Etiket: Zaman

  • İnmemiş testis

    İnmemiş testis nedir?
    Erkek bebekler doğmadan önce her iki testis bebeğin karın boşluğundadır. Bebek anne karnında gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar. Karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren bu torbaya iniş doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde de devam eder. Yeni doğan bir erkek çocuk doğduğunda testisler şayet torbada değilse, bu duruma gerçek inmemiş testis adı verilir. Çoğu zaman tek tarafta, bazen de çift tarafta birden olur. Gerçek inmemiş testiste önemli özellik, bir ya da iki testisin hiçbir zaman torbada olmamasıdır.
    Utangaç testis (Retraktil testis)
    Utangaç testis durumunda testisler zaman zaman torbada görülürler. Ancak özellikle soğuğun etkisiyle veya çocuğun alt taraflarının ellenmesi gibi durumlarda yukarıya, kasıklara doğru kaçarak ortadan kaybolurlar. Tıp dilinde retraktil testis denilen utangaç testisler sıcak ortamlarda, örneğin çocuğun ateşinin çıktığı durumlarda veya banyo küvetinde sıcak suyun içinde otururlarken veya çocuk uyurken bakıldıklarında çoğunlukla torbada görülürler. Utangaç testis bir hastalık sayılmaz, çocuğun ilerideki hayatında bir soruna yol açmaz. Herhangi bir tedavi ( ilaç veya ameliyat ) gerektirmez. Ancak 6 aylık aralarla çocuk cerrahisi uzmanı tarafından kontrolü gerekir. Gerçek inmemiş testisten tamamen farklı masum bir olaydır.
    Gerçek inmemiş testis kendiliğinden düzelir mi?
    İstatistiklere göre inmemiş testis erken doğan bebeklerde normal zamanında görülen bebeklere oranla 3 kat daha sık görülür. 6 ayın sonuna kadar inmemiş testislerin bir kısmı daha iner. Ancak bundan sonra artık inmez. Erkek çocukların cinsel organlarına ait en sık rastlanan anormalliktir. Her 100 sağlıklı erkek bebekten birisinde kalıcı bir hastalık olarak bulunur. İlk 6 ay geçtikten sonra mutlaka bir an önce tedavi edilmelidir. Testis, anne karnındaki yolculuk hattı boyunca herhangi bir yerde takılabilir ve inmez.1.Kasık kanalında takılmış ve torbaya inmemiş olabilir.2. Karın içinde kalmış olabilir.
    Testis tamamen yok olabilir mi?
    Karın içinden torbaya olan yolculuğu esnasında bazen testis kendi etrafında dönerek bir tur atar ve besleyici damarları burularak tıkanır. Böylelikle testis çürür ve yok olur. Doğum sonrası ciddi hastalık tablosu ortaya çıkaran ve kendisini belli eden bu durum, doğum öncesi dönemde olduğunda hiçbir belirti vermez ve bebek, testisi olmadan doğar. Muayene ile her şey anlaşılır mı? Hastaların % 80 inde anlaşılır. Çünkü bu orandaki hastada testis, tecrübeli bir elin yaptığı dikkatli muayene sonrasında kasık kanalının bir yerinde ele gelir. Ancak hastaların beşte birinde testis ele gelmez. Böyle olduğunda iki ihtimal söz konusudur. Ya testis karın içindedir. Ya da yoktur. Gerek yansılanım gerekse diğer birçok pahalı ve zor tanı yöntemi burada bize yardımcı olmaz. En kesin tanı yöntemi laparoskopidir. Yani bıçaksız ameliyat olarak da bilinen yöntemdir. Bu amaçla karın duvarında açılan delikten ince bir ışıklı mercek sokarak tüm karın içi görülür. Böylelikle testisin olup olmadığı kesin olarak saptanır ve karın içinde duruyorsa aynı yönteme devam edilerek torbaya indirilir. Böyle durumlarda bazen iki seanslı ameliyatlar tercih edilir. Şayet testis yoksa o zamanda kalıntısı bulunarak ileride ortaya çıkabilecek kanser tehlikesi nedeniyle çıkarılmalıdır.
    İnmemiş testis neden tedavi edilmelidir?
    İleride çocuk sahibi olmayı önler: Çok bilinen bir kısırlık sebebidir. Testisler ne kadar erken torbaya indirilirse bu risk o kadar azalır. Kanser gelişebilir: İnmemiş testisli hastaların testislerinde ileride kanser gelişme riski normal erkeklere oranla 15 katı kadar daha fazladır. Beraberinde kasık fıtığı da olabilir: Her zaman belirti vermese de inmemiş testisli hastaların % 65 kadarında ameliyatta fıtık da tespit edilir ve cerrahi tedavisi yapılır. Psikolojik ve estetik problem oluşturur. Dış etkenlere daha açıktır.
    Tedavi yaşı
    En ideali 6 aylık ile 1 yaş arasıdır. Ancak en geç 2 yaş bitimine kadar tedavi tamamlanmalıdır. Hangi nedenle olursa olsun inmemiş testis tedavisi 2 yaşın sonrasına bırakılmamalıdır. Şayet bilmeden 2 yaşın ötesine sarktıysa bir an önce tedavi yapılmalıdır. İnmemiş testisin olduğu tarafta fıtık da varsa o zaman hiç beklenmeden gerekirse 1 aylık bebekte de cerrahi tedavi uygulanmalıdır.Ehil ellerde ve çocuk cerrahisi uzmanlarınca yapılan ameliyatlardan sonra başarı oranı çok yüksektir. Ancak hormon tedavisi başarı şansı düşük, yan etki ihtimali büyük bir tedavi şeklidir. Ayrıntılı bilgi için doktorunuza başvurunuz.
    Hastanede yatılır mı? Ameliyat sonrası zor mudur?
    İnmemiş testis ameliyatı olan çocuklar aynı gün hastaneden taburcu edilir ve ameliyat sonrası ilk bir kaç saatten sonrasını evde geçirirler. Böylesi hem tıbbi açıdan hem de psikolojik açıdan çocuk ve ailesi için çok daha avantajlıdır. Ağrı kesici-ateş düşürücü özelliği olan ilaçlarla ameliyat sonrası rahatsızlıklar rahatça kontrol altına alınır. Çocuklar ne kadar küçükse ameliyat sonrası dönemleri o kadar rahat geçer. Daha küçük çocuklar daima daha çabuk iyileşirler. İki gün içinde tüm çocuklar ayağa kalkar ve oyuna başlarlar.3-4 gün sonra bir kez pansuman ve yara kontrolü için ameliyat eden çocuk cerrahisi uzmanına gidilir. Birkaç ay sonra geç kontrol yapılır. Ameliyattan 4 gün kadar sonra banyo yapılabilir ( İlk yara kontrolü sonrası ). Güreş, futbol, yüzme ve jimnastik gibi sporlar 20 gün için yasaklanır. Ameliyat sonrasında torbada ve kasıkta hafif şişlik ve morluklar olabilir. Bunlar birkaç gün ve hafta içinde kendiliğinden geçer. Operasyon bölgesinde aşırı şişlik, kızarıklık varsa; yaradan kan ve iltihap geliyorsa; ateş, bulantı, kusma gibi belirtiler varsa doktorunuza başvurmalısınız.

  • Appendisit

    Yaygın bir hastalık olan “apandisit”, karnın alt kısmında bulunan ve apandis ya da apendiks denilen kör barsağin iltihaplanmasıdır. Appendiks vermiformis uzun ince bir boru veya solucan şeklinde ortalama 9 cm uzunluğunda kör bir barsaktır. iki ila 25 cm arasında değişen uzunlukta olabilir. Çocuklarda, yetiş­kinlerden daha uzundur. Normalde karnın sağ alt bölgesinde yer almakla birlikte farklı konumlarda bulunabilir. Vücuttaki işlevi lam olarak bilinmeyen apendiks, bademcik gibi lenfoid doku bakımından zengin bir organ olarak tanımlanıyor.
    APANDİSİT NASIL OLUŞUR?
    Apandisit yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (yani apendiksin iç kısmının) dışkı ile tıkanmasından kaynaklanıyor. Sık görülen nedenlerden biri de tenf dokularının şişmesidir.
    Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apendiks lümeninde sıvı birikir, mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) ve patlama oluşur.
    GÖRÜLME SIKLIĞI
    Eldeki verilere göre, apandisit her yasta görülmekte birlikte, en sık olarak genç erişkinlerde, 20-30 yaş grubunda ortaya çıkıyor. 60 yaşından büyüklerde yüzde 5-10 dolayında görülüyor, Çocuklarda en sık 6-10 yas grubunda görülen apandisjtin, 2 yaşından küçüklerde görülme oranı yüzde 2 dolayında kalıyor. Görülme sıklığı bakımından cinsîyete göre ilginç tablo gözleniyor, Ergenlik çağından Önce, kız ve erkeklerde apandisit oranı eşit olduğu görülüyor
    BELİRTİLER VE TANI
    Karın ağrısı; apandisitin en önemli belirtisidir. Genellikle göbek çevresinde veya mide üstünde başlar. Künt bir ağrıdır, azalma ve çoğalma gösterebilir, ama, hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Genellikle 4-6 saat sürer (1-12 saat arasında değişebilir.) Daha sonra ağrı karın sağ alt bölgesine yerleşir. Bazı hastalarda ağrı sağ alt kadranda başlar ve orada kalır Apendiksin değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.
    İştahsızlık, hastaların yüzde 90-95 inde ağrıdan daha önce görülen fakat önemsenmeyen bulgudur.
    Bulantı ve kusma; önemli bir göstergedir. Hastaların yüzde 75'inde bulantı görülür. Genellikle hasta bir şey yerse kusar, midesi boşsa kusmaz. Bu belirtilerin yanında, hastanın, kabızlık, ishal ve gaz çıkaramama gibi şikayetleri de olabilir. Ancak, bunlar tanı değeri taşımazlar.
    Muayene bulguları, apendiksin, vücutta yerleştiği yere göre değişebiliyor. Patlama olup olmaması da bulguları etkiliyor. Vücut ısısı bazı kişilerde normal kalmakla birlikte bazılarında 37.5-38 dereceye çıkıyor. Hastanın, fazla hareket etmekten kaçınması ve öksürme zıplama gibi hallerde ağrılarının artması tanı bakımından önem taşıyor.

    KESİN TEDAVİ (Doktorunuza danışınız)
    ÖLÜME NEDEN OLABİLİR
    Günümüzde apandisit ameliyatları en basit operasyonlardan biri sayılıyor. Ancak tedavisi bu derece kolay olmasına rağmen, ihmal edilmesi halinde apandisit, tehlikeli bir hastalık oluveriyor. Zamanında ameliyat edilmediği zaman İltihaplı apendiksin patlaması ölüme yol açabiliyor. Genç erişkinlerde yüzde 15-25, çocuklarda yüzde 50-85, yaşlılarda yüzde 60-90 arasında patlama ihtimali bulunuyor. Zamanında doktora başvurulduğunda basit; ama, geç kalındığında ölümcül bir hastalık sorunu.
    DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR
    · Karın ağrısı olduğu zaman kesinlikle kendi başınıza ağrı kesici almayın, mutlaka bir doktara başvurun.
    · Bazen apandisitte doktorlar da yanılabilir ve yanlışlıkla mide tedavisine başlanır. Eğer ağrınız geçmiyorsa tekrar doktora gitmelisiniz.
    · Normal bir apandisit ameliyatı eğer erken teşhis konulursa yaklaşık 15-30 dakika sürmekte ve hasta 1 gün hastanede yatıp çıkmaktadır. Eğer apandisit patlamış ise, ameliyatla apandisit alınır, batın yıkanır ve karın içine 1 adet dren (hortum) konulur ve hasta yaklaşık 2-3 gün hastanede kalır.
    · Erken teşhis ve doğru tedavi hayat kurtarıcıdır.
    · Günümüzde yüzde 100 apandisit tanısını koyduracak tetkik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemi yoktur. Bu nedenle hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve kan tetkikleri bir arada değerlendirilip teşhis konulur. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden takip edilir.

  • İnmemiş testis- utangaç testis (retraktil testis)-

    Erkek bebekler doğmadan önce her iki testis bebeğin karın boşluğundadır. Bebek anne karnında gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar. Karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren bu torbaya iniş doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde de devam eder. Yeni doğan bir erkek çocuk doğduğunda testisler şayet torbada değilse, bu duruma gerçek inmemiş testis adı verilir. Çoğu zaman tek tarafta, bazen de çift tarafta birden olur. Gerçek inmemiş testiste önemli özellik, bir ya da iki testisin hiçbir zaman torbada olmamasıdır.
    Utangaç testis (Retraktil testis)
    Utangaç testis durumunda testisler zaman zaman torbada görülürler. Ancak özellikle soğuğun etkisiyle veya çocuğun alt taraflarının ellenmesi gibi durumlarda yukarıya, kasıklara doğru kaçarak ortadan kaybolurlar. Tıp dilinde “ retraktil testis “ denilen utangaç testisler sıcak ortamlarda, örneğin çocuğun ateşinin çıktığı durumlarda veya banyo küvetinde sıcak suyun içinde otururlarken veya çocuk uyurken bakıldıklarında çoğunlukla torbada görülürler. Utangaç testis bir hastalık sayılmaz, çocuğun ilerideki hayatında bir soruna yol açmaz. Herhangi bir tedavi ( ilaç veya ameliyat ) gerektirmez. Ancak 6 aylık aralarla çocuk cerrahisi uzmanı tarafından kontrolü gerekir. Gerçek inmemiş testisten tamamen farklı masum bir olaydır.
    Gerçek inmemiş testis kendiliğinden düzelir mi?
    İstatistiklere göre inmemiş testis erken doğan bebeklerde normal zamanında görülen bebeklere oranla 3 kat daha sık görülür. 6 ayın sonuna kadar inmemiş testislerin bir kısmı daha iner. Ancak bundan sonra artık inmez. Erkek çocukların cinsel organlarına ait en sık rastlanan anormalliktir. Her 100 sağlıklı erkek bebekten birisinde kalıcı bir hastalık olarak bulunur. İlk 6 ay geçtikten sonra mutlaka bir an önce tedavi edilmelidir. Testis, anne karnındaki yolculuk hattı boyunca herhangi bir yerde takılabilir ve inmez.1.Kasık kanalında takılmış ve torbaya inmemiş olabilir.2. Karın içinde kalmış olabilir.
    Testis tamamen yok olabilir mi?
    Karın içinden torbaya olan yolculuğu esnasında bazen testis kendi etrafında dönerek bir tur atar ve besleyici damarları burularak tıkanır. Böylelikle testis çürür ve yok olur. Doğum sonrası ciddi hastalık tablosu ortaya çıkaran ve kendisini belli eden bu durum, doğum öncesi dönemde olduğunda hiçbir belirti vermez ve bebek, testisi olmadan doğar. Muayene ile her şey anlaşılır mı? Hastaların % 80 ‘ inde anlaşılır. Çünkü bu orandaki hastada testis, tecrübeli bir elin yaptığı dikkatli muayene sonrasında kasık kanalının bir yerinde ele gelir. Ancak hastaların beşte birinde testis ele gelmez. Böyle olduğunda iki ihtimal söz konusudur. Ya testis karın içindedir. Ya da yoktur. Gerek yansılanım gerekse diğer birçok pahalı ve zor tanı yöntemi burada bize yardımcı olmaz. En kesin tanı yöntemi “ laparoskopi “ ‘ dir. Yani bıçaksız ameliyat olarak da bilinen yöntemdir. Bu amaçla karın duvarında açılan delikten ince bir ışıklı mercek sokarak tüm karın içi görülür. Böylelikle testisin olup olmadığı kesin olarak saptanır ve karın içinde duruyorsa aynı yönteme devam edilerek torbaya indirilir. Böyle durumlarda bazen iki seanslı ameliyatlar tercih edilir. Şayet testis yoksa o zamanda kalıntısı bulunarak ileride ortaya çıkabilecek kanser tehlikesi nedeniyle çıkarılmalıdır.
    İnmemiş testis neden tedavi edilmelidir?
    İleride çocuk sahibi olmayı önler: Çok bilinen bir kısırlık sebebidir. Testisler ne kadar erken torbaya indirilirse bu risk o kadar azalır. Kanser gelişebilir: İnmemiş testisli hastaların testislerinde ileride kanser gelişme riski normal erkeklere oranla 15 katı kadar daha fazladır. Beraberinde kasık fıtığı da olabilir: Her zaman belirti vermese de inmemiş testisli hastaların % 65 kadarında ameliyatta fıtık da tespit edilir ve cerrahi tedavisi yapılır. Psikolojik ve estetik problem oluşturur. Dış etkenlere daha açıktır.
    Tedavi yaşı
    En ideali 6 aylık ile 1 yaş arasıdır. Ancak en geç 2 yaş bitimine kadar tedavi tamamlanmalıdır. Hangi nedenle olursa olsun inmemiş testis tedavisi 2 yaşın sonrasına bırakılmamalıdır. Şayet bilmeden 2 yaşın ötesine sarktıysa bir an önce tedavi yapılmalıdır. İnmemiş testisin olduğu tarafta fıtık da varsa o zaman hiç beklenmeden gerekirse 1 aylık bebekte de cerrahi tedavi uygulanmalıdır.Ehil ellerde ve çocuk cerrahisi uzmanlarınca yapılan ameliyatlardan sonra başarı oranı çok yüksektir. Ancak hormon tedavisi başarı şansı düşük, yan etki ihtimali büyük bir tedavi şeklidir. Ayrıntılı bilgi için doktorunuza başvurunuz.
    Hastanede yatılır mı? Ameliyat sonrası zor mudur?
    İnmemiş testis ameliyatı olan çocuklar aynı gün hastaneden taburcu edilir ve ameliyat sonrası ilk bir kaç saatten sonrasını evde geçirirler. Böylesi hem tıbbi açıdan hem de psikolojik açıdan çocuk ve ailesi için çok daha avantajlıdır. Ağrı kesici-ateş düşürücü özelliği olan ilaçlarla ameliyat sonrası rahatsızlıklar rahatça kontrol altına alınır. Çocuklar ne kadar küçükse ameliyat sonrası dönemleri o kadar rahat geçer. Daha küçük çocuklar daima daha çabuk iyileşirler. İki gün içinde tüm çocuklar ayağa kalkar ve oyuna başlarlar.3–4 gün sonra bir kez pansuman ve yara kontrolü için ameliyat eden çocuk cerrahisi uzmanına gidilir. Birkaç ay sonra geç kontrol yapılır. Ameliyattan 4 gün kadar sonra banyo yapılabilir ( İlk yara kontrolü sonrası ) Güreş, futbol, yüzme ve jimnastik gibi sporlar 20 gün için yasaklanır. Ameliyat sonrasında torbada ve kasıkta hafif şişlik ve morluklar olabilir. Bunlar birkaç gün ve hafta içinde kendiliğinden geçer. Operasyon bölgesinde aşırı şişlik, kızarıklık varsa; yaradan kan ve iltihap geliyorsa; ateş, bulantı, kusma gibi belirtiler varsa doktorunuza başvurmalısınız

  • Çocukların hatırı için

    Son yıllarda o kadar çok boşanma haberi alıyoruz ki, sanki herkes boşanıyor. TÜİK istatistikleri de bunu doğruluyor. Her geçen yıl evlenme oranı azalırken boşanma oranları artıyor. Boşanmak çok kolaylaştı. Zaman tüketim zamanı ve her şeyi tükettiğimiz gibi aşkı da çok çabuk tüketmeye ve Aşkın bitmesini de boşanma sebebi olarak görmeye başladık. Ancak unuttuğumuz önemli bir şey var….Eğer çiftin çocukları varsa aşkın bitmesi yeterli bir sebep değildir

    Çocukların hatırı için evliliği sürdürmek doğru olmayabilir. Âmâ yine de iyi bir nedendir. Son yıllarda çocukların hatırı için boşanın sözlerini sıkça duymuşuzdur. Çocukların kavgadan gürültüden, mutsuz bir aile ortamında uzakta olmalarının daha sağlıklı olacağı ve anne babasının ayrılması ile çocuğun daha sağlıklı ve mutlu olacağı söylenmektedir. Boşanmanın çocuk üzerindeki yıkıcı etkisi göz ardı edilmiştir oysaki bu yıkıcı etki yetişkinliğinde dahi peşini bırakmamaktadır. Boşanmanın etkisi anne baba ölümünden daha fazla çocuğu hırpalamaktadır. Çünkü boşanmada çocuk anne ya da babanın isteyerek kendisini terk ettiğini düşünmektedir tercih edilen olmamıştır bu da özgüven eksikliğine sebep olmaktadır. Aile kavramı çocuk için anlamını yitirmiştir.

    İlişkimizde sorunlar yaşarken ve mutsuzken boşanıp yeni bir hayat kurma hayalleri kurarken çocuklarımız için neyin en iyi olacağına karar vermek zordur. En kolay düşünce ben mutlu olduğumda onlarda mutlu olacaklar diye düşünmektir.

    Eşler birbirlerine olan sevgiyi tüketmiş olsalar da çocuklar anne ve babayı hala sevmeye devam edecekler ve her ikisinin de yanında olmasını isteyeceklerdir. Anne babalar boşanmanın çocuk üzerinde yarattığı travmayı en aza indirmek için çaba gösterir zaman ayırır ancak sevdiğiniz ve büyürken hep yanınızda olacağına inandığınız birini yitirmenin travmasını yaşamamak elde değildir.

    Öyleyse gelin ve çocukların hatırı için bir adım atın.

    İlk olarak iletişim kurmaya çalışın eşinizle. Hatırlayın en son ne zaman baş başa şöyle güzel bir sohbet ettiniz ya da sadece günlük konuları konuştunuz… Ve mutlaka bunun için zaman yaratın en azından haftada bir kez olsun baş başa zaman geçirmek için elinizden geleni yapın. Günde en azından 20 dk sohbet edin bırakın televizyonda ki diziyi ve ya cep telefonunu sadece gözlerine bakarak onu dinleyin. Hayatınız çok yoğun ve sıkıntılı bir dönemden geçiyor olabilir bu dönemi atlattıktan sonra daha fazla zamanınız olacağını düşünebilirsiniz ancak o zaman hiç gelmeyebilir. Hemen şimdi başlayın buna yoksa geriye baktığınızda çok pişman olabilirsiniz. Her ilişkide tartışmalar olur önemli olan bu tartışmalarda ki tavrımızdır. Öncelikle konuyu unutup eşinizin kişiliğine saldırmayın. Tartışma konusunu genelleştirmeyin. “Sen hep…” ya da “sen asla…” ile başlayan cümleler kurmayın. Eski sandıkları açmayın. Tartışmadan yenik çıkmasını öğrenin. Kazanmanın görüldüğü kadar önemli bir şey olmadığını anladığınız zaman geride durup eşinizin de duygularını dile getirmesine fırsat tanımalısınız. Böylece tartışma daha hızlı çözülecek ve ertesi gün tartışmanın neden çıktığını hatırlamayacaksınız. Affedin, bağışlayıcı olun. Affettiğinizde acıyı hissedersiniz ama onu içinize gömüp büyütmezsiniz. Yarını dünden bağımsız kılın. Eşinizin olamayacağı biri olmasını beklemeyin. Çocuklarınıza zaman ayırmanız önemlidir ama birbirinize zaman ayırmanın da ne kadar değerli olduğunu unutmayın. Seks evliliğin önemli bir parçasıdır ama sevginin ölçüsü değildir. Yaşam öylesine bir telaşla içinde geçiyor ki önceden planlanmazsa sevişecek gücü toplayamayabiliyor eşler. Her defasında sevişmeseniz de duygularınız için zaman ayırmış olursunuz. Elbette hiç planlamadan sevişebilirsiniz ama planlamak cinsel ilişkinizi ciddiye aldığınızı gösterir. Eğer evlilik dışı bir ilişki yaşıyorsanız bu ilişkide evdeki tüm sorumluluklardan uzaktasınızdır ama şunu hatırlamalısınız lazım boşanıp ya da evi terk edip sevgilinizle beraber bir hayat kurduğunuzda da bir süre sonra sıradanlık ve sorumluluklar tekrar yaşamınızı kuşatacaktır. Her evlilikte kriz dönemleri olur. Önemli olan bu kriz dönemlerindeki tavrınızdır.

    Birbirinize zaman ayırdığınızda ve birbirinizi dinlemeye başladığınızda sorunlarınızı da konuşmaya başlayacak ve bu sorunları büyümeden çözmenin yollarını da bulacaksınız.

    Her fırsatta eşinizi rencide etmeye aşağılamaya kalkmayın hatta bunu hiç yapmayın özellikle de başkalarının yanında küçük düşürmeyin. Hatalarını baş başa konuşun sırf eleştirmek ve üstün çıkmak için çaba sarf etmeyin bu çabanızı sevginizi arttırmak için harcayın.

    ‘’Bugüne kadar kimsenin ölüm döşeğindeyken, Keşke işime daha fazla zaman ayırabilseydim… Dediği duyulmamıştır. ROB PARSONS Altmış dakikalığına evliliğiniz’’

    Bu akşam çocuklarınız uyurken odalarına gidin ve onları bir süre seyredin, onlarla geçirdiğiniz zamanları hatırlayın ve düşünün ilerde size ne kadar ihtiyaçları olacak.

    Evliliğinizi yeniden gözden geçirip yolunda gitmeyen şeyleri düzeltmek için ilk adımı siz atın.

    HEMEN ŞİMDİ ÇOCUKLARINIZ İÇİN

    Dr.Selen Dağıstan Namlı

    Aile Danışmanı,Hipnoterapist,Cinsel Terapist

    Kaynak: Rob Parsons Altmış Dakikalığına Evliliğiniz

  • Hayat – ölüm – volvox – empati

    Babamızın bolca yediği portakallardan annemizin rahminde şekilleniyoruz. Bunu biraz da kişisel BİG-BANG’ımız gibi görün…

    Kuantum kuramının şekillenmesi sırasında en ciddi sorunlardan biri bu patlama öncesinin ZAMAN kavramı idi… Benzer şekilde insanın özel Big Bang’inde de zaman konusu önem taşımaktadır.

    Anne karnındaki çocukta zaman kavramı yoktur. Zira dış dünyanın tüm uyaranları ve onlara verilecek zorunlu cevaplar çocuk ve anne arasındaki damarsal bağlarla yapılır. Geride amniyorik bir sıvı vardır o kadar…

    Çocuk beslenme, soluma ve benzeri tüm gereksinimleri bu şekilde edinir. Zamanın dolmuş olduğunu düşünebileceğimiz bu hal aslında nörofizyolojik yapısı gereği bize bir çok soğaltım / tedavi yolu açabilir.

    Zor, sıkıntılı, fiziki saldırı aldığımız ya da psikolojik çöküş yaşadığımız çoğu durumda fetüs pozisyonu alırız. Bunun anlamı amniyotik sıvı içine yine girip geçmişin tüm pislik / kötülükleri ve geleceğin belirsizliklerinden kendimizi annemizin biz istemeden, talep etmeden tüm isteklerimizi karşıladığı zamansızlığa sığınmamız olabilir mi?

    NASA’nın uzay mekiklerindeki çalışmalarda sıfır elektromanyetik alan etkisi ile astronotların EEG’lerinde alfa ritminin tamamen düştüğü saptanmış. LSD gibi halisülasyonlar da benzer etki yaratmaktadır. Şizofren hastalarda zaman algısının bozukluğu uzun zamandır biliniyor.

    Bu nedenle bu tür psikolojik hastalıklar da KATATONİ (Donma) denen zaman /uzay boyutunda hareketsiz kalma bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilinir.

    Holistik Nöroterapi çalışmalarımızda Andilasyon sistemi ve AVE (Avdio visual entraintment) sistemini birlikte kullanmamız biraz da bununla bağlantılı… Ancak sistemin elektromanyetik tüm uyaranların elemine edildiği bir özel odada yapılması halinde sonuçların daha pozitif olabileceğini düşünüyoruz.

    Bu arada siz okurlarımızdan Volvox hakkındaki yazımızı okumanızı rica edeceğiz.

    Volvox’un doğuşu ölümün doğuşudur. Volvox’da aslında tek bir hücrenin ölümsüzlük potansiyelini taşıyan hücre, bütün için bir çok özelliğinden feragat etmiştir. Beslenme, bölünme, gibi… Ancak oluşan bütün artık evrimsel açıdan çok daha güçlü hale gelmiştir.

    Bunu şununla karşılaştırınız; tünün geleceği için kendimi feda eden bir işçi karınca… Darwin’in evrim ilkelerine tam uyum… “kendi olmamak” , bütünün bir parçası olmak… Pek de hoş gelmiyor değil mi? Bunu bir çeşit intihar olarak düşünebiliriz. Ama bu kez de yine Darwin ilkelerine bir ters düşüş söz konusudur. Tüm canlılar esas itibari ile dış dünyayı bir düşman olarak kabul edip kendini korumaya meyillidir.

    Bu iki uçlu olayı 2 farklı yorumla inceleyelim;

    İntihar eğilimli DEPRESYON hastalarında seratonin (nörotransmitter) düzeyi sıkıntılı… Seratonin’in işlevini bitirdikten sonra sinapslarda kalması depresyonu tetikliyor. Bu işi ise 5_HIAA(5_Hidroksi İndol Asetik Asit) üstlenmiş. Depresyon hastalarında yapılan araştırmada 5_HIAA seviyesi düşük ! (sosyobiyolojik bir açıdan intaharların çözümü bulundu diye düşünmek ciddi bir yanlıştır, bu sadece önemli bir buluştur ve uzun dönemli araştırılmaya muhtaçtır)

    Gelelim 2. yoruma. Voluox’dan yola çıkarsak, insandaki temel ve güçlü eğilimden biri de ilişki kurma, bir türe dahil olmadır.

    Ancak anksiyete, depresyon, paranoya, şizofreni gibi psikotik vakalarda ciddi bir “YALNIZ KALMA” eğilimi gözlenmektedir. Buna içe çökme de denebilirBu durum bize az yukarda bahsettiğimiz fetüsün amniyotik sıvıdaki yalnızlığına ulaşma güdüsünü çağrıştırıyor.

    Kadın spikere, Evlilik Program’ında şunu söylüyor;

    “Beyefendi ile EMPATİ kuramadım, elektriğimiz uyuşmadı!”

    Herkes birbiri ile empati kurma çabasında yani… ancak yukarıda bir şeyden daha bahsettik. Empati kavramı aslında biyolojik korunma sistemine ters! Vücudun tüm savunma mekanizmasına aykırı…

    Sanırız bu konuda en mutlu olanlar otistik çocuklar… Zira otizmin en belirli ayracı empati eksikliği… Bunun sebebinin ise kişinin çevreye tutumunu şekillendiren, dış giderleri alıp, değerlendirme yapacak bölgelere çıktı olarak yollayan AMİGDALA’daki sorunlar olduğu düşünülmekte…

    Empati’de sıfır çıktı yapan otistik çocuk zamanda da sıfır pozisyonundadır, yani aslında rahimden hiç kopmamıştır. Dış dünya ile iletişimin bazen düşünülmesi (sıfırlanma değil!) konusuna bir başka açıdan bakalım. Depresyon ve bipolar bozuklukta elektrofizyolofik bozukluklar epilepsiyi andırır. Ancak nöbetler fizyolojik değil psikolojik şekil alıyor.

    Epilepsi’de zorunlu bir nöbet uyarmaya kalkın, epileptik odağa bir elektrot koyun ; uyarın. Nöbet için gereken elektrik düzeyi giderek düşecektir. O denli ki hasta elektrik uyarısı verilmese bile nöbet geçirmeye başlar.

    O nedenle depresyon ve bipolar bozuklukta psikoterapide kullanılan UYARAN düzeyini düşürme (örneğin ;pastan dolayı tetenoz kapacağını sürekli düşünen, bu nedenle herşeyi yıkayan hastaya seviyeyi düşürmesini istemek çok mantıklı olmayabilir. Tıpkı epilepside olduğu gibi bu hafif stres durumu da uyaran görevi yapabilir.)

    Birey-tür çatışması ile ilgili en ilgi çekici konulardan birisi KOKU duyusudur. Koku salgısı mes….FEROMON denir. Feromonlar türe özgüdür. Cinsel olgunluğa ulaşma, herhangi bir alana el koyma gibi davranışlarda etkilidir.( Saçlı deri, meme, …, anüs, skrotum, penis kökü, vajina çevresi ve koltuk altında androsten hormonları üretilir)

    İnsanda, bunun, bir milyon hava molekülünü fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusunu saptayacak denli tanımayabildiğimiz halde diğer canlılardaki gibi etkili olmaması konusunda yapılan bazı çalışmalarda insanın yerleşik düzene geçmesi sonrası bu durumun bir fazlalık haline gelip (soyun korunması için) silindiği ileri sürülse de bu çok da kabuk etmediğimiz bir teoridir.

    O denli ki Poliosekeli (çocuk felci) , Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında virüslerin beyne koku yolu ile iletildiği konusunda ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

    Bir sonraki yazımız ise iletişim ve konuşma bozuklukları(DİSLEKSİ ve diğerleri) üzerine olacaktır.

    Nörofiz Duru Hakan KARABACAK

    Biyolog / 13.08.2019

  • Koku

    En önemli duyularımızdan biridir ve beynimizin duygu, hafıza ve yaratıcılığı etkileyen kısmında yer alır. Koku alma duyusu 24 saat boyunca çalışır ve hiçbir zaman “kapatılamayan” tek duyudur. Vücudun ilk ve en tanımlayıcı deneme mekanizmasıdır, bir ortamın iyi ya da kötü olduğunu anında değerlendirir.

    İnsanda koku duyusu, günlük duyguların %75’ini etkiler ve hafızada önemli bir rol oynar.

    Koku ilginç şekilde duygusal geçiş sağlaması bakımından gerek ikna gerekse de manipülasyon için son derece elverişli bir enstrümandır.

    Olumlu etki bırakan bir koku sayesinde kötü bir ortama dair algıları pozitife çevirmek mümkündür. Kokunun bu özelliği onu ayinlerin ve her dinden kutsal mekanın vazgeçilmezi kılmıştır. Müslüman mimarlar, güzel kokulu maddeleri cami inşaatı sırasında minare harcına ilave ederek güneş ısısıyla koku moleküllerinin aktive olmasından yayılan kokuyu rüzgarın peşine takarak cami etrafında hoş kokulu bir ortam sağlamışlardır.

    Her cami çevresinde mini botanik bahçeleri misali envai çeşit kokulu bitkinin ekilmesi İslam mimarisi kokunun pozitif etkisinde faydalanılması açısından etkili bir detaydır. Bunun yanı sıra İslam’da kokulara özel bir yer ayrıldığı görülür. Kur’an’da ve birçok hadiste safrandan, öd ağacına, miskten, kafura kadar bir hayli kokudan sıfat olarak bahsedilir.

    Koku aynı zamanda canlılar dünyasının bir haberleşme aracı olarak mükemmel bir sinyal aracıdır. Bitkilerden diğer birçok canlıya kadar koku sayesinde haberleşen canlılar evrenin gizli diliyle var olurlar.

    İnsanlar, burnu kaplayan özel koku reseptör nöronları sayesinde 10.000’den fazla farklı kokuyu ayırt edebilirler. Her biri farklı bir gen tarafından kodlanan ve her biri farklı koku verenleri tanıyan yüzlerce farklı koku alma reseptörü olduğu düşünülmektedir.

    Yüzlerce reseptörün her biri spesifik bir gen tarafından kodlanır. Eğer DNA’nızda bir gen eksikse ya da gen hasar görmüşse, o gen ile alakalı kokuyu tespit edememenize sebep olabilir. Örneğin, bazı insanlar kafur kokusu için hiçbir zaman alamazlar.

    Kokuların algılanması ve yorumlanması kişiden kişiye değişmektedir. Cinsiyet ve yaş bu değişkenliğin en önemli faktörleridir. Genel olarak kadınlar erkeklere göre daha iyi bir koku duyusuna sahiptirler ancak yaş ilerledikçe, özellikle 60 yaşından sonra, hem erkek hem de kadınlarda koku duyusu zayıflamaya başlar.

    İnsanda koku duyusu, günlük duyguların %75’ini etkiler ve hafızada önemli bir rol oynar. İnsan, 10,000’in üzerinde koku molekülünü birbirinden ayırt edebilir. Bu koku molekülleri, teneffüs yoluyla burnun içine girer ve koku reseptörleriyle etkileşime geçer. Koku reseptörleri, bu bilgiyi beynimizin limbik sisteminde bulunan koku alma merkezine iletir. Limbik sistem, zamanda hafıza ve duyguları kontrol etmesinin yanı sıra iştah, sinir sistemi, vücut sıcaklığı, stres seviyesi ve konsantrasyonu etkileyen hormonların salgılanmasını kontrol eden hipofiz bezi ve hipotalamus alanı ile bağlantılıdır. Koku alma sistemi beyinde yer aldığından, koku alma duyusu hafıza, ruhsal durum, stres ve konsantrasyon ile yakından ilişkilidir.

    Duyguların iletişimi koku ile yapılabilir. Kokunun ruhsal durum, hafıza, duygular, eş seçimi, bağışıklık sistemi ve hormonları etkilediği yönünde iddialar da bulunmaktadır. Akademisyenler ve araştırmacılar, kokunun en basit tanımıyla istekleri doğrulayan bir ruh hali ürettiği ve bu yüzden etkili olduğu yönünde fikir birliği içerisindedirler.

    Aristo’nun tanımladığı beş duyudan ikisi olan koku ve tat alma, “kimyasal duyular” olarak adlandırılır ve kimi zaman birbirinden ayrı değil bir tek duyu olarak değerlendirilir. Aldığımız tatların yaklaşık %80’i aslında koku alma duyumuz tarafından şekillenir. Koku alma duyusu olmasaydı sadece beş tadı algılayabilirdik: tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve baharatlı. Bir yemeğin tadını aynı bırakıp sadece kokusunu değiştirmek, lezzeti ile oynamak için yeterlidir. Aslında koku alma duyumuz açken daha kuvvetlidir.

    Bir koku, havada genellikle çok düşük konsantrasyonda çözünmüş bulunan ve koku alma duyumuzla algılayabildiğimiz bir kimyasaldır.

    Tüm kokuların algılanması nesneldir ve insanın kültürel yapısına veya duygusal haline bağlıdır.

    İnsanın koku alma sistemi zaman içerisinde değişir ve hem kötü hem iyi kokuları, çok güçlü olmadıkları durumlarda, belirlemekte zorlanır. Buna kokusal adaptasyon adı verilir ve bir kokuya ya da esansa adapte olmak için genellikle bir saat gibi bir süre yeterlidir. Örneğin esanslandırılmış bir ortamda çalışan insanlar genellikle bu esansa adapte olur ve kokusunu ayırt edemezken dışarıdan bu ortama girenler kokuyu derhal ayırt edebilir.

    Çalışmalar, fark edilebilir bir seviyede yayılmış hoş kokuların tüketici isteklerini doğruladığını, işyeri üretkenliğini artırdığını, ayrıca da sağlık ve tıbbi durumlara yardımcı olduğunu göstermektedir:

    ABD’de bir kumarhanede gerçekleştirilen bir denemede, test alanına hoş bir koku verildikten sonra kumar gelirlerinde %48’lik bir artış sağlandığı görülmüştür. Deneme sonucunda, havadaki fark edilir kokunun müşterinin muhakeme yeteneğini etkilemeden ve aşırı kumar oynama arzusunu körüklemeden ruh halini ve isteğini artırdığı sonucuna varılmıştır. (1)

    1989’da gerçekleştirilen bir denemede ise müşterilerin, esanslandırılan bir mücevher mağazasını gezmek için daha fazla zaman harcadıkları görülmüştür. (2)

    Yine ABD’de bir süpermarkette, unlu mamuller reyonunun satışları ortama yeni pişmiş ekmek kokusu verildikten sonra üçe katlamıştır. (3)

    Bir iş yerinde molalar sırasında ortama lavanta kokusu verilmesinin iş performansında düşüşü önlediği belirlenmiştir. (4)

    Avustralya’da bir üniversitede Alzheimer, Huntington ve Parkinson hastalıkları ile şizofreni ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi beyin hastalıklarının teşhisi kokular kullanılarak gerçekleştirilmektedir. (5)

    Japonya’da, kokuların ve esanslı yağların Alzheimer hastalığının tedavisi üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. (6)

    Araştırmalar, ayrıca, belirli bir kokuya sürekli maruz kalmanın kilo vermeye yardımcı olduğunu göstermiştir. (7)

    New York Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi’nde doktorlar, tıbbi tahliller sırasındaki heyecanı gidermek için esanslardan yararlanmaktadır.

    Duke University Tıp Merkezi’nde doktorlar, menopoz dönemindeki kadınlarda depresyon ve ruhsal çalkantıları hafifletmek için çeşitli esanslar kullanmaktadır. Ruhsal durum veya davranışları etkilemek için esans kullanımı aromaterapi olarak adlandırılır.

    Koku duyusunun kaybına anosmia adı verilir. Koku alma duyusunun olmaması iştah ve libido kaybı ile koku hatıralarından kaynaklanan depresyona neden olabilir. Anosmia, kimi zaman Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının erken belirtilerinden de olabilir çünkü bu iki hastalığın da nedeni Limbik Sistemle ilgili sistemlerin dejenerasyonudur.

    Esanslı yağların tıp ve sağlıkla ilgili konularda fayda sağladıkları genel olarak kabul görmektedir.

    %100 saf esanslı yağlar bitki özlerinden elde edilir. Dolayısıyla da bu bitkilere ait sağlık ve arındırıcı özellikleri taşırlar.

    Esanslı yağlar, sigara dumanı dahil kötü kokuları basitçe maskelemez, önlerler.

    Esanslı yağlar, havada çözülmüş mikro buğu olarak teneffüs edildiklerinde, vücudun bağışıklık sistemini kuvvetlendirirler.

    Bilimsel araştırmalar, esanslı yağların bakteriler, virüsler ve küfler gibi hava ile bulaşan mikroplarla savaşarak bunları önlediklerini doğrulamaktadır.

    İngiltere’de birçok hastanede enfeksiyonların yayılmasını önlemek amacıyla havaya çam yağı buğusu verilmektedir.

    1955’te gerçekleştirilen bir araştırma, 21 farklı çeşit esanslı yağın, 3 saat içerisinde sağlık sorunlarına yol açabilecek çeşitli mikropları azalttığını ya da tamamen yok ettiğini göstermiştir.

    Esanslı yağlar, uzun yıllardan beri öksürük tedavisinde kullanılmaktadır.

    Yaygın olarak kullanılan temizlik ve anti bakteriyel ürünlerde de çeşitli esanslı yağlar kullanılmaktadır.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (dehb) nedenleri ve çözümleri; neurofeedback terapisi

    • Eğer oğlunuz yedi yaşındayken koşarak size gelip “Anne,anne kulağıma patlamamış mısır kaçtı, orada patlar mı, yağı tuzu da yok tadı olur mu?” diye sorarsa paniğe kapılmayın; hastanede, çocuğunuzla yeterince ilgilenmediğiniz fikrine nereden kapıldığı belli olmayan bir doktor onu patlamadan çıkaracaktır.

    • Çocuğunuz okul henüz bir ay önce başladığı halde sekiz on kalem, üç beş silgi, bir pantolon, bir ayakkabının öteki teki, bir iki kazak,kışlık mont ve sık sık bütün harçlığını kaybettiyse paniğe kapılmayın; bunların hepsi dükkanlardan alınabilir, nasılsa onun için çalışıyorsunuz harçlık yine verirsiniz ;önemli olan kendini kaybetmeden eve varabilmesiydi.

    • Evin köpeği deli gibi koltuğun yastıklarını kazıyorsa köpeğinizin çıldırdığını düşünerek paniğe kapılmayın; yastıkları kaldırırsanız orada iki gün önce oğlunuza eğer yemezse sokağa gidememekle tehdit ettiğiniz kahvaltıyı bulacaksınız.

    • On beş günlük yarı yıl tatilinin son gecesi saat 10:00 da eğer çocuğunuz, yirmi sayfalık bir hikaye yazması gerektiğini hatırlarsa paniğe kapılmayın. Onu, ertesi sabah okula vaktinde yetişebilmesi için yatağına yollayın, iki sene önce yazmış olduğu bir yazıyı bulup iki sene sonra nasıl yazacağını düşünerek baştan yazın. Böylece paniğe kapılmadığınız gibi yaratıcılığınızı da canlı tutabilirsiniz.

    • Okul yönetimi çocuğunuzun sürekli konuşarak sınıf huzurunu bozduğunu söylerse paniğe kapılmayın. Onlara, canları her çektiğinde çocuğunuzu size şikayet edebileceklerini söyleyin ama bu arada en az iki hocanın ev telefonunu temin etmeyi unutmayın. Cumartesi ve Pazar hocaları, çocuğunuzun evin huzurunu bozduğunu ne yapmanız gerektiğini danışmak istediğinizi söylemek için mutlaka arayın.

    • Çocuğunuza dişini neden fırçalaması gerektiğini anlatırken, aniden “Anne, dedem neden haberleri seviyor?” diye sorarsa şaşırmayın çünkü siz onunla konuşurken onun hızla çalışan küçük (!) beyni dedesinin evindeki diş macununu tüpünün de aynı olduğunu, dedenin evine yazın gittiğinde aynı diş macunu tüpünü gördüğünü, aynı tüpü gördüğü geçen yaz gittiği dedesinin evinde haber programları ilgiyle izlendiği için çizgi film kanalını değiştirmek zorunda kaldığını hatırlamıştır. Sakın paniğe kapılmayın; neden dişini fırçalaması gerektiğini dedesinin bardak içindeki takma dişlerine dikkatini yönlendirerek daha doğrudan anlatmanız olasıdır.

    • Eğer çocuğunuzda dikkat eksikliği (hiperaktivite) sendromu varsa

    Hayatınız diğer anne babalarınkinden değişik olacak

    • Diğer anne babalar doktora gitmekten söz ettiklerinde…..

    …….siz psikoloğa gitmeyi düşüneceksiniz…

    Diğer anne babalar öğretmen veli görüşmesinden söz ettiklerinde…..

    …….siz daha erken gidip hocanın gönlünü alsam diye düşüneceksiniz….

    Diğer anne babalar çocuklarının karşılık verdiğinden yakındıklarında…..

    …….siz haftasonunu müthiş bir olay olmadan geçirebildiğiniz için sevineceksiniz…..

    Sağlıklı yaşam sürdürme konusunda böbürlenen anneler organik yiyeceklerden söz ederken….

    …….siz hangi ilacı kullansam çocuğuma daha yararlı olur diye düşüneceksiniz……

    Diğer babalar çocukları sevimli bir harekette bulundu diye gülümsediklerinde……

    …….siz bir komedyenle aynı evde yaşadığınız için gözlerinizden yaş gelene kadar güleceksiniz……

    Diğer anne babalar çocukları bir soruyu doğru cevapladı diye sevinirken……

    ……..siz kendi çocuğunuzun nasıl futboldan başlayıp, serçelerin uçuşunu bilimsel olarak anlattıktan sonra konuşmasını bilgisayar programları ile nasıl bitirdiğini izleyip hayretler içinde kalacaksınız……

    Diğer anne babalar çocuklarında gördükleri en ufak yaratıcılığa şaşırıp kalırken……

    ……..siz fazla tepki göstermeyeceksiniz – çünkü sizin çocuğunuz onu iki yıl önce düşünmüş olacak…..

    Diğer anne babalar çocukları “çocukların yapması gereken” şeyleri yaptıklarında hiç heyecanlanmazken……

    ……..siz gülümseyeceksiniz, çünkü siz çocuğunuzun “çocukların yapması gereken” şeylerden tek birini yapmak için bile ne kadar çaba sarfettiğini hatırlayacaksınız….

    • Ama hepiniz bilirsiniz ki bir düşmanla savaşıp onu yenebilmek için önce onu çok iyi tanımak gerekir :peki de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

    • Kısaca; Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuğun beyninin ön bölümünde kararlar almasını sağlayan bilgileri taşıyacak kadar yeterli sayıda nörotransmitter yoktur. İşte bu yüzden, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar dürtülerine göre hareket ederler ve dikkatleri de kolayca dağılır.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan birey doğru davranışın hangisi olduğunu bilir mi? Evet, tüm bu bilgiler beyninde depolanmıştır ve kullanıma hazırdır.

    • Ama doğru davranışı uygular mı? Her zaman değil. Bu sendromun yoğunluğuna ve beynin karar merkezine hangi mesajların gittiğine bağlıdır.

    • Davranışlarının çoğu zaman anlaşılmaz ve şaşırtıcı olmasının nedeni; doğru davranışları bir dakika sonra yanlış davranışların izlemesidir. Çünkü nörotransmitterler her zaman aynı mesajları taşımazlar.

    ÖRNEKLER

    • Anne, oğluna ödevini masanın üzerine koyduktan sonra mutfaktan bir muz alıp, dersine başlamasını söyler. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini masaya yerleştirir, mutfaktan muzu alır ve dersini yapmaya başlar. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) mutfağa gidip bir elma alır ve söylenenleri unuttuğu için televizyon seyretmeye başlar.

    • Öğretmen sınıfa bir soru yöneltir, Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) elini kaldırarak öğretmenin kendisine söz vermesini bekler. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) cevabı bağırarak söyler.

    • Öğretmen aylık ödev verir. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini bir deftere yazar, hergün bir sayfa hazırlayarak ödevi zamanında bitirir. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) son akşam son dakikada ödevi bitirmeye çalışır ve ertesi gün okula ödevsiz gider.

    • Öğrenciler ödevlerini teslim ederlerken, Dersu çantasından, üzerine ismi yazılmış ödevini çıkarıp öğretmene verir. Berdan (malum cocuk) okul çantasını karıştırmaya başlar, masasını arar, kitapları açıp kapar ve sonunda bulamadığı ödevi teslim edemez.

    BU ÇOCUKLAR BAZI ŞEYLERİ YAPAMAZLAR

    Yukardaki 4 örnek, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların başarısız oldukları dört konuyu temsil etmektedir. Olumsuz olarak algıladığımız tüm hareketler bu dört konuyla nasıl başa çıkılacağının öğrenilmemesinden kaynaklanır.

    • Dikkat Eksiliği Sendromu olan çocuklar birden fazla şeyi aynı anda yapamazlar. Yeterli nörotransmitter olmaması çoklu mesajların hatırlanmasını olanaksızlaştırır. Çoklu isteklerin genellikle yalnızca bir tanesi (en zevkli olanı) hatırda kalır. Öğretmenler ve ebeveynlerde basit isteklerin yerine getirilmemesi karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar aynı zamanda hem düşünüp hem hareket edemezler. Sadece hareket ederler. Bir hareket ve sonuçlarını aynı anda düşünecek kadar yeterli nörotransmitterlerin olmaması sonuçtan sonuca atlamalarına neden olur. Sorunun nedeni kimyasal dengesizlik olduğu için, Dikkat Eksikliği olan bir çocuğa, düşünerek hareket etmeyi öğretmek fiziksel olarak imkansızdır.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, uzun ve detaylı işleri küçük parçalara bölemez. Bir düşünür şöyle demiş; “Zaman her şeyin bir arada olmasını engelleyen şeye denir.” Zaman dakikaları küçük kısımlara ayırarak, her bölümde tek bir şey yapmamızı sağlar. Dikkat Eksikliği Sendromunda işler böyle değildir, zaman çöker.Beyin, çoklu direktifleri algılayamadığı için, her işi tek parça olarak algılar. Bu yüzden de sınavlarda başarısızlık ve ev ödevlerinde eksiklik ortaya çıkar.

    • Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar organize olamazlar. Çoğunlukla önceden planlayıp başlamak yerine bir işten bir işe atladıkları gibi yarı bitmiş ya da bitmiş işleri de yerine ulaştıramazlar. Peki de bu nörotransmitter de neyin nesidir?

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beyin görüntüleme çalışmalarıyla, beynin hacim ve işlevselliğindeki değişiklikler incelenmiş, beyinden salgılanan Noradrenalin, Dopamin, Serotonin gibi nörokimyasal maddelerin düzeyleriyle ilgili çalışmalar yapılmış ayrıca bu bozukluğa sahip çocuklar nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiş, elektrofizyolojik ve genetik çalışmalar yapılmıştır.

    Tüm bu çalışmalar sonucunda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda çevresel gerekliliklere göre davranışın düzenlenmesi, uygunsuz tepkilerin baskılanması, dikkat işlevleri gibi alanlarda zorluk yaşadıkları, bunun sebebinin bu işlevlerle ilgili alanlarda birtakım işlevsel ve nörokimyasal düzensizlikler olduğu, genetik ve çevresel faktörlerin de rahatsızlığın ortaya çıkmasında rol oynadığı gösterilmiştir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin akademik başarısı, aile hayatı, sosyal ilişkileri ve benlik saygısı üzerine çeşitli olumsuz etkileri olan ve oldukça sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı %5-10, erişkinlikte %4 civarındadır.

    • Dikkat eksikliği durumu, sıradan bir dalgınlık ,unutkanlık,boşverme hali,hiperaktivite ise asla yaramazlık ve hatta bazen tanımlandığı üzere azgınlık,şımarıklık hali hiç değildir. Son 20 sene içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulan çocuk sayısında ciddi artış vardır. Bu artışı bu rahatsızlığın daha fazla ortaya çıkmasına bağlamak doğru olmaz,bu daha ziyade tanı koşullarının ve dikkat ölçüm test sistemlerinin daha gelişmiş olması sebebiyledir.Daha önemlisi de UYARAN miktarının geçen yüzyılla kıyaslanamaz düzeyde artması nedeni ile insanoğlu ve kızının ALGI sistemlerinde gerçekleşen muazzam dönüşümdür.

    • Hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun temel belirtileridir. Bozuklukta her üç belirti birada görülebileceği gibi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu özellikle dikkatsizliğin ön planda olduğu ve hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu alt tipler şeklinde kendisini gösterebilir.

    Bir kişide Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ( DEHB ) varlığından söz edebilmek için, bu belirtilerin 7 yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülüyor olması, sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. Kesin tanının konabilmesi için bu belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması ve günlük yaşamı etkileyecek boyutta olması gereklidir.

    • Dikkat Eksikliği tedavi edilmediğinde, okul çağında ve sonrasında, ders başarısında, ailevi, sosyal ve mesleki becerilerde sorunlara yol açar. Tedavi edilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan gençlerin %65’i ve DEHB’li yetişkinlerin %50’si yaşamları boyunca sahip oldukları bozukluğa bağlı sorunlar sebebiyle, yaşam boyu birçok sıkıntıyla karşılaşırlar.( Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sosyal ve akademik alanda yaşadıkları sıkıntılar olduğu gibi, diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarının da olduğu göze çarpmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda en çok göze çarpan özellikler, daha yaratıcı olmaları, enerjik, sıcakkanlı, hiperaktif, cana yakın ve dürüst olmalarıdır. Ancak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Arkadaş çevresi ve kötü niyetli insanlar tarafından bu yönleri kötüye kullanılabilir. Bu nedenle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar, uygunsuz çetelere ve gruplara karışma, alkol ve madde kötüye kullanımı ve suç işlemeye yönlendirilme riski altındadırlar. Dikkat eksikliği tedavisi bu çocukların bireysel gelişimlerine ve akademik (okul) başarılarına olumlu katkı sağlamaktadır.)

    • Dikkat Eksikliği ifadesinden kastedilen aslında dikkatin olmaması değil daha ziyade dikkati belli bir süreyle özellikle zihinsel uğraşı gerektiren ders çalışma, problem çözme veya çocuk için çok da eğlenceli olmayan bir görev esnasında kendisini gösteren bir konsantre olamama durumudur.DHEB’li çocukta dikkat eksik değil değişiktir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklar eğlenceli, ilgilerini çeken, renkli ve canlı görüntülerin olduğu televizyon ve bilgisayar oyunları karşısında saatlerce sıkılmadan durabilirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocukların dikkatlerinin dış uyaranlarca kolayca çelinebilmesi nedeniyle, sıklıkla bizlerin fark etmedikleri ayrıntıları fark edebilir ve bu nedenle yanlışlıkla fazla dikkatli,cin gibi çocuk olarak değerlendirilebilirler.

    • Dikkat Eksikliği belirtileri açısından aileleri en çok yanıltan konu şudur: “Çocuğumuz saatlerce televizyon izleyebiliyor ,bıraksan bilgisayarın başından kalkmadan saatlarce oynar !” Televizyon ya da bilgisayar oyunlarıyla saatler geçirebiliyor olunması, dikkatiyle ilgili bir sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, kendi istekleri doğrultusunda televizyon izlerken ya da bilgisayarda oyun oynarken, bir sorun yoktur. Sorun şudur: bu çocukta dikkat, özel olarak yönlendirilmesi gereken bir durumda dağılmaktadır. Sınıf ortamı, ders dinlenmesi, ev ödevlerinin yapılması, arkadaşlarla yapılan ortak aktivitelerde uyum gibi konularda, dikkat eksikliğine bağlı sorunlar yaşanmaktadır.

    Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocukların öğretmenleri sıklıkla öğrencinin derste dalgın olduğunu, kendisini dinlemiyormuş göründüğü veya kalemi silgisi veya etrafıyla ilgilendiğinden şikâyetçidirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar sınav sırasında dikkatsizce hatalar yapma ve soruları okumadan işaretleme eğilimindedirler. Oysa dikkat eksikliği tedavisi alan çocuklarda bu şikâyetlerde kısa sürede düzelme gözlenmektedir.

    Hareketlilik

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip hiperaktif çocuklarda görülen ve sorun olarak kabul edilen hareketlilik ise genellikle amaca yönelik olmamasıyla normal bir hareketlilikten ayırt edilebilir. DEHB’li çocuk oturduğu yerde kıpır kıpır olabilir veya motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketli olabilir.

    Dürtüsellik

    • Dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıklıkla: sırasını bekleyememe, konuşurken söz kesme, düşünmeden hareket etme şeklinde gösterir. Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocuklar, sıklıkla oyun ve okul kurallarına uymakta güçlük çekerler. Bu davranışları plansız ve istemeden gerçekleştiği için sıklıkla arkasından pişmanlık ve üzüntü duygusu baş gösterir. Yapılan araştırmalar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile birlikte başta “ Karşı Gelme Bozukluğu” olmak üzere öğrenme sorunları, duygu-davranım bozuklukları, depresyon ve kaygı bozuklukları,cinsel davranım bozukluklarının oldukça sık görüldüğünü göstermektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tedavisi sırasında bu durumların atlanmaması tedavi başarısını olumlu yönde etkileyecektir.

    A- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA BİREYSEL DESTEK

    • Dikkat eksikliği tedavisinde dikkat eğitimi, kendini programlama, zaman yönetimi, sosyal beceri eğitimi, özel eğitim ve terapi desteğinin sağlanması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tedavisinde çok değerli destek sağlamaktadırlar.Bu konuyu aşağıda NEUROFEEDBACK adı altında ayrıca inceleyeceğiz.

    B- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA OKULLA İŞBİRLİĞİ

    • Çocuğun ön sıraya oturtulması,durumu hakkında tüm kurumun bilgilendirilmesi,öğrenme tipine uygun öğretim stratejilerinin saptanması, uygun disiplin, yönlendirme ve takibin yapılması çok önemlidir. Eğer varsa rehber öğretmen, sınıf öğretmenlerinin konu hakkında bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Böylece, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okul, sınıf ve ders başarılarında ortak hareket edilmesi sağlanacaktır. Özellikle okulların sınıf öğretmenleri, rehberlik öğretmenleri ve okul psikologları ile bilgi paylaşımı sağlanması ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun okul uyumu ve okul başarısında artış sağlanmaktadır.

    C-DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA EBEVEYNLERİN EĞİTİMİ

    • Dikkat eksikliği tedavisinde aile eğitimi destek programları ile, aile içi iletişimde kullanılması gereken teknikler aileye kazandırılmaktadır. Bu konuda bilinçli anne-babanın doğru yönlendirmeleri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun iyileşme sürecindeki adaptasyonunu arttırmaktadır. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, ebeveynlerinin yüz ifadelerini anlamakta zorlanırlar, ama eğer bu ifadelerin ardındaki manayı anlamak çocuğa öğretilirse; sosyal ilişkilerinde büyük bir gelişme görülür. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukları, istenen davranışları sergilediklerinde hemen övmenin yararını akıldan çıkarmamak gerekir.

    Doğru sosyal davranışlar sergileyen çocuklarını anında ve açık bir şekilde öven – göz kırparak, el işaretleriyle ve hatta komik suratlar yaparak – anne babalar bunun yararlarını sosyal ilişkilerin iyileşmesi şeklinde gözlemleyeceklerdir. Çocuğunuzun başarısının sonucunu değil, başarmak için gösterdiği gayreti övmelisiniz.

    D- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA ORTAMIN DÜZENLENMESİ

    • Görsel, işitsel ve dokunsal dikkat dağıtıcı uyaranların azaltılması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ortam uyumunu arttıracaktır.

    • E- KARDEŞLERLE İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ

    • Kardeşlerin, özel ilgi gerektiren çocuklara verilen ekstra zamanı kıskanmaları az görülen birşey değildir. Ayrıca hiperaktif bir kardeş büyük bir olasılıkla diğer kardeşin eve gelen arkadaşlarına, oynamak istediği oyunlara ya da sevdiği eşyalara da rahat vermeyecektir. Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar çevrelerindeki insanların sabırlarını en son noktaya kadar zorlarlar. Duygusal olarak bağımlıdırlar ve yalnız kalmaktan nefret ederler. Bilgisayar ya da nintendo gibi oyunlarla kendilerini oyalamadıkları süre içinde ailenin ilgisinin odak noktası olmayı hedeflerler. Sosyal ilişkilerinin yetersizliği ve az arkadaş sahibi olmaları sürekli olarak anne baba tarafından oyalanmak isteği doğurur. Doyumsuz olmak eğiliminde oldukları içinde “yeter” kavramı tanımazlar.

    • Dikkat Eksikliği sendromu olan çocuğunuza ayırdığınız zamana en başından bir sınır koyabilirseniz, örneğin; “saat beş olduğunda sana ayırdığım özel zaman bitecek ve o zaman kardeşinin özel zamanı başlayacak” derseniz, diğer çocuğunuza haksızlık yapmamış olursunuz.

    F-ARKADAŞLARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ

    • Sosyal davranışların öğretilmesinde her yöntemde kullanılan ana unsur; çocuğa örnek olmaktır. Çocuklar, sosyal davranışlarını taklit yoluyla öğrenirler. Konuşurken kötü sözler kullanmamak, istenen davranışları övgüyle karşılamak, selamlaşma sözcüklerini daima ve güleryüzle sarfetmek, çocukların taklit yoluyla öğrendikleri geçerli sosyal davranışlardır.

    G-BABALARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ(!)

    • Ebeveyn eğitiminden ayrı olarak babaların ilişkisine ayrı bir başlık ayırmamız gereklidir. Zira babalar da çocuk sahibi olma stresini aynı ölçüde yaşadıkları halde anneler çocuklarının sorunlarını babalardan daha ciddi olarak algılama eğilimindedirler. Anneler tıpkı bir erken uyarı sistemi gibi çocuklarının hayatlarında bir terslik olduğunu daha çabuk anlarlar. Çocukların annelerine mesaj göndermek için uyguladıkları davranışlar vardır, diğer çocuklara vurmak, sınıfta oturmamak ya da kötü notlar almak gibi. Başka zamanlarda anne her nasılsa bunu kendi kendine hisseder. Babalar, annelerin bu rahatsızlığını, kaygılarını görmezden gelme eğilimindedirler.

    • Babalara göre çocukların azgın ve yaramaz olması tipik erkek çocuk davranışlarıdır. Bunun bir diğer nedeni de çocukların babalarının yanında annelerinin yanında olduklarından daha edepli davranmalarıdır. Babalar annelerin gözlemlediği yoğunlukta bir huzursuzluğa hiçbir zaman şahit olmazlar. Annelerin anlattığı öfke nöbetleri ve terbiyesizlik eğer babaların yanında cereyan ederse o zaman da bunun üstesinden annelerden daha başarılı bir şekilde gelirler.Tüm bu nedenlerle çocukla babanın ilişkisi kökten yeniden reorganize edilmelidir.

    NEUROFEEDBACK TERAPİSİ;

    BEYİN NASIL ÇALIŞIR,NEUROFEEDBACK NEDİR,DİKKAT EKSİKLİĞİ- HİPERAKTİVİTE’DE NEUROFEEDBACK NASIL ETKİ EDER ?

    • Beynimiz 1 Kg’dan biraz daha ağır(Einstein gibi bir dehaysanız belki 1-2 Gr fazlanız olabilir),küflenmiş lor peyniri gibi kötü kokulu(gençseniz koku biraz daha dayanılır haldedir,ruhunuz öldüyse dayanılmazdır),pelte kıvam ve tadında( Kuzuların Sessizliği filmindeki gibi tatmanızı tavsiye etmeyiz) bir maddeden oluşur dediğimiz zaman yüzünüzü buruşturmayınız lütfen;zira yapacak bir şey yok,işte tüm malzeme bu;ancak beyniniz olmasaydı siz siz olamazdınız,yüzünüzü bile buruşturamazdınız;akıllı olun!

    • Beyniniz Tokat cevizine benzer,kafatasınız da ceviz kabuğu gibi onu korur.Ceviz gibi de 2 bölümden oluşur. Cevizin bölümleri birbirinden farksızdır ama beyniniz biraz farklıdır; beynin sol yanı vücudun sağ,sağ yanı ise sol yanının kontrolünü sağlar. Yani sağı solu belli olmaz.Sol kısım genel olarak konuşma,matematik,belirli düzende yapılan işler ; (ayakkabınızı bağlamak gibi),sağ yan ise resim,görsel hafızadan sorumludur.İkisi arasındaki cevizin arasındaki zara benzeyen nasırsı madde(corpus callosum) ise iki yarı küre arasındaki ilişkiyi sağlar.Yani oda arkadaşınızın masanızın yanına fırlattığı korkunç görünüm ve kokulu çorabı sol yarı küre algılar,sağ yarı küre ile gözünüzde canlandırırsınız,koku mesajı yerine ulaştığı zaman burnunuzu direği sızlar;ama köprü bir süre sonra mesaj yollamayı kesince kokuya alışırsınız.(Size tavsiyemiz beyninizi değil oda arkadaşınızı değiştirin)

    Şimdi biraz daha derinlemesine bakalım:varsayımsal cevizimizi sağ/sol diye değil de yukardan aşağı doğru dilimlersek ne görürüz;en üstte beyin kabuğu(CORTEX) vardır. Beynin doğal olarak gelişimini en son tamamlamış bölgesi,VÜCUDUN KONTROL MERKEZİ işte burasıdır.Bu bölgeyi ise gözlerimizin az üzerinden başlayarak ensemizin dibine dek uzanan yine varsayımsal bir çizgi ile bölümlersek şu bölgeleri görürüz;

    • Frontal Bölge; Gözün üstünden başlayarak tepede genelde erkeklerde saçın dökülmeye başladığı kısma dek uzanır.Bunun alnımıza denk düşen kısmına biz BEYİN ÖN BÖLGESİ deriz.Tepedeki kısım ise vücudun istemli hareketlerini kontrol eden Motor Cortex’dir.

    • Paryetal Bölge;Tepe noktasında başlar ve yine erkeklerde ensenin katmerlendiği kısımda biter.Bunun ucunda ise duyuların işlendiği Sensoriel Cotex bulunur.

    • Temporal Bölge;Şakaklarımız arasında görünmez bir kulaklık hayal edin…

    • Oxipital Bölge:Paryetal bölgenin dibi,beynin dibi,yakışıklı,güzel bir abimizdir.Genelde

    görme işine bakar.

    Tüm bu bölgelerin toplamı BİLİNÇ dediğimiz şeyi oluşturur.

    Ceviz sert olduğu için örneğimizi portakala dönüştürüp devam edersek cortexi yani kabuğu soyarsak ulaşacağımız kısma Orta Beyin deriz.

    Bu ise 6 bölümden oluşur:

    • Talamus;Vücuttan gelen bilgilerin beyne dağıldığı trafo merkezi gibidir.Milivolt düzeydeki elektrik akımı burada doğar.

    • Hipotalamus;Beynin bölümlerinden topladığı emirleri uygulayarak vücudun normal ve uyumlu çalışmasını sağlayan komutana benzer.

    • Hipofiz;Hipotalamusun emireri gibidir.

    • Amigdala;Duygusal tepkilerin bellek deposudur.’’..sen evlendiğimizde sene 1917 ayağıma basıp nasırımı sızlattıydın..’’dedirten kısımdır.

    • Hipokampus;Uzun süreli bellek bilgisi deposudur.’’..ben o gün aslında dejavu yaşıyordum senin değil Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ayağına basıyordum..’’ dedirterek mahfımıza sebep olan kısımdır.

    • Bazal Ganglion;Vücut hareketleri,uyanıklık,öğrenme gibi konularda yardımcı görevlidir.

    Bu altı sistemin toplamına LİMBİK SİSTEM denir.Limbik sistem BİLİNÇALTI denen şeyi şekillendirir. Portakalın merkezi ise beyin sapıdır.Burası en ilkel beyin bölümüdür.Nefes alma,kalp atışı gibi metabolik istem dışı özellikleri düzenler.

    Sınav sırasında bir gün önce derse çalışmamışsak genellikle cortex devreden çıkar beyin sapı devreye girer,nefesimiz kesilir,kalbimiz deli gibi atmaya başlar ve cevapları limbik sistemden sallamaya başlarız’’..ya şundadır ya bunda!’’

    Beynin yapılarını az çok inceledik ama hala temele inemedik;biraz daha derinlemesine bakalım;beyin NÖRON denen sinir hücrelerinden oluşur. (Beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.)Bunlar ise akson,dendrit ve aralarındaki sinaps denen bağlantı noktalarından.Beynin çalışması hücrelerin kendi içindeki elektriksel ve kendi aralarındaki kimyasal iletimle olur.Hücrelerin iç kısmı negatif,dışı pozitif,hücre zarı ise tarafsızdır.Bilgi akson üzerinden elektrik sinyali halinde ilerler,hücreler arası boşlukta kimyasal sinyallere dönüşerek haber kaynağı halini alır.Bu dönüşümü ise NÖROTRANSMİTTER denen maddeler sağlar.İki hücre arasındaki bu maddeler yolu ile bir yüklenme olunca nötr hücre zarında bir değişim olur;hücre pasif halden aktif hale geçer; yani bir aksiyon potansiyeli olur.terimler gözünüzü korkutmasın; adı üstünde EKŞİN! Aksiyon potansiyeli olmaksızın sinir sistemi harekete geçemez. Uyarım gücü olarak bu ekşin şiddeti değişmez ama kimyasal yolda belirli bir birikim ve eşik değeri aşılınca(amino asit depolarizasyonu EPSP)bilgi aktarımı gerçekleşir. Stadlardaki Meksika dalgası gibi ya da kulaktan kulağa oyunu gibi yani…Orta beyindeki Talamusun yaydığı mikrovolt düzeyindeki elektrik akımı böylece bilgilerin dağıtımını sağlar.EEG işte bu saniyedeki ortaya çıkan dalgaların sıklıklarını saptayan bir yöntemdir. Bu dalgaların her birinin sıklıkları ve etki mekanizmaları birbirinden farklıdır;

    • GAMMA 30 Hz’den büyük, BETA (13-30 Hz) , ALPHA (8-12 Hz), THETA (4-8 Hz) VE DELTA (4 Hz’DEN küçük)

    Bu dalgaların tamamı vücudumuzda farklı fonksiyonel işlevlere yol açar Örneğin Beynimiz “etkin” zeka için 13 Hz (yüksek alpha ve düşük beta )kullanır. Sıklıkla, öğrenme güçlüğü ve dikkat problemleri gösteren bireylerde beynin belli bölgelerinde, birbirini izleyen işleri ve matematik hesaplarını yapmaktaki beceriyi etkileyen 13 Hz aktivitede eksiklik görülür

    • Delta (0.1 –3 Hz)

    En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.Amplitude’i en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.

    Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans)elde edilir.

    Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlar..

    • Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.

    Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.

    İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz Fizyolojik ilişki : hareketsiz, hemen harekete geçememe. Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur..

    • Theta (4-8 Hz)

    Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.

    Theta dalgaları odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyku ile uyanıklık arası durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.

    Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıtır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.

    Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.

    Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.

    • Alpha (8-12 Hz)

    Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.

    Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.

    • Beta (12 Hz üstünde)

    Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.

    Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.

    Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”

    Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.

    Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.

    İşte bu temel dalga tipleri beynin özellikle cortex bölümünde ve buradaki bölgelerde farklı duyarlılıklara yol açar.

    • Frontal bölge duyarlılıkları; bu bölge dikkat,sabır,moral motivasyon,zaman yönetimi,yargılama,planlama,dürtü kontrolü,düzenli olma,empati,hatalardan ders çıkarma,self kontrol,kısa süreli hafıza kontrolü,limbik sistemin baskılanarak duygusal değil mantıksal kararlar verilmesinin sağlanması,vücudun düzenli çalışmasını hormonal ve sinirsel yollarla sağlayan HPA(Hipotalamus,Pitutier-hipofiz,Adrenal) yolunun kontrolü gibi temel özellikleri kontrol eder.Genetik rahatsızlıklar,annenin kortizol yüksekliği, annenin kötü yaşam tarzı yani ;alkol-uyuşturucu alışkanlığı,zor doğum,1 yaşına dek anne sütü alamama,ensefalit,menenjit gibi hastalıklar,ateşli havale,besin zehirlenmeleri,kişisel kötü yaşam tarzı,stres ve kafa darbeleri,yaşanan bölgeden yüklenilen zararlı ağır metallerin birikimi bu bölgede duyarlılıklara yol açar.

    • Temporal bölge duyarlılıkları; Bellek,duygusal denge ve sosyalleşme,deneyimlerin ortak merkezidir.Konuşma,görsel bellek bu bölgede yer alır.Unutkanlık,nedensiz panik,okumada öğrenme zorluğu,kuşkulu düşünce,saygısızlık,duygusal dengesizlik,metafiziğe aşırı ilgi,nedensiz baş,mide ağrıları,görmede anormallikler,disleksi,dispraxi,diskakuli gibi bozukluklara yol açar.

    • Paryetal bölge duyarlılıkları; bu bölge duyusal bilgileri işler,dokunma,ağrı,basınç,sıcaklık duyularını şekillendirir,uzaysal konumu,el ve ayakların pozisyonunu,hareket yönlendirilmesini,sağ-sol ayrımını,3 boyutlu kavramayı sağlar.Bozulması halinde pozisyon kaybı,yazma,okuma,sağ-sol ayrımı zorlukları,sayı sayma,problem çözme sıkıntıları baş gösterir.

    • Oksipital bölge duyarlılıkları;renk tanıma,disgrafi gibi rahatsızlıklar baş gösterir.

    Eğer beynimizin kontrol bölgesi olan cortex işini doğru yapıyorsa vücudumuz HOMEOSTAZ=DENGE halindedir. Sorun varsa ALLOSTAZ halindeyizdir.Sorun sürüyorsa OVERLOAD aşırı yüklenme durumu sözkonusudur,önlem alınmazsa sistem çöker,hapı yuttuğunuzun resmidir bile diyemeyiz,zira,artık hapı yutsanız da fayda etmez.Allostaz halini yolu hastaneye düşmüş herkes az çok bilir;’’kan basıncı-tansiyon artmışsa,kalp hızı artmışsa,solunum hızı,kan şekeri,LDL kolesterol,kortizol,adrenalin,noradrenalin artmışsa,DHEA sülfat azalmışsa,HDL kolesterol azalmışsa,barsak hareketleri azalmışsa…’’ HASTASINIZ; beyniniz HPA yolunu kontrol edemiyor demektir.

    • DEHB’de özellikle frontal bölge üzerinde şekillenen bir allostaz halidir.Ancak kimilerince özellikle de ilaç şirketlerince tanımlandığı üzere KLASİK bir HASTALIK durumu değildir.

    3-21 yaş aralığında yani beynin temel gelişim döneminde ortaya çıkar ama sağaltımı yoluna gidilmezse yakanızı ömür boyu bırakmaz.Bazen de şekil değiştirir yani biraz ALIEN&PREDETOR ’filmi tadında bir durum sözkonusudur.

    • Tıpkı kafa darbeleri,inme,epilepsi,fibromiyalji,kronik yorgunluk gibi sendromlarda olduğu gibi DEHB vakalarının çoğunda TETA ve YAVAŞ ALFA etkinliğinde belirgin artış vardır.

    • Güncel ve geleneksel sağaltım metodları ağırlıklı olarak ilaç şirketlerinin manipülasyonu sonucu beynin kimyasal yani transmitter maddeler üzerinden çalışmasına etki etmek üzerine inşa edilmişlerdir.Örneğin depresyon tedavisinde bir nörotransmitter olan SEROTONİN azalması nedeni ile hücrelerarası elektriksel iletim de azalıyor.Serotoninin yeğane kaynağı beynin destek hücreleridir.;besinlerle serotonin alamayız.Proteinli yiyecekler beyin kontrolünde serotonine dönüştürülür.Depresyon tedavisinde(!)kullanılan ilaçlar serotoninin zayıf bölgelerde daha fazla kalmasını ((salınımının gecikmesini) sağlayarak etkinliğini artırmayı amaçlar.İYİ FİKİR! Yani amaç vücuttaki serotoninin miktarına dokunmadan,az olan serotoninin daha etkili olmasını sağlamak; BALLI BÖREK!Ama işte burada o pis kokulu beyin,beyinliğini ortaya koyuyor;normal ve doğal proteinXserotonin üretimini durdurarak az bir serotoninle normal olduğunu fark ediyor ve serotonin yapımını durduruyor.Peki ilaç şirketi bu durumda ne öneriyor?DOZU ARTIRMAK! Çünki işi yanlış bir noktadan ele almış durumdalar;hücre içi iletimi önceleyerek bunun ardından hücrelerarası iletimi düzenlemek gerekirken temeli çürük bırakarak 4-5.katı inşaya çalışmak…ASIL SAĞALTIM YÖNTEMİ ŞU OLMALIDIR;

    • HÜCRE İÇİ ELEKTRİK AKIMININ DÜZENLENMESİ; YANİ NEUROFEEDBACK YOLU İLE

    BEYİN HÜCRELERİNİN DAHA ÇOK NÖROTRANSMİTTER ÜRETMESİNİ SAĞLAMAK,

    DOĞAL BESLENME –YAŞAM TARZI-DESTEK BİTKİSEL TAKVİYELER,GEREKTİĞİ ORANDA İSE VÜCUDA EN AZ ZARAR VERECEK İLAÇLARLA BU SÜRECİN DESTEKLENMESİ

    • Peki de neurofeedback nasıl işlemektedir;

    İnsanlar makinalarla iletişim kurmak için çeşitli araçlardan faydalanır: Klavyeler, fareler, “joystick”ler, kameralar, mikrofonlar. vs. Tüm bu komut verme araçları kullanıcının beyninin kas sistemini kontrol etmesi sayesinde işlev kazanırlar.Ancak bazı hallerde bu iletişim mümkün olmamaktadır. Örneğin motor nöron hastalıklarından biri olan amiyotrofik lateral sklerozis (ALS) , beyin kökü travması, beyin ya da omurilik yaralanması, serebral palsi, kas distrofileri ve çoklu skleroz gibi nöron hastalıkları insanların istemli hareketlerini engellemektedir .Sadece ALS’den ABD ‘de 30.000 dünyada 2.000.000’a yakın hasta etkilenmektedir. Her yıl ise 5.000 civarı hasta kayda alınmaktadır.(STEPHAN HAWKING,KOÇ HOLDING YÖN.KR.BŞK.VEKİLİ SUNA KIRAÇ,FENERBEHÇELİ FUTBOLCU SEDAT BALKANLI ÜNLÜ HASTALARDANDIR)

    • ALS hastalığı sadece motor nöronları etkiler; hastanın bilişsel işlevlerine bir zarar vermez. Hafıza, zekâ ve kişilik korunur. Hastalar görebilir, duyabilir, koklayabilir ve dokunsal uyaranları yorumlayabilirler . Eğer hastanın beynindeki sinirsel etkinliği doğrudan yorumlayabilecek bir teknoloji geliştirilebilirse hastanın çevresindeki araçlarla ve insanlarla iletişim kurması mümkün olabilir. Yani burada asıl amaç doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmektir.BEYİN BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ (BBA) denen bu kontrol mekanizması temelde makine X insan etkileşiminde güçlendirici bir teknoloji olarak düşünülebilir. Normalde insanlar uyanıkken ve belli bir şey yapmıyorken de beyinleri α EEG sinyalleri yayar. Bu dalgalar 8-12 Hz frekans aralığındadır. μ ritmleri aynı aralıkta olup α dalgalarındaki ufak tefek değişiklikler şeklinde kendilerini gösterirler. Buradaki önemli nokta şudur: μ ritmleri, kişi hafifçe somatosensöryel veya motor korteksini hareketlendirecek şekilde bir şeye konsantre olduğunda ortaya çıkan “α dalgalarıdır”. β ritmleri ise 18-25 Hz aralığındadır ve bunlar da istemli hareket ve etkin odaklanma ile bağlantılıdır. Yapılan çalışmalarda insanların 8-12 Hz aralığındaki μ ritmlerini ve 18-25 Hz aralığındaki β ritmlerini kontrol edebildikleri ve böylece ekrandaki bir imleci istedikleri gibi hareket ettirebildikleri görülmüştür .Gerçek ve hayal edilen hareketleri kıyaslayarak ve temel bileşen çözümlemesi (PCA – Principle Component Analysis) kullanarak bu ritmler çözümlenmiş ve hem gerçek hareketlerin hem de hayal edilen hareketlerin μ ve β ritm desenkronizasyonları ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir .

    • BBA’yı mümkün kılan, beynin ürettiği sinyalleri kaydedip bunları örüntü çözümleme ve sınıflandırmasına tabi tutabilme yeteneğimizdir.

    • ALS araştırmacılarını yönlendiren düşüncelerden biri doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmekse bunu izleyen yeni bir düşünce de yine bu ara katmanları ortadan kaldırarak beyne bilgisayarlar üzerinden güçlendirilerek verilen FEEDBACK uyarı yolu ile beynin SİNİR AGI MODELLERİNİN GÜNCELLENMESİ yani beynin çalışmasının regüle edilmesidir. Buna NEURO-BİO FEEDBACK denir.

    • İnsan ve diğer canlılar çevreye uyum için biyolojik olarak bazı temel mekanizmalara sahiptir. Otomatik olarak nefes alıp verir. Kan şekeri düştüğünde otomatik olarak kana şeker salgılanır. Bu otomatik uyum sürecine yukarda da dediğimiz gibi homeostatik mekanizma adı verilir. Bu mekanizmanın işlevi insanda fizyolojik dengeyi sürdürmektedir. Ayrıca insanın doğuştan getirdiği refleksler yaşamı sürdürmeyi yani kalımı sağlamaktadır. Ancak hemostatik mekanizma ve refleksler tüm gereksinimleri karşılamada ve her koşulda çevreye uyum sağlamada yetersiz kalmaktadır.

    Öğrenme insan yeteneklerinde büyüme sürecinin bir sonucu olmayan sürekli bir değişmedir. Öğrenme, bir ürün (öğrenilen şey) ortaya koyan süreçtir. İnsanlar hayatlarının başlangıcından itibaren sürekli olarak bir şeyler öğrenir. Bilişsel bilgi dünyası zamanla daha karmaşık hale gelir ve daha dinamik bir görünüm kazanır.

    • Organizma yaşamını devam ettirebilmek için çevreye uyum sağlamada etkin olmak ve değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek durumundadır. Çevresindeki hangi öğelerin kalımı için olumlu, hangilerinin yaşamını engelleyici, hangi öğelerin de nötr olduğunu öğrenmek zorundadır. Bu bilişsel öğrenmelerde fizyolojik dengenin korunmasına yardımcı olarak bütüncül bir gelişim için gerekli ortamı sağlar. Bu şekilde öğrenmenin hem fizyolojik hem de sosyal yönlerinin birlikte bütüncül olarak kullanılmasının, öğrenmenin insanın hayatta kalmasında oynadığı gerekli rolü ortaya koyması bakımından önemlidir. Benzer bir durum insanın bilişsel gelişimi içinde geçerlidir. “Bilgiyi İşleme Teorisi”ne göre bireyin belleğinde bir bilginin depolanabilmesi için dikkat, algı ve kodlama gibi bir takım süreçlerden geçmesi gerekmektedir.

    • Bu kurama göre insanda üç tür bellek bulunmaktadır. Bunlar (1) Duyusal Kayıt, (2) Kısa Süreli Bellek ve (3) Uzun Süreli Bellektir. Bir bilgisayarın işlem süreci incelendiğinde de RAM (Random Access Memory / Rasgele Erişilebilir Bellek), CPU (Central Processing Unit / Merkezi İşlem Birimi), ve Harddisk (Sabit Disk) gibi donanımların insan bilişsel sitemine benzer bir yapıda organize edildikleri görülmektedir.

    Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili bu farklı tanımlar nedeni ile zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

    • Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır.

    Beyin iki şekilde düşünür ;

    1. Hızlı,otomatik, bilinç dışı 2.Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu…

    Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri sonucu bulduğu’’Tahmin Nöronları’’ ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktadır.

    • Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

    • BİO-NEUROFEEDBACK bazı nöronların tahmin nöronlarına dönüşümünün sağlanması yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.

    Neurofeedback sistemleri μ ve β ritmleri üzerinden işler. 1961’de deneysel bir psikolog olan Neal Miller otonom sinir sistemi tepkilerinin (örneğin kalp atışı, tansiyon, gastrointestinal faaliyetler, bölgesel kan akışı) istemli olarak kontrol altında tutulabileceğini öne sürmüştür.Miller’ın çalışması diğer araştırmacılar tarafından genişletilmiştir. Bu dönemden sonra, 1970’lerde UCLA’dan bir araştırmacı Dr. Barry Sterman tarafından yapılan bir araştırma deney hayvanlarının beyin dalgalarını kontrol etmek üzere eğitilebildiklerini ortaya koymuştu. Sterman sonraları araştırma tekniklerini epilepsi hastaları üzerinde uygulamış ve biofeedback tekniklerini kullanarak hastaların nöbetlerini yüzde 60 oranında azaltmıştı.

    • Sterman’dan roketlerde,uzay mekiklerinde kullanılan hydrazin denen yakıtın epilepsi nöbetlerini neden tetiklediğini araştırması NASA tarafından istendi, o da kediler üzerindeki denemelerinde SMR dalgaları artırılan kedilerde nöbetlerin kesildiğini saptadı…Epilepsi hastalığı olan insanlara bu dalgalarını arttırmaları öğretildi ve bunlarda da nöbetlerin azaldığı görüldü.Yapılan deneylerde şöyle bir gözlem daha elde edildi: Epilepsiyle birlikte aynı zamanda hiperaktivite ve huzursuzluk gösteren vakalarda da , SMR dalgası arttırıldığı takdirde bu semptomlar da azalmaktaydı.

    • Bu konuda ilk bilimsel makale 1972 yılında basıldı.Bu makale, 23 yaşında,7 senedir genel tonik-klonik epilepsi nöbeti bir bayana aitti. Ailede epilepsi vakası yoktu ,EEG de ise hiperventilasyona bağlı olarak 5-7 hz yavaşlığında dalga aktivitesi saptadı . Ayrıca bu hastanın her ay iki büyük nöbet geçirdiği tespit edildi.

    • Üç ay boyunca haftada iki kere neurofeedback eğitimiyle SMR dalgasının arttırılması sonucu nöbetlerinin kesildiği görüldü. Bu hasta tedavisinin sonunda artık ilaç kullanmıyordu ve nöbetleri kesilmişti.O dönemden beri NEUROFEEDBACK başarı ile bir çok rahatsızlıkta kullanılmaktadır.

    • Neurofeedback dünyada beyinde yaşanan birçok problemde modern tıp ve sağaltım metodları ile çelişmeden kullanılınabilinir.. Bunlar :

    Her yaştaki Dikkat ve Hafıza sorunları

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Genel Öğrenme Bozukluğu, Okul Başarısızlığı

    Tik Hastalığı, Stres,Çocuklarda Diş Gıcırdatması

    Epilepsi(Sar’a) özellikle de Tıbbi tedavi ile kontrol edilemeyen epilepside

    Migren/ Stres Baş Ağrıları, Kronik yorgunluk hastalığı

    Depresyon/Manik Depresyon,Anksiyete (Sıkıntı Hastalığı), Panik Atak, Obsesyon (Takıntı)

  • Damar tıkanması, daralması, büzüşmesi ve beyinde baloncuk ve beyin sapı kanaması, beyin sapı tümörü nedir ve bitkisel hayat ne demektir; evde bakım sistemlerine nasıl ulaşılır?

    Beyin damarlarındaki daralmalar, tıkanmalar veya büzüşmeler sonucunda ortaya çıkan hastalıklar maalesef beyin ve sinir cerrahi hocalarının ameliyatla düzeltebildiği durumlar değildir. Vücudun başka yerlerinde, hatta boyunda bile bu tip hastalıklar ameliyatla düzeltilebilmekte iken; henüz beyin damarlarında benzer ameliyatlar yapılamamaktadır. Bu hastalar nöroloji hocaları tarafından ve ilaçlarla tedavi edilmekte, ardından hastanın rehabilitasyonuna ise fizik tedavi hocaları katkıda bulunmaktadır.

    Beyinde baloncuk aslında doktorların anevrizma veya malformasyon dedikleri çok tehlikeli durumlardır. Kastedilen, beyin damarlarının üzerinde yer alan bir takım baloncuklar. Bu baloncukların duvarları, normal damara göre çok daha zayıf olduğu için; her an kanayabiliyorlar. Ani bir ıkınma veya hapşırma ile karın içindeki basıncın artması veya tansiyondaki ani bir yükselme bu riski arttırmaktadır. Yani bu hastalar adeta kafalarının içinde pimi çekilmiş bir el bombası ile dolaşmaktalar. Beyninde baloncuk yani anevrizma veya malformasyon olan hastaların beyin cerrahlarının önerilerine uyması şart. Bu tedavi önerisi kimi zaman ameliyat olabileceği gibi, kimi zaman da anjio ile uygulanan tıkama yöntemleri olabilir.

    Beyin ile omuriliğin birbirine bağlandığı bölüm olan beyin sapı, sinir sisteminin tam ense kökümüze gelen kısmı oluyor. Buradan kol ve bacaklarımıza giden tüm sinirler geçtiği gibi; aynı bölümde nefes alıp vermemizi, kalbimizin atmasını sağlayan çok hayati merkezler de var. İşte böyle karmaşık bir bölgede olan kanamaların veya buraya yerleşmiş olan tümörlerin ne denli büyük risk taşıyacağı ortada iken; buralarda yapılacak ameliyatların, mutlaka çok deneyimli ellerde ve gelişmiş merkezlerde yapılması gerektiğini söylemeye bile gerek yok….

    Koma adını verdiğimiz tabloda ise hastanın bilinci kapalıdır. Ancak bu bilinç kapalılığının da dereceleri vardır. İşte bu derecelerden biri olan bitkisel yaşamda, adından da anlaşılabileceği gibi; hastanın bir bitkiden farkı yoktur. Belki gözleri açıktır ama gözlerini istemli olarak hareket ettiremez, hiç ses çıkaramaz ve verilen hiçbir emre uyamaz.Tabii ki bu durumdaki bir koma hastasının aylarca hayatta tutulması çok zordur. Ancak bunu başarabilen çağdaş yoğun bakım merkezleri ve de deneyimli yoğun bakım hocaları artık ülkemizde de var. Burada vermek istediğim mesaj, çok sınırlı bir hasta grubunda da olsa; bazen hastaları bitkisel hayattan çıkarabilmenin, tabiri caizse uyandırmanın deneysel bir yolu olduğudur.

    “Artık hastanız için bizim hastanemizde yapacak bir şey kalmadı, tedavisini bundan sonra evde sürdüreceksiniz” sözünü duyduğunuz zaman nasıl paniğe kapıldığınızı biliyorum. “Ben yoğun bakımda verilen tıbbi hizmeti evde nasıl karşılayacağım?” diye, en çok ta sevdiğiniz insanın sağlığı için endişelenmekte çok haklısınız. Ancak unutmayın ki, çoğu büyük şehrimizde artık bu hizmeti kimi zaman sosyal güvenlik kurumları aracılığı ile, kimi zaman da özel kuruluşlardan alabiliyorsunuz. Hatta hastanıza yoğun bakımdaki hizmetin hemen hemen aynısının verilmesi yanı sıra, rehabilitasyon hizmeti de verilebiliyor; yani hastanızın tekrar eski normal yaşantısına döndürülmesine yönelik olarak evde tedavi veren kurumlar da var. Ayrıca evde, siz bu bakımı sürdürmeye çalışırken; evinize gelen hekim ve yardımcı sağlık personeli ile söz konusu bakımı daha kaliteli ve daha bilinçli bir halde vermenize yardımcı olan kuruluşların varlığını da aklınızdan çıkarmayın.

  • Beyin fıtığı, mega sisterna magna ve araknoid kist nedir?

    Beyin kapalı bir kutu içinde yerleşmiştir ve beynin bölümleri sağlam zar yapılar tarafından birbirinden ayrılmış durumdadır. Beyin ödemi olduğunda, yani beyin şiştiğinde beynin bazı kısımları fıtıklaşabilir. Beyin, bu kapalı kutunun en alt kısmındaki delikten çıkmaya kalkar, yani beyin sapı fıtığı olur. Ya da beynin bir bölümü şiştiği zaman bu bölümü sınırlayan kalın zarların altından çıkmaya, yani fıtıklaşmaya çalışır ve orta beyin fıtığı olur. Beyin fıtığının kendine özgü belirtileri ortaya çıktığı zaman, hastanın yaşamını kurtarmak için beyin cerrahları kimi zaman dekompresyon ameliyatı yaparlar; yani kafatasının bir bölümünü çıkarıp şişen beyine yer açmaya çalışırlar.

    Sisterna magna ise, hepimizin beyninde bulunan içi su dolu aralıklardan birinin adıdır. Bu aralıklarda beyin omurilik sıvısı yani BOS dolaşmaktadır. Mega sisterna magna tabiri, bu aralıklardan birinin normalden daha geniş olması haline verilen isimdir. Sonuçta bu bir hastalık veya risk oluşturan durum değildir. Sadece kişisel bir farklılıktır. Yani benim burnumun daha büyük, abimin çenesinin daha sivri olması gibi basit bir farklılık. Bu tip ifadelerin tetkik sonuçlarında yer alması ise bu raporları yazan uzmanların, gördükleri tüm farklılıkları bildirmek zorunda olmasından kaynaklanır.

    Araknoid kelimesi de beyni saran zarlardan birinin adıdır ve bu zarın lifleri arasında beyin omurilik sıvısı yani BOS dolanır. İşte bu sıvının dolanımı herhangi bir nedenle engellendiğinde o bölgede sıvıda bir göllenme, tıbbi adı ile bir kist oluşur. Nitekim beyin görüntüleme tetkiklerinde en sık rapor edilen durum, işte bu araknoid kistlerdir. Bu kistler bir tümör veya kötü huylu bir yapı değildir. Çoğu zaman bebeklikten beri orada duruyordur ve ileride de bir sorun çıkarmayacaktır. Ancak nadiren de olsa büyüdüklerinde ameliyat edilmeleri gerekebilir, bu yüzden de aralıklı yapılan tetkiklerle takip edilirler. Kimi zaman da, bir takım tümörlerden ayırt edilebilmeleri için daha detaylı tetkikler yapılması gerekebilir.

  • Bel fıtığı tedavisi sonucu ve nüks (tekrarlama) ihtimali

    Bel Fıtığı Tedavisi Sonucu

    Günümüzde uygun ve yeterli bir teknikle tecrübeli doktorlar tarafından ameliyat edilen hastalarda başarı oranı % 94 civarındadır. Doğru hasta, doğru zamanda, doğru teknikle, doğru ekip tarafından, doğru aletler kullanılarak ameliyat edilirse başarı şansı yükselmektedir. Bütün bunlara rağmen risk hâlâ sıfırlanabilmiş değildir. Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin dokuların iltihabı, yapışıklıklar, epidural nedbe dokusu teşekkülü, dura mater denilen kalın zarın zedelenmesi gibi nispeten basit komplikasyonların yanı sıra sinir elemanlarının, komşu yapıların, iç organların, büyük damarların zarar görmesi gibi önemli komplikasyonlar ve diğer birtakım istenmeyen olaylar dünyanın tıpta en ileri düzeydeki merkezlerinde bile görülebilmektedir.

    Bel Fıtığı Nüks İhtimali

    Bel fıtığı hastalarında nüks olayına zaman zaman rastlanır. Ameliyat gerekmeyen ve konservatif tedaviyle iyileşen hastalarda da bel fıtığı kolayca nüksedebilir. Bugüne kadar yapılmış araştırmalarda bel fıtığı ameliyatı sonrası nüks oranı %5-11 arasında değişmektedir ve bu oran tüm cerrahi yöntemlerde benzerdir.

    Aynı mesafede ameliyat edilen tarafın karşı tarafında veya bir diğer mesafede olan bel fıtığı nüks demek değildir. Bu yeni bir bel fıtığı demektir ve nüks olarak adlandırılmamalıdır. Çünkü belde bulunan fıtıklaşmış bir disk boşaltıldığı zaman geride daha dört adet sağlam disk kalmakta ve görevlerini sürdürmektedirler. Bunların zamanla dejenere olması ve yeni bir bel fıtığının ortaya çıkması sıradan bir durumdur.

    Nüks şüphesiyle gelen vakaların değerlendirilmesi çok önemlidir. Çünkü atılacak her yanlış adım bir başka adımı davet eder. Onun için iyice araştırdıktan ve düşündükten sonra karar vermek gerekir. Hastada nüks bel fıtığı düşünülüyorsa kontrast madde verilerek yapılan manyetik rezonans(MR) tetkiki çok değerlidir. Nüks için mutlaka ağır bir yük kaldırmak da gerekmez. Bazen öksürmekle bile hastalık ortaya çıkabilir. Nüksün engellenmesi için hastanın ameliyat sonrası yaşamına özen göstermesi ve ameliyat sonrası önerilere tam anlamıyla uyması gerekir.