Etiket: Yöntem

  • Beliniz ağrırsa

    Zaman zaman hepimizin beli ağrır, bazen hiçbir şey yapmasak bile kendiliğinden geçer, bazen dayanılmaz olur, ne yaparsak yapalım rahatlayamayız. Bu gibi durumlarda ne yapacağımızı nereye başvuracağımızı bilemeyiz. Ben de bu gibi durumlarda neler yapmanız gerektiği konusunda ışık tutacak bir rehber hazırladım. Umarım işinize yarar.

    Sadece beliniz ağrıyorsa:

    Eğer uygun bir durumdaysanız hemen bir yere uzanın veya oturun. Yatarsanız yan yatın, ayaklarınızı karnınıza doğru çekin, mutlaka belinizi örtün. Eğer evde size yardım edecek biri varsa bir sıcak su torbasını veya ütüyle ısıtılmış havluyu belinize koyun, evde bulunan basit bir ağrı kesiciyi de için.

    Eğer işteyseniz bir yere oturmaya ve bacaklarınızı öne doğru uzatmaya gayret edin. Belinizle oturduğunuz koltuk arasında mesafe kalmamasını sağlayın. Eğer bir yastık yoksa bir kazağı, bir örtüyü rulo yapıp belinize koyun.

    Eğer ağrı çalışırken oluştu, ne uzanabiliyor ne de oturabiliyorsanız ellerinizi belinizin ortasına koyup sırtınızı mümkün olduğunca arkaya eğin, sonra öne doğru eğin. Varsa bir kazağı belinize sarın, mümkünse basit bir ağrı kesici alın çalışmaya devam edin, ama aynı noktada durmayın, hareketli olun.

    Olanağınız olursa eve döndüğünüzde sıcak suyla doldurulmuş küvete girmeniz ve belinize ağrı giderici merhemler sürmeniz de faydalı olur.

    Eğer ağrılarınız bu yöntemlerle geçiyorsa mesele yok, kas tutulması yaşadınız demektir.

    Ama ağrılar aldığınız tedbirlere rağmen üç günden fazla sürüyorsa mutlaka bel ağrıları ile uğraşan bir doktora başvurun.

    Ağrı belinizde bacağınıza doğru yayılıyorsa

    Ağrı bacağa doğru yayılıyorsa belden bacağa giden sinirlerden birine bası var demektir. Bu bası bir bel fıtığı nedeniyle olabileceği gibi, omurganın arkasında bulunan eklemlerin biçimsiz bir pozisyona girmelerinden dolayı da olabilir. Böyle bir durumda çalışıyor da olsanız izin alıp istirahat etmeniz gerekir. İstirahat gene yan yatarak bacakları karına çekip olmalı, bacakların arasına yastık veya yorgan koymalı, belin üzeri mutlaka örtülmelidir.

    İstirahatle ağrılar ertesi gün azalıyorsa istirahate en az üç gün devam edilmelidir.

    Ama istirahate rağmen ertesi gün aynı şiddette bir ağrı ile uyanıyor, ya da ağrı daha da artmışsa mutlaka ve mutlaka bel ağrıları ile uğraşan bir doktora başvurmanız gerekir.

    Ağrı bacağınıza yayılıyor, ayrıca uyuşmanız da varsa

    Bacaktaki ağrı uyuşmayla beraber sürüyorsa sinire bası fazla demektir, beklemeden ilk fırsatta bir doktora başvurmanızda yarar var.

    Diyelim ki ağrılarınız geçmedi, doktora başvurdunuz

    Bel ağrıları ile uğraşan doktorlar beyin cerrahları, fizik tedavi uzmanları, ortopedistlerdir. Ama bir uzmana ulaşamıyorsanız aile hekimlerine de başvurabilirsiniz. Doktorunuz sizi muayene edecektir, eğer sadece kaslardan kaynaklanan bir ağrı düşünürse herhangi bir tetkik istemeden tedaviye başlayabilir. Ama bir uyuşukluk, bir güç kaybı, bir yürüme bozukluğu varsa mutlaka MR istenmelidir. Ağrı bir düşme, bir kaza sonucu meydana gelmediyse düz film çekmenin bir anlamı yoktur. Tomografinin de bir travma olmadıkça anlamı yoktur.

    MR tetkiki şua içermediğinden hem zararsızdır, hem de hem kemikleri hem de yumuşak dokuları gösterdiğinden tanıya varmada büyük kolaylık sağlar. Ne kadar sık çekilirse çekilsin bir sorun oluşturmaz, sadece vücudunda metal bir parça bulunanlar ve kalbinde pil olanlar için uygun değildir.

    MR çekildi, sadece kaslarınızda bir gerginlik veya eklemlerinizde sorun çıktı

    Basit ağrı kesiciler yanında mutlaka manuel terapi denilen elle kasları gevşetme yöntemi veya masaj terapisi veya fizik tedavi uygulanmalıdır. Sadece ilaç kullanılırsa ağrılar azalır, ama ilk fırsatta gene tekrarlar. Kalıcı bir çözüm için eğer imkan varsa kyroprakti denilen, özellikle Amerika’da ve Fransa’da çok yaygın olan tedaviyi veya manuel terapiyi ülkemizde de uygulanan kişileri bulup onların maharetli ellerine kendinizi teslim etmeniz yerinde olur. Eğer bu kişileri bulamazsanız fizik tedavi yaptırmanız fayda eder.

    MR çekildi, ameliyat gerektirmeyen bir fıtığınız var

    Eğer sadece ağrı ve/veya uyuşmanız varsa ameliyat gerekmez, ama fıtığı büyümeden yok etmek gerekir. Bunun için en etkili yöntem beli yavaş yavaş bilgisayar yardımıyla çekerek fıtığı yerine koymaktır. Bu konuda en gelişmiş en etkili yöntem antaljik trak denilen masaj koltuğuna benzeyen ve omurgayı yavaş yavaş çekerek fıtığı yerine sokan metottur. Eğer antaljik trak cihazına ulaşmanız zor ise diğer bel çeken aletler, fizik tedavi metotları size fayda eder.

    Eğer ağrılarınız fazla ise veya fıtığınız büyükse epidural enjeksiyon denilen ağrı kesici ve ödem çözücü tedavi yöntemini uygulatmanız çok iyi olur. Ağrılar kesildikten sonra tedavi de kolaylaşır ve daha çabuk etkili olur.

    Tüm bu gelişmiş yöntemleri bir arada kullanmak size çok daha faydalı olur. Yani belinize iğne yaptırdınız, kyroprakti ve antaljik trak yöntemlerini bir arada uyguladınız, çok daha çabuk ve etkili cevap alırsınız.

    MR çekildi, ameliyat gerektiren bir fıtığınız var

    Bir fıtığın ameliyat gerektirmesi için, fıtıktan bir parça koptuğunun görülmesi veya hastada güç kaybı olması gerekir, ya da yürümekte zorluk çekiyor olmanızın tespiti gerekir. Ayrıca gece uyandırıcı ağrılar da ameliyatı gerektirebilir. Eğer ameliyat kararı verilirse mutlaka ve mutlaka iyi bir araştırma yapmak zorundasınız. Her ne kadar teknoloji çok ilerlediyse de omurilikte veya sinirlerde oluşabilecek bir hasarın geri dönüşü çok zordur.

    Ameliyatı yapan hekimi seçerken iyi araştırmalı, tecrübe ve başarı yüksekliğini göz önüne almalısınız. Unutmayın her şeyi yapan hekim o konuda iyi demek değildir, bel fıtığı ameliyatını çok fazla sayıda yapan, başarıyla yapan ve özellikle bel fıtığı ile ilgilenen hekim çok daha makbuldür.

    MR çekildi, belinizde kayma var

    Eğer çekilen MR’da belinizde kayma, yani sizi taşıyan iki omurganın üstüste olmadığı görülürse doktorunuzun size ilave bir film daha çektirmesi gerekir, buna “dinamik lomber grafi” denir. Eğer kayma hareketliyse ameliyat olmanız gerekir, çünkü bu kayma nedeniyle her harekette omuriliğe darbe oluşuyor demektir.

    Eğer hareketsizse önemli olan yürüme mesafenizdir. Eğer 200-300 metrede bir durup dinlenme gereği duyuyorsanız ameliyat olmanız gerekir, ama kilometrelerce yürüyebiliyorsanız antaljik trak, kyroprakti, fizik tedavi gibi metotları kullanabilirsiniz.

    Eğer belinizdeki kayma nedeniyle ameliyat gerekiyorsa belinize vida koymak gerekir. Bu vida ameliyatları ne yazık ki en çok korkulan ameliyatlardır, teknolojiyi yeterince kullanamayan veya deneyimsiz ellerde hasta için bir faciaya dönüşebilir. Ne mutlu ki bu ameliyatlar da gelişen teknoloji sayesinde deneyimli eller tarafından başarıyla yapılabilmektedir. Bu konuda da doktor seçerken çok ama çok dikkatli davranılmalıdır.

    MR çekildi, belinizde darlık var

    Beldeki darlıklar için de karar verme yolu yürüme mesafenizdir. Eğer yürürken sık sık durmak zorunda kalıyorsanız, ameliyat olmanız gerekir. Eğer rahatlıkla uzun mesafe yürüyorsanız antaljik trak gibi traksiyon yöntemleriyle beliniz çekilerek bu darlık açılabilir.

    Eğer ameliyat olmanız gereken bir veya iki seviyede darlık var, belinizde bir kayma yoksa diş hekimlerinin dişi oyduğu TUR yöntemi benzeri bir yöntemle mikroskop altında bu darlık giderilebilir. Eğer darlık üç veya daha fazla mesafedeyse veya kayma da darlığa eşlik ediyorsa bele vida takılmasında yarar var.

    Doktor seçerken

    Unutmayın, bel sorunları başlangıçta yakalanırsa çok kolay tedavi edilir, ama bekledikçe, omurilikte, sinirlerde hasar oluştukça tedavi güçleşir. Hem tedavi olacağınız hem de gerekirse ameliyat olacağınız doktoru seçerken çok dikkatli, çok özenli davranmanız, iyice araştırmanız gerekir.

  • Nükleoplasti (ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi)

    Nükleoplasti (ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi)

    Bel ve bacak ağrılarına neden olan bel fıtıklarında, ameliyatsız tedavi yöntemleri yıllardan beri uygulanmaktadır. Nükleoplasti de RF(radyofrekans) teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilen, riski ve yan etkileri az olan bir yöntemdir.

    Hangi Hastalar bu yöntemden istifade ederler?
    Sık sık bel, kalça ve bacak ağrısından yakınan; ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi tedavilerden sonuç alamamış olan ve henüz açık cerrahi aşamasına gelmemiş olan hastalar bu yöntemden istifade ederler.
    Patlamış ve omurilik kanalı içine girmiş bel fıtıklarında bu yöntem uygulanmaz.

    Nasıl Uygulanır?
    Hasta uyanık ve yatar durumda, bölgesel olarak uyuşturularak bel bölgesinden bir iğne ile röntgen kontrolu altında, hasta olan diskin bulunduğu omurlar arasına girilir. Radyofrekans enerjisi verilerek hasta fıtığı oluşturan dokuların buharlaştırılarak büzülmesi sağlanır. Böylece fıtığı oluşturan dokular büzülüp küçüldüğünden; bacağa giden siyatik sinir kökü üzerindeki baskı kalkar ve bel, kalça veya bacak ağrısı da ortadan kalkmış olur.

    Ne kadar sürer?
    Nükleoplasti uygulaması yaklaşık 30 dakikadır, ancak hastanın hazırlanması ve birden fazla fıtıklaşma durumlarında 1 –2 saate kadar uzayabilmektedir.

    Laser uygulamasından farkı nedir ?
    Laser ile bel fıtığı tedavi yöntemlerinde uygulanan teknik ile uygulama bölgesinde 300 – 600 dereceye kadar ısı oluştuğu halde Nükleoplastide uygulanan bölgede ısı maksimum 70 derecedir. Bu nedenle Laser uygulamalarında olduğu gibi yüksek ısının çevre dokulara ( omurilik veya sinir kökleri, damarsal yapılar gibi ) zarar vermesi söz konusu değildir.

    Yan etki veya riski var mıdır ?
    Uygulama steril ortamda yapıldığından enfeksiyon riski çok zayıftır. Röntgen kontrolu altında yapıldığından istenmeyen durumların ortaya çıkması engellenir. Genellikle hastalar uygulamadan sonra kanülün girdiği bölgede hafif ağrı ve gerginlik hissedebilirler.

    Neler Gerekli ?
    1. Bel (Lomber) MR tetkiki
    2. Bel bölgenin 2 yönlü direkt grafisi
    3. Hastanın muayene bulguları
    4. Gerekli laboratuvar tetkikleri

    Nükleoplasti uygulanacak olan hastanın hastaneye yatması söz konusu olmayıp uygulama bir cerrahi merkez veya hastanede gerçekleştirilmekte ve hasta aynı gün evine dönebilmektedir.

  • Bel ve sırt ağrıları

    Bel ve sırt ağrıları, soğuk algınlıklarından sonra hayatımız boyunca karşılaştığımız en sık problemlerden biridir. Bel ağrısı bir hastalık olmayıp bir belirtidir ve bel ile ilgili bazen de ilgisiz pek çok rahatsızlığın habercisidir. Halk arasında bilinen isimleri ile lumbago, siyatik ( Bel kaymasıfarklı bir hastalık grubunu temsil eder ve çoğu zaman yanlış kullanılmaktadır) daha sık orta yaş grubunda izlenir ve devam süresine göre 3 aya kadar olanlar akut bel ağrısı olarak kabul edilir. Ağrının şiddeti günlük yaşantıyı etkilemeyen sadece belli hareketlerle orta çıkan ağrılardan, kişiyi hareketsiz bırakacak düzeye kadar olabilir. Ağrının oluşumunda kilo, fiziki aktivite, meslek, sigara alışkanlığı, oturma pozisyonu, gece yatış şekli ve yatağın yapısı, hatta kişinin psikolojik durumu etkilidir. Bunun yanında bel ile ilgisi olmadığı halde böbrek hastalıkları, kadınlarda yumurtalık iltahabı, pelvik iltahabi hastalıklar ve bazı karın içi organları ile ilgili hastalıklar bel ağrısı yapabilir veya bel ağrıları ile karışırlar.

    Omurga sistemimiz, baştan karın içi organlarına kadar vücudumuzun tüm ağırlığının 2/3 taşıyan aynı zamanda buradaki kas-bağ dokusu ile ayakta dik durmamızı temin ederek yürümemize yardımcı olan çok önemli bir yapıdır. Üst üste dizilmiş tespih taneleri gibi 24 ü hareketli toplam 30 adet omurga kemiği, hepsinin ortasında tüm organların çalışmasını düzenleyen ve hareketimizi temin eden omur iliğin geçtiği uzun bir tünel ve her omurun arasında süspansiyon görevi gören disklerden oluşmuştur. Ayrıca her bir omurga kemiği ile eş zamanlı sağa ve sola birer adet ağaç dalı benzeri sinir kökleri çıkar. Bu yapılar omurga, etrafını saran sağlam kas ve bağ dokuları ile çevrelenmiştir.

    Tüm bu yapılar birbiri ile ilişkili ve eş güdüm halinde işlevlerini yerine getirirler. Bunu yaparken dik hale getirilmiş boğaz köprüsü ve ağırlığı taşıyan halatların gösterdiği karşı direnç benzeri, olağan üstü bir yüke karşı kişiyi ayakta ve dik tutmaya çalışırlar. Bu açıdan aslında bel ve sırt kasları ile bağ dokuları devamlı stres ve yük altındadır. Bu kadar büyük ağırlığa karşı koyan bu yapının incinmesi veya bir takım rahatsızlıklarının ortaya çıkması oldukça kolaydır. Sistemin mekanik olarak zorlanması, ek yük binmesi, uygunsuz pozisyonda uzun süre kalınması sonucu bel ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Başka bir deyişle tüm bel ve sırt ağrılarının % 80 i kemik, kas ve bağ dokularında organik bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan Mekanik Bel ve Sırt Ağrılardır. En sık oluş biçimi ağır bir eşya kaldırmak, sürüklemek, itmek şeklinde olabileceği gibi ani yere eğilmekle de çıkabilir. Bu tür ağrılar 48- 72 saat içinde istirahat ağrı kesiciler ve sıcak uygulaması ile azalır, 1-2 hafta içinde tamamen geçer. Uzaması halinde başka hastalıklar düşünülmelidir.

    Vücutta 24 adet hareketli omur arasında bulunan ve süspansiyon görevi gören jelatinöz kıvamdaki disk dediğimiz yapılar, fiziki travma, ters hareket veya beslenmesi ile ilgili problemler nedeni ile normal yapıları bozularak şekil ve yer değiştirebilir, çok yakınındaki sinirleri veya omuriliği sıkıştırabilir. Bunun sonucunda değişik düzeylerde belde,ayaklarda ve ayak parmaklarında ağrılar, uyuşukluklar, kuvvet kaybı hatta idrar ve büyük abdest çıkışında denetimsizlikler ortaya çıkar. Ağrı, hareketle artan, belden başlayıp kalça içinde bıçak saplar tarzda ayak parmakları veya topuğa kadar uzanan, beraberinde veya tek başına uyuşukluk, kuvvet kayıpları ortaya çıkarabilir. Kimi zaman da kişiler özellikle yol yürümekle şikayetlerinin artığıve dinlenmekle azaldığını söylerler. Bu şikayetlerin varlığı berberinde muayene bulgularının pozitifliği bizi bel fıtığı tanısına yaklaştırır.

    Bel ve sırt ağrısı yakınması olan hastaların tanısında hastalığın hikayesi, nörolojik muayene beraberinde radyolojik incelemeler ile % 98 doğrulukta tanı koydurur. Radyolojik incelemeler son derece yol gösterici olmala birlikte tek başına anlamlı değildir. Başlangıç aşamasında direkt röntgen, kan tetkikleri daha sonra bilgisayarlı tomografisi, EMG (Elektromiyografi) ve cerrahi gerekiyorsa yada hala tanı konamamışsa manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemeleri gerekebilir. Bunlarda hiç biri tek başına yeterli değildir.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Bel ile ilgili rahatsızlıklar kireçlenme, bel fıtığı, bel kaymaları ve romatizmal hastalıklar ilerleyici rahatsızlıklardır. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesine engel olmak, nörolojik hasarı engellemek veya olmuşsa geri döndürerek normal fiziksel aktiviteyi tekrar temin etmek. Bu amaçla:uygulana tedavi yöntemleri şöyle özetlenebilir

    A) Akut Dönemde

    1) Tutucu tedavi

    I. İlaç Tedavisi, ağrı kesici ve kas gevşetici

    II. Mutlak yatak isitirahati ( Ayağa kalkmadan 7-10 gün )

    III. Bölgesel Sıcak uygulaması

    IV. Traksiyon ve korse? ( Traksiyon yani çekme yararıkonusunda tartışmalar mevcuttur. Son gelişmeler çerçevesinde artık uygulanmamaktadır. Korse kullanımı ise özel durumlar dışında tavsiye edilmez. )

    B) Kronik Dönemde

    1) Fizik Tedavi

    I. Uzman kişilerin denetiminde uygulanan tedavilerdir. Hastalığın tedavisinden çok ağrının ve sinir çevresinde ödemin azalması, kasların gevşemesine yardımcı olurlar.

    II. Kaplıca Tedavisi: Dahiliye ve kardioloji doktorlarının izni ile fizik tedavi uzmanın önerileri doğrultusunda en az 3 hafta olacak şeklide ve uygun tür kaplıca seçimi ile faydalıdır. Ancak mevcut patolojiyi yok etmez, ağrıya yöneliktir.

    2) Egzersiz Tedavisi ve Bel okulu: Cerrahi öncesi veya sonrasıhekimin önerisiyle Fizik tedavi Uzmanının tavsiye ve değerlendirmeleri ile bel-sırt kaslarının güçlendirmeye yönelik kişiye özel egzersiz programı uzun vadede gerçek anlamda koruyucu bir tedavi yaklaşımıdır. Bu tedavi sabırla ve düzenli şekilde uygulandığında bel fıtığı ve kireçlenme oluşumunu engellemekte ve var olanların kötüleşmesini yavaşlatmaktadır.

    2) Cerrahi tedavi: Bel fıtığı konusunda çok farkı yöntemler olmasına karşılık (Laser terapi, Kemonükleozis, makrodiskektomi vb.) bu gün tüm dünyanın tercih ettiği yöntem mikrodiskektomidir. Bir günlük hastanede yatışsüresi, cerrahi sonrası 2-3 haftalık bir dinlenme sürecinden sonra normal yaşantısına dönen hastalar bundan sonra hayatlarında daha önceden yaptıkları hatalarını tekrarlamamak kaydı ile tam şifa elde ederler.

    Mikrodiskektomi 3 mesafeye kadar olan müdahalelerde başarıile kullanılan bir yöntemdir. Bel ilgili hastalıklarda diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı, istenen sonucun elde edilemediği yada nörolojik hasarın tespit edildiği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavide genel prensip hastaya ve dokularına en az zarar veren ve en az riske sokan, komplikasyon riski en az yöntemin tercih edilmesidir. Bu arada kişinin daha önceden sahip olduğu sistemik hastalıklar, yaş ve hasta-hekim uyumu çok önemlidir. Gereğinde hasta dahiliye, kardioloji ve anestezi gibi ilgili branş doktorlarınca da değerlendirilerek en uygun tedavi yaklaşımı seçilir. Cerrahi yöntem olarak son 20 yıldır tüm dünyada ve ülkemizde Mikrodiskektomi gittikçe daha fazla tercih edilmektedir. Bu işlemde ameliyatlaryüksek büyütmeli mikroskoplar ile yapılarak gözle görülemeyen patolojiler tespit edilebilmekte ve dokular son derece ayrıntılı görülebilmektedir. Hastanemizde bundan bir aşama daha ileri gidilerek eğer kısıtlayıcı bir faktör yoksa Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi gerçekleştrilmektedir. Bu yöntemde, klasik mikrodiskektominden farklıolarak ameliyatlar, 2 cm lik cerrahi kesiyle mikroskop eşliğinde sadece yumşak dokuların arasından ve kemik alınmadan gerçekleştirilmektedir. Bu sayede son derece konforlu ve güvenli bir ameliyat gerçekleştirilmekte, ameliyat sonrası dönemde de hızlı bir geri dönüş temin edilmektedir. Hastalar 6 saat içinde ayağa kaldırılmakta ve hastanede yatış süresi 1 gün ile sınırlanmaktadır. Hastaneden çıktıktan sonra 10 günlük yatak ve 10 günlük ev istirahati sonrası günlük iş ve sosyal yaşantılarına geri dönüş mümkün olmaktadır.

    Beldeki kireçlenmelerde de, eğer diğer tedaviler yetersiz kalıyorsa, oluşan sinir sıkışıklıklarını azaltmaya yönelik gevşetici Epidural-spinal Anestezi ile Mikrocerrahi uygulanabilir. Bu işlem ile sinirlerin etrafında onların hareketini ve çalışması engelleyen fazla kemik dokuları tıraşlanarak alınır ve sinir rahatlatılır. Operasyonlar bu yöntemle tahmin edilenin üstünde yüz güldürücü sonuçlar verir.

    Hafif düzeyedeki Bel kaymaları da Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi ve disk mesafesine Chace uygulamasıile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Daha ileri bel kaymalarında, gereken sinir rahatlatma ve omurga stabilizasyon işlemleri uygulanarak kısa süre sağlığına kavuşması temin edilebilmektedir.

    Tüm işlemler %90-95 başarıoranı gerçekleştrilmekte, ameliyat sonrası dönemde önerilere uyulduğu takdirde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Başarı uzun dönemde kişinin genetik yapısı, kilosu, mesleği, sigara alışanlığı ve egzersiz programına uyumu ile orantılı olarak artmaktadır. Üçüncü haftadan sonra başlayan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kontrolünda bir programın uygulanması ilerisi için faydalı olacaktır.

    Tüm tedavilerde, hasta ile hekim arasında uyum çok iyi olmalı karşılıklı olarak beklentiler, istekler ve olası riskler tüm çıplaklığı ile ortaya konmalıdır. Uygun boy-kilo oranı, bel kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik iyi bir egzersiz planlaması, ters ve ağır hareketlerden kaçınma, sigaradan uzak bir hayat, uzun vadede kaliteli ve ağrısız bir ömrün garantisi olabilir

  • Rejeneratif enjeksiyon teknikleri ile ağrı tedavisi

    Yenilenme(Rejenerasyon), Bazı doku ve hücrelerin yenilenmesi ya da verilen kayıpların tekrar yerine konması olarak tanımlanabilir. İlk olarak ilkel deniz ve kara canlılarında tanımlanan rejenerasyon yeteneği sınırlı olarak insanlar için de söz konusudur. Uygun şartlar oluşturulduğunda insan vücudunda kas-iskelet sistemi için rejenerasyon yeteneğinden bahsedilebilir.

    Rejeneratif Enjeksiyon; Enjeksiyon yapılan kemik, kıkırdak, tendon ve ligament bölgesinde hasarlı ve zayıf bağ dokusunda hücre çoğalması, yeni kollajen sentezi, stabilite(sağlamlık) sağlanması ve sonuçta doku yenilenmesine imkan veren enjeksiyon yöntemlerinin genel adıdır.

    Rejeneratif Enjeksiyon Hangi Uygulamaları İçerir?

    Rejeneratif enjeksiyon, zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için kök hücre, prp veya proliferan solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize bir grup tedavi şeklidir; iyileşme mekanizmalarını uyararak, güçsüz ve hasarlanmış dokularda hücre oluşumu ve rejenerasyon sağlar. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının, yetersiz doku tamiri nedeniyle iyileşemeyip ağrıya neden olduğu vakalar bu enjeksiyondan en fazla fayda gören vakalardır.

    Yenileyici enjeksiyon yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine enjeksiyon yapılan eklem, omurga veya adale grubuna yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler yenileyici enjeksiyon tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Rejeneratif enjeksiyon tedavileri; kendine özgü protokolleri olan farklı solüsyonlar kullanarak kıkırdak, tendon ve bağların güçlenmesini sağlayan bir grup tedavi yönteminden oluşur. Günümüzde en çok bilineni, kişinin kendi kanının özel bir işlemden geçirilmesiyle elde edilen ”Plateletten Zengin Plazma” (PRP) ‘dir. Bir diğer yöntem yine özel teknik ve cihazlar kullanarak kandaki kök hücrelerin ayrıştırılarak enjekte edilmesi esasına dayanan ”Kök hücre” yöntemidir.

    Teknik olarak en kompleks olan, tüm yöntemlerin temelinde yatan ve el becerisi gerektiren yöntem ise ”Proloterapi”dir. Yöntemin temelleri Hipokrat’a (M.Ö. 400) dayanır. Günümüzde özellikle A.B.D.’de oldukça yaygın olarak uygulanan bu yöntem eklem ve omurga bölgesinde stabilite(sağlamlık) sağlamak için kullanılır.

    Rejeneratif Tedavilerin Alışılagelmiş Yöntemlerden Farkları Nelerdir?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisini anlamak için önce -ilk insandan beri var olan- doku iyileşme mekanizmasını bilmek gerekir. Sakatlık yaşanan bölgede doku iyileşmesi 3 aşamada gerçekleşir:

    . Yaralanmadan sonra 48-72 saat süren: Enflamasyon dönemi,

    . 2-4 hafta süresince: Tamir ve yenilenme dönemi,

    . 6 ay-2 yıllık sürede: Remodeling (Yeniden şekillenme) dönemi.

    Buna göre Yenileyici Enjeksiyon ile tedavi˟:

    . Ön tedavi: Enflamasyon cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması. (Koruma, istirahat – 48 saat)

    . Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillenme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar enjeksiyon tedavisi, sıcak uygulama ve germe-güçlendirme egzersiz programının kombine edilerek uygulanması şeklinde olmalıdır.

    (˟ : Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yükseğe kaldırma, kompres uygulama ve non-steroid ağrı kesici kullanmanın yeri yoktur.)

    Rejeneratif Enjeksiyon Tedavisi Hangi Durumlarda Etkilidir?

    Yenileyici enjeksiyon uygulamasından fayda görebilecek durumlar:

    . Omuz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), tendinit, tendonların kısmi rüptürü, impingement, bankart lezyonu, rotator cuff sendromu, tekrarlayan omuz çıkıkları, donuk omuz,

    . Diz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Ön çapraz bağın kısmi rüptürü, menisküslerde dejenerasyon veya kısmi rüptür, iliotibial bant sendromu, kondromalazi patella, os-good schlatter hastalığı, baker kisti, tendinit,

    . Kalça eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Femur başı avasküler nekrozu, pubis hastalığı, tendinit, huzursuz bacak sendromu,

    . Küçük eklemlerde meydana gelen bağ harabiyetleri/yırtıkları, kıkırdak problemleri,

    . Omurga problemleri: Servikal ve lomber lordozda düzleşme, spondilolistezis (bel kayması), disk hernileri (fıtık), faset eklem dejenerasyonu (kireçlenme).

    . Bunların dışında migren ve gerilim tipi başağrıları, Temporomandibular (çene) eklem problemleri, ayak bileği burkulmaları, plantar fasciitis(topuk dikeni), ameliyat sonrası geçmeyen ağrılar, ..vb durumlar.

  • Bel ve boyun fıtıklarında yeni yöntem ile ameliyatsız çözüm

    Diskolizis (Ozon Diskektomi)

    Bel ağrısı, kollara yada bacaklara vuran fıtık ağrılarında yeni bir yöntem olan ” ozon mikrodiskektomi” diğer isimleri ile ” diskolizis” yada ” ozon nükleolizis” uygulamasıdır. Ozonun fıtık dokusu içersine verilerek fıtığın büzüştürülmesi, sinirlere yaptığı baskının kaldırılması ve ağrının yok edilmesi işlemidir. Ozon mikrodiskektomi denmesi, cerrahi mikrodiskektomi ile benzer klinik sonuçların elde edilmesi nedeni ile bu terim kullanılmaktadır. Kısaca Açık cerrahi ameliyatı kadar etkili bir tedavi yöntemi olduğu literatürde belirtilmektedir.

    Diskoliz işlemi ameliyatsız, narkozsuz, kansız kısa sürede gerçekleştirilebilen etkili bir yöntemdir. Klinik olarak bel ağrısı , bacak yada kollara yayılan ağrılarla birlikte MR görüntüsünde Fıtık tesbit edilen hastalar ilaç tedavisine yada fizik tedavi uygulamalarına yanıt vermiyor ağrılar devam ediyorsa bu yöntem idealdir denilebilir.

    Bel ve boyun fıtıklarında diğer uygulanan yöntemlere göre daha büyük avantajlara sahiptir. Doğal bir tedavi olduğu için vucuda asla zarar vermez, yan etkileri hemen hemen yoktur. Diğer yöntemlere üstünlüğü kısa sürmesi, ucuz olması, hastanın o saat hastaneden yürüyerek ayrılabilmesi, iş kaybına neden olmaması, ve işlemin mekanik hiçbir zararının olmamasıdır.

    Diğer uygulamalarda örneğin narkoz altında açık cerrahi yapılıyorsa gereğinden fazla doku o sahadan alınmakta bu durum disk mesafesinde azalma ve diskin dejenerasyonuna yol açabilmektedir. Nüks ve yapışıklık olayları her zaman potansiyel bir komplikasyon olup tedavisi güç sorunları beraberinde taşır.

    Bugüne kadar binlerce hastaya uygulanan bu yöntem ile bel ve boyun fıtığından yakınan hastalar şikayetlerinden kurtulmuşlardır.

    İşlem hareketli görüntüleme Cihazları eşliğinde yapılmakta yaklaşık beş-on dakika kadar sürmektedir. Girişim sırasında hasta uyanık olmakta ve işlemden sonra evine gidebilmektedir. Uygulamalarda, deneyimli ellerde hastanın zarar görme riski yoktur.

  • Ozon ile bel fıtığı tedavisinde merak edilenler

    Ozon ile bel fıtığı tedavisinde merak edilenler

    Ozon kesin tedavimidir?

    Bizim verilerimiz ve dünya ölçeğinde ozon ile tedavi edilen hastalardaki başarı oranı % 85 ler civarındadır. Bu iyi bir başarı oranını göstermektedir. Diğer yandan açık ameliyatlar örneğin açık mikrodiskektomi sonuçları ile benzer neticeler alındığından bu yöntem ozon diskektomi olarak da adlandırılmaktadır. %-10 Dakika sürmesi, narkoz ve neşter gerektirmemesi vede tekrarlanır bir yöntem olması hastalar için oldukça önemli artılar getirmektedir.

    İşlem sırasında ağrı duyarmıyım?

    Hayır işlem sırasında sizin rahatsız olacağınız bir ağrı duymanız söz konusu değildir. Çok ince iğnelerle işlem yapıldığından sadece iğne giriş yeri lokal anestezi ile uyuşturulur. Heyecanlı hastalar içinse ek rahatlatıcı ilaçlar verilebilir. İşlemin toplan 10 dakika sürdüğünü varsayarsanız ne kadar konforlu bir girişim olabileceğini tahmin edebilirsiniz.

    Anestezinin riski varmı?

    Hastalar normal ameliyata hazırlanır gibi hazırlanır. Fakat hastaya genel anestezi verilmez. Yukarıda bahsedildiği gibi lokal anestezi uygulanır. Lokal anestezi ise sadece bazı bünyelerde allerji yapabilir onunda tedbiri alınır. İşlem ameliyathanede ve steril koşullarda yapıldığından gayet emniyetli bir ortam sözkonusudur…

    Bu yöntem başka tedaviler görmeme engelmi?

    Hayır. Bu yöntem uygulandıktan sonra her türlü yöntemin uygulanması sözkonusu olabilir . Ozon zaten doğal bir tedavidir. İnsan fizyolojisine hiç bir zararı yoktur.

    Bu yöntem hastanede yatmamı gerektirir mi?

    Hayır. İşlemden hemen sonra evinize gidebilirsiniz. 2 gün istirahat etmenizde yarar var. Normal hayatınıza devam edebilirsiniz.

    İşlem sonrası ne yapmalıyım?

    Bazen fizyoterapi 2 gün istirahatten sonra gerekli olabiliyor. Veya 4-5 kez poliklinik koşullarında fıtık çevresine ozon gazı infiltrasyonu tedaviye pozitif katkılar sağlıyor.

  • Omurilik ağrı pili

    Omurilik ağrı Pili (Spinal kord stimülasyonu)

    Bel ve boyun fıtığı ameliyatları sonrasında bazı hastalarda omurga kanalında bir takım yapışıklıklara bağlı olarak şiddetli bir şekilde bacak ve bel ağrısı görülür. Bu hastalar bel fıtığı ameliyatından sonra ağrılarının geçmemesi üzerine tekrar tekrar bel cerrahisi geçirmek durumunda kalırlar. Her bel fıtığı cerrahisi yeni bir yapışıklık ve devamında da ağrının daha da artmasına neden olmaktadır. Bu hastalarda algolojik tedaviler, fizik tedavi, ilaç vb. bir takım tedavi yöntemleri çare olmazsa, hastanın omurga kanalına pil yerleştirilerek, “Spinal kord stimülasyonu” uygulanır. Diğer bir hasta grubu ise buerger hastalığı başta olmak üzere damar tıkanıklığına bağlı ayak ve ellerinde yarası ve ağrısı olan hastalardır. Omuriliğe konulan pil ile sağlanan elektrik akımı yani spinal kord stimülasyonu damarların genişlemesini de sağladığından yaraların iyileşmesine de katkıda bulunmakta ve ek olarak da ağrıyı azaltmaktadır.

    Spinal Kord Stimülasyonu Nasıl Uygulanır?

    Hastanın omurga kanalına (epidural bölgeye), lokal anestezi altında uyarılabilinen özel bir elektrot teli yerleştirilir. Ufak bir cerrahi müdahale sonucunda hastanın cilt altına bir pil yerleştirilir ve omuilik içine yerleştirilmiş elektrotun ucu ile birbirlerine bağlanır. Bu pilin omuriliğe düşük voltajlı elektrik akımı verilmesiyle sinir iletimi yani ağrının iletilmesi engellemiş olurki bu aynı zamanda ağrının baskılanması demektir. Yani doğrudan omurilikteki sinir liflerini uyararak, ağrının beyine ulaşmasını engellenmiş olur. Pilden omuriliğe giden elektrik akımının şiddetini hasta, kendi kontrol edebildiği uzaktan kumanda cihazı ile ayarlayabilir.Kronik ağrı tedavisinde uygulanan ağrı iletiminin fiziksel olarak kesildiği tekniklere göre geri dönüşümlü olması ile üstünlük taşır. Bu yöntemle son derece başarılı sonuçlar elde edilir. Omurilik pili yöntemi pahalı bir yöntem olduğu için, diğer tüm tedavi yöntemleri uygulanıp yeterli başarı elde edilmediğinde kullanılması gerekmektedir.

    Kimlere spinal kord stimülasyonu yapılabilir?

    Yöntemin başarısı için hasta seçimi çok önemlidir. Ağrı şikayetleri çok sık ve şiddetli olmalı, diğer tedavi yöntemlerinden yeterli yanıt alınmamış olmalıdır.

    Omurilik zedelenmesine bağlı ağrılar,

    Kol ve bacak kesilmesi (amputasyonu) sonucu ortaya çıkan fantom ağrısı,

    Şeker hastalığı gibi nedenlerle ortaya çıkan periferik nöropati ağrısı,

    Dolaşım yetmezliği nedeniyle oluşan periferik damar hastalıklarına bağlı ağrılar,
    Bel ya da boyun bölgesinde ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklara (fibrozise) bağlı sinir kökü basıları,

    omurga pilinin en çok uygulandığı hastalıklardır. Son yıllarda spinal kord stimülasyonu

    angina pektoris (kalp hastalığına bağlı göğüs ağrısı) tedavisinde dekullanılmaktadır. Tedaviye

    dirençli migren tedavisinde oksipital sinire elektrod yerleştirerek pil uygulaması ise migren

    ağrı tedavisinde çığır açmıştır.

    Sonuçlar nasıldır?

    Birçok araştırmacıya göre başarılı sonuç oranı % 48-75 arasında değişmektedir. Yöntemin uzun süreli takibine ait, iskemik ağrıda %80-90, nöropatik ağrı da ise ortalama olarak % 50 başarılı sonuçlar alınmıştır.

  • Akupunkturun başağrısı ve migren tedavisindeki yeri

    İlaç tedavisi, kısa vadede etkili bir yöntem olsa da uzun vadede istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeple, hastalar ve doktorlar düzenli olarak ilaç tedavisine alternatif yöntemler aramaktadır. Akupunktur bu aşamada öne çıkan bir tedavi yöntemi olmuştur.

    Almanya’da ilk olarak 794 migren hastası üzerinde yapılan bir araştırma, 6 haftalık 11 akupunktur tedavisinin sonuçları, 6 ay boyunca her gün alınan β-blocker önleyici ilaç tedavisi ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışma aynı ekip tarafından 20 defa, toplam 4419 katılımcı ile tekrarlanmış ve bulgular akut migren ağrılarında akupunkturun en az ilaç tedavisi kadar etkili olduğunu kanıtlamıştır.[1]

    Çin’de 5 hastanede 140 aurasız migren hastasında üzerinde yapılan bir diğer araştırmada hastaların yarısına haftada 3 kere akupunktur tedavisi uygulanmış ve placebo ilaç verilmiş, kontrol gruba sham akupunktur uygulanmış ve flunarizin ilaç verilmiştir. 4. ve 16. Haftalarda yapılan kontrollerde akupunktur uygulanan grupta daha az migren atağı tespit edilmiş ve her iki grupta benzer derecede ağrı şiddetindeki azalma olmuştur.[2]

    Strese bağlı gerilim tipi baş ağrısında akupunkturun etkisini ölçmek için 2009 yılında 2317 hastada 11 seans akupunktur tedavisi uygulanmış ve çok şiddetli ağrıların dışında ağrı kesici ilaç kullandırılmamıştır. Akupunktur tedavisi süresinde hastalarda baş ağrısı atakları azalmıştır. Akupunktur uygulanan grupta baş ağrılı gün oranı %50 azalırken, aynı oran kontrol grupta %16’da kalmıştır. Sonuç olarak akupunkturun gerilim tipi baş ağrılarında etkin sonuç veren, değerli bir tedavi yöntemi olduğu tespit edilmiştir.[3]

    Migren hastalarında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ile elde veriler istirahat hali beyin ağlarında fonksiyonel ve yapısal anormallikler gözlemlenmektedir. Akupunkturun sağ frontoparietal fasiculus üzerindeki etkisini ölçmek üzere12 aurasız migren hastasının beyin ağlarındaki ilişki 4 haftalık akupunktur tedavisi sonrasında istirahat hali fMRI yöntemi ile görüntülenmiştir. Karşılaştırma için 12 sağlıklı birey de aynı yöntemle incelemeye alınmıştır. Araştırma sonucunda migren hastalarının sağ frontoparietal fasiculusunun fonksiyonel bağlantısında sağlıklı bireylere göre ciddi bir düşüklük tespit edilmiştir. Fonksiyonel bağlantıdaki düşüklük ile migren ağrı şiddetinde ve sıklığı arasında negatif korelasyon olduğu anlaşılmaktadır. Akupunktur uygulamasının akabinde sağ frontoparietal bölgede fonksiyonel bağlantı normal düzeye yükselmiş ve buna bağlı olarak migren ataklarının azaldığı tespit edilmiştir.[4]

    Adet dönemi baş ağrısı olan 85 hasta rastgele deney ve kontrol grup olarak belirlenmiştir. 3 adet dönemi boyunca deney gruba vücut akupunkturu, kontrol gruba flunarizin içerikli ilaç verilmiştir. Hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylerinkine göre değerlendirilmiş ve tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırılmıştır. Adet dönemi başağrısı olan hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylere göre yüksek çıkmıştır. Tedavi sonrasında her iki grubun verilerinde de düşüş olmuştur. Ancak, akupunktur tedavisi olan hastalarda %95.4 oranında düzelme görülürken, kontrol grupta bu veri %81’de kalmıştır. Araştırma sonucu olarak akupunkturun anormal seviyedeki serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressini regüle ettiği ve buna bağlı baş ağrısını giderdiği görülmüştür.[5]

    2015 yılında Headache dergisi, insanların başağrısı sebebiyle yılda milyonlarca dolar harcadığının, okul ve iş düzenlerinin bozulduğunun ve hayat standartlarının düştüğünün altı çizilmiştir. Bu güne kadar migren ataklarının sayısını azaltacak hiçbir ilaç bulunamadığı belirtilmiştir. ABD’de yapılan migreni önlemede akupunkturun etkisini değerlendiren birçok araştırma Arnaldo Neves Da Silva tarafından derlenmiştir. Sonuç olarak en az ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlanan akupunktur yöntemi, güvenilir, uzun vadede etkisini sürdüren ve maliyet etkin bir yöntem olarak öne

    [1] Li, Y., Zheng, H., Witt, C. M., Roll, S., Yu, S., Yan, J., … Liang, F. (2012). Acupuncture for migraine prophylaxis: a randomized controlled trial. CMAJ : Canadian Medical Association Journal, 184(4), 401–410. doi:10.1503/cmaj.110551

    [2] Wang LP, Zhang XZ, Guo J, Liu HL, Zhang Y, Liu CZ, Yi JH, Wang LP, Zhao JP, Li SS. (2011). Efficacy of acupuncture for migraine prophylaxis: a single-blinded, double-dummy, randomized controlled trial.

    Pain, 152(8),1864-71.

    [3] Linde, K., Allais, G., Brinkhaus, B., Manheimer, E., Vickers, A., & White, A. R. (2009). Acupuncture for tension-type headache. Cochrane Database of Systematic Reviews (Online), (1), CD007587. doi:10.1002/14651858.CD007587

    [4] Li, K., Zhang, Y., Ning, Y., Zhang, H., Liu, H., Fu, C., … Zou, Y. (2015). The effects of acupuncture treatment on the right frontoparietal network in migraine without aura patients. The Journal of Headache and Pain, 16, 33. doi:10.1186/s10194-015-0518-4

    [5] Sun, L. Liang, Y. Li, X. Liu, L. Xu, X. Ma, H. Li, W. Shi, Fei. Gao, F. (2015). Efficacy of acupuncture combined with auricular point sticking on the content of serum prostaglandin F2α, and plasma arginine vasopressin in patients with menstrual headache. Zhongguo Zhen Jiu. 35(2):137-40.

  • Ameliyatsız lipoterapi challenger inverse osmosis

    CHALLENGER İnverse Osmosis

    LOKAL KİLO VE SELüLİT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE YöNELİK OLARAK TASARLANMIŞ ,EN SONTEKNOLOJİK GELİŞMELERİN KULLANILDIĞI CHALLENGER İNVERSE OSMOSİS SAYESİNDE YENİ YILI, YENİLENMİŞ GÖRÜNÜMÜNÜZLE KARŞILAYABİLİRSİNİZ.

    Yeni yıl…. Hepimizin yeni yılla ilgili bir hayali, beklentisi var. Kimimiz yeni yıldan para, sağlık, mutluluk beklerken kimilerimiz de bedenimizdeki fazlalıklardan kurtulup yeni yılda, ‘yenilenmiş' olmayı dileriz…. Bu uğurda denediğimiz çeşitli yöntemler ve genellikle uygulamaktan vazgeçilen uzun diyet listeleri‘bıktırıcı' olmanın dışında kişiyi ‘mutlu son'a ulaştırmak ta pek başarılı olmaz.

    Oysa ‘mutlu son' şimdi çok yakınımızda. CHALLENGER İnverse osmosis adı ile bilinen yöntem dünya ile aynı anda Türkiye'de. CHALLENGER İnverse osmosis cihazı ile tek seansta bile ‘lipo-suction' a benzer sonuçlar almak mümkün oluyor.Tüm dünyada ameliyatsız liposuction mucizesi adı ile lansmanı yapılan bu cihaz haftada ortalama seans sonrası %30yağ kaybını sağlıyor. üstelik ameliyat, ağrı, sızı veya benzeri bir yan etki olmadan.

    CHALLENGER İnverse osmosis sistemi ultrasound enerjisini kullanarak yağları parçalayan bir yöntem. Tavsiye edilen uygulama öncesinde uygulama yapılacak kişinin vücut ölçülerinin alınması ve işlem yapılacak bölgenin mutlaka fotograflanması gerekliliği.

    Ardından problemli bölgeye yapılan maksimum 30-40 dakikalık bir uygulamanın ardından tekrar yapılan ölçümlemenin sonucu ise tek kelime ‘şaşırtıcı'. Ortalama 2-10 cm. arasında incelme. Bu şimdiye dek bilinen hiçbir yönteme benzemiyor. uygulama tamamlandığında ise vücutta ciddi bir incelme (MİNİMUM 2 BEDEN İNCELME) ile birlikte ‘portakal kabuğu' görünümündeyani sellülitte %90 a varan azalma tespit ediliyor.

    Ciddi bir zayıflama yöntemi olan CHALLENGER İnverse osmosis işlemi sırası ve uygulama sonrasında dikkat edilmesi gereken bazı kurallarda var elbette. Uygulamayı takip eden 5 gün içerisinde yağ tüketilmemesi ve bir kerelik minimum 25 dakika süre ile yürüyüş, koşu, aerobik vb. efor harcatan bir aktivite yapılması gerekiyor.

    Sonra ne mi olacak??? Türkiye de sadece bize olan bu teknoloji ile ağrı acı olmadan konforlu olarak incelecek yağ kaybedeceksiniz İçine sığamayacağınız elbise, vücudunuzda mükemmel durmayacak bikini kalmayacak ve 2012 ‘çok güzel' olacak…

  • Akupunktur eğitimi; amaç ve beklentiler

    Akupunktur eğitimi; amaç ve beklentiler

    90’ların sonlarında Sağlık Bakanlığı ülkemizde akupunktur eğitiminin “yalnızca” tıp fakültelerinde verilmesine karar verdi.
    Ülkemiz tıp fakültelerinde akupunktur eğitimi yapmakta bir çok amaç bir arada yer almaktadır:
    Dünyada ve ülkemizde gittikçe yaygınlaşan bu yöntemin uygulayıcılarının sayısını arttırmak,hekimlerimizin yurtdışında ciddi ekonomik harcamalarla kurslara katılarak akupunktur öğrenme gereksinimlerini ülkemiz sınırlarında karşılayarak varolan ekonomik kaybı ortadan kaldırmak, akupunkturun eğitilmiş hekimler tarafından uygulanmasını sağlamak, akupunkturu bilimsel yöntemlerle sorgulayan hekimlerin yetişmesini sağlamak, akupunkturun bilim olması yolunda gerekli olan unsurlardan birini daha yerine getirmiş olmak.

    Sertifika sahibi her bir akupunkturist kişisel hayat görüşü ve bireysel koşulları doğrultusunda bu amaçlardan birine cevap verir konumda bulunacaktır.

    İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı, Akupunktur Tedavisi Uygulama ve Araştırma Birimi, sonlandırdığı 480 saatlik akupunktur eğitimine başlarken her ne kadar bu amaçların her birine hizmet vermeyi hedeflese de birincil amacını akupunkturun bilim olma serüvenine katkıda bulunabilecek, akupunktur uygulamalarını bilimsel tavırla var edebilecek, üslupları ile saygın hekimlerin yetiştirilmesi olarak belirlemiştir.
    Sanırım bu amaç akupunkturun yaşamakta olduğumuz sorunlarını gidermek için doğru bir başlangıçtır.

    Akupunkturun günümüzdeki konumunu tanımlayabilmek ve ilerde olması gerekenleri öngörebilmek için tabi ki geçmişe doğru bakıp, payımıza düşeni doğru almak gereklidir.

    80’li yıllarda kurulan Akupunktur Derneği ve İstanbul Akupunktur Derneği ülkemizde akupunkturun tanınması ve yaygınlaşması için çalışmalara başlamışlar ve halen sürdürmektedirler. Bu iki derneğin bakanlık nezdinde verdikleri uğraşlar sonucu akupunktur; Sağlık Bakanlığı’nca 29 Mayıs 1991 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir.

    Sağlık Bakanlığı’nca; derneklerinde katılımı ile oluşturulan Akupunktur Üst komisyonu günümüze kadar çalışmalarını sürdürmüş ve sürdürmektedir.
    95 yılında Sağlık Bakanlığı, ülkemizde akupunktur uygulayıcılarının eğitimlerinin Akupunktur Üst Komisyonu’nca değerlendirilmesine ve eğitimleri uygun görülenlere Akupunktur Uygulama Sertifikası verilmesine karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda o güne kadar dernekler tarafından yapılan eğitim organizasyonlarına katılan ve yurt dışında eğitimlere katılmış akupunkturistlerin belgeleri değerlendirilmiş ve uygulama sertifikaları verilmiştir.

    Bu uygulama akupunkturu, isteyen hekimin yapabileceği bir uygulama olmaktan çıkarmış ve bir akupunkturist (akupunktur uygulayıcısı) tanımı yaratmıştır.

    Akupunkturun bilim olabilmesi için birinci koşul akupunkturu yöntemince uygulayan ve sonuçları bilimsel yöntemlerle orta koyabilen akupunkturistlerin varlığıdır. Bu akupunkturistlerin çalışmalarını yapabilecekleri üniversite çatısı altında yer alacak Akupunktur Tedavisi Uygulama ve Araştırma Birimlerinin oluşturulması kadar önemli bir diğer yapı bu çalışmaların sunulabileceği bilimsel platformlar olan ulusal kongrelerdir.

    Akupunktur bilimsel bir yöntemdir. Akupunktur noktasının varlığı somuttur. Bu noktaların uyarılması sonucu ortaya çıkan sonuçlar tekrarlanabilir, ölçülebilir ve sorgulanabilir. İşte bu temel bilgi akupunkturun bilim olmasını sağlayacak kapıdır.

    Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Akupunktur Üst Komisyonunun, tıp fakülteleri ve diğer hastanelerde akupunktur uygulama birimlerinin kurulması önerileri çerçevesinde yapılan çalışmalar sonucunda İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’na bağlı Akupunktur Araştırma ve Uygulama Birimi oluşturulmuştur. Bu birimde hastalara poliklinik hizmeti verilmekte, akupunktur ile tedavi olabileceği tanımlanmış problemler için akupunktur uygulaması yapılmaktadır. Elde edilen sonuçlar ise akupunkturun bilimsel temellerini destekleyici olgular olarak değerlendirilmektedir.

    Geçmişte tamamen usta çırak ilişkisi ile var olan akupunktur eğitimi, 94 ve 97 yıllarında Akupunktur derneğinin başlattığı programlı eğitimlerden sonra tıp fakülteleri bünyesinde yapılan programlı eğitimlere dönüşmüştür. Bu durum akupunktur eğitimi almak isteyen hekimlerimizin bu bilgiye daha kolay ulaşmasını sağlamanın ötesinde daha kapsamlı ve standart bir bilgi edinmelerini sağlayacaktır. Bu eğitim çalışmaları ülkemizde akupunktur konusunda ortak bir dil ve tavır yaratacaktır.
    Tüm bu gelişmelerin ışığında akupunktur olması gereken yere doğru ilerliyorsa da bu ilerleyişin daha sağlam ve hızlı olmasını sağlayacak olan akupunkturun bilimsel bir yöntem olduğunu ve günü geldiğinde tıbbın bir bilim dalı olması gerektiğini düşünen, çalışmalarını ve söylemini bu doğrultuda kuran hekimlerin yetiştirilmesidir.

    Yalnızca obezite tedavisi yapıyorum kolaycılığına yönelmeden, akupunktur ile yaklaşılabilecek tüm semptomları akupunkturun başarı ile ortadan kaldırabildiğini göstermenin ve elde ettikleri sonuçları bilimsel yöntemler ile ortaya koymanın uygulama birimimizdeki kurs sonucu sertifika alan hekim arkadaşların birincil görevi olacağı umudunu taşıdığımı belirtmek isterim.

    Hiç kuşku yok ki tüm akupunkturistlerin üreteceği bilimsel bilgi akupunturun bir gün bilim olmasını sağlayacak yegane etkendir.