Etiket: Zaman

  • Depresyonda mıyım?

    Depresyonda mıyım?

    DEPRESYON

    İstemediğiniz bir ruh haline hepimiz zaman zaman gireriz bu son derece normal. Sorun şurada başlıyor bu ruh halinden çıkmak istediğimiz zaman çıkamıyor hatta bir ruh halinden diğerine sürükleniyoruz ve bu durumda ne kendimize ne de başkasına hayrımız dokunmuyorsa “Depresyon”da olduğunuzdan şüphelenebilirsiniz.

    Depresyon Yaşı

    Depresyon her yaşta görülebilir. Psikiyatrik hastalıklarda en sık konulan tanı Depresyon’dur. Uzun sürmesi halinde bir hastalık olarak kabul edilebilir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazladır bunlardan Majör Depresyon nöbetlerle gelir ve tamamen iyileşme olduktan sonra tekrar gelebilir.

    Depresyondaki bir kişinin en sık yakınmaları;

    Derin üzüntü, umutsuzluk, karamsarlık, hayattan zevk almama, keyif aldığı şeylerden uzaklaşma hali ve zihinsel dağınıklık olabilir. Depresyondaki kişilerden duyduğum en yaygın cümleler;

    Kendimi tanıyamıyorum. İçimde atamadığım birşeyler var, hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Sürekli yorgunum ve uyumak istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum. Kimseye faydam yok. Yaşamın benim için bir anlamı kalmadı. Aşırı unutkan oldum. Dikkatimi toplayamıyorum..”

    Depresyona Girdiğimi Anlayabilir Miyim?

    Kendi kendinize soracağınız birkaç soru bu konuda bir fikir verebilir. Bu konuda hazırlanmış “Depresyon Tanı Ölçüleri”nden yararlanabiliriz. Aşağıdaki sorulardan 5 tanesine “Evet” diyorsanız. Depresyonda olduğunuzdan şüphelenmekte haklısınız.

    • Yaşamdan eskisi kadar keyif almıyorum, hiçbir şey mutlu etmiyor.

    • Karamsarlık, ümitsizlik, kötümser düşünceler baskın.

    • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.

    • Uyku düzenim bozuldu.

    • Çok yiyorum (veya aşırı iştahsızım)

    • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, mideme kramplar giriyor.

    • Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.

    • Dikkatim dağınık, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.

    • Bu yaşamda işim kalmadığını düşünüyorum ve zaman zaman intihar etmek istiyorum.

    Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişiklikler olur.

    Yardım Almalı Mıyım?

    Depresyondaki pek çok insan yardım alma fikrine de sıcak bakmaz. Yalnızlaşmak isterken aslında sevdiklerinden de uzaklaştığının farkında değildir. Başta kendi durumunu yadırgarken zamanla bu duruma alışıp insanları yadırgamaya başlar. Hepimiz belli dönemlerde depresyona girebiliriz. Sorun depresyona girdiğinizde başlamaz çıkmak istediğiniz ve haftalar geçmesine rağmen çıkamadığınızda sorun olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Sigarayı ve Alkol-Madde Bağımlılığı

    Sigarayı ve Alkol-Madde Bağımlılığı

    Sigarayı ve Alkol-madde bağımlılığından kolayca kolayca kurtulmak için…
    Biorezonans kısaca maddelerin çevresine yaydığı frekansları kullanılarak vücudun o maddeye karşı enerjetik bir yolla uyarılması işlemidir. Quitt terapisi ise Almanya kökenli olup biorezonans teknolojisinin bağımlılıklar ve kilo vermeye odaklı özel şeklidir. Bu işlemi aşılamaya da benzetmek mümkün olabilir. Amaç alerjen ya da bağımlılık yapan maddeye karşı vücutta bir “silkelenme” ve “temizlenme” hali yaratabilmektir. Biorezonans tekniği birbirinin ayna görüntüsü iki frekansın birbirini yok edeceği bilgisinden yola çıkar. İçilen sigaradan alınan frekans (elektromanyetik yayılım), elektronik olarak ters çevrilerek (ayna görüntüsü olarak) çok küçük elektromanyetik sinyaller şeklinde vücuda verilir. Yapılan işlem vücuda düşük frekanslarda (radyo sinyalleri gibi) yayın yapmak gibidir. Bağımlılık yaratan maddeden alınan frekans paterninin ayna görüntüsünün vücuda verilmesi ve iki ters frekans paterninin birbirini ortadan kaldıracağı bilgisi…
    Yani kısaca Quitt biorezonans seansı bağımlılık yapan madenin çevresine yaydığı frekansların vücuttan silinmesi işlemidir. Bunun için 40 ya da 50 dakikalık tek seans genellikle yeterli olmaktadır.. İşlem sırasında kişi sakinleşme-rahatlama dışında bir şey hissetmez Sigara ve ilgili maddeyi bırakma konusunda yaptığımız terapilerin bir seansı çoğu zaman yeterlidir. İkinci seans ya da destek seansı ancak sigara isteğinin devam ettiği ya da ruhsal durumun desteklenmesi gerektiği zamanlarda kullanılır. İlk 48 saat vücudun yeni enerjetik duruma adaptasyonu için gerekli süredir ve kişinin sigara isteğine karşı az ya da çok direnmesi gereken zamandır. Bu sırada şiddetli bir sigara isteğinin olması beklenmez ancak yine de ilk 48 saat en riskli zamandır. 48 saat bitiminde sigara isteğinin artık sadece bazı zamanlarda ve sadece hafifçe gelmesi beklenir. 48 saat geçtiği halde, sadece zaman zaman da olsa; Net, keskin bir sigara içme isteği duyuyorsanız size destek seansı kesinlikle önerilir.

  • Takıntı hastalığı (Obsesif Kompulsif Bozukluk )

    Takıntı hastalığı (Obsesif Kompulsif Bozukluk )

    Hepimizin stresli dönemlerde zaman zaman yaşadığı takıntılı (ısrarcı, saçma ve tekrarlayan) düşünceler, hayatımızı , okulumuzu, işimizi, ilişikilerimizi etkiliyorsa bu duruma takıntı hastalığı diyoruz (obsesif-kompulsif bozukluk).

    Eve yada kişiye mikrop, sperm vb. bulaşması, ocağın, kilitlerin açık bırakılması, simetri, sayı, küfür edermiyim?, sarkıntılık edermiyim?, cinsel bölgelere bakarmıyım ? çocuğuma ya da sevdiklerime zarar verirmiyim? gibi, kişiye saçma, yabancı gelen düşünceler ısrarcı bir biçimde gelirler. Kişi bu takıntılardan kurtulmak için aşırı temizlik, belli bir harften kaçınma, sayma, dokunma benzeri kompulsyonlarla meşgul olmaya başlar.

    Genel bilgileri her yerde detaylı bir biçimde bulabilirsiniz ancak ben daha çok tedavi ile ilgili size farklı bilgiler sunmak istiyorum.

    Gestalt terapisi ve takıntı hastalığının tedavisi:

    Öncelikle ilaç tedavileri ya da bazı klasikleşmiş terapi biçimlerinin etkisinin az ve çoğunlukla geçici olduğunu vurgulamalıyım. Ayrıca aşağıda vereceğim bilgilerin bazı ağır vakalarda ya da farkındalığı çok düşük hastalarımızda zaman zaman beklediğimizden az etki gösterebileceğini de vurgulamalıyım.

    Tedavide vurgulamak istediğim en önemli nokta aslında bu takıntıların bir sonuç ya da savunma olduğunu farkedebilmek. Yani terapide amaç ; sivrisineklerle mücadele etmek değil bataklığı kurutmak olmalı. Yani kişinin kişilik yapısı, temas edemediği kutupları ve çocukluk döneminde ona yüklenmiş olanları bulmak veçalışmak. Örneğin birine karşı hissedilen öfkeyi ifade etmek ya da hayatını bu duruma göre ayarlamak yerine sürekli el yıkamak. Ya da kişiye aşırı yüklenmiş kontrol ve sorumluk duygularından bunalmış birinin daha sorumsuz ya da kontrolsüz yaşayabilmeyi ve bu durumdan suçluluk hissetmemeyi öğrenmesi yerine kontol takıntılarıyla uğraşması gibi.

    Yani kişi hayatı, kavramları, yargılayıp kutuplu bir dünyada yaşamaya zorlandığında, zaman zaman karşı kutbu ihtiyacına göre kullanamadığında takıntı hastalığına yakalanabilir. Uygun bir terapi ortamında bu konular çalışıldığında kişi 1-2 seansta bile hızla rahatlayıp, edindiği bu yeni bakış açısı sayesinde takıntılarından kurtulmaya başlar.

    Bu terapi yöntemine ek olarak bilişsel davranışçı terapi yöntemi prensiplerinden de faydalanılabilinir.

    Uygun vakalarda zaman zaman ilaç kullanımı tedaviye eklenebilmektedir.

  • PANİK BOZUKLUK

    PANİK BOZUKLUK

    Temel özelliği, aniden ortaya çıkan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir.

    Hastalarımızın çoğu zaman “kriz” adını verdiği bu nöbetlere biz PANİK ATAĞI diyoruz.

    Panik Atağı, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve 10 dakika içinde şiddeti en yoğun düzeye çıkar; çoğu zaman 10-30 dakika (seyrek olarak da 1 saate kadar) devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.

    PANİK ATAĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,

    Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması

    Terleme,

    Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma,

    Soluğun kesilmesi

    Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma

    Uyuşma ya da karıncalanma

    Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,

    Bulantı ya da karın ağrısı

    Titreme ya da sarsılma

    Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme

    Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu

    Ölüm korkusu

    Bir Panik Atağında bu belirtilerden en az 4 ya da daha fazlası bulunur.

    Dörtten daha az belirtinin görüldüğü ataklara ise kısmi belirtili panik atağı adı verilir.

    PANİK BOZUKLUĞU NEDİR?

    Panik Bozukluğu,

    Tekrarlayıcı beklenmedik Panik Atakları ile

    Ataklar arasındaki zamanlarda başka Panik Ataklarının daha olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma, beklenti kaygısı da diyebiliriz.

    • Panik Ataklarının “kalp krizi geçirip ölme”, “kontrolünü yitirip çıldırma” ya da “felç geçirme” gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla, sürekli üzüntü duyma ya da buna vakit ayırma. Sanki hayatta başka bir şey yok gibi.

    Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak (işe gitmeme, spor, ev işi yapmama, bazı yiyecek ya da içecekleri yiyip içmeme, yanında ilaç, su, alkol, çeşitli yiyecekler taşıma, hastanenin etrafında veya otoparkında yaşama gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü bir psikolojik buhran halidir.

    PANİK BOZUKLUĞU NASIL OLUŞUR?

    Öncelikle panik bozukluğu olan insanlarda hep aynı tarz kişilik özellikleri vardır.

    İçe dönük, insanlara hayır diyemeyen, zor ailelerin evlatları olan, kendinden daha çok başkalarını düşünen, yeterince bencil olamayan, önce can, sonra canan diyemeyen, geleceği gereğinden fazla abartarak bu günü yaşayamayan, insanlara içini açamayan ama hep dinleyen ve suçluluk duyguları yoğun olan bir kişilik tarzları vardır.

    Hiçbir neden yokken, birdenbire başlayan göğüs ağrısı, göğüste sıkışma, çarpıntı, nefes alamama, terleme, titreme, üşüme ya da ürperme, bazen de bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik; düşecek ya da bayılacakmış gibi olma, uyuşma ya da karıncalanma gibi belirtiler, kişiyi dehşet içinde bırakır.

    O an “kalp krizi” geçirdiğini ya da felç geçirmekte olduğunu zannederek yoğun bir “ölüm korkusu” ya da “felç olma korkusu” yaşar.

    Bazen de başında bir tuhaflık, sersemlik, kendisini ya da çevresini bir garip ya da değişik hissetme gibi duyguların ortaya çıkmasıyla, “kontrolünü kaybetmeye” ya da “çıldırmaya başladığını” düşünür.

    Büyük bir korku ve endişe ile yakınları tarafından en yakın doktor ya da acil servise götürülür. Orada yapılan bir çok muayene, çekilen film, EKG, BT ve diğer incelemelerde hiçbir şey bulunmaz. Hastanın nesi olduğu sorulduğunda doktorlar “hiçbir şeyi yok” ya da “stresten olmuş” derler.

    Tedavi;

    Panik bozukluk, hekimler tarafından iyi bilinen ve çok sık görülen bir rahatsızlıktır. İlaç ve psikoterapi ile tedavi olur.

    Sadece ilaçla tedavi yeterli olmayabilir, çünkü hastalığı ortaya çıkaran bir hikaye vardır ve kişi neden hasta olduğunu anladıktan sonra panik atakları üzerinde kontrol sağlayabilir.

    Kaygı, sıkıntı çok zor duygular olup kişiyi çaresiz bırakır.

    Burada önemli olan kaygıya neden olan çatışmanın kaynağını bulup, bunu tamir edip, böylece hayata farklı bir donanımla bakarak, yani hayatı yaşama tarzımızı değiştirip, hayatımıza devam etmektir.

    Yani bu hastalığı tedavi etmek için önce kişilik organizasyonumuzu değiştirmemiz gerekir.
     

    Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe, hasta, ataklar arasındaki dönemde; gergin, huzursuz ve endişeli bir şekilde her an yeni bir Panik atağının geleceğini beklemeye başlar.

    Bu endişeli bekleyişe “beklenti anksiyetesi” adı verilir. Atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve yerlerde gelmesi bu kaygıyı daha çok artırır.

    Toplum içinde herhangi 100 kişinin yaklaşık 3-4’ü bu hastalığı ya daha önce geçirmişlerdir ya da halen bu hastalığı yaşamaktadırlar. Genellikle ilk kez 20-35 yaşları arasında başlar. 

  • İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    Artık yüzde ondan fazla Türk ilişkilerini uzak mesafeden yürütmektedirler. Her geçen 

    gün daha fazla çift, çalışma koşulları nedeniyle ayrı yaşamak ve ilişkilerini ayrı 

    şehirlerde yürütmek zorunda kalıyor. Bazen mesafeler fazla uzak olmamakta, bazen 

    de çiftler birbirini görebilmek için uçak yolculuğu yapmak zorunda kalmaktadırlar. 

    Ve birçok kişi uzak mesafeden bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceğini merak 

    etmektedir. Uzmanlara göre sağlıklı bir uzun mesafe ilişkisi için gerekli olan en 

    önemli şey “istek. Uzaktan sevmek iki taraf için de kolay olmuyor ve ihtiyaçları 

    doyurmuyor. Buna rağmen böyle bir ilişki yürürmü???

    Evet, böyle bir ilişki yürüyebilir.

    Bu tür bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceği birçok faktöre bağlıdır. Bu ilişki zaten en 

    başından itibaren uzak mesafeden mi başladı? Yani –birinin İzmir’de diğerinin ise 

    Antalya’da yaşadığı- bu çift birbirleriyle internette mi tanıştılar? Yada çiftler, belki de 

    uzun yıllardır, mutlu bir ilişki yaşamaktadırlar ve eşlerden biri aniden iş nedeniyle 

    uzağa gitmek zorunda mı?  

    İkinci durumun daha zor olduğu bir gerçektir, zira çiftler arasında aniden ortaya çıkan 

    mesafeye önce bir alışmak lazımdır. Fakat yapılan güncel bir ankete göre on hayat 

    arkadaşından dokuzu şahsi özgürlüklerinin kıymetini bilmektedirler ve bu da 

    sevindirici bir sonuçtur. İnsan bütün gün kumsalda uzanmak yada maç izlemek yada 

    durmadan fazla mesai yapmak ister- neden olmasın, ne de olsa ilişkinin bu 

    konseptinden dolayı yeterli zaman var ve tekrar birlikte geçirilecek zamana kadar bu 

    aynı zamanda iyi bir oyalamaca olabilir.  

    Bazı kişiler uzak mesafeden yürütülen ilişkilerin büyük avantajlar sağladığı sonucunu 

    çıkarmaktadırlar. Zira çiftler bir tür engel aşmakta ve birlikte geçirilecek zamana 

    sevinmektedirler ve ilişkide diğer çiftlerin sadece hayal edebileceği çok büyük bir 

    güven temeli oluşmaktadır. Örneğin aşk her dem taze kalıyor! Birlikte paylaşılan her 

    şey değerleniyor. Bir yemek veya bir tatil her zamankinden daha tatlı olabiliyor. 

    Ayrıca cinsellik rutin olmaktan çıkıp çok özel bir duyguya dönüşebiliyor.

    Yine de uzak mesafe ilişkilerinin dezavantajları da vardır, zira normal bir çiftin bir 

    hafta boyunca doğal olarak paylaştıkları şeyler, birbirinden uzak mesafede bulunan 

    çiftler için olağanüstü bir durum teşkil etmektedir. Böylece her bir etkinlik bir hafta 

    sonuna yada daha uzun bir zaman dilimine konsantre edilmektedir. Eşler birbirine 

    kavuşmadan çok şey beklediklerinden ve buluşma umulduğu kadar güzel 

    geçemeyebileceğinden dolayı, hayal kırıklığına uğrama tehlikesi oldukça büyüktür. 

    Bu yüzden küçük şeyler için sevinmeli ve herhangi bir sohbet için kendini 

    zorlamamalı ve yan yana uyanmanın mutluluğunu yaşamalıdır.  Bazen acaba değer mi 

    bu kadar çabaya dedirten ama doğru insanla her buluşmada ,her 500 km yolu kat 

    ettiğinizde değdiğini gördüğünüz ilişki için yapılması gerekenler şunlar olabilir:

    Mutlu bir uzak ilişki için yapılması gereken 4 şey

    • Eşinizle olabildiğince sık iletişim kurun. Telefon, cep telefonu, Skype, e-posta ya da 

    posta yoluyla. O sizin günlük yaşamınızın bir parçası olsun.

    • “Ben” değil, “biz” deyin. Fazla bireysellik ilişki için, özellikle de uzun mesafe 

    ilişkileri için iyi değildir. Ayrı da olsanız ritüellerinizden ve ortak yaşam 

    alışkanlıklarınızdan vazgeçmeyin.

    • Tartışma kokan konuşmalardan kaçının. Değerli zamanlarınızı anlaşmazlıklarla 

    geçirmeyin. Yapıcı olun ve sorun büyükse hemen çözümüne ulaşmaya çalışın.

    • Eşinizle ortak geleceğiniz hakkında çok şey konuşun. Bu tür ilişkiler vizyon gerektirir.

    Bu tür ilişkilerdeki en önemli şey, çiftin herşeye rağmen ortak bir hedefe sahip 

    olmasıdır, yani birliktelik isteklerinin olması ve bu mesafeye belli bir zaman için 

    katlandıklarını bilmeleridir. Eşler belirli bir zaman sonra beraber, aynı şehirde 

    yaşayacakları ve birlikte olacakları düşüncesine tutunmalıdırlar. Uzak mesafeli 

    ilişkilerde de plan olmadan ilişkinin dayanağı olmaz, bu yüzden en başından itibaren 

    insanın böyle bir ilişkiye girmek isteyip istemeyeceği iyi tartılmalıdır.      

    Avantajları ve dezavantajları

     “Seni çok özledim”. Kulağa çok hoş geliyor olabilir. Fakat kilometrelerce 

    uzakta olan sevgilinizin işini hiç de kolaylaştırmıyor bu söz.  Sürekli özlem 

    çektiğini söylemek iki tarafın da yaşam kalitesini düşürüyor.

     Başka bir sorun günlük yaşamdaki gerçekler. Çiftler ayrı şehirlerde kendi 

    gerçeklerini yaşıyor ve bu maalesef bazen paylaşılamıyor.

     Aldatılma korkusu ve “ilişkimiz nereye gidiyor?” gibi kuruntular da diğer 

    sorunlar arasında… Kıskançlıklar kaçınılmaz oluyor ve ilişki normal bir 

    ilişkiden daha fazla özen istiyor.

     Hayatında birisinin olduğunu bilmenin yarattığı güvenle, kimse yokmuş gibi 

    özgür yaşamanın yarattığı konfor uzun mesafe ilişkisinin en önemli avantajı.

  • AŞK ACISI VE HİPNOZ

    AŞK ACISI VE HİPNOZ

    Hipnozu en çok unutabilmek için tercih ediyorlar. Çünkü hatırlamak acı veriyor ve kişi bu acıyla yaşamak istemiyor. Her güzel şey bir gün biter ve genelde bunu kabul etmek acı verir.

    Bu acı sadece duygusal değil bedeninizi de etkilemeye başlar. Omuzlarınıza bir ağrı çöker, mideniz yanmaya başlar ve kalbiniz sıkışır sanki kötü bir şey olacakmış gibi…

    Ayrılık acısı beynin fiziksel acıyı hissettiği bölgede yaşanıyor. Bedenin en zayıf organlarını etki altına alarak bu acı somatikleşiyor.

    Aşk Acısı Zamanla Geçer Mi?

    Her şeyin çözümü zaman derler. Aşk acısı da tabi zamanla etkisini kaybeder. Bu süre 6 ay ile 2 yıl arasında değişebilir. Ancak gecen süre içinde bitirilmesi gereken duygular beslenmeye devam ederse, gelecekte yaşayabileceğiniz bütün güzel olayları olumsuz etkileyebilir. Ayrılık elbette istenmeyen bir durum ve aşırı sevgiyle bağlandığınız bir ilişkide ayrılık elbette acı verir ve sadece zamanla geçmez destek de almanız gerekebilir. Böylece aşk acısının yarattığı hasarı daha kısa süre içinde tamir edilebilir hale gelirsiniz.

    Aşk Acısından Kurtulmak İçin Ne Yapabilirim?

    Çivi çiviyi söker hesabı bir başka birine aşık olmak o kadar da kolay değil. Zihin mevcut duruma o kadar güçlü bağlanıyor ki alternatifleri reddediyor.

    İlişki içinde olduğunuz kişinin bütün olumsuz yönlerini ilişki sırasında göz ardı eder ve çoğunlukla sizin özverili çabalarınızla bu ilişkinin yürüdüğünü görmeniz zor olmaz. Şimdi onun olumsuz yönlerini mümkünse yazarak belirleyin ve her gün buna dikkatinizi vererek zihniniz bu ilişkiyi tekrar arzu etme kanallarının önüne koyun.

    Bunun yanında ilişki konusunda uzman bir terapist veya hipnoterapist’ den yardım alabilirsiniz. Kendinize söz geçiremediğiniz durumlarda bilinçaltınız ile çalışan bir terapist mevcut durumun olumsuz bulgularını temizleyecek kendine güvenen geçmişindeki yaşadıklarıyla geleceğini ipotek altına almayan yeni versiyonunuzla sizi buluşturacaktır.

    Dersinizi Almadan Acıları Unutursanız Aynı Döngüyü Tekrar Yaşarsınız

    Hayatta yaşadığınız her olayın size getirdiği bir mesaj vardır. Bazen bu dersler pahalı olabilir ancak içeriğini değerlendirirseniz her zaman kıymetlidir. Hayat sadece geçmişten ibaret değildir gelecek de bu yaşamın yaşanmamış bir parçasıdır. Bu nedenle yaşayabileceklerinize değer katmak için yaşadıklarınızı tamamen unutmamak da önemlidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuklarda inmemiş testis

    Çocuklarda inmemiş testis

    Her iki testis erişkinde karnın altında ve penisin arkasında skrotum denilen deri bir torba içinde bulunurlar. Anne karnındayken ise böbreklerin hemen altında, yani karın içerisindedirler. Doğumdan önceki 7. ayda bu bölgeden yola çıkarak kasık kanalından geçer ve doğuma yakın torbalara inerler. İnmemiş testis Bu yolculuğun gerçekleşmemesi sonucunda ortaya çıkar. Zamanında doğan 100 bebeğin yaklaşık 3 tanesinde görülmektedir. Erken doğan ve gelişmesini tamamlayamamış bebeklerde (prematüreler) ise % 33 oranında görülür. Erken doğan bebekler zamanla kilo almaya başladıkça testis inmeye başlar. Zamanında doğan bebeklerde de ilk birkaç haftada veya ayda kendiliğinden iniş oluşabilir, böylelikle 1 yaşında yaklaşık % 0.8-1 çocukta hala inmemiş testis mevcut olabilir.

    Nedenleri konusunda bir çok fikir ileri sürülmüş olmasına rağmen henüz oluşum mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak inmemiş testisli çocuklarda kısırlık ve testis kanseri riski normal popülasyona göre daha yüksektir, bu nedenle mutlaka tedavi ve takibi gereklidir.

    Gerçek inmemiş testis 6. aydan sonra kesinlikle inmez ve testisteki değişiklikler bu dönemden sonra başlar ve sperm üreten hücreler zaman geçtikçe zarar görür.

    Bazı aileler çocuklarının testislerinin zaman zaman kasık kanalına doğru kaçtığını, ama yukarıdan aşağıya doğru nazik bir şekilde itilidiğinde skrotum içine yerleştiğini gözlemlediklerini ifade ederler. Annelerin bu gözlemleri gerçektir ve bu durum hareketli (retraktil) testis olarak isimlendirilir. Retraktil testisler 5-6 yaş arasındaki çocuklarda sıktır. Bu vakalar çoğu zaman (ve yeterli dikkat gösterilmediğinde) gerçek inmemiş testis ile karışabilir. Genellikle çift taraflı olan retraktil testisler tedaviye ihtiyaç göstermeden ergenliğin erken döneminde tam olarak torbaya (skrotuma) yerleşirler. Retraktil testisler çoğu zaman torba içinde olduklarından sperm üretimi etkilenmez.

    Aileler bebeklerinin testislerinin yerinde olup olmadığını doğumdan itibaren kontrol etmelidirler. Testislerinden birisi veya ikisi birden yerinde yoksa veya aile bu konuda bir şüphe duyuyorsa bebeği mutlaka bir hekime, tercihen bir çocuk ürolojisi uzmanına götürmeleri gereklidir. İnmemiş testisi olan bebeklerin 1 yaşından önce mutlaka incelenmiş olması gerekir. Böylece hekimlerin erken dönemde inmemiş testis ile birlikte başka bir sorun olup olmadığını özellikle de bebeğin cinsiyetinde şüpheye yol açan bir sorun olup olmadığını araştırmaları sağlanmış olur.

    Tedavisinde ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere iki seçenek vardır. Cerrahi tedavide amaç tek veya bazen iki seansta testisin torbadaki normal pozisyonuna getirilmesidir. Testisler normal gelişimlerini sürdürebilmeleri için mutlaka normal olması gereken pozisyonlarında olmak zorundadırlar. Burada yer almazlarsa, her şeyden önce, gelişimleri bozulur ve giderek küçülürler.

    2001 yılından beri, inmemiş testisin cerrahi tedavisini, yumurtalık kesesine (skrotuma) yaptığımız küçük bir kesi ile farklı bir teknikle yapılmaktayız. Skrotal Orşiopeksi adı verilen bu ameliyat tekniği ile tüm dünyada yapılan en fazla hasta sayısına sahibiz. Klasik tedavide yapılan kasık kesisi bu ameliyatta yapılmamaktadır. Böylece çocuklar daha erken dönemde ayağa kalkmakta ve daha az komplikasyon görülmektedir. Bu ameliyat tekniğinin önemli avantajlarından biri de ameliyat izi kalmamasıdır. Bu konu ile ilgili tüm dünya çapında önemli dergilerde yayınlanmış çeşitli çalışmalarımız da bulunmaktadır.

    Ameliyat sonrasında 5 gün boyunca yapılacak pansuman sonrasında günlük normal hayata dönülmektedir.

  • İnguino-skrotal patolojiler

    Çağrılı Yazar Invited Author

    DOI: 10.4274/Turk Ped Ars.45.23

    İnguino-skrotal patolojiler / Inguino-scrotalpathologies

    Ünal Zorludemir

    ÇukurovaÜniversitesiTıp Fakültesi, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı, Adana, Türkiye

    Özet

    İnguinal ve skrotal patolojiler çocukluk çağında en çok rastlanan cerrahi sorunlardır. Bunların çoğu inguinal herni, hidrosel, inmemiş testis ve testis tümörleridir. Akut skrotal ağrı ve/veya şişliğe yol açan patolojilerden en çok rastlananlar ise testis torsiyonu, epididimo-orşit ve appendiks testis torsiyonudur. Bu rahatsızlıkların zamanında doğru tanı ve tedavisinin yaşamsal önemi vardır. (Türk Ped Arş 2010; 45 Özel Sayı: 23-8) Türk Pediatri Arşivi Dergisi,

    Anahtar sözcükler: Akut skrotum, çocuk, hidrosel, inguinal herni, inmemiş testis, testis tümörü

    Summary

    Inguinal and scrotal pathologies are the most common surgical problems in childhood. Most of these pathologies are inguinal hernia, hydrocele, undescended testicle and testis tumors. Among the most common pathologies that cause acute scrotal pain and/or swelling are testis torsion, epididymo-orchitis and torsion of appendix testis. The timely and correct diagnosis and treatment of these disorders in time is of vital importance. (Turk Arch Ped 2010; 45 Suppl: 23-8)

    Key words: Acute scrotum, child, hydrocele, inguinal hernia, testis tumor, undescended testicle

    İnguinal herni (kasık fıtığı)

    Çocuklarda kasıkta en çok görülen indirekt inguinal her- nidir. Prosessus vajinalis adı verilen periton uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Miadında bebeklerde %0,8-4,4 (1), prematürelerde ise %16-25 arasında görülür (2,3). Prosessus vajinalisin açıklığı doğuştan olduğu halde, fıtığın klinik olarak görülme yaşı bu açıklığın genişliğine göre değişir. Prosessus vajinalis daha geç kapandığı için sağda daha fazla rastlanır (%60), %10 oranında bilateraldir (4).

    Tipik öykü, kasıkta ya da erkeklerde skrotumda, kızlar- da ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklindedir (Resim 1,2). Bu şişlik ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Resim 1. Erkek çocukta inguinal herni

    Resim 2. Kız çocukta inguinal herni

    İnguinal herni muayenesi için ortam sıcak olmalı, her iki taraf da aynı anda gözlenerek şişlik olup olmadığı incelenmeli, testislerin skrotumda olup olmadığı değerlendirilmelidir. Büyük çocukların kaka yapıyor gibi ıkınması şişliği gör- mede yardımcı olabilir. fiişlik varsa inguinal bölgeye doğru itilmeye çalışılmalı, itilemiyorsa, bulunduğu yerde hareketli mi (lenf bezi, kordon kisti, testis), yoksa sabit mi (boğulmuş fıtık) olduğu değerlendirilmelidir. Bütün bunlara rağmen muayene esnasında fıtığa bağlı şişlik görülmeyebilir. Böyle durumlarda ailenin şişliği nerede gördüğü sorgulanmalı ve şişliğin yerini göstermesi söylenmelidir.

    İnguinal herni kendiliğinden geçmez, her an boğulma riski vardır. Bu da erkeklerde barsak ve/veya testisin, kız- larda ise daha çok over ve/veya tuba uterinanın burada sı- kışmasına, bu organlarda nekroz ve gangren gelişmesine, hatta sepsise, bunun sonucunda da hastanın kaybedil- mesine sebep olabilir. Çocuğun yaşı ve fıtık ne kadar kü- çükse, boğulma riski o kadar fazladır. Bu nedenlerle, in- guinal herninin tedavisi ‘tanı konduğunda, elektif şartlarda en kısa zamanda cerrahi’dir. Burada elektif şartlardan kastedilen, çocuğun ameliyatını ve/veya genel anestezi almasını engelleyecek bir enfeksiyon, anemi ya da siste- mik başka bir rahatsızlığının olmamasıdır.

    Prematüre bebeklerde fıtığın boğulma riski daha fazladır (%31) ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinden evine gön- derilmeden inguinal hernisinin onarılması önerilir (5).

    Bir tarafında inguinal hernisi olan çocukta ileride karşı tarafta da herni görülme ihtimali ortalama %20’dir (6-8). Fı- tık bulgusu olmayan karşı tarafın rutin ameliyatı eskisi kadar yaygın bir uygulama değildir.

    Organların fıtık kesesi içinde sıkışıp karın içine itileme- mesi fıtık boğulmasıdır (inkarserasyon). Bu olay, sıkışan barsakların, erkeklerde testisin, kızlarda ise over ve/veya tuba uterinanın nekroz ve gangrenine, barsağın perforasyo- nuna kadar ilerleyebilir. Boğulmuş fıtık hidroselle ve bazen testis torsiyonu ile karışır. Öyküde ağrı olmaması ve şişliğin uzun süredir aynı şekilde devam etmesi öncelikle hidroseli düşündürmelidir. Daha önce hiç bir şişlik yokken aniden or- taya çıkan kasık ya da skrotum şişliği öncelikle boğulmuş fıtığı düşündürmelidir. Erkeklerde skrotum şişliğinin ayırıcı tanısında en pratik tanı yöntemi, skrotumu da içine alan ayakta direkt karın grafisidir (Resim 3). Skrotumda gaz-sıvı seviyesinin görülmesi, burada barsak olduğuna, dolayısı ile fıtığa işaret eder. Ayırıcı tanı için gerekirse ultrasonografi (USG) yapılır.

    Resim 3. Skrotal herni, ayakta direkt karın grafisi

    Boğulmuş fıtıklı hastada sıkışan organda beslenme bozukluğu düşündüren bulgular (ödem, renk değişikliği, lokal ve/veya sistemik ateş, lökositoz) varsa acil ameliyat gerekir.

    Konjenital hidrosel (9)

    Hidrosel, testisi saran iç ve dış tunika vajinalis tabakala- rının arasında sıvı toplanmasıdır ve genellikle doğumda or- taya çıkar. Periton boşluğu ile ilişkili (kommünikan) ya da ilişkisiz (nonkommünikan, basit) olabilir. Kommünikan olduğunda, bebek yatıyorken şişlik azalır ama tamamen kaybol- maz, ayakta durduğu zaman şişlik artar. Sağda daha çok görülür, sıklıkla bilateraldir. Birçok çocukta inguinal herni ile birlikte bulunur.

    Prosessus vajinalisin segmenter olarak kapanması ha- linde lokalize kord hidroseli (kordon kisti, kızlarda Nuck ka- nalı kisti) gelişir. Bu da periton boşluğu ile ilişkili ya da iliş- kisiz olabilir. Kord yapıları ile birlikte olan ağrısız bir şişlik şeklindedir. Testisin hemen yukarısında ya da inguinal bölgede olabilir. Kitle hareketlidir ve ışığı geçirir. Tanıda USG yardımcı olabilir (10,11).

    Öykü ve muayene ile herni ve hidrosel genellikle birbi- rinden ayırt edilebilir. Herni şişliği karın içi basıncının artması ile ve zaman zaman ortaya çıkar. Kendiliğinden ya da bastırmakla tamamen kaybolur. Hidrosel şişliği ise çoğunlukla doğuştan beri vardır ve kısa sürede tamamen kaybolmaz, basmakla içeri gitmez. Ancak, hidrosel peritonla ilişkili (kommünikan) ise, çocuk yatarken bu şişliğin gerginliği azalır, uyanıkken ve ayakta ise belirginleşir. Transilluminasyon (ışık) muayenesi, testis tümörü gibi solid kitleleri hidrosel ve herniden ayırdetmek için yararlıdır. Kızlarda ayırıcı tanı için en yararlı yöntem USG’dir.

    Peritonla ilişkisiz konjenital hidrosellerin çoğunda hidrosel sıvısı 1-2 yaşına kadar emilir ve kaybolur, geçmezse ameliyat edilir. Bunun dışında, herni ile birlikte bulunan hidroseller ile, abdominoskrotal dev hidroseller beklenmeden ameliyat edilir. Bebekte hidrosel sıvısının aspire edilmesi kontrendikedir, enfeksiyon riski vardır (11).

    İnmemiş testis

    Testisler gebeliğin 23. haftasından itibaren prosessus vajinalis adlı periton uzantısını takiben skrotum içine doğru uzanır. Doğumda en çok görülen anomalilerdendir ve za- manında doğmuş yenidoğan erkeklerin %3’ünde bulunur (12-15). Prematürelerde bu oran %30,3’tür (12). Düşük doğum ağırlığı, siyah ya da Hispanik ırk, ailede inmemiş testis öyküsü ve gebelikte kola alımı testisin geç inmesine etkili olan diğer etkenlerdir (16-17).

    Testisin, ilk geliştiği yer olan böbrek alt polünün inferio- ru ile skrotum arasındaki iniş yolu üzerinde bir yerde kalma- sına inmemiş testis denir. Kriptorşidizm (saklı testis) ise daha geniş bir ifadedir. Testisin skrotumda olmaması kriptorşidizmdir. Kriptorşidizm, inmemiş testisin yanı sıra, ektopik testisi ve anorşidiyi (testisin yokluğu) de içerir. Testisin iniş yolu dışında bir yerde olmasına ektopik testis denir, inguinal bölgede, karşı skrotumda, perinede, uylukta, prepenil bölgede olabilir.

    İnmemiş testisin nedenini açıklayacak doğru bir moleküler ve genetik süreç henüz bilinmemektedir.

    İnmemiş testislerin yaklaşık %20’si palpe edilemez. Testis ele gelmiyorsa olasılıklar: küçük (atrofik), intraabdominal, inguinal kanalda derinde olması, ya da o tarafta testisin hiç olmamasıdır (vanishing testis).

    İnmemiş testisin komplikasyonları infertilite, malignite, travmaya daha kolay uğrayabilme, torsiyon ve olumsuz psikolojik etkilenme olarak sayılabilir. Özellikle bilateral in- memiş testisler için infertilite oranı yüksektir. Testisin erken indirilmesi hem malignansi riskini azaltır, hem de skrotum- da daha kolay izlenmesini sağlar (18).

    İnmemiş testisin bir yaşından sonra skrotuma inme şansı yoktur. Bu nedenle, bir yaşını doldurmuş bir çocukta testis beklenmeden cerrahi olarak skrotuma indirilmelidir.

    İndirme işlemini altı aya indiren gruplar da vardır. Adolesan döneminden sonra başvuran inmemiş testisi çıkarmak (or- şiyektomi) en çok benimsenen yöntemdir.

    Retraktil testis (utangaç testis), aktif kremaster refleksi nedeniyle testisin kendiliğinden skrotumdan yukarıya inguinal kanala- kaçması, fakat elle kolaylıkla skrotuma indirilebilmesi ve bırakınca yine skrotumda kalabilmesidir. En çok 3-7 yaşlar arasında görülür. Fizyolojik bir olaydır. Testis kolaylıkla skrotumun alt ucuna indirilebiliyorsa, hiç bir tedavi gerektirmez (19). İndirilmesine rağmen, testisin skrotumda kolaylıkla duramadığı ve gergin olduğu çocukların %50 kadarında daha sonra testisin yukarı kaçma riski vardır. Testis tamamen skrotal oluncaya kadar bu çocukların yıllık takibi gerekir.

    Asendan testis, testisin daha önce skrotumda görülme- sine, yani inmiş olmasına rağmen sonradan inguinal bölgeye kaçması durumudur. Germ hücre sayısının azalmasından dolayı, bunların da inmemiş testis gibi değerlendirilmesi önerilir (20).

    Testis tümörleri (21)

    Testis tümörleri tüm çocukluk çağı solid tümörlerinin %1-2’sini oluşturur, en fazla 2 yaşında görülür (22,23). Ço- cuklardaki testis tümörlerinin büyük bir çoğunluğunu (%74) benign lezyonlar oluşturur (24).

    İnterseks rahatsızlığı olan hastalarda gonadal tümör insidansı artış gösterir (25). Mikst gonadal disgenezisli çocukların %25’inde tümör oluşma riski vardır (26) ve yaşla insidansı artar (27). Gonadal disgenezisli hastalardaki tüm ‘streak’ gonadlar çıkarılmalıdır (28).

    İnmemiş testisli çocuklarda neoplazi en sıklıkla bilateral inmemiş testislilerde gelişir. Yerinde bırakılan inguinal ya da abdominal inmemiş testislerin seminoma riski çok yüksek- tir (%74); karşıdaki normal inmiş testisin testis kanseri riski yoktur (29).

    Testis tümörlü çocuklarda en çok rastlanan bulgu ‘ağrı- sız skrotal solid kitle’dir (30-32). Skrotumda belirlenen ağrı- sız solid kitle, aksi ispat edilene kadar malign kabul edilmeli ve mutlaka incelenmelidir (32,33).

    Testis tümörlü çocukların değerlendirilmesinde USG rutin olarak tercih edilir (34). Benign ve malign tümörleri güvenilir şekilde ayırt edebilen USG özellikleri yoktur, anekoik kistik lezyonlara ait bulgular benign lezyonları düşündürebilir.

    USG’ye ek olarak serumda AFP ölçülmesi önemlidir. Yolk kesesi tümörleri her zaman AFP yapar ve tüm AFP pozitif tümörlerin Yolk kesesi elementi içerdiği düşünülür (35). Benign lezyonlarda AFP seviyesi normaldir.

    Teratom, puberte öncesi çocuklarda en çok görülen testis tümörüdür (%48), sonra epidermoid kistler gelir (24,36,37). Puberte öncesi matür teratomlar erişkinlere gö- re benign klinik seyirlidirler. Testis teratomları testisi koru- yucu cerrahi yöntemlerle çıkarılırlar (36-42).

    Lösemi ve lenfomalar, çocuklarda testislere en çok yayılan malignansilerdir. Burkitt lenfomalı çocuklarda testis tutulumu %4 oranında görülür ve ilk klinik bulgu olabilir (43).

    Varikosel (11)

    Spermatik kord venlerinin (pampiniform pleksus) geniş ve kıvrımlı olmasıdır. Adolesan erkeklerin yaklaşık %15’inde görülür. Varikosellerin %90’ı sol taraftadır (44). Varikosel gelişimi, sol renal vendeki venöz basıncın artması, kollateral venöz anastomozlar ve internal spermatik venlerin valv- lerinin yetersizliğine bağlanır. Varikoselin toksik etkisi sonucu her iki testiste de histolojik bozukluklar görülebilir. Se- men analizi adolesanlarda ender olarak yapılabildiği için, tedavi planlarken testis volümü değerlendirilmektedir.

    Adolesan varikoseli çoğunlukla asemptomatiktir. Çoğu rutin muayene sırasında farkedilir. Bu tür ağrısız bir skrotal kitle, inguinal herni, kommünikan hidrosel, omental herni, kord hidroseli, epididim kisti (spermatosel) ve skrotal hidroselden ayırt edilmelidir. Fizik muayene sıcak bir ortamda yapılmalı, hem yatarak, hem de ayakta, Valsalva manevrası yaptırarak ve yaptırmadan muayene tekrar edilmelidir. Testisin üst tarafında ya da çevresinde bulunur. Klasik görüntüsü, solucan paketi gibi skrotum derisinden görünmesidir (grade III). Muayenede testisin büyüklüğünü orkidometre ile değerlendirmek ya da USG incelemesi önemlidir (11).

    Varikosel olan tarafta 2 ml’den ya da %20’den fazla vo- lüm kaybı, varikoselin cerrahi tedavisi için yeterli kriter olarak kabul edilir (45).

    Akut skrotum (11)

    Bir çocuk ya da adolesanda akut olarak ortaya çıkan ağrı, duyarlılık ya da şişlik acil bir durumdur ve ayırıcı tanı için hızla değerlendirilmelidir. Adolesanlar akut skrotal şişliğin potansiyel önemini her zaman anlayamadıkları için, bunların subakut hatta kronik skrotal şişlikleri bile acil değerlendirmeyi gerektirebilir.

    Akut skrotum ayırıcı tanısı için sayılabilecek patoloji lis- tesi: spermatik kord torsiyonu, appendiks testis torsiyonu, appendiks epididimis torsiyonu, epididimit, epididimo-or- şit, inguinal herni, kommünikan hidrosel, hidrosel, kord hidroseli, travma/insektisit ısırması, dermatolojik lezyonlar, inf- lamatuar vaskülit (Henoch-Schönlein purpurası), idiopatik skrotal ödem, tümör, spermatosel ve varikosel, ürogenital olmayan patolojiler (adduktor tendiniti gibi)dir. Acil cerrahi işlem geretiren spermatik kord torsiyonunun diğerlerinden ayırt edilmesi çok önemlidir.

    Spermatik Kord Torsiyonu (İntravaginal) (11)

    Gerçek bir acil cerrahi durumdur. Sebep, testis ve epi- didimin skrotumdaki fasya ve kas yapılarına uygun fiksas- yonunun olmamasıdır (Resim 4). Klasik görünüşü ani baş- layan skrotal ağrıdır. Bazı çocuklarda bu ağrı yavaş yavaş, bazılarında ise çok hafiftir. Akut skrotal ağrısı olan çocukların çoğu, daha önceden yaşanmış şiddetli, kendi kendini sınırlayan skrotal ağrı ve şişlik öyküsüne sahiptirler. Bu, muhtemelen daha önce olan gelip-geçici torsiyon nedeniyledir. Bulantı ve kusma eşlik edebilir. Aynı tarafta karın alt kadranında ağrı olabilir. Dizüri ve diğer mesane semptomları genellikle yoktur.

    Akut skrotum ayırıcı tanısında fizik muayene bulgusu öyküden çok daha çarpıcı özelliktedir. Torsiyon sonucu o taraf testis skrotumun daha yukarısında olabilir. Kremaster refleksi hemen hiç bir zaman yoktur (46).

    Renkli Doppler USG, testis kan akımının olmadığını gös- tererek yardımcı olur. Testis sintigrafisinin güvenilirliği daha azdır. Tanı konduğunda tedavi çok acil cerrahidir. Ameliya- tın altı saatten sonraya kalması halinde testis çoğu zaman kurtarılamaz.

    Spermatik kordun gelip-geçici torsiyonunu düşündüren öyküye sahip hastalarda da elektif koşullarda her iki testise birden cerrahi tedavi önerilir (47).

    Resim 4. Spermatik kord torsiyonu

    Testis ve epididim appendikslerinin torsiyonu (11)

    Appendiks testis mülleryan kanal artığı, appendiks epi- didimis ise wolffian kanalı artığıdır (Resim-6). Adolesan dö- neminde her ikisi de hormonal uyarılar sonucu torsiyona meyillidir. Bu yapıların torsiyonu çok sinsi başlayan skrotum ahatsızlığından, kord torsiyonunda görülen akut tabloya benzer klinik tabloya kadar değişebilir. Kremaster ref- leksi kaybolmaz, testis hareketlidir. Torsiyonun olduğu yerde ‘mavi nokta işareti’ bulunur. Doppler USG ve testis sin- tigrafisi normal ya da artmış kan akımını gösterir. Appendiks torsiyonu tanısı kesin ise cerrahi tedaviye gerek yok- tur. Kendiliğinden düzelmeye bırakılır. Kord torsiyonundan ayırt edilemezse eksplorasyon gerekir.

    Epididimit, epididimo-orşit, orşit (11,48)

    Epididim ve testis enflamasyonu ya da enfeksiyonu, akut testis torsiyonu kadar sık görülür, (48,49). Klinik bulguları skrotal şişlik, kızarıklık ve ağrıdır (Resim 5). Appendiks torsiyonu epididimit ile karışabilir. Epididimitte bulgular, epididime lokalize şişlik ve duyarlılıktan, tüm skrotum yarısını içine alan enflamasyona kadar değişebilir. Epididimitli hastalarda kremaster refleksi vardır. Bu refleksin yokluğu büyük oran- da spermatik kord torsiyonunu destekler (44).

    Epididimitle birlikte çoğu zaman piyüri, bakteriüri ya da pozitif idrar kültürü bulunur. Normal idrar incelemesi bulgusu ise epididimit olmadığını göstermez. Renkli Doppler USG’de ve testis sintigrafisinde kan akımı artmıştır. Kabakulak vb. viral enfeksiyonlara bağlı orşit ya da epididimo-orşite ait çoğu değişiklikler nonspesifiktir (48,50).

    Küçük çocuklarda ve bebeklerde epididimit daha çok genitoüriner anomaliler ile, büyük çocuklarda ise hematojen yayılım ile ilişkilidir (48,51). Bu nedenle, epididimit tanısı konan çocuklarda sebebi araştırmak için üriner sistemin radyolojik incelemeleri mutlaka yapılmalıdır. Epididimit geçiren çocuğun yaşı ne kadar küçükse, idrar yolu enfeksiyonu, radyolojik anomali ya da her ikisinin birden olması ihtimali o kadar fazladır (52).

    Resim 5. Orşit

    Tedavi, yatak istirahati, skrotumun yukarı kaldırılması, lokal soğuk ya da ılık uygulanması, nonsteroid antienflamatuvar ve analjezik, üriner enfeksiyon varsa antibiyotik verilmesidir.

    Diğer akut skrotal şişlik nedenleri

    Akut idiopatik skrotal ödemin sebebi belli değildir, ateş ve kızarıklık yoktur (53). Skrotal duyarlılık genellikle çok azdır, fakat kaşıntı belirgindir. İdiopatik olduğu kabul edilse de, allerjik, kimyasal dermatit, insektisit ısırması, travma gibi nedenlerle de olabilir. Perirektal abseden ayırdetmek için perine ve perianal muayene yapılmalıdır. Çoğunda skrotum duvarı kalınlaşmıştır, testisler palpe edilebilir. fiüphe varsa renkli Doppler USG incelemesi yapılır. Tedavi gerekmez.

    Henoch-Schönlein purpurası sistemik vaskülitistir ve testisin, epididimin ya da her ikisinin birden tutulmasına se- konder olarak skrotum şişliğine neden olabilir (54). Vaskülitin nedeni bilinmemektedir. Hastaların %35’inde görülür. Skrotal bulgular genellikle yaygındır, şişlik, kızarıklık ve duyarlılıktan ibarettir. İdrar incelemesinde hematüri ve prote- inüri bulunabilir. Renkli Doppler USG ve testis sintigrafisi artmış kan akımını gösterir. Genellikle kendini sınırlarsa da, steroid tedavisi gerekebilir.

    Kaynaklar

    1-Brosnther B, Abrams MW, Elboim C. Inguinal hernias in children a study of 1000 cases and review of the literature. Am J Med Womens Assoc 1972; 27: 522-5. (Abstract)

    2-Rajput A, Gauderer MW, Hack M. Inguinal hernias in very low birth weight infants: incidence and timing of repair. J Pediatr Surg 1992; 27: 1322-4. (Abstract)

    3-Walsh SZ. The incidence of external hernias in premature infants. Acta Paediatr 1962; 51: 161-4. (Abstract) / (PDF)

    4-Rowe MI, Clatworthy HW. Incarcerated and strangulated her- nias in children. A statistical study of high-risk factors. Arch Surg 1970; 101: 136-9. (Abstract) / (PDF)

    5-Lau ST, Lee YH, Caty MG. Current management of hernias and hydroceles. Semin in Pediatr Surg 2007; 16: 50-7. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    6-Rowe MI, Clatworthy HW Jr. The other side of the pediatric inguinal hernia. Surg Clin North Am. 1971; 51: 1371-6. (Abstract)

    7-Rowe MI, Marchildon MB. Inguinal hernia and hydrocele in infants and children. Surg Clin North Am 1981; 61: 1137-45. (Abstract)

    8-Snyder W Jr, Greaney E Jr: Inguinal hernia. In: Benson C, Mustard W, Ravitch M, et al (eds): Pediatric surgery. Chicago, Year Book Medical Publishers, 1962; 573-87.

    9-Glick PL, Boulanger SC. Inguinal hernias and hydroceles. In: Grosfeld JL, O’Neill JA Jr, Fonkalsrud EW, Coran AG (eds). Pediatric Surgery, 6th ed., Philadelphia: Mosby-Elsevier, 2006, 1172-92.

    10-Martin LC, Share JC, Peters C, Atala A. Hydrocele of the sper- matic cord: embryology and ultrasonographic appearance. Pediatr Radiol 1996; 26: 528-30. (Abstract) / (PDF)

    11-Schneck FX, Bellinger MF. Abnormalities of the Testes and Scrotum and their Surgical Management. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walsh Urology, 9th ed., Philadelphia: Saunders, 2007; 3761-98.

    12-Scorer CG, Farrington GH. Congenital deformities of the testis and epididymis. New York, Appleton-Century-Crofts, 1971.

    13-Cryptorchidism, 1992. Cryptorchidism: A prospective study of 7500 consecutive male births, 1984-8. John Radcliffe Hospital Cryptorchidism Study Group. Arch Dis Child 1992; 67: 892-9. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    14-Berkowitz GS, Lapinski RH, Dolgin SE, Gazella JG, Bodian CA, Holzman IR. Prevalence and natural history of cryptorchidism. Pediatrics 1993; 92: 44-9.

    15-Thong M, Lim C, Fatimah H. Undescended testes: Incidence in 1.002 consecutive male infants and outcome at 1 year of age. Pediatr Surg Int 1998; 13: 37-41. (Abstract)

    16-Berkowitz GS, Lapinski RH. Risk factors for cryptorchidism: A nested case-control study. Paediatr Perinat Epidemiol 1996; 10: 39-51. (Abstract)

    17-Wenzler DL, Bloom DA, Park JM. What is the rate of sponta- neous testicular descent in infants with cryptorchidism?. J Urol 2004; 171: 849-51. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    18-Walsh TJ, Dall’Era MA, Croughan MS, Carroll PR, Turek PJ. Prepubertal orchiopexy for cryptorchidism may be associated with lower risk of testicular cancer. J Urol 2007; 178: 1440-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    19-Wyllie GG. The retractile testis. Med J Aust 1984; 140: 403-5. (Abstract)

    20-Rusnack SL, Wu HY, Huff DS, et al. The ascending testis and the testis undescended since birth share the same histopathol- ogy. J Urol 2002; 168: 2590-1. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    21-Ritchey ML, Shamberger RC. Pediatrc Urologic Oncology. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walsh Urology, 9th ed., Philadelphia: Saunders, 2007; 3871-906.

    22-Li FP, Fraumeni JF. Testicular cancers in children: epidemiolog- ic characteristics. J Natl Cancer Inst 1972; 48: 1575-81. (Abstract)

    23-Haas RJ, Schmidt P. Testicular germ-cell tumors in childhood and adolescence. World J Urol 1995; 13: 203-8. (Abstract)

    24-Pohl HG, Shukla AR, Metcalf PD, et al. Prepubertal testis tumors: actual prevalence rate of histological types. J Urol 2004; 172: 2370-2. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    25-Ramani P, Yeung CK, Habeebu SS. Testicular intratubular germ cell neoplasia in children and adolescents with intersex. Am J Surg Pathol 1993; 17: 1124-33. (Abstract)

    26-Schellhas HF. Malignant potential of the dysgenetic gonad. II. Obstet Gynecol 1974; 44: 455-62. (Abstract)

    27-Manuel M, Katayama PK, Jones HW Jr. The age of occurrence of gonadal tumors in intersex patients with a Y chromosome. Am J Obstet Gynecol 1976; 124: 293-300. (Abstract)

    28-Aarskog D. Clinical and cytogenetic studies in hypospadias. Acta Paediatr Scand Suppl 1970; 203: 203:1+. (Abstract)

    29-Wood HM, Elder JS. Cryptorchidism and testicular cancer: sep- arating fact from fiction. J Urol 2009; 181: 452-61. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    30-Sugita Y, Clarnette TD, Cooke-Yarborough C, Chow CW, Waters K, Hutson JM. Testicular and paratesticular tumours in children: 30 years’ experience. Aust N Z J Surg 1999; 69: 505-8. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    31-Oottamasathien S, Thomas JC, Adams MC, DeMarco RT, Brock JW 3rd, Pope JC 4th. Testicular tumours in children: a single- institutional experience. BJU Int 2007; 99: 1123-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    32-Çiftçi AO, Bingöl-Koloğlu M, fienocak ME, Tanyel FC, Büyükpamukçu M, Büyükpamukçu N. Testicular tumors in chil- dren. J Pediatr Surg 2001; 36: 1796-801. (Abstract) / (Full Text) / (PDF)

    33-Treiyer A, Blanc G, Stark E, Haben B, Treiyer E, Steffens J. Prepubertal testicular tumors: frequently overlooked. J Pediatr Urol 2007; 3: 480-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    34-Coley BD. Sonography of pediatric scrotal swelling. Semin Ultrasound CT MR 2007; 28: 297-306. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    35-Huddart SN, Mann JR, Gornall P, et al. The UK Children’s Cancer Study Group: Testicular malignant germ cell tumours 1979-1988. J Pediatr Surg 1990; 25: 406-10. (Abstract)

    36-Metcalfe PD, Farivar-Mohseni H, Farhat W, McLorie G, Khoury A, Bägli DJ. Pediatric testicular tumors: contemporary incidence and efficacy of testicular preserving surgery. J Urol 2003; 170: 2412-6. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    37-Shukla AR, Woodard C, Carr MC, et al. Experience with testis sparing surgery for testicular teratoma. J Urol 2004; 171: 161-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    38-Marshall S, Lyon RP, Scott MP. A conservative approach to tes- ticular tumors in children: 12 cases and their management. J Urol 1983; 129: 350-1. (Abstract)

    39-Altadonna V, Snyder HM 3rd, Rosenberg HK, Duckett JW. Simple cysts of the testis in children: preoperative diagnosis by ultrasound and excision with testicular preservation. J Urol 1988; 140: 1505-7. (Abstract)

    40-Rushton HG, Belman AB, Sesterhenn I, Patterson K, Mostofi FK. Testicular sparing surgery for prepubertal teratoma of the testis: a clinical and pathological study. J Urol 1990; 144: 726-30. (Abstract)

    41-Pearse I, Glick RD, Abramson SJ, Gerald WR, Shamberger RC, La Quaglia MP. Testicular-sparing surgery for benign testicular tumors. J Pediatr Surg 1999; 34: 1000-3. (Abstract) / (PDF)

    42-Valla JS, for the Group D’Etude en Urologie Pédiatrique. Testis- sparing surgery for benign testicular tumors in children. J Urol 2001; 165: 2280-3. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    43-Lamm DL, Kaplan GW. Urological manifestations of Burkitt’s lymphoma. J Urol 1974; 112: 402-5. (Abstract)

    44-Steeno OP. Varicocele in the adolescent. Adv Exp Med Biol 1991; 286: 295-321. (Abstract)

    45-Kass EJ. The evaluation and management of the adolescent with a varicocele. AUA Update series 1990; 12: 90-5.

    46-Rabinowitz R. The importance of the cremasteric reflex in acute scrotal swelling in children. J Urol 1984; 132: 89-90. (Abstract)

    47-Eaton SH, Cendron MA, Estrada CR, et al. Intermittent testicu- lar torsion: diagnostic features and management outcomes. J Urol 2005; 174: 1532-5. (Abstract) / (Full Text)/ (PDF)

    48-Dairiki Shortliffe LM. Infection and Inflammation of the Pediatric Genitourinary Tract. In: Wein AJ, Kavoussi LR, Novick AC, Partin AW, Peters CA (eds). Campbell-Walash Urology. Philadelphia: Saunders, 9th ed., 2007, 3232-68.

    49-Freedman A: Urinary tract infection in children. In: Litwin M, Saigal CS (eds). Urologic Diseases of America. U.S. Department of Health and Human Services, Public Health Service, National Institutes of Health, National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases. Publication No. 04-5512, Washington, DC: Government Publishing Office; 2004: 213-32.

    50-Tarantino L, Giorgio A, de Stefano G, Farella N. Echo color Doppler findings in postpubertal mumps epididymo-orchitis. J Ultrasound Med 2001; 20: 1189-95. (Abstract) / (PDF)

    51-Williams CB, Litvak AS, McRoberts JW. Epididymitis in infancy. J Urol 1979 ; 121: 125-6. (Abstract)

    52-Merlini E, Rotundi F, Seymandi PL, Canning DA. Acute epi- didymitis and urinary tract anomalies in children. Scand J Urol Nephrol 1998; 32: 273-5. (Abstract) / (PDF)

    53-QVIST O. Swelling of the scrotum in infants and children, and non-specific epididymitis; a study of 158 cases. Acta Chir Scand 1956; 110: 417-21. (Abstract)

    54-Clark WR, Kramer SA. Henoch-Schönlein purpura and the acute scrotum. J Pediatr Surg 1986; 21: 991-2. (Abstract)

  • İnmemiş testis nedir?

    İnmemiş testis nedir?

    İnmemiş Testis

    Erkek bebekler de doğmadan önce her iki testis karın boşluğundadır. Bebek gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar. Karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren bu ilk 6 ay içinde de devam eder. Yeni doğan bir erkek çocuk doğduğunda testisler şayet torbada değilse, bu duruma gerçek inmemiş testis adı verilir. Ki bu durum erkek bebeklerin cinsel organlarıyla ilişkili en yaygın doğumsal problemden biridir ve 1 yaşına gelen bebeklerin yaklaşık olarak %1’ini etkiler. Çoğu zaman tek tarafta, bazen de çift tarafta birden olur. Gerçek inmemiş testiste önemli özellik, bir ya da iki testisin hiçbir zaman torbada olmamasıdır. İnmemiş testis prematürlerde normal bebeklere göre 3 kat daha fazla görülür ve özellikle bu bebeklerde altıncı aya kadar testislerin bir kısmı daha iner. İlk 6 ay geçtiği halde hala inmemiş testis durumu söz konusu ise bu durum mutlaka tedavi edilmelidir. Bebeklerde testisin değerlendirilmesinde en önemli yöntem fizik muayenedir. Ancak her iki kasık kanalında ele gelmeyen testis olduğunda özellikle genetik değerlendirmelerin de tanı yöntemlerine eklenmesi gerekir. Yetişkin dönemde görülen kısırlığın erkeklerdeki en yaygın nedeni bu hastalığa sahip tedavi edilmeyen bebeklerdir. Operasyon ne kadar erken planlanırsa, bu risk o kadar azalır. En uygun zamanlama 6 ay ila 1 yaş arasındadır. En geç 2 yaş bitimine kadar tedavi planlanmalıdır. İnmemiş testisin olduğu tarafta fıtık da varsa, fıtık her zaman tanı konduğu anda ameliyat planlanması gereken bir hastalık olduğu için, beklemeden gerekirse 1 aylık bebekte de cerrahi planlanmalıdır. Bulgu vermesede inmemiş testisli bebeklerin % 65-70 kadarında ameliyatta fıtık da görülür ve cerrahi olarak tedavisi yapılır. Uygun zamanlama ile ameliyat sonrasında % 90’ın üstünde başarı oranı mevcuttur. Bunun yanında unutulmaması gereken önemli bir konuda, inmemiş testisli olgularda ileride kanser gelişme riskinin normal erkeklere oranla 15-20 katı kadar daha fazla olmasıdır.

    İnmemiş testis ameliyatları “ Günübirlik Cerrahi” grubundadır. Ameliyattan sonra 2-3 saat içerisinde hastalar evlerine gidebilirler. Bu özellikle hastane korkusu olan bebekler ve aileler için çok rahat bir uygulamalıdır. Çocuğun ve ailenin alıştıkları ortamda olmaları psikolojik olarak da rahatlamalarını sağlar.

    İnmemiş testisle aileler tarafından çok karıştırılan diğer bir durumsa utangaç testis’tir. Utangaç testis durumunda testisler zaman zaman torbada görülürler. Ancak özellikle soğuğun etkisiyle, ultrason çekilirken veya çocuğun torbasının ellenmesi gibi durumlarda yukarıya, kasığa doğru kaçarak ele gelmeyebilir. Utangaç testisler banyoda ya da ateşli hastalık durumlarında ya da uyurken bakıldığında çoğunlukla ele gelir. Utangaç testis bir hastalık değildir bu nedenle herhangi bir tedaviye ihtiyaç yoktur. Ancak utangaç testis gibi bir durum söz konusu ise 6 ay ila 1 yıllık dönemlerde çocuk cerrahisi kontrolü gerekir.

  • Mutlu Evliliğin Sırrı

    Mutlu Evliliğin Sırrı

    Evliliğinizde veya ilişkilerinizde sorunlar mı var? Zaman zaman kendinizi mahkeme salonunda boşanırken mi hayal ediyorsunuz? Her tartışmanız büyüyüp alevleniyor ve her ikinizi de yakıyor mu? Sorunsuz veya tartışmasız bir ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir. “Evlilik nedir?” “Mutlu evliliğin sırları nelerdir?” “Evlilikte sıkça görülen sorunlara ve tartışmalara hangi gözlükle bakılmalıdır?” “Evliliklerdeki sorunları ve tartışmaları sertleştirip, yumuşatan faktörler nelerdir?” İşte tüm bu soruların yanıtı ve çözüm önerileri…

    EVLİLİK BİRLİKTE YAŞAM SÖZLEŞMESİDİR…

    Evlilik farklı aile yaşantılarından ve kültürlerden gelen iki insanın aynı mekânı ve zamanı artık birlikte paylaşmaya başlamasıyla oluşan sosyal bir kadın ve erkek ilişkisidir. Bu açıdan bakıldığında evlilik bir kadın ve bir erkek arasında yapılan bir birlikte yaşam sözleşmesidir. Toplum düzeni, eşlerin ve doğacak çocukların bakım ve yetiştirilmesi yönünden evlilik ilişkileri üzerinde devletin de kontrol yetkisi bulunmaktadır. Evlilik ilişkilerinin düzeni ve yürütülmesinde evliliğe taraf olan karı ve koca bütünüyle serbest değillerdir. Toplumsal kurallar, kanunlar, din ve törenin şekillendirdiği toplum da bir taraf olarak söz ve kontrol sahibidir. İnsan yaşamının doğumdan sonraki ikinci yaşam dönemi olarak kabul edilen evlilik erkek ve kadın için önemli, ailenin de başlangıcı sayılan toplumsal ve kişisel bir olaydır.

    MUTLU EVLİLİKLERİN SIRRI…

    Evlilik ilişkisi; sevgi, saygı, paylaşma ve hoşgörü ile yürütülürse mutluluğun, başarı ile yürütülemez ise de mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri olabilmektedir. Çünkü sabır, sadakat, koşulsuz sevmek, samimiyet, tutku ve saygı olursa mutlu bir birliktelik ve sağlıklı bir seks hayatı olur.

    EVLİLİKLERDE EN SIK GÖRÜLEN SORUNLAR VE TARTIŞMA BAŞLIKLARI…

    Evliliklerde sorunların olması ve buna bağlı olarak tartışmaların yaşanması olağan ve doğal bir durumdur. Tartışmalar evliliğin canlı olduğunun göstergeleridir. Evliliklerde iletişim sorunları, ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması, aile büyükleri ile aynı evde oturma, eşler arasındaki cinsel sorunlar, akraba ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişler, mesleki durumlar, sorun çözmede kullanılan hatalı yollar, çocukların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, din, mezhep ya da kültür farkları, alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük, eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması, aldatma, dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler, iş kolik bir eşe sahip olma, eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması, aşırı kıskançlık veya eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması gibi konular evliliklerde en sık görülen sorunlar ve tartışma başlıklarıdır.

    SİYAH GÖZLÜK YERİNE PEMBE GÖZLÜK TAKMAK GEREKİYOR…

    Evli çiftler bazen yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirebilirler ve onlara siyah bir gözlükle bakabilirler, ümitsizlik ve çaresizlikle evliliklerini boşanma sürecine sokabilirler veya mutsuzluğa mahkûm edebilirler; bazen de bu sorunları yumuşatabilirler ve onlara pembe bir gözlükle bakabilirler, ümit ve mutluluk duygularıyla evliliklerini keyifli bir sürece sokabilirler. Bu nedenle çiftlerin evliliklerinde siyah gözlük yerine pembe gözlük takmaları gerekiyor. ‘Peki, bu nasıl olabilir?’ Bu sorunun pek çok yanıtı bulunmakla beraber en önemli yanıtlarından biri çiftin birlikte paylaşımlarının olmasıdır.

    ÇİFT OLARAK BİRLİKTE DUŞ ALIN, BİRLİKTE YATIN, BAŞ BAŞA SOHBET EDİN VE SEKS YAPIN!

    Birlikte duş alarak, birlikte aynı yatakta uyuyarak, birlikte baş başa sohbet ederek, sevişip, düzenli seks yaparak birbirlerine olan tutkularını ifade eden çiftler, evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara pembe gözlükle bakarlar, bu sorunları yumuşatırlar ve zamanla çözebilirler. Ancak birbirlerine olan tutkularını ifade edemeyen ya da saklamayı tercih eden, birlikte duş almayan, birlikte yatıp uyumayan, her defasında partnerlerini cinsellikle cezalandıran, baş başa sohbet etmeyen çiftler ise evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara siyah gözlükle bakarlar, bu sorunları sertleştirirler ve zamanla kendilerini mutsuzluğa mahkûm ederler. Oysa uzun süreli ilişkilerde cinsel tutkuyu sürdürmenin şifresi, duygusal açıdan karşıdaki insanla bütünleşirken kendin olarak kalabilme yeteneğidir. Bu tür bir kendini geliştirmenin dört ana bileşeni oluyor, bunlar; ‘açık iletişim kurma, partnere dokunma, suçlamak yerine sorumluluk alma ve endişelerin üzerine gitme’ şeklinde sıralanabilir.

    HORLAMANIN %100 TEDAVİSİ VAR, KADER DEĞİL!

    Evlilik içi tartışmalar sonucu oluşan küslüklerin dışında, çiftlerin ayrı yataklarda yatmalarına sebebiyet veren önemli bir faktör partnerlerden birinin diğerini rahatsız edebilecek derecedeki horultularıdır.Horlama faktörü çiftin ayrı yatmasına, yorgun ve öfkeli olmalarına, cinsel soğukluğa ve birbirlerine olan tahammüllerinin azalmasına neden olabileceği gibi, çifti birbirinden ve yaşayacakları güzel zevklerden mahrum da bırakabilir. Ama asıl önemlisi yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirir ve bunlara siyah gözlükle bakmalarına yol açabilir. Bu nedenle sebebi her ne olursa olsun çift horlamanın tedavisi için bir hekime başvurmalıdır. Çünkü horlamanın %100 tedavisi vardır, kader değildir.