Etiket: Yüz

  • Kırışıklık tedavisinde botox

    Kırışıklıklar nasıl oluşur?

    Mimik hareketleriyle yüzdeki çeşitli kaslar sürekli kasılır, kasılmanın olduğu bölgelerde kırışıklıklar görülür. Zamana bağlı olarak cildin azalan hücre üretimi, azalan savunma durumu, kollajen ve elastik liflerde azalma ve de sürekli yapılan mimikler yüzümüzün kırışıklığının temel nedenidir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) Nasıl Etki gösterir ?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A kas hareketlerini belirleyen sinir iletisini geçici bir süre durdurarak kasları gevşeten doğal ve saf protein yapıda bir ilaçtır. Mimik kaslarına uygun olan dozlarda yapılan bu enjeksiyon uygulamasında, kasın kasılmasına neden olan asetilkolin isimli maddenin salınımı engellenebilmekte bu maddenin yapacağı kasılma görevi geçici olarak durabilmektedir. Kas gevşediği için ilişkili olan cilt daha düz bir görünüm alabilmektedir.
    Yüz ifadesi bu sayede daha dingin ve daha rahat bir görünüm alabilmektedir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) güvenli midir?

    Klinik uygulamaları olan bir kas gevşetici ilaç olan botulinum toksin, clostridium botulinum bakterisinden elde edilen bir ilaç olup, çocuklarda büyük kas gruplarında tedavi ve destek amaçlı kullanım alanı vardır. Bu nedenle mimik kaslarına çok daha düşük dozlarda uygulama yapılıyor olması kırışıklık tedavisinde kullanılan bu yöntemi güvenilir kılmaktadır.

    Uygulama nasıl yapılır?

    Bu uygulama yaklaşık 10-15 dakika süren, ilgili bölgelere, gerekli dozlarda botulinum toksinin enjekte edilmesinden ibarettir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulaması ağrılı mıdır?

    Enjeksiyon sırasında insülin iğnesinin ucu kullanılmaktadır. Bu nedenle acısı da oldukça az olmaktadır.
    Çok hassas kişilerde belki soğuk kompres veya anestetik krem kullanılabilir.
    Anestezi gerektirmez. Uygulama sonrası günlük aktiviteye devam edilebilir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulayıcı özellikleri

    Yüz ifadesini kontrol eden kaslara ilişkin anatomik bilgisi olan bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Her bireyin yüz kırışıklıklarının dimaniğine göre uygulama yapmak birbirine benzeyen yüzlerin oluşmasını engelleyen en önemli unsurdur.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kaç yıldır uygulanmaktadır?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A farklı endikasyonlarda yaklaşık 20 yıldır kullanılmaktadır. Çeşitli hastalıkların tedavisinde 80’den fazla ülkede kullanılan bir ilaçtır.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) uygulamsının günümüzde onaylı alanları

    Kırışıklık tedavisi
    Aşırı terleme (Hiperhidroz)
    Göz tikleri (Blefarospazm)
    Serebral palsi
    Servikal distoni
    Fokal distoniler
    Yüz felci (Hemifasyal spazm)
    Spastisite
    Şaşılık (Strabismus)
    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) kozmetik amaçlı kullanım alanları

    Temel uygulamalar

    Alın çizgileri
    Kaş arası çizgileri
    Göz kenarı kırışıklığı
    Kaş kaldırma
    İleri uygulamalar

    Burun etrafında oluşan kırışıklıklar
    Üst dudak kırışıklıkları
    Marionette (üzüntü) çizgileri
    Boyun çizgileri ve platisma bantları
    Yüzde asimetri
    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) etkisi ne zaman belli olmaya başlar?

    1. Uygulamadan 3-7 gün sonra etkisi görülmeye başlar.
    2. 10-14 gün içerisinde etkisi daha net olarak görülür.
    3. Bu aşamada doktorunuzla tekrar görüşerek uygulama sonuçlarınızı kontrol ettirebilirsiniz.
    4. Enjeksiyon yapıldıktan 30 gün sonra etkisi oturmaktadır.
    5. Bu etki 4 aya kadar sürmektedir.
    6. Etki süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

    BOTOX (BOTULİNUM TOKSİN TİP A) doğal görünüşü olumsuz etkiler mi?

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A ile doğal görünüşünüz korunabilmektedir. Estetik bir uygulama yaptırdığınız belli olmaz. Duygularınızı mimiklerinizi kullanarak ama kırışıklık oluşmadan ifade edebilirsiniz.

  • Kuru cilde iyi bakmak gerekir

    Kuru cilde iyi bakmak gerekir

    Kuru ciltlerde sebum yani doğal yağ salgısı zayıftır Genellikle ter salgılaması da normalin altındadır. Bu nedenle hassas olmaya eğilimlidir. Cilt yüzeyindeki aşırı kuruluk, cildi bakterilere karşı koruyan asit mantonun dengesini bozar. Hassasiyetin nedeni budur.

    Öte yandan, kuru ciltler soluk görünürler, gergin olurlar ve özellikle su ile yıkandıktan sonra çatlayacakmış gibi strese girerler. Ta ki nemlendirici sürülene kadar.. Derinin pul pul soyulması ve çatlaması ise aşırı kuruluğun ve su kaybının belirtisidir.

    10 Yaşından küçük çocukların büyük bir kısmında ve 60 yaşın üzerindeki insanların çoğunda cilt kurudur. Böyle ciltler, ince katmanlardan oluşur ve yıkandıktan sonra gerilir, kolayca kızarır. Kırışmaya çok müsaittir. Özellikle göz çevresi erken yaşta çizgilerle dolar.

    Cilt kuruluğu rüzgârda, aşırı sıcak ve soğuk havalarda, klimalı ortamlarda artar. Özellikle yanaklarda ve göz çevresinde donuk ve mattır. Tam da aynı yerlerde yani göz çevresinde ve ağız kenarlarında ifade çizgileri oluşur.

    § Cildin kuru olmasının genel nedeni deri altındaki yağ bezlerinin yeterli salgı yapmamasıdır. Sonuç olarak cilt suyu tutamaz ve kurur.
    § Bu özellik genellikle kalıtsaldır.
    § Bir diğer neden de beslenme sorunlarıdır. Özellikle A vitamini, B vitaminlerinden ve doymamş yağlardan yana eksik beslenme cildin kurumasına yol açar.
    § Yaz mevsiminde dış etkenler cildi kurutur. Çevresel faktörler arasında güneş, rüzgar, kimyasal maddeler, kozmetikler, sert sabunlar, sıcak suyu ve çok sık yıkanmayı sayabiliriz…

    MUSLUK SUYU SİZE GÖRE DEĞİLDİR
    Her şeyden önce, yüzünüzü musluk suyu ile yıkamaktan kaçının. Eğer filtre edilmiyorsa, musluk suyu kuru ciltlerin kaldırabileceği biir kimyasal değildir. Ve asla sıcak suya yüz vermeyin. Yüzünüzü serinletmek istediğinizde doğal maden suyu kullanın. Yüzünüzü yıkarken lif, kese gibi tahriş etme ihtimali olan dokulardan uzak durun.Sabahları yüzünüze doğal maden suyu püskürtün. Bu amaçla temiz bir çiçek sulama spreyi şişesini kullanabilirsiniz.

    NEMLENDİRİCİ
    Nemlendirici sümeden önce cildinizi maden suyu veya gül suyu ile hafifçe ıslatın. Bu ıslaklık kremin altında kalır, nemi ve esnekliği arttırır. Banyo veya duş aldıktan sonra, tam olarak kurumadan, tüm cildinize bebe yağı sürünün.

    Geceleri yatmadan önce doğal bir nemlendirici uygulayın ve masaj yaparak emilmesine yardım edin. Özellikle göz çevresinde çizgilerin belirdiği yerlerde, kremleri cömertçe kullanın.

    Bunu her zaman terkrar ediyorum, banyo yaparken, duş alırken, kesinlikle sıcak su kullanmayın. Ve elden geldiğince güneşten uzak durun. Kuruluk, kırışıklıklar, lekeler, kaşıntılarda güneşin suçu büyüktür.

    GÜNDÜZ NEMLENDİRME
    Henüz temizlediğiniz, tonikle sildiğiniz ve haffçe ıslattığınız cilde doğal bir nemlendiriciyi yayın. Boyun, yanaklar, çene kenarları ve göz çevresi olmak üzere bütün yüzünüze uygulayın.

    Erkeklere tavsiyem, tıraşın ardından ve on dakika sonra olmak üzere iki kere nemlendirici sürmeleridir. .

    GECE KREMİ
    Cildinizi temizledikten ve tonikle sildikten sonra doğal maden suyu püskürtüp hafifçe nem verin. Yumuşak bir havlu ile nemini alın, sonra boyundan yukarıya doğru nemlendirici sürün. 5 Dakika kadar emilmesini bekleyin. Hatta yüzünüze sıcak havlu koyup emilimini arttırın. Erkekler belki tonik kısmını atlayabilirler. Ancak onlar da en azından göz çevresindeki hassas deriyi kremle beslemeye özen göstermelidirler.

    Güzel yüzünüzü güneşten, sıcaktan, rüzgardan, sigara dumanından ve klimalardan korumayı ihmal etmeyin…

    Sevgiyle kalın,

  • Kırışıklıklar ve lekelerin çoğu güneşin eseridir

    Tüm uzmanlar, giderek artan bir hassasiyetle, bizi güneşe karşı uyarıyorlar. Biz güneş altında bronzlaşarak daha güzel olmayı ümit ederken, bir yandan da cilt yaşlanmasına tüm kapıları ardına kadar açmış oluyoruz. Kısa süreli olarak esmerlik bizi hoş gösterebilir ama orta ve uzun vadede başımıza büyük işler açar. Çünkü güneşin hiç şakası yok! Güneş tüm sağlığımızı, gençliğimizi ve güzelliğimizi tehdit ediyor. Bunu anlamak için alim olmamıza gerek yoktur.

    GÜNEŞ GÖRMEYEN YERLERİMİZDE KIRIŞIKLIK OLUŞMAZ
    Gerçeği fark edebilmek için, gayet basit bir gözlem yeterlidir. En fazla güneş gören yerlerimiz nereleridir? Kuşkusuz yüzümüz, boynumuz, dekoltemiz, kollarımız ve ellerimiz. En çabuk yaşlanan yerlerimiz tam da buralarıdır. Kırışıklık, çizgiler, lekeler hep yüzümüze özgü sorunlardır. Vücudumuzun güneş görmeyen yerlerinde kırışıklıktan ve lekelerden bahsetmeyiz. Çünkü yoktur! Evet kalçalarımız, karnımız, popomuz, bacaklarımız, göğüslerimiz de bizi kaygılandırabilir ama ciltleri yönünden değil. Oralarda yağ dokusu ile, kaslarla, ödemlerle, sellülitlerle yada varisler gibi kan dolaşımına ait sorunlarla baş etmeye çalışırız. Kırışıklıklar ve lekeler ise, bire bir güneşin eserleridir. Emin olun, güzellik salonlarını, estetik merkezlerini meşgul eden işlemlerin büyük çoğunluğu güneş hasarları ile ilgilidir.

    * Güneşlenmek bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tüm hastalıklara davetiye çıkarılması anlamına gelir. Bugün konuyu güzellik açısından ele aldığım için cilt kanserlerinin ne kadar büyük bir hızla arttığından bahsetmiyorum. Kuşkusuz güneş ışınlarının en tehlikeli sonuçları onlardır. İnsan başına gelmedikçe böyle şeyleri aklına getirmemeye çalışır ama gerçek değişmez.

    BRONZLAŞMAK, GÜZELLİK ARAYIŞINDA BÜYÜK BİR YANILSAMADIR:
    Cildin yaşlanmasına yol açan birçok neden sayabiliriz ama bunlar genel olarak iki grupta toplanırlar.

    § Birincisi organizmanın doğal seyrinde gelişen içsel yaşlanmadır.
    § İkincisi ise dış faktörlerden kaynaklanan yaşlanmadır. Sigara, dengesiz beslenme, uykusuzluk vs. gibi. Bunların en başında güneş ışınlarının yıkıcı etkileri gelir.

    Cildimizdeki olumsuz değişimlerin %80’i güneş hasarlarıdır. 50 yaşında ortaya çıkan derin kırışıklıkların büyük bölümü, 20’li yaşlarda maruz kaldığımız güneş ışınlarının sonuçlarıdır.

    PHOTO AGİNG
    Doğal seyrinde yaşlanan deriler, yumuşaklığını kaybetmezler ve kırışıkları hafif, ince çizgiler halindedir. Fazla güneşlenen insanların cildi ise zamanla kalınlaşır, sertleşir ve kırışık çizgileri derinleşir. Çünkü güneş ışınları cildi gergin, esnek ve pürüzsüz tutan doğal yapıyı bozar. Deriye gerginliğini ve sıkılığını sağlayan liflerin bir kısmı dejenere olur, bir kısmı da yok olur. Bu durum cildi desteksiz bırakır. Cilt köselemsi bir görünüm almaya başlar ve photo-aging belirtileri oluşur.

    “Photo-aging” yaşa değil, güneşe bağlı yaşlanmaya verilen addır. Birçok sanatfotoğrafında gördüğümüz gibi yüz adeta oluk oluk ve kat kattır. Bu durum tipik olarak, yaşamları boyuncagüneş altında toprakla uğraşan köylülerde, balıkçılarda ve denizcilerde görülür. Ama önlem almazlarsa, saatler boyunca plajda güneşlenmeyi sevenlerin kaderi de maalesef farklı olmaz..

    Photo-Aging’in sonuçları:

    Ø Genç sayılabilecek bir yaşta yüzde derin çizgiler oluşmaya başlar.
    Ø Cilt nemini kaybeder.
    Ø Cilt yüzeyi pürtüklenir, rengi homojenliğini kaybeder
    Ø Cilt rengi küllü bir sarıya dönüşür, matlaşır ve donuklaşır.
    Ø Deri kalınlaşır ve köselemsi bir yapı alır
    Ø Gözle görünür porlar oluşur, siyah noktalar artar
    Ø Cilt en küçük bir tahrişte morarmaya başlar
    Ø Yüzdeki kılcal damarlar yüzeyde bir örümcek ağı gibi görünür
    Ø Çiller ve yaşlılık lekeleri oluşur: Kahverengi (hiperpigmentasyon) veya beyaz (hipopigmentasyon) lekeler.
    Ø Deride, ileride kanser riski taşıyabilecek, pürtükler, kabarıklıklar meydana gelir;
    Ø Aktinik keratoz, bazal hücreli epitelyoma ve squamous hücreli karsinomlar gibi cilt dejenerasyonları meydana gelir.
    Ø En büyük tehlike ise deri kanserleridir!
    Doğal yaşlanma sürecini dejenere eden faktörler

    Bazı etkenler insanı ve yaşama tutunan direncini, savunmasız hale getirir:

    § Güneş ışığı
    § Sigara
    § Hava kirliliği
    § Dengesiz beslenme
    § Alkol tüketimi
    § Stres
    § Sert sabunlar, deterjanlar ve bazı kozmetik ürünler
    § Uyku düzensizlikleri ve yatış şekli
    § Mimikler

    Güneş:

    PHOTO-AGING

    Güneş ciltteki yağı parçalar ve kollajeni yiyip bitirir !
    Sonuç, erken yaşlanmadır.

    Cildi zamanından önce yıpratan sayısız dış etken içinde en önemlisi
    güneş ışınlarıdır.

    Güneş, bir bakıma hücreleri yiyip bitiren serbest radikalleri çoğaltır ve
    aktifleştirir. Aynı zamanda, cilt hücrelerindeki yağı parçalayan bir enzim üretir.
    Bu enzimin adı, “arakidonik asit” tir. Güneş etkisiyle artan
    serbest radikaller “transciption” faktörlere dönüşürler ve hücrelerin merkezine,
    DNA’nın faaliyetine zarar verirler. Güneşten alınan ultraviyole ışığı ile yaratılan
    tüm bu faktörler ve enzimler, ciltteki kollajeni sömürmeye başlarlar. Bazı bilim
    adamları bu duruma mikro yaralanma adını verirler. Bunların bir araya gelmesiyle
    derin kırışıklıklar oluşur.

    MİKRO YARALANMA TEORİSİ

    Ø Güneş serbest radikalleri arttırır.
    Ø Serbest radikaller transcription faktör adı verilen molekülleri aktifleştirir.
    Ø Transciption faktörler hücrelerin merkezinde bulunan nükleus (çekirdek) hücresinin merkezine ulaşırlar.
    Ø Nükleusa ulaşan bu faktörler DNA’yı değişik kimyasallar üretmeye zorlarlar.
    Ø Örneğin, NFk-B gibi kimyasallar iltihaplanmalara neden olurlar ve yaşlanma sürecini hızlandırırlar.
    Ø Ultra viyole ışığı ile aktive olan transciption faktörler AP1 ‘e dönüşürler.
    Ø AP1 ciltteki kollajeni sindiren enzimler üretmeye başlar.
    Ø Bütün bunların sonucunda kollajen dokusunda mikro yaralanmalar oluşur.
    Ø Mikro yaralanmalar birleşerek derin kırışıklıkları meydana getirir.

    Kitabımızın, “Bronz Tutku” adlı bölümünde daha ayrıntılı anlatılmış olduğu gibi, bu etkilere cildin kalınlaşması, yaşlılık lekeleri, çiller, renk hücrelerinin kaybı, ekimozlar, kılcal damar çatlamaları ve deri kanseri riski eklenir.

    İyisi mi, siz güneşten korunmayı ihmal etmeyin. Saat 10 ile 15 arasında plajlara hiç uğramayın. Sabah erken saatlerde veya akşamüzeri denize girmenin keyfini çıkarın. Gene de bol bol güneşten koruyucu sürerek kendinize iyilik edin. İnanın, koruma faktörü (SPF) yüksek, iyi bir güneşten koruyucu, cildiniz için en pahalı nemlendiriciden veya kırışık engelleyici kremden daha yararlıdır. Camlarının rengi koyu, UV filtreli bir güneş gözlüğü ise hem gözlerinizi katarakt tehlikesinden korur hem de tüm gözaltı kremlerinden daha etkili olur.

    Bronzlaşmak istiyorsanız, gelişmiş solaryumlardan veya cilde renk veren kremlerden yararlanın. Bir sezonluk bronzluk ve çekicilik uğruna, daha sonraki yılları kendinize zehir etmeyin.
    Umarım tadınızı kaçırmamışımdır. Ama daha otuzlu yaşlarında yüzü kırış kırış olmuş ve lekelerle dolmuş hastalar beni çok üzüyor. İnanın güneşi ben de çok seviyorum ama güneşin saat 20’den sonra battığı bu imtiyazlı günlerde, öğle saatlerini evde geçirip, gün batımını plajda yaşamak hem daha güvenli hem de daha keyifli.

    Haftaya, sağlığınızı tehdit etmeden nasıl bronzlaşabileceğinizi yazacağım.

    Şimdilik hoşçakalın,

  • Erkekler için cilt bakımı

    Erkekler için cilt bakımı

    Cilt bakımı tabii ki sadece kadınların meselesi değildir. Erkeklerin ciltleri de kırır ve her türlü cilt sorunları ile karşılaşırlar. Onların en büyük derdi sakal ve bıyıklarıdır. Her gün tıraş olmak cildi tahriş eder. Kızarıklıklara, kimi zaman kıl dönmesine neden olur. Bir de akneleri varsa, tıraş birçok sıkıntıya yol açar.

    Hassas ciltler için hazırlanan tıraş ürünlerini tercih edin:

    Tıraş köpükleri, tıraş jelleri gibi ürünlerde bol miktarda alkol, mentol, nane, potasyum, sodyum hidroksit, kafur gibi maddeler bulunur. Bunların tümü tahriş edici malzemelerdir.

    Örneğin tıraş köpüğü veya jellerin hassas ciltler için hazırlananları daha yumuşaktır. Bunların içinde parfüm, mentol, alkol, limon, portakal, greyfurt, okaliptüs, kafur ya da nane gibi tahriş edici maddeler bulunmaz.

    After shave parfüm yerine kullanılmaz:

    En azından after shave’iniz yumuşak olmalıdır. Makinenin veya jiletin tahriş ettiği cilde biraz daha fazla özen göstermeniz gerekir. Tıraşınızı tamamladıktan sonra yüzünüz fazla kızarıyorsa, bunun nedeni büyük bir ihtimalle kullandığınız after shave’lerdir.

    Piyasada bulunan after shave’lerin hemen hepsi serttir. Tümü yüksek oranda parfüm, alkol ve daha bir çok tahriş edici madde ile doludurlar. Zaten birçok erkek bunları parfüm niyetine kullanırlar. After shave olarak en uygun ürünler, cildi tahriş etmeyen alkolsüz toniklerdir. Bu tonikleri, tıraştan sonra güvenle kullanabilirsiniz.

    Parfüm kullanmak istiyorsanız onu da giysilerinize veya saçınıza sürebilirsiniz.

    Günlük bakım:

    Erkeklerin her gün tıraş olmaları, bir bakıma ciltlerindeki ölü deri tabakasının temizlenmesini sağlar. Hücre oluşumu ve cildin yenilenmesini canlandırır. Ancak yüzlerinin üst kısmındaki deri tabakası soyulmadığı için zamanla sertleşerek matlaşır. Bu nedenle yüzün tıraş olmayan bölgelerinde ( alın, göz kenarları ve yanak üstü) Meyve asitleri (AHA) içeren ürünler kullanılması, cildin tazeliği korur, canlandırır.

    Sivilceli yüzler:

    Siyah noktalar ve sivilceleriniz varsa, size salisilik asit (BHA) içeren bir ürün kullanmanızı tavsiye ederim. BHA’lar tıraşlı cilt bölgelerinde bile rahatlıkla kullanılabilir. Bunlar cildi hafifçe soyarak, gözeneklerin açılmasını sağlarlar. Böylece siyah noktalar ve sivilceleri önlerken cildi rahatlatırlar, kızarıklıkları, şişkinlik ve tahrişleri iyileştirirler.

    Güneşten korunun:

    Erkeklerin yüzü çoğu zaman güneşten daha fazla etkilenir. Tıraşla hassas bir hale gelen, ardından sert tıraş losyonlarıyla tahriş olan cilt güneşte kolayca yanar ve köselemsi bir hale dönüşür. Orta yaştaki birçok erkeğin yüz cildi vücudundan çok farklı bir renkte ve yapıda olur. Bunun nedeni tamamen güneştir. Güneşten koruyucular sadece çocuklar ve kadınlar için değildir. Erkeklerinde onları sürmeden sokağa çıkmaması gerekir.

    Haftaya yeni bir konuda buluşmak üzere, hoşça kalın,

  • Balolar ve düğünler mevsiminde..

    Nisan, Mayıs, Haziran…
    Bu aylar mezuniyet balolarının, bahar konserlerinin, kışa veda, yaza merhaba buluşmalarının ve özellikle düğünlerin dönemidir. Ne yapsak da, daha iyi görünsek diye düşünüyorsanız, gençleşmenin en pratik ve en etkili iki kozmetiğini yeniden düşünün derim; Dolgu ve Botox!

    NASIL YARARLANABİLİRİZ?
    Botox’un en etkili olduğu yerler dinamik çizgiler yani mimikler sonucunda oluşan hareketli çizgilerdir. Bunlar genellikle alında, kaşların arasında ve göz kenarlarında ortaya çıkarlar. Gün boyunca sayısız mimik yaparız. Botox mimikleri ölçülü bir şekilde kısıtlar. Böylece hem görünümü düzeltir hem de çizgilerin derinleşmesini önler.

    Botox özellikle alın ve göz çevresindeki çizgilerde çok etkilidir. Ne var ki etkisini 3-4 ay içinde kaybeder ve yeniden yapılması gerekir. Düzenli olarak Botox yaptırılırsa, kırışıklıklar gerçekten azalır ve Botox ihtiyacı seyrekleşir. Bu nedenle çok fazla mimik yapan gençlere de koruyucu amaçlı Botox uygulaması yaparız.

    Dolgular ise,esas olarak, çöküntüye uğrayan, büzülen, cilt altı boşalan yerleri dolgunlaştırmak için kullanılır. Örneğin çöken elmacık kemikleri, yanaklar, burundan dudaklara, dudaklardan çeneye doğru uzanan çöküntü çizgileri, çenedeki deformasyon ve büzülen dudaklar dolguyla düzeltilir. Gençler de dolgudan yararlanabilirler. Yüz şeklini, dudaklarını, dengeli bir şekilde geliştirebilirler.

    Dolguların en güzel tarafı uzun süre dayanıklı olmalarıdır. Küçük rötuşlarla en az iki yıl etkisi devam eder. Özellikle yanaklarda ve dudaklarda harika sonuçlar yaratırlar.

    Biz genellikle göz çevresinde Botox, yanak ve ağız çevresinde Dolgu kullanmayı tercih ederiz.

    DOĞALLIK
    Yüzü değiştirmek yada gençleştirmek İsteriz tabii ama nasıl? Hem kırışıkları gidereceksiniz, hem doğal görüneceksiniz, hem değişecek, gençleşeceksiniz, hem de kimse size ne olduğunu anlamayacak.. Yapılan işlemler kişiliğinizle, yaşam tarzınızla uyumlu olacak, yüz biçiminiz, iskeletiniz, cilt tipiniz, renginiz, ağız-burun-göz- dudak gibi yüz hatlarınız ve aralarındaki mesafeler tüm ayrıntılarıyla doğallığını koruyacak..

    Kuşkusuz her işlem için farklı bir süre ile bir şeyleri kapatmanız gerekebilir. Ama birkaç gün geçtikten sonra sadece dinlenmiş, mutlu görünmeniz gerekir. İnanın bu kadarı kulağa az gelse bile o kadar büyük farklar yaratır ki..

    Kozmetik değişimlerde ilke, en azla yetinmektir. Tabii bu gibi müdahalelere ilk belirtilerle hemen başlanırsa, yaşam boyu daima azla yetinmek mümkün olur.
    Örneğin bazı gençlerin yüz mimikleri daha otuzuna gelmeden kaz ayakları oluşacağını, çatık kaşların yerleşik bir hale geleceğini ve marionette çizgilerin derinleşeceğini açıkça belli eder. Biz bunları sorun haline gelmeden önlemek için 17-18 yaşında Botox yaparız. Böylece mimikler değişir ve değişim kalıcı olur. Bu yaşta işlemi sadece 2-3 kere tekrarlamak yeter.

    DOLGU VE BOTOX’UN YERİ AYRIDIR
    Gerginlik ve dolgunluk için ister cerrahi yapılsın ister thermage yapılsın, ister fraxel yapılsın, dolgunun yeri çok farklıdır.

    · Dolgu direkt olarak belli bir hedefe yönelir. Doğru yere, doğru dozda, doğru derinlikte uygulanırsa tüm yüz konturunu onarır.

    · Botox da öyledir. O da kırışık mimiğinin özüne işler ve sorunu yerinde ortadan kaldırır.

    Ancak ikisi farklı yerlerde kullanılır ve birbirini tamamlar;

    Ağız çevresindeki ve yanaklardaki kırışıklıkların en iyi tedavisi dolgudur. Göz çevresi ve alındaki çizgilerin en iyi tedavisi ise botox’tur. Gevşeme- çöküntü miktarı arttı ise, bu tedavilere Fraxel laser, cerrahi veya thermage (Radyo frekansı) ilave edilebilir. Hastanın yaşı genç ise thermage, daha olgun kişiler için ise fraxel laser tercih edilir diyebiliriz. Cerrahi Fraxel’den sonra yapılırsa çok daha uzun ömürlü olur..

  • Botox yaptırmaktan korkmayın !

    Botox yaptırmaktan korkmayın !

    Yüz cildimiz genetik, güneş ışınları, sigara, yerçekimi, yüz kaslarının kullanım şekli, uyurken yatma pozisyonuna göre yıllar içinde olumsuz değişiklikler gösterir. Alında, kaş arasında, göz çevresinde, dudak çevresinde, yanaklarda, burun kenarında ve çenede kırışıklık ve sarkmalar ortaya çıkar. Cilde yapılması gereken işlemler, cilt daha çok yıpranmadan yapılmalıdır. Çünkü,kırışmış ve sarkmış bir cildi düzeltmek daha zor olmaktadır.

    Yüzde yüz hareketlerini sağlayan pek çok kas vardır. Yıllar içersinde yüzü aşağı çeken kaslar daha kuvvetli hale gelmektedir. Bunun sonucu olarakta yüzde sarkma ve yorgun ifade belirmektedir. Ayrıca mimik hareketlerini çok kullananlarda derin çizgiler ortaya çıkmaktadır. Botox yöntemi yüzü aşağı çeken kasları ve mimik kaslarını zayıflatarak uzun vadede ortaya çıkabilecek olan sarkma ve kırışıklıkları engeleyebilir. Ayrıca ortaya çıkmış olan kırışıklık ve sarkmaları azaltabilir. Botoks yöntemi, yüzü şişirerek kırışıklıkları azaltan bir yöntem değildir. Bilinenin tersine, botox uygun dozlarda ve bilinçli bir şekilde yapıldığında son derece doğal duran bir yöntemdir.

    Her yöntemde olduğu gibi, bu alanda işinin ehli ve titizlikle çalışan hekimlere botoks (botox) yaptırılmalıdır. Botoks, son yılların en başarılı ameliyatsız cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavi yöntemlerinden biridir. Bazı ciltlerde en iyi sonucu alabilmek için dolgu, mezolift, peeling gibi diğer yöntemlerle birleştirmek gerekebilir.

    Son günlerde botoksun önemli yan etkileri olduğuna dair medyada söylentiler dolaşmaktadır. Hiçbir yayında, hiçbir kongrede ve hiçbir meslektaşımızdan bu tarz yan etkiler bildirilmemiştir. Her tıbbi yöntemde olduğu gibi botoks yönteminde de yan etkiler olabilir. Ancak bu yan etkiler hayatı tehdit eden ve kalıcı yan etkiler değildir. Botoks yöntemini korkmadan gönül rahatlığı ile uygulattırabilirsiniz.

  • Dolgu maddesi uygulamaları

    Yüz kırışıklıklarını doldurmak için en geniş çapta kullanılan işlem, dolgu maddesi enjeksiyonlarıdır. Bu işlem ile dudakların, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar. Şeffaf ve renksiz bir jel halinde üretilen dolgu maddesi, derinizin üst kısmına konulunca kendi cilt tonunuz ( renginiz ) ile karışarak bütünlük oluşturur.

    İnsanlar yaşlandıkça, derinin altında bulunan kollajen ve elastik lifler kırılmaya ve eskimeye başlar. Bu kırılmalar doğal yaşlanma sürecimizin bir parçası olmakla birlikte, fazla kaş çatma, gözleri kısarak bakmak, sigara içmek, gülümsemek ve diğer yüz mimikleri de kırılmalara katkıda bulunurlar.

    Dolgu maddesi vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelere enjekte edilir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak tedavi sağlar. Sonuçlar çok hızlı elde edilir ve enjeksiyonlar sonucu iz kalmaz.

    Dolgu maddesi minik bir iğne ile, derinin altına, kırışıklık altında bulunan kendi kolajeninizin içine enjekte edilir. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir.

    Restylane, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu olgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır. Tedavi edilen bölgede, birkaç saat süren hafif bir şişme olabilir. Makyaj ile kolaylıkla kapatılabilecek hafiflikte olan morluklar görülebilir. Allerjik reaksiyonlar çok nadir görülür, bu reaksiyonlar, enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, kaşınma veya sertlik şeklinde olabilirler. Dolayısiyle, dolgu maddesi kullanımı tamamen güvenli olmakta ve tedavi öncesi herhangi bir test uygulaması gerektirme mektedir. Dolgu maddesi enjeksiyonlarından sonra normal aktivitelerinize hemen geri dönebilirsiniz. Tedavi yapılan bölgeye bağlı olarak sonuçlar, 3-6 ay arasında bir süre için kalıcı olurlar.

    Dolgu maddesi doğal bir görüntü verdiği için, vücudunuzun başka bir bölgesinden doku almaya gerek kalmaz. Dolgu maddesi microdermabrazyon , kimyasal soyma ,lazer ve hatta yüz germe operasyonları gibi diğer yüz gençleştirme işlemleri ile kombine kullanılabilir.

  • Karakışla gelen hastalıklara kapınızı kapatın

    Kış soğuklarının kendisini bütün şiddeti ile göstermeye başladığı bu dönemde hastalıklarda da artış yaşanıyor. Soğuk havalara karşı tedbir almamak kalpten cilde, gözlerden iç organlara kadar genel sağlığımızı olumsuz etkiliyor.

    Kışın sofranızı C, A ve E vitamini açısından zengin besinlerle donatın

    Kış aylarında sık görülen grip, nezle ve bronşit gibi kış hastalıklarından korunmak için bağışıklık sistemi güçlendirilmelidir. Güçlü metabolizmanın temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme yatar. Beslenmede C vitaminine özel yer verilmelidir. Bu vitamin; yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinlerde bol miktarda bulunur. Bir diğer önemli antioksidan olan E vitamininin en zengin kaynakları; fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve tahin gibi besinlerdir. A vitamini de güçlü bir antioksidandır. Yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze-meyvelerde bulunur. Haftada 2-3 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagiller tüketilmelidir. Öğünlerde yoğurt, ayran veya kefire mutlaka yer verilmelidir. Gün içinde bol su tüketmeye özen gösterilmelidir.

    Soğuk algınlığına yakalandıysanız…

    Soğuk algınlığı durumunda dinlenmek ve sağlıklı beslenmek çok önemlidir. Çay ve kahve yerine kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi bitki çayları tüketilmelidir. Bunların vücuda etkilerini tam olarak gösterebilmesi için, tüketilecek bitkilerin mutlaka doğal kurutulmuş olmasına ve çay haline getirirken de demlenme sürelerine özen gösterilmelidir. C vitamini başta olmak üzere her öğünde düzenli olarak sebze ve meyve tüketilmelidir. Çorba gibi sıvı ağırlıklı besinler tercih edilerek, vücuttan toksik maddelerin uzaklaştırılması için bol su tüketimine özen gösterilmelidir.

    Şikayetler uzun sürdüğü takdirde mutlaka doktora başvurulmalıdır.

    Kalp krizi riski kış aylarında 3 kat artıyor

    Soğuk havanın kalp üzerinde doğrudan etkisi vardır. Bu nedenle kalp hastaları, soğuk havalarda sağlığına dikkat etmesi gereken grubun başında gelmektedir. Mümkünse yaşam şekli, mevsim şartlarına göre planlanmalıdır. Çünkü kalp krizi riski kış aylarında ciddi oranda artmaktadır. Bunun nedeni soğuk havanın uyardığı damarlardaki büzülme ve kışın hareketin azalmasıdır. Soğuk hava, kalp hastası olmayan kişilerde bile göğüs ağrısına neden olabilir. Bunun için mevsime uygun giyinilmeli, ilaç düzeni kış şartlarına göre ayarlanmalı, fiziksel aktiviteleri hmal edilmemelidir. Soğuk havalarda göğüs ağrısı ve kalple ilgili şikayetler görüldüğünde mutalak bir kardiyoloji uzmanına gidilmelidir.

    Kış aylarında artan yüz felci vakalarına dikkat!

    Soğuk havaya maruz kalma, yutaktaki yapıları etkileyip, herpes virüsünü aktifleştirebilir. Bunun sonucunda yüz felci gelişir. Yüzün bir tarafında kaş kaldırma, göz kapatma ve ağız büzme hareketlerini yapamamak ilk belirtilerdir. Genç ve orta yaşlı yetişkinlerde daha sık görülür. Yüz felcinden kısmen korunmak mümkündür. Nemli yüz ve ıslak saçla sokağa çıkılmamalıdır. Açık alanda soğuk havaya uzun süre maruz kalınmamalı, soğuk havada açık pencereli bir arabada seyahat edilmemelidir. Kışın kaşkol kullanmayı alışkanlık edinmek önemlidir.

    Soğuk havalar göz hastalıklarına zemin hazırlıyor

    Kış aylarında en sık yaşanan rahatsızlıklardan biri de kırmızı göz hastalığıdır. Soğuk hava ve rüzgar kişinin yüzüne çarptığında gözde batma, yanma ve kaşıntı olabilir. Sabah uyanıldığında gözde çapaklanma sorunu yaşanıyorsa gözde kuruluk olabilir. Bu, tedavisi olan ancak ciddi bir hastalıktır. Bu nedenle; rüzgarlı havada dışarı çıkarken gözlerin etrafını saran gözlükler takmak uygun olacaktır. Belirli aralıklarla bilinçli olarak göz kırpmak önemlidir. Klima ve saç kurutma makinesi gibi cihazların gözlere direkt hava üflemesinden kaçınılmalıdır.

    Soğuk ve rüzgarlı hava cildinizi kurutmasın

    Kuruluk, kızarıklık, pullanma ve kaşıntı kış aylarında sık görülen cilt şikayetlerinin başında yer almaktadır. Çevresel koşullara bağlı gelişen bu şikayetleri, alınacak bazı basit önlemlerle engellemek mümkündür. Cilt doğru şekilde nemlendirilmeli, kış aylarında da güneş koruyucu kullanılmalı, bol sıvı alınmalı ve taze meyve-sebze tüketilmelidir.

  • Sosyal Medya Kullanımı İlişkinizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya Kullanımı İlişkinizi Nasıl Etkiliyor?

    Teknolojinin gelişimi ile birlikte birçok alışkanlığımız, özel hayatımız ve sosyal hayatımız değişmeye başladı. Sosyal paylaşım siteleri ve akıllı telefonlar iletişimi kolaylaştırıp, uzağı yakınlaştırırken özel hayatın çizgilerini ihlal etmeye başladı. Günlük yaşamımız, romantik ilişkilerimiz ve bize dair her şeyi sosyal medyada paylaşır haldeyiz. Pekii, sıkça kullandığımız sosyal mecralar romantik ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?
    “Çevrimiçi olduğunu biliyorum, ama bana cevap vermiyor, bazen de mesajlarımı görüyor ama okumuyor, bu beni çok öfkelendiriyor.”, “Neden o fotoğrafını beğendi?”, “Neden onu takip ediyorsun?” tarzı cümleler ilişkinizi etkiler nitelikteyse bu yazımız tam size göre.
    İsmer Aile Danışma Merkezi’ne göre, çiftler arasında en sık rastlanan problemlerden biri iletişimsizliktir. Medya araçları ve sosyal medya ile birlikte iletişim kurma kolaylaşsa da iletişimsizlik arttı. Artık yüz yüze görüşme yerine görüntülü arama, konuşma yerine mesajlaşma tercih ediliyor. Fakat iletişimin önemli unsuru olan yüz yüze olma hep erteleniyor.

    I. Mesaj Yolu İle Tartışmalar
    Mesajlaşma, özellikle de tartışma esnasında kullanılmaması gereken bir iletişim yöntemidir. Çünkü iletişim tek yönlü değildir ve verilmek istenen mesaj yüz yüzeyken beden dili ve diğer etkenler de desteklenir. Fakat mesajlaşma, yanlış anlamlar çıkarılmasına ve asıl konuşulan konudan uzaklaşmaya neden olabilir.

    I. Tartışmaların Online Ortama Taşınması
    Partneriniz ile bir sorun yaşadığınızda bunu sosyal medya üzerinden paylaşmak, diğer insanların da konuya dahil olmalarına neden olacaktır. Bu da ilişkinizde özel olması gereken şeylerin ortalığa saçılmasına ve partnerinizle çözülmesi gereken sorun büyüyerek farklı bir soruna dönüşecektir. İsmer Aile Danışma Merkezine göre, tartışmalarınızı ya da ilişkide yaşadığınız sorunları sosyal medyada paylaşmamak en iyisi olacaktır.

    III. İlişkinin Her Anını Sosyal Medyada Paylaşmak
    İlişkinizin her anını sosyal medyada paylaşmak, anı kaçırmanıza neden olabilir. Yapılan araştırmalar, mutlu ilişkileri olan kişilerin daha az fotoğraf çekip, daha az paylaşım yaptığını göstermiştir. Hayat sizi mutlu ediyorsa, o andan uzaklaştıracak diğer şeylerden de uzak duruyoruz ya da daha az ilgileniyoruz. Bu nedenle size önerimiz ilişkinizde ana odaklanarak, bulunduğunuzun keyfini çıkarmak olacaktır. Kaçırılan anlar sonrasında ilişkiye zarar verebilecek nitelikte olabilir.

    IV. Sosyal Medya Paylaşımları Tartışma Sebebi 
    Çiftler arasında önemli bir problem alanı da bireysel sosyal medya paylaşımları. Özellikle çiftlerden biri sosyal medyaya daha fazla önem veriyor, daha fazla aktif kullanıyorsa bu karşı taraf için bir tehdit unsuru olarak algılanabiliyor. Bunun sonucunda ise yapılan paylaşımlardan farklı anlamlar çıkarma, şüphecilik, sürekli profili takip altına alma ve sonrasında tartışma ile devam eden bir süreç oluşabilmektedir. Yapılan paylaşımların çiftlerden birini rahatsız etmesi sonrası stalkerlık (kişileri gizli takip) gelişmekte ve bu da şüpheciliğin ve sorgulamanın artmasına neden olarak ilişkiyi zedelemektedir.

    V. Sosyal Medya Arkadaşları
    Sosyal medya kullanımı günlük hayatımızın o kadar içine girdi ki, gerçek hayattaki arkadaşlarımız yerine sosyal medyadan edindiğimiz arkadaşları tercih ediyoruz. Facebook’taki arkadaş sayımıza göre kendimizi değerlendiriyoruz. İşte bu aşamada sosyal medyadan edinilen arkadaşlıklar, romantik ilişkilerinizde sorun olabilir. Sosyal medyadan arkadaş edinirken seçici ve sorgulayıcı davranmak gereklidir, unutmayın ki sosyal medya kendimizi en farklı gösterebileceğimiz alandır.

    VI. Her An Ulaşılabilir Olmak
    Partneriniz ile her an birlikte olabilme imkânı, günümüzde çok kolaylaştırıcı bir gelişme gibi görünse de esasında ilişkileri olumsuz etkileyebiliyor. İlişkileri hızlı yaşayıp kolay tüketilebilir hale getirmenin yanı sıra, ilişkileri sıradanlaştırabiliyor. Sonrasında ise mutsuz ve sona gelinmiş bir romantik ilişki ile karşı karşıya kalınabiliyor. Bunu önlemek için partneriniz ile her an mesajlaşmak ya da telefonla görüşmek yerine yüz yüze görüşebileceğiniz kaliteli anlar yaratmak, ilişkinizin enerjisini yükseltmede önemli bir rol üstlenecektir.

  • Yalnızca Ben

    Yalnızca Ben

    Çok güzel bir peri kızı olan Ekho, kendisine aşık olanlarla asla ilgilenmez, hiç kimseye yüz vermezdi. Bir gün Narkissos ile karşılaştı. Narkissos çok yakışıklı bir avcıydı. O güne kadar kimseleri beğenmeyen Ekho, bu genç avcıya ilk görüşte aşık oldu. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermedi ve peri kızının yanından uzaklaştı. Ekho kara sevdaya tutulmuştu. Günden güne eriyip bitti ve öldü.

    Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızdılar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar verdiler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susadı ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gitti. Su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzünü ve vücudunun güzelliğini gördü. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülendi. Yerinden kalkamadı, kendine aşık olmuştu. Kendi görüntüsünü o ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmişti . O şekilde orada ne su içebildi, ne de yemek yiyebildi, aynı Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başladı ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketti.

    Bu hikaye bizlere narsistik kişilik bozukluğunu tarifler. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler, özel olduklarını, bu yüzden birçok ayrıcalık taşıdıklarını düşünürler. Etraflarındaki herkesin onlara özel davranmalarını isterler. Ünlü olma, beğenilme, tanınma isteğiyle yanıp tutuşurlar. Empati yeteneğinden yoksundurlar, kimseyi düşünmezler ama herkes onları düşünsün onların isteklerine itaat etsin isterler. Eleştirilmek en büyük kabuslarından biridir. Yapılan eleştiriye ya şiddetli bir öfke nöbetiyle ya da kayıtsızlıkla karşı tarafı küçümseyerek karşılık verirler.

    Dramatik gösterişler, duygusal patlamalar, çılgınca değişken tavırlar narsistlerin karakteristik özelliklerindendir. Onun yaptığı herşey doğrudur. Ona göre, her ortamda kıskanılan imrenilerek bakılan sadece ve sadece kendisidir. Başkalarının zaaflarından yararlanıp, hedeflerine ulaşmayı amaç edinirler. Sıra beklemek, rica etmek, yol vermek, yardım etmek asla bir narsiste göre değildir.

    Dostluklar veya özel ilişkiler yanlızca onları beslediği, çıkarlarını koruduğu, hedeflerine ulaşmaya yardımcı olduğu için vardır. Narsistlerin dostları yada sevgilileri sıklıkla daha once narsistik bir anne yada babaya sahip olmuş kişilerdir. Çünkü, çocukluklarında görüp sevgi sandıkları ilgisizlik ve bencillik onlara yabancı gelmez. Sevgi anlayışları narsist bir kişiye göre şekillenmiştir. Bu yüzden narsistik bir eş ile birlikte olduklarında kendi haklarını aramayı düşünmezler ve ilişkilerini devam ettirerek eşlerinin kendilerini hiç bir karşılık vermeden kullanmalarına izin verirler.

    Yalan, narsist tutumun vazgeçilmez bir özelliğidir. Kendisi hakkında verdiği tüm bilgi, bir aldatmacadan ibaret olabilir.

    Narsizimin nedenleri konusunda bir çok kuram bulunmaktadır. Bir kurama göre, 18. aydan itibaren anneden bağımsızlaşmaya başlayan çocuk, ihtiyaçlarına eskisi kadar çabuk ve duyarlı yanıtlar alamadığında narsistik kişilik bozukluğunu geliştirecektir. Bir diğer kurama göre, erken çocukluk döneminde yaşantılanan istismar ve travma süreçleri yani erken çocukluğun narsistik kırılmaları, yetişkinlikteki narsist kişiliğe zemin hazırlamaktadır.

    Genelde ergenlik çağının başında ortaya çıkmaya başlayan narsistik kişilik bozukluğunun toplumdaki yüzdesi % 1 den daha azdır. Narsistik kişilik bozukluğu vakalarının yarısından çoğunu erkekler oluşturmaktadır.

    Narsist bir kişi, kişilik özelliklerinden dolayı değil de başka problemlerinin çözümü için psikologa ya da psikiyatriste gelir. Kendilik değerleri son derece kırılgandır. Dünyaya çok sağlam başka bir kendilik değeri sunar ve ona göre yaşamaya çalışırlar. Genelde, kendilik değerleri arasındaki çatışma sonucu depresyona girer ve terapiye başlarlar.

    Bu kişiler için terapiye başlama fikri zor kabul edilebilecek türdendir. Çünkü onlar, kimseye ihtiyaç duymayacak kadar özel ve üstün niteliklere sahiptirler. İşte bu noktada gerçeğe dayalı tüm yorumları reddederek terapiye son verme girişimi gözlenebilmektedir. Tedavi süreci başarıyla tamamlandığında ise kişi, kendine ait abartılı beklentilerinden kurtularak ilişkilerinde gerçekçi ve yalandan uzak bir yaşam sürer.