Etiket: Yumurta

  • Yumurta Dondurma

    Yumurta Dondurma

    DOĞURGANLIK ŞANSINIZI KORUYUN

    Toplumların sosyoekonomik olarak gelişmesiyle, kadının da toplum hayatındaki yeri

    değişiyor. Bu değişimleri, kadınların eğitim düzeyinin artması, iş hayatında beklentilerinin

    yükselmesi, kariyer planlarının ve beklentilerinin artması şeklinde sıralayabiliriz. Bunların

    sonucu olarak da evlilik ve çocuk sahibi olma yaşı maalesef yükseliyor. Kadınlar söz konusu

    beklentilerini gerçekleştirmek için ya evliliklerini ya da çocuk doğurma planlarını erteliyorlar.

    Yaş Neden Önemli

    Yeni doğan bir kız bebek her iki yumurtalığında yaklaşık 400-500 bin adet yumurta

    öncüsü hücre taşır. Adet görmeyle birlikte her ay bu hücrelerin bir tanesi olgunlaşır ve

    döllenme şansına sahip olur, belli kısmı da yok olur. Bu nedenle yıllar ilerledikçe kadının

    yumurtalıklarındaki hücre sayısı azalır. Bu da doğurganlığın azalması demektir.

    Çevresinde 38-40 yaşlarında doğal yollardan gebe kalan kişileri gören kadınlar, 40 lı

    yaşların başında bile kolaylıkla hamile kalınabileceğini düşünüyorlar. Oysa gerçek hiç te öyle

    değil. 35 yaşlarından itibaren kadının hem yumurta hücre sayısı azalmaya hem de hücre

    kalitesi giderek bozulmaya başlar.

    Bu nedenle 30 yaşlarını geçmiş, henüz evlenmemiş veya çocuk sahibi olmamış

    kadınların yıllık muayenelerinde over rezervleri değerlendirilmeli. Özellikle ailesinde erken

    menapoz, ailevi kanser hastalıkları olanlarda bu değerlendirme çok önemlidir.

    Bu Değerlendirmeler Neyi Değiştirir?

    Son yıllarda yardımcı üreme tekniklerinde önemli gelişmeler ve yasal düzenlemelerde

    değişiklikler meydana gelmiştir.

    Yumurta dondurmada vitrifikasyon (çok hızlı dondurma) yöntemi ile yumurta

    hücrelerinin % 90-100 oranında canlı kalması sağlanmakta ve her bir hücreden yaklaşık %7

    oranında gebelik elde edilebilmektedir. Yani bir kadının belli sayıda sağlıklı yumurta

    hücresinin dondurulması, ona gelecekteki doğurganlığıyla ilgili önemli avantajlar

    sağlayacaktır. Kadının bu hücrelerinden, 40 lı yaşlarında bile hamile kalma şansı vardır.

    Ülkemizde 2014 yılına kadar,

    a) Kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurta hücrelerine zarar veren tedaviler

    öncesinde,

    b) Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan ameliyatlar

    (yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar) öncesinde,

    yumurta dondurulmasına izin veriliyordu.

    2014 Eylül ayında değişen yönetmelikle;

    c) Düşük over rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde

    erken menopoz hikayesinin, üç uzman tabipten oluşan sağlık kurulu raporu ile

    belgelendirilmesi durumunda, yumurta dondurulmasına izin verilmeye

    başlanmıştır.

    Yumurta Dondurma İşlemi Kimlere Uygulanır?

    1-Kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi ve radyoterapi gibi uygulamalar kadınların

    yumurtalıklarına zarar vermektedir. Bu tedavilerden önce yumurta dondurma işlemi

    uygulanır.

    2-Yumurtalıkların alınması gereken ameliyatlar öncesinde uygulanabilir

    3- Over rezervinin azalma riski olan durumlar

    a)-Ailede erken menopoz öyküsü: Ailede kalıtsal olarak erken menopoz varsa, yani genç

    yaşlarda doğurganlık özelliğini kaybetme riski olan kadınlara bu yöntem uygulanabilir.

    Yumurtaların dondurulması sayesinde bu risk ortadan kalkacaktır.

    b)-Ailede Meme Kanseri öyküsü

    c)-Endometriozis varlığı

    d)-Bazı genetik hastalıklar: Turner Sendromu, Frajil-X sendromu, Musküler distrofi,

    BRCA-1 taşıyıcılığı

    4-Over rezervi azalmış kadınlar: Bu durum infertilitede deneyimli bir hekim tarafından

    yapılan ultrasonografik muayene ve hormon testleri ile tespit edilebilir.

    Yumurta Dondurma İşlemi

    İşlem ortalama 10-15 gün sürmektedir.

    Adetinin 2-3. günü yumurtaları uyarıcı gonadotropin iğnelerine başlayarak, mümkün

    olan en çok sayıda yumurta geliştirmeye çalışılır. Belli aralıklarla ultrasonografik muayene

    yapılır.

    Yumurtaların Toplanması (OPU): Yumurta – follikül büyüklükleri istenilen düzeye

    ulaştığında, yumurtalar vajinal ultrasonografi eşliğinde özel iğnelerle toplanır. Bu işlem

    anestezi altında yapılmakta ve yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir. Hasta birkaç saat

    hastanede dinlendikten sonra normal yaşamına dönebilir.

    Yumurtaların Dondurulması: Toplanan yumurtaları, antifriz özellikli kimyasal

    solüsyonlarla (kriyoprotektan) işlemden geçirerek, -196 C°' de sıvı azot tanklarında uzun süre

    saklanacak şekilde dondurulur. Dondurma işlemi; vitrifikasyon (camlaştırma) dediğimiz,

    tecrübe isteyen, çok hızlı dondurma prensibine dayanan, amacı dondurma sırasında

    yumurtalara ciddi zararlar verebilecek su kristallerinin oluşmasını engellemek olan, özel bir

    teknikle yapılmaktadır. Öncelikle 5 yıllık olan dondurma süresi, hastanın talebi üzerine

    uzatılabilir.

    Gebelik istenmesi durumunda: Hastanın rahim iç zarı gebelik için hazırlanır. Yumurta

    hücreleri çözünme sonrası yaklaşık % 90-100 oranında canlı kalmaktadırlar. Canlı olarak

    çözüldüğü saptanan yumurtalara, eşlerden alınan spermlerle mikroenjeksiyon (ICSI) ile

    dölleme işlemi yapıp, gelişen embriyolar hastaya transfer edilir.

    Vitrifikasyon ile dondurulup çözülen yumurtalardan elde edilen embriyoların transferi

    ile, taze embryo transferine yakın gebelik oranları sağlanabilmektedir.

  • PCOS Polikistik Over Sendromu ve  OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    PCOS Polikistik Over Sendromu ve OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    Polikistik over sendromu ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Öne

    çıkan belirtileri adet düzensizliği, tüylenme ve çocuk sahibi olmada

    güçlüktür. Eğer hasta şişmansa bu belirtiler daha da ağırlaşır. Son yıllarda

    hastalığın vücuttaki insulin direnci ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Görülme

    sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte % 20’lere kadar çıkabilmektedir.

    PCOS’lu hastaların yarısından fazlası şişmandır. Bu hastalarda karın çevresinde biriken yağ

    (santral obezite, elma tipi yağlanma) insulin direncini daha da artırır. Bu nedenle bu hastalıkta

    ileride tip II diabetes mellitus (şeker hastalığı) gelişme riski vardır.

    Yukarıda sayılan belirtilerin olduğu hastalarda transvajınal ultrasonografi yapılarak

    yumurtalıkların görünümüne bakılmalıdır. Ayrıca hormon tahlilleri ve glikoz tolerans testi

    yapılması gereklidir.

    Tedavi

    Şişman PCOS hastalarına her şeyden evvel kilo vermeleri önerilmelidir. Bu durum

    duraklamış olan yumurtlamayı tekrar başlatarak tüylenme ve adet düzensizliğini azaltabilir.

    Daha sonra eğer hastanın çocuk isteği varsa clomifene isimli ilaç doktor gözetiminde

    kullanılabilir. Hastaların %80’inde yumurtlama olur ve 6 aylık tedavi sonunda gebelik oranı

    %40-50 civarındadır. Clomifene’e cevap vermeyen hastalara gonadotropin içeren iğne

    formunda ilaçlar verilir. Laparoskopik ovarian diatermi denilen ve yumurtalıktaki kistlerin tek

    tek yakıldığı tedavi ise bir alternatif olarak düşünülebilir.

    Metformin içeren ve şeker hastalarının da kullandığı ilacın da clomifene’e dirençli

    olgulardayumurtlama oranlarını artırdığı yönünde bulgular vardır. Ancak ilk seçenek olarak

    kullanılmaz. Zira clomifene den daha üstün değildir. Clomifene ile kombine olarak

    kullanıldığında yumurtlamayı artırabilir. Ancak ne zayıf ne de şişman hastalarda gebelik

    oranları artmaz. Fakat şişmanlığın gebelik ve canlı doğum oranları üzerine olumsuz etkileri

    olduğu gösterilmiştir.

    Yardımcı üreme teknikleri PCOS lu hastalarda çok etkilidir. PCOS lu hastaların

    yumurtalıkları normal hastaların yumurtalıklarına göre yardımcı üreme teknikleri tedavilerine

    çok farklı yanıt verebilir. PCOS gonadotropin tedavisine çok hassastır, aşırı yumurta oluşumu

    ile yanıt verebilir fakat bu yumurtaların çoğunun döllenme potansiyeli düşüktür. Çok yumurta

    elde edildiği zaman OHSS (ovarian hiperstimulasyon sendromu) riski yüksektir. Ağır OHSS

    tüm olguların yaklaşık %2’sini oluşturur. Ancak hayatı tehdit eden hipovolemi (kan hacminin

    azalması), hemokonsantrasyon (kanın yoğunluğunun artması), olguria (idrar miktarının

    azalması), elektrolit dengesizliği, karaciğer fonksiyon bozukluğu, tromboemboli, ascit (karın

    boşluğunda sıvı birikmesi), hidrotorax ( göğüs boşluğunda sıvı birikmesi) ve adult respiratuar

    distress sendromu ( solunum yetmezliği) gibi durumlar gelişebilir.

    OHSS sınıflandırılması

    Hafif OHSS

    – Hafif karın ağrısı

    – Karında şişlik hissi

    – Yumurtalık çapı <8 cm3

    Orta OHSS

    – Bulantı ve/veya kusma

    – Orta şiddette karın ağrısı

    – Ultrasonda ascit görülmesi

    – Yumurtalık çapı 8-12 cm3

    Ağır OHSS

    – Ascitle birlikte hydrotorax var ya da yok

    – Olguria

    – Yumurtalık çapı>12 cm3

    – Hemokonsantrasyon, hematocrit> %45

    – Hipoproteinemi

    Kritk OHSS

    – Yoğun ascit veya hidrotorax

    – Oliguri veya anuri

    – Hematocrit>55

    – Beyaz hücre sayısı >25000/ml

    – Solunum yetmezliği

    – Tromboemboli

    OHSS nin oluşum mekanizmasındaki ana unsur damar geçirgenliğinin artmasıdır. Böylece

    damar içindeki sıvı dışarı kaçar ve öncelikle karın boşluğunda birikir. Vascular endotelial

    growth factor (VEGF) PCOS lu hastaların yumurta toplama gününde kan ve follikül sıvısında

    yüksek bulunmuştur. Bu nedenle OHSS gelişiminde önemli bir etken olarak görülmektedir.

    Diğer etkenler hastanın genç olması, zayıf olması, daha önce OHSS geçirmiş olması ve

    yumurtlamanın tetiklenmesinde hCG kullanılmış olması. Gebe kalınan sikluslarda daha fazla

    olması hCG ile bağlantısını da güçlendirmektedir. Artan hCG VEGF salınımını da

    artırmaktadır.

    OHSS den korunma

    – Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ilaçların dozlarını düşük tutmak

    – Tedaviye metformin ilave etmek

    – Yumurtalıklar aşırı cevap vermişse ilaçları kesmek

    – Damardan tedbir olarak albumin verilmesi

    – Tüm embryoları dondurarak transferi ertelemek

    – Tedaviyi iptal etmek

    OHSS gelişen hastalarda hematocrit düzeyi %45 in üzerine çıktığı anda hastaneye yatırmak

    gerekir.

  • Kısırlık Nedir ? Nedenleri ?

    Kısırlık Nedir ? Nedenleri ?

    Evlendikten sonra bir yıl süreyle düzenli ve korunmasız

    ilişkiye rağmen gebelik elde edilememişse kısırlıktan söz

    edilebilir. Zira bu süre içinde çiftlerin %85’inde gebelik elde

    edilir. Yani toplumdaki üreme çağına gelmiş çiftlerin yaklaşık

    %15’i bu problem ile karşı karşıyadır. Ancak kadın yaşının

    40’ın üzerinde olduğu grupta bu oran %25’e çıkmaktadır.

    Kısırlığın erkek ve kadındaki sebepleri nelerdir?

    Kısırlığın sebebi yaklaşık %50 kadına %50 erkeğe aittir.

    Erkekteki infertilite sebebini ortaya çıkarmak için;

    spermiogram, kanda testosteron, FSH ve Prolaktin ölçümü ile ürolojik muayene yapılır.

    Spermiogram – Normal bir semen 2-5 ml olup, her mililitrede en az 20 milyon sperm

     içerir ve bunların %50’sinden fazlası hareketlidir. Çok az sayıda beyaz küre içerebilir. Eğer

    sperm değerleri normalin altında ise o zaman hormon analizleri de yapılır. Ürolojik

    muayenede testislerin durumu ve varikosel olup olmadığına bakılır. Varikosel testislere kan

    taşıyan damarların genişleyerek kan akımının yavaşlamasına neden olur. Bu da testis içinde

    sıcaklık artışı yapar ve sperm kalitesi ve hareketliliği bundan olumsuz etkilenir.

    Kadının değerlendirilmesi

    Serviks – Burası rahim içi (endometrium) ile vajen arasındaki açıklıktır. Buradan berrak

    yapışkan yumurta akı gibi bir sıvı salgılanır ve yumurtlama zamanı spermlerin kolayca

    endometriuma ulaşmasını sağlar. Diğer zamanlarda ise koyulaşır ve bir tıkaç oluşturur. Eğer

    yumurtlama zamanı bu sıvının kıvamı incelmez ise spermlerin yumurtaya ulaşması oldukça

    zorlaşır.

    Tüpler – Rahmin her iki tarafında bulunur ve döllenmeye hazır yumurtaları rahim içine taşır.

    Bunların açık olup olmadığını anlamak için HSG (Histerosalpingogram) denen ilaçlı bir film

    çekmek gerekir. Bu işlem adet bittikten sonraki birkaç gün içinde yapılır.Rahim içine

    yerleştirilen bir kanülden röntgen filminde görülebilen bir ilaç verilir ve film çekilir.

    Normalde rahim beyaz renkte bir üçgen gibi görülür ve her iki tarafında yine beyaz çizgiler

    tüpleri gösterir. Tüplerin görülmemesi ya da karın boşluğuna verilen ilacın yayılmaması tüpün

    tıkalı olduğunu gösterebilir. Rahim içinde de herhangi bir dolma defekti orada bir yapışıklık

    ya da yer kaplayan bir lezyon olduğunu düşündürebilir.

    Peritoneal faktör – Bazen HSG veya USG sonucuna göre doktorunuz karın içinde bir

    yapışıklık ya da endometriozis olup olmadığını anlamak için laparoskopi yapmak isteyebilir.

    Bunu için de yine en uygun zaman adet bitiminden sonraki birkaç gündür. İşlem anestezi

    altında yapılır. Göbeğe yapılan 1 cm lik bir kesiden karın içine sokulan bir trokardan geçirilen

    bir teleskop ile rahim, tüpler, yumurtalıklar, barsaklar, karaciğer, mide, apendix gözlenir.

    Ayrıca kasıklardan sokulan yarım cm lik yardımcı trokarlardan geçirilen aletler yardımıyla

    diğer cerrahi işlemler yapılabilir. Aynı zamanda rahim içine yerleştirilen bir kanülden mavi

    boya verilerek tüplerin açık olmadığı da kontrol edilebilir. Peşinden histeroskopi ile rahim içi

    bir kamera yardımıyla gözlenerek burada da bir patoloji olup olmadığı anlaşılır, varsa aynı

    anda tedavi edilir.

    Yumurtalıkların değerlendirilmesi – İki tanedir ve rahmin her iki tarafında bulunur. İçinde

    yumurtaları barındırırlar ve hormonal fonksiyonda önemli rol alırlar. Yumurtalar FSH denilen

    ve beyinde hipofiz adı verilen bir salgı bezinden salınan hormonun etkisinde büyür ve

    estradiol denen bir başka hormon salgılar. Yaklaşık adetin 14.günü civarında olgunlaşarak

    döllenmeye hazır hale gelir. LH ise döllenmeye hazır olan yumurtayı çatlatarak karın

    boşluğuna atılmasını sağlar. O sırada ortamda bir sperm varsa yumurta döllenir. Kadında

    yumurtlama olup olmadığını anlamak için kanda FSH, LH ve progesteron hormon düzeyleri

    ölçülebilir. Ayrıca rahim içinden yapılan biyopsi ile de anlamak mümkündür.

    Kadına ait kısırlık sebepleri

    Miyomlar – Rahim duvarındaki kaslardan köken alan iyi huylu tümörlerdir. Tek ya da daha

    fazla sayıda olabilirler. Boyutu bezelye büyüklüğünden portakal büyüklüğüne ulaşabilir hatta

    bazen daha da büyük olabilir. Genellikle rahim duvarının dışına doğru büyürler, ancak

    duvarda ya da rahim içine doğru büyüyenler de vardır. Oldukça sık görülen tümörlerdir ve 30-

    45 yaş arası kadınlarda görülme sıklığı oldukça yüksektir. Rahim içine doğru büyüyen

    miyomlar düşük, erken doğum veya kısırlığa neden olabilirler. Miyomlar gebelik sırasında

    büyüyebilirler. Tüp bebek öncesinde özellikle içe doğru büyüyen miyomlar çıkarılmalıdır.

    Endometriozis – Rahim içini kaplayan dokunun rahim dışında da olması durumudur.

    Yumurtalıklar ya da karın içindeki diğer organlara yapışarak her adet döneminde içi kanla

    dolar. Bu kan doku içinde hapsolduğu için önce kesecikler sonra da kist oluşur. İleri evrelerde

    nedbe dokusu ve yapışıklılar meydana gelir. Bu kronik kasık ağrılarına neden olabilir.

    Endometriozis infertilitenin önde gelen nedenlerinden biridir ve üreme çağındaki kısırlık

    problemi olan kadınların yaklaşık %40’ında görülmektedir. Hangi mekanizma ile kısırlığa yol

    açtığı bugün tam olarak bilinmemekle birlikte tüplerde neden olduğu hasar neticesinde oluşan

    tıkanıklıklar ya da dokunun salgıladığı bir takım maddelerle sperm-yumurta ilişkisinin

    bozulması ile döllenmenin olmaması muhtemel mekanizmalar arasında sayılmaktadır. Bu

    hastalar tıbbi ya da cerrahi olarak tedavi edilebilirler. Tıbbi tedavi – yalancı gebelik ya da

    yalancı menapoz oluşturularak hastanın yumurtlama fonksiyonu durdurulur ve adet

    görmemesi sağlanır. Böylece endometriozis odaklarının aktivasyonu önlenmiş olur. Bu tedavi

    yaklaşık 6 ay sürer. Ancak ilaçlar kesildiğinde tekrar nüks edebilir. Bu tedavi daha çok çocuk

    isteği olmayan hastalara uygulanır. Cerrahi tedavi ise genellikle çocuk isteği olan hastalara

    anestezi altında laparoskopi denilen yöntemle yapılır. Burada Göbek hizasında yapılan 1 cm

    lik bir kesiden arkasında kamera bulunan bir teleskop batın içine sokulur ve tüm organlar

    gözlenerek tesbit edilen patolojiler kasıktan sokulan 2 adet 5 mm genişliğindeki aletler

    vasıtasıyla tedavi edilir. Amaç endometriozis odaklarının yakılarak ya da kesilerek yok

    edilmesi ve varsa yapışıklıkların açılmasıdır.

    Yumurtalık kistleri – İçi sıvı dolu keselerdir. Oldukça sık görülür, olguların büyük kısmı iyi

    huylu olup, 35 yaş altındadır. Bu kistlerin varlığında yumurtlama durabilir ya da kistin tüplere

    yaptığı bası ile oluşan mekanik etki yumurta ile spermin birleşmesini önleyerek kısırlığa yol

    açabilir. Belirli büyüklüğe ulaşmış kistlerultrasonografi eşliğinde ya da laparoskopik olarak

    boşaltılabilir ve alınan kist içeriği sitopatolojik inceleme için kist cidarı da histopatolojik

    inceleme için ayrılır. Bazı kistler nüksetmeye meyillidir ve boşaltıldıktan sonra eğer tüp bebek

    yapılacaksa bu zamana kadar doğum kontrol hapları kullanılabilir.

    Polikistik Over Sendromu – Bu hastalar adet düzensizliği, tüylenme, şişmanlık ve kısırlık

    şikayetleri ile gelebilirler. Ayrıca yüzdeki sivilceler kanda erkeklik hormonunun arttığının bir

    göstergesi olabilir. Bazen böbrek üstü bezi ve tiroid bezinin iyi çalışmadığı durumlarda ve

    insülin direnci olan durumlarda da görülebilir. Tanıda adet düzensizliği, kan testleri ve

    ultrasonografi yardımcıdır. Hasta diğer kadınlara göre daha az yumurtladığı için daha uzun

    sürede hamile kalır.

    Karın İçi Yapışıklıklar – İç üreme organlarının ya da bu organlarla barsaklar arasında

    bulunan bant şeklinde dokulardır. Bunlar genellikle daha önce geçirilmiş bir ameliyat

    (apandisit, yumurtalık kisti, vs.), enfeksiyon (Klamidya, Gonore) sonrası ya da endometriozis

    nedeniyle gelişirler. Yapışıklıklar tüplerde kıvrılmalar yol açarak yumurta ve spermin tüp

    içinde yol almasını engellerler. Genellikle cerrahi olarak tedavi edilirler, başarı sağlanamazsa

    tüp bebek uygulamasına geçilir.

    Azalmış Over rezervleri – Over rezervleri normal olarak 35 yaşından sonra azalmaya başlar

    ve ülkemizde ortalama menapoz yaşı olan 48 de de fonksiyonlar tamamen durma noktasına

    gelir ve kadın menapoza girer. Bazen 20 li ve 30 lu yaşlardaki kadınlarda da bu durum

    oluşmaya başlar. Özellikle daha önce yumurtalıktan ameliyat geçirenler (kist veya

    endometriozis nedeniyle) risk altındadır. Over rezervlerinin azalması demek her ay gelişen

    yumurta sayısının daha az olması demektir. Bu durumda FSH düzeyi kanda yükselir, iki adet

    arasındaki süre önce kısalır sonra da uzar ve adet miktarı azalır. Adetin 3. günü alınan kanda

    FSH ve estradiol hormonlarının seviyesi ölçülerek fikir sahibi olunabilir.Ayrıca

    ultrasonografide yumurtalık hacmi ve içindeki follikül miktarı ölçülerek over rezervi

    değerlendirilebilir. Bu gibi hastalar fazla bekletilmeden tüp bebek tedavisine alınmalıdır.

    Erken Over yetmezliği – 40 yaşından önce menopoza girilmesi halinde söz konusudur.

    Sebebi genellikle bilinmemekle birlikte kromozom bozuklukları, bağışıklık sistemine ait

    hastalılar ve tiroid hastalıkları neden olabilir. Bu durum da yine kan testleri ile ortaya

    çıkarılabilir. Eğer hastada hiç yumurta kalmamışsa tüp bebek tedavisi de uygulanamaz. 

    Kısırlık Nedeni Olup Tedavi Edilebilen Durumlar

     Yumurtlama bozukluğu

     Açıklanamayan infertilite

     Tekrarlayan gebelik kayıpları

     Miyomlar

     Endometriozis

     Yumurtalık kistleri

     Polikistik over Sendromu

     Karın içi kitleler ya da yapışıklıklar

     Rahim ağzı mukus problemleri

     Bağışıklık sistemine ait problemler

     Tubal hastalıklar

     Erkeğe bağlı sebepler

     Klomifene dirençli olgular

  • MENOPOZ

    MENOPOZ

    Kız çocukları daha anne karnında 20 haftalıkken her yumurtalığında yaklaşık 2-3 milyon yumurta vardır. Sahip olunan en yüksek yumurta sayısı bu dönemdedir. Doğduğunda her yumurtalıkta 1 milyona, ergenlik döneminde ise yaklaşık 300 bine düşmektedir. Kadın 40 yaşına geldiğinde yumurta sayısı yaklaşık 10 bine düşer. Üreme çağı boyunca her ay yumurtalardan bir kısmı yok olur ve sadece bir tanesi olgunlaşır ve yumurtlanır. Her kadından farklı olabilmesine rağmen yaygın olan 13-48 yaş arası olan üreme çağı boyunca 400 – 500 arası yumurta ile gebelik potansiyeli olabilir. 40 yaşından sonra yumurtalar hızla kaybolur. Yumurtaların tükenmesiyle hormon üretilmemeye ve adet görülmemeye başlanır. Yani menapoz yaşanır.

    Değişebilmesiyle birlikte yaklaşık 48 yaş civarı menapoz yaşıdır. Genetik faktörler, sigara kullanımı, obesite (şişmanlık) ve çevresel etkenler menapoz yaşı için etken faktörler arasındadır. Menapoz yaşı yumurtalık içindeki yumurta hücre sayısına göre belirlenmektedir. Klinik olarak menapoz tanısı koyulabilir. Ancak kesin teşhis, beyinden salgılanan FSH, LH ve yumurtalıklardan salgılanan E2 hormonlarının kanda düzeyleri ile koyulabilmektedir.

    Hasta adet gördüğü halde kanda o yaş grubu için FSH düzeyi yüksekse “Gizli Yumurtalık Yetmezliği” görülmektedir. Yumurtalıkta “Follikül” adı verilen ve yumurta üretim rezervini gösteren yapıların sayısının azaldığı ultrason ile tespit edilebilmektedir. Bu durum bazı kadınlarda interfilite (kısırlık) nedeni olabilir.

    Menapoz fizyolojik bir oluşumdur ve her kadının yaşayacağı bir süreçtir. Kadının yaşam kalitesini belirgin oranda azaltır. Bu dönemde östrojen hormonu azalır. Ateş basmaları, terlemeler, hatırlama güçlükleri, konsantrasyon bozuklukları, depresyon ve cinsel istek kaybı, kemik yoğunluğunda azalma ve kemik ağrıları, meme dokusu kaybı, ciltte incelme, vaginada kuruluk, cinsel ilişkide ağrı ve yanma, sık idrara çıkma ve tuvalete zor yetişme, adet düzensizlikleri ve nadiren aniden adet kesilmesi menapozun önemli belirtilerindendir.

    Menapoz dönemi bir hastalık değildir. Gerekli tedbirlerle yan etkiler azaltılarak bu dönem sağlıklı geçirilebilir. Yaşam tarzında değişiklikler ve düzenli egzersiz yapmak menapoz dönemini kolay geçirmek için yardımcı olacak etkenlerdir. Bu döneme yaklaşıldığında mutlaka bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına giderek bu dönemin getirebileceği yan etkileri azaltma çabası içinde olunmalıdır. Rahim ve yumurtalık kanseri, kalp hastalıkları riski için taramalar, meme filmi çekilmesi, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yapılması önerilmektedir. Bu aşamalarda uzmanın önerebileceği ilaçlar dikkate alınmalıdır.

    Sıradışı yaşanan menapozlarda olabilir. Mesela 40 yaşından önce menapoz görmek “Erken Menapoz” grubuna girmektedir. Bu yaşta normal menapoz yaşına kadar olan döneme geçişte hekimden yardım almak yerinde olabilir. Bir diğer menapoz grubu ise “Cerrahi Menapoz”dur. Çeşitli nedenlerle ameliyat ile yumurtalıkların alınması durumudur.

    Menapoz sonrası vaginal bir kanamayla karşılaşılırsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bunun bir çok ve hayati önem taşıyan nedeni olabilir.

  • Yüz estetik değerlendirmesinde fabergé egg analizi

    Fabergé egg ile yüz estetiğine yaklaşım;

    Fabergé yumurtaları genellikle kaz yumurtası büyüklüğündedir ve özelliği mine ve değerli mücevherler ile işlenmiş olmaları ve her bir yumurtanın içinden bir sürpriz çıkması özellikleridir. Dünyaca ünlü Fabergé aslında Fransız olan ve Rusya’ya göç etmiş bir ailenin başlattığı bir kuyumcu atölyesidir. Atölye St. Petersburg’da 1842 senesinde Gustav Faberge tarafından başlatılmıştır, fakat bugün dünya müzelerinin ve koleksiyonerlerinin peşinde koştukları sanat eserlerini oğul Carl Faberge geliştirmiştir. Carl Faberge Rus Çarı Alexander’nın eşi için her yıl paskalyada özel mücevherler ile süslenmiş ve içinde özel hediyelerin olduğu yumurtalar hazırlamıştır. Çar için hazırlandığı için ‘‘Emperyal yumurtalar’ olarakta tanımlanmıştır. 53 adet yapılmış ancak bu paha biçilemeyen sanat eserlerinden ancak 49 tanesi günümüzde bilinmektedir. Br diğer Fabergé yumurtası İngiliz Kraliyet ailesi için hazırlanmıştır. Yarı kıymetli kayalardan hayvan figürleri olarak oyulmuş bazıları kaya kristelinfen yapılmış vazolar şaklinde yumurtalardır.

    Bu kusursuz eserlerden yola çıkarak yüz analizleri yapılmaktadır.

    Güzel bir yüze bakıldığında gözümüz yüzün yükseklikleri ve ritmik kıvrımları arasında yumurta şeklinde 7 adet Fabergé egg denilen yağ dokusu ve bunların volümleri, açıları ve pozisyonlarına bakmaktadır.

    Bunlar;

    1. Kaş dış kısmında bulunan Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    2. Göz Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    3. Yanaklarda Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    4. Üst dudak Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    5. Alt dudak Fabergé egg ; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    6. Alt çene kemiği köşesinde Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

    7. Çene Fabergé egg; bunun pozisyonu, volümü ve açısı

  • Adet Döngüsü

    Adet Döngüsü

    Adet döngüsü, üç faz halinde incelenebilir;
     

    1. Folliküler faz: Adet kanamasının ilk günü ile başlar. Beynin altında bulunan hipofiz bezinden salgılanan ve yumurtalıklarda follikül (içerisinde sıvı, yumurta hücresi ve yumurtayı çevreleyen hücreleri içeren yapı) gelişimini uyaran FSH (follikül stimüle edici hormon) etkisiyle folliküllerde büyüme meydana gelir. Bir süre sonra salgılanan FSH seviyesi bir miktar düşer, bu sayede bir grup halinde büyümekte olan folliküllerden yalnızca bir tanesi öne çıkar ve o ay ki olgun yumurtayı oluşturur. Diğer folliküller dejenere olarak bir daha kullanılmamak üzere yok olurlar. Gelişen bu follikül, yumurta oluşturması yanında içerdiği diğer hücreler sayesinde bu dönemde östrojen adlı hormonunda üretilmesini sağlar. Bu hormon rahim iç zarının kalınlaşması, rahim ağzında şeffaf sıvı akıntısının oluşması gibi gebelik oluşmasında önemli birçok basamakta görev alır.

    2. Yumurtlama fazı: Kısa bir zaman aralığıdır. Artan östrojen hormonuna dramatik bir yanıt olarak, hızla LH (luteinize edici) hormon düzeyleri yükselir. Bu LH yükselişi yumurtanın son olgunluk bölünmesini tamamlamasını ve follikülden yumurtanın atılmasını sağlar. Bu olay genellikle takip edecek adet kanamasından 14 gün önce meydana gelir.

    3. Luteal faz: Yumurtlama ile başlar. Yumurtanın atıldığı follikül,östrojenle birlikte progesteron hormonunu da üretmek için değişimler gösterir ve sarı cisimi (korpus luteum) oluşturur. Bu hormon çok önemlidir çünkü rahim içi zarını döllenmiş yumurtanın tutunmasına uygun hale dönüştürür. Eğer gebelik oluşup, buradan hormon üretimi başlayıp, sarı cisim uyarılmazsa oluşumundan 12 – 1

    4 gün sonra fonksiyonu son bulur. Dolayısıyla progesteron hormon seviyeleri düşer, rahim içi zarı dökülür ve kanama ile dışarı atılır.

     

  • AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    Birçok ailenin sorunu olan ,yeterince veya istedikleri kadar ve sağlıklı çocuk

    sahibi olabilme yolları konusunda temel bilgi olarak önce şunları bilmemiz

    gerekir ;İdeal bir doğum kontrol yöntemi ; gebeliği kesin önlemeli,sağlığa zarar

    vermemeli,kolay uygulanabilir olmalı ve ucuz olmalıdır.

    Aile planlaması,istenildiği zaman istenildiği kadar çocuk sahibi

    olunabilmesidir.Her ailenin istediği kadar çocuk sahibi olması hakkı vardır,ancak

    bu istek anne ve çocuk sağlığına zarar vermemelidir.

    Amaç ,anne ve çocuk sağlığının korunması ve istenildiği kadar çocuk sahibi

    olmaktır.Çünki 2 yıldan önce olan gebeliklerde,anne sağlığı ciddi hasar

    görmekte,gebelik riskleri de artmaktadır.Hatta sık aralıklarla olan

    gebeliklerde,anne karnında bebek gelişimi etkilenmekte,sakatlık oranı artmakta ve

    anne ve bebek ölüm riski artmaktadır.Bütün bunları düşündüğümüzde aile

    planlamasının önemi anlaşılmaktadır.

    Aile planlamasının amaçlarını şu başlıklar altında toplayabiliriz ;

    Anne sağlığını korumak ve anne ölümlerini önlemek,

    Sağlıklı bebeklerin doğmasını sağlamak,

    İstenmiyen gebelikleri önlemek,

    Riskli gebeliklerin oluşmasını önlemek,

    Çocuk sahibi olmak isteyen ailelere tıbbi yardım sağlamak,

    Bireyleri ve aileleri bu konularda eğitmek.

    Ülkemizde bu hizmetler, Sağlık Bakanlığına bağlı ,ana-çocuk sağlığı merkezleri

    ,aile planlaması merkezleri ,özel ve devlet hastanelerinin ilgili birimlerince ve

    muayenehanelerce yapılmaktadır.Devlet’e ait birimlerde doğum kontrol hapları ve

    kondom ücretsiz verilmekte ,spiral ise ücretsiz veya çok düşük bir ücret karşılığı

    takılmaktadır.

    AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    PREZERVATİF-KONDOM- KILIF:

    Kondom,ilişki öncesi erkeğin sertleşmiş penisine takılan esnek bir kılıftır.Bu kılıf

    spermlerin vajene dökülerek ,rahmin içerisine girmesini ve dolayısıyla yumurta

    hücresini döllemesini önlemiş olur.Ayrıca AİDS ,sifiliz ve bel soğukluğu gibi

    hastalıklardan korunmak için de kullanılır.Cinsel ilişki öncesi doğru bir şekilde ve

    her seferinde yeni bir tane kullanılması halinde koruyuculuğu %95 ler

    düzeyindedir.Uç kısmında meninin birikmesi için bir boşluk bırakılmalı ve her

    ilişkiden sonra delik olup olmadığı kontrol edilmelidir.Eğer delik olduğundan

    şüphe edilirse ,hemen bir doktora başvurulmalıdır.

    DİAFRAM :

    Rahim ağzına geçirilen kenarları daha sert kauçuk bir maddedir.Rahim ağzını

    kapatarak,spermlerin rahim içerisine geçişini engellerler ve sperm öldürücü

    maddelerle birlikte kullanıldığında koruyuculuğu artmaktadır.Diafram tarafından

    fiziksel olarak tam olarak engellenemeyen spermler spermisit jellerle işe yaramaz

    hale getirilir.İlişkiden önce kadın tarafından rahim ağzına yerleştirilir ve ilişkiden

    sonra en az 6 saat yerinde kalması sağlanır.Sağlığa bir zararları yoktur.Ancak

    günümüzde fazla kullanılmamaktadır.

    SPERMİSİTLER :

    Köpük ,tablet veya jel şeklinde bulunan spermisitler vajen içerisinde bulunan

    spermlerin yok edilmesini sağlarlar.Koruyuculukları düşüktür.

    SPİRALLER :

    Yumurtanın rahim içerisine gelişini ,spermin yumurtanın yanına gidişini ,eğer

    yumurta döllenirse bile ,rahim içinin özelliklerini bozarak,rahim içine yerleşmesini

    engelleyen araçlardır.Çıkarıldıklarında doğurganlık geri döner ve sağlığa zararları

    yoktur.Yıllık kontrolleri yapılmak kaydıyla koruyuculukları %98 civarındadır.

    DOĞUM KONTROL HAPLARI-İĞNELER :

    Kombine oral kontraseptif ilaçlar ; içerisinde barındırdıkları östrojen hormonu

    sayesinde,yumurtlamayı ,döllenmiş yumurtanın olgunlaşmasını ve rahime

    yerleşmesini engeller ,progesteron hormonu ise spermlerin rahim ağzından geçişini

    engeller.Yeni evlenecek çiftler,hemen çocuk düşünmüyorlarsa,evlenmeden 1 ay

    önce hapı kullanmaya başlamalıdırlar.

    İğneler ; ayda veya 3 ayda bir kullanılır.İçerisinde bulunan progestin hormonu

    sayesinde,spermlerin rahim ağzından geçişini,yumurtlamayı ve döllenmiş

    yumurtanın rahime yerleşmesini engeller.

    Ertesi gün hapı ; bir doğum kontrol yöntemi değildir.Son 72 saat içerisinde

    korunmasız cinsel ilişkiye girilmişse,bu haplardan kullanılabilir.Bu haplar ,rahim

    iç zarının özelliğini bozarak döllenmiş yumurtanın rahim içerisine yerleşimini

    engeller.12 saat içinde doz tekrarlanır ,eğer adet gecikmesi olursa gebelik

    araştırılır.

    KADINDA TÜPLERİN(YUMURTA KANALLARININ)BAĞLANMASI :

    Tüp ligasyonu olarak ta adlandırılan işlem yumurtanın geçtiği kanalların

    bağlanması veya kapatılmasıdır.Yumurta ve spermin buluşması

    önlenerek,döllenme kesinlikle sağlanamamış olur.Geri dönüşü yoktur,adet

    düzenini etkilemez ve küçük bir operasyon gerektirmektedir.

    ERKEKTE SPERM KANALLARININ BAĞLANMASI :

    Vazektomi olarak ta adlandırılan müdahele spermin geçtiği kanalların kesilmesi ya

    da bağlanmasıdır.Geri dönüşü yoktur.Erkeklik gücünde bir azalma veya değişme

    yaratmaz.

  • MINI IVF

    MINI IVF

    İlk tüp bebek uygulamalarında, çok yoğun ilaç kullanımıyla, çok sayıda yumurta elde etmenin, başarı şansını artırdığı düşünülmüştür.Ama son yıllarda, çok yumurtanın, yumurta kalitesini bozduğu ve gebelik şansını azalttığı ortaya çıktı.

    MİNİ-IVF protokolü nedir?

    MİNİ-İVF  Japonya’daki Kato Klinik tarafından geliştirilmiş çok özel bir protokoldür. Bu protokolde günlük iğneler ve  yüksek dozda ilaç kullanımı yoktur . Hatta sonrasında 10. Haftaya kadar uzanan progesterone iğnelerinin kullanımını da gerektirmeyen basitleştirilmiş tüp bebek tedavisidir. Özellikle yaşı ilerlemiş hastalarda başarı oranları diğer klasik tedavilerden daha yüksektir.

    MİNİ-İVF daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta geliştirilmesi esasına dayanır. Geliştirilen bu yumurtalar toplandıktan sonra klasik tüp bebek ve ICSI teknikleri uygulanır. Sonrasında oluşan kaliteli embriyolar hastaya transfer edilir. Bu tedavide farklı olan yumurta geliştirme yöntemidir. 
      

    MİNİ-İVF kimlere uygulanabilir?

    MİNİ-İVF te amaç çok sayı da yumurta elde etmek değil, kaliteli yumurtalar elde etmektir. Bu nedenle vücüdunuz bir yumurta üretse dahi tedavinin iptali yada yaşınızdan dolayı tedaviye alınmama gibi bir durum söz konusu değildir.Bir bebek dünyaya getirmek için sağlıklı  bir yumurtanın olması yeterlidir.

    Yaşı ileri olan ya da yumurtalık rezervi azalan kadınlarda; 

    Bu hastalarda daha az ilaç verilmesi  hastanın kendi hormonları ile yumurtaların gelişmesini ve daha kaliteli olmasını sağlar . 
    FSH hormonunuz yükselmiş olsa da hala adet görüyorsanız MİNİ-İVF ile hala gebe kalmak için bir şansınız olabilir.

    Yaşı genç olan ve çok sayıda yumurta üretimi olan kadınlarda;
    Özellikle polikistik over hastası olan  kadınlarda, hem daha kaliteli yumurta gelişimini sağlamak hemde hastayı hiperstimülasyon riskinden korumak için uygulanır. Fazla yumurta gelişimi de fazla miktarda östrojen hormonu üretimine ve buna bağlı olarak yumurta kalitesinin bozulmasına neden olur.  Bu nedenle çok az ilaç kullanılarak yumurtaların aşırı uyarılması engellenmiş olur.

    Tüp bebek tedavilerinde sağlıklı yumurta ve embriyo gelişimi olmayan hastalarda;
    Bu tedavi ile yumurtaların kadının kendi ürettiği hormonlar tarafından büyütülmesi sağlanarak daha kaliteli yumurta elde etmek amaçlanır.

  • YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    Overler (yumurtalıklar), kadınlarda uterusun(rahim) iki yanında ve karın içerisinde yer alan, oval görünümde iki adet organdır. Üreme çağı boyunca kadınlarda her ay yumurta gelişimi ve hormon üretiminden sorumludurlar. Bu organların yanında ya da üzerinde genelde içi sıvı dolu keseler şeklinde oluşan yapılara over(yumurtalık) kisti denir.

    Kadınların çoğunda üreme çağı boyunca over kistleri görülebilir. Bu kistlerin çoğu küçük, zararsızdır ve hiçbir belirtiye yol açmadan kendiliğinden yok olurlar.

    Over kistlerinin çeşitleri nelerdir?

    En sık görülen over kistleri, Fonksiyonel Over Kistleridir. Bunlar, Folikül kistleri ve Corpus Luteum kistleridir.

    Fonksiyonel Over Kistleri

    1)Follikül Kistleri: Her ay yumurtalıklardan bir tanesinde, Follikül denilen, içerisinde yumurta bulunan kist benzeri bir yapı büyümeye başlar. Bu yapı aynı zamanda Östrojen ve Progesteron denilen hormonları üretir. Ayın ortasında follikülün zarı parçalanarak yumurta atılır. Yumurtlama (ovulasyon) denilen bu olaydan sonra yumurta tüpler yoluyla yakalanır ve rahim içerisine doğru taşınmaya başlanır. Bu esnada sperm ile karşılaşırsa döllenir ve gebelik başlar. Sperm ile karşılaşmayan yumurta ise rahim içerisine taşınarak canlılığını yitirir ve adet kanaması ile atılır.

    Ayın ortasındaki dönemde follikül zarı parçalanmazsa yumurtlama olmaz ve follikül büyümeye devam eder. Bu oluşan kist, Follikül kistidir.

    2)Corpus Luteum Kistleri: Normalde follikül zarı parçalanarak yumurtlama olayı gerçekleştikten sonra, follikül küçülmeye başlar. Eğer follikül tekrar büyür ve sıvı ile dolmaya devam ederse oluşan kist Corpus Luteum kistidir.

    Yumurtlama tedavisi için kullanılan Klomifen sitrat içeren ilaçlar, Corpus Luteum kistleri oluşumuna neden olabilirler. Bu kistlerin oluşumu gebeliğin oluşumunu engellemediği gibi, zarar da vermez.

    Diğer Kistler:

    1)Dermoid Kist: Bu kistlerin içerisinde, saç, kemik, yağ dokusu gibi değişik dokular bulunabilir.

    2)Kistadenom: Bu kistler yumurtalıkların dış yüzünü döşeyen hücrelerden oluşurlar. Bu kistlerin içinde su gibi veya daha koyu jel kıvamında sıvı doludur.

    3)Endometrioma: Rahim içerisini döşeyen endometrium denilen doku, yumurtalıklar üzerinde yerleşerek kistik bir yapı oluşturur. Bu kistlerin içinde koyu kahverenkli ve yoğun kıvamlı, erimiş çikolata benzeri bir sıvı bulunduğundan bu kistlere Çikolata Kisti de denilmektedir.

    4)Polikistik Over: Yumurta olgun hale gelip follikülden atılamadığında, biraz küçülerek yumurtalık yüzeyinin hemen altında yerleşerek varlığını devam ettirir. Birçok küçük kist yan yana ’inci dizisi gibi’ yumurtalık yüzeyinin altında sıralanır.

    Over kistlerinin belirtileri nelerdir?

    • Adet düzensizliği
    • Karın alt bölgesinde devamlı veya aralıklı olarak bel ve bacak üst bölgesine yayılabilen ağrı
    • Adet dönemi başlamadan veya bitmeden hemen önce karın alt bölgesinde ağrı
    • Cinsel birliktelik esnasında ağrı
    • Bağırsak hareketlerinde ağrı ve barsaklarda baskı hissi
    • İdrar yaparken baskı hissi ve idrarın tam boşaltılamaması
    • Bulantı ve kusma
    • Memelerde hassasiyet

    Fonksiyonel over kistleri, genellikle zararsızdır, nadiren ağrıya neden olurlar ve sıklıkla kendiliğinden yok olurlar.

    Dermoid kistler ve kistadenomlar, büyük boyutlara erişerek ağrıya ve yumurtalığın kendi etrafında dönerek ağrılı bir tablo olan ‘Over Torsiyonu’na neden olabilirler.

    Endometriomalar, adet dönemleri ve cinsel birliktelik esnasında ağrılara neden olabilirler.

    Polikistik Overler, adet düzensizliği, kıllanma artışı, akneler, obesite ve gebe kalamama şikayetleri ile birlikte olduğunda Polikistik Over Sendromu adında bir klinik tabloyu oluştururlr.

    Over kistleri nasıl teşhis edilir?

    Jinekolojik muayene: Genellikle rutin jinekolojik muayenelerde over kistleri teşhis edilebilir. Over kistleri teşhis edildikten sonra yapılacak testler tanıyı güçlendirirken tedavi konusunda da plan yapmılmasına yardım ederler.

    Ultrasonografi ve Doppler: Bu yöntem ile kistin şekli, büyüklüğü, bulunduğu yer ve kistin içeriği ( sıvı veya katı) hakkında bilgi sahibi olunabilir. Doppler testi de kistlerin kan akımını ölçerek selim veya habis olduğu hakkında karar verilmesine yardım eder.

    Bilgisayarlı tomografi ve MR: Ultrasonografi ile tam karar verilemediğinde ileri tetkik için bu yöntemler uygulanabilir.

    Gebelik testi: Bu test ile gebelik olup olmadığı anlaşılır.

    Hormon testleri: Hormon değişiklikleri belirtileri varsa, hormon testleri de yapılmalıdır.

    Tümör markerleri: 35 yaşın üzerinde, kendiliğinden geçmeyen, kısmen veya tamamen katı içerikli ve over kanser riski yüksek olan hastalarda kan testi ile tümör markerleri bakılır. CA-125 en sıklıkla araştırılan markerdir. CA-125 değerinin myomlar, enfeksiyonlar, endometrioma gibi selim durumlarda da yükselebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle şüpheli klinik durumlarda Doppler USG, MR gibi ileri tetkiklerle birlikte değerlendirilmelidir.

    Over kistleri hangi acil durumlara neden olabilirler?

    Over torsiyonu: Büyük boyutlara ulaşmış kistler, overin kendi etrafında dönerek kan akımının bozulmasına ve çok ağrılı bir tabloya neden olabilirler. Acil ameliyat edilmezse, overin kan akımı durduğu için dokular hasara uğrayabilir veye ölebilir. Böyle bir durumda over dokusu çıkartılmak zorunda kalınabilir.

    Kist ruptürü(patlaması): Çok nadir görülen bu durum, karın içi kanama ile çok şiddetli karın ağrısına, tansiyon düşmesi, çarpıntı, terleme, bayılma hissine neden olabilir. Acil ameliyat edilerek, hayati tehdit önlenir.

    Over kistleri nasıl tedavi edilir?

    Over kistlerinin tedavisi, hastanın yaşına, klinik şikayetlerine, kistin büyüklüğüne ve yapısına göre değişir.

    Klinik takip: Hasta doğurganlık çağında, şikayeti yok, kist sıvı dolu ve 5 cm çapın altında ise 1 ile 3 ay arasında takip edilebilir. Genellikle bu kistler kendiliğinden kaybolacaktır.

    Doğum kontrol hapları: Eğer fonksiyonel kistler takip ile geçmemiş ise doğum kontrol hapları ile yumurtlama bir süre baskılanarak tedavi edilebilir.

    Cerrahi tedavi: Hasta menopozda ise over kanseri riski olduğundan operasyon seçeneği düşünülmelidir

    Yine birkaç ay izlendiği halde kaybolmayan, giderek büyüyen, ultrasonografide şüpheli görünüm veren ve ağrılara neden olan kistler için cerrahi tedavi önerilir.

    Cerrahi tedavide iki seçenek vardır.

    1) Laparaskopi: Kist 5 cm ve daha küçük ve selim görünümlü ise laparaskopi ile ameliyat edilebilir.Genel anestezi altında, göbek altına ve kasık bölgelerine yapılan 1-2 cm kesilerle karın içerisine yerleştirilen kamera ve aletlerle yapılır.

    2) Laparatomi: Kist büyük ve kanser olma olasılığı mevcut ise laparatomi tercih edilir. Genel anestezi altında daha geniş kesi ile karın açılarak ameliyat yapılır. Kanser şüphesi olan kistlerde, ameliyat esnasında acil patalojik değerlendirme (frozen section) ile ameliyatın nasıl yapılacağına karar verilir.

    Selim kistlerde eğer mümkünse yalnızca kist çıkartılmaya çalışılır. Bazen kist yumurtalığın tamamını kaplamış ise yumurtalık da kist ile birlikte çıkartılabilir. Eğer bir yumurtalık çıkartılırsa, diğer over onun da görevini üstlenerek aynı hormon salınımına devam eder. Böylece normal menopoz zamanına kadar normal adet düzeni ve doğurganlık devam etmiş olur..

  • Doğurganlık – Fertilite

    Doğurganlık – Fertilite

    Kadınlarda doğurganlık, gebe kalabilme ve bebek sahibi olabilmektir. Bir kadında doğurganlık13 yaş civarında adetlerin başlamasıyla başlar ve genellikle bu 45 yaş civarında sonlanır. Fakat potansiyel olarak doğurganlık yaklaşık 51 yaş civarına dek yani menapoza kadar sürer.

    Kız çocuğunun anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 6-7 milyondur, bu sayı doğumda 1-2 milyona düşer, çocukluk çağında yavaş yavaş azalarak ergenlik döneminden itibaren ayda bir yumurta yumurtlamak suretiyle bu azalma menopoza kadar aylık ortalama 350-400 yumurta harcayarak devam eder. Bu yumurtalar  yumurtalıklar içerisinde follikül denen içi sıvı ile dolu boşluklarda saklanırlar. Küçük kız doğurganlık çağına girdiğinde aylık menstrual sikluslar (adet) başlar. Her siklus sırasında yumurtalık bir yumurta geliştirir. Nadiren birden çokta olabilir. Bu yumurta erkekten gelen sperm hücresi ile birleşirse gebelik oluşur.

    Yumurta hücresinin gelişimi beyinde hipotalamus ve hipofiz denen bölgelerden ve yumurtalıklardan  salgılanan bazı hormonların ve kimyasalların ince dengesine bağlıdır.

    Erkekte doğurganlık. Kadını hamile bırakabilme yetisi anlamına gelir. Bunu sağlayabilmek için. Erkeğin üreme sisteminin sperm üretebilme ve depolayabilmesi ayrıca depolanan  bu spermlerin vucut dışına taşınabilmesi gereklidir. 

    Kadının hayatı boyunca üreteceği yumurta hücreleriyle doğmasına karşın erkek hayatı boyunca sürekli yeni sperm üretebilme yeteneğine sahiptir. Erkek. Puberteye  eriştikten sonra . sperm depoları yaklaşık her 72 günde bir yenilenmektedir.

    Fertilizasyon: Sperm ve ovumun birleşmek üzere biraraya gelmesi

    Konsepsiyon:  Gebeliğin oluşması (döllenme)

    Gebelik: Ovum ve spermin birleşmesinden sonra. Kadın üreme sisteminde embriyo veya fetusun gelişmesi.

    İnsanlar hayata tek bir hücre, döllenmiş yumurta ya da zigot olarak başlarlar. Bu hücrelerin herbirinin çekirdekciklerinde DNA  denilen (deoxyribonucleic acid) ve biraraya gelerek genleri oluşturan bilgi kodları vardır. Bu genler’de kromozomlar olarak adlandırılan yapıları oluştururlar.

    Bir insan zigotu 23 çiftten oluşan 46 adet kromozom içerir. Bunların yarısı babadan diğer yarısı ise anneden gelir.

    DNA bilgi ile depolu olması yanında kendini kopyalama yeteneğine de sahiptir. Bu kopyalama yeteneği olmaksızın hücreler çoğalamazlar ve bilgileri kuşaklar boyunca iletemezler.

    Sigara

    Sigara kadınlarda fertiliteyi düşürebilir. Pasif içicilik de aynı şekilde etki eder.  Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor. Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

    Erkeklerde de sigara içmekle sperm kalitesinin düşüşü arasindaki bağ gösterilmiş olup bunun fertilite üzerindeki etkisi henüz çok açık değildir.  Sigaranin bırakılmasının genel olarak sağlık kalitesini yükselteceği açıktır.

    Eğer sigara kullanıyorsanız, tüm yaşantınız ve üreme sağlığınız için bırakmanızı öneririz.

    Stres

    Stresin infertilite üzerine etkisi belirgindir. Örneğin stres nedeniyle kadında anovulasyon (yumurtlamanın oluşmaması) olabilir. Çok açıktır ki  Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

    Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. Diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor.

    Tedavi süresince merkezimizde psikoloğumuzdan bu konuda destek almanız bu stresi yenmekte önemli katkı sağlayacaktır. Yapılan çalışmalar, stresi azaltmanın başarı şansınızı artırabileceğini göstermiştir.

    Kafein

    Yapılan çalışmalar günlük kafein alımının   günde 50mg’ın altında tutulması gerektiğini göstermiştir. Böylece kafeinin gebelik şansını düşürücü etkisinden kaçınılabilir.  Kafein, kahve, kola. çay ve çikolatada değişik miktarlarda bulunmaktadır.

    Kilo

    Kadının kilosunun boyu ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için ‘vücut kitle indeksi (BMI)’ kullanılır. Bir kadının BMI’sı 20-24 arasındaysa normal, 25-29 arasındaysa kilolu, 30-39 arasındaysa yüksek kilolu, 40 ve üzerindeyse aşırı kilolu olarak değerlendirilir.

    Vücut-kütle indeksi (BMI) 30’un üzerinde olan bayanlara kilo vermeleri gebelik şansını artıracağı gibi  gebe kalınması durumunda oluşacak aşırı kiloların sebep olduğu kilolu bebek doğurma, zor doğum ve sezeryanla doğuma gerek duyulma eğilimi gibi olumsuzluklar da önlenmektedir.

    Bunun yanısıra kilonun aşırı düşük oluşu da doğurganlığı olumsuz etkileyen faktörlerdendir. BMI’I 20nin altında olan bayanlarda menstrual siklus bozulabilmekte hatta bazı beslenme bozuklukları ve aşırı egzersiz ile oluşan ileri derecede kilo kayıplarında adetler tamamıyla kaybolmaktadır. Yapılan çalışmalar, düşük kilolu kadınların, ortalama 2.700 ila 3.600 kg aldıktan sonra yarısından fazlasınınkendiliğinden gebe kaldıklarını göstermiştir.

    Vitamin Desteği

    Yapılan çalışmalar, gebelik oluşmadan önce folik asit kullanımının, bebeklerde nöral tüp defekti görülme olasılığını neredeyse %50 azalttığını göstermiştir. Bu nedenle Gebe kalmayı planlayan kadınların Gebelikten 1-2 ay önce her gün en az 0.4 mg folik asit almalarını tavsiye ediyoruz.

    Marul, avocado. dere otu, ceviz, badem, brokoli, bezelye, ıspanak, kavun, , muz, portakal, lahana, yeşil biber, unlu mamuller ve ekmek çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Yeterli folik asit alındığından emin olamıyorsanız, folik asit içeren multivitamin preparatlarını kullanabilirsiniz.

    Cinsel İlişki Planı

    Yirmisekiz günde adet gören bir hasta için ortalama yumurtlama günü 14. gün, 30 günde bir adet gören hasta için 16. gündür. Yani yumurtlama sonrası dönem sabit olup, genellikle 14 gündür. Bu nedenle yumurtlama dönemi düzenli adet gören hastalarda iki adet arası dönemden 14 çıkarılarak bulunabilir. Ancak yumurtlama günü +/- 3 gün değişiklik gösterebilir. Bu nedenle gebelik şansını artırmak için aktif cinsel ilişki dönemi uzatılmalıdır. Düzenli ve 28 günde bir adet gören hastalarda adetin 10-17 günlerinde (kanamanın 1.gününden saymak gerekir) iki günde bir ilişkide bulunulduğu takdirde sorun yoksa 6 ayın sonuunda çiftlerin %75’i gebe kalır.