Etiket: Zaman

  • Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ülkemizde son dönemde yaşanan olaylar hepimize derinden bir üzüntü yaşatıyor. Bu dönemde çocuklarınız da televizyondan, internetten, sizin tepkilerinizden, etraftaki kaos ve üztülü durumdan etkilenebilirler ve neler olduğunu merak edip anlamaya çalışabilirler. Bu doğrultuda size zaman zaman neler olduğu ile ilgili soru sorabilirler. Peki bu şekil sorular karşısında ne yapılmalı?

    Öncelikle çocukları mümkün olduğunca televizyondan uzak tutmalısınız. Şiddet içeren görüntülere maruz kalmaları onları kötü etkileyebilir. Çocuklarınız bu zamana kadar böyle kötü durumlarla karşılaşmamış olabilirler ve bu yüzden nasıl davranmaları gerektiklerine karar veremeyebilirler. Bunun sonucunda çocuğunuzun güvende olma duygusu zedelenebilir, çocuğunuzda çaresizlik, yalnızlık hissi uyanabilir, çocuğunuz zarar göreceği hissi içinde olabilir. Ağlama, titreme, altını ıslatma, parmak emme, kekemelik, hiç konuşmama, herkesten kaçma gibi davranışlar sergileyebilir.

         Böyle zamanlarda çocuklarınız size sorular sorarak neler olduğunu anlamaya çalışabilirler. Ebeveyn olarak sizlere düşen en önemli görev öncelikle dürüst olmaktır. Çocuklarınızı korumak için onlara yok bir şey demek bilinmezlik durumunu arttırdığı için onları daha çok korkutabilir. Çocuğunuzla onun duyguları hakkında konuşmaktan çekinmeyin, bilmiyorum demekten korkmayın, kendi duygularınızı nefret söylemi olmadan ve abartı bir şekilde söylemekten kaçınıp gösterebilirsiniz

         Çocuklarınıza olaylardan bahsederken unutulmaması gereklidir ki her çocuk birbirinden farklı yapıdadır. Çocuğu en iyi tanıyan anne ve babasıdır ve çocuğun ne kadar bilgiye hazır olup olmadığını ancak onlar bilebilir. Her çocuğa hazır olduğu ölçüde bilgi verilmelidir. Çocuğunuzun ne kadar bilgiye hazır olduğunu çocuğunuzu iyice dinleyerek anlayabilirsiniz. Onun sorduğu sorulardan fazlasını ona aktarmamak burada en önemli unsurdur.

         Ölüm kavramını çocuklara anlatmaktan kaçınmamalısınız. Eğer kaçınırsanız daha sonra ölüm ile karşılaştıklarında yaşadıkları şok daha büyük olabilir. Çocuğunuz eğer ‘Ben de mi öleceğim?’ gibi tepkiler veriyorsa onları geleceğe değil şimdiye odaklandırın. ‘Bir gün hepimiz öleceğiz ama şu anda sağlıklıyız. Önümüzde uzun bir hayat var.’ gibi cevaplar verebilirsiniz.

         Çocuklarınıza onların anlamayacağı şekilde politik bilgiler vermemelisiniz. Terör olaylarını anlatırken olumsuz söylemlerden kaçınarak bu tip kötü olayların her toplumda zaman zaman olabileceği çok fazla ayrıntıya girmeden anlatılmalıdır.  Unutmamalısınız ki çocuklar yaklaşık 11 yaşına kadar soyut şeyleri anlamlandıramamaktadırlar. Bu sebeple çocuklara bu olayları anlatırken mümkün olduğunca en basit şekilde ve somuta indirgeyerek anlatım yapmanız gereklidir. Siyaset, din, ırk, düşman gibi soyut kavramlar çocuğunuz için anlaması zor olan kavramlardır. Bu şekilde anlatmak yerine çocuğunuzun sevdiği film karakterlerinden, oynadığı oyuncaklardan yararlanarak en basit şekilde anlatmaya çalışabilirsiniz.

         Çocuklarınızın yanında davranışlarınıza dikkat edin aşırı kaygılı korkmuş agresif davranmamaya çalışın, kendi korkularınızı çocuğa yansıtmamalısınız. Uç kararları ve söylemleri çocuklarınız önünde sergilememeye özen gösterin.

         Çocuğunuzla bol bol temas halinde olmanız onlar için oldukça önemlidir. Onlara bol bol sarılmanız onları rahatlatır. Onlarla daha fazla zaman geçirmeye özen gösterin.

         Ayrıca çocuğunuzla oyun oynamanız da en iyi ilişki kurma yöntemlerindendir. Oyunları çocuğunuzun kurmasına izin verin ve özellikle tekrarlayan oyunlarına dikkat etmelisiniz. Tekrarlayan oyunlar iyileştirici özelliğe sahiptirler bu yüzden çocuklarınızı oyun sırasında engellemeyiniz.

         Çocuğunuzun rutinini bozmak iyi bir yöntem değildir. Çocuğunuz için alabileceğiniz bütün önlemleri aldıktan sonra çocuğunuzun normal yaşantısını sürdürmelisiniz.

  • Ayrılık

    Ayrılık

    Romantik bir ilişkiye başladığınızda, hayatınıza giren kişiyle birlikte hayatınızın öncelikleri yer değiştirmeye başlayacak, alışkanlıklarınız ortak zevkler, beğeniler doğrultusunda yeniden şekillenecektir. İlişkinin ilerlemesiyle birlikte umutlarınız ve hayalleriniz ben olmaktan çıkıp biz olarak yaşanmaya başlayacaktır. Dolayısıyla artık sizin için hayat çift kişiliktir. Peki, ilişkiler çıkmaza girdiğinde yani ayrılık kapıyı çaldığında, neler yaşarız, hangi duygular bizi ele geçirir, nasıl davranırız, bu durumla baş etmek için neler yaparız ya da yapmalıyız?

    Her ne sebeple olursa olsun ayrılık örseleyici, psikolojimizi olumsuz yönde etkileyen travmatik bir durumdur. İster ilişkiyi sonlandıran taraf olun, ister terkedilen taraf olun her şekilde ayrılık sürecini yaşarken belirli psikolojik evrelerden geçeriz. Yapılan araştırmalara göre kadınların ayrılık sürecini erkeklerden daha yoğun ve uzun yaşadığı ifade edilse de bireylerin kişilik özelliklerinin cinsiyet kadar etkili olduğu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.

    Öncelikle ayrılık bir kayıp durumu ve yas sürecidir. Birlikte geçirilen zamanın, edinilen alışkanlıkların, kurulan hayallerin kısacası ilişkinin kaybıdır. Diğer taraftan sevdiğiniz kişinin kaybıdır. Ayrılıkla karşı karşıya kaldığımız ilk günlerde şok evresine gireriz. Kısa süreli bir şaşkınlık halidir bu. Durumun gerçekliğini anlamaya çalıştığınız ne yapacağınızı bilemediğiniz bir zaman dilimidir. Hayat durmuş gibidir. Zamanla şok evresi yerini inkâr evresine bırakır. İnkâr, o kişiyi kaybettiğiniz gerçeğini fark ettiğiniz fakat kabullenemediğiniz dönemdir. İnkâr ilk etapta bireyin kaygılarını yenmesi ve umutsuzluğa düşmesini engeller. Dolayısıyla eski sevgiliyle iletişim kurma çabalarına girersiniz. “Diş fırçamı evde unutmuşum almaya geleceğim” ya da “Rüyamda seni gördüm iyi misin?” gibi mesajlar atarak görmek ve konuşmak için bahaneler üretirsiniz. Bir yandan da sosyal medyadan takip halindesinizdir. Koyulan her fotoğrafa ya da yapılan her yoruma umut dolu anlamlar yüklersiniz. Çevrenizdeki kişilerden ilişkinizin devam edeceği konusunda onay almak istersiniz. O kişinin geri döneceği ile ilgili kurgular oluşturur ve beklersiniz. Bu bekleyiş uzadıkça zaman zaman öfke ve kızgınlığı da beraberinde getirir. Pazarlık dönemi başlar ve ayrılığın sebeplerini bulmaya çalışırsınız. Keşkeler denizinde boğulduğunuz anlar çoğalır. “ Keşke daha dikkatli davransaydım.”, “ Keşke daha anlayışlı olsaydım” öyle olsaydı böyle olurdu şeklinde cümleler uzayıp gider ve nihayetinde depresyon dönemine geçilir. Bu dönemde kaybın kabul edildiği ve vedalaşıldığı dönemdir aslında. Ayrılık sürecinin yaşanması gereken en zor dönemi olan depresyon döneminde hayat anlamını sizin için yitirmiştir. Onsuz olamayacağınızı düşünürsünüz. Yaptığınız birçok şeyden keyif alamaz hale gelirsiniz. Mutsuzluğunuz katlanılmaz hal aldığında artık kabullenme aşamasına geçmiş hayatınızın bu sayfasını kapatmaya hazırsınızdır. Gerçeği kabul etmiş ve hayata yeniden yeni anlamlar yüklemek için yola koyulmuşsunuzdur.

    Hayatınızın en acı günlerini geride bırakırken ayrılık en iyi deneyiminiz olmuş olur. Mevlana’nın da dediği gibi “Ayrılık içinde insanın gözünü açıp kapayıncaya kadar geçen zaman yıl gibi gelir.” Ama geçer. Bir sonraki ay ayrılık süreciyle nasıl baş edilir konulu yazımla sizlerle buluşacağım.

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (2) planlama

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden bir önceki yazımızda bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 2. sorun alanı olan planlama becerilerine değinilecektir.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliği Sendromunda Planlama Becerileri:

    Yapacağımız görevleri öncelik sırasına koymak, yeterince zaman ayırmak, gerekli sürede görevi yetiştirmek gelişmiş planlama becerilerine bağlıdır. Günlük yaşamınızda 2 sınırlılığımız olan zamanı ve parayı bu becerilerimizle yönetmek zorundayız.

    Dikkat eksikliği sendromunda planlama becerilerinde sorunlar sıkça çocuklar ve yetişkinler tarafından bildirilir. Ödevlerini veya işlerini zamanında bitirememe, bir yerlere zamanında yetişmeme ya da paralarını verimli kullanamama sorunlarını sıklıkla yaşarlar. Bazen ise gerçekçi planlar yapmazlar. Bir günde yapabileceklerinden çok daha fazlasını uygulamaya çalışırlar ama oluşturdukları planların çok az kısmını gerçekleştirirler.

    Eğlenceli keyif veren faaliyetlere (Oyun, Tv ya da bilgisayar gibi) gereğinden fazla zaman ayırırken, görevleri hep en sona ertelerler. Ödevlerin yapılması gerektiğini bilirler ama durum aciliyet kazanıncaya kadar harekete geçmezler. Bu durum özellikle sevmediği işlerde daha sık gözlenir. Doğru planlama yapmadığını sınavlardan düşük aldığını dönemlerde yeni planlar yaparlar. Bu planları uygulayacakları konusunda sözler verirler ama yapamazlar (yapmazlar değil). Okula, dershaneye ya da servise sık sık geç kalmaktan yakınırlar.

    Genç bir hastam ödevlerini planlayamamasının sonuçlarını şu şekilde paylaştı;

    ‘Geçen sene içerisinde sınavlarım için yaptığım ders çalışma planlarının çoğunu eğlenceli şeylere ayırdığım vakitler nedeni ile uygulayamadım. Çoğu zaman arkadaşlarımın eğlenceli önerilerine uyup çalışamadan sınavlara girdim. Arkadaşlarımın neredeyse tamamı sınıfı geçerken ben Eylül ayı bütünlemelerine kaldım. Sınıfta kalmaktan çok korktum. Bütün bir yılın konularını çalışmak zorunda kaldığımdan oldukça zorlandım. Aynı derslere zamanında çalışsa idim nerdeyse 10’da 1’i gayretle sınavlarımı geçebilirdim. Çok pişmanım.’

    Zaman planlaması konusundaki sorunlara benzer sorunlar para kullanımı konusunda da yaşanır. Dikkat eksikliği olan bireyler elindeki paraları sevdikleri şeylere hızlıca harcama eğilimindedirler. Yetişkin dikkat eksikliği olan bireyler ise kredi kartı harcamalarını abartılı yaptıklarından sık sık borç ve faiz sorunu yaşarlar.

    Peki planlama becerilerindeki sorunun kaynağı nedir?

    Bu konuda yapılan çalışmalar planlamanın beynin yönetici işlevlerinden biri olduğunu göstermiştir. Bu fonksiyonlar beynin ön bölgesi (frontal) tarafından yönetilirler. Kabaca bu bölgenin verimli fonksiyon göstermemesinin sorunun kaynağı olduğu düşünülmektedir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (6) davranışı yönetme (organizasyon) sorunları:

    Önceki yazılarımızda da hep vurguladığımız gibi Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sadece dikkat ve hareketlilikten ibaret olan bir sorun değildir. 6 grup belirti farklı kümesi bulunur ve belirtilerin yoğunluğu ve görülme şekli bireyden bireye değişiklik gösterir. Bu yazımızda ele alacağımız belirti kümesi ise DEHB aileler ve eğitimciler tarafından en çok problem olarak görülen davranışları frenleme ve yönetme sürecindeki sorunlar hakkında olacak.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda görülen sorun alanları:

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon (Davranışların yönetimi)

    Dikkat Eksikliğinde Hiperaktivite Bozukluğunda Davranışları Yönetme Sorunları:

    DEHB’nin anlaşılmasında en önemli araştırmacılar arasında sayılan Barkley, dikkat eksikliğinde temel sorunun ‘Kişinin kendini engelleme yeteneğindeki bozulmanın’ olduğunu savunmuştur. Doğru davranışı doğru zamanda yapmak için birçok beyin devremiz aktif bir şekilde çalışır. Doğru davranışını doğru zamanda yapmak için temelde 4 adım gereklidir.

    Doğru zamana kadar tepkimizi engellemek (frenlemek) (Dikkat eksikliğinde en sık sorun olan aşama)

    Nasıl ve ne zaman harekete geçileceğine ilişkin tüm faktörlerin hesaplanması (kendine ve çevreye ait faktörlerin izlenmesi)

    Doğru zamanının seçilmesi ve harekete geçilmesi

    Harekete geçildikten sonra da tüm tepkilerin esnek bir şekilde kontrol edilmesi.

    Bu işlemleri daha iyi anlamak için bir futbol oyuncusu düşünelim. Bu oyuncu topla birlikte kaleye gitmekte olsun. Oyuncunun gol atmak ya da doğru pası verebilmek için yukarıda tanımladığımız görevleri adım adım gerçekleştirmek zorundadır. Öncelikle doğru zamana kadar topu ayağında tutmalıdır (hareketini frenleme). Bu esnada sahadaki konumu, rakip futbolcuların yerleşimi, topun hızı, saha yüzeyinin durumu, takım arkadaşlarının dizilimi gibi birçok faktörü doğru hesaplamalıdır. Tüm bu hesaplamaları otomatik olarak yaparak doğru hız ve açı ile topa vurmalıdır. Topa vurduktan sonra da sonrada topun hedefe gidişinin hızı, yönü, geri dönüp dönmediği ve bir sonra yapacağı hamleye karar vermek için sürekli bir izlemi sürdürmelidir.

    Bu zihinsel karmaşık hesaplamaları sadece futbolda değil günlük hayatımızda özellikle sosyal ilişkilerimiz esnasında da sürekli yaparız ama farkında olmayız. Sosyal etkileşim sırasında karşı tarafın niyetini anlamak için beden dili, mimikleri ve ses tonundan doğru ipuçlarını izleriz. Konuşmalarımızın ve davranışlarımız ölçülü ve dengeli olması amacı birçok anlık ve geçmiş bilgiyi kullanırız. DEHB li çocuklar bu davranış kontrolünde sorunlar yaşadıkları için sıklıkla okulda ders dinlerken, arkadaşlarıyla oyun oynarken ya da kardeşi ile vakit geçirirken sorunlara ve şikâyetlere neden olurlar. Davranış denetimi sağlıklı şekilde işlemez. Bu nedenle yerinde duramama, aşırı hareketlilik, çabuk sıkılma, çok konuşma, sık sık araya girme, hep kendi dediklerinin yapılmasını isteme, inatlaşma, kuralları uymama şeklinde birçok belirti gösterirler.

    Bu davranış kontrol sorunlarının en şiddetli ve belirgin olduğu belirtiler HİPERAKTİVİTE ve DÜRTÜSELLİK (ataklık) belirtileridir (Bir sonraki yazımızda detaylı olarak anlatılacaktır). Tabi davranış düzenlenmesindeki sorunlar her vaka da hiperaktivite denecek kadar yoğun değildir. Bir başka ifade ile hep vurguladığımız gibi dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun da hiperaktivite görülmeyen dikkat eksikliği alt tipi bulunmaktadır.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuklarda bilgisayar ve internet bağımlılığı

    Bilgisayar ve internet hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bilgisayarlar, tabletler ve akıllı telefonlar ile her an her yerde internete ulaşmak mümkün. İnternet bilgiye ulaşımı ve iletişimi çok daha kolay hale getirdi. Alışverişten eğlenceye bir çok amaçla kullanılabiliyor. Sosyalleşmek için kullanılan en önemli araçlardan biri haline geldi.

    Bilgisayar ve internet kullanımı, getirdiği kolaylıklar ve sunduğu olanaklar ile birlikte uygun kullanılmadığında sorunlar yaratabilmektedir. İnternetin aşırı ve kontrolsüz kullanımı çocuk ve gençlerin okul başarışını, arkadaş ve aile ilişkilerini olumsuz şekilde etkileyebilmekte ve bir bağımlılığa dönüşebilmektedir.

    Uzun süre ekran karşısında zaman geçirmek çocuklarda dikkat ve konsantrasyon güçlüklerini arttırabilmektedir. Okulda ve ders çalışırken sürekli takip ettikleri oyun veya siteleri düşünmeye başlamakta ve ders başarıları düşmektedir.

    Edindikleri sanal arkadaşlar, gerçek arkadaşlıklar kurma ihtiyaçlarını azaltmakta ve sosyalleşmeleri olumsuz etkilenmektedir.

    Çocuk ve gençlerin özdenetimleri henüz gelişme döneminde olduğundan bilgisayar kullanımı konusunda kendilerine sınır koymakta zorlanır ve bilgisayarda çok fazla zaman geçirebilirler. Bu durumda çocuğun yaşına uygun şekilde süre sınırlaması getirmek anne babalara düşer.

    Eğer çocuğunuz interneti aşırı ve uzun süre kullanıyor ve kullanma isteğinin önüne geçemiyorsa, internette olmadığı zamanlarda kendisini boşlukta hissediyor ve internetten ayrı kaldığı zamanlarda sinirlilik ve saldırganlık oluyorsa, internet kullanımından dolayı okul yaşantısı, ders başarısı ve arkadaş ilişkileri bozulduysa internet bağımlılığından söz edilebilir.

    Çocuğunuzun aşırı şekilde internet kullandığını yada internet bağımlılığı olabileceğini düşünüyorsanız neler yapabilirsiniz?

    Çocuğunuzla ilişkinizi geliştirin ve onunla daha fazla zaman geçirin. Sağlıklı bir ilişki kurmak ve kaliteli zaman geçirmek alabileceğiniz en iyi önlemlerden birisidir.

    Çocuğunuza örnek olun. Ekran karşısında çok zaman geçiriyorsanız, verdiğiniz nasihatler etkili olmayabilir.

    İlgi duyabileceği sosyal ve sportif etkinliklere yönlendirin. Bu şekilde boş zamanlarını daha sağlıklı şekilde değerlendirmesini sağlamış olursunuz.

    Çocuğunuzun bilgisayarda geçirdiği süreyi izlemeniz önemlidir. Bilgisayarın çocuğun odasında değil oturma odası gibi evin ortak kullanım alanında olması bunu daha kolay yapabilmenizi sağlayacaktır.

    Bilgisayar kullanımına mutlaka sınırlama getirin, süreleri belirlerken çocuk ve gençlerin görüşüne başvurmak ve kararları birlikte almak çocuğunuzun uyumunu arttıracaktır.

    Belirlediğiniz sürelere uyum konusunda sorunlar yaşıyorsanız, süre veya içerik kısıtlama ile ilgili programlardan faydalanabilirsiniz.

  • Terk Edilme Şemasının Kökenleri

    Terk Edilme Şemasının Kökenleri

    Terk edilme şemasının kökeninde çoğunlukla çocukluk dönemindeki anne-baba ile olan ilişkiler ve bağlanma stili yer alır. Anne-baba ya da bakım veren  kişiyle bebeklik ve çocukluk döneminde ihtiyaçların karşılanma şekliyle doğru orantılı bir şekilde oluşan bağlanma stili, kişinin yetişkin hayatındaki ilişkilerini de büyük ölçüde etkilemektedir. İhtiyaçların sağlıklı bir şekilde karşılanması, ebeveyn ve çocuk arasında sevgi ve güvene dayalı bir ilişki kurulması güvenli bağlanma sağlayacağı gibi yetişkin yaşantısında da böyle uyumsuz bir şemanın oluşmasını engelleyecektir. Bunun dışında erken yaşlardaki ebeveyn kaybı, ebeveynlerden birinden herhangi bir nedenden dolayı uzun süre uzak kalma (ebeveynin hastalığı, ebeveynin işi, ebeveynin cezaevinde olması gibi nedenler olabilir), alkol-madde sorunu olan ve kontrolsüz davranan, patlayıcı ve ani öfke tepkileri gösteren ebeveynin olması, ebeveynlerin çekişmeli bir şekilde boşanması, bakıcılar, yurtlar, kurumlar tarafından büyütülerek, anne figürünün farklılaşması, annenin ilgisiz davranışları, ebeveynin ilgisini bir şekilde kaybetmek (kardeşin olması, ebeveynin hasta olması, ebeveynin yeniden evlenmesi sonucu olabilir.) İşte bu gibi durumlar kişide terk edilmeye yönelik aşırı hassasiyet ve  kaygıyla birlikte, kesin bir şekilde terk edileceğine yönelik kafasında bir şema oluşturmuş olabilir. Ancak bu terk edilme korkulan bir durum olmasına karşın, bu şemaya sahipseniz sizi terk edebilme ihtimali yüksek kişilik profilindeki kişiler size daha çekici gelebilir. Yani çoğunlukla duygusal olarak dengesiz davranabilen, alkol-madde kullanan, ne yapacağı belli olmayan, düzenli bir ilişkiye hazır olmadığını ifade eden, başka birisiyle evli ve evliliğini bitiremeyen, ne zaman bitireceği de belli olmayan ya da bu şekilde ilişkiyi devam ettirmeyi amaçlayan, uzakta yaşayan ya da sürekli iş seyahatlerinde olan, tek eşliliği ve bağlılığı tercih etmeyen, duygularından emin olmayan, birlikte olmak istediğini söylemesine rağmen duygularından emin olmayan zaman zaman gel-gitleri olan, bazen iyi bazen yokmuşsunuz dibi davranan, sizin değersizlik hisleri yaşamanıza neden olan, zaman zaman espiriyle de olsa aşağılayıcı ya da küçümseyici konuşmalar yapabilen partnerler seçebilirsiniz ve bu partnerlerden zarar görüp, terk edilmeyi gerçekten yaşarsanız şemanız yine bir şekilde doğrulanmış olur. Ya da hayali terk edilmeyi sürekli yaşıyor gibi endişe içerisinde yaşarsınız. Eğer terk edilme şemasına sahipseniz bu şemadan kurtulmadan bu kısır döngünün içinden çıkmak oldukça zor olacaktır. Çünkü tekrar tekrar aynı hatalı seçimler etrafında dönersiniz. O yüzden eğer siz de böyle bir şemanın varlığından şüpheleniyor ve ilişkileriniz yolunda gitmediği için mutsuzsanız öncelikle işe bu şemanızı değiştirerek başlamalısınız

  • Boşanma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Boşanma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Daha önceki yazımda boşanmanın çocuklar üzerine olumsuz olabilecek etkilerinden bahsetmiştim. Bu haftaki yazımda da boşanmanın çocuklar üzerinde oluşabilecek olumsuz etkilerini azaltmak için neler yapabiliriz bunlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle boşanma kararı,  travmatik bir sürece dönüştürülmeden ve ebeveynler hazır olduğu bir anda birlikte çocuğa yaşına uygun bir düzeyde açıklanmalıdır. Bu kararın anne-babanın birlikte alması ve anlaşarak ayrılması çocuğun üzerinde oluşabilecek olumsuz etkileri azaltmamızı sağlayacak faktörlerden biridir. Anne-babanın zaman zaman anlaşamadıkları ve bu nedenle ayrı yaşamaya karar verdikleri ancak kendisinin istediği zaman her ikisinde de kalıp her ikisini de ne zaman görmek isterse görebileceği, anne-baba olma durumunun değişmeyeceği belirtilmelidir. Bu durumun ona olan sevgilerinde bir azalma yaratmadığı mutlaka belirtilmelidir. Çünkü her çocuk baktığımızda bir sevginin meyvesi olmak ister ve anne-babanın birbirini sevmediğini düşünmek,” artık beni de sevmiyorlar” ya da “ben birbirini sevmeyen iki insanın çocuğuyum beni nasıl sevebilirler ki…” gibi farklı bir algılama yaratabilir. Bu durumda anne-baba olmanın böyle bir şey olmadığı, ömür boyu devam ettiği, ömür boyunca ondan vazgeçmeyecekleri ve her zaman hayatında olacakları belirtilmelidir. Anne-babanın birbirine olan sevgisinin bitmesi, ya da birbirlerine öfkeli olmalarından daha çok bir takım konularda anlaşamadıkları ön plana çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra ayrılma kararı ile ilgili ne anne ne de babanın bireysel karar vermediği, bu duruma birlikte karar verdikleri ortada bir suçlu olmadığını da belirtmek gerekir. Diğer türlü çocuk ayrılmayla ilgili annesini ya da babasını ya da kendisini suçlayabilir. Bu durum da öfkeli davranışlara neden olabilir. Tüm bunlar ayrılmayla ilgili olumsuz etkileri azaltabilecek başlangıçlardır. Bunların dışında çocuğun varolan hayat şartlarının ve hayat kalitesinin değişmemesi de olumsuz etkileri azaltabilecek diğer bir faktördür. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çocuğun annesinde ya da babasında kaldığı süreç içerisinde anne veya babasının özellikle de aile büyüklerinin çocuğa, annesi veya babası ile ilgili olumsuz şeyler anlatması, karşı tarafı ayrılıkla ilgili suçlaması, tekrar barışmayla ilgili çocuğa fikirler ve hatta sorumluluklar vermesi olacaktır. Çünkü bu durumda çocuk artık çocuk olma rolünden çıkıp, kendisinden beklenen önemli bir görevi, sorumluluğu yerine getirmenin yükü altında kalmış bir yetişkin pozisyonuna sokulmuş olacaktır ve durum psikolojik olarak çocuğun altından kalkabileceği bir durum değildir. Barışmak isteyen bir taraf varsa, çocuğu kullanarak karşı tarafla ilgili bilgi almaya çalışması ya da karşı tarafla görüşebilmek için çocuğa sorumluluklar vermesi gerçekten yapılabilecek en tehlikeli ve hatalı şeylerden biridir. Lütfen sevgili ebevenler sizleri özellikle bu durumdan kaçınmanız için uyarmak istiyorum. Karşı tarafa herhangi bir mesajınız varsa lütfen bunu çocuk kanalıyla değil bizzat kendiniz belirtin. Bunun dışında yine aile büyüklerinin ya da çevredekilerin sorduğu “Anneni mi seviyorsun yoksa babanı mı?” gibi tamamiyle itici, saçmasapan ve  çocuğu tercih yapmaya zorlayan sorular olabiliyor. Lütfen çocuğunuzu bu tür konuşmalardan uzak tutunuz ve bu tarz konuşan kişileri uyarınız. Tüm bunlara dikkat ettikten sonra çocuğun yeni hayat koşularıyla ilgili anne-baba arasında tutarlı kararlar alınması doğru olacaktır. Çocuğun ders yapma süresi, yatma saati gibi kuralların anne ve babada kaldığı dönemlerde tutarlılık göstermesi de çocuğun annesi de babasına da eşit mesafede olmasını sağlayacak ve aralarındaki güven ilişkisini koruyacaktır. Söz gelimi hafta içi sürekli annede kalıp sadece ders çalışan ve diğer gün okul olduğu için erken yatmak zorunda olan bir çocuk hafta sonu babasında kaldığında derslerden uzak, sürekli oyunla ve eğlenceyle zaman geçiriyor, yatma saatine de dikkat edilmiyorsa, çocuk annesinde kalmaktan çok babasını tercih edebilir ve bu durumu olumsuz anlamda kullanmaya başlayabilir. Bu şekildeki bir durum çocuğun anneyle de etkili zaman geçirmesini engelleyecektir. Yahut ayrılma durumuna zaten üzüldüğü düşünülen bir çocuğu daha fazla üzmemek için her istediğini yapmak da onun sınırlar konusunda zorlanmasını sağlayacaktır. Boşanmış anne-babalarının çocuklarının en fazla ihtiyaçları olan şey denge ve güven ilişkisidir. Bu nedenle çocuğun hayatıyla ilgili düzenlemelere anne-babanın konuşarak birlikte karar vermesi ve çocuğa açıklaması gerekir. Çocuk ile ilgili sorumlulukları da anne-baba eşit olarak anlaşarak paylaşmalıdır. Aksi takdirde bu ilişki sağlanamaz. Yine bunların dışında çocuğun hayatıyla ilgili bir karar alınacağı zaman, çocuğun hayatındaki doğum günü, mezuniyet gibi özel günlerde bir araya gelinmesi çocuğun anne-babasını hala iletişim halinde görmesi olumsuz etkileri azaltabilecek faktörlerden biridir. Boşanma süreci gerçekten özellikle çocuk açısından hassasiyet gösterilmesi gereken bir süreçtir ve bu konuyla ilgili anne-babanın bir uzmandan destek almaları da sürecin daha olumlu gelişmesine katkı sağlayacaktır.

  • Depresyon Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Depresyon, büyük bir üzüntü, endişe, suçluluk ve değersizlik hissetme, başkalarının uzaklaşma, uyku, iştah, cinsel istek kaybı ya da her zamanki faaliyetlere karşı ilgisizlik ile belirginleşen duygu durumdur.

    Hepimiz zaman zaman depresyon belirtilerini yaşarız fakat kişinin depresyon tanısı alabilmesi için belirli kriterleri karşılaması gerekir mesela en az iki hafta bu duyguda olunması gibi.

    Depresyondaki kişinin  zihinsel yetileri de bozulur. Okuduklarını ya da dinlediklerini çoğunlukla anlayamaz, unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik veya odaklanamamak gibi yakınmaları vardır. Zihinsel enerji kadar konuşmak da adeta bir yüktür.  Az sözcük kullanarak monoton bir tonda konuşurlar. Çoğu zamanda susmayı tercih ederler.

     

    Kafaları kendilerine yönelik suçluluk ve pişmanlıklarla doludur. Fiziksel görünüm ve öz bakımlarını ihmal ederler. Çoğu zaman umutsuz keyifsiz kaygılı ve ümitsiz olabilirler. Ağlama hissi, kara kara düşünme, dalıp gitme, ağrı yakınmaları ( karın, baş, eklem ağrısı vb.), anksiyete, fobi ve sağlığıyla ilgili aşırı kaygılanma da görülebilir. Evlilik ya da yakın ilişkilerde problem çıkar çıkabilir. Alkol ya da maddi kötüye kullanımı artabilir. Depresyonun kaygı bozukluğu ile birlikte yaşanması sık rastlanan bir durumdur. Her ikisinde de olumsuz düşünceler hakimdir.

    Tedavi 

    Zaman, depresyondaki bireye ya da ona yakın olan kişileri ölçülemeyecek kadar daha uzun gelse de depresyon dönemlerinin çoğu birkaç ay içinde geçer. Çoğu depresyonun kendiliğinden geçebilmesi çok iyidir. Bununla birlikte depresyon çok yaygın olduğundan ve hem onu çeken hem de etrafındakiler için çok zedeleyici olduğundan, ayrıca depresyondaki kişinin intihar riski olabileceğinden tedavi edilmemesi düşünülemez.

    Orta düzey ve ağır depresyonda tıbbi uygulamalarla birlikte psikoterapi kullanılabilirken, hafif düzey depresyonda yalnız psikoterapi de etkili olabilmektedir.

    Dikkat !

    Bir kişinin depresyonda olup olmadığı, depresyonun ağırlığı, düzeyi, nasıl tedavi edileceğini, kişiye uygun tedavi teknikleri, sadece alanında uzman psikologlarca ya da psikiyatristlerce belirlenmelidir. Psikolojik problemler, deneyimsiz ve uzman olmaya kişilerce ele alınırsa çok daha olumsuz tablolarla karşılaşılabilir.

    Depresyon yaşayan kişilere, ne kadar zor olursa olsun kısa süreli de olsa günlük dışarı çıkmaları, açık havada yürüyüş yapmaları, giyim kuşam ve öz bakımı için zaman ayırmaları, özellikle kendilerine iyi gelebileceği kişilerle bir araya gelmeleri önerilebilir.

    Kişi kendisini ve hastalığını iyi tanımalı, zihnine hakim olan olumsuz beklenti ve düşünceleri tespit etmelidir. Çnkü bu düşüncelerin yerine daha gerçeğe uygun ve olumlu etki yaratabilecek düşünceler için kanıt toplamak çok yararlı olacaktır. Örneğin; kişinin aklında sürekli çok değersiz olduğunu, yaşamının anlamsız olduğunu söyleyen düşünceler olabilir. Bunun yerine, aslında değerli olduğunu gösteren, yaşamınında yararlı ve anlamlı olduğunu gösteren kanıtlar bulmak gerekir. Depresif  kişiler seçici biçimde olumsuz ve kötü görünen şeylere dikkatlerini yönelttiklerinden, pozitif olanla negatif olan faktörler arasında dengeleme ya da ayırım yapamayabilirler. Bu durumda rehber olmak ve doğru kanaldan düşünce üretmeyi öğretmek gerekir. Eğer hayattan beklentileri gerçekçi seviyede değilse, (örn: “herkes beni sevmeli”, “işlerim hep yolunda gitmeli”, “problemler karşısında ben savaşamam çünkü çok güçsüzüm” vb. ) bu takdirde bu inançlar gerçekçi biçime getirilmelidir.

    Unutmayınız!

    Yaşamda bu kadar netlik yoktur. Muhakkak belirsizlik ve kararsızlık içinde kalacağınz durumlar olacaktır. Ve yaşam her zaman kontrolümüz altında değildir. Problemler, kayıplar, başarısızlıklar, yetersizlikler, hayal kırıklıkları her insan için beklenen ve insani durumlardır. Bunlarla karşılaştığınızda ilk olarak kendinize telkin edeceğiniz şey, bu durumun zor olduğu, can sıkıcı ve zaman alıcı olacağı ancak asla sonsuza kadar sürmeyeceği yönünde olmalıdır.

    Depresyonla savaşınıza, umutsuzluk ve karamsarlık duygunuzla savaşmaktan başlayınız.

  • Bilgisayar, internet ve çocuklarımızın güvenliği

    Teknoloji çağında yaşıyoruz. Evlerimizde ve işyerlerimizde, konforumuzu arttıran ve zaman kazandıran birçok nesne var. Bilgisayar da bunlardan bir tanesi, hatta son yıllarda başta geleni. Masaüstü, dizüstü, avuç içi derken, son olarak cep telefonlarına da yerleşti bu ayartıcı nesne. Artık yanımızda taşıyabildiğimiz bu teknoloji sayesinde birçok ev bilgisayar zengini oldu, hatta bazıları internet kafeden farksız.
    Bilgisayarların bu kadar yaygın olduğu günümüzde çocuklarımızın da bu büyülü makine ile içiçe olması kaçınılmaz. Basitleştirilen teknolojisi sayesinde küçücük çocuklar bile rahatça kullanabiliyorlar.

    Söz konusu olan gelişme çağındaki çocuklar olunca; haklı olarak bütün anne babalar hem bu teknolojiden çocukları maksimum düzeyde yararlansın istiyorlar, hem de olası sakıncalarından zarar görmesin istiyorlar.

    Bilgisayarlar üç temel amaçla kullanılıyor günümüzde:

    Oyun ve eğlence amacıyla.

    Okul ve iş ortamlarında eğitime katkısı için.
    Arkadaşlık ortamında, sosyal iletişim amacıyla.

    Yapılan çok uluslu bir araştırma Türk ailelerinin bu teknolojiyi sevdiğini, ülkemizdeki çocukların yüzde otuz beşinin eğlence ve oyun amaçlı, yüzde yirmi sekizinin eğitim ve okul amaçlı, yüzde on altısının da iletişim amaçlı kullandığını gösteriyor.

    Bilgisayar kullanımının çocuklar açısından büyük avantajları var elbette. Bir kere; her türlü bilgiye kısa zamanda ulaşmayı sağlıyor. İnternet içeriğinin avantajları da katılırsa okul ödevlerinde de yararlanabiliyorlar. Geçmişin ansiklopedilerinin yerini bugünün arama motorları aldı ama bunlar daha hızlı ve daha zahmetsiz. Bilgisayarlar aynı zamanda önemli bir boş zaman aktivitesidir. Çünkü; yoğun okullaşma temposunun yarattığı zaman baskısı çocuklara çok fazla eğlence seçeneği bırakmamaktadır. Çalışan anne babalar için de çocuğu sokağın tehditkarlığından uzak tutabileceği keyifli bir nesnedir.

    Bilgisayarla uğraşmak çocuğun teknolojiyle erken yaşta tanışmasını, daha ileri teknolojilere kolayca adapte olmasını sağlar.

    Ayrıca; yapılan araştırmalar, bilgisayar kullanımının zihinsel gelişim, sözel ve sözel olmayan beceriler, uzun süreli bellek, merak duygusu, problem çözme, soyutlama, kavramsal düşünme, motor beceriler, yaratıcılık, eleştirel düşünme, dil gelişimi, farkındalık vb birçok alanda çocuğun gelişimini desteklediğini göstermiştir.

    Bilgisayarlar, sundukları içerik itibarı ile farklı yaş gruplarında farklı gereksinimlere de hitap ederler. Örneğin; 6 yaşından küçük çocukların bilişsel ve motor becerileri nispeten sınırlıdır; erken yaşta bilgisayara kullanmaya alışsalar bile bütün yapabildikleri dosya açma / yükleme / kapatma, tuşları kullanma vb gibi basit eylemlerdir. Okul çağı çocuklarına özgü rekabetçilik ve üstünlük duygusu bilgisayar oyunlarına merakı arttıran bir unsurdur. Yine; internet ortamına özgü arkadaşlık ve sosyal paylaşım siteleri de aileye mesafeli ama akranlarına düşkün ergenler için fırsat ortamı olmaktadır. Ayrıca ergenlerin kariyer planlamasında bilgsayarlar ciddi yer tutmaktadır.

    Bilgisayar kullanımının dünyada bu kadar yaygınlaşması; denetimsiz ve aşırı kullanımından kaynaklanan problemleri de beraberinde getirmiştir elbette. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte sanal alemdeki bütün ortamlar sınırsızca (çocuklar dahil) herkese açık haldedir. Bu durum da haklı olarak bütün anne babaları telaşlandırmaktadır. Çünkü bu noktada bilgisayarın yararları değil, riskleri gündeme gelmektedir.

    Çocuklar açısından ne gibi riskler olabilir:

    En büyük risk; bilgisayarın sorumlulukların da önüne geçmesi ve çocuğun zaman yönetimini alt üst etmesidir ki ailelerdeki en büyük tartışma nedenidir. Çünkü bir noktada çocuğun beslenmesi ve uykusu dahi aksayabilmektedir.

    Çocukların ve bazen de diğer aile bireylerinin bilgisayara uzun zaman ayırmaları aile içinde bireyciliği arttırır, ortak zamanları azaltır, sağlıklı iletişimi bozar.

    Bilgisayar ve internet ortamında çocuğun karşı karşıya kaldığı zararlı içerik de gelişimi için risk oluşturur. Çünkü; taklit, deneme ve özdeşim yoluyla öğrenen çocuğun şiddet, cinsellik, kabadayılık, argo konuşma vb uyaranları benimseyip günlük yaşamına katması olasılığı vardır.

    Kontrolsüzce bütün sanal alemde dolaşabilen çocuk; anlamını kavrayamadığı bir site ile (örneğin pornografik, politik, şiddet içerikli, kumar) karşılaşabilir. Bu da çocukta korku yaratabilir. Ekranda pornografik bir görüntüye tanık olup günlerce kabuslar yaşayan, bazen de tam tersine bunu yaşıtları ile paylaşıp küçük krizlere neden olan çocuklar klinik pratiğimizde zaman zaman karşımıza çıkmaktadır.

    Son on yılda “oyun bağımlılığı” kavramı gündeme girmiştir ki, bunun varlığı doğrudur. Bütün zamanını doldururcasına oyun oynayan ergenlerin sayısı hiç de az değildir, üstelik oyun bağımlılığı yaşı giderek düşmektedir.

    İnternette zaman geçiren çocuklar, tanıdık ya da tanımadık aynı ortamdaki başka kişilerin ticari, cinsel kötüye kullanımlarıyla karşı karşıya kalabilirler.

    Bilgisayar karşısında hep aynı pozisyonda oturmaya bağlı el ve el bileği problemleri, boyun kaslarında tutulma ve ağrı, gözlerde yorgunluk, beslenme düzeninin bozulması, uyku bozukluğu, alt ıslatma, altına kaçırma vb durumlar da beden sağlığı için risk oluşturabilecek sorunlardır.

    Peki bu noktada neler yapılmalı?

    Öncelikle anne babalar, çocuklarının bilgisayarla ve internetle kaç yaşında tanıştırmalarının uygun olacağını bilmeliler. 3 yaşından küçük bir çocuk için bilgisayar hiç de anlamlı olmaz, çünkü bedensel ve zihinsel gelişimi buna uygun değildir. 4 yaşından itibaren yavaş yavaş tanışabilir ama bir büyüğünün gözetiminde ve haftanın seçilmiş günlerinde 10-15 dakika gibi çok kısa sürelerde olmalıdır ve sosyal gelişimi ağır basan bu grupta akran iletişime her zaman öncelik verilmelidir. Daha büyük yaştaki çocuklarda da çocuğun isteklerinden çok, ihtiyaçlarından yola çıkılarak haftanın seçilmiş günleri 30-60 dakikalık süreler verilebilir. Ergenlerde bu süre daha da uzayabilir ve kullanımı haftanın her gününe yayılabilir.
    Bunun dışında bilgisayarla tanışma, kullanma sürecinde de belli temel noktalara dikkat edilmelidir:

    Bilgisayar kullanımı; eğitim, eğlence ve iletişim için destek olabilir ama bunların yerine geçmemelidir.

    Bilgisayar kullanımıda anne baba da zaman zaman eşlik edebilmeli, çocuğa gerekiğinde rehberlik yapmalı, gerektiğinde kontrol edici olabilmelidir.

    Anne baba da bilgisayar kullanma şekilleriyle çocuklarına örnek olmalıdırlar.

    Bilgisayarda kullanılan programlar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalı, kullanabileceği basitlikte ve yaratıcı olmalı, istismar edici unsurlar içermemelidir.

    Bilgisayarın ortak kullanım alanlarında bulunması, aileden birisinin ya da bir arakadaşının zaman zaman eşlik etmesi de koruyucu bir unsur olabilir.

    Gerekli görülürse, çocuğun uygunsuz sitelerler karşılaşmasını önlemek için filtre programlar kullanılabilir.

    Çocuğa erken yaşta zaman yönetimi öğretilmeli, sorumluluklar ve eğlenceli aktiviteler arasındaki dengeyi başarması öğretilmelidir.

    Evlerdeki bilgisayar savaşlarının en sık nedeni anne babanın kararsız ve tutarsız disiplin zaaflarıdır. Anne baba dengeli bir disiplin vermeyi öğrenmelidir.

    Bilgisayar günümüz toplumunun olmazsa olmaz.. Çocuklarımız da bundan ayrı kalamazlar elbette. Kızgınlıkla yasaklamak ya da hergün çocukla didişmektense erken yaşta sorumluluk eğitimi vermek, büyüdükçe ona kılavuzluk etmek, gerektiğinde sınırlayıcı olabilmek daha önemli.

  • Çocuklarda sınırlar

    Her şey Mükemmel olmalı- Ebeveyn için yanlış hedef

    Mükemmel ebeveyn olmayı ne kadar isterdik. Televizyon reklamlarda seyrettiğimiz anneler bize nasıl davranmamız gerektiğini gösteriyorlar: Çocuklar beyaz tişörtlerin üstüne ketçap dökseler bile anneler hafifçe gülümsüyor. Öyle ya güçlü leke çıkarıcılar var. Diğer bir reklamdaki babayı düşünün oğlu matematikten zayıf not aldığını söylemesine rağmen o sadece kahvesiyle ilgileniyor ve böylece zor durumu atlatmaya çalışıyor. Hayır, bizler böyle değiliz. Lekeli tişörte sinirlenebiliyoruz ve zayıf notlar karşısında neyi yanlış yaptık diye endişelenebiliyoruz.

    Duygular insanidir:

    Her defasında çocuklarımıza gösterdiğimiz davranışları tahlil etmek ve doğruluğunu sorgulamak doğru bir davranıştır. Bu konudaki mükemmeliyetçilik ulaşılmazdır ve aslındada gerekli değildir. Mükemmel olmak tanımlaması bir makine için söylenebilir ama insanlığı uygun bir tanımlama değildir. İnsanoğlunun farklı durumları vardır hata yapabilir kaç yaşında olursa olsun ister 5 ister 50 farklı hissedebilir. Toplumun en küçük sosyal birlikteliği olan aile içinde kişilerin tün hataları ve çapraşık yanları birbiriyle çatışır. Eğer tüm küçük hatalar rağmen aile dinamiği bundan etkilenmiyorsa o sosyal birliktelik işlem gören bir birlikteliktir. Böyle ailelerde hoşgörü ve işlevsellik ön plandadır. Bu tarz aileler birbiriyle iletişime geçerek büyüme karşısındakine tolerans gösterme ve kendi ilgi alanları için savaşma olanağı verir.

    Çocukların Başarısız Olma Hakkı Yoksa:

    Takıntılı biçimde çocuklarından mükemmeli bekleyen aileler buna karşılık yüksek bir fatura ödemek zorunda kalırlar: çünkü o zaman kendileri de mükemmel olmak zorundadırlar ve işte orada tehlike başlar. Eve her zaman yüksek notlarını getirmek zorunda olan bir çocuğun sporda, müzikte veya ev işinde başarısız olma hakkı yoktur ve bu her alanda çocuğu zorlar. Bu isteğin altında ebeveynin kendi gerçekleştirmedikleri yatar. Daha sonraki yaşlarda ebeveynin onaylamadığı ama kendi seçtiği yola giden çocuk’ ama biz senin için her şeyi yaptık ’cümlesiyle karşı karşıya kalır. Bu cümle sanki bir yılı doldurmuş bir kredinin ek faizi gibi kulaklarda yankılanır. Bunun yerine şöyle denilebilir ‘ yapmak istediğimiz her şeyi senin için yapamadık sana iyi bir çocukluk vermeye çalıştık ama çoğu zaman zorlandık çoğu zaman sana sinirlendik ama kendimize de sinirlendik ama seni olduğun gibi çok seviyoruz’ .

    Çocuklar onlar için her şeyi yapan ebeveyne ihtiyacı yoktur. Onlar ihtiyaçları olduğunda yanlarında olan ebeveynlerine özlem duyarla. Ebeveyn anlayış göstermeli aynı azmanda yaşamda yön gösterip onları tutmalıdır. Gerektiğinde gerekli sınırları koymalı ve gereksiz yasaklamalardan kaçınmalıdır. Buna sıcakkanlı gergin olmayan aile içi davranış dinamiği eklendiğinde çocuğun sağlıklı yetişmesi için gerekli ortam sağlanmış olur.

    Yetiştirme Tarzında Sınır Koyma:

    Sınırlar sevgiyle bezenmiş aile içi ilişkilerle birlikte konuşmalıdır. Çocukların sınırlara ihtiyacı var derken bu cümle ailelere kendi diktatörlülerini kanıtlama anlamına gelmez. Çocuklara sınırların gösterilmesi demek sorumlu bir şekilde çocuklara yön vermek, beraber yaşamanın gerektirdiği değerleri ve kuralları yaşayarak göstermek ve sınır koymanın güvenlik anlamına geldiğini bilince olmak demektir.

    Sınırlar aile içi ilişkilerde karalılık ve açıklık anlamına gelmektedir. Bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğuna kara vermemek birçok ebeveyni endişelendirir. Diğer ebeveyn ile girdikleri rekabette, çocuklarının sevgisini kaybetme korkusu ile birlikte anlamsız duruma uygun olmayan sınırlar konur ya da gerekli yerlerde yine aynı nedenlerle hiçbir sınır konmaz. Ebeveyn için sınır koyma yetiştirmenin en sevilmeyen yanıdır ve sınır koyan taraf çocuğun sinirini ve öfkesini kazanır.

    Klasik Durumlar Ve Çözüm Yolları:

    Sormak, yalvarmak, inatlaşmak:

    ‘sence yeteri kadar şeker yemedin mi’?

    ‘yeteri kadar televizyon seyretmedin mi’?

    ‘sence senin yaşındaki. Çocuklar hangi saatte yatıyor.’

    Bu soruların arkasında genelde ebeveynin konu hakkındaki kendi düşüncesi yatar. Çok otoriter gözükmemek için ebeveyn açıkça kuraları belirlemekten çekinip soruların arkasına sığınarak çocukların anlamasını bekler.

    Bunun yerine çocuğunuza açık ve kısa mesajlar verin:

    ‘Bugün yeteri kadar şeker yedin daha fazla yemeni istemiyorum.’

    ‘lütfen televizyonun kapat.’

    ‘vakit çok geç oldu şimdi uyumanı istiyorum.’

    2. Arka planda çocuklara emirler:

    Çocuklar herhangi bir şeyle meşgulken (oyun oynamak, TV izlemek…) arka planda ebeveynin emirleri duyulur yani başka bir odadan çocuğa seslenilir, bu seslenmede hiç duygusal ilişki ve göz teması yoktur.

    ‘şimdi odanı topla’

    ‘ceketini as’,

    ‘kavga etmeyi bırak’

    Çocuklar hoşlarına gitmeyen şeyleri duymama dikkate almama eylemi gösterirler. Bunu dışında gelen uyarıların ne kadar ciddi ve duyulmazsa olabilecek olayların ne kadar tehlikeli olduğuna kara verebilirler.

    Çocuklarınızla ilişki ve göz kontağı kurun:

    İstenmeyen durumlarda bu şu anlama gelir: çocuğun yanına gidin onunla aynı göz hizasına gelin ve ondan istediğinizi açık ve kısa cümlelerle söyleyin.

    3. İlişkiyi Çok Kısa Tutmak:

    Günlük koşturma içinde ebeveynin çoğu hızlı bir şekilde isteklerini belirtir ve daha sonra arkasını dönüp diğer bir işle meşgul olur sonra neden emirler yerine getirilmez diye meraklanır.

    Çocuk tepki verene kadar bekleyin:

    Örneğin çocuktan ceketini asmasını istedik (‘ceketini lütfen as’) bunu söyleyip çocuğun tepki vermesini bekleriz böylelikle emrin gerçekliği ve anlamı daha açık bir şekilde ortaya çıkar ve aynı zamanda doğru şekilde davranılmasına olanak sağlar. Yani çocuk ceketi asarsa çocuğu övmek veya ceketi asmazsa çocuğa emri tekrarlamak gibi.

    4.Emir Yerine Yasaklar:

    ‘ kavga etmeyi bırakın’

    ‘ayağını sürterek yürüme’

    Erişkinler çoğu zaman çocuklara ne yapmamaları gerektiğini, neyi bırakmaları gerektiğini, neyin sinirlendirdiğini söylerler. Bu söylemler çocuğun davranışları üzerinde büyük bir baskı yaratır.

    Olumlu gerçek beklentilerinizi içren söylemler kullanın:

    ‘nasıl anlaşacağınıza kendiniz karar verin’

    ‘lütfen otur’

    Böylelikle çocuklar kendilerinden ne beklendiğini açık bir şekilde öğrenirler.

    5.Ön Uyarı Yapmadan Emir Verme:

    ‘çabuk buraya gel’

    ‘şu anda bu işi bitiriyorsun’

    Çocuklar genelde sevdikleri şeylerde yoğun bir şekilde ilgilenirler ve böylece dikkatlerini ebeveynin istediği kadar hızlı şekilde dağıtamazlar ve bu nedenle zamana ihtiyaç duyarlar

    çocuklara hazırlık zamanı verin:

    ‘5 dk içinde yemeğe oturuyoruz oyununuzu bitirin’

    ’10 dk içinde yola çıkıyoruz’

    ‘oyununu bitirdiysen yeni oyuna başlama birazdan diş hekimine gidiceğiz.

    6.Neden Soruları:

    ‘neden bunu yaptın’

    ‘neden ağlıyorsun’

    ‘neden bana yalan söyledin’

    ‘neden kavga ediyorsunuz’

    Neden soruları aslında sorunun kaynağına yönelik değildir. Aslında çocuklara suçluluk duygusu verir ve yanlış davranışları gösterir. Çocuklar kendilerini köşeye sıkışmış hissederler ve bu sorulardan kaçmaya çalışırlar (‘ bilmiyorum’) karşı cevap(‘neden bilmiyorsun’) sonuç. Ebeveyni ve çocuğu tatmin etmez.

    çözüm arayın:

    ‘Lütfen yeniden düzenle’

    ‘birbirinizle anlaşabilmek için ne yapabilirsiniz’

    ‘sorunu nasıl çözebileceğin hakkında bir bilgin var mı’?

    Böylelikle çocuklara savunma mekanizması kullanma olanağı verilmez ama bu denemeyle sorunların çözülmesi sağlanır ve çocuğa sorunları çözmek için gerekli cesaret verilmesi olur.

    7. Gerçekçi Olmayan Cezalarla Tehdit Etme:

    ‘TV yi kapatmazsan 6 hafta evden dışarı çıkmazsın’

    ‘eve vaktinde gelmezsen seni tatile götürmeyeceğiz’

    ‘altına tabağını bitirmezsen bir daha sana yemek vermeyeceğim’

    Bu tür veya benzer tehditlerle çocuklar ya korkar ya güvensiz olurlar veya büyüklerin boş ve etkisiz tehditlerini öğrenirler.

    gerçekçi ve duruma uygun emirler verin:

    ‘TV yi açarsan bugün seyredeceğin en sevdiğin diziyi seyredemeyeceksin’

    ‘eve vaktinde gelmezsen seni merak ederiz o zaman yarın tüm günü evde geçirmek zorunda kalırsın’

    ‘aç değilsen yemek zorunda değilsin ama yemek sonrası tatlı yiyemezsin ‘

    Çocuklarınızın sizi dinlemesi için ne yapabilirsiniz:

    1.daha çok iyiye, övgüye ve doğruya yönelin:

    ‘vaktinde gelmen ne güzel’

    ‘bana yardım etmen harika’

    ‘iyi ki aklına gelmiş’,

    ‘bunu başarman çok güzel’

    Çocuklar eğer iyi yaptıkları işler için yeterli dikkati çekerlerse farklı davranmak zorunda kalmazlar.

    2. Uygun Davranış İçin Övgü:

    Çocuklardan istenen hareketleri sıklıkla göstermeleri olasılığı övgüsel destek ile artar. Burada kural istenmeyen bir davranış cezalandırılırsa iyi davranışlarda ödüllendirilmelidir.

    3. Kural Koyma:

    ‘yemek yerken televizyon kapatılacak’

    ‘herkes kendi tabağını bulaşık makinesine koyacak’

    ‘evde terlik giyilecek’

    Herkes için geçerli açık, anlaşılır kurallar birlikte yaşamı kolaylaştırır ve anlamsız tartışları azaltır. Burada önemli olan kuralların o anki aile düzenine uyup uymadığının test edilmesi ve kuralların yaşam değişikliklerine göre değiştirilmesidir kurallar aile fertlerinin birbirleriyle görüşmelerinde ve anlaşmalarıyla belirlenebilir.

    4.Etkili İstekler:

    ‘Ebeveynlerin istekleri aşağıdaki maddeleri içerirse etkili olur:

    İsteklerimizi siz uygulamaya hazır olduğunuzda bildirin

    İstekleri bildirmeden önce olumlu veya olumsuz sonuçları iyi hesaplayın.

    Çocukların dikkati televizyon, video, bilgisayar tarafından dağınıkken onlara herhangi bir istek bildirmeyin.

    Sizinle konuşurken çocuğun dikkatini size verdiğinden emin olun (göz teması).

    İsteklerimizi rica olarak değil emir olarak bildirin.

    İsteklerinizi bir kere söyleyin ve çocuğun tekrarlamasını isteyin.

    Çocuk isteğinizi yaparken onun yakınında kalın.

    5.Cezalar ve mantıklı sonuçlar:

    Cezalar etkili olması için:

    Cezaların olayla ilintili olmalıdır.

    Herhangi bir zaman da değil olayı takip eden zaman da olmalıdır

    Çocuk için uygulanabilir olmalıdır

    Çocukla önceden konuşulmuş olmalıdır

    Çocuğa karşı değil çocuğun yaptığına karşı olmalıdır.

    Önceden uyarılmalıdır.

    Ebeveyn ne yaparsa yapsın keyfe bağlı düşüncesiz yaşı ve duruma uygun olmayan cezalar çocuk ebeveyn ilişkilerini zedeler.

    Ebeveynde bir zamanlar çocuk olduğunu düşünmeli ve kendi yetiştirme deneyimlerini hatırlamalıdırlar.