Etiket: Zaman

  • Çocuğum Okula Başlıyor Ne Yapmalıyım?

    Çocuğum Okula Başlıyor Ne Yapmalıyım?

    Hem çocuk hem de anne-baba için değişik bir süreç olan okula başlama sürecinde özellikle
    ebeveynlerin bu konuda çocuklarına destek olmaları gerekmektedir.

    Okul çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için çok büyük adımlardan olması nedeniyle bu dönemde dikkat edilmesi gereklidir. Çünkü çocuğun okula başlaması demek özerkliğini de ilan ettiği anlamına gelmektedir.

    Önemli olan ilk adım çocuğunuza okulla ilgili ayrıntılı bilgi vermektir. Kayıt döneminde çocuğunuzun yanınızda olması, okulu gezip görmesi ve sevmesi çok önemlidir. Birlikte kayıt olduktan sonra ise okul için alışverişi de birlikte yapmak, ona alınacak şeyler açısından seçenekler sunmak, okula karşı yumuşak adım atmaktır. Tüm bunların dışında çocuğunuzu ayrıntılı bilgilendirmek gerekmektedir; okulun nasıl bir ortam olduğundan, vaktinin çoğunun okulda geçeceğinden ve okul sonrasında da okula dair bazı uygulamalar yapmak gerekliliğinden, yaşıtlarının da orada olacağından vb. bilgi vermek gerekmektedir. Çocuğunuza mutlaka okula gitmenin değerli olduğu olumlu bir tutumla yansıtılmalıdır. Bu sayede çocuğunuz zaten okulun ilk gününü hevesle bekliyor olacaktır. Anne-baba kendi keyifli okul anılarından örnekler vererek çocuklarını teşvik edebilirler.

    Okula başlayan çocuk oyun yaşamından vazgeçecekmiş izlenimi yansıtılmamalıdır; unutulmamalıdır ki oyun çağındaki çocuk eğitimi oyunlarla alıyor olacaktır. Bu nedenle evde de çocuklarınızı bu şekilde desteklemeniz hem eğitimi açısından bir bütün olacaktır, hem de okulu onu oyundan uzaklaştıran bir alan gibi görmeyecektir.

    Okul kesinlikle bir ceza unsuru olarak kullanılmamalıdır. Örneğin; ‘Yaramazlık yaptın, hiç sözümü dinlemiyorsun seni öğretmenine söyleyeceğim.’ ya da ‘Bu yemeği yemiyor musun! Tamam, o zaman doğru okula gidiyorsun.’ gibi okula gitmek sanki çocuğa verilen bir cezaymış gibi yansıtılmamalıdır.

    Bazı çocukların okula başlaması ile kardeş sahibi oldukları zaman denk gelebilir. Bu dönemin bu yaştaki her çocuk için aynı olduğu, okula başlama yaşının önceden belli olduğu ve bunun kardeşinin doğması ile bir ilgisi olmadığı net ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmelidir. Çünkü çocuğunuz bunu yanlış anlayabilir; kardeşinin doğması ile onu evden uzaklaştırdığınızı, ona verecek ilginin azalması nedeniyle onu daha az görmek istediğinizi, kardeşini daha çok sevdiğinizi vb. düşünebilir. Yeni bir yere uyum sağlamanın kolay bir süreç olmadığı unutulmamalıdır. Çocuğunuzun zorlandığı zamanlarda onu motive edecek, güçlendirecek şeyler söyleyerek desteklemeniz gerekmektedir.

    Öğretmeniyle iletişiminiz de bu noktada çok önemlidir; hem okula başlamadan önce hem de okula başladıktan sonra; öğretmeniyle aktif iletişim kurulması gerekmektedir. Okula uyum sağlamakta ciddi sorunlar yaşanıyorsa; aşırı derecede huysuzluk, ağlama, inatçılık, karın ağrısı, ishal, kusma gibi ailenin günlük rutinini bozacak ölçüde şikayetler varsa bir psikolog desteği almak faydalı olacaktır. Okula başladıktan sonra; çocuğunuzun uyku ve yemek saatleri okula göre ayarlanmalıdır. Çünkü rutini düzene oturmayan bir çocuk okula yorgun, uykusunu alamamış ve dinlenmemiş giderse; zamanla gitme isteği azalacaktır.

    Tüm bu önemli noktaların yanı sıra en başta ailelere diyeceğim şey; bu süreçte sabretmek gerekmektedir. Biz yetişkinlerde dahi yeni bir ortama uyum sağlamak ne kadar güçken; çocuklarınızın ilk defa hiç görmedikleri bir ortama uyum sağlamaları için biraz daha fazla zamana ihtiyaçlarının olması doğal bir süreçtir.

  • Boşanıyoruz Peki Çocuğumuz?

    Boşanıyoruz Peki Çocuğumuz?

    Huzursuz birlikteliği sonlandırma kararı verdiniz. Sırf çocuk için ilişkiyi sürdürmek gibi bir hataya kapılmayıp; çocuğunuzun/çocuklarınızın sırtına bu sorumluluğu yüklemeyip; mümkün olduğunca yansıtmadan ilişkinizi sonlandırdınız.

    Peki şidmi çocuğunuza ne yapmalısınız? Zarar görmemesi için herşeyi yapmaya hazırız. Çevrede her zaman boşanmanın olumsuz yanlarına değinilir; oysa çocuğunuzun huzurlu olmayan, sürekli fiziksel ya da psikolojik şiddetin olduğu bir evde yetişmesi ona çok büyük bir zarar.

    Çocuğunuz ve kendiniz için bu kararları verirken, boşanmış ailelerin çocukları için olumlu özellikleri düşünmekte fayda var. Kafanız karışmış olabilir; boşanmış ve anne babası ile zaman geçiremyen bir çocuk ne ölçüde ailesiyle verimli zaman geçirebilir ki diye? Oysa siz ona huzurlu bir ortam sunma kararı verdiniz. Unutmayın anne-baba ne kadar mutsuzsa çocuk da o ölçüde mutsuz olur.

    Ancak boşanmış aile çocuklarının olumlu yönlerine ve çocuk için avantajlarına bakıldığında, doğru bir karar verdiğinizi görüyor olacaksınız. Çocuğunuza bunu bahsederken; mutsuz olduğunuz karı-koca ilişkinizin bitmesinin onun anne-babası olmaktan vazgeçtiğiniz anlamına gelmediğini açıklamakla başlamak gerekiyor.

    Aksine avantajlarına bakıldığında iki farklı odası olması; anne ve babayla birebirde daha dolu ve kaliteli zaman geçirecek olması; her şeyden önemlisi huzurlu bir ortamda yetişecek olmasıdır.

    Boşanmış aile çocukları diğer çocuklara göre çok daha çabuk bilinçlenir. Çünkü hayatta olumlu şeylerin olduğunu bildikleri kadar, olumsuz şeylerin de olabileceğinin farkındadırlar.

    Duygusal anlamda daha güçlü olurlar, çabuk olgunlaşıp ilişkilerdeki durumlara daha dikkatli yaklaşırlar.

    Insanları tanıma konusunda daha rahat ilerler ve doğru arkadaşlık kurmada; kimi yaşamlarına almayı isteyip, kimi istemediklerini seçmede daha başarılı olurlar.

    Ergenlikl döneminde bir çocuğunuz varsa ve depresyona girer diye endişeler yaşıyorsanız; ergenlik döneminde yaşanılan anne-baba boşanması nedeniyle yaşamı sorgulama yoğun olacağından; bu kişinin yaşama daha etraflıca bakmasını sağlayacaktır.

    Aynı zamanda boşanmış aile çocukları kendi ayakları üzerinde durmayı daha kolay öğrenmekte ya da öğrenmek durumunda kalmaktadır. Çünkü sürekli yardım eli beklemezler; yaşamda tutunmaları gerektiğinin farıkındadırlar.

    Sevdikleri insanlara kıymet verir ve destek olurken; evlenecekleri kişiyi seçmede çok dikkatli davranırlar. İleriye dönük bakmaları gelişmiştir. Bu sayede daha sağlam ilişkiler kurabilirler.

    Iş yaşamında daha hırslı olurlar; kimseye yaslanıp ilerlemek istemezler. Aksine kendi ayakları üzerinde durmak isterler.

    Çocuk sahibi olmaya karar vermeden önce de ayrıntılı bir düşünme sürecinden geçerler; “ona güzel bir hayat sunabilir mi; evliliği nasıl gidiyor gibi” tartmadan çocuk yapma kararı vermezler.

    Bu gibi etkenler açısından bakıldığında; huzursuz bir evde mutsuz çocuk yetiştirmek sizce ne kadar doğru?

  • Geri-İleri Çağrışımlar

    Geri-İleri Çağrışımlar

    Hafızamızın kusursuz olmadığını biliyoruz. Sinir bozucu şekilde insanların isimleri, doğum günleri gibi şeyleri unutabiliyoruz. Bunun nedenlerinden biri bozulma adı verilen çok normal bir süreç. Eğer bir bilgiyi düzgün şekilde kodlamaz veya uzun süre geri almazsak daha sonra hatırlayamaz hale geliyoruz.

    Belleğe giden veya bellekten gelen yollar yani ipuçları ve bellek arasındaki sinirsel bağlantılar, uzun süre kullanılmayınca zayıflıyor. Dolayısıyla bu nöronları uyarmak hayli zorlaşıyor. Aslında bu problem kullan veya kaybet problemi. Bir şeyi öğrendikten sonra uzun süre kullanmazsanız maalesef bu bilgi zamanla bozuluyor. Bozulma tabi ki farklı materyaller söz konusu olduğunda bile tutarlı kalması açısından oldukça ilginç bir süreç. Dikkat edecek olursanız ilk unutma hızımız çok yüksektir ama zaman geçtikçe unutmamız yavaşlar. İnsan hafızasında
    bozulma kavramı ilk olarak 1800’lü yılların sonlarına doğru Alman filozof ve psikolog Ebbing Ghaus tarafından ortaya atılmıştır. Ebbing Ghaus önce üç harfli ve anlamsız çok sayıda hece ezberlemiş. Ardından 0 ila 30 gün arasında değişen farklı zaman aralıklarında bu hecelerden kaçını hatırlayabildiğini test etmiştir. Başlangıçtaki unutma hızının çok yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Ama birkaç gün geçmesine rağmen unutmadığı sözcükleri 30 gün boyunca aklında tutabilmiştir. Sonraları bu tez başkaları tarafından birçok farklı materyal ve zaman aralıklarıyla tekrarlandı. Ortaya çıkan sonuç; ilk öğrenme süreci ne kadar derli topluysa unutma o kadar yavaştır. Örneğin birkaç yıl boyunca öğrendiğiniz bir dili birkaç günde unutmazsınız. Fakat Ebbing Ghaus’un unutma eğrisi uyarınca o dili kullanmazsanız birkaç gün içerisinde unutursunuz. Yani o noktadan sonra unutma hızınız düşer. Bozulma ve unutmaya dair ilginç nokta da şudur ki bir şeyi geri alamamamız, o şeyin uzun süreli hafızamızdan silindiği anlamına gelmez. Geri almanın yanında, bir bireyin bilgi veya yeteneği ne kadar iyi öğrendiğini anlamanın bir diğer yolu da o şeyi yeniden öğrenme hızına bakmaktır. Ebbing Ghaus üç harfli anlamsız heceleri kullanarak unutmanın yanı sıra yeniden öğrenme sürecini de incelemiştir. Listede gördüğü tüm heceleri hatırlayamasa bile listeyi ikinci kez ezberlemesi ilkinden daha kısa sürmüştür. Yani o hatırlayamasa bile belleğin
    temeli hala yerinde durmaktadır. Bu temele tasarruf adı verilmektedir. Çünkü biz farkında olsak da olmasak da bu bilgi bir kenara konulmaktadır. Yöntemsel yetenekler de yeniden öğrenilebilmektedir. Örneğin; birkaç ay önce piyanoyla bir şarkı çalmayı öğrendiniz ve bugün tek bir notasını bile hatırlamıyorsunuz. Notaları elinize alıp şarkıları yeniden öğrenmeye çalıştığınızda, eğer bir şeyi geri alamamak o şeyin uzun süreli belleğinizden sonsuza dek silinip gittiği anlamına gelseydi, bir şarkıyı ikinci kez öğrenmek ilki kadar zaman alırdı. Oysa şarkıyı ikinci kez öğrenmeniz büyük ihtimalle ilk öğrenmenizden daha kısa sürecektir. Bu süre farkı, şarkının uzun süreli belleğinizde kısmen de olsa hala saklanmakta olduğu anlamına gelir. Fakat sorun her zaman bozulmada olmayabilir. Bazen bir şeyler istediğimiz bilgiye erişmemizi engeller. Doğal olarak buna da engel adı verilir. İki tür engel vardır. Bunlar; geriye etkili ve ileriye etkili.

    Geriye etkili engel: öğrendiğimiz yeni bir bilgi önceden bildiğimiz bir şeyi hatırlamamızı engeller. Örneğin; yeni bir eve taşındınız ve her yere yeni adresiniz veriyorsunuz. Bu durumda eski adresi hatırlamanız güçleşir. İleriye etkili engel: geçmişte öğrendiğiniz bir bilgi, yeni bir bilgiyi öğrenmenizi ya da hatırlamanızı engelliyor. Örneğin; e-mail adresinizin parolasını uzun süre değiştirmemiş olmanız ve yakın zamanda değiştirdiğinizde genellikle eski olanı hatırlarsınız. Bu durum eski parolanızın hafızanızda yeni parolanızın önüne geçmesini sağlar.

    Hafızanız size oyunlar oynayabilir. Öğrenip unuttuğunuz sandığınız şeyler, tekrar edildiğinde hatırlanabileceği gibi hiç hatırlanmaya da bilir.

  • Çocuk Depresyonu

    Çocuk Depresyonu

    Depresyon, çoğunlukla sırf yetişkinlerin yaşayabileceği bir hastalıkmış gibi görülse de çocukluk çağının her döneminde rastlanılabilir bir durumdur. Burada önemli olan depresyon ip uçlarını iyi takip edebilmek ve gerektiği noktada bir uzmandan yardım almaktır.

    Belirtiler Nelerdir?

    • Depresyondaki çocuk genelde mutsuzdur

    • Eskiye oranla daha az neşelidir

    • Önceden zevk alarak katıldığı aktivitelere karşı ilgisizdir

    • Kilo alımı veya kilo kaybı yaşarlar

    • Az yada çok uyuma gibi uyku problemleri

    • Yorgunluk ve enerji kaybı görülür

    • Dikkati yoğunlaştırmada zorlanma, konuyu anlama ve ifade etmede güçlük yaşamaları nedeni ile okul başarısında düşüşler olur

    • Kendileri ile ilgili ben başarısızım gibi negatif düşünceleri vardır ve bu nedenle özgüven problemi yaşarlar

    • İntihar düşünceleri ve girişimleri olabilir.

    • Bedensel yakınmalar görülür.

    • Hiçbir neden yokken suçlu,kızgın ve değersiz hissetme görülebilir.

    Çocuğum sadece kötü bir haftada mı geçiriyor yoksa depresyonda mı bunu nasıl ayırt edebilirim?

    1. 3 hafta boyunca semptomları gözlemliyorsanız,

    2. Hayatının her alanında ( okulda,oyun oynarken,en sevdiği şeyleri yaparken de ) bu semptomlardan biri veya birkaçı görüyorsanız,

    3. Semptomların şiddeti veya sayısı artıyorsa,

    çocuğunuzun depresyonda olduğundan şüphelenebilirsiniz.

    Depresyondaki Çocuğuma Nasıl yardım edebilirim?

    1. Depresyonu ve semptomlarını iyice anlamak!

    Eğer yaşadığınız süreç hakkında bilgi sahibi olursanız,çocuğunuzun neler hissettiğini anlamaya çalışırsanız ne kendinizi ne çocuğunuzu suçlarsınız. Bu dönemde zaman zaman çaresiz hisseden ebeveynler çocuklarına öfkelenebilir,kendilerini suçlu hissedebilir ya da sanki hiç düzeltilemez bir durum yaşıyormuşçasına üzüntü hissedebilirler. Halbuki bunun gerekli müdahaleler yapıldığında geçecek bir süreç olduğunu bilmek, çocuğunuza karşı daha anlayışlı olmak durumu kolaylaştıracaktır.

    2.Aşırı tepki vermeyin,sakin kalın!

    Bizim başımıza neden bu geldi,çocuğum düzelecek mi gibi endişeler yaşamak,çocuğu bir an önce iyi hissetmesi adına bir çok aktiviteye,hediyeye boğmak,çok özel bir durum yaşadığını hissettirip fazla sakınmak çocuğunuzu daha çok baskı altında hissettirebilir,olabildiğince normal ve sakin davranın.

    3.Yanında olduğunuzu hissettirin!

    Anlayışlı olun, çocuğunuzun her zaman sizinle konuşabileceğini,istediği zaman sizden yardım alabileceğini ve çözümü birlikte bulmak için çaba sarf edeceğinizi bilmesini sağlayın. Bu sadece sözel ifade yoluyla değil,ihtiyacı olduğunda sarılmakla,istemediği zaman konuşmamasına izin verip saygı göstermekle,üzerine gitmemekle de gösterilebilir.

    4.Yardım alın!
    Eğer belirtiler uzun süreli oluyorsa ve başa çıkamayacağınızı düşünüyorsanız yardım almaktan çekinmeyin.

  • Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Çocuk, ailede ne deneyimliyorsa dış dünyaya da onu yansıtır dolayısıyla anne,baba ve aile içinde edindiği bir takım tecrübelere göre kendisiyle ve çevresiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunur ve geri kalan hayatını o varsayımlar üzerinden kurar. Özgüven anne-baba desteği ile içselleştirilen ve zamanla gelişen bir olgudur. Özgüvenli çocuk,karar verme gücünü ellerinde tutar,seçmek ister,talep eder,hata yapsa bile denemekten vazgeçmez,iletişimde daha etkilidir,sorunu çözme eğilimi gösterir,daha aktiftir.Anne babalar bu özellikleri çocuklarına kazandırmak için bazı konularda hassas davranmalıdırlar.

    1. Önceliği çocuğunuza verin

    Yoğun tempolu işler yüzünden bazen anne-babalar çocuklarıyla yeteri kadar iletişimde bulunmazlar. Oysa çocuğunuzun sevildiğini bilmesi,kendisini önemli hissetmesi için ona zaman ayırmanız gerekir. Bir şey anlatmak istediğinde onu gerçekten dinleyin,eğer dinleyemeyecek kadar yoğun veya yorgunsanız size 15 dakika vermesini işini bitirip onu dinleyeceğinizi söyleyin ve dediğinizi yapın.

    2. “Süpersin,harika iş çıkarmışşın” gibi cümleleri çok sık sarf etmeyin

    Sıklıkla çocuğunuzun direkt olarak yaptığı resmi,ödevi..v.b beğenmek çocuğunuzda yaptığı iş ile sevilmeyi denk tutan yanlış bir algı yaratabilir. Önemli olan her zaman çabalamak ve gayret göstermektir. Motivasyon cümlelerinizi güncelleyin. Örneğin, “yaptığın resim çok harika olmuş” demek yerine “ seçtiğin renkleri çok beğendim,resmin ne kadar da renkli duruyor” deyin. Sonuca değil,sürece odaklanın.

    3.Seçim hakkı tanıyın

    Anne babalar bazen çocuklarına seçim hakkı vermenin kontrolü elden bırakmak olduğuna dair endişeye kapılırlar. Buradaki önemli nokta çocuğunuza sunacağınız seçenekleri sizin belirliyor olmanız.Yani çocuğunuzun yapmasından hoşlanmayacağı bir şeyi seçenek olarak sunmanız gerekmiyor. Örneğin; “ banyonu yemekten önce mi yapmak istersin yoksa sonra mı” bir seçenek sunmaktır ama burada banyo yapmak tartışmaya açık bir konu değildir.Çocuğunuz zamanı istediği gibi seçtiğinde,bir seçim hakkı olduğunu hissedecek,kendi kontrolünde bir şeyleri yaptığı duygusunu yaşayacak ve güvenli hissedecektir.

    4.Yardım isteyin

    Çocuğunuzdan zaman zaman yardım isteyin. Evde yapılan bir takım işlerde kendisinin de katkısı olduğunu hisseden çocuk,kendisini yardımcı ve işe yarar hisseder. Ayrıca birlikte ortak bir iş yapmak paylaşımınızı arttırır. Çocuğunuzun yaşına göre isteklerde bulunabilirsiniz. Örneğin siz yemeği hazırlarken o masaya tabakları dizebilir.

    5.Daha fazla “evet” deyin,kısıtlayıcı olmayın

    Çocuğunuza karşı çok kısıtlayıcı olmak ve istediklerine sıklıkla hayır demek,çocuğunuzda hayal kırıklığı ve çekince yaratabilir. Sürekli reddedilen çocuk bir süre sonra talep etmekten vazgeçer ya da öfkelenir.Belirli değişmeyen kurallar ve sınırlar çocuğun hayatında tabiki olmalıdır. Ancak sınırlarınızı zorlamayacak bir durum söz konusuysa,çocuğunuzun çok aşırı,tehlikeli istekleri yoksa elinizden geldiğince evet demek,kendine güvenini arttıracaktır.

    6.Çözümü sunmadan önce zaman tanıyın,çocuğunuz kendisi çözüm bulsun.

    Çocuğunuzun her karşılaştığı durumda çözümü sizin bulmanız, yaşadığı sorunlara hemen koşturmanız, çocuğunuzun problem çözmesini engellemeniz anlamına gelmektedir. Bir sıkıntıyla karşılaştığında “Biraz birlikte düşünelim,sence bunu çözmek için neler yapabiliriz” gibi bir tartışma konusu açıp çocuğunuzu çözüm bulmaya yüreklendirirseniz ona büyük bir iyilik yapmış olursunuz.

  • Bebeğinizin ilk günleri!

    Bu yazıyı 2006 yılında Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nde yazmıştım. O dönemde bir çok gazete ve dergide tümü ya da bir kısmı yayınlandı. Şeklini değiştirmeden içeriğini 2009 güncellemesi ile sunuyorum. Özellikle anne ve baba adaylarının doğumdan önce okumasını öneririm.

    Hücre seviyesinde başlayan yaşam döngüsünün birinci ve kolay olan bölümü tamamlanmak üzere. Gerçekleşecek doğumla birlikte 9 ayı aşkın süredir anne karnındaki rahat ortamda devam eden yaşam artık tek başına sürdürülmek zorunda. Önce nefes almak öğrenilecek, sonra beslenme ve sırasıyla diğerleri…

    Hayatın ilk 28 günlük dönemi “yenidoğan” dönem olarak tanımlanıyor ve hayat serüveninin ilk sınavı da bu dönemde veriliyor. Anne karnında son derece rahat bir ortamda ve bütün ihtiyaçları anne tarafından karşılanan bebek doğumda göbek kordonunun kesilmesiyle birlikte artık tüm dengelerini kendisi sağlamak zorunda. Anne karnındayken kapalı olan akciğerler ilk nefesle birlikte açılıyor, bebek nefes almaya başlıyor, kanındaki oksijen oranı hızla artıyor ve cildi pembeleşiyor. Göbek kordonu kesildiği için birçok metabolik dengeyi kendi kendine sağlamaya çalışıyor. Doğumdan sonraki birkaç gün bebek için dünyaya adaptasyon dönemi olarak geçiyor.

    Ancak her 10 sorunsuz hamileliğin bir tanesinde doğumda bebeğin adaptasyon için yardıma ihtiyaç oluyor. Toplamda da 100 tane sağlıklı ve sorunsuz gebenin 1 tanesinin doğumunda bebeğe kalp masajı yapmak ya da akciğerlerine hava göndermek için solunum cihazına bağlamak gibi işlemlerin yapılması gerekebiliyor.

    Hayatın ilk bir kaç dakikası içinde yapılması gereken işlerin doğru yapılmamasından kaynaklanan birçok ciddi problem yaşanabilir.

    Oksijenlenme süreci gecikirse, başta beyin olmak üzere bütün organlar zarar görür. Oksijenin azalması, karbondioksit miktarının artması asidoz denilen bir tabloya yol açıyor ve beyin hücreleriölmeye başlıyor. Beyin hücreleri kendisini yenileyemediği için yerine yeni hücreler konamıyor. Bu asfiksi dediğimiz durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği, epilepsi, okul başarısızlıkları ya da en kötüsü spatisite gibi ileriye yönelik pek çok sorun oluşabiliyor.

    Anne sütü bebeğin sağlık sigortası

    Adaptasyon sorunların çözülmesinden hemen sonra metabolik olaylar geliyor. Bebek tüm besinlerini anne karnında kordon vasıtasıyla alırken, doğduktan sonra kendisinin beslenmesi ve erkenden anne sütü alması gerekiyor. Bebeğin erkenden anne sütü almasını sağlayabilmek için yapılabilecek en önemli uygulama, bebek ve annenin ayrılmamasını sağlamak oluyor. Annenin memesinde bulunan süt, annenin tüm bağışıklık siteminin hücrelerini ve antikorlarını içeriyor. Ve mikroplara karşı müthiş bir koruma sağlıyor. Dolayısıyla bebek, doğduktan sonra ilk saatlerde KOLOSTRUM dediğimiz ilk sütü alırsa birçok hastalığa karşı korunma sağlanmış oluyor.

    Aile, çocuk doktoruyla ne zaman tanışmalı?

    Olayın son derece önemli bir başka püf noktası ise, anne ve babanın çocuk doktoruyla tanışma zamanı. İdeal tanışma zamanının doğum öncesinde, doğuma yakın bir zaman diliminde gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. Böylece hekim ve aile arasında güven mekanizması işlemeye başlıyor, anne çok daha rahat doğuma giriyor.

    Bebek izlemleri sırasında bebekte ya da annede bir sorun çıktıysa ve bu sorun nedeniyle gebelik beklenenden daha önce sonlandırılacaksa ya da bebek riskli bir bebek olacaksa, çocuk doktoruyla anne ve babanın iletişimi o noktada daha bir önem kazanıyor. Doğum sonrasında ilk dakikalar, saatler çok önemli ve her şeyin senkronize yapılması gerekiyor. Bebeği izleyen ekip; doktor, bebek hemşiresi ve bebeğin ailesinden oluşuyor. Ailenin her zaman bu ekibin önemli elemanı olarak görev aldığını ve doktor ve hemşirenin başarısının bir anlamda ailenin de başarısına bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Bu uyumu sağlamak için doğum öncesinde iletişimin mutlaka sağlanması gerekiyor.

    Sütün gelmesi için bebek anneye yardım ediyor

    Bebek doğduğunda, çocuk doktoru bebeği alarak ilk solunumun başlaması için gerekli işlemleri yapıyor. Islak bir ortamdan kuru bir ortama geçen bebeklerin çoğu, kurulanır kurulanmaz ağlamaya başlıyor, ciltleri pembeleşip, normale dönüyor. Göbek kordonu kesiliyor ve doğum normalse, daha doğum odasından ayrılmadan bebek kurulanıp annenin üzerine yatırılabiliyor. Karnın üzerine yatan bebeklerin bazıları içgüdüsel olarak anne memesini buluyor. Daha doğum masasında bebek anne memesini tutar ve orada emerse anneye çok büyük uyarı yapmış oluyor ve beyin süt üretimi için emir veriyor. Memeden süt gelmeye başlıyor.

    Bu sebeplerden dolayı sezaryenle doğumdan çok normal doğumu önermekteyiz. Normal doğum sonunda annenin bebeğini çok kısa bir süre içinde emzirebildiğini vurguluyor. Anne sütüyle beslenmeye başlayan bebek mümkün olduğunca çabuk eve gönderiliyor.

    Hastaneden çıkmadan yapılan tarama testleri

    Bebek eve gitmeden bazı tarama testlerin yapılması gerekiyor. Bebeklik döneminde hiçbir bulgu vermeyen ama yaş ilerledikçe ortaya çıkan ve bulgu vermeye başladığında tedavisi için çok geç kalınmış olan doğumsal metabolik hastalıkların erken tanısında bu testler ayrı bir önem taşıyor.

    Bu testlerin başında fenilketonüri ve hipotiroidi geliyor. Bu hastalıklar klinik belirti vermeye başladığında çok geç kalınmış olunuyor ve tedavisi çok güç zeka geriliklerine yol açıyor. Bu sorunlardaki önemli bir kazanım ise, fenilketonürinin tarama testi yapılıp da bebekken tanısı konabilerse, ilk bir ay içerisinde gerekli tedavi yapıldığında, çocuk tamamen normal bir şekilde büyüme devam ediyor. Fenilketonüri taraması topuktan alınan bir damla kanla yapılıyor. Yaklaşık 10 gün içinde sonuç ortaya çıkıyor. Fenilketonüri şüphesi olanlarda ise test bir kez daha tekrarlanıyor.

    Bu bir tarama testi olduğu için ailelerin içlerinin rahat olması gerekli, önemli olan hiçbir çocuğun atlanmaması. Çünkü bir takım sağlam çocukta test sonuçları pozitif çıkabiliyor. Bu çocuklara ikinci ve daha ayrıntılı test yaptığımızda ise sağlam çocuklar daha rahat ayrılabiliyor. Yaklaşık beşbin kişide 1 tane fenilketonüri olmasına karşın ilk taramada çok daha fazla kişide şüpheli sonuç çıkıyor. Bu nedenle test sonuçları pozitif çıktığı zaman ailelerin çok fazla sorun yaratmasına gerek yok, asıl sonuç ikinci testin sonucunda belirlenecektir. Biz bu nedenle şüpheli grubu geniş tutuyoruz.”

    Fenilketonüri tanısı pozitif çıkan bebeklerde neler yapılması gerekiyor;

    Test pozitif çıkarsa bebeğe özel bir beslenme uygulanıyor. Bu hastalıkta bebekler dışarıdan aldığımız besinlerde bulunan fenilalanin dediğimiz aminoasidi parçalayamıyor. Bu nedenle hiç fenilalanin almaması gerekiyor, bunu aldığı zaman fenilalanin, fenilketonlara dönüşüyor ve vücutta sindirilemediği için de birikiyor ve zamanla beyine hasar vermeye başlıyor. Fenil alanin tüm protein içeren gıdalarda bulunuyor. Büyüdükçe de yaşına uygun o diyetler düzenleniyor. Anne sütü fenilketonürili bebeklerde ölçülü olarak verilebiliyor. Günümüzün gelişen gıda teknolojisi sayesinde bu hastalar için uygun proteinli gıdalar da üretilmeye başladı. Bu sayede çocuklardaki gelişim geriliği de ortadan kalkmış oldu.

    Hipotroidi tarama testi

    Hipotroidi tarama testi ile tiroid bezinin çalışması takip ediliyor. Çünkü tiroid bezi vücutta son derece önemli bir organ. Hızlı çalışması durumunda metabolizmayı hızlandırıyor. Hızlı çalışan metabolizmaya bağlı olarak kilo kaybı, sinirlenme, ellerde titreme gibi sorunlar yaşanabiliyor. Tam tersine tiroid bezinin yavaş çalışması durumunda ise, kişide kilo alımı, yorgunluk, haraketlerin yavaşlaması gözleniyor.

    Bebeklerde ise hipotiroidi doğrudan beynin gelişmesi üzerine etki ediyor. Tiroid bezi yavaş çalışıyorsa, beyin gelişimi sağlanamadığı için kretinizm denilen, hipotroidiye bağlı bir hastalık ortaya çıkıyor. Ağır zeka geriliği ile seyreden bu soruna ilişkin;

    Aslında hipotiroidi tarama testi de son derece basit bir şekilde gerçekleştiriliyor. Fenilketonürideki gibi alınan bir damla kanla sonuca ulaşmak mümkün. Bebekte hipotiroidi çıkmasındaki en önemli risk faktörü ise kalıtsal özellikler oluyor. Ancak hala sebepleri çok iyi bilinmiyor.

    Yaklaşık 10 binde 1’lik görülme oranı var. Tedavi edilmeyen çocuklarda ise ağır zeka geriliği ile giden bir tablo ortaya çıkıyor. Bu nedenle mutlaka tanısının konmuşolması ve tedaviye geçilmesi gerekiyor.

    Tiroid hastalıklarında bir ilaç tedavisi uygulanıyor. Tanı konar konmaz da tedaviye başlamak gerekiyor. Tabletler şeklinde verilmesine karşın suda rahat eridiği için, bebeğin yutmasında problem yaşanmıyor. Aynı zamanda son derece etkili ve ekonomik bir yöntem.

    Fenilketonüri ve hipotroidi ne zaman fark edilebiliyor

    Eğer tarama testleri zamanında yapılmazsa ilk iki üç ay içerisinde sorunlar bulgu vermeye başlıyor. Bebek etrafla çok fazla ilgilenmiyor. Bu dönemde annesine gülümsemesi, etrafı seyretmesi gerekirken bu davranışlar gözlenmiyor. Hipotroidinin kendine özel bulguları gözleniyor. Bunların başında da kabızlık geliyor.

    Bebek daha ilk ay içerisinde kabızlık yaşıyor. Çok hareketsiz olduğu gözleniyor, kafasında bıngıldak denilen boşluklar çok geniş oluyor. Sarılık süresi uzuyor. Bu bulgular hekimi hipotroidi varlığı konusunda şüphelendiriyor.

    Hipotroidi tanısı almış ve tedavisine zamanında başlanan çocukların sağlıklı çocuklar gibi normal bir gelişme izleyeceğini ve bu konuda ailelerin rahat olması gerekiyor. Bu çocukların sağlıklı çocuklardan farkı, takiplerinin çocuk hekimlerinin yanında, çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından da yapılmasından geliyor. Fenilketonürili çocukların takibini de, çocuk uzmanı yanında, çocuk metabolizma uzmanı da yapılıyor.

    2009 yılında yeni bir tarama testi yapılmaya başlandı: Biotinidaz eksikliği. Vücudumuzda “biotin” vitaminini üreten enzim biotinidaz. Eğer doğuştan itibaren bu enzimin eksikliği varsa biotin eksikliğine bağlı ilk olarak deri hastalıkları ve ardından da beyin gelişiminde bozukluklar olabilir. Tanı erken konursa vitamin desteği yapılarak hastalık tedavi edilir.

    Eğer ailede akraba evliliği, farklı bir metabolik problem, bebek ölümü öyküsü varsa risk oluşacağı için genişletilmiştarama testi uygulanıyor.

    Topuktan alınan bir damla kanla yapılan genişletilmiş tarama testinde yirmiye yakın hastalığa bakılıyor. Tarama testlerinin en ideal alınma zamanı ise 7-10. günler arasında. Yeni doğan bebeklerdeki diğer tarama testleri ise işitme taraması ile kalça ultrasonografisi oluyor. Bu sayede işitme kayıplarına çok erken safhada tanı konabilirken, aynı zamanda kalça ultrasonografisi ile de ileriki dönemlerde olabilecek kalça çıkığı riski de önceden saptanmış oluyor.

    Yenidoğanın hemorajik hastalığı denilen sorunun yaşanmaması için doğar doğmaz her bebeğe mutlaka 1 miligram K vitamini enjeksiyon şekilde yapılıyor. Dr. Palabıyık, K vitamininin son derece önemli olduğunu ve mutlaka yapılması gerektiğinin altını çiziyor.

    Sağlıklı bebeği bekleyen sorunlar neler olabiliyor?

    Sarılığa neden olan madde bilirübin ve bu madde kan hücrelerinin parçalanması sonucu oluşuyor. Bebeklerin vücudunda bilirübin ise daha fazla oluşuyor ve karaciğer bu maddeyi safrayla birlikte alarak barsağa yolluyor, oradan da dışkıyla dışarı atılıyor. Yeni doğanların karaciğeri erişkinlere oranla daha yavaş çalıştığından bilirübini atmakta gecikiyor ve vücuttaki bilirübin düzeyi artarak sarılığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Ama anne ve bebekte kan uyuşmazlığı varsa, bebeklerin alyuvarları çok daha hızlı bir şekilde parçalanmaya başlıyor ve çok yüksek miktarda bilirübin ortaya çıkıyor. Karaciğerden de atılamadığı için toksik düzeylere ulaşabiliyor. Bu noktaya gelindiğinde, ilk etki yine beyin üzerinde oluyor ve önce işitme sinirleri zedeleniyor ve eğer yüksek sarılıktaki bir bebek yeterli düzeyde tedavi edilemezse ileri yıllarda ömür boyu taşıyabileceği bazı nörolojik sorunlar yaşayabiliyor. Hiç takip edilmemiş bebeklerde yüksek sarılık nedeniyle ileri yaşlarda spastik kalma riski dahi olabiliyor.

    Bebeklerin yarısına yakınında bebek sarılığının görülebildiğini ve çoğunlukla da hafif bir seyir izleyerek geçtiğini hatırlatarak, ancak kan uyuşmazlığı durumunda şiddetinin artabilir. Her bebeğin belli limitleri bulunuyor. Kan değişimi ve fototerapi yapılması gereken bilürübin değerleri faklıdır. Ve fototerapinin bebeklere hiçbir sakıncası olmadığının bilinmesi gerekiyor. Fototerapi uygulaması sırasında bebeklerin gözleri korunuyor. Bilirübinin çok yükselmesi durumunda ise yapılması gereken tedavi kan değişimi oluyor.

    Eve gidildiğinde dikkat edilmesi gereken noktalar

    Bebek eve götürüldüğü zaman sağlıklı ve sorunsuz büyümesinin devam etmesi için en önemli kriterin anne sütü ile beslenmesine devam edilmesi olduğunu belirterek şu bilgileri aktarıyor;

    Gebelik boyunca ve doğumdan sonra da hem annenin hem de babanın hiçbir şekilde sigara içmemesi gerekiyor. Yine bebeğin hiç bir şekilde sigara dumanına maruz kalmaması gerekiyor. Oda sıcaklığının 22-24 derecede olması yeterli oluyor. Özellikle kış aylarında bebeklerin çok sıcak ortamlarda soba yanında bulundurulması sakıncalı. Yatağın kaloriferin ya da sobanın yanına konması ani bebek ölümlerini artıyor. Bu nedenle de bebek mümkün olduğunca ısıtıcılardan uzak tutulmalı ve kat kat giydirilip sarılmamalı. Ani bebek ölümlerindeki bir başka risk yaratan unsur ise, bebeğin yüzükoyun yatırılması oluyor. Bu nedenle biz geceleri bebeklerin sırt üstü yatırılmasını istiyoruz. Bebeğin kalça sağlığının gelişmesi için de mutlaka ara bezi kullanılmalı. Beslenme konusunda da sadece anne sütü öneriyoruz ve bunun yanında gerekli bazı vitaminleri öneriyoruz. Bebeklerin yaklaşık ikinci haftadan itibaren, günlük 4 damla D vitamini damlası kullanması gerekiyor. Bu şekilde hızla büyüyen kemiklerin sağlamlaşması sağlanıyor.

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    İnatlaşma, çocuklarda sık sık ve her yaş döneminde görülebilir. Bu kimi zaman bir davranış, kimi zaman bir tepkidir. Çocuklar inatlaşarak ya da ağlayarak anne-babaya isteklerini yaptırabileceklerini görürler ve bunu kullanırlar. Çocukların bağımsız birer birey olduklarını fark etmeleri, bu davranışı tetiklemektedir. Çocuklar bu süreçte ayrım yapmaksızın çevrelerindeki herkesle çatışabilirler. Ve bu durum çoğu zaman tutarsızdır. Çatışma içerisindeyken bir çok kez fikir değişikliğine gidebilirler. Hatta durum o kadar değişkendir ki aileler çoğu zaman çocuğun ne istediğini anlamakta bile güçlük çekerler. Ailelerin göremediği nokta; çocuğun bu süreçteki tek amacı, söylenenin aksini yapmaktır. Onun amacı aslında bağımsız bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendi verebileceğini ve tercihleri onun da yapabileceğini size göstermektir. Bunun farkına varamayan ebeveynler, çocukla gereksiz çatışmalara girerek yıpranmaya ve yıpratmaya yol açabilirler. Unutulmamalıdır ki, 2 yaştan sonra çocuk, “hayır” dönemine girmektedir; bu söylenenenlerin reddedilmesi ve her şeyin inatlaşarak çözülmeye çalışılması, söz dinlememe dönemidir ve bu geçici bir süreçtir. Bu süreçte onunla inatlaşılması ve çatışmaya girilmesi inatlaşma davranışının çocukta karaktere dönüşmesine ve kalıcı olmasına sebep olmaktadır.

    BAŞA ÇIKMA YOLLARI:

    1. İnatlaşma durumunda yapılacak en önemli şey soğukkanlılığınızı koruyarak çatışmaya girmekten kaçınmak olmalıdır. Onun, “sizin çocuğunuz” olduğunu unutmayarak, uzlaşmacı ve yumuşak bir ses tonuyla karşılık vermeniz, yüksek ses ve şiddetten uzak durmanız gerekmektedir.

    2. Onun sizin rakibiniz olmadığını unutmayın. Onunla güç savaşına girmek yersiz olacaktır. Burada önemli olan kimin kazanacağı ya da kimin daha güçlü olduğu değil, elde edemeyeceği şeyden vazgeçmesini sağlamaktır.

    3. İstediğinin neden olmayacağını açık ve basit bir şekilde dile getirin. Bunun olamamasına sizin de üzgün olduğunuzu fakat şartların bunu gerektirdiğini açıklayın. Bu şekilde duygularınızı dile getirmeniz onun hem rahatlamasını sağlayacaktır, hem de sizi ona devamlı engel olan ve kurallar koyan bir düşman olmaktan çıkaracaktır.

    4. İnatlaşma konusunda dikkat edilmesi gereken başlıca bir konu ise tutarlılıktır. Ona önce “hayır” dediğiniz bir şeyi kabul etmediği için “evet” e çevirirseniz bunu size karşı kullanmaya başlayacak, her seferinde “evet”e dönüştürebileceğine inandığı için inatlaşması ve çatışması şiddetlenecektir.

    5. Ona yaptırmaya çalıştığınız şeydeki üslubunuz da çok önemlidir. “Hemen yemeğini ye!” acıkan bir çocukta bile bir inatlaşmaya yol açabileceği gibi, “Yemek hazır, hadi gel hep birlikte yemeğimizi yiyelim.” Gibi daha yumuşak bir tavır aranızdaki paylaşımı ve iletişimi de arttıracaktır.

    6. İnatlaşma başladığını bazen görmezden gelerek sakinleşmeyi beklemek de faydalı bir yol olacaktır.

    7. Yapılan her türlü çabaya rağmen çocuk inatlaşmaya devam ediyorsa o esnada dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışın. Bu sevdiği bir oyuncağı, etraftaki herhangi bir havyan ya da nesne, oyun, çizgi film olabilir.

    8. Aynı zamanda bu dönemde çocuklara devamlı “hayır” denmesi de olumsuz bir tutumdur. Ne kadar çok “hayır” derseniz, o kadar çok “hayır” alırsınız. Her şeye hayır demek yerine, yapabileceklerinizi ve yapamayacaklarınızı belirleyip, yapamayacaklarınızı da ona açıklamanız gerekmektedir.

    9. İnatçılık krizlerinde yapılabilecek en mantıklı şey çocuğa seçenek sunmaktır. Böylelikle hem ona istediğini vermiş olur; yani onun da bir birey olduğunu, hayatı hakkındaki kararları kendi seçebildiğini göstermiş olur hem de sizin istekleriniz doğrultusunda onunla uzlaşmış olursunuz. Bu, inatlaşma sorununu çözmüş olmakla birlikte aynı zamanda çocuğun özgüven gelişimi için de oldukça önemli bir adımdır.

  • Okul Öncesi Dönemde Teknoloji Kullanımı

    Okul Öncesi Dönemde Teknoloji Kullanımı

    Günümüzün göz ardı edilemez gerçeği; teknolojinin çocuklar üzerindeki olumlu olduğu kadar olumsuz yöndeki etkileridir. Çocukların bilgisayar, televizyon, ipad ve telefonlarla fazla zaman geçirmeleri sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerini olumsuz yönde etkilemekle beraber iletişimden ve ikili ilişkilerden uzak kalınmasından ötürü sosyalleşmede sorunlara sebep olmaktadır.

    Bilgisayar, internet ya da televizyon gibi araçlar, okul öncesi dönemde amaç değil, çocuğun gelişimi ve eğitimi konusunda araç olmalıdır. Unutulmamalıdır ki; bilgisayarlar, hiçbir zaman bir eğitimcinin ya da bir eğitim ortamının yerini tutmaz.

    Bilgisayar, tablet ya da televizyonun sanıldığı gibi yalnızca olumsuz yanları yoktur. Buralarda izlenen programlar, videolar ve kullanılan programlar sayesinde çocuklar okul öncesi dönemde renkleri, sayıları ve bir çok kavramı öğrenip, özgüvenlerinin gelişmesine destek sağlayabilirler. Bunun yanı sıra, problem çözme yetisinin gelişmesi, hızlı karar verme ve el-göz koordinasyonu gelişimi konusunda faydalı olabilmektedir.

    Yapılan araştırmalara göre, şiddet içerikli görüntüler izleyen çocukların bunları hayatın bir parçası olarak algılayıp normalleştirdiği görülmüştür. Aynı zamanda çocukta korku davranışlarının arttığı gözlemlenmiştir.

    Teknoloji bağımlılığının obeziteyi de körüklediği bilinen gerçekler arasındadır. Unutulmamalıdır ki büyüme ve gelişim çağında olan çocuğun ihtiyacı olan şey koşup, oynamak, konuşmak ve iletişime geçmektir. Sosyalleşme ve serbest oyunların çocuğun empati kurma yetisini ve hayal gücünü geliştirdiği bilinmektedir. Ne yazık ki teknoloji bu gelişime ket vurmakta, çocukları ekran başına kilitlemektedir.

    Yapılan araştırmalar, bilgisayarların okumayı öğrenmede ve ucu açık tartışmalara girebilmede çocuklara katkı sağlamadığını göstermektedir. Okuma ve iletişim becerilerinin gelişmesinde bilinen en etkili yöntem birebir ilişkidir.

    Televizyon ve internet bağımlılığı aynı zamanda duruş, oturuş ve iskelet bozukluğuna sebep olmakla beraber içe kapanıklık, özgüven eksikliği gibi etkilere sebep olmaktadır.

    Çocuğu teknoloji ve televizyon kullanımı konusunda bilinçlendirmek için yapılacaklar;

    Yapacağınız çok önemli bir işiniz dahi olsa onu oyalamak için yardımı televizyon ve bilgisayarlardan almayın. Etrafı dağıtacak dahi olsalar onları faydalanabilecekleri faaliyetlere yönlendirin.

    Yalnızca çocuğun izlemesine koyulacak kural yerine tüm aileyi bilinçlendirin. Devamlı açık olan bir televizyon ailedeki birebir ilişkilere engel olacaktır.

    Çocuğun televizyon izleyeceği saatlere, ve programlara siz karar verin.

    Çocuğunuzun televizyon karşısında bulunduğu sürede yanında bulunmaya özen gösterin. Bu bilinçli ve eleştirebilen, farklı bakış açılarıyla olaylara bakabilen bir izleyici olmasını sağlayacaktır. Bunun dışında izlediğiniz sahneler konusunda onu bilinçlendirmeye özen gösterin. Örneğin; kavga eden insanlar gördüğünüzde onların aslında rol yaptığını, şuanda gerçek hayatta olmadıklarını söyleyin. Böylece gerçekle kurguyu ayırmayı öğrenecek, gördüklerini uygulamaya çalışmayacaktır.

    Bilgisayar oynamasına izin veriyorsanız ona yaptığı şey hakkında sorular sorun. Örneğin, “Oynadığın nedir?”, “Nasıl oynanıyor?”, “Oyundaki amaç ne?”, “Buraya geldiğinde ne oluyor?”, “Bu karakter ne yapmaya çalışıyor?”. Bu tarz sorular oyunu körü körüne oynayıp andan kopmasındansa, ekranda gördükleri ve yaptıkları konusunda düşünmeye teşvik edecektir.

    Bilgisayarı ve tableti, çocuğunuza paylaşmayı ve sıra beklemeyi öğretecek bir araç olarak kullanın.

    En önemlisi ise; onu tabletle oyalamak yerine ailece keyifli zaman geçirmeyi deneyin. Böylelikle hem geçirilen zamanın kalitesi hem de aranızdaki ilişki ve iletişim artacaktır.

  • Çocuklarla Kaliteli Zaman Geçirmek

    Çocuklarla Kaliteli Zaman Geçirmek

    Çocukla birlikte geçirilen zamanlar anne-baba-çocuk ilişkisinde önemli etkilere sahiptir. Anne-baba olmak çocuğun yalnızca beslenme ve bakım konusundaki ihtiyaçlarını gidermek değil, aynı zamanda duygusal olarak, kişilik gelişimi ve özgüven gelişimi konusundaki ihtiyaçları da giderebilmektir. Aileler genellikle günlük hayat koşturmasından çocuklarına yeterli zamanı ayıramadıklarından yakınmaktadırlar. Ancak önemli olan çocukla geçirilen zamanın uzunluğu değil; niteliği, kalitesidir.

    Kaliteli zaman için, ebeveynin çocukla birlikte zaman geçirmeyi gerçekten istemesi ve bundan keyif alması oldukça önemlidir. Kaliteli ve keyifli zaman geçirmek için her zaman özel bir zaman dilimi belirmeye gerek olmayabilir. Çocuğunuzla birlikte mutfakta yemek hazırlamak, market alışverişi yapmak, çekmeceleri düzenlemek vb. etkinlikler hem eğitici, öğretici olduğu gibi hem de eğlenme fırsatı yaratabilir. Günlük işlerin yanı sıra ailece planladığınız oyun akşamları çocuğunuzun sosyal, duygusal ve bilişsel becerilerinin gelişimini desteklediği gibi, aynı zamanda aile içi iletişimi de güçlendirecektir.

    Evde yapılabilecek etkinlikler;

    Yemek Pişirme: Yemek pişirme etkinliği, çocuğunuzla hem keyifli zaman geçirebileceğiniz hem de eğitici ve öğretici bir etkinliktir. Bu etkinlik esnasında hangi yemeğin yapılacağına karar vermek, sonrasında malzemeleri belirlemek, gerekli miktarları belirlemek ve böylelikle yemeği hazırlamak çocuğun planlama ve organizasyon becerisine katkı sağlamaktadır. Buna ek olarak gerekli malzemelerin kullanımı ölçü birimlerinin pekiştirilmesine yardımcı olmaktadır.

    Etkinliğin katkıları: Planlama, organizasyon, sıralama(önce-sonra kavramları), ölçülerin kullanımı, ince motor becerileri…

    Alışveriş Oyunu: Evde alışveriş oyunu oynamak çocuğun para kavramını öğrenmesine yardımcı olur. Bu oyunu gerçek paralarla da yapabilir, çocuğun basit işlemler yapma becerisine katkı sağlayabiliriz. Paraları toplama, para üstü verme gibi uygulamalar yaparak matematik becerisini de geliştirebilir, hızlı düşünme, zihinden işlem yapmasına ve bilinçli tüketim hakkında bilgi sahibi olmasına destek verebiliriz.

    Etkinliğin katkıları: Zihinden pratik işlem yapma, para kavramı, bilinçli tüketim

    Birlikte İş Yapmak: Evdeki yapılacak işlerin bir listesini çıkarıp, günün görevini seçin. Örneğin; eski, atılacak kıyafetlerin ayrılması, dolapların içinin düzenlenmesi vb. Bu etkinlik esnasında kullanılacak malzemelerini ve herkesin görevini belirleyin. Yapılacakları belirlemek ve görev dağılımı yapmak çocuğun bunları günlük hayatında da uygulamasına, sorumluluk bilincinin gelişmesine katkı sağlayacaktır.

    Etkinliğin Katkıları: Planma-organizasyon, sorumluluk alma, yardımlaşma…

    Akşam Yemeği Sohbetleri: Çalışan ebeveynler ve okula giden çocukların bulunduğu ailelerde tüm ailenin bir arada olduğu nadir zamanlardan biri akşam yemekleridir. Bu esnada yapılan sohbetlerin çocuğa katkısı oldukça büyüktür. Öncelikle ebeveynler gün içerisinde yaşadıkları, onları mutlu eden, kızdıran, üzen olayları çocuklarıyla paylaşarak onlara model olabilirler. Bunu sırayla yapıp, çocuğunuza da söz hakkı verip onun da duygularını ifade edebilme becerisine katkı sağlayabilirsiniz.

    Etkinliğin Katkıları: Sözel ifade becerisi, neden-sonuç ilişkisi kurabilme, duygularını tanıma ve ifade edebilme…

    Hikaye Tamamlama: Hikaye tamamlama oyununu tüm aile bireylerinin bir arada olduğu bir zaman diliminde oynayabilirsiniz. Öncelikle, bir kişi hikayeyi başlatır. Sonra sırayla herkes hikayeye birer cümle ekleyerek hikayenin tamamlanmasına yardımcı olur. Hikaye oyununda doğru-yanlış yoktur ve hikaye her zaman mantıklı olmak zorunda değildir.

    Etkinliğin Katkıları: Dinleme, hayal gücü, sözel ifade, neden-sonuç ilişkisi kurma, parça bütün ilişkisi kurma…

  • Çocuğunuzu Çözümlemede Oyunun Etkisi

    Çocuğunuzu Çözümlemede Oyunun Etkisi

    Oyun oynamak, aileler için çoğunlukla boşa geçen zaman olarak algılansa da oyunun; çocuğun, bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimine, dikkat becerisi, dil gelişimi ve psikolojisi için oldukça büyük bir katkısı vardır. Oyun çocuklar için önemli bir ihtiyaçtır. Sadece çocuğa değil, çocuğunu tanıma konusunda ailelere de destek sağlamaktadır. Çünkü oyunlar çocuğun duyguları, istek ve arzuları, korkuları ve kaygıları hakkında ip uçları vermektedir. Sözel olarak dile getirilemeyen her şey oyunla su yüzüne çıkmaktadır. Çocuklar içlerinde birikmiş olan enerjiyi, toplumsal açıdan da kabul görmüş olan bu yolla dışarı atarlar. Dışarı atılamayan enerji, zamanla saldırganlık yoluyla atılmaya başlanacağı için; oyun, aslında enerji atımı için de seçilmiş en doğru yoldur.

    Bunun yanı sıra, aileler çocuklarını oyun esnasında gözlemlediklerinde çocuğun psikolojisi hakkında da bilgi sahibi olurlar. Örneğin, oyun sırasında hoş olmayan durum ve tutumların sıklıkla tekrarlanıyor olması, çocuğun psikolojik sorunları hakkında ailelere bilgi verir. Onu tanımaya ve çözümlemeye yardım eder.

    Çocuğuyla iletişim kurmak isteyen aile, önce onunla oyun oynamalıdır. Bu, hem aradaki bağı, iletişimi güçlendirirken; hem de çocuğun problem çözme yetisini geliştirir. Oyun esnasında sıklıkla karşısına çıkan rahatsız edici durumları fark eder ve bunları değiştirmenin yollarını arar. Bu rahatsız edici durumlar aslında yalnızca oyunda değil, aynı zamanda çocuğun günlük hayatındaki gerçek sorunlarıdır. Oyun yoluyla çözümledikleri gerçek hayatında çözümledikleridir. Bu yolla onları daha iyi anlayabilir ve tanıyabilir, onlarla daha kolay ve etkili iletişim kurabiliriz. Aileler bunları bildikleri zaman; çocukla oyun oynamanın sadece onu mutlu etmek ya da zaman geçmesini sağlamak için yapılan bir aktivite olmadığının bilincinde olup hem çocuğun gelişimine katkısını sağlayabilir, hem de onunla etkili iletişim kurmanın yolu olduğunu bilirler.

    Bunun yanı sıra, ailelerin en çok yakındığı konulardan biri; çocuğun oyuncaklara ilgisinin çabuk bittiği konusudur. Çocukların sahip olduğu tek şey yalnızca oyuncaksa ilgisi çabuk biter. Çocuğun ihtiyacı olan oyuncaktan önce oyun alanıdır. Onun kurduğunuz oyun alanınız, eline verdiğiniz bir bebekten ya da arabadan daha çok ilgisini çekmektedir. Onunla kurduğunuz oyun alanında bazen elinizde oyuncak bile olmasına gerek kalmaz. Hayal aleminde ürettiği bir objeyi elinde tuttuğunda sizin o objeyi görmenize gerek yoktur. Onun için o obje vardır ve değerlidir. Bir çok oyuncaktan da daha çok ilgisini çekmektedir. Ona oyuncak değil, oyun alanı ve ilginizi verin. Çocuklar kimin onlarla gerçekten zaman geçirdiğini, kimin ise baştan savma yaptığını sezerler.

    Oyun esnasındaki aile tutumları da çocuğun kişiliğini belirler. Örneğin; hoşgörülü ve anlayışlı aileler çocuklarına koyulan kuralların nedenlerini açıklarlar, kontrol etme durumunu gerekli noktalarda kullanır, aşırı kısıtlamadan kaçınırlar. Bu ailelerin çocukları dışa dönük, özgün ve yaratıcı olur. Baskın ve aşırı otoriter aileler, çocuklarına sebep ve gerekçe sunmaksızın kurallar koyar ve bu kuralların dışına çıkmasına izin vermezler. Bu ailelerin çocukları pasif, içe kapanık, silik ve zaman zaman saldırgan olurlar. Kızılan, azarlanan, vurulan, itilen çocuklarda ise daha fazla saldırganlık belirtileri vardır. Çocukla oynanan oyun esnasında; çocukla güç savaşına girmemeye, oyun ve durum hakkında açıklayıcı yorumlar yapmaya, problemleri tek başına çözmesi konusunda onu teşvik etmeye, onunla ve oyunla gerçekten ilgilendiğinizi göstermeye özen gösterin.

    Oyuncak seçiminde ise yapılan en büyük hatalardan biri; “Çocuğum hiçbir şeyden eksik kalmasın.” Diye düşünülerek yapılan yanlış oyuncak seçimleridir. Çok fonksiyonlu, karmaşık ve pahalı oyuncakların çocuğun gelişimine hiçbir etkisi yoktur, onu yalnızca mutlu eder. Oyuncak ne kadar fonksiyonluysa çocuğa o kadar az iş düşer ve çocuğun hayal gücünü devre dışı bırakır. Oyuncak, çocuğu oyalasın diye değil, hayal gücü gelişsin diye alınmalıdır.

    Oyun konusunda ailelerin de dikkat etmesi gereken durumlar vardır. Örneğin; yaşınız kaç olursa olsun çocuğunuzda etkili ve verimli oyun oynamanız gerekmektedir. Genellikle çocuk, oyunu bitirmek istemez. Buna karşı önlem alabilmek için, oyunu bitirmeden 10 dakika önce onu, “10 dakika sonra ben oyunu bırakacağım.” Diye uyarın ve söylediğiniz zaman dilimi geçtiğinde “Benim oyunu bitirme zamanım geldi. Seninle oyun oynamak çok keyifliydi.” Diyerek oyunu sonlandırıp, odayı terk ederken yapılan itirazları görmezden gelin. Oyun esnasında çocuk oyuncakları atıp, kırıp, zarar veriyor olabilir. Bu durumlarda ona engel olmaya çalışmak daha fazla yıkıcı davranış sergilemesine sebep olmaktadır. Bu yüzden sergilediği atma ve kırma durumlarını görmezden gelip, kafanızı başka yöne çevirip yeni bir oyuncakla ilgilenebilirsiniz. Eğer durum görmezden gelemeyeceğiniz kadar ciddiyse, “Oyuncaklarını atacaksan, oyunu bitirelim.” Diye bir cümleyle oyunu bitirin. Çocukla oyunlarınızın çoğunda yenilin. Onu kısıtlamak yerine ona katılın. Çocuğunuza sizinle birlikte yapmaktan en keyif aldığı şeyi sorarak bunu daha sık yapmaya özen gösterin. Yalnızca ev içerisinde değil, dışarıda da oynamasına izin vererek doğayla iletişime geçmesine izin verin. Çocuklarınıza çok pahalı oyuncaklar alırken iyi düşünün. Aldığınız oyuncakla bozar diye oynamasına izin vermezseniz hem sevinci hem de girişimciliği kısıtlanmış olur. Sizin işlerinize yardım etmelerine izin verin. Ve en önemlisi çocuğunuzla geçirdiğiniz zamandan keyif almaya ve onunla verimli zaman geçirmeye özen gösterin.