, kiminle evlenip kaç çocuğa sahip olacağımızı veya evlendiğimiz kişiden ayrılıp ayılmayacağımızı, öleceğimiz tarihi kısacası hayatımız ve çevremizdeki insanların hayatıyla ilgili olacakları bildiğimizi hayal edin. Muhtemelen bir çoğumuz için hayat daha mutsuz, umutsuz, hedefsiz ve amaçsız bir hal alacaktı. Ne yaşayacağımızı bildiğimiz için belki de yaşayacağımız olaydan keyif almaz, heyecan duymaz, ilgisiz bir hal alırdık.?Hepimizin hayatında belirsiz kaldığımız konular vardır. Bunların bir bölümü rutin hayatımızda yaşadığımız belirsizliklerdir. Bugün günüm güzel geçecek mi?, sabah işe gitmek üzere evden biraz geç çıktığımız zaman acaba otobüsü kaçırdım mı ya da trafik nasıldır? Yemeğe misafirimiz geleceği zaman acaba yemeğin tadını tutturabilecek miyim? Evimi temizleyebilecek miyim gibi. Bunlar hepimizin hayatında rutin halinde yaşadığımız ve hayatın akışına çoğuk ez bırakabildiğimiz, çoğu zaman yaparken stres bile duymadığımız belirsizliklerdir. Bunlar dışında bir de hayatımızda her zaman karşılaşmadığımzı ve bizi gerçek anlamda rahatsız edebilecek, geleceğimizi etkileyecek belirsizliklerimiz vardır. Üniversite giriş sınavı veya onun sonucunu beklerkenki belirsizliğimiz. Vücudumuzda bir kitleyle karşılaştığımız zaman kanser olup olmadığmıza dair soru işaretlerimiz ve hatta doktor raporu gelene kadar yaşadığımız stress. Geçmişte sevgilisini aldattığını bize anlatan bir sevgiliye karşı kuşkucu bir yapı sergilememiz, kafamızdaki soru işaretleri, ‘’beni de aldatacak mı?’’ gibi hayatımızda alışılagelmiş olmayan belirsizlikler ilk verdiğim örneklerden daha farklıdır ve hayatımızın gidişatını akış yönünü değiştirecek durumlar olabilmektedir.

    Belirsizlikler kaygıları doğurur. Bir konuda uzun süre belirsizlik yaşadığımız zaman kaygılarımız kuşku şüphecilik ve paranoyalarımızı tetikler onlar da bir takım psikolojik rahatsızlıkları doğururlar. Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, ‘’daha önce aldatmış, şimdi beni de aldatır mı?’’ şeklinde belirsizlik yaşadığımızda, şüpheci bir hale bürünebilir, eşimiz eve geldiği zaman kıyafetlerini koklayabilir, ortak bir arkadaşımız varsa gittiği yerlerde telefonla saat kaça kadar oradaydı şeklinde ağzını arayabiliriz. Karşı taraf biraz erken kalkmışsa veya bır baskasının parfümünü kullanmıssa paranoyalar oluşturabiliriz ‘’kesin bir kadınla birlikteydı ve beni aldattı’’ gibi düşünceler doğurabiliriz. Belirli bir süre sonra bu paranoyalara inanıp kafamızda kurduklarımızı eyleme dökerek eşimizle tartışabiliriz. Bu süreç sağlıklı bir süreç değildir ve bir uzmana danışmak en sağlıklısı olacaktır

  • Ağlayan Kaya Depresyonda

    Ağlayan Kaya Depresyonda

    Evvel zaman içinde ama anlatamam o kadar evvelki yani çok çok eski zamanlarda Niobe adında kibirli bir kraliçe yaşarmış. Zaman eski zaman ama gel gelelim kibir o zamanlarda da pek sevilen bir şey değil. Niobe en çok da 7 erkek 7 kız çocuğu doğurmuş olmakla hava atarmış. Bide bilseniz kime hava atıyor, Apollon ile Artemisten başka çocuğu olmayan Tanrıça Leto’ya. Ya arkadaş delirdin mi sen, koca tanrıça senin kuman mı ki hava atıyorsun. Tanrıça Leto da tıpkı benim gibi düşünüyordu ama çok daha öfkeli tabi! Çocukaları Artemis ve Apolluy’a bu kadını cezalandırmaları için emir verdi. Onlarda Sipylos Dağı’ndan (Sipil Dağı/ Manisa) ok atıpNiobe’nin 14 çocuğunu öldürdüler. Bu acıya dayanamayıp yemeden içmeden kesilen, uzun uzun düşüncelere dalıp gece gündüz demeden ağlayan Niobe Zeus’tan kendisini taşa çevirmesini istemiş. Dileği kabul olmuş.Sipil Dağı’nda üzerinden sular sızan Ağlayan Kaya, çocukları için ağlayan Niobe’dir (Öyle diyorlar).

    Bayılırım hikaye anlatmaya, dinlemeye ama ya bizim bu Niobe’mizstuporöz depresyonuna yakalanmışsa?

    Stuporöz depresyonunu yemeyen içmeyen, hareket etmeyen ve konuşmayan ağır depresyon geçiren insanlar için kullanılan bir terim. Stuporöz depresyonu görülen insanların en dikkat çeken halleri ise uzun süre hareketsiz kalmalarıdır. Bu hareketsizliğe katatoni yani dona kalma denir.Diyelim elini kaldırdınız öylece kala kalır o el. Saatlerce aynı pozisyonda kalabilirler. Bazende uzun süre sus pus olur tek kelime etmezler. Bu duruma mutizim denir. Bu susunluk öyle normal insanlardaki suskunluğa benzemiyor sanki kişi donmuş, sizi çok uzaklardan seyrediyor gibidir. Antipisikotik ilaçlar kullanılmadan önce daha sık görülürmüş, şimdi daha az görülüyor ama hala var. Bu hastalarda etkili olan tedavilerden biri de EKT yani elektirikle tedavi. Kulağa korkunç geliyor biliyorum ama etkili yöntemlerden biri. Büyük hastanelerde rahatlıkla kullanılan bir teknik tabi hasta veya yakını izin verirse.

    Özetleyeyim:

    • Allah Tanrıça Leto’yu bildiği gibi yapsın.

    • Kibir kötüdür.

    • Zeus! Taşa çevirmektense başka şeyler deneyebilirsin: EKT, antipsikotik …

    • Ümitsizliğe gerek çoğu şeyin çözümü var.

    • Memleketimizin her bir karışı ayrı ayrı güzellikler ve hikayelerle dolu.

  • Panik Atak Geçer Mi?

    Panik Atak Geçer Mi?

    *Tekrarlayıcı olan ve beklenmedik gerçekleşen panik ataklar ile,
    *Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe, Ataklar arasındaki diğer zamanlarda başka panik ataklar da yaşayabileceğine ilişkin sürekli kaygı duyma, her an yeni bir panik atağın geleceğini beklemeye başlama (Not: Bu endişeli bekleme durumunun adı; Beklenti Anksiyetesi dir) ,
    *Yaşanan bu panik atakların ’’kalp krizi geçirme’’ ’’kalp krizi geçirip ölme’’ ’’kontrolünü kaybetme’’ vb. kötü sonuçlara yol açabileceğine dair inançla sürekli kaygı ve üzüntü duyma ve ya
    *Ataklara ve düşündüğü kötü senaryolara karşı önlem almak için bazı davranış değişiklerinin görüldüğü (yanında ilaç, su vb. taşıma, çeşitli yiyecekler taşıma, evden çıkmama, işe/okula gitmeme vb…),
    Kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen psikolojik bir rahatsızlıktır.

    Agorafobili Panik Bozukluk;
    ‘‘Agorafobi’’ teriminin tercümesi ‘‘alan korkusu“ dur. Hastaların, panik atağı tekrar yaşayacaklarını zannettikleri yerlere (kamuya açık kalabalık yerler, alışveriş merkezleri, sinemalar,dar ve kapalı odalar,tren, otobüs , uçak vs..seyahatleri) yalnız başlarına gidememeleri, oralara gitmekten kaçınmaları, bu yerlerde kaldıkları sürece büyük korku yaşamaları ile karakterize olan durumdur.

    Peki ;Panik Atak Nedir?
    Olay endeksli(heyecan, stres yaratan) veya çoğu zaman durup dururken aniden ortaya çıkan, zaman zaman tekrarlayan, yoğun sıkıntı ve korkuya yol açan nöbetlerdir. Ancak panik atakların oluşumunda stres büyük bir etken olarak ortaya çıkar. Panik Atak, birdenbire başlar, giderek şiddetlenmeye başlar ve yaklaşık 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman da 10-30 dakika devam ettikten sonra kendiliğinden geçer (1 saate kadar sürek panik ataklarda yaşanabilir).

    Panik Atağının Belirtileri Nelerdir?
    • Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,
    • Soluğun kesilmesi
    • Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma
    • Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma,
    • Uyuşma ya da karıncalanma
    • Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    • Bulantı ya da karın ağrısı
    • Terleme
    • Titreme ya da sarsılma
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    • Ölüm korkusu
    • Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme

    Bir Panik Atakta bu belirtilerden en az 4 ya da daha fazlası bulunur. Bu bedensel duyumlar çoğu zaman olağan dışı yoğunlukta hissedilir.
    Not: Kişinin(Danışanın) belirtilere bakarak kendi kendine çıkarımlar yapması son derece yanlıştır.

    Panik Bozukluğun Tedavisi Mümkün Müdür?
    Yine yinelemek gerekirse; Panik Bozukluk,ortadan kalkabilir. Günümüz için etkinliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış sistemlerle ”panik bozukluk geçer” cevabını vermek mümkündür.
    *1.Psikoterapi (Bilişsel-Davranışçı Terapi, EMDR terapisi…)
      2. İlaç Tedavisi: (Beyin Sinir Hücrelerinde Bozuk Olan Hormon Faaliyetlerini Düzelterek Panik Atakları Önleyen İlaçlar. Not:İlaçlar, Psikiyatristler tarafından verilir.
     
    LÜTFEN UNUTMAYINIZ !
    Panik Bozukluk, kesinlikle ölüme, çıldırmaya yol açmaz. Sabırlı ve kararlı olmalısınız…Sağlıklı günler.

  • Aşkta Ara Olur Mu?

    Aşkta Ara Olur Mu?

    Zaman zaman taraflardan biri ilişkiye ara vermeyi teklif edebiliyor. Peki ilişkiyi dondurup, sonrasında kaldığı yerden devam etmek mümkün mü?

    Sevgili, partner ya da evlilik ilişkilerinde en büyük sınavlardan biri farklılıkların ve anlaşmazlıkların nasıl ele alınacağıdır. Çiftler bazıkonularda anlaşamadıklarında tartışmaları anlaşamadıklarında tartışmaları çoğu zaman münakaşaya sonra da kavgaya dönüşür. Birbirini seven iki insan ilişkinin ilerleyen zamanlarında sevgi dolu bir şekilde konuşmayı bırakıp birbirlerini incitmeye başlayabilir. Taraflardan biri diğerini incitebilir, suçlayabilir, yakınabilir, çok talepkar davranabilir ya da kuşkulanabilir . İlişkinin bu şekilde devam etmesi her iki tarafında yaralanmasına ve tamiri mümkün olmayan bir sona götürebilir. Bu şekilde bir ilişki döngüsüne girildiyse her iki taraf için de ilişkiye bir süre ara vermek uygun olur.

    – Bu talebin temelinde ne olabilir?

    Bu talebin temelindeki duygu kadınlar ve erkekler açısından farklılık gösterir. Kadınların ihtiyacı ilişkidir. Dolayısıyla kadınlar yaşadıkları sorunu ilişkinin içindeyken çözmeye çalışır. Karşılılıklı bir anlaşmazlık olduğunda kadın konuşup sorunu halletmek ister, erkeğin duygusu ise uzaklaşmak ve yaşadığı sorunu kendi kendine çözmeye çalışmaktır. Dolayısıyla böyle bir teklifle gelen bir kadınsa kadının duygusu ilişkiye dair umutsuzluktur. İlişkinin içinde ihtiyacının giderilmediğini, ilişki bu şekilde devam ederse bitebilir sinyali taşır. Böyle bir teklifle gelen taraf erkekse erkeğin duygusu daha çok boğulma, işgal, kendine alan açma isteğidir. Kadın ve erkek beyni bu noktada farklı çalışır. Kadınların hep ilişki içinde olma isteğine karşı erkekler yalnız zaman geçirmeye, bağımsız olmaya ihtiyaç duyar. Bu ilişki içinde çatışma yaratır.

    Diğer taraf nasıl hisseder kendini böyle bir durumda?

    İlişkiye ara vermek isteyen erkekse kadınların ilk düşündüğü ihtimal başka bir kadının varolduğu ihtimalidir. Böyle bir durumda kadın terk edilmeye karşı yoğun bir korku ya da kaygı hissedebilir. Burada önemli olan ayrıntı şudur. Her iki tarafın da böyle bir karar verirken ortaklaşa bir zaman belirlemeleri gerekir. Bir hafta ya da bir ay olabilir. Belirsizlik duygusu kadını çok rahatsız eder, ya bir daha hiç görüşemezsek diye düşünebilir. Terk edilme kaygısıyla ya da yalnız kalma korkusuyla başka bir partner arayışına girebilir. Ortaklaşa bir zaman diliminin belirlenmiş olması her iki tarafın da ilişkiye dışarıdan bir gözle bakabilmelerini sağlar. İlişkide yanlışlarını, eksiklerini ve hatalarını görmelerini sağlar.

    İlişkiye ara vermek isteyen taraf kadınsa erkeğin duygusu öncelikle şaşkınlık olur, kadınının netliğini anladığında ise öfke ve yetersizlik duyguları hisseder.Erkeğin ilişkinin içinde en fazla talep ettiği duygu takdir edilme, beğenilme duygusudur. Erkek ilişkide cinsel performansının, zekasının, başarısının takdir edilmesine ihtiyaç duyar. Kadınlar ilişkinin başlarında erkeğin bu ihtiyaçlarını karşılama eğiliminde olur. İlişkinin ilerleyen süreçlerinde kadının takdiri ve beğenisi azalmaya başlar. Bu aşamada kadından böyle bir talep geldiğinde erkek başarısız olduğunu, yetersiz olduğunu hisseder. Dışarıdan gösterdiği duygu çoğunlukla öfke ya da umursamazlıktır. Bu duygu içinde hissettiği duygudur.

    – Sıkça tartışma yaşanıyorsa, bağlılık, aşk ya da sevgiye ilişkin bir tereddüf varsa,

    ilişkiden yeterli doyum alınamıyorsa veya bunlara benzer sorunların olması halinde

    ilişkiye ara verip, biraz olsa da durumu değerlendirmek iyi bir seçenek olabilir mi?

    Tabi. Böyle bir süreç içine girildiyse her iki tarafın da uzaklaşıp ilişkiden beklentilerini gözden geçirmelerinde fayda var. Partnerimden beklentim nedir? Partnerim bu beklentimin ne kadarını karşılayabiliyor. Bu soruların cevabını kişilerin kendi kendine vermesi uygun olur.

    – Ara vermenin ardında tekrar devam edilme ihtimali nedir?

    Ara verme talebinin altında yatan temel duygutekrar devam etme isteğifir. Burda partnerlerden birisi böyle bir taleple geliyorsa ilişkiyi sonlandırmaktantan ziyade ilişkiyi nasıl devam ettirebilirimin kaygısıyla böyle bir öneride bulunur zaten. İlişki iki taraflıdır. Benim tecrübelerim partnerler birbirlerini seçiyorlarsa her iki tarafın da ruhsal sıkıntıları brbirine yakındır. Yani ilişkide bir kişi yüzde yetmiş sorunlu, diğeri yüzde otuz sorunlu, böyle bir ilişkiye henüz rastlamadım. Biz ruhsal olarak kendimize benzeyen kişileri severiz, kendimize benzeyen kişilere aşık oluruz. Dolayısıyla böyle bir durumda partnerlerden birisi böyle bir taleple geliyorsa o kişi ilişkinin içindeki sorunları daha net görmeye başlamış diyebiliriz.

    – Bu durumu sadece birlikteliklerle sınırlamayıp, evlilik içinde de ele almak

    gerekirse… Evlilik kurumu nasıl etkilenir?

    Evlilik dediğimiz zaman işin toplumsal, sosyolojik pek çok farklı yönleri de devreye giriyor. Evlilik ilişkisinde de benzer bir şekilde ortaklaşa bir süre belirleyip bir süre görüşmemek her iki tarafında da yaşadıkları ilişkiye daha objektif bakmalarını sağlayacaktır. Mümkünse bu süreci çevresindeki kişilere anlatmamak uygun olur. Çok yakın gördüğü birkaç dostuna anlatılabilir fakat aileler işin içine girdiğinde her iki tarafın da duyguları objektiflikten uzaklaşır. Kim haklı tartışmasına döner.

    – Çocuklara bu nasıl açıklanmalı?

    Çocuklara bu durum gerçekçi bir şekilde açıklanmalıdır. Biz annenle(babanla) bazı konularda anlaşamıyoruz. Bir ay kadar ben farklı bir evde yaşayacağım. Benimle istediğin zaman ilişki kurabilirsin. İhtiyaç duyduğunda beni arayabilirsin şeklinde bir açıklama yeterli olacaktır. Burda önemli olan çocuğa bunu açıklarken hissedilen duygudur. Öfkeli, korkmuş, çaresizlik içinde bir duyguyla açıklarsanız çocuk elbette bu süreçrten çok etkilenir. Ama eşler önce bu konuyu kendi içlerinde netleştirip, duygusunu hazmedip sonra bu meseleyi çocuğa açma yoluna gitmelidir.

    – Uzman desteği hangi aşamada devreye girmeli?

    Uzman desteği her iki tarafın da birbirine olan saygısını koruduğu fakat anlaşmazlıklarla başedemeyeceklerine karar verdiği noktada devreye girmeli. Çiftler genellikle birbirlerine olan bütün kredilerini kullandıktan sonra son çare olarak bir uzmana başvuruyor. Burda da taraflardan birisi çoğunlukla ilişkiyi kafasında bitirmiş olarak geliyor. Yani destek amacıyla değil de biz anlaşamıyoruz, uzman da bunu onayladı o zaman ayrılalım yoluna gidiyorlar.

    İlişkinin başlarında her şey çok güzel olur. Zamanla, yakınlaştıkça sorunlar çıkmaya başlar. Erkeğin kadından beklentileri çocukluğunda eksik kalan duyguların tamamlanmasıdır. Takdir görme, beğenilme, sevgi, özgürlük gibi kişiden kişiye farklılık gösterir. Kadının erkekten beklentileri de çocukluğunda eksik kalan duygulardır. Yani her iki taraf da çocuklukta doyurulmamış ruhsal ihtiyaçlarının giderilmesini ister. Kadınların ihtiyacı sevgi, şefkat, korunma, terk edilmeme, bağlılık ve güvendir. İlişkinin içindeki bu ihtiyaçlar zamanla karşılanmamaya başlar. Tam bu aşamada bir uzman desteği almak önemlidir. Her iki tarafında yetişkin olarak birbirini görmesi önemlidir. Taraflar karşılamaya çalıştıkları duyguların yetişkin olarak ihtiyaçları olan duygular değil de çocuklukken eksik kalan duygular olduğunu görür. Bu aşamada terapiye gelen çiftler çoğunlukla ilişkilerinde bir uyanış yaşar. Ve birbirleriyle çatışmayı bırakıp kendi iç dünyalarıyla temas kurar.. İlişkiden beklentileri daha gerçekçi ve olgun olur. En önemlisi diğerinin annesi ya da babası olmadığını görür. Cinsel ilişkileri çok daha doyurucu ve keyifli olur. Beraber vakit geçirmekten de keyif alırlar ayrı ayrı vakit geirmekten de. Yani ilişkide hem özgür olurlar hem bağlı ve güvende.

    – Çiftlere Önerilerim

    Benim gözlemim çiftlerin yapışık ikiz gibi sürekli beraber bir aktivite yaptıkları yönünde. Çiftlere önerim kendi kendilerine vakit geçirmekten keyif alacakları etkinlikler bulmaları. Örneğin çiftlerden biri yürüyüşe çıkıyorsa diğerinin evde kalıp kitap okuması. Bizim beynimizde bağlanmayı sağlayan bir hormon var. Adı oksitosin. Oksitosin birkaç dakika sarıldığımızda salgılanmaya başlıyor. Azaldığında ise beyin bu hormona ihtiyaç duyuyor. Sürekli beraber gezen çiftlerde bu hormon eksilmiyor. Dolayısıyla diğeriyle yaşanan keyifli duyguya erişilmiyor. Ara ara birbirinden uzaklaşan, ayrı ayrı zaman geçiren çiftlerin birbirlerine daha bağlı olduğunu, beraberken daha keyifli 

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında başlayan, etkisi tüm bir yaşama yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluktur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu doğumdan başlayarak 12 yaşa kadar olan dönemin herhangi bir esnasında ortaya çıkabilir. En sık ayırt edilmeye başlayan dönem de okul öncesi çağları dönemidir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu temel olarak dikkat azlığı, odaklanma sorunları, dikkatini sürdürememe, aşırı hareketlilik ( hiperaktivite) ve dürtüsellik (sonuçlarını düşünmeden hareket edilme durumu) olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu belirtiler aynı zamanda 5 yaşına kadar çocuklarda normal gelişim basamaklarını da oluşturmaktadır. İşte bu nedenden dolayı da erken yaşlarda tanı konulamayabilir. Genellikle çocuk kreşe ya da okula başlayana dek ebeveynler DEHB’e işaret eden sorunları fark etmezler. Fakat kreş ya da sınıf ortamının yapısı ve rutini evde fark edilmeyen sorunları daha belirgin hale getirebilir. Ayrıca, bu ortamlarda başka çocukların da bulunması ebeveynlere ve öğretmenlere çocuğu akranlarıyla kıyaslama imkânı verir. Bu durumlar da çocuklara tanı koyma sürecini kolaylaştırır.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu her çocukta farklı şiddetlerde farklı belirtilere neden olabilir.

    Bu bozukluk farklı bulguların ön planda oluşuna göre çeşitli alt tiplere ayrılmaktadır. Temel olarak da üç farklı alt tipi vardır. Bu üç tip sırasıyla; dikkat eksikliğinin baskın olduğu tip, hiperaktif-dürtüsel alt tip ve bileşik tip olarak adlandırılmaktadır.

    Dikkat Eksikliği Belirtileri;

    1. Ayrıntılara dikkat etmekte zorluk çekmek ya da hatalar yapmak.

    2. Dikkat gerektiren görevlerde ya da işlerde dikkatini sürdürememek.

    3. Birisi ile yüz yüze konuşurken sohbet esnasında dinlemekte güçlük çektiğini gösteren dağınık cümleler kurmak.

    4. Kendisine verilen görevleri bitirmekte zorlanmak, verilen yönergeleri takip etmekte zorlanmak.

    5. Görev ve etkinlikleri düzenleme ve organize etmekte güçlük çekmek.

    6. Sıkça eşyalarını kaybetmek.

    7. Günlük etkinliklerde unutkanlık yaşamak.

    Hiperaktivite belirtileri;

    1. Ellerin ve ayakların sürekli hareket halinde olması.

    2. Oturduğu yerde belirli bir süre duramamak.

    3. Ortam ve kişiler fark etmeksizin bulunduğu yerde sürekli bir koşuşturma durumu ya da huzursuzluk hissiyatı olması.

    4. Boş zaman faaliyetlerinde kendisini oyalayabilecek etkinlikleri bulmak ve bu etkinlikleri sessizce yapmakta güçlük çekmek.

    5. Seri, hızlı ve çok konuşmak.

    Dürtüsellik belirtileri;

    1. Sorulan soru tamamlanmadan yanıt vermeye çalışmak.

    2. Sıra beklemekte güçlük çekmek.

    3. Başkalarının işine karışmak ya da konuşmalarını bölmek.

    4. Zamanı ve yeri uygun olmasa da aklına geleni o anda söyleme eğiliminde olmak.

    Okul öncesi döneminde en sık gözlemlenen durumlar; durdurulamayan sürekli olan hareketlilik, tutturmacalar, ısrarcı olmak, tırmanma eğilimi, etrafı kurcalamak, korkusuzca hareketler yapmak, meraklı olmak ve sonucunu düşünmeden yapılmış olan davranışlardan dolayı fizyolojik ya da psikolojik yaralanmalardır. Bu tarz davranışlar yaş büyüdükçe belirli durumlarda değişiklik gösterebilmektedir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okul dönemi; sınıfta oturamamak, dersleri dinlemekte güçlük çekmek, çalışmalarını planlı ve düzenli bir şekilde yapamamak, mental olarak yaşıtlarına göre bir eksikliği yok ise derslerini başarsa bile akranları ile ilişkilerinde bozukluklar yaşamak, ödevlerini unutmak, düzenli not tutmakta zorluk çekmek gibi davranışlar gözlenmektedir.

    Bu bireylerin yetişkinlik dönemlerinde; konsantrasyon gerektiren işlerde yetersizlik, yapması gereken işleri son dakikaya kadar uzatmak ve sonrasında bitirmekte güçlük çekmek, eşyalarını yanlış yerlere koymak ve unutabilmek, zamanını etkin kullanamamak, sık sık iş değiştirmek, aynı anda birden fazla işe organize olamamak gibi sorunlarla yaşamlarına devam etmektedirler.

    Toplumdaki DEHB yaygınlığı yaklaşık olarak çocuklukta % 8, ergenlikte % 6 ve erişkinlikte % 4 olarak bildirilmektedir. Ayrıca ortalama olarak sıklık erkeklerde kızlardan 4 kat daha fazla görülmektedir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite tedavisinde bütünleyici, çok yönlü ve sistematik bir yaklaşım gerekmektedir. İlk adım her zaman dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış kişilerin ailelerinin, okullarının ve sosyal çevrelerinin bu konuda yapılması gerekenler ve doğru tutum-davranışlar hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Özellikle anne babaların bu konuda çocuklarıyla nasıl ilişki kuracağı, nasıl davranacakları, nasıl koruyacakları, nasıl sorumluluk duygusunun kazandırılabileceği hakkında bilgi edinmeleri gerekmektedir. Böyle bireyler disipline teşvik edilmeli, yapmış olduğu olumsuz davranışa göre bedel belirlenmeli, her zaman net olunmalı yapılmasını istenen şeyler üst üste değil bölerek tane tane izah edilmeli, anımsaması gereken durumlar için notlar alması konusunda teşvik edilmeli, uygun çalışma ortamı hazırlanmalı, yapacağı işlere zaman sınırı koyulmalı, sürekli unuttuğu nesnelerin belirli yerleri oluşturulmalı, elindeki işi bitirmeden diğer bir işe geçmemesi gerektiği anlatılmalı, tartışmalarda tepki vermeden önce kendisine sakinleşmesi için zaman vermesi gerektiği anlatılmalıdır. Bunların yanı sıra farmakolojik destek de önemlidir, vakanın ihtiyacı doğrultusunda da gereklilik göstermektedir. İlaçlarla tedavinin eş tanıyı gözeterek planlanması ve buna sorun odaklı olarak yapılandırılmış bilişsel davranışçı psikoterapilerin eklenmesi tedavi sürecinde hızlı yol alınmasını sağlayabilir.

  • Akrofobi

    Akrofobi

    Yerden oldukça yukarda olduğunuzda paniğe kapılır mısınız? Binaların en yüksek katlarındaki pencerelerden aşağı bakabilir misiniz? Uçağa bindiğinizde cam kenarları değil de iç taraftaki koltukları mı tercih edersiniz? Uçurumun kenarında oturan birinin fotoğrafına bile bakmak size rahatsızlık verir mi?

    Akrofobi (yükseklik korkusu) genel popülasyonun yaklaşık olarak %5’ini etkileyen bir anksiyete bozukluğudur. Yunanca yükseklik anlamındaki ‘’acron’’ ve korku anlamına gelen ‘’phobos’’ kelimelerinin birleşiminden gelir.

    Belirtileri:

    • Kişi zeminden yukarıda olduğunu algıladığında panik duymaya başlar. İstemsiz bir şekilde tutunacak bir yer arar ve vücudunun dengesinden şüphe duyar. Hızlı bir şekilde alçalmaya çalışır, örneğin emekler veya diz çöker.

    • Titremeye, terlemeye başlar, kalp çarpıntısı yaşar, hatta ağlama veya bağırma görülebilir.

    • Kendini dehşet içinde, korkmuş veya felç olmuş gibi hissedebilir.

    • Panik içinde olduğundan düşünmekte zorluk çeker.

    • Belirli bir kaygı ve kaçınma görülür. Örneğin kişiyi üst katlarda yaşayan ve balkonu veya büyük pencereleri olan bir yakınına ev ziyareti yapmak endişelendirir.

    Akrofobi ile İlişkili Fobiler ve Rahatsızlıklar:

    • Vertigo: Vertigo kişide çevresindeki objelerin hareket ettiği algısı oluşturan baş dönmesidir. Akrofobiden ayırt etmek için kan tahlili, tomografi, MRI gibi nörolojik testler yaptırılmalıdır.

    • Batmofobi: Merdiven veya yokuş korkusudur. Kişi bir dik yokuş gördüğünde orada tırmanmak zorunda olmasa bile paniğe kapılabilir. Batmofobi yaşayan birçok insan aynı zamanda akrofobi belirtileri de gösterebilir.

    • Klimakofobi: Merdiven korkusudur. Batmofobiden farkı; klimakofobide korku dik bir merdiveni çıkmak veya inmek tasarlandığında ortaya çıkar, kişi merdiveni gördüğünde zeminde olduğu sürece telaşa kapılmaz. Klimakofobi, akrofobi ile beraber görülebilir.

    • Aerofobi: Uçuş korkusudur. Korkunun şiddetine göre havalimanlarından, uçaklardan veya havada olmaktan korkmak şeklinde çeşitlilik gösterebilir. Aerofobi zaman zaman akrofobi ile beraber görülebilir.

    Sebepleri:

    • Tüm insanlar yükseklik korkusu yaşayabilir fakat bunun şiddeti kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Bu korku aynı zamanda hayvanlarda da mevcuttur ve adaptiftir, onları yüksekten düşmekten korur. Yükseklik fobisi olan kişilerde nedenler değişkenlik gösterebilir:

    • Genellikle çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylardan veya düşme ile sonuçlanan, kişiyi çok etkileyen ciddi kazalardan kaynaklanır.

    • Kişiler bu kazaları birebir kendileri yaşayıp yara almasalar da bir kaza veya düşme anına tanık olan kişilerde de bu fobi oluşabilmektedir. Bu sürece ‘’temsili öğrenme’’ adı verilir.

    • Bu fobiye zemin hazırlayan faktörler arasında genetiğin de payı düşünülebilir. Ailesinde bu rahatsızlık olan çocuklar bu stresi gözlemleyerek büyürler ve deneyimleme ihtimalleri artar.

    • Bilişsel süreçlerde yaşanan sapmalar birçok fobinin kaynağını oluşturur. Yükseklik kavramıyla ilgili beyinde yanlış verilerin işlenmesi aşırı endişe oluşturur ve strese yol açar. Kazaların oluşumunu ve şiddetini kişilerin gözünde fazla büyütmesi ve zihinlerinde abartılı şekillerde canlandırmaları da bu fobinin oluşumunda etkilidir.

    Tedavi:

    • Bilişsel Davranışçı Terapi belirli fobiler için etkili bir yöntemdir. Korkulan duruma aşamalı olarak maruz bırakma (sistematik duyarsızlaştırma) gibi davranışçı teknikler uygulanabilir. Panik içerikli tepkileri azaltma ve duygusal kontrolün yeniden kazandırılması hedeflenir

    • Sanal gerçeklik (virtual reality) yöntemi uygulanabilir. Bilgisayar aracılığıyla üç boyutlu olarak kişiye korktuğu durumun olduğu ortamda bulunuyormuş algısı aşamalı olarak uygun tekniklerde oluşturulur ve bir çeşit maruz bırakma yöntemi uygulanmış olur. Mali ve zamansal açıdan avantajlıdır.

    • Medikal tedavi açısından bazı ilaçlar (sedatifler veya beta blokerleri) kısa süreli rahatlamada ve anksiyeteyi panik anında azaltmakta faydalı olabilir.

    • Yoga, nefes egzersizleri, meditasyon, kas gevşetme egzersizleri gibi rahatlama teknikleri de stres ve kaygı ile baş etmede etkili yöntemler olarak bilinmektedir.

  • ”Daha Ne İstiyor?”

    ”Daha Ne İstiyor?”

    Çocuklar bazen bir ihtiyaçtan bazen gerçekten meraktan düşüncelerimizi ve fikirlerimizi sorarlar. Fakat verdiğimiz cevaplar acaba onlara nasıl hissettiriyor?

    Geçen bir danışanım çocuğunun sürekli onay alma ihtiyacından, kendi kararlarını vermekte zorlandığından, ve çoğu konuda daha pasif durumda kaldığından bahsetti.

    Çoğu zaman çocuklarımızı övmenin, onların gelişimi için faydalı olduğunu düşünürüz, ebeveyn olarak da bundan tatmin duyabiliriz. Oysa bu bir süre sonra çocuğun bir çok şeyi ebeveynini memnun etmek için yapmasına sebep olabilir. Çocuklar o an çok mutlu olabilirler ama bir süre sonra olumlu verilen her geri bildirim zamanla gerçekçiliğini yitirir. Ya da “Sadece güzel şeyler yaptığımda kabul görürüm ve sevilirim” inancı yerleşebilir.

    Çünkü gerçekten de çocuklarımıza kağıda bir çizik atsalar dahi bebekliklerinden beri “aaa çok güzel olmuş” “ayy ne güzel yapmışsın” demiyor muyuz?

    Çocukların resimlerine yorum yapmak, övmek yerine resmi tasvir etmek daha etkilidir. Hem “kendisi için yapmış” olma duygusu, hem de resmine gerçekten ilgi duyduğunuzu hisseder. Her seferinde “çok güzel olmuş” yerine..

    “Bu yaptığın resmi çok beğendin.”

    “Bu resim çok hoşuna gitti.”

    “Benim fikrimi çok merak ettin.”

    Hala ısrarla sorarsa;

    “Buraya masmavi bir deniz çizmişsin, kocaman da bir ağaç var. Pembe de bir ev var. Ne kadar çok renk var! Gerçekten emek harcamışsın.” gibi betimleme yapabilirsiniz.

    Resimler her zaman anlaşılır olmayabilir. Sorgulamak yerine “buraya bir şey çizmişsin” diyebilirsiniz. Çizdiği şeyi tam anlamadan yargıda bulunmak yerine hayal dünyasına saygı duymuş olmamız iyi hissettirir.

    Bazı danışanlarım, evde her şeyin çocuğun istediği gibi olduğundan ama yine de ‘buna rağmen’ çocukların mutlu olmadıklarından, ebeveynleri ile iş birliğine girmediklerinden bahsediyorlar. Bu ebeveynler için de en içinden çıkılması zor hallerden biri gerçekten. “Bir çocuk daha ne ister ?”

    Evdeki hiyerarşinin kayması, her şeyin çocuğun istediği gibi olması aslında çocuğun yarattığı ve memnuniyet duyduğu bir şey gibi görünse de aslında güvensiz hissettiren kontrolden çıkaran bir şeydir. Çünkü çocuklar güvende hissetmeyi, gerektiğinde kontrol altında olmayı, korunmayı kollanmayı, bir yetişkin tarafından süpervize ediliyor olmayı severler ve güvenli bulurlar.

    Biz ebeveynler olarak aslında çatışmaya girmemek için zaman zaman sınırları korumaktan kaçınıyoruz. Ve üstüne bir de her şey üst üste geldiğinde, çocukların doyumsuz olduğunu düşünmemizle birlikte duygular öfkeye ve ilişkilerin bozulmasına kadar gidebiliyor.

    Çocuğun en temel ihtiyacı her istediğinin yapılması ve hep mutlu olması için uğraşılması değil, bazen negatif duygular ile de başa çıkabilmesi için bu durumlar ile yüzleşmesine fırsat vermek ve gerektiğinde ise çocuğu, başkasını ya da ebeveyni korumak için sınırlar koymaktır.

    Hem büyüyen çocuğunuz sadece aile içinde kalmayacak aynı zamanda kreşin, yuvanın, okulun, toplumun bir parçası.

    Çocuklar, yetişkinlerle ilişkilerinde ne kadar güç sahibi olduklarını ve bu ilişkiyi ne kadar kontrol edebildiklerini, gün içerisinde başlarına gelen olaylar sonucu deneyimleyerek keşfederler. Bu denemelerin büyük bir çoğunluğu evde yapılır. Evde öğrendikleri sınırlar, çocuklar tarafından dış dünyada onaylanan davranışlar için bir referans olarak alınacaktır. Çocuklar güç, kontrol ve otorite konusunda bir çok beceriyi ve kendi farkındalıklarını bu şekilde kazanırlar.Evde belirlenen uygun sınırlar çocukların sonraki yaşamlarında ev ve dış dünya arasındaki kural farklılıklarını tanımlayabilmesi ve uyum sağlayabilmesini kolaylaştırır.

    Çocuğunuza sınır koymakta zorlandığınız durumlarda bu konuda olan kitaplardan destek almayı deneyebilir, başa çıkmakta zorlanırsanız bir uzman desteği alabilirsiniz.

    Aklıma gelen kitap önerileri:

    Gerçekten Beni Duyuyor Musun?

    Pozitif Disiplin

    El Ele Ebeveynlik

    Koşulsuz Ebeveynlik