Etiket: Zaman

  • Duygularımızın Etkileri

    Duygularımızın Etkileri

    Hepimizin duygularımızı bastırdığımız anları olmuştur. Aslında, biz duygu bastırma konusunda anlık değil, yaşam boyu süren bir alışkanlık edinmiş bile olabiliriz. Ancak bastırılmış duyguların bedenimizi nasıl etkilediğinin farkında mıyız?

    Ailelerimiz ve içinde yaşadığımız sosyal çevremiz, hayatımız boyunca bize belirli şekillerde davranmamız gerektiğini öğretti durdu. Hepimiz, belli durumlarda duygularımızı hiç filtrelemeden ve içimizden geldiği gibi ifade etmenin bize nelere mal olacağını öğrendik. Gördük ki, içimizden gelen bütün duyguları her zaman saf bir şekilde ifade ettiğimizde, özel yaşantımızda da, iş yaşantımızda da ilişkilerimizi sürdürmede sıkıntılar yaşıyoruz.Bunu yapmanın aslında sağlıklı ve normal olduğuna bile inandırdık kendimizi.

    Yetişkin olarak yaşadığımız hayatımızda bastırdığımız her duyguyu, büyük çoğunlukla daha sonra çocuklarımız üzerinde ifade ediyoruz. Nasıl olsa onlar üzerinde mutlak otoritemiz olduğu için zaten bunu yapmak da hiç zor gelmiyor.Biz de zamanında bu tarz duygu ifadelerini üzerimizde hissetmedik mi?

    “Erkek adamların ağlamadığını”, “iyi aile kızı olmak gerektiğini”, “artık bunları aşmamız gerektiğini”, “oramıza buramıza dokunmanın ayıp olduğunu”, “çok soru sorduğumuzu” veya “çok fazla konuştuğumuzu” çabucak öğrendik. Eğer bu sözler size tanıdık gelmiyorsa, eminim siz zamanında kendi duyduklarınızı hatırlayabilirsiniz. Ailelerimiz de kendi duygularını bastırarak büyüdüğüne göre, neredeyse hiç bir zaman benzer duyguların nasıl üstesinden gelineceği konusunda bilgi sahibi değillerdi.Bunun sonucunda da, bizi yetiştiren ailelerimizin bizim duygularımızı idare edememeleri garip değil. İşte bu yüzden, biz de onların izinde, duygularımızı bastırmayı ve ifade etmemeyi öğreniyoruz.Bunu yaptığımız zaman da, duygularımızın bedenimizi ne kadar çok etkilediğini hiç düşünmüyoruz!

        Bütün bunlar bilinçaltı seviyesinde gerçekleşen şeyler. Duygularımızın bedenimizi nasıl etkilediğini biz bilinçli bir şekilde düşünmüyoruz. Ancak etkilenme her halukarda gerçekleşiyor.

    Bizim duygularımızın bir çıkış noktasına, ifade şekline ihtiyaçları vardır. Onlar bizim birer parçamızdır ve öyle ya da böyle kendilerini mutlaka dışarı çıkaracaklardır. Biz her ne kadar onları bastırabildiğimizi düşünsek de, bir noktadan sonra bedenimiz onları artık emmiştir ve bu saatten sonra bizim dikkatimizi çekmek için çeşitli hastalanmalar, yaralanmalar ve rahatsızlıklar meydana getirecektir.İşte duygular bedenimizi aslında bu şekilde etkiliyor.

    Duygularımızı hissetmek ve ifade etmek yerine, onları gözardı ediyor olabiliriz. Onların varlığını reddeden ise zihnimiz. Bu reddetme onları bedenimizin ve ruhumuzun derinliklerine gömüyor.

    Duygularımız dahil bu hayattaki tüm deneyimlerimiz hücrelerimizin içinde depolandığına göre, hücrelerimiz da birleşerek bizi oluşturduğuna göre, biz oralarda neyin depolanmasını istiyoruz aslında? Olumsuz, reddedilen ve gözardı edilen duyguların mı? Bedenimiz olumlu veya olumsuz bir duygu, düşünce, hormon veya molekül arasındaki farkı bilmiyorki. Bütün bunlar birbirine öylesine bağlı ve karmaşık ki!

    Eğer farkına varıp onlarla başa çıkma cesaretini göstermezsek, olumsuz düşünceler, enerjiler, -onlara her ne demek istiyorsak-, bedenimizde, zihnimizde ve ruhumuzda yer edinerek beden, zihin ve ruh sıkıntıları olarak kendilerini göstereceklerdir.Rahatsızlık, ağrı, yaralanmalar ve daha bir çok olumsuz enerji bedenimizde boy göstermeye devam edecektir.

    İşte duygular bedenimizi böyle etkiliyor.

    Bizim dışımızda gelişen olayları hiç bir zaman kontrol edemeyiz. Biz sadece, dış dünyamızdan gelecek olan olaylara ve durumlara vereceğimiz tepkilerimizi belirleyebiliriz. Duygularımızı yaratan dışsal faktörleri değiştirmek veya onlarla mücadele etmek yerine, duygularımıza verdiğimiz tepkileri gözlemleyebilir ve çeşitli değişiklikler yapabiliriz.

    Mutlu, doyumlu ve sağlıklı bir yaşam sürmek için, duygularımıza sahip çıkmamız, onları yargılamadan kabul etmemiz ve onları tamamen hissetmemiz gerekiyor. Ancak bu sayede onların önündeki engelleri kaldırarak özgürce akmalarını ve bedenimizde birikmemelerini sağlayabiliriz. Doğru veya yanlış, iyi veya kötü duygu diye bir şey yok. Duygularımız sadece var oluyor.

  • Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizi Geride Bırakmak

    Geçmişimizden kurtulmak, bir ölümü, boşanmayı veya bir kaybı ele almak, geçmiş hatalarımızla yüzleşmek ve onlara hoşça kal diyerek hayatımıza devam etmeyi içeriyor.

    Bağımlılık yaratan bir ilişkiyi bitirmek de olsa, bir ölümün arkasından tuttuğumuz yas da, geçmişimizden kurtulmak aslında yapması en zor şeylerden biri olabilir. Örneğin, yaşadığımız bir sorunlu ilişkiyi bitirsek ve kendi iyiliğimiz için o kişiden uzaklaşmış olsak bile, gerçek anlamda “hoşça kal” diyebilme konusunda hala sıkıntılar yaşıyor olabiliriz.

    Geçmişten kurtulmak çok kolay olmasa da, onu geride bırakmanın ve artık ilerlemenin bazı pratik yöntemleri vardır. Yine de, tamamen kurtulma aşamasına girmeden ve geçmişimize hoşça kal demeden önce, hatıralarımız ve anılarımızla yüzleşip onları bir kez daha yaşamamız doğru olacaktır. Eğer bize sıkıntı yaratan şey yaptığımız hatalar ise, mutlaka bu davranışlarımız için sorumluluk almamız gerekecektir.

    İşte geçmişimizi sağlıklı bir şekilde geride bırakmanın 6 adımı:
     

    1. Geçmişe ait düşüncelerimizi ve hatıralarımızı yazalım, anlatalım, çizelim, boyayalım veya herhangi uygun bir şekilde ifade edelim. Geçmişi sağlıklı bir şekilde geride bırakabilmek için mutlaka bu anıların saygıyla uğurlanması gerekir.
    2. Bize acı veren geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı duyguları ve hisleri olduğu gibi yaşayalım. Bunu yaparken büyük ihtimalle kendimizi rezil bir halde hissedeceğiz ve hatta belki salya sümük ağlayacağız. Ancak fırtına dindiğinde, kendimizi rahat ve huzurlu hissedeceğiz.
    3. Eğer mümkünse, bu tatsız deneyimleri yaşadığımız kişilerle tekrar konuşalım. Geçmişimizden kurtulmak zaten bir nevi geriye dönmektir.
    4. Hissettiklerimizi paylaşalım ve eğer uygunsa içimizde kalanları itiraf edelim. Geçmişten kurtulmanın önemli noktalarından biri, duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebilmemizdir. Eğer yaptığımız yanlışları ele alıyorsak ve başkalarına attığımız suçlamalar varsa, gerekli utanç ve suçluluk duygusu ile yüzleşelim ve onlara sahip çıkalım.
    5. Eğer gerekiyorsa, özür dileyelim ve affedilmeyi isteyelim. Geçmişten kurtulmak bir yerde, savunmasız kalmayı becerebilmek anlamına gelir.
    6. Kontrolümüz dışında bir aşırı yemek, aşırı içki veya başka şekillerde kendimize zarar verme eğilimimiz varsa, bu konuda yardım alalım. Geçmişimizden kurtulmak için artık gururumuzu bırakmamız gerekir.

    Boşandığımız bir eşimiz, yaşamını yitiren bir çocuğumuz, aramızın açıldığı bir kardeşimiz, veya uyuttuğumuz bir hayvanımız bile olsa, sevdiklerimizi geçmişte bırakmak kolay değildir. Ancak her ne kadar geçmişimizden kurtulmak bu yüzden yüksek miktarlarda uğraş ve enerji gerektirse de, kararlı olduğumuzda kuvvetimiz ve cesaretimiz devreye girerek bize gerekli desteği sağlayacaktır. Bunu başardığımızda ise, sadece hayatta kalmaya devam etmeyip, aynı zamanda daha erdemli, huzurlu ve kendimizden emin bir yaşam elde etmiş olacağız.

    Geçmişimizden kurtulmak tam olarak nedir?

    Geçmişimizden kurtulmak, onu hiç bir şekilde değiştirme şansımızın olmadığını kabul etmektir. Zamanında elimizden gelenin en iyisini yaptık. Yanlışlarımızla yüzleşirken, hatırlayalım ki o anda elimizden geldiğince iyi niyetli, sevecen ve doğru davranmaya çalıştık. Eğer bir şekilde geçmişe dönebilseydik, inanın o anda yaptığımızdan daha farklı bir şey yapamazdık, çünkü o anki bilinç boyutumuz ancak o şekilde davranmaya müsaitti. Bir kere olan oldu. Artık onu geride bırakma zamanı geldi.

    Geçmişimizden kurtulmak, düşüncelerimizin farkında olmaktır. Kendimizi geçmiş olaylar veya kaybettiğimiz kişilerle ilgili takılmış düşünceler içinde bulduğumuzda, kendimizi fazla hırpalamadan düşüncelerimizi şimdiki ana döndürebiliriz. Bağımlılık yapıcı bir ilişki de olsa, kaybettiğimiz bir evlat da, şimdi bu takıntılarımızdan kurtulma zamanı.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanın doğasına güvenmektir. İyileşeceğiz ve devam edeceğiz. Geçmişi geride bıraktığımızda, yaralarımız zaman içinde kapanacak ve ardından sadece küçük bir iz kalacak.

    Geçmişimizden kurtulmak, yaşamımıza yeni insanlar katmaktır. İlle de yepyeni insanlarla tanışmamız gerekmiyor. İş ortamından bir tanıdığımızla sohbetimizi ilerletebilir, apartmanımızdaki bir komşumuzu kahveye davet edebiliriz. Eğer hatalarımızla yüzleşmemiz hakkında konuşabilirsek, kendi yaşamımızda da bu yüzleşmeyi daha kolay bir hale gelebiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, daha dengeli paylaşımlarda bulunmaktır. Kendimizi açmak ve bizi üzen, bize acı veren şeyleri anlatmak önemli olduğu kadar, başkalarına da ilgi göstermek ve onların hikayelerini de dinlemek önemlidir. Geçmişi geride bırakmak için bazen kendimizi de geri plana almamız gerekebilir.

    Geçmişimizden kurtulmak, yeni arayışlardır. Yeni kurslara yazılıp bir hobimizi ilerletebilir veya yeni ve keyif verecek uğraşları hayatımıza sokabiliriz.

    Geçmişimizden kurtulmak, zamanımızı gönüllü olarak vermektir.Geçmiş yaşantımıza hoşça kal diyebilmek için etrafımızda yüzlerce ilginç fırsat bizi bekliyor. Gönüllü çalışmanın, sosyal derneklere destekte bulunmanın, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenmenin geçmişi geride bırakmamız konusunda bize çok büyük katkısı olacaktır.

  • Zaman ve zamane çocuklarımız

    Zaman ve zamane çocuklarımız

    Çocukları ve saatleri her zaman kurmamak gerekir.Bazen kendi hallerine bırakmak gerekli diyen şair ve pedagog Jean Paul 200 yıl önce sanki günümüzden haber verir gibiydi.Günümüzdeki çocuklar randevularla ve sorumluluklarla zincirlenmiş şekilde yaşamaktalar.Öğleden sonra okul sonrasında konulan etüt saatleri hafta sonları kurslar hep bir açığı kapatmaya yönelik çocukların zamanlarını büyük ölçüde kapsamakta.Bir çok çocuğun randevu defteri tamamiyle bu tür etkinliklerle doldurulmuş.

    Her çocuk fantezileri için oyun için planlanmamış zamana ihtiyaç duyar.Yıllar önce Down Shifting denilen kendine kendine yavaşlatma tamını Amerikalı araştırmacılar yaşama geçirmişlerdi.Onlara göre bir kişiden devamlı beklentiniz olursa her zamankinden daha az başarıya ulaşır çünkü kendi kaynaklarını ve gücünü ekonomik olarak kullanamaz.Günümüzdeki bilinç tamamen değişmiştir.Burn-out sendromları veya strese bağlı mide ağrıları başarının bir parçası olarak görülmemektedir.Günümüzde başarılı insan kendi güçlerine dikkatli kullanma yetisine sahip kişi olarak tanımlanmaktadır.

    Erişkinler için geçerli olan çocuklar için de geçerlidir.Bir çok çocuğun migren hastası olması veya mide ağrısı çekmesi nedensiz değildir.Bu tür semptomlar vücudun ve ruhun yardım çağrıları olabilir:Daha fazla sakinliğe ihtiyacım var.Biz ebeveynlere düşen görev çocuklarımıza gerekli sakinliği,huzuru ve rahatlamayı sunabilmektir ve bunu başarmak için hayatta gerekli teknikleri onlara öğretmektir.Gerçekçi yapılan bir zaman yönetimi günlük yaşamda rahatlama ve huzur dönemlerini içerir.

    Öncelikler Nerede?

    Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önceliklerin nerede olduğunu bulmak gerekir.Okulun yanı sıra ne önemli? Keman dersi mi ? Ananeyi ziyaret mi? Yoksa futbol mu? Çocuğun yanınıza oturun ve çocuğunuzun zamanını geçirdiği tüm aktiviteleri alt alta yazın daha sonra bunları önemlilik sırasına göre sıralayın.En önemlisi en başa gelir ve önemsizler daha sonra sıralanır.Bu sıralamada sadece sizin değil çocuğunuzun da bakış açısına önem verin.Neyi severek yapar? Ne onun için önemlidir? Bazen fikir ayrılıkları olabilir.

    Yukarda ki listede yer alan aktiviteler çocuğunuzun günlük yaşantısında önemli yer tutar.Bu nedenle bu aktiviteler için bir zaman ayarlamanız gerekmektedir.En sona sıralanan aktiviteler ve dikkat etmek gerekir.Bunlardan hangileri azaltılabilir,hangileri iptal etmemiz gerekli? Cesaretli olun ve listeden gereksiz her şeyi silin.Tabi burada çocuğunuzun yapısı çok önemli kıpır kıpır yerinde duramayan hareketli bir çocuk mu? Dışarıdan uyarımlara fazla ihtiyacı olan bir çocuk mu? Yoksa sakin,içine kapanık bir çocuk mu? Eğer hareketli,meraklı bir çocuk ise daha çok sakin aktivitelere ihtiyacı vardır.Siz çocuğunuzu en iyi tanıyan kişisiniz ve neye ihtiyacı olduğunu,neyin ona zarar verebileceğini bilebilirsiniz.

    Çocuğunuzun randevu defterinde boşluklar keşfedebildiniz mi? Harika! Böylece çocuğunuza çok önemli bir hediye verdiniz:Kendisi için zaman.

    Günlük Yaşantının İdaresi

    Çocuğunuz hayaller dünyasında yaşayan yavaş bir çocuk mu? Bu tür çocuklar anne babalarını çok sinirlendirebilirler çünkü verilen ödevleri hemen başaramazlar.Bir işe başlarlar sonra biraz hayal dünyasına dalarlar ve daha sonra yeniden başka bir şeye başlarlar.Ana okulunda şapkalarını,eldivenlerini,terliklerini kaybederler ve saatlerce onları ararlar.Diğer çocuklar çantaları ellerinde anne babalarını beklerlerken siz o çocukları kıskanırsınız.Kendi çocuğunuz dışarı fırlar ve kaybettiklerini bulmaya çalışır.Ana okulunda dağınık profesör olarak yaşayan çocuğunuz beklide herkesin sevdiği bir bireydir.Belki ana okulunda çok fazla ciddiye alınmayan bu durum okulda sorun haline gelebilir.

    Okul Çocuğu İçin Zaman Yönetimi

    Yukarıda anlatılan tipteki çocuklar zaman kavramı ile gerçekçi bir şekilde başa çıkamazlar.Ev ödevleri saatlerce sürer çünkü arada ya karınları acıkır ya da tuvalete gitmeleri gerekir.Kalemin ucunu açmak gereklidir sonra telefon çalar tabi ki tüm dikkat dağılır.Yazı yazmak yerine lego evleri yapmak veya bir kitabın sayfalarını çevirmek daha ilginçtir.İki saat sonunda ev ödevleri hala bitmemiştir ve çocuk doğal olarak sıkıntıya girer çünkü daha yapması gereken çok fazla ödev vardır.Oyun için gerekli olan boş zaman yan etkinliklerle harcanmıştır.Böyle bir çocuğun ebeveyninin yardımına ihtiyacı vardır.

    Çocuğunuzun ev ödevlerini ciddiye alın.Ona önemli bir şey yaptığı ve ona güvendiğiniz hissini verin.Eğer ev ödevlerini sıkıcı,gereksiz etkinlikler olduğu hissini verirsek çocuk nasıl ciddiye alabilir.Kendi işinde önemli olduğunu hisseden kişi ancak güçlerini o iş için kullanır.Çocuklarda durum erişkinlerdekiyle aynıdır.
    Önceden ev ödevleri için hazırlık yapın defterler hazır masada olmalı,kalemlerin uçları açık olmalı ve ödeve başlamadan önce çocuk ne yapması gerektiğini bilmelidir.Ödevini anlamayan bir çocuk devamlı anne veya babasına koşup soru sorar bu da çocuğun ve ailenin hem zamanını hem de gücünü çalar.
    Çocuğunuza dikkatini toplayabilmesi için yardımcı olun.Çocuğun ders çalıştığı çalışma atmosferi az uyaranın olduğu huzurlu bir ortam olmalıdır.Çocuğunuz sabahtan akşama kadar dışarıda bir çok uyaranın etkisi altındadır.Bu yüzden ders çalışırken sakinlik önemli bir dinlendirici unsurdur.Küçük kardeşler ödev zamanlarında abilerin,ablaların odasına giremezler ve diğer kişiler ders çalışan çocukla değil sadece anne ile konuşabilirler.Televizyon kapalı olmalıdır ve telefon görüşmeleri daha ileriki bir zamana aktarılmalıdır.Eğer çocuk dış ilişkilerin ileriki zamana ötelendiğini fark ederse her şeyi kaçırıyorum hissine kapılmazlar.
    İlk zamanlarda gerekirse ödevler bitene kadar çocuğunuzun yanında kalın,sosyal denetim mekanizması bazen harikalar yaratabilir.Sadece odada bulunup örgü örseniz veya bir makale okusanız bile çocuğunuzun dikkatini toplamasına yardımcı olursunuz.Bu arada çocuğun dikkati dağıtma isteklerini kulak asamamanız gerekmektedir.”Anne şimdi televizyonda çok güzel bir film var.” Hiç cevap vermeyin ödevler bittikten sonra televizyon programı tekrar tartışılabilir.Çocuğunuzun belirli bir çalışma disiplinini benimsediğine inandığınız zaman kendinizi bu işlevden ayırabilirsiniz.
    Çocuğunuzu belirli bir düzende olması için destekleyin.Bir çok kullanılmış kağıt,kitaplar,defterler,kalemler ver arasında da ezik bir muz…Hiçbir çocuk düzen hayranı olarak dünyaya gelmez ve çoğu zaman gereklilikler karşısında zorlanır.Akşamları her zaman belirli saatte beraber odasını toplayın çünkü çocuklar alışkanlıklar sayesinde bazı şeyleri öğrenirler.Yarın derste ne lazım,ne evde kalabilir,ne çöpe atılabilir?Ertesi gün hakkında fikir yürüten çocuk gereksiz zaman harcamaz.
    Çocuğunuzun odasında sadeliğe özen gösterin.Kesin dış sınırlar insan kişiliğine yön verir.Eğer çocuğunuz nerede,hangi, oyunu ve hangi kitabı bulacağını bilirse çok fazla aramak zorunda kalmaz.Çocuğunuzla birlikte oyun şeklinde başarı baskısı yapmadan odasını toplayın.Akşamları bebekler yataklarına yataklar arabalar garaja girer ve kitaplar raflara kaldırılır.
    Sabahları belirli alışkanlıklara alışmasını sağlayın.Her gün aynı şekilde okula hazırlanan bir çocuk birkaç zaman sonra önemli rutinleri oluşturur:Uyanmak,banyoya gitmek,kahvaltı etmek sonra okula gitmek.Çocuklar kesin alışkanlılara ihtiyaç duyarlar.

    Çocuklar İçin “Boş Zaman” Ne Demektir?

    En aktif çocuk bile kendisi için boş zamana ihtiyaç duyar.Örneğin;odasında oturup çizgi roman okumak veya bir kitap karıştırmak için veya televizyonda bir çizgi film seyretmek için.Gerçek yaratıcılık devamlı uyarılmakla değil yaşanılanı işlemekle gelişir.Çok ufak bir çocuk bu işlemin nasıl gerçekleştiğini bize çok güzel gösterir bir şey yaşar öğrenir öğrendiğini yapana kadar uygulamaya çalışır.Örneğin;her seferinde ayaklarının üzerinde durmaya çalışır belki on defa yere düşer ama yeniden kalkar çünkü doğa ona yapabilene kadar deneme özelliğini vermiştir.Bu durum büyük çocuklarda neden farklı olsun? Yalnızca yeterli zamanı olan çocuklar yaşamdan aldıkları etkileşimleri benimserler,kesinleştirirler ve bunları öğrenirler.Çocuklar ihtiyaç duydukları yetileri kendileri geliştirirler ve en yoğun kendi ilgilerini çeken olaylarla zamanlarını geçirirler ve öğrenirler.Bunun için tamamen doldurulmuş bir randevu defteri yerine etkili zamana ihtiyaçları vardır.Bu zaman süreci onar dakikalık randevuların arasına sıkıştırılmış bir zaman olmamalıdır.Çocuklarımızın plansız ve kontrolsüz zamanı olan ihtiyaçlarını ciddiye alın.Bu zaman kaybedilmiş bir zaman değiş gerekli boş zamandır.

    “Anne Canım Çok Sıkılıyor”

    Eğer çocuğunuz boş zamanını kendisi geçiremiyorsa? Hep bir plana göre hareket etmeyi ve dışarıdan uyarılmayı bekliyorsa böyle bir durumda anne hemen kalkar bir aktivite önerisinde bulunur,kalemleri,kitapları getirir veya çocuğun arkadaşlarını arar.Böyle bir durumda yaşayan bir çocuk kendi başına kendi zamanını planlamasını nasıl öğrenir?

    Çocukların canı sıkılmalıdır ama her çocuk kendi kendine zaman geçirecek yetidedir. Bu can sıkıntısından yeni fikirler ortaya çıkar ve çocuk zamanı ve mekanı unutabilir.Böyle bir durumda çocuk planlanmamış zamanında huzur ve mutluluk getirebileceğini öğrenebilir.

  • Karnem ve Tatilim

    Karnem ve Tatilim

    Dersler ve sınavlarla geçen yoğun bir dönemin daha sonuna gelindi. Karne döneminde anne,baba ve çocuk heyecanlı bir bekleyiş içerisindeydiler.Tatlı

    bir telaşla geçirilen bu dönemde ebeveynler ve çocuklar birlikte emek verdiler.

    Bir dönem kapanırken alınan karne çocuk kadar ebeveyn karnesi olmayı da hak etmektedir. Başarıyı kabullenmek başarısızlığı kabullenmekten çok daha kolaydır. Çocuğumuz başarılı bir dönem geçirdiği için onu ödüllendirmek kadar gayreti için de çocuklarımıza geri bildirimde bulunmak ve önemsendiğini hissettirmek gerekmektedir. Ödül illaki parayla alınan şeyler olmamalıdır. Çocukla kurulacak nitelikli bir ilişki ve çocukla geçirilecek kaliteli bir zaman da bir ödüldür.

    Kaliteli zaman “çocuğu yemek yemek için bir lokantaya götürmek” değildir. Ağzında bir şeyler olan bir çocuk ve ebeveyn sadece bakışacaklardır. Kaliteli zaman etkileşimin, karşılıklı duygu alışverişinin olduğu, herkesin sonunda mutlu olabildiği zaman dilimidir.

     Bir çocuğun temel ihtiyacı sizin tarafınızdan her koşulda değerli olduğunu hissetmektir. Karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuzu koşulsuz kabul ettiğinizi ona hissettirin.

    Tek iletişim gündeminizin notlar, sınavlar ve dersler olmamasına özen gösterin. Bir araya her geldiğinizde yaptığınız tek şey ders çalışmak olmasın ya da çocuğunuza sadece derslerle ilgili sorular sormaktan kaçının.

     Düşük notun sebeplerini değerlendirin, neler yapılacağı ile ilgili çocuğunuzla beraber tartışıp karar verin.

    – Bir sonraki dönem için çocuğunuzun çalışma düzenini ve motivasyonunu gözden geçirin.

    – Maddi ödülleri değil, duygusal ödülleri tercih edin. Sarılmak, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek ya da beraber bir gün planlamak en güzel hediye olacaktır.

    – Tatil döneminde dinlenmesine izin verin, notlarını telafi etmesi için aceleci ve baskıcı olmayın, notların her zaman telafisi olduğunu öncelikle siz unutmayın.

    Okulöncesi dönem çocuğu  için ise tatil sadece tv bilgisayar olmamalıdır. Tatil sürecinde  rutinlerinin olmasına önem vermeliyiz. Değişmeyen rutinlerin olması, bazı alışkanlıkların sürmesi çocukların da gelişimi açısından önemlidir Tamamının bozulması halinde hem bazı davranış problemleri ile hem de okula dönüşte uyum güçlükleriyle karşılaşabilirsiniz. Örneğin beslenme alışkanlığı uyku saatleri gibi temel ihtiyaçları birer rutin halinde devam etmelidir. Yaşına uygun küçük sorumluluklar vererek desteğe ihtiyacı olan gelişim alanını desteklemeniz önerilir. küçük sorumluluklar çocuğunuzun görev bilincini de destekleyecektir. Örneğin ince motor gelişiminde desteğe ihtiyacı olan bir çocuğa ebeveyn aşırı titiz ve korumacı olmayıp evde bol bol kaşık tutmasına fırsat vermesi onun kas gelişimine öz bakım becerilerine destek sağlayacaktır.

    Eğer çocuğunuzun kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceğini ve rahat edeceğini düşünüyorsanız, tabi ki gideceği yeri ya da aileyi ve arkadaşını tanıyorsanız orada kalmasında sakınca yoktur . Okul öncesi çocuklar içinse (2+) uzun süreli olmamalı bakım veren anneanne babaanne gibi en yakın kişilerin yanında kalmak istemesi doğaldır ancak kaygı düzeyleri yükselebilir bunun içinde ayrı kaldığınız süre için küçük etkinlikler yapmanız kaygısını azaltacaktır. Birlikte hazırlayacağınız, süsleyeceğiniz bir kutunun içine ayrı kalacağınız gün sayısı kadar nesne koyarak (küçük notlar yada hoşuna giden yiyecekler olabilir)  her gün sabah bir tanesini verip bittiğinde yanında olacağınızı söyleyebilirsiniz.

    İyi tatiller

  • Oyun

    Oyun

    Anne ve babaların bir çoğu için oyun sadece bir eğlencedir. Bu gün oyunun sadece bir eğlence değil aynı zamanda bir tedavi şekli olduğunu anlatmak istedim. Çocuklarımızın sağlıklı büyümesi ve gelişimi için temel ihtiyaçlar(beslenme,uyku, bakım, sevgi) kadar oyun ve oyuncaklar da gereklidir. Oyun çocuğun vazgeçilmezidir, çocuğu gerçek hayata hazırlayan, hayal gücünü zenginleştiren, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini destekleyen araçtır.

    Oyun çocuğa ne sağlar?

    Oyunda kazandığında özgüveni gelişir.

    Duygularını oyun yoluyla dışa vurur, gevşeme rahatlama oyun aracılığıyla sağlanır.

    Arkadaşlık kurma, karşıdakini dinleme anlama oyun yoluyla öğrenilir.

    Evcilik gibi mış lı oyunlar da çocuk içinde bulunduğu süreci canlandırır ve oyunda çözüm sağlanır.

    Oyundaki konuşmaları, gerçek hayatta sözlü ifade becerisini güçlendirir.

    Kas becerileri, oyundaki beden hareketleri sayesinde güçlenir.

    İşin içinden çıkamadığı durumları oyununa yansıtıp oyununda farklı yollar dener ve bu şekilde problem çözme becerisi gelişir.

    Kavramlar uzun-kısa gibi oyun aracılığıyla daha kolay öğrenilir ve kalıcı öğrenme sağlanır.

    Ve daha birçok şey oyun sayesindedir. Peki günümüzde hakkını ne kadar veriyoruz oyunun?

    Yetişkin olarak bizler dönüp oynadığımız oyunlara, oyuncaklara baktığımızda acaba çocuklarımızdan daha mı şanslıydık? Oynayacak vaktimiz, ortamımız ve arkadaşımız vardı. Mahalledeki komşunun oğlu/kızı güvenilirdi, apartman dairesinin bir göz odası yerine açık alanda koşturabiliyorduk. Şu ansa çalışan anne baba, vakitsizlik ve güvensizlik içine hapsoldu. Evet duyar gibiyim “hocam seçenekleri fazla bir sürü oyuncak alınıyor her ay”  oyuncaklar çeşitlendi ancak yaratıcılıktan uzak tekdüze oyuncaklar giriyor evimize. En güzel oyuncak en basit oyuncaktır. Biz evi oyuncak bahçesine çevirdiğimizde ebeveyn olarak, çocuğumuzu mutlu etmiş olmuyoruz kendimizi rahatlatmış oluyoruz. Ve maalesef biz bu işin hakkını veremiyoruz.

    Peki ya o zaman oyuncağı nasıl seçecek, çocuğumla nasıl oynayacağım?

    Öncelikle oyuncak seçimi yaşına olduğu kadar ilgisine göre de olmalıdır. 3 yaşına kadar oyuncakları daha çok ebeveyn seçerken 3 yaş sonrası kontrollü şekilde kendi seçebilmelidir.

    15-18 aylık: çocuk  odalar arsında mekik dokumaktadır. Bu nedenle itilen, çekilen, aynı zamanda ses çıkaran oyuncaklar (otomobiller, gitar, ) tercih edilmelidir.

    18 ay sonrası: çocuk artık kendini bilim adamı gibi görmektedir. Keşif ve icat yapmak onların en önemli özelliğidir. Bu dönemde farklı boyutlardaki bloklar, kutular ve şekillerden bir şeyler yapmak çok hoşlarına gider.
    2-3 yaş: çocuk artık sosyal hayatı görmekte ve bunları hayal etmektedir. Anne-baba olurlar. Çocuklarını beslerler. Bu nedenle bu dönemde çocuklar hayatı dramatize edebilecekleri oyuncaklar alınmalıdır. Bebek, mini oda takımları, kuklalar, tamir aletleri, hayvan setleri vb.. oyuncaklar idealdir. Bu dönemde çocuklar denize götürülmeli kum ve suya olan ilgileri giderilmeli.

    3-4 yaş: çocukların motor gelişimleri artmaktadır. Hareketten, zıplamaktan çocuklar çok hoşlanmaya başlamıştır. Bu dönemde üç tekerlekli bisikletler, sallanan atlar, yük arabaları, büyük küpler ve bloklar alınmalıdır.

    4-6 yaş: çocuklar artık özellikle açık havada oynamaktan ve masa başı oyunların hoşlanırlar. Bu dönemde boyama, yapıştırma, kağıtlardan şekiller yapma, parçaları birleştirme gibi oyunları destekleyen faaliyetler yapılmalıdır. Suluboya, pastel boya, karton, mukavva, ip gibi oyuncaklar tercih edilmedir.

    6 yaş sonrası (okul çağı): çocuk artık okula başlamıştır. Oyun ve oyuncak anlayışında önemli değişikler olmaya başlamıştır. Bu dönemde futbol, basketbol, bisiklet gibi oyunlar ve bunlar oynanırken kullanılacak materyaller önem kazanır. Televizyon ve spor etkinlikleri ilgilerini çeker

    Oyuncak seçimi kadar oyuncakla nasıl oynadığını da takip etmeliyiz. Oyununa neleri yansıttığı, oyunda neleri ifade etmeye çalıştığı oldukça önemlidir. Çocuğun kronik halde aynı oyuncakla yada aynı oyunu kurması problem olabileceğine işaret etmektedir.

    Unutmayalım ki her oyuncağın ve oyunun bir anlamı vardır. Oyun terapisi literatüründen küçük bir örnek verecek olursak;

    Biberon: bebeklik dönemine geri dönme, bakım, oralite, başa çıkma konuları, bebekler, kardeşler, idrara çıkma…

    Dürbün: ilişki(yakın/uzak), gözetleme, avlanma, bulma, arama, yakınlık, kendini değerlendirme…

    Oyuncak ayı: sıcaklık, bakım verme, güvenlik, arkadaşlık, kendini koruma…

    Anne babaya öneriler;

    • Çocuğunuza, evde kendisinin oynayabileceği, oyuncaklarını koyabileceği bir köşe hazırlamalısınız

    • Bu köşe oyuncaklarını rahatça alabileceği, oynamak istediğini seçebileceği ve geri koyabileceği şekilde düzenlemelidir,

    • Bu köşede oyuncak sepeti veya oyuncak kutusu, minderler veya çocuğun boyuna uygun sandalyeler bulunabilir,

    • Çocuğa kendi oyuncaklarından kendisinin sorumlu olduğunu yavaş bir geçişle öğretilmelidir. İlk zamanlarda oyuncakları birlikte toplamak bu geçişi sağlar.

    • Çocuk oyun sürecinden birden koparılmamalıdır. Oyununu bitirmesi için ona zaman tanımalısınız.

    • Anne-baba olarak çocuğunuzun oyun oynamasını cesaretlendirmeli, yeni oyunlar öğretmeli ve çocuğunuz oyun oynarken ona eşlik etmelisiniz. Anne-babayla oynanan oyun, çocuğa çıktığı keşif olculuklarında güven verir.

    • Sizlerin sıcak yaklaşımınız, onunla sık sık oynamanız ve ilgilenmeniz çocuğunuzun daha sağlıklı gelişmesini ve becerileri daha iyi kazanmasını sağlar.

    • Çocuğunuza oyun sırasında, kendi kararlarını kendisinin vermesi için olanaklar sağlamalı, aşırı zorlamalardan kaçınmalısınız.

    • Alınan oyuncak yeterli miktarda olmalı, kardeş/arkadaş kıskançlıklarını göz önünde bulundurmalısınız.

    • Oyuncak seçiminde, oyuncağın çocuğun hangi gelişim alanına hitap ettiğini göz önünde bulundurmalı ve çocuğunuzun yaşına, gelişim düzeyine uygun oyuncakları seçilmeye özen göstermelisiniz.

    • Çocuğunuzun seçim yapabilme yetisini geliştirebilmek için, kendi oyuncağını kendisinin seçmesine, sizinle oynamak istediği oyunu kendisinin seçmesine fırsat verilmelisiniz.

    Akıllıca seçilmiş bir oyuncak, çocuğunuzun oyuncaktan ve oyundan en iyi şekilde yararlanmasını sağlar, ancak hiç bir oyuncak anne-baba ilgisinin yerini tutamaz… Ona verebileceğiniz en büyük hediye ilginiz, zamanınız, sevginiz…

  • Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kardeşim Geldi Düzen Bozuldu

    Kıskançlık sevilen birinin, sevilen bir nesnenin bir başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Sevginin olduğu her yerde kıskançlığın olması da normaldir. Ne zamanki bu kıskançlık duygusu insanı kemiren bir tutku haline yani hasete dönüşür o zaman sevgi yok olur. Etrafımızda ya da gazete sayfalarında birbirine zarar veren birçok çift görürüz. Eşini evin dışına çıkarmayan eş, bu kıskançlık duygusunun tutsağı haline gelmiştir. Bir yetişkinin bu duygunun tutsağı (patolojik kıskançlık)olması durumunu açıklamak için çocukluk dönemindeki güvensizlik duygusuna bakmak gerekmektedir.

    Kardeş kıskançlığına bakacak olursak çocuğun en değerli varlığı olan annesini bir yabancıdan kıskanmaması anormal olurdu. Anne başka bir çocuğu kucağına almaktadır. Kardeşin dünyaya gelmesiyle birlikte çocukta anneden ayrılma anksiyetesi başlar. Çocuğunuzun, kardeşi ile annesini birlikte gördüğünde yaşadığı duygu, eşinizin yanında bir başkasını gördüğünüzde hissedeceğiniz duygudan farksızdır.

    Yeni kardeş olacağını öğrendiği an çocuk iç dünyasında ne yaşar?

    Annenin gebeliğinden dolayı çocuğu kucağına almaması, dokunsal temasın azlığı ve tedirginlik çocukta sevilmediği hissini yaratabilmektedir. Annenin sınırlarını deneme girişimleri de “artık beni sevmiyorlar mı acaba?” sorusuna cevap arama çabası olarak başlamış demektir. Çocuk annenin etrafında dolanmaya, anneye daha fazla soru sormaya başlar. Kardeşini annesinin kucağında gördüğü an, eve ziyaretçilerin geldiği zaman işittikleri ise yetişkinlerin ve o beceriksiz kötü bebeğin acımasızlığını ortaya koymaktadır. Tüm ilgiyi üzerine toplamayı hiçbir şey yapmadan başaran o küçük şey kendisinin ikinci plana atılmasına sebep olmuştur. Böyle hisseden çocukta huysuzluklar, tutturmalar, ağlama nöbetleri ortaya çıkar. Bebeğin biberonunu kullanma, altını ıslatma gibi gerileme davranışları görülebilir.

    Bazı çocuklarda ise kardeşe aşırı ilgi gösterileri görülebilmektedir. Ebeveyn “benim oğlum/kızım kardeşine çabucak alıştı.” diyebilmektedir. Dikkatle izlendiğinde çocuğun sevgisinin ve aşırılığının samimiyetten uzak olduğunu görebiliriz. Çocuk kardeşinin yanağını okşarken aslında canını acıtmak için de bir çaba içine girebilir. Çocuk kardeşini kıskanmaktan kurtulmuş değil içe atmış bastırmaya çabalamaktadır.

    Kardeş kıskançlığının çok doğal olduğunu bilen bir anne, çocuğun verdiği mesajı doğru olarak alır, kendisinin sevgisini yitirmediğini çocuğa göstererek, çocuğun zamanla yatışmasına, bu duyguyla baş etme becerisini kazanmasına yardımcı olur. Bu süreçte kardeşe olan duygular dalgalanmalar gösterecektir. Zaman zaman onu severken zaman zaman da nefret edebilir.

    Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi bir duygu hissetmemeli, kardeşe karşı olumsuz duygularını dile getirdiğinde suçlanmamalıdır. “senin kardeşin o ayıp, sevilmez mi kardeş, pabucun dama atıldı artık senin” gibi ifadeler çocuğun kardeşine olan öfkesini pekiştirir. Bunlar yerine “ona kızmakta haklısın, bazen bende kızıyorum.” gibi ifadeler ise hem onu şaşırtacak hem de rahatlatacaktır. Anne onu anlıyor demektir.

    “kardeşine dokunma, zarar vereceksin” gibi ifadeler onun kardeşe olan öfkesini daha da yoğunlaştırır. Tabii ki kardeşine vurmasına izin vermeyeceğiz ancak bunu sürekli olarak kardeşi koruma ve kendine müdahale şeklinde ya da çocuğu bir reddediş şeklinde değil kısa, net ve kesin bir tutum sergileyerek yapmalıyız.

    Kardeşler arasındaki bu kıskançlıkta zaman zaman ebeveynin payı da olmaktadır. Örneğin fiziksel ya da mizaç olarak kendine benzeyen çocukla daha çok özdeşim kuran bir anne girdiği ortamlarda sözel olmasa da davranış düzeyinde özdeşim kurduğu kardeşi daha ön plana çıkaran davranışlarda bulunabilmektedir.

    Bazen de iki kardeş bir oyuncağı paylaşamayıp tartışabilir. Anne baba ise kimin haklı kimin haksız olduğunu irdelemeye başlayabilir. Oysa çocukların problemlerini kendi aralarında çözmeleri, problem çözme becerileri kazanmaları için fırsat verilmemiş olmaktadır. Paylaşılamayan oyuncak iki kardeşinde elinden alınarak tarafsız bir tutum kardeşlerin birbirlerine olan tepkilerini azaltacaktır.

    Yeni doğan tüm aile fertlerinin yaşamında bir değişiklik yaratacaktır ancak bu değişikliği abla/ağabeye en alt düzeyde yaşatmalıyız. Kardeş olana kadar beraber uyumuş olan anne ve çocuk için yatakları ayırma zamanı kardeşin doğumu olmamalıdır.

    Çocuk kardeşi olmasını çok istemiş olabilir ancak doğum sonrası pişman olabileceğini de düşünerek “senin için yaptık kardeşini” gibi sözlerle çocuğun hoşnut olmadığı bu durumdan kendini sorumlu tutmasına izin vermemeliyiz.

    Unutmayalım ki yeni doğan kardeşe karşı çocuğunuzun kıskançlık duygusu beslemesi normal ancak bizim tutumlarımız bu kıskançlığın tutkuya dönüşmesini engellemelidir.

  • Hamilelik Döneminde Bebeğimizle İletişim Kurmanın Yolları

    Hamilelik Döneminde Bebeğimizle İletişim Kurmanın Yolları

    Çocuklar ile doğru iletişim kurmanın sırlarını aslında çok uzaklarda aramamalıyız. İçimizdeki çocuğun sesini duyabilirsek eğer bize nerede doğru nerede yanlış yaptığımızı söyleyecektir. Tabi bunun dışında mutlaka emin olamadığımız, belki doğru yaptığımızı düşündüğümüz ama sonuçlarını düşünemediğimiz ya da bize geçmişte davranıldığı gibi otomatik davranışlar ya da söylemler geliştirdiğimiz olabiliyor. Belki de bu noktalara değinip ebevenler olarak bizlerin biraz daha farkındalık sağlaması , çocuklarımızla daha yakın ve samimi ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.

    İletişimde sadece ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz de bir o kadar önemlidir. Çocuk ile sağlıklı bir iletişim kurmanın anahtarlarından biri de budur. Onunla kurduğumuz göz teması, dokunsal iletişimimiz, yüzümüzün ifadesi, kullandığımız jest ve mimikler, ses tonumuz, onunla nereden konuştuğumuz veya onunla hangi amaçla konuştuğumuz da çok önemlidir. Nitekim çocuklar bunları hemen fark ederler ve ona göre davranırlar.

    Çocuğumuzla kuracağımız iletişim daha anne karnındayken başlar ve devam eder. Nitekim bu dönemde atılan temellerin ileriki dönemlere de yansıması ve olumlu bir şekilde ilerleyerek gelişmesi ve büyümesini amaçlamaktayız.

    Öncelikle ve öncelikle çocukları koşulsuz olarak sevdiğimizi ve kabul ettiğimizi onlara hissettirmeliyiz. Çocuklar ancak bunu hissettiklerinde bir çiçek gibi büyüyüp gelişebiliyor ve kendi benlikleri ile ilgili olumlu algılar edinebiliyorlar. “Ben bu dünyada iyi ki varım. Ben sevilen ve değer verilen bir canlıyım. Ne olursa olsun beni seven yanımda olan bana rehberlik eden ve onlara güvenebileceğim ebeveynlerim var.” mesajını onlara taşımalıyız. Kendilerini ve hayattı olumlu anlamlandırabilmeleri için bu mesaj çok önemli. Bu mesajı vermeye nasıl ve ne zaman vereceğimizin sorusunun cevabı ise bebeğimizin taa anne karnındaki dönemine dayanıyor. Bebeğimiz daha henüz dünya gözlerini açmadan, minicikken hissetmeli güvenli bir yerde olduğunu ve sevildiğini. Bunu da onunla konuşarak, dokunarak, onunla eğlenceli vakit geçirerek yapabiliriz. Nasıl mı eğlenceli vakit geçireceğiz? Tabi ki bebeğimizin anne karnında iken ve hatta doğduktan bir süre sonraya kadar kendi benlik algısı gelişmemiştir. Kendisini anneden farklı bir canlı olarak algılayamaz. Bu zaman içerisinde oluşacaktır. Bu nedenle kendisini annesinin bir uzluvu ya da bir organı yani ona ait bir şeymiş gibi düşünür. Anne ile bütünleşmiştir. Bu nedenle annenin bu süreç içerisinde yediği, içtiği dışında hissettiği her şeyi de onunla paylaşır. Bu nedenle hamilelik döneminin rahat ve çok fazla strese maruz kalmadan geçirilmesi çok önemlidir. Annenin sağlıksız beslenmesi veya sağlıksız alışkanlıklarının olması nasıl bebeğin fiziksel gelişimini olumsuz etkileyebiliyorsa; aynı şekilde mutsuz olması, yoğun strese maruz bırakılması da bebeğin duygusal gelişimini olumsuz etkileyecektir. Bu önemli noktayı hem annelerin hem babaların ve yakın çevredekilerin unutmaması gerekir.

    Anne karnında olan bebeğimizle güzel ve eğlenceli vakit geçirmek için ise sık sık onunla konuşmalıyız. Bizim sesimizi duymalı ve tanımaya başlamalı. Onunla konuşan sadece biz olmamalıyız tabi ki.. Babalar, anneanne ve babaanneler, dedeler, dayılar, halalar…Çevremizde yakın hissettiğimiz kişilerin de onunla iletişime geçmesine izin vermeliyiz ve sık sık okşayarak onunla dokusal iletişime geçmeye çalışmalı, burada ve yanında olduğumuzu ona hissettirmeliyiz. Bol bol gülmek, sevdiğimiz aktiviteleri yapmak da bizi mutlu edeceği için bebeğimizin de bu mutluluğu paylaşmasını sağlayacaktır. Eğer seviyorsak, komedi filmi izlemek, müzik dinlemek, yüzmek, hamilelerin yapabileceği tarzda yoga çalışmaları, sevdiğimiz insanlarla görüşmek ve sohbet etmek, açık havada yürüyüş yapmak, pikniğe gitmek, güzel ve sevebileceğimiz bir kitabı okumak, dinlenmek onunla daha karnımızdayken güzel zaman geçirmemizi sağlayacaktır. Bunun dışında bedenimizde oluşan değişimleri de olumlu bir şekilde kabullenmemiz, onun gelişimi ve hayatımızda yapacağı değişimleri şimdiden kabulleneceğimizin bir göstergesi olabilir. Nitekim bebeğimiz doğduktan sonra zaten hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Anne-baba olma yolunda ne kadar bilinçli hareket etmeye çalışsak da ya da bu konuyla ilgili ne kadar kitap okuyup ne kadar eğitme gitsek de bazı şeyler eksik kalacaktır ve bebeğimizi elimize aldığımızda bütün bildiklerimizi unutabilir ya da hepsini birbirine karıştırabiliriz. Böyle zamanlarda panik yapmayın, sakin olun. Çünkü bu hepimizin başına geliyor ve bebeğimiz zaten bize yolu göstermek için buradadır. Anne-baba olmayı zaman zaman bize onlar öğreteceklerdir. Çaresiz hissetmektense bu deneyimi doya doya tadını çıkara çıkara yaşayın.

    Bebeğimizle anne karnındayken temelini attığımız doğru iletişim yöntemleri bebeğimiz doğduktan sonra da biraz farklılaşarak devam eder. Bu dönemde bebeğimizle kuracağımız iletişim onun ihtiyaçlarının tatminiyle ilişkilendirilmiştir.

  • Çocukların Duygusal İfadelerini Doğru Anlayabilmek

    Çocukların Duygusal İfadelerini Doğru Anlayabilmek

    “Anne seni sevmiyorum!”, “Baba seni sevmiyorum!” bu cümleleri zaman zaman duymuşuzdur çocuklarımızdan değil mi? Açıkçası ben duydum ve bu cümleleri duyarak çocuğum beni niye sevmiyor diyen, kırılan veya kızan hatta çocukta bir problem olduğunu düşünmeye başlayan anne babalar da gördüm. Eğer sizin de çocuğunuz bu cümleleri söylüyorsa veya söylediyse ya da ilerde söyleyecekse işte bu yazı tam sizin için. Çocukları bu cümleleri kuran anne babalar lütfen rahat olun. Çocukta bir problem yok! Bunun yanısıra lütfen “Aaaa hiç anneye/babaya öyle şey söylenir mi?, Çok ayıp, bir daha duymayayım. Sevmezsen sevme. Ben de seni sevmiyorum.” gibi çocuğunuzun duygusunu ifade etmesini engelleyici cümleler kurmayın. Çünkü onların en çok duygularını ayırtetmeye ve bunları ifade etmeye ihtiyaçları var. Sadece bazı duygularını birbirine karıştırabiliyorlar ve nasıl ifade edebileceklerini öğrenmek biraz zaman alıyor. Onların “seni sevmiyorum” diye ifade ettikleri şey aslında kızgınlık ve öfke ya da kırgınlık olabilir mi? İstedikleri bir şey olmamış ya da kendilerine istemedikleri bir şekilde davranılmış olabilir mi? Eğer bunlara dikkat edersek çocuklarımızın aslında hissettikleri duyguyu daha iyi anlamalarını ve tanımlamalarını sağlayıp, buna yönelik neler yapabilecekleri konusunda doğru rehberlik edebiliriz. Çocukların duyguları yetişkinlere göre çok daha kısa sürelidir. Özelikle de yaşları küçük olan çocukların. Kreşte birbirlerini itip zaman zaman birbirlerine vurabilirler ama iki dakika sonra birbirleriyle oyun oynarken görürüz onları. Ya da bir arkadaşıyla yaşadığı olumsuz bir olayı size anlatıp artık onu sevmediğini de söyleyebilir. Ama yine bir sonraki gün onun doğum gününe gitmek isteyebilir. O nedenle “sevmiyorum” diye ifade ettiği şey aslında kızgın olduğu ve kırıldığı olabilir. Aynı durumu anne-babayla da yaşabilir. Bunu fark edebilirsek eğer o noktada onun hissettiklerini engellemek yerine “Seni anlıyorum. Yaşadığın bu durum senin kızmana, kırılmana ya da üzülmene neden olmuş olabilir mi? Bu nedenle de sevmediğini düşünüyor olabilir misin acaba? Peki sence kızdığın ya da kırıldığın bu durum için ne yapılabilir? Sana böyle davranılması seni kızdırıyor ya da kırıyor mu? Bu konuda ne yapmayı düşünürsün? gibi çocuğumuzun kendi duygusunu daha iyi anlamasını sağlayıcı ve ifade etme yollarını geliştirici şekilde davranmamız, ona daha doğru rehberlik etmemizi sağlayacaktır. Yine buna yönelik yaşına uygun kendi yaşadığınız kızgın ve kırgın olduğunuz durumlarda nasıl davrandığınız konusunda örnekler de verebilirsiniz. Tabi bu örneklerin dışında gerçek hayatta kendilerinin yaptığı gözlemler de çok önemlidir. Çünkü duygu ifadelerini aslında biz ebeveynlerinden model alarak öğrenirler. O nedenle gerçekten kızgın, kırgın olduğumuz durumlarda ya da sevindiğimiz ve mutlu olduğumuz zamanlarda nasıl davrandığımız daha da önemlidir. Şunu unutmayalım olumsuz gibi görünen duygular aslında çocuklarımızın istemedikleri durumları ve rahatsızlıklarını ifade edebilmeleri için bir fırsat ve yol gösterici niteliğindedir. O nedenle duyguyu anlamak ve ifade etme becerisi geliştirmek, çocuklarımıza kazandıracağımız ve yaşam boyu fayda sağlayacak becerilerden biridir.

  • Nasıl Mutlu Olurum?

    Nasıl Mutlu Olurum?

    Yedi temel duygularımızdan biri olan mutluluk, her insanın sürekli olmak istediği bir kavram durumuna dönüşmekte. (Yedi temel duygularımız; korku, öfke ,üzüntü, mutluluk, hayret, tiksinme ve
    küçük görme) Mutluluğu kavramdan çıkarıp yaşam şekli haline getirmek için sürekli şöyle düşünüyoruz; iyi bir eş, iyi bir kariyer ve sürekli devam eden bir çaba. Fakat bu çaba tatmin olmuşluk duygusu yerine zamanla kaygıya dönüşmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki sürekli mutlu olmaya çalışmak insanları mutsuz ediyor. Mutlu olmaya çalıştıkça sürekli zihninizden gelen bir ses bir şeylerin eksik olduğunu söylüyor. Mutlu insan düşüncesi, mükemmel hayat kavramından ileriye gidilememektedir.

    Mutluluk kavramı ;

    Türk Dil Kurumunu sözlüğünde ; “bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu “olarak tanımlanmıştır.

    Mutluluk üzerine alternatif düşünceler:

    “Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur: Yol mutluluğun kendisidir.” Gautama Buddha (M.Ö. 500)
    “Her konuda tedbirli olmalıyız, ancak; severken tedbirli olmak gerçek mutluluk için en zararlısıdır.”Bertrand Russell (19. yy)
    “Mutluluk, güçle çoğalan; direncin üstesinden gelindiğinde ortaya çıkan bir duygudur.” Friedrich Nietzsche (19.yy)
    “Mutluluk daha fazlası için uğraşarak değil; daha azdan keyif duyma kapasitesine ulaşma ile elde edilir.” Sokrates (M.Ö. 450)

    Mutlu musunuz?
    Şimdi düşünelim, geçmişte sizi neler mutlu ediyordu? Peki ya gelecekte nasıl mutlu olmayı planlıyorsunuz?

    Bu soruların cevapları için bir süre kendinize zaman ayırın ve sizi nelerin mutlu ettiğini düşünün. Bu düşünceniz de şunu göz ardı etmemelisiniz, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan en son ne zaman mutlu oldun? Önemli olan bir şeylere ihtiyaç duymadan ve bağımlı olmadan mutlu olmak olduğunu düşünerek soruları cevaplayın ve ayrıca anlık hissettiğimiz haz ile mutluluğun karıştırmayın . Mutsuz insanlar da zaman zaman haz yaşarlar.

    Mutluluk ile ilgili sorulara cevap verdiyseniz, şimdi sizi daha çok nelerin mutlu ettiğini ve nelerden uzak durmanız gerektiğini az çok öğrenmişsinizdir.
    Mutluluk tanımı kişiden kişiye değişkenlik gösterse de ilerleyen zamanlarda mutluluğu yakalamada kabul görmüş yöntemleri kendi yaşam ve gereksinimlerinize göre uyarlayarak yaşamınız daha mutlu, pozitif ve hümanist bir şekilde olacaktır.

    • Çocukluğunuzu hatırlayın,

    • Bakış açınızı değiştirin,

    • Teşekkür edin,

    • Gülümseyin,

    • Hayatta olma amacınızı keşfedin,

    • Hedef belirleyin ve harekete geçin,

    • Meditasyon, yoga gibi bedeninizi ve zihninizi rahatlatacak etkinliklere katılın,

    • Mükemmeliyetçi olmayın, insanları hataları deneyimleri yani öğrenme yöntemleridir.

    • Zamanın değerini bilin ve yönetmek için zaman kaybetmeyin,

    • Sabır ve hoşgörü doğduğunuz andan itibaren size öğretiliyor hayatınızı geri kalanında uygulayın,

    • Hatalarınızda ısrarcı olmayın, hatalarınızdan deneyimlerinizi alıp geçmişe takılı kalmayın.

    • Kendinize güvenin,

    • Güçlü yanlarınızı keşfedin,

    • Anın anlamını sorgulamak yerine yaşayın,

    • Keşfedin, her gün yeni bir bilgi edinin,

    • Yardım edin,

    • Kendinizi ve diğer insanları dinleyin,

    • Spor yapın,

    • Bedeninizi sevin ve ona zarar veren şeylerden uzak durun.

    Mutlu olmak kavram olmaktan çıkmalı hayatınızın su gibi bir ihtiyacı olduğunu hatırlayın ve yukarıda yazılı bilgileri düzenli olarak uygulayın.

    Mutlu olmak sizin elinizde, artık yönetimi devralın.

  • İyi Ebeveyn Olmak

    İyi Ebeveyn Olmak

    Özellikte yeni anne-babalarımızın çocuklarıyla nasıl iletişim kurmaları gerektiğiyle ilgili konularda arada kalmaları nedeniyle bu konuya değinmek istedim. Ayrıca birçok anne-baba çocuklarıyla iletişim problemi yaşamaktadır. Bu noktada önemli olan birkaç unsuru atlamamakta fayda var, belki de bu sayede bu sizlere sunacağım küçük anahtarlarla çocuğunuzla olan iletişiminiz olumlu olarak ilerleme kaydeder.

    Öncelikle çocuğunuzu yetiştirirken tek bir doğru olması mümkün değildir, her ailenin kendine özgü dinamikleri mevcuttur. Ancak ilk olarak sizlere şunu hatırlatmalıyım ki çocuğunuzla çocuk olmayı tekrar hatırlayın, olumsuz davranışlara kilitlemeyin kendinizi. Bu hem çocuğunuzla olan iletişimin kapılarını açmaya yarar sağlayacaktır, hem de sizin kendinizi olumsuz düşüncelere yöneltmenizi engelleyecektir.

    *Kendinize hata yapma şansını tanımayı unutmayın…

    Ebeveyn olarak mükemmel olmaya çalışmak çok yorucu ve ulaşılması güç bir hedef olacaktır. Bazen hatalar yapabileceğinizi, bir şeyleri zaman zaman deneme yoluyla bulabileceğinizi ve hatta yeri geldiğinde problem çözme becerinizin o noktada devreye giremeyebileceğini unutmamalısınız. Önemli olan sizin çocuğunuza koşulsuz sevgi vermeniz, güvenmeniz ve açık iletişimde olmanızdır. Bunlar olduktan sonra her durumda sağlıklı biçimde ilerlenebilecektir.

    *İyi ebeveyn olmak…

    Bebekken temel ihtiyaçlarını karşıladığınız çocuğunuz ihtiyaçlarına uyum sağlayabiliyor ve zamanla o büyüdükçe daha az ihtiyaç duyduğunu tolere edebiliyorsanız iyi bir yerdesiniz demektir. Ebeveynlerin yapması gerekenler çocuğunun gelişimlerini takip etmeleridir. Buna ek olarak çocuğunun yanlış yapabilme ihtimalini de tolere etmesi gerekmektedir. Çünkü yaptığı bu yanlışlardan dolaylı olarak rahatsız olan çocukta sorumluluk alma bilinci oluşur. Ebeveynlerin her noktada kurtarıcı bir tutum sergilemeleri çocuğun sorumluluk sahibi olmasını yavaşlatabilir.

    *Sınır koymak…

    Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken sınırlar koymalıdır. Ancak sınır koymak demek sert disiplin uygulamak demek değildir. Zaten küçük yaştan itibaren doğru şekilde sınır koyularak büyüyen çocuklar, sınırlarını ve o ortamın gerektirdiği kuralları bilerek hareker ederler.

    Sınırlar belirlenirken çok sert ve çocuğu engelleyici olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü sert ve engelleyici sınırlar içerisinde çocuğun hayata karşı olan motivasyonu düşer ve yaratıcı yönü gelişmez, bu da yetişkin olduğu dönemleri olumsuz etkiler.

    Sınırları koyarken çocuğunuza karşı net ve söylediğiniz şeyler için her zaman tutarlı olmanız gerekmektedir. Aynı zamanda sınırları koyarken bunu çocuğunuzun yanında ve yüz yüze net olarak konuşmanız gerekmektedir. En önemli olan şey ise sabırlı olmalısınız, çünkü anında değişim olmayacaktır. Bir diğer nokta ise çocuğunuzun kazançlarını ve kayıplarını net olarak anlatmaktır. Yani sınırlara uyacağı zaman onu motive edecek faydalı ve uymadığı zaman ki zararları ifade etmek ve davranışsal olarak göstermek gerekmektedir.

    *Genel sorulardan kaçının

    Çoğu ebeveynler çocuklarının paylaşım yapmamalarından şikayetçi olmaktadır. Ancak asıl durum çocuklarının paylaşmaması değil, ailelerin çocuklarına nasıl sorular soracaklarını bilememeleridir.

    Çocuğuyla iyi iletişim kurmak isteyen anne-baba ‘Bugün okulda ne yaptın?’ gibi genel sorular sormak yerine; ‘Bugün hiç çok güldüğün bir şey oldu mu?’ ya da ‘Bugün neye sinirlendin?’ gibi daha spesifik soruları tercih etmelidir.

    Bir yandan da sadece paylaşımı çocuğunuzdan beklememelisiniz, siz de kendinizle ilgili şeyler paylaşmalı ve çocuğunuzun da size sorular sorma davranışını geliştirmesine katkıda bulunmalısınız.

    *En önemli anahtar: Çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamak!

    Yaşam koşullarının ve zorlukların ailelere vermiş olduğu yoğun sorumluluklar ve yükler nedeniyle ailelerin çoğu çocuk olmayı, hayattan keyif almayı, kendilerine zaman ayırmayı, esnek olabilmeyi unutuyorlar. Yetişkinliğin vermiş olduğu yüklerle birlikte her şeyi kontrol etme çabasına girebiliyor ve bunu çocuklarda da uygulayabiliyorlar.

    Bu bağlamda iyi birer ebeveyn olmak ve çocuğunuzla iletişim kurabilmek adına; çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamalısınız. Onunla eğlenin, onun yaşına inebilin, esnek davranışlar gösterin. Bunları uyguladıkça iletişiminizin ilerlediğini ve ilişkinizde de aşamalar kaydettiğinizi göreceksiniz.

    Çocuklarınızla bol bol iletişim kurun. Çünkü çocuğunuzla kurduğunuz doğru iletişin, onun sosyal, akademik ve duygusal gelişimi için çok önemlidir. Unutmayın ki şu anda onun için attığınız her doğru adım ileride olan yaşantısını etkilemektedir.