Etiket: Zaman

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınavlar günümüz hayatının vazgeçilmez parçaları. Hangi okulda okuyacağımız, hangi işte çalışacağımız TEOG, YGS, LYS, KPSS ve daha pek çok sınavla belirleniyor. Akademik ve mesleki geleceğimizi belirleyen bu sınavlar hiç kuşkusuz yüksek kaygıya neden olabiliyor. Orta düzeyde sınav kaygısı öğrencileri çalışmaya teşvik edip performanslarını arttıracağından gereklidir. Ancak yüksek düzeyde sınav kaygısı öğrencilerin okul başarılarının, ders çalışma isteklerinin ve özgüvenlerinin düşmesine yol açacağından kontrol altına alınmalıdır. Sınav kaygısı, değerlendirilme ve başarısızlık ile ilişkili birtakım bilişsel, fizyolojik ve davranışsal tepkiler bütünüdür.

    • Sınav öncesinde veya sınav sırasında korku ve gerginlik içindeyseniz,

    • Sınavları, öğrendiğiniz bilgileri ölçme aracı değil de kişiliğinizin değerini belirleme aracı olarak görüyorsanız,

    • Sınavlarla ilgili endişe verici, olumsuz düşünceleriniz aklınızı sürekli meşgul ediyorsa,

    Örneğin; 

    • Sınavdan düşük bir puan alacağım.

    • Sınavı kazanamayacağım.

    • Ailemin emeklerini boşa çıkaracağım.

    • Ailemi, öğretmenlerimi hayal kırıklığına uğratacağım.

    • Konuları yetiştiremeyeceğim.

    • Sınavda bildiğim her şeyi unutacağım.

    • Sınavda zamanım yetmeyecek.

    • Ya kaydırırsam?

    • Başaramazsam mahvolurum.

    • Sınavı geçemezsem rezil olurum.

    • Ya bilmediğim yerden soru gelirse?

     

    • Sınava hazırlanırken veya sınav sırasında dikkatinizi toparlayamıyorsanız,

    • Sınav sırasında öğrendiğiniz bilgileri hatırlamakta güçlük çekiyorsanız,

    • Sınav öncesinde veya sınav sırasında bedeninizde sıkıntı verici değişiklikler oluyorsa, 

    Örneğin; 

    • Kalp atış hızında artış

    • Nabız artışı

    • Kas gerginliği

    • Vücut ısısında artış

    • Terleme

    • Mide ağrısı

    • Baş ağrısı

    • Titreme

    • Mide bulantısı

    • Solunum güçlüğü

     

    • Etkili ders çalışma becerilerine sahip olmadığınızdan sınava yeterli düzeyde hazırlanamıyorsanız,

    • Ders çalışmayı sürekli erteliyorsanız,

    • Sınavları bitirmekte sıkıntı yaşıyorsanız,

    • Olası başarısızlık durumlarından kaçıyor veya kaçma isteği yaşıyorsanız, 

     

    SINAV KAYGISI YAŞIYOR OLABİLİRSİNİZ!

    Sınav kaygısıyla başa çıkmak amacıyla bilimsel olarak etkisi kanıtlanmış yöntemleri içeren bireysel veya grup psikoterapi çalışmalarına katılabilirsiniz. Etkili yöntemler: 

    • Gerçekçi ve rasyonel olmayan düşünceleri yeniden yapılandırma çalışmaları

    • Dikkat toplama eğitimi

    • Gevşeme egzersizleri 

    • Zihinde canlandırma çalışmaları

    • Zaman yönetimi eğitimi

    • Etkili ders çalışma becerileri eğitimi

    Sınava girecek öğrenciler;

    • Sınav dönemi bir maratondur. Bu maratonda zaman zaman başarınız düşebilir. Endişelenmeyin. Performansınızı düşüren faktörleri belirlemeye ve çözüm üretmeye çalışın.

    • Her sınav yeni bir deneyimdir. Sınavlara geçmiş başarısızlıklarınızı düşünerek değil başarılarınızı düşünerek girin.

    • Sınavlara olumlu ancak gerçekçi bir bakış açısı geliştirin. 

    • Endişelendiğinizde derin diyafram nefesleri alıp vererek bedeninizi gevşetmeye çalışın. Beden ve zihin birbiriyle bağlantılı olduğu için bedeninizi gevşetirseniz zihniniz de rahatlayacaktır.

    • Verimli ders çalışın. Konu ve tekrar eksiğiniz olmasın. Bol soru çözüp antrenman yapın. Unutmayın ki iyi bir sporcu olsanız da yeterli düzeyde antrenman yapmadan bu maratonu tamamlayamazsınız.

    • Kendinize gerçekçi, somut ve ölçülebilir hedefler belirleyin. Hedeflerinize ne kadar yaklaştığınızı sık sık değerlendirin.

    • Ders çalışmayı ertelemeyin. Erteledikçe çalışmanız gereken konular birikecek ve hedeflerinize giden yolda size engel olacaktır. 

    • Etkili bir zaman planlaması yapın.

    • Ailelerinizden, öğretmenlerinizden ve uzmanlardan destek alın. 

    Ebeveynler;

    • Çocuğunuzun ilgi ve yetenekleri doğrultusunda gerçekçi beklentiler şekillendirin.

    • Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın.

    • Çocuğunuzun kişiliğini eleştirmeyin.

    • Çocuğunuza koşulsuz sevgi verin.

    • Çocuğunuzun akademik ve duygusal ihtiyaçlarını değerlendirin ve etkili yöntemlerle gidermeye çalışın.

    • Kendi kaygılarınızı kontrol altına alın.

    • Çocuğunuzun güçlü yanlarını destekleyin, hatırlatın. 

  • Ayrılma Vakti – Okullar Başlıyor!

    Ayrılma Vakti – Okullar Başlıyor!

    Eylül ayını diğer aylardan ayıran tatlı bir farklılık var diye düşünüyorum. Bir şekilde insanların genelinin var olan rollerinde değişimlerin daha fazla olduğu bir aydır. Yaz tatili biten çocukların öğrencilik günlerinin geldiği, ebeveynlerin artık biraz daha öğretmen rolüne girdiği ve uyum süreci dediğimiz oryantasyon haftalarının sadece okullar için değil evler için de uygulandığı bir aydan bahsediyoruz.

    Okul öncesi grupları ile ilk defa çalışma tecrübemin Eylül ayına gelmesi ile birlikte kısa süreli bir şok yaşamıştım. Ağlayan çocuklar, ne yapacağından tam olarak emin olamayan ebeveynler, çocukları ikna etmeye çalışan öğretmenler derken bugün artık doğru uygulamalarla bu süreçlerin oldukça en aza indirgendiğini görüyoruz. Okulların açılması ile birlikte çalışmaktan en fazla memnun olduğum grup, okul öncesi çocukları ve ebeveynleri olmaktadır. Bu süreçte ailelerin kafa karışıklıklarını ve çocukların kendilerinin de ne olduğunu anlamlandırmakta zorlandığı duygularını iyileştirici olarak çözmeye çalışırız. Özellikle okulların rehberlik birimleri ve görevli psikologları sayesinde ebeveynler nasıl hareket edebilecekleri noktasında bilinçlendirilir.

    1. Okula ve Öğretmene Güven

    Bir ebeveynin bu konuda sezgilerine güvenmenin çoğu zaman en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Ebeveynin çocuğu için okulları araştırırken pek çok faktöre dikkat ettiğini ve sorguladığını görüyorum. Bu tutumun doğru olduğunu da düşünüyorum. Ebeveyn, çocuğunun yeri geldiğinde ailesinden daha fazla zaman geçireceği kurumu her açıdan incelemesi gerekiyor. İlk aşamada okul müdürü ile iletişim ve diğer özellikler ile okula karar veriliyor; ikinci aşamada ise öğretmen ile tanışma gerçekleşiyor. Ebeveynlerin çoğu ilk etapta öğretmenden aldıkları enerjinin yıl boyunca aralarındaki ilişki üzerinde çok belirleyici olduğunu ifade ediyor. Güven inşa etmek hem aileler hem de öğretmen açısından ilk etapta oldukça meşakkatlidir. Ancak karşılıklı anlayış ve sağlıklı iletişim kanalları ile bu güven inşası gerçekleştikten sonra ortaya oldukça keyifli bir ilişki çıkıyor.

    Ebeveynlere tavsiye: Okul ve öğretmen hakkındaki sezgilerinize güvenin ve siz nasıl hissederseniz çocuğunuzun da öyle hissedeceğini hatırlayın! Çocuğunuzun okuldan geldiğinde yüz ifadesi nasıl oluyor? Öğretmeninin davranışlarını, kelimelerini ve ses tonunu dahi taklit edeceğinden onun okulda nasıl vakit geçirdiğini anlayabileceksiniz.

    1. Aile Bireyleri

    Siz, çocuğunuzun okula gitmesini gerekli görüyor olsanız bile kimi zaman aile bireylerinizin sizinle aynı fikirde olmasını sağlamaz. Bu konuda zaman zaman ebeveynlerin kendi aralarında dahi ters düşebildikleri okula gidip-gitmeme konusunun tamamen netleştirilmesi çok önemlidir. Uyum sağlama sürecinde, çocuğun çevresindeki kişilerin konuşma içeriklerinden, ses tonlarından okula gidip gitmeme noktasında nasıl davranış geliştirme kapasitesi olduğunu biliyoruz.  En sık duyduğumuz; okula gitmek istemiyormuş zaten…, tamam zorlamayın çocuğu…, daha küçük zaten…, ben gitmesini istemiyorum… gibi ifadeler çocuğun göz ve işitme radarına girmişse ve de uyum süreci biraz sancılı geçiyorsa o zaman işler daha zorlaşmaya başlıyor.

    Ebeveynlere tavsiye: Gelişim özelliklerini her açıdan düşündüğünüzde çocuğunuzun okula başlamasını gerekli görüyor musunuz? Önce ebeveynler olarak siz karar verin ve ardından kendi ebeveynlerinize durumu açıklayın. Süreç içinde yaşanabilecek olumsuzluklara karşı çocuğun yanında dikkat edilmesi gerekenlerden de bahsetmek faydalı olacaktır.

    1. Veda Aşaması

    Bu veda aşamasından önceki hazırlık kısmından biraz bahsetmek istiyorum. Pek çok çocuk okula başlayacağı için çok heyecanlanıyor. Çevresindeki çocuklar gibi “ben de okula gidiyorum” söylemine geçmek için sabırsızlanıyordur. Bu noktada okula hazırlık alışverişleri yapılıyor ve çocuk aldıklarını evine her gelene göstermekten çok keyif alıyor. Özellikle bu aşamalarda çocuk tam olarak ne yaşayacağını bilememektedir. Evet, okula gideceğim… Çoğunlukla bunu söyler ama soyutu anlamlandırmada zorlandığı için aslında gerçekleşecek olanları da tam anlayamıyor. Bu konuyu somutlaştırma adına oyun oynamayı öneriyorum.

    Çocuk ile oynanan oyunlarda yönlendirici olmamak esastır. Ancak zaman zaman hazırlayıcı oyunlar dediğimiz oyun türlerinde biraz oyunu şekillendiriyoruz. Mesela ebeveynlere, okula yeni başlayacak olan çocuklar için evdeki legolarla, minyatür insanlarla canlandırma yapmalarını öneriyorum. Kurduğunuz okul binası, öğretmenler, çocuklar, oyuncaklar hepsi oyunda yer alıyor. Sabah kendi yatağında uyanan çocuğun hazırlanma kısmı, ebeveynle da servisle okula gitme kısmı, okul kapısındaki vedalaşma ritüeli ve iki yemek yedikten sonra eve dönme şekline kadar oyunda her şey canlandırılabiliyoruz. Siz birkaç kere yaptıktan sonra göreceksiniz ki çocuğunuz yapıyı kendi kurup içeriği kendi düzenleyecektir. Bu şekilde zihin hazırlanmış oluyor.

    Bir diğer konu okulun ziyaret edilmesi. Genelde okul sadece kayıt aşamasında geziliyor ama eğer mümkünse ki okulun uygunluğu önemli olmakla birlikte ebeveyni ile zaman zaman ziyaret edebilmesi de güzel oluyor. Çocuk sınıfındaki oyuncaklarla biraz vakit geçiriyor, lavaboya gidip ellerini yıkıyor, kitaplara göz gezdiriyor ve ardından ebeveyninin öğretmen ya da okul müdürü ile sohbetini gözlemleyerek evine gidiyor. Biraz uç bir talep gibi gelebilir ki zannedersem pek çok okul böyle bir şeye izin vermiyor. Uygulamakta büyük etkisini gördüğümüz akşama doğru ebeveyni ile okula gelen çocuk modeli de çok olumlu sonuç veriyor. Şöyle ki ilk hafta zorlanma ve uyum problemi gözlemlediğimiz çocuğun okula her gün gelmesi şartı ile birlikte iki saat sonra ebeveyni ile eve gitmesini istiyoruz. Ardından okulun çıkış saatine yakın olabilir ya da tamamen çıkıştan sonra (bu konuya her çocukta farklı karar veririz) ebeveyni ile okula geliyor ve yarım saate yakın sınıfın içerisinde okulun diğer alanlarında vakit geçiriyor. Bu sırada öğretmeni de eşlik ediyor.

    Buna benzer ön hazırlık çalışmaları ile sürece hazırlanan çocuk için en önemli eşik okul kapısıdır. Aynı şekilde ebeveyni için de öyledir. Ayrılma kısmı önceden pratik yaptığınız gibi gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de. Bazen umulmadık sürprizlerle karşılaşabiliyoruz. Sakin ve kararlı durmakla birlikte çocuğunuzun da ihtiyaçlarına karşı hassas olmaya çalışın. Biraz kendi sezgileriniz biraz da öğretmenlerin becerileri ile birlikte sağlıklı bir okula alışma sürecinin gerçekleşmesini temenni ediyorum. Okulun rehberlik birimi varsa ön bilgilendirme isteyebilirsiniz, öğretmenlerinizden de destek alabilirsiniz.

    Ebeveynlere tavsiye: Uyum haftasında problem yaşayabilirsiniz ve ilk olmadığınızı hatırlayın lütfen! Gerekli ön hazırlıklarınızı yapmış olsanız da “her şey tamam oldu, alışacak” dediğiniz anda tam tersi de olabilir. Süreci yönetebilmek adına çocuğunuzun yanında olmamak koşuluyla muhakkak öğretmenlerinden ve psikologlardan destek alın.

     

    BİRAZ EMPATİ:

    Çocuğunuzun gideceği okulda her açıdan zenginlik olacağını hatırlayın lütfen! Çocuklar arasında kültürel farklılıklar, sosyo-ekonomik farklılıklar, bilişsel, duygusal ve fiziksel farklılıkları olanlarla birlikte engelli çocukların da olabileceğini hatırlamalıyız. İlk birkaç ay bir sınıf içerisinde buluşan tüm çocukların, hem bireysel uyumları hem de sınıf içi grup uyumlarının çalışılacağı esas alınmalı ve çocuklarımızın tüm farklılık zenginliklerini deneyimlemeleri için onlara destek olunmalı.

    Diğer çocuk da sizin çocuğunuz olabilirdi!!!

  • Çocukla Sosyal Ortama Çıkarken Dikkat Edilecek 5 İpucu

    Çocukla Sosyal Ortama Çıkarken Dikkat Edilecek 5 İpucu

    Çocukla seyahat, birçok anne-baba için soru işaretleri ile doludur. Sağlıkla ilgili temel önlemleri aldınız. Ama o da ne, tatile çıkmak için sabırsızlanan çocuğunuz yolculuğu tahmin ettiği kadar sevimli bulmuyor ve yol boyunca onu oyalamak pek de kolay gözükmüyor.

    1- Çocukla seyahat öncesinde, onu bu seyahate psikolojik olarak nasıl hazırlayabiliriz?

    İlkokul çağından küçük olan çocuklarda zaman kavramı henüz gelişmemiştir, bu sebeple sık sık sabırsızlanma ve mızıldanma eğiliminde olabilirler. 6-7 yaşından küçük çocuklar kendilerinden istenen “bekleme” görevini tam olarak kavrayıp yerine getiremeyebilirler. Bu onların elinde olan bir durum değildir, çünkü 10 dakika ile 10 saatin zamansal farkı hakkında yorum yapamazlar. Öncelikle anne-babalar olarak bu yaş çocuklarımızın zaman algısının henüz gelişmediğini bilip, onlardan beklentilerimizi buna göre düzenlememiz fayda sağlayacaktır. Sabırsızlık gösteren ve mızıldanma eğiliminde olan çocuğumuzu sakinleştirmemiz için onun da keyifle katılabileceği bir faaliyette bulunması sağlanabilir, örneğin kendi topladığı minik bir çantasını taşıma sorumluluğu ya da sevdiği bir şapkasını kaybetmeden koruması ve tutması görevini verdiğimizde, bir işle meşgul olacağı için, daha uyumlu olacaktır.

    2- Çocukla seyahat için seçilen araba, otobüs uçak yolculuğu gibi uzun süre hareketsiz kalacağı bir ortamda çocukların sıkılmaması için alınacak önlemler

    Tüm yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklar da kendilerini güvenli ortamlarda hissetmek isterler. Güvenli ortam, sakindir, huzurludur, beklenmedik şeyler olmaz, bildiğin ve alışık olduğun şekilde gelişir her şey. Yolculukta ise bu şartlar değişir ve tüm bu yeni şartlar çocuklarda öncelikle kaygı düzeyinde artışa sebep olurlar. Artan kaygı düzeyi ile çocuk normalde vermediği farklı ve beklenmedik tepkiler geliştirebilir. Bu konuda bizlere yol gösterecek basit bir kaç öneriyi şöyle sıralayabiliriz:

    Tatil yolculuğu saatini çocuğumuzun uyku alışkanlıklarına göre düzenleyebiliriz.

    Ayrılık objesi olarak tanımlanan, çocukların yeni ortamlarda yükselen kaygı düzeyini rahatlatacak olan, sevdiği bir objeyi yanında bulundurması sağlanabilir, bu bir oyuncak, bir battaniye, bir kitap olabilir.

    3- Çocukla seyahat sırasında uyku ve yemek düzeni sağlama ipuçları:

    Tatil yolculuğu saatini çocu­ğumuzun uyku alışkanlıklarına göre düzenleye­biliriz. Evla­dımızın uyku saatlerine göre çıkılacak olan tatil yolculuğu, çok daha rahat ve sorunsuz geçme olasılığı vardır.

    Çocuğumuzun yemek yeme alışkanlık ve düzeni göz önünde bulundurulmalıdır. Kimi çocuk yemek saatleri konusunda daha hassastır, düşen açlık kan glukozuna verdikleri tepkiler agresyon ve huzursuzluk şeklinde olabilir. Basit bir kaç bisküvi, süt, sevdiği meyveler gibi kan şekerini hızla yükseltebilecek besinler, açlık atağını kesecektir.

    Yolculuklar kimi zaman planlanandan uzun olabilir, hatta yolda ihtiyaç molası verilmesi atlanabilir. Bu konuda çocuklarımızın yetişkinler kadar dayanaklı olmadıklarını hatırlayarak, 2-3 saatte bir tuvalet için yeterli sürede molalar vermek fayda sağlayacaktır.

    Çocuğumuzun sevdiği ve alışık olduğu bir filmi izlemesi, onu daha uyumlu ve sakin olması konusunda biz anne ve babalara yardımcı olacaktır.

    4- Çocukla seyahat sırasında ağlama krizi yaşanırsa?

    Çocuğumuzun davranışları yolculuk sırasında kontrolden çıkmadan önce bir çok defa uyarı sinyalleri verecektir. Bu uyarı sinyallerini doğru yakalamak ve gerekenleri zamanında, vakit geçirmeden yapmak önemlidir. Eğer bir şekilde olaylar kontrolünüzden çıkacak olursa ve çocuğunuz tepkisel şekilde, ağlama krizi ile karşınıza çıkarsa, öncelikle ve kesinlikle, anne-baba olarak bizler sakin olmalıyız! İnatlaşmadan, çocuğumuzun dikkatini farklı ve onun ilgisini çekecek yeni bir objeye yöneltmemiz fayda sağlayacaktır. Bu adımı doğru uygulayabilmek için, anne ve babanın çocuğunu yakından tanıması, çocuğunun ilgi ve merak konuları hakkında bilgi sahibi olması çok önemli avantajdır. Ağlama krizindeki bir çocuğun dikkatini farklı bir konuya çekmek için, onun ilgi alanı olan örneğin yoldaki mavi arabaları sayma oyununa onu davet edebilirsiniz ya da araç plakası takip oyunu gibi bir aktivite başlatmayı önerebilirsiniz.

    5- Çocukla seyahate gidilen yer çocuk için büyüleyici olabilir. Yeni gördüğü ve eğlendiği mekanların etkisiyle çocuk söz dinlememeye başlarsa, yapılması gerekenler!

    Yemek zamanı geldiğinde oyuna son vermek ya da akşam olduğunda deniz-havuz faaliyetlerini sonlandırmak çocuklar için uyum gösterilmesi zor durumlardır. Böylesi durumlarda, öncelikle anne ve baba olarak sizlerin net ve kararlı duruşu çok çok önemlidir. Planlı olarak hareket etmeniz, çocuğunuzun size uyumu konusunda zaman kazanmasına yardımcı olacaktır. Örneğin, tam oyun ortasında çocuğunuza yaklaşıp: “Hadi gidiyoruz, gel bakalım!” dediğinizde, karışılacak olduğunuz şeyin sizi şaşırtmaması gereklidir. Size karşı gelen, söylediğinizi yapma isteğinde olmayan, uyumsuz ve aksi bir davranış sergileyen çocuğunuzla karşılaşmaya hazır olunuz.

    Bu durumlarda, çocuğunuzun hararetli şekilde, keyifli bir oyun faaliyeti içinde olduğu sırada, birden devreye girip, faaliyetin sonlanmasını istemek yerine, ona zaman verin ve verdiğiniz zamana uyun. “Haydi bakalım, sana tam 10 dakika daha veriyorum, ardından şu şu faaliyete geçeceğiz!” söylemi, çocuğunuzla iletişim konusunda size yardımcı olacaktır. Sevgi ve anlayış, her kalbe ve düşünceye ulaşır. Sadece nasıl, nerede ve ne zaman kullanacağımızı iyi bilelim…

    Uzun yolculuklarda, elektronik oynatıcılardan faydalanabilir ve çocuğunuzun hoşuna gidecek bir film izlemesine izin verebilirsiniz. Çocuğunuzu tatile çıkmadan önce yolculuğa hazırlayın. Buna seyahatinizi nasıl yapacağı­nızı anlatarak, gideceğiniz yerle ilgili önceden bilgi vererek başlayabilirsiniz…

  • Ergenlik Dönemi Anne Baba Çatışmalar ve Çözümler

    Ergenlik Dönemi Anne Baba Çatışmalar ve Çözümler

    İnsan hayatındaki en hızlı büyüme ve gelişim dönemleri doğum öncesi, doğumdan sonraki ilk yıllar ve ergenlik dönemidir. Ergenlik dönemi en temelde çocukluktan yetişkin hayatına geçiş ve değişim dönemi olarak tanımlanabilir. Bir anda hızlanan ve oransız olarak ortaya çıkan büyümeye ergenin uyum sağlaması zor olabilir. Bu dönemde sakarlıklara sık rastlanabilir.

    Ergenlik dönemi hem fiziksel görünüş ve beden imajının çok önem kazandığı hem de hormonlardaki değişimler nedeniyle çeşitli sıkıntıların yaşandığı bir süreçtir. Bu dönemde ergen çevresi tarafından beğenilmek, ilgi görmek ister ama bir taraftan da kendini oldukça “çirkin”, “yetersiz” algılayabilir.

    Ergenlik Dönemi Yaşanan Sıkıntılar

    Özellikle yaşıtlarına göre daha erken ve daha geç olgunlaşan ergenler bu dönemde sorun yaşayabilirler. Burada en önemli unsurların başında ergen olan çocukla ailenin iletişimi gelmektedir. Sağlıklı bir iletişimde olması gereken çocuğun kendini ifade edebilmesine olanak tanıma,sorunlarını ailesine aktarabilen bir aile ortamı yaratılmalıdır. İletişimin iki yönlü olması gerektiğini anne ve baba da bilincinde olmalıdır. Ergenlik döneminde iletişim çatışmaları arttığından dolayı aile zaman zaman nasıl davranacağını bilemeyebilir. Bu dönemde çocuk doğası gereği otoriteye karşı gelme ve varsa katı kuralları çiğneme eğiliminde olabilmektedir. Aile yaşanan çatışmalarda ‘sen dili’ ni kullanmak yerine bu gibi durumlarda nasıl hissettiğini çocuğuna doğru bir şekilde ifade edebilmelidir. Sen dilini kullandığımız zaman iletişim, çatışma ve güç kavgalarına dönüşecektir. Şimdi bunu sıklıkla yaşanan olaylardan örnek göstererek anlamaya çalışalım.

    Ergenlik Dönemi Sıkıntı Yaşanan Örnek Durum: Çocuğunuz düzensiz ve odasını toplamak konusunda isteksiz.

    Tepki: Bir gün boyunca yapmam gereken çok fazla iş var ve odanı toplamadığın zamanlarda bunu benim yapmam gerekebiliyor. Odanı senin toplamanı bekliyorum ve bunu yapmadığın zamanlarda da üzülüyorum.

    Ebeveyn bu şekilde yaklaşarak ergenlik dönemi çocuğuna hem sorumluluğunu hatırlatıyor hem de bunu yerine getirmediği zamanlarda nasıl hissettiğinin geri bildirimini veriyor. Suçlama veya kızgınlık yok tersine işbirliğine açık ve çözüm odaklı bir yaklaşım söz konusu.

    Ergenlik Dönemi Örnek Durum 2: Gece yatma konusunda isteksiz ve uyumama konusunda sizle inatlaşıyor:

    Tepki: Geç uyuduğun zaman sabah kalkamıyorsun ve okuluna geç kalacaksın diye endişeleniyorum.

    Ailede daha doğum anından itibaren saygı, huzur, sevgi ve şefkat hakimse çocuk fırtınalı dönem olarak adlandırılan ergenlik dönemini de daha az sorunla geçirecektir. Sağlıklı iletişim kurabildiği bir ev ortamı ve ebeveynleri olan çocuk, aile içinde ergenlik döneminde yaşadığı sorunlarını da paylaşabilir. Arkadaşlarıyla ilişkisinde kendini kabul ettirmek için taviz vermez; çünkü aile içinde o zaten değerlidir. Ergenlik döneminde duygusal olarak iniş ve çıkışlar olacaktır önemli olan çocuğun bununla baş etme de ki becerisidir. Çocuk dünyaya getirmek genetik olarak bulunan bir  özelliğimiz, anne-baba olmak zamanla kazanılan, değişen ve de gelişen bir donanımdır. İyi,yetkin,çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayabilen anne baba olmak ise bu süreçte öğrenilecek bir sanattır.

    Değerli anne ve baba,

    Bizlerin doğup büyümüş olduğumu 80’ler ve 90’lar dönemleri artık değişti. Şu an yeni başlayan bir dijital çağ dönemindeyiz. Bu döneme özgü çocuk yetiştirme kuralları ve koşullarına göre davranmalıyız.

  • Agorafobi

    Agorafobi

    ‘Agora’ Antik Yunan’da ‘pazar yeri’ anlamına gelmekteydi. Agorafobi ise sıklıkla kapalı alan korkusu olarak anılmaktadır. Ancak korkulan durumlar sadece kapalı alanlarla sınırlı değildir. Agorafobi, içinden kaçılması zor durumlarda kalmaya ilişkin duyulan korku, ve bu durumlardan kaçınmayı içeren bir rahatsızlıktır.

    Ahmet 25 yaşında, makine mühendisliği öğrencisidir. Üniversite stajı için gittiği fabrikada penceresiz bir makine atölyesinde bulunması gerektiğinde kendisinde bir şeylerin ters gittiğini fark etmiştir. Mezun olabilmesi için stajını bitirmesi gerekmektedir, bu yüzden ne kadar fabrikaya gitmek istemese de mecburen orada bulunur. Ancak orada durmak zaman geçtikçe zor bir hale gelir. İçinde belirgin bir sıkıntı, göğsünde ağrı, nefes alamayacakmış gibi hissetme belirtilerini yoğun biçimde hissetmeye başlamış, ‘ölüyorum’ diye düşünerek dehşete kapılmıştır. Takip eden günlerde yerin altındaki metro istasyonlarında, AVM lerde, kalabalık açık alanlarda ve üniversite dersliğinde de aynı sıkıntıyı yaşadığını fark etmiştir. Artık hiç evden çıkmak istemez. Evden çıkacağı durumlarda da yanında birinin olmasını ister. Gittikçe içine kapandığı için sosyal hayatı, okulu ve romantik ilişkisi de bu durumdan olumsuz etkilenmeye başlamıştır.

    Ahmet tam olarak Agorafobiden muzdariptir. Tabii bir kişinin Agorafobi tanısı alması için bu belirgin sıkıntının en az 6 aydır sürüyor, belirgin sıkıntıya ve yaşamdaki işlevsellikte düşmeye neden olması gerekmektedir. Zaman zaman hepimiz bazı ortamlarda daralabiliriz, ya da anksiyete tepkileri verebilirirz. Bu doğaldır ve Agorafobi hastası olduğumuz anlamına gelmez. Agorafobi hastalarının belirgin bir kısmı Panik Ataklar yaşamışlardır. Bir kısmı ise aynı zamanda Panik Bozukluk Hastasıdır. Böyle durumlarda hastalık ‘Agorafobili Panik Bozukluk’ olarak geçer. Bazı kişiler ise hiç panik atak geçirmezler.

    Tedavi: Agorafobi tedavisinde bazı antidepresanların etkinliği görülmüştür. Buna ek olarak psikoterapi yöntemleri de tedavide bulunmalıdır. Yaygın olarak Bilişsel Davranışçı Terapiler ve EMDR yöntemleri kullanılmaktadır. Tedavi görece kısa sürelidir, ancak süre hastalığın şiddetine ve kişide diğer psikolojik rahatsızlıkların (örneğin kişilik bozuklukları) olup olmadığına göre değişkenlik gösterebilir. Agorafobi tedavi edilmezse, kişinin korkuları artma eğilimi gösterebilir. Aynı zamanda korkulan durumlardan kaçınıldığı için yaşamı oldukça daraltan bir hastalık olabilir. Bir çok Agorafobi hastası toplu taşıma ya da otomobilde kaygı yaşadıkları için bu araçları kullanmayı reddederler. Köprülerde sıkıntı yaşadıkları için Avrupa-Anadolu yakası geçişlerini yıllardır yapmayan hastalar vardır. Uçak kullanımından da endişe duyan agorafobi hastaları sıkça görülmektedir. Bu yüzden şehirlerarası seyahatleri yapamazlar ya da ciddi bir sıkıntıya katlanarak zor seyahatler geçirirler. Hayatı ciddi düzeyde etkilediği için tedavi edilmesi oldukça önemlidir.

    Korkular hayatı küçültür, insanı esaret altına alabilirler. Özgürleşmek için korkularla yüzleşmek gerekir.

  • Karakter ve Kimlik Oluşumu

    Karakter ve Kimlik Oluşumu

    0–6 yaş bireyin gelişiminde oldukça önem taşıyan bir dönemdir ve bu dönem bedensel, duygusal, zihinsel, dil ve kişilik gelişimi açısından en hızlı gelişim yaşandığı yıllardır. Bu yıllarda bireyin edindiği kazanımlar, ileri yaşlardaki tutumlarını oluşur ve bu dönemde atılan temeller gelişerek devam eder. Bu nedenle ebeveynler ve sosyal ilişkide bulunulan diğer kişiler çocuğun yaşamında kalıcı etkiler bırakır.

    Çocuğa bu dönemde kazandırılması gereken bazı temel davranışlar vardır. Örneğin yatağını düzeltmek, dişlerini düzenli fırçalamak gibi kişisel hijyen açısından olumlu davranışlar bu dönemde kazandırılmalıdır. Kendine güvenen, bağımsız, uyumlu ve girişimci bireyler yetiştirmek için çocuğa karşılıksız sevgi gösterilmeli, başarıları ödüllendirilmeli, bedensel cezalardan kesinlikle uzak durulmalıdır.

    Etkin bir iletişim için çocuğu sakince dinlemeli her hangi bir problem yaşandığında onunla mantıklı ve açıklanabilir şekilde konuşulmalı, gerektiğinde disiplin yöntemi olarak ikna ve geçici mahrumiyet kullanılmalıdır. Tehdit etme, uyarma, rüşvet teklif etme gibi davranışlar çocukla ebeveyn arasındaki iletişimi engeller. Baskıcı ve kuralcı anneler çocukların öğrenme yetilerini azaltır ve çocukların her şeyden korkak, ürkek ve özgüveni eksik yetişmesine sebep olur.

    2 yaş civarı çocuklar kendi kimlikleriyle ilgili farkındalık geliştirmeye başlar. çocuktan bir şey yapmasını istediğimizde, ya hayır der ya da bizi görmezden gelir. Söyleneni yapması için kısa, açık ve net talimata, kararlı tutuma ihtiyacı vardır. Sözel talimat uygun davranması için yeterli olmadığında, yanına gidip göz teması kurularak ciddiyetin belirtilmesi daha uygundur.

    Genellikle hayal ile gerçeği ayırmada sorun yaşayıp, kurdukları hayalleri gerçek olarak algılarlar. Bu dönemde rüyalar da gerçek görünmektedir hatta onlar için canavarlar gerçekten yatağın altında yaşıyor gibidir. Çevreden yapılan korkutucu uyaranları gerçek olarak değerlendirirler. 

    3 yaşındaki çocuğun daha güçlü bir benlik duygusu vardır ve bağımsızlığı kaybetme endişesi olmaksızın itaat etme eğilimindedir. 3 yaş çocuğu kurallara uymaktan hoşlanır. Onun olumlu davranışlarının takdir edilmesi, zorlandığı durumlarda cesaretlendirilmesi ve pozitif yaklaşımla yönlendirilmesi, yetişkinle işbirliğine girmesine yardımcı olur.

    4 yaş ise karşı gelme yaşıdır. Çocuk isteklerine karşı gelindiğinde, yetişkinlerle kaba bir şekilde konuşabilir ve oyun arkadaşlarıyla kavga edebilir. Sınırları zorlar, yetişkin otoritesine meydan okur. Tahrik edildiğinde vurur, tekme atar, mutlu olmadığında bulunduğu ortamı terk etmek ister. Yüksek sesle ağlar, duygularında uç noktalarda dolaşan bir değişkenlik görülür. Kaba sözcükler kullanmaktan hoşlanır. 4 yaşındaki çocuk özellikle aynı cinsten olan aile bireyiyle çatışma yaşar. Bu dönemlerde yalan da çok fazla görülür. 

    5 yaş çocuğu daha sosyaldir,  kendinden emin ve uyumludur. Anne, onun için dünyanın merkezidir. Annesini memnun etmek, onun yanında olmak, ona yardımcı olmak ister. Sürekli konuşarak, bilgisini arttırmak için sorular sorar, her şeyin neden ve niçin ile ilgilenir. 

    6 yaşlarında ise çocuk, kendi duygu ve düşüncelerini ortaya koyacak girişimlerde bulunur, tembel ve kararsız davranabilir. Fakat bir kere karar verdikten sonra onu fikrinden caydırmak her zaman kolay olmaz. Bu dönemde bireysel oyunun yerini grup oyunu almıştır. Yarışma ortamlarında başarısızlığa tahammülü yoktur. Birinci olmaya ihtiyacı vardır. Arkadaş ilişkilerinde zaman zaman emreden, tartışan, korkutan veya vuran bir kişi olarak dikkati çeker. Sürekli bir şekilde dikkate alınma arzusunu yaşar. Eleştiriler karşısında çok duyarlıdır. Kolayca ağlar. Bazı sorumluluklar yüklenir, söylenenleri dikkatle dinler suçlanmak ve eleştirilmek istemez. Kendisine verilen cezalara tepki gösterir. Bu yaşlardaki çocukların başarısızlıkları üzerinde durulmamalı, başarıları ise övülmelidir. 

    Artık biliyoruz ki çocuk, bize kör bir uyumla bağlanmadığı zaman başarılı olur. Onu özgürleştirmeye çalıştığımız zaman, ona farklı düşünme olanağı, kendi değer normlarını seçme olanağı verdiğimiz zaman yetişkinliğe hazırlanmış olur. Ana-babasından gelen itici tutumlar, çocuğun kendisini değersiz bulmasıyla sonuçlanır. İstenen davranışları gösterdiğinde desteklenen çocuk, onaylanan davranışlarının hangileri olduğunu öğrenir. Bu ortam özgüvenli çocuk yetiştirmenin temelidir. 

    Günümüz şartları dikkate alındığında, kendi kendini yönetebilen, atılgan, güvenli, kendi başına karar verip sorumluluğunu üstlenebilen çocuk yetiştirmek önemlidir ve tüm bunları yaparken de doğal olunması, dürüst bir iletişim kurulması şarttır.    

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocukların dili oyundur diyerek başlamak istiyorum. Biz yetişkinler konuşarak iletişim kuruyor ve problemlerimizi bu yolla çözmeyi hedefliyor ve çoğu zaman otomatikman çocukların da bunu yapmasını bekliyoruz. ANCAK; ‘çocukların dili oyundur!’. Çocuklar problem çözme becerilerini sağ beyin üzerinden kurduğu oyunla, belki bir hayvan veya kuklanın yerine kendisini koyarak, bazen de baş edemediği korkularını gömmeyi seçerek geliştirir. Bunu günlük hayatta birçok kez yapar, çünkü; yazının en önemlisi konusu: ‘çocukların dili oyundur’.

    Bazen de baş edemediği, işin içinden çıkamadığı zamanlar olur. Bunlar çocuğun hayatındaki önemli travmalar olarak saydığımız hastane-ameliyat-kaza vb. geçmişi, ebeveyn boşanması, bir sevdiğinin ölümü ya da taşınma travması da olabilir, bunların yanısıra kaygı, öfke, depresyon, dikkat eksikliği, sosyal uyum becerilerinde zorluk, akademik gelişim ve öğrenmede zorluk gibi davranış problemlerine neden olan alanlar da olabilir. Bu gibi zamanlarda, genellikle 3-12 yaş arasında değişen çocuklara yardım etme zamanı gelmiştir. Oyun terapisi tam da burada devreye girer ve çocuğun ‘görülmesini’ sağlar. Terapist ve çocuğun arasında özel zaman geçirme hissiyle çocuğa güvenli bir ortam yaratılır. Çocuk istediği bir çok şekilde özel oyun odasında 45 dakika oynar, en iyi bildiği problem çözme becerisi olan oyunu kullanır ve terapisti tarafından özel tekniklerle takip edilir. Terapi, aile ve okul işbirliğiyle devam eder ve her çocuğun kendine özgü olduğu bilinciyle sonuca değil sürece odaklanarak devam etmek önemlidir.

    ‘Oyun terapisinin çocuklar üzerindeki etkileri nedir?’ derseniz;

    1)Davranışları ve davranışlarının sonuçları anlamında daha sorumluluk sahibi olmaya başlarlar ve kendilerine yeni etkili stratejiler belirlerler.

    2)Problemlerine yeni ve yaratıcı çözümler üretirler.

    3)Kendini ve başkalarını kabul etmek ve saygı duymak konusunda kendilerini geliştirirler.

    4)Duygularını deneyimlemeyi ve dışavurmayı öğrenirler.

    5)Diğerlerinin duygu ve düşüncelerine saygı duymayı ve empatiyi öğrenirler.

    6)Yeni sosyal beceriler ve aileleriyle ilişki kurma becerilerini geliştirirler.

    7)Kendilerine ve yeteneklerine olan güvenlerini & özgüvenlerini geliştirirler.
     

  • Aynala Beni

    Aynala Beni

    Bilmekle olmak bambaşka… Bilmekle yapmak bambaşka…

    Beynin yapısını bildiğimiz zaman, onun esiri olmak yerine, onunla işbirliği içinde çalışmaya başlamış oluruz. Yani, beynimizle barıştığımız zaman, kendimizle barışmaya bir adım daha yaklaşmış olduğumuz için, dış dünyadaki kişiler ve dünyaya olan bakış açımızla da barışmak için adım atmış oluyoruz. Beynin yapısına dair bilinecek, okunacak, araştırılacak, öğrenilecek çok şey olmasıyla birlikte, ben bu yazımla size duygulardan sorumlu olan alan, duyguları kabul etmek ve reddetmenin bizler için olası sonuçları hakkında yazıyor olacağım. Aynalamanın gücünü bilmeniz ve hayatınızda olması adına bir bakış açısı vermeye çalışacağım…

    Yetişkinler olarak bizler bunları öğrenir ve kendi duygularımızı olduğu gibi kabul edersek, kendimize bir bebeğe yaklaşır gibi şefkat ve sevgiyle yaklaşabilirsek, diğerlerine karşı da bunu yapabilir hale geliriz. Hele ki söz konusu çocuklar olduğu zaman, içimizdeki çocuğu kabul etmenin ve şefkatle yaklaşmanın çok önemli bir yolu ‘kendi duygularımızı olduğu gibi kabul etmekten’ geçiyor.

    Olumlu ve olumsuz duygular söz konusu olduğunda, olumlu duyguları, bize genel olarak heyecan, coşku, mutluluk veren yaşam olaylarını görmek ve kabul etmek çok daha kolayken, olumsuz duygularımızın sorumluluğunu başkalarına atmak ne yazık ki daha kolay gelebiliyor. Öfkelendiğimiz bir durumda, sorumlunun ‘biz’ olduğunu bilmek, her zaman çok kolay olmayabiliyor…

    Örnek vermek gerekirse; Çocuğu söz dinlemediği için akşam yemeğinde 5 kere sofraya çağırmasına rağmen sofraya gelmeyen, elindeki telefonu bırakmayan çocuğuna öfkelenen ebeveyni ele alalım. Ne yaparlarsa yapsınlar bunu başaramadıklarını, çocuklarında bir sorun olduğunu, dikkatini toparlayamadığını, onları duymadığını söylerler. Bu gördüklerinde tabii ki haksız değiller. Ancak buradaki değişimin çocuklar tarafından değil ebeveynler tarafından yapılması gerektiğini söylediğimde, eğer bir suçlu aranıyorsa o suçlunun çocuk değil ebeveynler olduğunu söylediğimde önce bir tepki alırım ebeveynlerden. “Ama biz her şeyi denedik hocam…” derler. Sonrasında ise her şeyi denemiş olsalardı o an benimle bunları konuşmayacaklarını, her problemin henüz bulunmamış olsa da bir çözümü mevcut olduğu üzerine konuşmaya başlarız. Burada önemli olan, ebeveynin çaresizlikle gücünü çocuğa verdiğini görmesi, öfkeyle, bağırarak, milyon kere söylenen ‘hadi’lerle çocuğa öğretmek istenileni öğretemeyeceklerini, onların kurallarda tutarlı olup olmadığını, teknolojik aletlerle aralarının nasıl olduğu gibi dinamikler konuşulmaya başladığı zaman bana hak vermeye başlarlar. Çünkü ortamda tek haklı ‘gerçek’tir, o da 1 tanedir. Henüz 5 10 senedir dünyada olan bir çocuğun, istenmeyen davranışlarının kökeni her zaman bulunabilir. Eğer ebeveynler içlerindeki çocuğu şefkatle kabul eder, sevgiyle yaklaşırlarsa, çocuklarına karşı da bunu yapabilir hale geliyorlar, eğer kendilerine karşı acımasız ve öfke dolularsa, çocuklarına ‘içlerindeki çocuğu’ yansıtıyorlar. Burada da düğüm gittikçe zorlaşmaya başlıyor… Düğümü yol yakınken çözebilmek için, problemleri fark etmeye başladığınız zaman, ‘nasıl olsa zamanla geçer’ düşüncesine aldırmadan, bir uzmandan destek almanızı öneririm. Çünkü, çocuğunuzun ve içinizdeki çocuğun her anı çok kıymetli! Bir çocuğun çocukluğunda ebeveynleriyle arasındaki ilişki ne kadar sağlıklı ise, çocuk ne kadar aynalanıyorsa, kendini o kadar değerli, görünür, önemli vb. hisseder. Bunu başarmak da eminim her anne babanın en değerli arzusudur…

    3 adımda öfkelendiğiniz olay/ durumla ilgili farkındalığınızı geliştirebilirsiniz:

    1. Siz öfkelendiniz! İlk önce kendi duygunuzu yargısız, koşulsuz kabul edin.

    2. Öfkenizle sağlıklı başa çıkabilmek ve bu durum ile ilgili öfkelenmemeniz için sizin neye ihtiyacınız var?

    3. Bu durumda sizin payınız nedir? Bu durum ile ilgili kendinizde neyi değiştirebilirsiniz?

    Yukarıdaki örnek üzerinden gidecek olursak;

    1. Çocuğum yemek sofrasına 5 kere söylememe rağmen gelmediği ve elindeki telefonu bırakmadığı için öfkeliyim.

    2. Bu durumla bağırmak, hadi deyip kendimi ve ortamı yıpratmak yerine ne yapabilirim? Huzura ihtiyacım var, sözümün dinlenmesine ihtiyacım var, 1 kere söylediğim zaman çocuğumun telefonu bırakıp sofraya gelmesine ihtiyacım var.

    3. “Bu durumda benim payım büyük çünkü bu zamana kadar hiç sınır koymadım. 3 gün telefonu bırakmadığı için kızdıysam diğer günlerde tutarlı davranmadım, boşverdim. O yüzden beni ciddiye almıyor. Demek ki önce ben tutarlı bir şekilde davranmam gerekiyor. Onunla konuşayım, “Eğer bugünden itibaren sofraya çağırdığımda gelmemeyi seçersen 1 gün telefonla oynamamayı seçmiş olacaksın” diyeyim, sorumluluk almasına izin vermiş olayım.” İç hesaplaşmamızı yaptık… Eğer kendinizdeki bu durumu değiştirirseniz, çocuğunuz da size adapte olacak ve belki ilk gün değil ama sizin tutarlı davranışlarınızdan sonra sofraya ilk çağırdığınızda gelecektir.

    Bu sadece bir örnekti. Her durumda, her durum ile ilgili cevaplar bambaşka ve bireye özel, biricik olacaktır. Bu cevaba sabırla, tutarlı bir şekilde sadık kalırsanız, değiştiremeyeceğiniz hiçbir koşul olamaz. 

    Başka bir örnek de çocuğunuzun öfke krizine girdiği an için verelim. Öncelikle çocuğunuzun öfke krizine girmesinin ardında pek çok neden olabilir( Ebeveynden mi gördü, öğretmenden mi gördü, diğer arkadaşlarından mı gördü, kişisel travması mı var, doğumdan beri mi böyle vb…) Bu sebeplerden bağımsız bir şekilde düşünecek olursak, öfke anında çocuğunuz sizi duymayacaktır! Onun ihtiyaç duyduğu tek şey: KAPSANMAK! Çocuk, duygusunun anlaşılmasını, kabul edilmesini, aynalanmasını bekler. Yani tek ihtiyacı ‘ sen öfkelisin şuan denilip, (çocuğun ihtiyacına göre kucağa alınabilir ya da yanında oturulabilir) sakinleşmesini beklemek. Eğer o anlarda ‘alarmdayken’ konuşmaya çalışırsanız, yaşı kaç olursa olsun, ya sizi suçlayacak ve öfkesini size yöneltecek, ya vurmaya başlayıp öfkesini size yöneltecek ya da içine kapanıp ağlamaya devam edecektir. Sonuç olarak, problem çözülmemiş olacak, bir sonraki tetikleyici olayda tekrar aynı kriz yaşanmaya devam edecektir. Unutmayın, çocuklar henüz kendi kendilerine krizleri yönetemiyor olabilirler, bir yetişkinin desteğine ihtiyaç duyuyor olabilirler ve bu olabilecek en doğal ihtiyaçtır.

    Eğer siz onların kriz anlarında onlara destek olup, bu olumsuz duygularla baş etmeleri için onlara destek olmayı seçerseniz, onlar duygularıyla barışık, iç güçleri gelişmiş, problem çözme becerileri yüksek birer birey olma yolunda ilerlerler.

    ÇOCUĞUM BANA HİÇBİR ŞEY ANLATMIYOR

    Yetişkin tarafından duyguları kapsanmayan çocuklar, bir zaman sonra yaşam olaylarını anlatmamaya başlarlar. Çünkü anlaşılmayacaklarına dair bir algı oluştururlar. Örnek vermek gerekirse; okulda bir arkadaşıyla problem yaşadığını ve çok sinirlenip arkadaşına vurduğunu anlatan bir çocuğa ilk tepkiniz “Yanlış yapmışsın, vurmak iyi bir davranış değil, sende de hata var, neden vurdun” gibi cümleler olursa, bir zaman sonra çocuk kendini size karşı kapatır, anlatmaz, olmamış gibi davranır, problemini görmezden gelir, geçiştirir ama gerçek yaşamda okulda arkadaşına vurmaya devam eder. Burada yapılması gereken öncelikle o andaki duygusunu ona aynalamaktır. Yani, çocuğa “sen çok kızmışsın, sen arkadaşına çok kızdın, öfkelisin vs” gibi bir cümle olmalıdır. Eğer bu olursa, çocuk anlaşıldığını hisseder, güven ortamı oluşur ve sonrasında vurma davranışının yanlış olduğu onun yerine neler yapılabileceğine dair yardımcı stratejiler öğretilebilir. 

    Başa dönecek olursak: “Bilmekle olmak bambaşka… Bilmekle yapmak bambaşka…

    Kendi kişisel hayatımda ben de bunları mükemmel bir şekilde yapabiliyor muyum? ASLA. Ama önemli olan her geçen gün bildiklerimizi hayata geçirebilmek için elimizden geldiği kadar çabalamak, yapamadıklarımız için kendimizi suçlamamak, yapamadıklarımız için suçlu ve pişman hissetmek yerine yapabildiğimiz, kendimizi geliştirdiğimiz her bebek adımı için kendi sırtımızı sıvazlamak.  Bunu okuduktan sonra, her gün kendinizi ve çocuğunuzu çok değil 1 kere bile aynalamaya başladığınız zaman, dünyanızın nasıl değiştiğini, ilişkinizin daha sağlıklı bir biçimde ilerlediğini gözlerinizle görmüş olacaksınız. Bu inanın, denemeye değer! O yüzden, farkında olmasa da “BENİ AYNALA” diyen çocuğunuza verebileceğiniz en kıymetli hediye onları, onların duygularını kapsamak…

    Hem çocuklarınıza, hem içinizdeki çocuklara AYNA dolu günler dilerim.

  • Evlilik Terapisi

    Evlilik Terapisi

    Evlilik hayatımızın en önemli dönüm noktalarından biridir.Evlilik öncesi dönemde bir çok stresli karar,masraf,beklenti ve yeni roller çiftleri bekler.Özel ilişkilerimizde bazen detaylara o kadar takılıyoruz ki, birbirimizle ilgilenmeyi hatta diğerinin orda hangi amaçla bulunduğunuzu unutuyoruz. Mutluluğunuza hizmet etmesi gereken şeylerin mutsuzluk kaynağına dönüşmesine izin vermeyin. Düğün öncesi çiftlerin daha çok tartışmalar, gerginlikler yaşadıklarını görürüz. Genellikle bu tartışmalar ev,eşya gibi konulardadır. Düğün öncesi yapılanların hepsi sizin mutluluğunuz içindir. Sevdiklerinizle oturmak için o koltuk. Başında tartışma yapılsın diye değildir. Bizim esas hedefimiz sevdiğimiz kişiyle mutlu bir yuva kurmak, hayatı paylaşmak, keyif almak değil mi? Sevdiğinizle mutlu olmak için çıktığınız bu yolda  ev,eşya,ıvır zıvır başında kavga edip esas hedefinizi unutmayın. Bir eşya sizi mutlu ediyorsa, ilişkinize anlam katıyorsa faydalı ve anlamlıdır. Aranızdaki ilişkinin niteliği dışında her şey detaydır.Eşiniz ile aranız iyiyse, sağlıklı bir temasınız varsa mutlu olursunuz.Evlendiniz,balayından döndünüz evliliğin birinci virajını alıp eşinizle aynı evde rutin yaşama dönüş yaptığınızda ikinci viraja geldiniz.Bu viraj biraz keskin ve uzun olabilir. 

    Evliliğin ilk yılı sorumluluğunun yavaş yavaş kendini hissettirdiği dönemdir. Evlenmiş olmak için evlenenlerin (görücü usulü,sosyal baskı gibi…) en çok zorlandığı dönemdir.Bu dönemde evliliğe adaptasyonu kolaylaştırmak için evlilikten ne bekliyorum sorusunu değil de evliliğe ne verebilirim sorusunu kendinize sorun.Evlendiğiniz zaman sadece o kişi ile evlenmiyorsunuz.O kişinin bir hayatı,bir yaşam kümesi var.Maç mı seviyor yine sevecek,arkadaşlarıyla ilişkisi azalacak ama sıfıra inmeyecek,inmesi sağlıklı değildir.’Evlendik artık önceliği ben olayım’ öğrenilen yanlış bir ezberdir.Durun acele etmeyin.Önce siz evliliğe alışın.İkinizi bir fanusa koyup dünyanın geri kalanından soyutlandıramayız.Biz birbirimize yeteriz diyorsanız yetemeyeceğinizi, çabuk bitebileceğinizi söylemek zorundayım. Birbiri dışında şarj olmayan çiftler ya çabuk tükenir ya da ölü bir ilişki içinde olur. Karşınızdakini olduğu gibi tanımak ve kabullenmek gerekir. Sevmek kabullenmektir. Evleneceğiniz insana iyi bakın ve iyi tanıyın.Siz onun hayatına girdiğinizde,bir yuva kurduğunuzda o yine aynı insan olarak kalacak.Değişmeyecek.Bir hayat kurmak demek eskileri yıkıp yeni bir şey inşa etmek değildir.İki yol birleşiyor ve yeni bir yol olarak devam ediyor. Bir şey bitip yeni bir şey başlamıyor.Siz bir X eşiniz de bir Y olarak,sizi X ve Y yapan olgularla ile bir küme (aile) oluşturursunuz. Ne ben X olayım ne de eşim Y olsun bunları atalım bir kenara birlikte bir Z olalım diyorsanız sağlıksız bir evliliğin temelini atmış olursunuz.Eski hemen bitsin istiyoruz.Çocukluğunuzdan bu yana cebinizde biriktirdiğiniz yaşam,evlilik,hayat hakkındaki bilgileriniz ve bakış açınız ile bu yolculuktasınız. Eşinizin cebindekiler sizin cebinizdekilerden farklı olabilir.Bu noktada ben’leri koruyarak biz olmayı öğrenmemiz gerekir. Her ikiniz de bireysel ilgi alanlarınız ve hobilerinize zaman ayırın. Kişinin kendine özel zaman ayırmasına ‘bireyselleşme’, çift olarak başka çiftlerle bir arada olmalarına ise ‘sosyalleşme’ adını veriyoruz. Sosyalleşen ve bireyselleşen bir çift hem kendini özgür hisseder hem de ‘biz kimliği’ geliştirebilir ve bu kimliğini koruyabilir.

    Evliliğin ilk yıllarında görülen problemlerden biri de eşlerin birbilerine gerçekçi olmayan sınırlar getirmeye çalışmasıdır.Artık evli bir kadınsın/adamsın  diyerek karşımızdakine sınırlar getirmeye çalışırız. Artık evli bir insansın önceliğin eşin olmalı baskısı kurulur.Ancak eş olmak hayatımızdaki rollerden bir tanesi. Bizler birilerinin evladı,birilerinin arkadaşı, birilerinin kardeşi,öğretmeni,yeğeni,komşusu,dostu ya da düşmanıyız.Rollerimizden sıyrılamayız.Evliliğin büyümesi ve gelişmesi için zamana ihtiyacı vardır.Kavga ederek,zorlayarak  sağlıklı bir yere varmanız mümkün değildir. Ben önceliği değilim, varsa yoksa ailesi, arkadaşları benden kıymetlidir sitemlerini danışanlarımdan çokça duyarım. Lütfen böyle bir kıyaslama içine sokmayın kendinizi.Değerinizi böyle ölçmeyin.Bu sizin daha az önemli olduğu anlamına gelmez.

    Diğer bir ilişki hatası çatışmalarda eşlerin suçlu ile suçsuzu ayırt etmeye çabasında olmasıdır.Evlilik kurumu hem sanığın hem mağdurun hem de hakimin eşlerin olduğu bir mahkeme değildir.Çiftler, terapilerde benden ilişkilerinin hakemi olmasını bekleyerek ‘hocam haksız mıyım?,yanlış mıyım? Bu konuda  suçlu muyum ?’ gibi sorular yöneltirler.Aslında bir yerden sonra suçun kimde olduğunun çokta önemi yoktur.Sonuçta bu geminin yürümesi için birinin suçu telafi etmesi gerekir. Hatalı olan değil de müsait olan da hatayı onarabilir. Âmâ hep bir taraf onanırsa da olmaz. Adalet duygusu kaybolur. Hep onaran kişi kurban durumuna düşer en kötüsü de  artık kendini mecbur hissetmesidir. Yorgun ve öfkelidir. İçine atsa hasta, dışına atsa sorunlu kişi olur. Sağlıklı aile akşam iyi yatan sabah iyi kalkan ailedir der sevgili hocam Prof.Dr.Hürol Fışıloğlu.Eğer bir aile yatağa giderken mutlu değilse yatıncaya kadar sorunlarını çözememiş demektir.Aynı şekilde sabah kalkıp herkes kendi aktivitelerine iyi başlayamıyorsa,evden çıkanlar evden mutlu çıkamıyor,evde kalanlar mutlu kalamıyor.

    Mutlu evlilik demek her iki eşin de faydasına olan ilişki demektir.Bir taraf bedel öderken,diğer taraf elde edilen faydalı sömürüyorsa ilişkideki denge bozulur.İlişkide daha çok yük çeken kızgın ve öfkelidir.Bu yüzden isteklerinin karşılanması için baskı kuramaya başlar.Cezalandırmanın,baskı kurmanın,zorlamanın,tehdit etmenin işe yaradığı görülmemiştir. Taşıdığımız fazla yükleri sakince bırakıp eşinizi nazikçe yönlendirmenin yollarını bulmaya çalışın.Bu yöntemler nedir diye sorarlar danışanlarım genellikle cevabım hep şu şekilde olur;eşinizi en iyi siz tanıyorsunuz,eşinizi mutlu eden  ve etmeyen şeyler,anlayış gösterebildiği ya da hiç anlayış gösteremediği konular,tolere edebildiği ya da edemediği olaylar sizlere ipucudur.Alışkın olduğunuz yolları bırakıp tembellik etmeden yeni yollar keşfetmeye çalışırsanız her zaman kapılar açılır.Bu konuda evlilik terapistlerinden danışmanlık alabilirsiniz.

    Evlilik terapistlerinin kendi düşünceleriyle taraflardan birini ikna etmeye çalışacağı ön yargısı maalesef yaygındır. Çiftler iletişim bozukluğu yaşandığında haklı olduklarını, bir başkasının fikrine ihtiyaç duymadığını söyleyerek çoğu zaman terapiste gelmeyi kabul etmezler. Hâlbuki terapistin görevi çifte ne yapacağını söylemek ya da haklı ve haksızı ayıran bir hakem olmak değildir. Çiftlerin  aralarında kendilerinin farkında olmadıkları iletişim sorunlarını tespit etmek, birbirlerini anlamalarını sağlamak, çatışmaları yönetmeyi öğrendikleri,sorunlarını konuşarak çözebilecekleri bir süreç başlatmaktır.Evlilik terapisi sadece çatışmalı çiftler için var olan bir yöntem değil aynı zamanda hem ilişkisel hem de cinsel uyumsuzlukların çözümünde ya da zenginleşmesinde önemli bir katkı yapabilir. Bu nedenle alanında uzman bir evlilik terapistinden destek almaktan da asla çekinmeyin.Çift terapistine başvurmak için belli bir zaman yoktur. Evli çiftler başvurabildiği gibi evlenmek üzere olanlar da başvurabilirler. Amaç sağlıklı iletişimin sağlanması ve çiftin kendi dinamikleriyle kendi sorunlarını çözebilecekleri noktaya gelmeleridir. Hatta evlilik aşamasında olan kişilerin başvurduğunda daha olumlu sonuçlar alınabilir. Zira yeni başlayan bir ilişkiyi yapılandırmaya çalışmak bozulmuş bir ilişkiyi düzeltmekten daha kolaydır.

    Gottman, Seattle’daki atölyede evli çiftleri bir araya getiriyor. Evliliklerinden doyum aldığını ve mutlu olduğunu söyleyen çiftlerin bunu nasıl başardıklarını araştırıyor. Evlilikleri durağan ya da kötüye giden çiftlerden bu çiftleri ayıranın ne olduğunu bulmak için bir grup uzman ile çiftleri günler boyu kontrollü şartlar altında gözlemliyor. Araştırma neticesinde, çiftlerin, mum ışığında akşam yemeği yiyerek daha mutlu olduklarını ya da pahalı hediyelerle aşklarını canlandırdıklarını değil, günlük yaşamda eşleri ile beraber geçirdikleri, belirli temalar üzerine kurulu 2 ila 35 dakikalık anların mutlu çiftlerin ortak noktası olduğu ortaya çıkıyor. Her çift bu dakikaları kendine özgü bir biçimde geçiriyor olsa da ortak temalar üzerinde buluşuyor. Haftada toplam beş saat süren bu aktiviteleri rutine oturtan çiftlerin ilişkilerindeki mutluluğunun giderek artmakta olduğu görülüyor.

  • Ergenlik Dönemi ve Aileler

    Ergenlik Dönemi ve Aileler

    Ergenlik, gençler için olduğu kadar hayatlarına katılan herkes için de büyük bir değişim zamanıdır. Genç kimliğini ve bağımsızlığını geliştirmek zorundadır. Aynı zamanda, cinsellik, uyuşturucu kullanımı ve akran ilişkileri gibi konularla uğraşırken bile sorumlu ve güvenilir olma konusunda artan baskıyla karşı karşıya kalıyorlar. Çocukluktan yetişkinliğe kadar gelişim karmaşık bir süreçtir. Bu sadece bilgi eklemek ve anlamakla ilgili değil. Bu geçiş sürecinden geçen gençler, çocuk veya yetişkin olarak yaptıklarından farklı düşünür, hisseder ve davranırlar. Bu farklılıklar tüm gelişim alanlarında görülebilir.
    Fiziksel / Cinsel Gelişim
    Ergenliğin fiziksel belirtileri açıktır. Bu süre zarfında kız ve erkek kasık kılları büyümeye başlar. Uzun boyluyken, kızları 16’ya kadar yükselir ve erkekler de 18’e kadar büyürler. 18 yaşına girmeye başlarlar. Erkeklerde gece emisyonları olur. Kızların göğüsleri gelişir. Erkeklerin sesleri derinleşiyor.
    Tüm bu fiziksel değişiklikler, ergenlerin düşünce ve davranış biçimlerinde değişiklikler getiriyor. Cinsel farkındalık ve çekicilik geliştirir ve cinsel olarak aktif hale gelebilir. Sağlıklı oldukları sürece, vücutları her zamankinden daha güçlü ve koordine olur ve sporda başarılı olmalarını sağlar.
    Bilişsel Gelişim
    Bu bilişsel gelişim bir anda gerçekleşmez. Erken ergenlik döneminde, çocuklar çoğunlukla yeni temel soyut akıl yürütmelerini okul ve ev için kullanırlar. Hangi faaliyetlerde bulunmak istediklerini kendi fikirlerini ifade etmeye başlarlar ve kendi hedeflerini seçerler. Kısa vadeli sonuçlar görürler, ancak her zaman uzun vadeli değildirler.
    Duygusal gelişme
    Ergenlik döneminde, gençler duygusal destek için akranlarına bakarlar. Ebeveynleriyle geç ergenlik dönemine kadar, kendilerine daha yakın hale gelebilecekleri zaman daha fazla çatışmalar yaşamaya başlarlar. Aynı cinsiyetten arkadaşlarla daha da yakınlaşırlar, birçok farklı duygu yaşarlar ve ebeveynlerinden daha bağımsız hale gelirler.
    Ergenlerin mahremiyete ihtiyacı var. Nasıl göründüğü konusunda endişe duyuyorlar ve vücut imajı sorunlarını geliştirebilecekler. Geç ergenliğe ulaşırken, kendilerine ve inançlarına daha fazla güvenir hale gelirler. Duyusal deneyimler arayabilir ve cinsel olarak kolayca uyandırılabilir. Ergenlik çağında, duyguları üzerinde daha iyi kontrol sahibi olmaya başlarlar. Ergen psikolojisinin çoğu, gençlere duygularını nasıl yöneteceklerini öğretme ile ilgilidir.
    Çocuğunuz Mücadele Ederken Ne Yapmalı
    Gençlerle Konuşmak
    Ergenlerle, yaşadıkları değişimler hakkında açıkça konuşmak, özellikle bu dönemde ortaya çıkabilecek ebeveyn-çocuk ilişkisindeki değişim göz önüne alındığında, herhangi bir ebeveyn için zor olabilir. Bu yaşta gençlerin ne gibi değişiklikler ve engeller beklediğinin daha net bir şekilde anlaşılması, ebeveynlerin daha verimli konuşmalar için donatılmasına yardımcı olabilir . Gençler yetişkin benzeri kapasiteler geliştirme sürecindedirler ancak henüz orada değiller ve düşünceli rehberlik uzun bir yol kat edebilir.

    Gençler her ergen için zor. Ancak, bazı gençler diğerlerinden daha fazla sorun yaşıyor. Çocuğunuz aşırı duygusal sıkıntı içinde olduğu noktaya karşı mücadele ediyor gibi görünüyorsa veya günlük işlevleri bozuluyorsa, en kısa zamanda yardım almaları gerekir.
    Bir ebeveyn olarak, çocuklarınız da mücadele ettiğinde acı çekersiniz. Çocuğunuza ihtiyaç duydukları desteği ve rehberliği sağlayacak kadar duygusal olarak güçlü olmak istiyorsanız zihinsel sağlığınıza dikkat etmeniz gerekir. Eviniz sürekli bir karışıklık durumundaysa, kendiniz için de yardım almanız gerekir.