Etiket: Yöntem

  • Allerjiye nasıl tanı konur?

    Allerjik hastalıkların çoğu uzun süreli tedavi gerektirir ve başarılı bir tedavi için hasta uyumu ve başarılı bir hasta-doktor ilişkisi şarttır.

    Allerjik hastalıkların tedavisinde birçok yöntem birlikte kullanılır. Bu yöntemleri ana başlıklar halinde ağıdaki gibi özetleyebiliriz.
    Uzaklaştırma:
    • Uzaklaştırılabilen allerjenler (akarlar, hayvan allerjenleri, hamamböceği, besinler, küf mantarları, vb) için doktorun önerdiği biçimde önlemler almalıyız.
    Desensitizasyon (Aşı tedavisi):
    • 3-5 yıl süren uzun, zahmetli ve çok pahalı bir yöntemdir.
    • Bazı allerjik hastalıklarda ve allerji tiplerinde çok etkilidir. Örnek: Arı allerjisi, mevsimsel allerjik nezle.
    • Bazılarında ise etkisi daha düşüktür veya yoktur. Örnek: Besin ve ilaç allerjileri, Atopik dermatit (Egzema)
    İlaç tedavisi:
    • Burada ayrıntılı olarak bahsedilmemiştir. Allerjik olayı oluşturan mekanizmaları veya ortaya çıkan belirtileri önlemeye yönelik ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar genel olarak antihistaminler (allerji şurupları veya hapları), bronş genişleticiler ve kortizonlu ilaçlardır. Yeni kullanıma sunulan ve birkaç yıl içinde kullanılmaya başlayacak olan çok sayıda ilaç da vardır. Bu konudaki en geniş bilgileri doktorunuzdan öğrenebilirsiniz.
    • Özellikle astım tedavisinde sprey şeklinde kullanılan birçok ilacın birbirinden farklı kullanım yöntemleri vardır. Her hasta için farklı bir ilaç, cihaz ya da kullanım yöntemi gerekebilir. Hangi hastaya hangi ilacın hangi yöntemle uygulanması gerektiğine en doğru biçimde doktorunuz karar vermelidir.
    • Allerjik hastalıkların tedavisi çoğu zaman çok uzun süreler gerektirir. Reçete edilen ilaçların önerilen doz ve sürelerde kullanılmasına dikkat edilmelidir.
    • Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmeli, doktor önerisi olmadan ilaçlar asla kesilmemelidir. Yetersiz veya düzensiz ilaç kullanımı ile hastalık tedavi olmayacağı gibi, daha da ilerleyip tedavisi güç hatta imkansız hale gelebilir.
    Eğitim:
    • Hastalık ve etkenleri, ilaçların etkileri, yan etkileri ve ilaç kullanım yöntemleri her kontrolde hasta ve doktor tarafından belirli aralıklarla gözden geçirilmelidir.

    Her an sayısız yabancı maddeyi soluyoruz, yutuyoruz, dokunuyoruz. Bu maddelerin büyük kısmı allerjiye neden olabilir. Bu nedenle allerjik olduğumuz maddelerin tespiti bazen çok zor olabilir.
    Allerji tanısında kullanılan yöntemler:
    • Hasta hikayesi: Hastalıkların teşhisinde kullanılan ilk ve en önemli aşamadır. Doğru alınan bir hikaye ile allerjik hastalıkların çoğuna tanı koymak mümkündür. Hastalığın bütün özellikleriyle ilgili sorulara cevap aranır.
    • Muayene: Allerjik hastalıklara ait belirtilerin varlığı araştırılır. Allerjik hastalıklarda genellikle etkilenen organ ve dokular olan deri, burun, göz, akciğerler ve mide-barsak sistemi başta olmak üzere tam bir muayene yapılmalıdır.
    • Deri testleri: Her yaşta yapılabilir. Yüzeysel, derin ve yama testleri kullanılır. Bunlar içinde en pratik olanı ve sık kullanılanı yüzeysel deri testidir (prick test).

    Deri testleri mutlaka bir allerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Deri testleri, en çok uygulanan ve sonuçları en hatalı şekilde değerlendirilen allerji testlerinin başında gelir. Pozitif çıkan her sonuç hastada allerjik hastalık olduğu anlamına gelmez. Test ile hastalık belirtilerinin bağdaştırılması ancak bir uzman tarafından yapılabilir.
    • Kan testleri: Deri testlerine yakın sonuçlar vermekle birlikte pahalı ve sonuçlanması zaman alıcı testlerdir. Deri testlerinin yapılmasının mümkün olmadığı hastalarda kullanılabilir.
    • Yükleme testleri: En kesin yöntemdir. Hastanın allerjik olduğu madde ile belli aralıklarla ve giderek artan dozlarda hastaya uygulanır. Örneğin, besin allerjisi olduğu düşünülen hastaya söz konusu besin, çok düşük dozlardan başlayarak giderek artan miktarlarda yedirilir. Zor, zaman alıcı ve bazen tehlikelidir. Mutlaka hastanede ve bir allerji uzmanının denetiminde yapılmalıdır. Bronşial, egzersiz, burun, ilaç, besin yükleme testleri gibi tipleri vardır.

  • Zihinsel Performans Geliştirme

    Zihinsel Performans Geliştirme

    Zihnimizi hayatımızın her anında kullanırız. Mutlu olabilmek, zevk alabilmek, sinirlerimizi kontrol edebilmek, huzurlu olmak, dikkat, konsantrasyon, algılama yeteneğimiz, problem çözme, hafıza, karar verme gibi işlevlerde zihinsel performansımız öne çıkar. Bu işlevlerin bazılarında iyiyken bazılarında kötü olabiliriz. Bundan dolayı zihnimizi geliştirmek istememiz gayet doğaldır.

    Zihinsel Performans Nasıl Geliştirilir?

    Bazı firmalar zihinsel performans geliştirme için check up programları tasarlamışlardır. Bu programlar vasıtasıyla sizin zihinsel ve ruhsal performans ölçümleriniz yapılarak seviyeniz belirlenir.Gerekli güçlendirmeler yapılarak ikinci aşamaya geçilir.

    Bu güçlendirmeye ihtiyacı olan kişi bilgisayarlı modüllerin ve psikoterapi yöntemlerinin kullanıldığı “Zihinsel Güçlendirme” programlarına alınır. Bu programın yanında gerekli görülürse anti stres biyolojik destek programı da uygulanmaktadır. Bilgisayarlı eğitim modülleri yöntemi genellikle zihnimizdeki dikkat sorunları, konsantrasyon sorunları, hafıza sorunları gibi sorunları çözmek için kullanılan yöntemlerdir. Önceleri bilgisayarlı eğitim modülleri yöntemi hiperaktivide ve dikkat bozukluğu gibi rahatsızlıklarda kullanılırken zihin performans düşüklüklerinde de oldukça etkili olduğu görülmüştür. Bu tip çalışmalar zihinsel kondisyonun artışını da sağlamaktadır.

    Bireysel çalışma programı ise kişiye özel stres kaynaklarının tespitinde kullanılır.Amaç olarak bu stres kaynaklarının yönetilmesini ve gerekli donanımların kazanılmasını amaçlar.Kişinin geçmişten gelen bilinçdışı iç çatışmalarını da keşfedip çözümlenmesi gerekir. Bu yöntem geçmişten gelen karmaşıklıkları çözerken gelecekteki gereksiz yüklemelerden de kişiyi korur. Nitekim ruhsal performans ve buna bağlı olarak da zihinsel performans güçlenir ve kişi potansiyelini ileri düzeyde kullanma yetisi kazanır.

    Beslenme sağlığınız ve tükettikleriniz zihinsel performansınızı geliştirmek için son derece önemlidir. Yine aynı firmalar sizin için yaşam koçluğu hizmetleri de vererek bedensel ve zihinsel sağlık için maksimum verimi size kazandırmak isterler. Bundan dolayı beslenmemize dikkat etmezsek beyin performansımız düşebilmektedir. Sürekli ve düzenli su tüketimi alışkanlığı kazanmamız gerekmektedir. Vücudumuz susuz kaldıkça yorgunluk ve halsizlik ilk belirtileri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dengesiz beslenme metabolizmayı bozar ve sağlığımıza zararlıdır. Zihinsel performansımızı en yüksek seviyelere çıkarmak için organik ve besin değeri yüksek gıdalar tüketmeliyiz. Her ne kadar organik gıdalar günümüzde zor bulunsa da besin değeri yüksek preparatlar ile bu açığı kapatabiliriz.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Psikoterapi Nedir ?

    Psikoterapi Nedir ?

    Psikoterapi sürecini bilimsel ve sözlük anlamlarıyla açıklamadan önce bir öykü olarak

    bakarsak; hayat bir açık denize benzer gemi ise kişinin hayatıdır. Kişi hayat gemisini

    yürütmekle sorumlu kaptandır. Ne zaman ki fırtına koptu, yolu şaşırdı, girdaplar, başka

    gemiler çıktı işte o zaman minimum risklerle güvenli denizlere ulaşabilmek için kılavuz

    kaptan olarak psikoterapist devreye girer. İşte bu kılavuz kaptanla yapılan yolculuk

    psikoterapidir. Kişi daha sonra hayat denizinde aynı veya benzer sorunlarla karşılaştığında

    artık ne yapacağını gemisini nasıl kurtaracağını bilecektir.

    Batı dillerindeki kelime anlamıyla psikoterapi İngilizcesi “psycho” olan, can ve ruh

    anlamına gelen ve bir hastalık ya da bozukluğun tedavisi anlamına gelen “threapy”

    kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Bu tanımlardan yola çıkarak sözlük anlamında

    psikoterapi ruhsal yolla tedavi etmek şeklinde tanımlanabilir. Bu tanım psikoterapiyi tam

    olarak açıklamaz. Kapsamı biraz daraltırsak psikoterapi danışanın medikal ve cerrahi yöntem

    kullanmadan değişik yöntemlerle kişinin kendini iyi hisssetme, moralizasyon ve topluma

    kazanma durumudur. Bu iyi hissetme, moralizasyon açısından bakıldığına her iyi hissetme

    örneğin ;öğretmenin öğrenciye, ebeveynin çocuğuna, din adamının cemaatine, şamanın

    halkına, doktorun hastasına yaptığı bilgilendirme, ikna gibi farklı uygulama ve yaklaşımlar

    psikoterapi kapsamına girer. Böylece bu tanımda psikoterapiyi açıklamakta yetersiz kalır.

    Psikoterapi bu geleneksel yöntemlerden daha farklı ve bilimseldir.

    Psikoterapide ilk akla gelen psikiyatrik rahatsızlıklar ve ruhsal sıkıntılar olsa da, eş,

    arkadaş, ve insan ilişkileri gibi ilişki zorlukları; kimlik karmaşaları ve arayışları, ahlaki

    ikilemler, cinsel sorunlar gibi kişinin iç dünyasında olup biten zorluklar gibi pek çok problem

    psikoterapi ihtiyacı oluşturur. Özetleyecek olursak psikoterapi zihinsel, duygusal ve toplumsal

    sorunlarla bş etmekte yetersiz kalan kişi, çift ya da gruplara belli bir amaç ve plan dahilinde

    belli teknik ve yöntemlerin duygusal bağ kurularak uzman kişilerce uygulanan bir tedavi etme

    bilim ve sanatıdır. Bu yolculukta danışanın kendi yöntemiyle anlatıyı veya öyküyü kendi

    sosyal ve kültürel bağlamından soyutlayarak kişinin bu öyküde altta yatan patolojik yapılarını

    keşfetmesine yoğunlaşır. Bu keşifte kişi haberdar olmadığı birçok yönünü görecek ve

    kendisiyle yüzleşecektir.

    Psikoterapi iki kişi arasında geçen sıradan bir sohbet olmadığına, insan gelişimini

    açıklayan felsefi ve bilimsel bir sistem olduğuna göre bu sistemin belirli yöntemleri, teknikleri

    ve çeşitleri vardır. Bugün dünyada birçoğu kullanılmayan sekiz yüzün üstünde psikoterapotik

    teknik olduğu iddia edilmektedir. Bu kadar çok teknik ve yaklaşımın olması belki de

    insanların bu kadar çok çeşitli olmasından kaynaklıdır. Bunların başlıcaları başlıklar halinde

    şunlardır:

     Psikianalitik yaklaşım

     Bilişsel davranışçı yaklaşım

     Dinamik yaklaşım

     Varoluşçu yaklaşım

     Hümanistik yaklaşım

     Sistemik yaklaşım vb.

    Kullanılan bazı yöntemler ise; grup terapileri, EMDR, hipnoterapi, çizim teknikleri,

    oyun terapisi, sanat terapi vb.

    Nasıl ki her insanın parmak izi farklıysa kişilik yapısı, gelişimi ve kültürü gibi bir çok

    özelliği de farklı olduğundan her teknik her insanda aynı etki ve sonucu yaratmaz. Orlinsky ve

    Howard (1986) 35 yıla yayılan bir araştırmanın sonuçlarını incelemişler ve terapinin ana

    unsurunun kullanılan kurama değil danışanla empatik ve önyargısız olarak kurulan bir bağ

    olduğuna işaret etmişlerdir. Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan arasında bir güven

    ilişkisi kurulmalı, danışan anlaşılmalı, danışanın ne söylediği kadar nasıl söylediğine, neleri

    önemsediğiyle de ilgilenilmeli. Yani satır araları iyi okunmalıdır. Yardım amacıyla gelen

    danışanın yalnızca sorunlarıyla değil, çocukluğuyla, korkularıyla, endişeleriyle de

    ilgilenilmeli, odaya getirdiği kişiliği, kültürü ve yaşanmışlıklarıyla bir bütün olarak kabul

    edilmelidir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da danışanını üzerinde güç arzusu

    doyurulacak bir nesne olarak görmemesidir. Danışanın terapiste güvenmesi, gerçekten

    işitildiğini, aynı duyguların paylaşıldığını, anlaşıldığını hissetmesi, terapistinin yardım etme

    becerisine, bilgisine ve hünerine sahip olduğuna, iyileşeceğine inanması başarılı bir terapi

    sürecinin anahtarlarıdır.

    Sonuç olarak neden psikoterapi almalıyız ?

     Kendimize bakabilmeyi öğrenmek, kendi sistemimizden kaynaklarla yüzleşip bu

    durumu çözebilmek için.

     Her zaman içimizde daha uzak hedeflere gidebilme kabiliyeti olduğunu görmek için

     Hayatta ki en büyük kaybın ölüm değil, yaşarken içimizde ölen şeyler olduğunu

    öğrenmek ve onları yaşatmak için.

     Hayat oyununda yaşadıklarımızın ya kazanç ya da öğrenme olduğunu fark etmek için.

     Asıl gerçeklerin içimizde olduğunu, dışarının sadece bir rüya olduğunu fark ederek

    uyanmak için.

     Bir takvim yaşı olmasa “kaç yaşındasınız?” sorusunu yanıtlayabilmek için.

     Kendimizi kötü hissettiren şeylerin aslında bizim onlara yüklediğimiz anlamlar

    olduğunu öğrenmek için.

     İnsanın hayal edip, inandığı seyleri başarabileceğini, merdiveni tırmanmak için başka

    güce değil iç gücünüze ihtiyacınız olduğunu görmek için.

     Kötü olasılıkları hesaplarken güzellikleri kaçırmamak için.

     Birlikteliklerde önemli olanın aynı düşünmek değil, birlikte düşünebilmek olduğunu

    fark edebilmek için.

     Mutlu evliliğin doğru kişiyle olmakla değil, doğru kişi olmakla olacağını kavramak,

    değişime önce kendimizden başlamak için.

     Tatlı dilin yılanı deliğinden çıkaracağını, keskin sirkenin küpüne zarar vereceğini tam

    manasıyla kavramak için.

     Ya çaresiz yada çarenin siz olduğunu öğrenmek için.

  • Oyun Terapisi Nedir ?

    Oyun Terapisi Nedir ?

    Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu olarak yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir

    terapi şeklidir. Çocukların oyunu ve oyuncakları kullanarak kendilerini ifade etme

    gereksinimlerine odaklanan özel bir süreçtir.

    Oyun, çocuğun genel anlamda hayatı deneyimlemesine olanak sağlayan, yaratıcılığını

    geliştiren, mekan ve zaman bütünlüğünü kavramasını kolaylaştıran, motor becerilerini

    destekleyen, genel gelişimine büyük katkı sağlayan bir eylemdir. Zihinsel ve motor

    becerilerini geliştirmesinin yanı sıra bir diğer özelliği ise çocuğun içinde yaşadığı duygusal

    çatışmaların çözülmesini sağlamaktır. Çocuk özellikle yalnız oyun oynarken, tamamen kendi

    kurguladığı oyunu oynar ve kendi içinde çözemediği sorunlarla oyuncaklar vasıtası ile

    yüzleşir.

    Oyun terapisi çocuğun yaşadığı sıkıntıları anlayabilmek ve çocuğu bunlarla yüzleştirip çözüm

    üretebilmesini sağlayabilmek üzerine kurulmuş bir yöntemdir. Çocukların kendilerini rahatça

    ifade edebilecekleri bir ortam oluşturulur ve bu güvenli ortamda çocuğun, yaşadığı sorunları

    farkedebilmesi ve bunlarla nasıl başa çıkabileceğini öğretilmesi esas alınır.

    Yetişkinler bir sorunla karşılaştığında bu sorunu çözebilmek adına farklı yöntemleri düşünür,

    işin içinden tek başına çıkamazsa bir uzmandan ya da güvendiği birilerinden yardım alır,

    çözümü sağlarlar. Fakat çocuklar bu sorun tespiti ve çözümünü yetişkinler gibi

    yapamamaktadır. Oyun terapisinde çocuklar bunu hayal güçleri ile yapmaktadırlar.

    Yaşadıkları hayalkırıklıklarını yeniden oyunda canlandırarak gerektiğinde yönlendirmeler ile

    alternatif baş etme yöntemleri keşfederler ve bunları gündelik yaşantılarına aktarmayı

    öğrenirler.

    Özel olarak tasarlanmış oyun odasında her biri özel olarak bir anlam taşıyan oyuncaklarla

    oynayan çocuk, terapistin kabul edici tavrı ile birlikte toplum ya da aile tarafından doğru kabul

    edilmeyen düşüncelerini çekinmeden aktarır. Bu durum hem çocuğun bu duyguları doya

    doya yaşayıp içini dökmesini sağlar, hem de bu duyguları nasıl kontrol edeceği konusunda

    terapistinden yardım alır.

    Yaşadığı problemin kaynağının farkında olmayan çocuk, oyun oynarken yaşadığı sorunları

    ister istemez oyuncaklar ile anlatır vaziyete gelmektedir. Mesela bir oyuncak evinde aile

    yaşantısı kurgularken baba oyuncağını sürekli olarak yerleştirmeyi unutması ya da öfkeyle bir

    kenara fırlatması çocuğun baba ile olan ilişkisinde bir şeylerin doğru gitmediğini işaret

    etmektedir.

    Oyun terapisinde “yönlendiren“ ve “çocuk odaklı” 2 tür yöntem kullanılmaktadır. Yönlendiren

    yöntemde terapist, belirlediği sorunlarla çocuğu yüzleştirmek ve çözümler üretmek adına

    oyunun kurgusunu belirler. Çocuk odaklı yöntemde ise terapist sadece figürandır, oyunu

    kuran, yöneten ve oynayan çocuktur, eğer çocuk isterse terapist de oyuna dahil olur. Duruma

    göre iki yöntem de terapi sürecinde kullanılır.

    Endişe, kıskançlık, korku, takıntı, özgüven problemleri, dürtüsellik, saldırganlık, uyum

    sorunları, yeme alışkanlıkları, uyku problemleri gibi konularda yardımcı olduğu gibi, yaşadığı

    ağır travmalarla (ölüm, boşanma, cinsel taciz) yüzleşip bu yaralarını sarmasına da olanak

    sağlamaktadır.

  • Kaygı

    Kaygı

    Kaygı, kişinin başa çıkmakta güçlük çektiği durum ve olaylar karşısında yaşadığı endişe, korku ve gerginlik gibi duygulara işaret eder. Tehlikeli bir durumda, örneğin, bir köpek saldırısı karşısında bedenimizin verdiği tepki kaygıdır. Bir sunum veya sınav öncesinde, toplantı sırasında, topluluk içerisinde ya da bir kaza atlattığımızda kaygı duyabiliriz. 

    Kaygılı hissettiğimiz durumlarda bedenimizin verdiği tepkileri; kasların gerginleşmesi, terleme, kızarma, titreme, baş dönmesi, hızlı nefes alıp verme, çarpıntı, kan basıncı değişiklikleri, soluk renk ya da yüzde kızarma, boğazda düğümlenme, bunaltı, kusma, bayılma hissi, karın ağrısı, sık idrara çıkma, cinsel isteksizlik vb. olarak sıralayabiliriz. Bu tepkilerin hepsi ortak ve doğal tepkilerdir. 

    Her birimiz günlük hayatımızda bizleri kaygılandıran pek çok durum ve olayla karşılaşıyoruz. Kaygı yaratan durum ya da olay sanki hiç geçmeyecekmiş gibi düşünüyoruz. Beynimiz sırasıyla pek çok olumsuz senaryo yazmaya başlıyor ve zamanla günlük hayatımızı pek çok yönden olumsuz etkileyen bir boyuta ulaşıyor. Performansımız ve yaratıcılığımız düşüyor, uyku düzenimiz bozuluyor, huzursuzluk hissi artıyor. Tehlikeli olmadığı halde bile kalabalık ortamlardan ve insanlarla bir araya gelmekten kaçınır duruma geliyoruz. Kısa vadede bu kaçınma davranışı rahatlamamızı sağlasa da uzun vadede kaçındığımız durum ve olaylarla yüzleşmemizi zorlaştırıyor ve giderek daha çok şeyden kaçınır bir hal alıyoruz. Günlük hayatımızda yapabildiğiniz şeyleri yapamamaya başladığımızda hayat bizim için çok daha fazla zorlaşıyor ve özgüvenimizi kaybetmeye başlıyoruz.

    Aslında ortalama bir kaygı düzeyi, günlük hayatımız için itici bir kuvvet oluşturuyor. Harekete geçmemizi sağlıyor. Ortalamanın üzerinde bir kaygı ise hayatımızı sürekli ve olumsuz bir şekilde etkiliyor ve aksatıyor. İşte o zaman kaygı, itici güç halinden çıkıp zarar veren haline gelmiş oluyor. Yani; kaygılı olma durumu günlük hayatımızı olumsuz etkileyecek bir boyutta değilse tedavi gerektirmiyor fakat sürekli ve tekrarlayan bir şekilde devam ediyorsa ve günlük hayattaki işlevselliğimizi etkiliyorsa yardım almamız gerekiyor.

    Kaygı ile mücadele yöntemleri:

    Kaygılarımızı kabul etmek, onlardan kurtulmaya karar verip harekete geçmek önemli ve zorlu bir süreç çünkü bu duygu sıkışmış gibi hissetmemize neden oluyor. Bu histen kurtulmak ve kendimizi nasıl daha iyi hissedeceğimizi bilmek güçleşiyor. Oldukça yıpratıcı olan kaygıyla beraber yaşamaya çalışma durumuyla birlikte zamanla yaşadığımız kaygıdan dolayı kendimizi suçlar duruma geliyoruz fakat araştırmalara göre kaygıyı azaltmak için uygulayacağımız bir kaç yöntemle beraber basit alışkanlıklar geliştirebilir ve kendimizi daha iyi hissedebiliriz.

    Psikoterapi ile kaygı tedavisinde bireyin olumsuz düşünce ve davranışlarını değiştirme ve kaygı karşısında aktif rol alması hedefleniyor. Stresle başa çıkma yöntemleri, gevşeme egzersizleri ve alternatif davranış biçimleri öğreniliyor. Verilen ödev ve egzersizlerle kişinin kaygı yaratabilecek durum ya da olaya karşı duyarsızlaşması sağlanmaya çalışılıyor.

    Psikoterapi ile tedavi dışında günlük hayatta kaygı ile başa çıkmada pek çok yöntem kullanabiliriz. 

    Kaygılarımızdan kurtulmamız için harekete geçmemiz gerekiyor. Bazılarımız kaygılarından kurtulmak için uygun zamanı bekliyor ve sürekli olarak bir erteleme durumu içerisinde yaşıyor fakat kurtulmak için bir an önce harekete geçmezsek bütün bir ömrü kaygıyla beraber yaşamak durumunda kalabiliriz.

    Hayatımızın daha iyi olması için uygun zamanı ya da başka şeylerin olmasını beklersek var olan enerjimizi ve zamanımızı boşa kullanmış oluruz. Dolayısıyla, her şeyden önce kaygı ile ilgili problem yaşadığımızı kabul etmemiz ve harekete geçmemiz gerekiyor. 

    Kaygı ve beraberinde getirdiği hisleri kabul ettiğimizde iyi hissetmek için iyi bir başlangıç yapmış oluruz. Yaşadığımız problemi kabul edip ona bir isim verirsek hem problemle yüzleşmiş olur hem de çözüm yoluna daha kolay yönelmiş oluruz. 

    Güvendiğimiz, bizleri anlayabileceğini düşündüğümüz kişilere nasıl hissettiğimizi anlatarak onlardan destek ve yardım alabiliriz.

    Kaygılarımızı not edebiliriz. Sürekli ve yineleyen bir biçimde kafamızın içinde dolaşan düşünceleri ve hissettiklerimizi yazarak onları somut hale getirmek farkındalık kazanma konusunda bize yardımcı olur. Böylelikle ne sıklıkla kaygılandığımızı görme şansımız olur. 

    Kaygılarımızı puanlayabiliriz. Bizi kaygılandıran durumlarda yaşadığımız hisse 1-10 arasında bir puan vererek yaşadığımız kaygı yoğunluğunu ölçmüş ve bizi hangi durumların daha çok kaygılandırdığını keşfetmiş oluruz. 

    Kaygılarımızı yazmak ve puanlamak duygu ve düşüncelerimizi düzenleme konusunda bize yardımcı olur. Onları yazıya döktüğünüzde artık zihnimizde boşa yer kaplamaz olurlar. Bunun için, saçma gelse de, günümüzün kısa bir bölümünü kaygılanmak için ayırabiliriz. Örneğin; 10:00-10:15 saatleri arasını kaygılanmak için ayırıp, kaygılandığımız durumları düşünüp, hayal edip, hislerimizi yazabilir ve puanlayabiliriz.

    Bu yöntemin bize kazandıracağı şey; gün içerisinde kaygılanmak için belirli bir zamanımızın olduğunu bilmektir. Düzenli bir şekilde bu yöntemi tekrarlayarak, kendimize kaygımızın artmaya başladığı durumlarda aklımızdan geçen düşünceleri ve yaşadığımız hisleri, kaygılanmak için ayırdığımız zaman diliminde yaşayabileceğimizi hatırlatabiliriz. Böylelikle kaygılandığımız an, kendimize odak noktasının yapmakta olduğumuz işte olması gerektiğini söylemiş oluruz. Bu şekilde, kaygılanmak için ayırdığımız zamanın dışındaki zamanımızı yapmamız gereken ya da yapmak istediğimiz şeylere ayırma konusunda iyi bir strateji geliştirmiş oluruz. 

    Özetle, belli bir düzeyde kaygı motive ediciyken fazlası zarar veriyor. Yukarıda da belirttiğim gibi kaygıdan kurtulmak için pek çok yöntem mevcut. Bunları denemek bizim elimizde. Sürekli, tekrarlayan ve yıpratıcı olan bu hisle beraber yaşamaktansa harekete geçip kurtulmayı seçebiliriz.

  • Hirschsprung(konjenital agangliyonik megakolon) hastalığı nedir, tedavi süreçleri?

    Hirschsprung hastalığı ya da “konjenital agangliyonik megakolon”, bağırsakların gevşemesini sağlayan sinir hücrelerinin yokluğu ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Bağırsaklar kasılıp gevşeyerek hareket ederler. Bu hastalıkta gevşemeyi sağlayan hücreler olmadığından, bağırsağın etkilenmiş kısmı kasılı kalır. Oluşan tıkanıklık dışkının aşağı doğru geçmesini engeller. Bu şekilde ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ancak cerrahi yöntemle, içinde sinir hücresi olmayan bağırsağın çıkarılıp yerine normal bağırsağın getirilmesiyle tedavi edilebilir. Hastaların %70-75’inde “aganglionik segment” anüsün hemen üzerindeki 5-15 cm’lik bağırsak kısmını içerir. Geri kalan hastalarda ise agangliyonik alan kalın bağırsağın daha yukarı kısımlarına dek uzanabilir. Ender olarak tüm kalın bağırsak aganlionik olabilir. İnce ve kalın bağırsakların tümünde ganglion hücresinin olmaması ise, yaşamla bağdaşmayan bir durumdur.

    Tedavide ana ilke, içinde hücre bulunmayan agangliyonik kesimi devre dışı bırakıp yerine içinde hücre bulunan gangliyonik kesimi getirmektir. Bir başka deyişle, ameliyatta agangliyonik kesim çıkarılır ve bunu yerine daha yukarıda bulunan gangliyonik kesim getirilip anüs ya da hemen üzerindeki bağırsağa bağlanır (pull-through işlemi).

    Cerrahi işlem; çocuğun yaşına, agangliyonik segmentin uzunluğuna ve bulgulara bağlı olmak üzere tek, iki ya da üç aşamalı olarak gerçekleştirilir. Günümüzde değişen teknolojik olanaklar ve yoğun bakım koşulları ile bu ameliyatlar genellikle tek ya da iki evreli olarak gerçekleştirilmektedir. Hirschsprung hastalığındaki tedavi seçenekleri:

    Üç evreli yöntem:İlk tanımlanan ve günümüzde de kullanılan bir yöntemdir. Buna göre, ilk evrede kalın bağırsağın içinde ganglion hücresi olan kısmı geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılır. Kolostomi olarak adlandırılan bu yöntem ile genişlemiş olan bağırsak segmentinin dinlendirilmesi ve çocuğun dışkısını rahatça çıkarması amaçlanır. İkinci evrede ise; değişik yöntemler uygulanarak içinde hücre olmayan aganglionik bağırsak çıkarılır ya da devre dışı bırakılır ve yerine içinde hücre bulunan ganglionik bağırsak çekilir. Üçüncü evrede kolostomi kapatılarak tedavi tamamlanmış olur.

    İki evreli ameliyatlar: İlk evrede kalın bağırsağın içinde ganglion hücresi olan kısmı geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılır. İkinci evrede ise; değişik yöntemler uygulanarak içinde hücre olmayan aganglionik bağırsak çıkarılır ya da devre dışı bırakılır ve yerine içinde hücre bulunan daha önce dışarı ağızlaştırılmış olan kolostomi ucu aşağı çekilir.

    Tek evreli ameliyatlar: Açık cerrahi yöntem ya da kapalı (laparoskopik) olarak yapılabilir. Her iki yöntemde de ameliyat sırasında ganglion hücrelerinin olduğu bağırsak dokusu hızlı olarak yapılan patolojik inceleme (frozen) ile tanımlanır ve bu bölge aşağıya anüse kadar çekilerek ameliyat tamamlanmış olur.

    Primer Transanal Pull_Through (Primer TEP):Son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan yeni bir yöntemdir. Hastanın karnı hiç açılmadan doğrudan anüsten girilerek, agangliyonik bağırsağı buradan dışarıya çekmek ve gangliyonik bağırsağın anüse bağlanması şeklindedir. Diğer yöntemler ile kıyaslandığında karın içine girilmemiş ve karın duvarında iz kalmamış olması bir üstünlük olarak kabul edilse de, bu yöntemin uzun döneme ilişkin sonuçları henüz bilinmemektedir.

    Bu hastalarda sonucun başarısı hastanın anatomik yapısına, varsa eşlik eden diğer hastalıklarına ve aile-hasta uyumuna (kolostominin yıkanması, genişletme programına uyum) bağlıdır.

    Ameliyatın süresi normal şartlar altında 2-5 saat arasında olup başarı şansı ise hastadan hastaya, aganliyonik olan barsağın uzunluğuna ve hastada görülen ek anomalilerin varlığı ve şiddetine göre değişmekle birlikte yaklaşık %90’dır. Ameliyatta sonra hasta klinikte yaklaşık 2-7 gün arasında izlenir. Bu süre içerisinde hasta ağızdan beslenemeyebilir ve total parenteral beslenme (TPN) uygulanabilir.

    İyileşme süresinde ve uzun dönemde Hirschsprung Hastalığı olan Çocuklarda karşılaşılabilecek sorunlar:

    Kronik kabızlık:

    Opere edilen hastaların yaklaşık %6-10’unda kronik kabızlık başa bela bir sorun olarak devam edebilir. Ayrıca bu çocuklar dışkılama sırasında kullanılan kasları nasıl idare edeceklerini bilemediklerinden tuvalet eğitimi daha uzun sürebilir. Yıllar geçtikçe bu sorunlar daha da azalır. Bu hastalarda uzun yıllar hem ağızdan dışkı yumuşatıcılar hem de rektal lavmanlar kullanılabilir.

    Bu hastalarda kabızlığın en sık sebebi anal sfinkter akalazyasıdır ki (dışkılamayı sağlayan kasın kasılı kalması) bu durum dilatasyon ve sfinkterotimiden fayda görür. Buna rağmen devam ediyorsa ikinci bir ameliyat gerekebilir.

    Enterokolit:

    Hastaların yaklaşık %12-58’inde görülür.

    Çocuklar özellikle ameliyattan sonraki bir yıl içinde bağırsak enfeksiyonu (enterokolit) geçirme riski altındadır.

    Tedavisinde damardan sıvı ve antibiyotik tedavisi ile rektal lavmanlar uygulanır.

    Enterokolit semptom ve belirtilerinden haberdar olun ve aşağıda belirtilenlerden biri gözlendiğinde mutlaka doktorunuza başvurun:

    İshal

    Kanlı dışkılama

    Ateş

    Karın şişliği

    Safralı veya safrasız kusma

    Enkopresis (Kilota dışkı kaçırma, kilot kirletme):

    Hastaların yaklaşık %12’sinde görülür. Kronik kabızlığa ve dışkının barsaklarda birikmesine bağlıdır. Özellikle Duhamel ameliyatına özgü olarak rektumda fekalom denilen taşlaşmış gaita parçaları bulunabilir.

    Tedavisi kronik kabızlıkta olduğu gibidir.

    Diğer uzun dönem sorunları:

    Hirschsprung hastalığı nedeniyle opere olan erkek hastaların yaklaşık %10’unda primer infertilite (kısırlık), ereksiyon bozuklukları, azoospermi ve psikoseksüel sorunlar görülebilmektedir.

  • Evlenecek olan çiftlere öneriler

    Öncelikle, evlilikteki korunma oldukça önemli bir konudur. Bu dönemde sık sık ilişki olduğu için korunma yönteminin de koruyuculuğu yüksek, etkin bir metod olması gerekir. Ancak bu dönemde her türlü korunma yöntemi uygun olmayabilir ve hastalar tarafından da kabul görmeyebilir. Kadınlar. Bu dönemde, en kolay ve etkin yöntem, doğum kontrol haplarıdır.

    Ama bunu da genç evliler pek kabul etmiyorlar ve bunun sebebini de şöyle açıklıyorlar: Doğum kontrol hapları kilo aldırıp, selulite neden oluyor. Sinirlilik ve mide bulantısı yapıyor gibi… Aslında başlangıçta yeni evli çiftlerin en çok tercih etmeleri gereken yöntem doğum kontrol haplarıdır. Evlilik hayatına adapte oluncaya kadar ve eşlerin birbirini cinsel yönden tanıyıncaya kadar, gereken kısa bir sürede kullanılabilecek en uygun yöntemdir. Örneğin 2-6 ay arası kullanılabilir. Daha sonra da tekrar jinekologlarına danışıp şartlarını tekrar gözden geçirip yeni bir yönteme geçilebilir. Takvim metodu ve prezervatif bir arada kullanılabilir.

    Düzgün adet gören kadınlarda takvim metodu uzun süre yan etkisiz ve zararsız olarak kullanılabilir. Korunulması gereken günlerde de ya prezervatif ya da geriye çekilme yöntemi uygulanabilir. Son zamanlarda geliştirilen kola takılan kapsüller de birçok hasta tarafından merak edilen bir yöntemdir.

    Yan etkisi yok denecek kadar azdır. Fakat adet görmemeye neden olduğu için bazı hastalarda tereddüte neden olmaktadır. Ayrıca spermisit jeller, fitiller de korunma yöntemi olarak kullanılabilir. Ancak Türkiye’de pek tercih edilmemektedir. Zaten fazla kullanılmadığı için de fazla alternatifleri geliştirilmemiştir.

  • Otizm rehberi

    Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek isteyebilirsiniz. Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

    Sizin hatanız değil!

    Otizme neler yol açar?

    Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.

    Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabul edilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

    Yalnız değilsiniz!

    Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve her 150 çocuktan birini etkilediği kabul edilmektedir. Ayrıca, otizmin erkeklerdeki yaygınlığı, kızlardan üç-dört kat fazladır. Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülür. Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir.

    Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD – autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders – PDD) eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır.

    Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir

    Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.

    Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.

    Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

    Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.

    Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500’de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.

    Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.

    OTİZMİN ÇEŞİTLERİ :

    Otizm ile ilgili birçok bozukluk “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” adı altında toplanmıştır. Bu gruba giren ve otizimle benzerlik gösteren bazı rahatsızlıkların özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

    *Otistik Bozukluk: Sosyal ilişki, iletişim ve hayali oyunlar kurma konularındaki bozukluklar görülür. Bu bozukluklar ilk üç yaş içerisinde ortaya çıkar. Basmakalıp davranışlar,ilgiler ve aktiviteler görülür.

    *Asperger Sendromu: Sosyal iletişimde bozukluklar, kısıtlı ilgi alanları ve faaliyetler gösterirler. Monoton ve mekanik olmamakla beraber dil gelişiminde gecikme olmaması, test edildiği zaman ortadan yükseğe kadar uzanabilen zeka düzeyi bulgularıyla karakterize edilir.

    *Rett Sendromu: İlerleyen bir bozukluktur. Çocuk ilk yıllarda normal bir gelişim gösterir. 1-4 yaşlarından itibaren kazandığı pek çok beceri geriler, ellerinin amacına uygun olarak kullanımı giderek yerini tekrarlayan el hareketlerine bırakır. Bu güne kadar yalnızca kız çocuklarında görülmüştür.

    *Başka Şekilde Adlandırılamayan Yaygın Zeka Gelişim Bozuklukları: Bu tanı çocuğa belli bir teşhis konulamadığı fakat pek çok konuda gelişim bozukluğu gösterdiği zaman konulur.

    OTİZMİN BELİRTİLERİ

    Eğer çocuğunuz:

     Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

     İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

     Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

     Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,

     Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,

     Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

     Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

     Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

     Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

     aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

     Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,

     Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

     Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,

    otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

    Otizmin belirtileri nelerdir?

    Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların her birinde gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

    A. Sosyal İlişkilerde Güçlük

    1. Başkalarıyla göz teması kurmakta zorlanmak

    2. Arkadaşlık ilişkileri geliştirememek

    3. Pek çok şeyi başkalarıyla birlikte değil de kendi başına yapmayı yeğlemek

    4. Çevredeki kişilerin yaptıklarıyla ilgilenmemek; onlar kendisiyle ilgilendiğinde ise kayıtsız kalmak

    B. İletişim Zorlukları

    1. Dil ve konuşma gelişiminde akranlarının gerisinde olmak ya da hiç konuşmamak

    2. Başkalarıyla sohbet başlatmada ve sürdürmede zorlanmak

    3. Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz zamanlarda söylemek

    4. Çevresinde bulunan aynı yaşlardaki çocukların oynadığı oyunlara ilgi göstermemek

    C. İlgi ve Davranış Takıntıları

    1. Bazı sıra dışı konulara karşı aşırı ilgi duymak; örneğin, asansörlerin nasıl çalıştığı

    2. Günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine katlanamamak; örneğin, eşyaların yerinin değişmesi

    3. Sıra dışı beden hareketleri yapmak; örneğin, sallanmak ya da çırpınmak

    4. Bazı nesnelerle sıra dışı hareketler yapmak; örneğin, nesneleri döndürmek ya da sıraya dizmek.

    Amerikan Psikiyatri Birliği, otizm spektrum bozukluğu içinde yer alan otizm tanısı için, çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına sahip olmasını ve bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki

    kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) gelmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için, iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir

    Aşağıda, her bir belirtiye ilişkin ayrıntılar yer almaktadır.

    A. Sosyal Etkileşim Sorunları

    1. Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik:

    Sıra dışı göz kontağı özellikleri: Göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak.

    Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: Konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.

    Başkalarına yaklaşmada sıra dışı özellikler: Sosyal ortamların gerektirdiği uzaklıkları ayarlayamamak; başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.

    Ses kullanımında sıra dışılık: Konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

    2. Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek:

    Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: Çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.

    Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak; örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşmek.

    Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (örneğin, favori konularda) etkileşimde bulunmak.

    Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: Örneğin, işbirliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

    3. Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık:

    Yalnızlığı yeğlemek: Başkalarının genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (örneğin; TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb.) yalnız başına yapmayı yeğlemek.

    Belli olay ya da durumlara başkalarının dikkatini çekme çabası göstermemek: Örneğin; şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak vb.

    Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başkalarının kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

    4. Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:

    Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

    Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

    Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

    B. İletişim Sorunları

    5. Dil gelişiminde gecikme:

    İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.

    Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (örneğin, ‘baba git’) kullanmamak.

    Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dilbilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

    6. Karşılıklı konuşmada zorluk:

    Karşılıklı konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: Örneğin, bir kez konuşmaya başlayınca, konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.

    Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.

    7. Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak:

    Başkalarının kendisine söylediklerini yinelemek.

    Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.

    Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri yinelemek.

    Aşırı resmilik ve didaktiklik gibi konuşma özellikleri göstermek.

    8. Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:

    Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

    Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, küpü mikrofon olarak) kullanarak oyun oynamamak.

    Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, Legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.

    Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

    C. Sınırlı/Yinelenen İlgi ve Davranışlar

    9. Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak:

    İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı aşırı ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.

    Bazı sıra dışı konulara aşırı ilgi duymak: Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.

    İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntıları anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

    10. Belli düzen ve rutinlere ilişkin aşırı ısrarcılık:

    Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: Örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.

    Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek: Örneğin, eve gelirken hep aynı güzergahı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.

    Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında aşırı tepki göstermek: En ufak bir değişiklik karşısında aşırı kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.

    Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için, meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

    11. Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:

    Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.

    Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

    12. Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:

    Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.

    Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.

    Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.

    Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

    TANILAMA SÜRECİ

    Otizmin tanısı nasıl ve kimler tarafından konur?

    Tanı koyabilecek kişiler, yalnızca konunun uzmanı olan doktorlardır. Otizmli çocukların dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir; ancak, davranışları farklıdır. Tanı, uzmanlar tarafından çocuğun gözlenmesi, gelişim testleri yapılması ve anne-babalara çocuğun gelişimi hakkında sorular sorulmasıyla konur. Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir. Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir.

    Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır.

    1.Çocuk ruh hastalıkları uzmanı: Çocuk ruh hastalıkları uzmanı, çocuk ruh sağlığını değerlendiren, tanılayan ve tedavi eden doktordur. Çocuğunuzu gözler, sizinle görüşme yapar, tanı ölçütlerine göre çocuğunuzu değerlendirir, tıbbi muayenesini yapar ve tanısını koyar. Gerekirse tıbbi tetkik ve ilaç tedavisi önerir. İlaç, eğitime destek ve istenmeyen hareketleri kontrol altına almak amacıyla verilir. Otizmin ilaçla tedavisi henüz mümkün değildir.

    Değişiklikleri takip edebilmesi, gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için düzenli aralıklarla (yılda bir ya da iki kez) çocuğunuzu çocuk ruh hastalıkları uzmanına götürmelisiniz.

    2. Çocuk nörologu: Çocuk nörologu çocuklardaki beyin ve sinir sistemi sorunlarının uzmanıdır. Çocuk nörologu da otizme ilişkin değerlendirme yapabilir. Ayrıca, çocuğunuzda otizmle ilişkili olabilecek bazı hastalıkların (sara nöbetleri gibi) olduğu ya da otizm dışında başka sorunların varlığı düşünülürse, çocuk nörologu tarafından bazı tıbbi tetkikler (MR, BT, EEG vb.) ve tedaviler de yapılabilir. Ancak, bütün otizmli çocukların yalnızca dörtte birinde bu tür sorunlar görülür. Dolayısıyla, doktor tarafından mutlaka ihtiyaç olduğu söylenmediğinde, bu tetkiklerle kendinizi ve çocuğunuzu maddi ve manevi olarak yıpratmayın.Eğer çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu çıkartmanız gerekir.

    Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için ne yapmalısınız?

    Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için, Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız. Özürlü Sağlık Kurulu; iç hastalıkları, genel cerrahi, göz hastalıkları, kulak-burun-boğaz, nöroloji veya ruh hastalıkları uzmanlarından oluşur.

    OTİZM YELPAZESİNDE YER ALAN HER ÇOCUĞUN BİLMENİZİ

    İSTEYECEĞİ 10 ŞEY

    1) Ben “otizm”i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm karakterimin sadece bir bölümüdür. Beni tek başına tanımlayacak bir kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

    2) Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da kavgacı görünebilirim ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir.Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir.

    Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için.

    Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir, kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir… Bunlar benim için oldukça tiksindiricidir.

    En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir. Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

    3) “Yapmam” (Yapmamayı seçiyorum) ve “ Yapamam” (Yapmayı beceremiyorum) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın. Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘” olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz. Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

    4) Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım. “Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.

    5) Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş, aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda gösterdiğim tepkilere dikkat edin.

    Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.
    Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

    6) Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

    7) Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışarıdan bakıldığında parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen bunu nasıl yapacağımı –yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe yarayabilir.

    8) Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

    9) Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı…” “Keşke bunu yapabilseydi…” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!

    10) Sabır, sabır, sabır… Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

    Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

    Eğitim

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrenciler yalnızca Türkiye’de değil dünyanın hemen her yerinde, özel eğitim çabalarından en az yararlanan özel gereksinimli öğrenci grubunu oluşturmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenleri, temel düzeyde genel ve özel eğitim bilgi ve becerisine sahip olmalıdırlar (ör., bireyselleştirme, sınıf yönetimi, etkili öğretim vb.).

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenlerinin sahip olmaları gereken özel nitelikler ise şunlardır:

    (a) otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin özellikleri ve gereksinimleri,

    (b) sosyal etkileşim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., sosyal öyküler, videoyla model olma vb.),

    (c) iletişim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., PECS, repliklerle iletişim öğretimi vb.),

    (d) bağımsız yaşam becerisi kazandırma yöntemleri (ör., etkinlik çizelgeleri, toplum temelli öğretim vb.),

    (e) duyusal ve çevresel düzenlemeler (ör., görsel stratejiler, rutinler vb.),

    (f) olumlu davranışsal destek.

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere, özellikle de Asperger sendromlular dışında kalan gruba yönelik eğitim çalışmaları, çok farklı biçim ve içeriklerde çalışmayı gerektirebilmektedir. Örneğin, pek çok çocuk, çok erken yaşta, bire-bir, yoğun ve kesintisiz davranışsal eğitim aldığında en hızlı ilerlemeyi gösterebilmektedir. Ya da, grup içinde çok yoğun bire-bir davranışsal eğitim verilmesi gerekebilmektedir. Tüm bu özellikler, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak öğretmenlerin çok özel donanımlara sahip olmalarını gerektirmektedir.

    Türkiye’de ise otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere öğretmen ya da uzman yetiştirmeye yönelik bir lisans ya da lisansüstü programı yoktur. Dolayısıyla, zihin engellilerin öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle de çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin eğitim gereksinimleri, diğer özel eğitim gruplarının gereksinimlerinden farklılaşmaktadır. Bu nedenle, zihin engelliler öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışırken önemli sorunlarla karşılaşmaktadırlar.

    EĞİTİM YÖNTEMLERİNE GİRİŞ

    Otizmli çocuklara erken yaşta, tercihen üç yaştan önce tanı konması büyük önem taşır. Çünkü otizmli bir çocuk özel eğitim almaya ne kadar erken başlarsa, o kadar hızlı ilerleyebilir. Otizmli çocuklara haftada en az 20 saat, tercihen 35-40 saat süreyle ve otizmli çocuklar için özel olarak hazırlanmış eğitim programlarıyla özel eğitim verilmesi gerekir.

    Özel eğitimin yanı sıra özel eğitime destek olarak verilen terapilerin en önemlileri dil-konuşma terapisi ve uğraşı terapisidi. ABD ve Kanada gibi pek çok gelişmiş ülkede, otizm başta olmak üzere çeşitli özür grubundan çocuklara destek hizmet vermek üzere okullarda dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri görevlendirilmektedir. Bu terapilerin finansmanı ise devlet ya da eyalet tarafından karşılanmaktadır.

    Dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri, çocuklara terapi hizmeti sunmanın yanı sıra, öğretmenlere ve ailelere de danışmanlık hizmeti sunarlar. Dil-konuşma terapistleri otizmli çocuklarda dil ve iletişim becerilerini geliştirmek için çeşitli terapiler uygularlar. Bu terapilerin temel hedefi, otizmli çocukların içinde bulundukları tüm ortamlarda iletişim kurmalarını sağlayacak iletişim becerilerini onlara kazandırmaktır.

    Bu amaçla, hem kendilerine yöneltilen konuşmaları daha iyi anlamaları, hem kendilerini daha anlaşılır şekilde ifade etmeleri, hem de karşılıklı konuşma başlatma ve sürdürme becerilerini kazanmaları sağlanmaya çalışılır. Dil-konuşma terapistlerinin otizmli çocuklarla sıklıkla kullandıkları yöntemlerin bazıları (örneğin, fırsat öğretimi) ilerleyen bölümlerde tanıtılmaktadır.

    Uğraşı terapistleri ise, otizmli çocukların günlük yaşam becerilerini, toplumsal becerilerini ve uyumsal davranışlarını geliştirmek ve davranış sorunlarını azaltmak amacıyla çeşitli terapiler yürütürler. Uğraşı terapistlerinin otizmli çocuklarda en sık uyguladıkları yöntem ‘duyusal bütünleştirme terapisidir’. Bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgileri ‘Terapi Yöntemleri’ bölümünde bulabilirsiniz.

    Otizmli çocuklarda özel eğitimin yanı sıra bazı terapi ve psikiyatrik tedavi yöntemlerine de başvurulabilir. Ancak, farklı terapi ve tedavi yöntemlerine başvurulması, özel eğitime olan ihtiyacı azaltmaz. Bu nedenle, ne tür bir terapi ya da tedavi alırsa alsın otizmli her çocuğun mutlaka ve öncelikle özel eğitim alması gerekir. Diğer yöntemler, özel eğitime yardımcı olabilir ama hiç biri özel eğitimin yerini alamaz.

    Yöntemlerin Seçilmesi Ve Değerlendirilmesi

    Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Tohum Otizm Vakfı web sitesinde bu yöntemlerin en bilinenlerine ve yaygın olarak kullanılanlarına yer verilmiştir.

    Bir eğitim, terapi ya da tedavi yönteminin yararları, bilimsel araştırma sonuçlarıyla ortaya konmalıdır. Ancak, bir yöntemle ilgili yapılan her bilimsel araştırma, o yöntemin işe yaradığını ya da yaramadığını gösteremez. Bir bilimsel araştırmanın sonuçlarının bir yöntemin etkilerini gösterebilmesi için o araştırmanın iki özelliği taşıması gerekir:

    1. Araştırma ‘deneysel’ olmalıdır.*
    2. Araştırma ‘hakemli bilimsel dergi’de makale olarak yayımlanmış olmalıdır.**

    * Deneysel araştırmalar, deneysel kontrol sağlanarak yürütülen ve neden-sonuç ilişkisi kurmaya olanak veren araştırmalardır.
    ** Hakemli bilimsel dergiler, her makalenin yayımlanması için birden fazla uzmanın hakemliğine başvuran bilimsel dergilerdir.

    Uygulamalı Davranış Analizi

    Uygulamalı davranış analizi (ABA: Applied BehaviorAnalysis), davranışsal yöntem olarak da bilinmektedir. Bu yöntem, birey davranışlarını ve bu davranışlarla ilişkili çevresel özellikleri objektif olarak analiz etmeye dayalıdır. Pek çok davranışın çevre tarafından bir şekilde ödüllendirildiği ya da cezalandırıldığı düşünülmektedir.

    Dolayısıyla, çeşitli ödül mekanizmaları ve çok gerektiğinde bazı caydırıcı mekanizmalar kullanılarak uygun davranışlar artırılmaya, uygun olmayan davranışlar ise azaltılmaya çalışılmaktadır. Otizmli bireylerde artırılması hedeflenen davranışlara örnek olarak taklit becerileri, oyun becerileri, sosyal beceriler, iletişim becerileri ve özbakım becerileri; azaltılması hedeflenen davranışlara örnek olarak ise öfke nöbetleri ve kendini uyarıcı (sterotipik) davranışlar verilebilir.

    Uygulamalı davranış analizinde bireye kazandırılmak istenen ya da bireyde azaltılmak istenen davranışlar sistemli bir gözlem ve kayıt tutmayla belirlenir. Daha sonra bu davranışlara müdahalede bulunulur ve aynı gözlem ve kayıt tutma yöntemleriyle müdahalenin etkililiği değerlendirilir. Normal gelişim gösteren çocuklar öğrendikleri bir davranışı birden fazla ortamda uygulayabilirken (genellerken), otizmli çocuklara bu becerileri genelleyebilme; bir başka deyişle, farklı ortamlarda kullanabilme becerileri de öğretilir.

    Uygulamalı davranış analizinde, otizmli çocuklarda görülen problem davranışların azaltılması ile ilgili özel programlar hazırlanır. Bu yöntemde, davranışın nedeni kişilerde değil, kişinin çevreyle etkileşiminde görülür. Bu nedenle, problem davranış azaltılmaya çalışılırken öncelikli olarak davranış öncesi, davranış ve davranış sonrası durumların ya da olayların gözlenmesi gerekir. Daha sonra ise davranışa zemin hazırlayan durumlar ortadan kaldırılır, azaltılmak istenen davranış ortaya çıktığında görmezden gelinir ya da caydırılır (örneğin, çocukpuan kaybeder) ve problem davranışa alternatif olarak artırılmak istenen davranışlar etkili şekilde ödüllendirilir.

    Otizmli çocuklara yönelik uygulamalı davranış analizi çalışmalarında:

    ► Çocuğun uyanık olduğu her an,

    ► Çocuğun bütün davranışlarını hedef alan,

    ► Çocuğun yaşamının geçtiği tüm çevrelerde,

    ► Çocuğun yaşamındaki tüm önemli kişiler tarafından,

    ► Haftada 20-40 saat uygulanan olabildiğince erken yaşta başlatılan eğitim hedeflenir.

    Uygulamalı davranış analizinin otizmli çocuklar için nihai hedefi, bu çocukların akranlarıyla birlikte kaynaştırma programlarına devam edebilecek düzeye gelmeleridir.

    Uygulamalı davranış analizi otizmde uygulanan diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında, başarısını deneysel araştırmalarla bilimsel olarak gösterebilen tek yöntem olarak dikkat çekmektedir. Örneğin, Lovaas ve meslektaşları tarafından yürütülen deneysel çalışmalarda, iki yıl süreyle uygulamalı davranış analizine dayalı eğitim alan çocukların %90’a yakınında çok önemli zekâ ve sosyal gelişim kazançları görülmüştür. Dahası, bu çocukların yarısına yakınının zekâ ve uyum açısından normal gelişim gösteren çocuklardan önemli bir farkları kalmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, belirtilen gelişmelerin ergenlik döneminde de korunduğu saptanmıştır. Deney grubundaki çocuklarla aynı özellikleri taşıyor olup böyle bir eğitim alma şansı olmayan çocuklardan oluşan kontrol grubunda bu gelişmelerin hiçbiri gözlenememiştir.

    Uygulamalı davranış analizinde çeşitli teknikler yer alır ve bu teknikler otizmli bireylerin eğitiminde çok çeşitli şekillerde kullanılır. Ayrıca, bu tekniklerin farklı şekillerde bir araya getirilmesiyle de çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bu uygulamaların belli başlıları ilerleyen bölümlerde kısaca açıklanmaktadır.

    Lovaas yöntemi olarak da bilinen ayrık denemelerle öğretim (DTT: Discrete Trial Teaching), bire bir öğretim oturumunda art arda pek çok öğretim sunumu yapılmasıdır. Bu sunumlarda çocuğa bir soru, komut ya da araç yöneltilir; karşılığında çocuktan bir tepki beklenir; doğru tepkiler ödüllendirilir; yanlış tepkiler ise düzeltilir. Bu sistemle otizmli çocuklara tüm gelişim alanlarından beceriler kazandırılabilir.

    Ayrık denemelerle öğretimin daha sistematik biçimi olan yanlışsız öğretimde ise öğretim sırasında çeşitli ipuçları kullanılır. Böylece, çocuğun yanlış yapma olasılığı en aza indirilir. Çocuk ipuçları yardımıyla belli davranışları yapar hale geldikten sonra bu ipuçları yavaş yavaş ortadan kaldırılır.

    Ayrık denemelerle öğretimin otizmli çocuklar için kritik beceri alanları olan taklit, eşleme ve sınıflama, alıcı dil, oyun, özbakım vb. becerilerin kazandırılmasındaki etkililiği çeşitli deneysel araştırmalarla gösterilmiştir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    b. Erken Yoğun Davranışsal Eğitim

    Erken yoğun davranışsal eğitim (EIBI: Early Intensive Behavioral Intervention) 40 yılı aşkın bir s üre önce Lovaas’ın öncülüğünde UCLA’de (Los Angeles’daki California Üniversitesi) başlatılan ve çok çeşitli deneysel araştırmalarla desteklenen bir uygulamadır. Uygulama olabildiğince erken yaşta ve bire bir öğretimle başlatılır ve haftada 20-40 saat olarak yürütülür. Uygulamada önceleri ayrık denemelerle öğretim tekniği kullanılırken giderek başka teknikler ve grup eğitimi de işin içine katılır. Uygulama çoğunlukla her çocuğun kendi evinde yürütülür. Ayrıca, tüm gelişim alanlarını kapsayan bir müfredat izlenir.

    Yapılan araştırmalarda bu tür eğitim alan çocukların yarısına yakınının tüm alanlarda çok büyük ilerleme gösterdiği ve eğitimlerinin geri kalanını kaynaştırma ortamlarında akranlarıyla birlikte sürdürebildiği görülmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    c. Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim

    Etkinlik çizelgeleriyle öğretimde (activity schedules), çocuğa öğretilecek beceri küçük basamaklara bölünür ve bu basamakları gösteren bir görsel çizelge (örneğin, fotoğrafı defter) hazırlanır. Daha sonra ise çocuğun bu çizelgeyi takip ederek (örneğin, defterin sayfalarını çevirerek), her bir basamağı yapması sağlanır. Basamakları yapabilmesi için çocuğa fiziksel yardım sunulur. Örneğin, çocuğun arkasında durulup elinin üzerinden tutularak defterin sayfasını çevirip fotoğrafta gördüğü şekilde aracı tutması sağlanır. Öğretim sırasında kullanılan ipuçlarının sistematik olarak sunulmasında ve ortadan kaldırılmasında ise yanlışsız öğretim tekniklerinden yararlanılır.

    Etkinlik çizelgeleriyle öğretim otizmli çocukların başkalarından bağımsız olarak çeşitli becerileri, özellikle de özbakım, günlük yaşam ve serbest zaman becerilerini yerine getirebilmelerini sağlamada çok etkilidir. Çocuğun özelliklerine göre çizelge olarak, tek sayfalı ya da çok sayfalı yazılı ya da görsel materyaller kullanılabileceği gibi, bilgisayar gibi teknolojik araçlar da kullanılabilir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    d. Replik Silikleştirmeyle Öğretim

    ya da dinlemesi ve tekrarlaması sağlanarak otizmli çocuğa sosyal ortamlara uygun sözel iletişim becerileri ve karşılıklı konuşma becerileri kazandırılır. Örneğin, bir çocuğun repliği öğle yemeği sırasında yanında oturan arkadaşına sabah neler yaptığına ilişkin sorulacak bir sorudan; bir başka çocuğunki ise birinin yanından ayrılırken “görüşürüz” demekten oluşabilir. Yazılı ya da sözlü olarak sunulan replik modelleri zamanla ortadan kaldırılır.

    Böylece, çocuk herhengi bir yardım olmaksızın o ifadeyi uygun zamanlarda kullanır hale gelir. Bu sistemin etkililiğini gösteren çeşitli deneysel araştırmalar mevcuttur.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    e. Videoyla Model Olma

    Videoyla model olma (video modeling) uygulamasında, çocuğun model alması istenen becerilerin yerine getirilişi videodan çocuğa gösterilir. Videodaki görüntü bir başka çocuğa ya da yetişkine ait olabileceği gibi, çocuğun kendisine de ait olabilir. Çocuk öğrenmesi planlanan becerileri; örneğin, çiftlik hayvanlarıyla hayali oyun oynama becerilerini videodan izler. İzlerken önünde aynı araçlar bulunur. Çocuğa görüş alanının dışından sunulan fiziksel yönlendirmelerle çocuğun videoda izlediklerinin aynısını yapması sağlanır. Örneğin, çocuğun ellerinin üzerinden tutularak ekranda gördüğü hayvanları hoplatma davranışı yaptırılır. Çocuğa sunulan yardım sistematik olarak ortadan kaldırılır ve öğretim sırasında çeşitli ödüllendirme sistemleri kullanılır.

    Videoyla model olmanın sosyal, iletişimsel, oyun, özbakım ve günlük yaşam becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    f. Fırsat Öğretimi

    Fırsat öğretimi (incidental teach’mg), iletişim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılan biryöntemdir. Fırsat öğretimi uygulamaları için çocuğun iletişim girişiminde bulunmasına zemin hazırlayacak bir çevresel düzenleme yapılır. Örneğin, çocuğun görebileceği ama ulaşamayacağı bir yere çocuğun çok sevdiği bir oyuncak konur.

    Çocuk oyuncağa uzanma girişiminde bulunduğunda ise çocuğun oyuncağı istemek için sözel ya da jestsel bir iletişimsel davranış yapması cesaretlendirilir. Çocuğun iletişimsel çabaları, çocuğun istediği yerine getirilerek ödüllendirilir. Giderek çocuktan daha gelişmiş iletişimsel davranışlar beklenir ve gerektiğinde çocuğa model olunur.

    Yapılan deneysel araştırmalar fırsat öğretiminin özellikle küçük yaşlardaki çocuklarda etkili olduğunu ve kazanılan iletişim becerilerinin genellenme olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

    Temel tepki öğretimi (PRT: Pivotal Response Training) adıyla bilinen teknik de fırsat öğretiminin bir uyarlaması olup otizmli çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    g. İşlevsel Değerlendirme ve Analiz

    İşlevsel değerlendirmeye analiz, geleneksel davranış yönetimi sistemlerine bir alternatif olarak geliştirilmiştir. Uygulamanın amacı, davranış sorunlarının işlevlerini belirleyerek aynı işlevlere yönelik uygun davranışlar kazandırmaktır. Davranış sorunlarının temel işlevlerinin başkalarının ilgisini elde etmek, nesne ya da etkinlik fırsatı elde etmek, istenmeyen etkinliklerden kaçmak ya da duyusal haz elde etmek olduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli çocuklarda sık rastlanan öfke nöbetlerinin genellikle ilk üç işleve hizmet ettiğini; kendini uyarıcı davranışların ise esas olarak duyusal haz elde etme işlevine sahip olduğunu göstermektedir. Bu işlevlere yönelik uygun davranışların kazandırılmasında, başta ödüllendirme olmak üzere davranış artırmaya yönelik teknikler (örneğin, şekil verme ve zincirleme) kullanılmaktadır.

    Uygulamanın etkililiğine ilişkin çeşitli deneysel araştırma bulguları söz konusudur.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    h. PECS

    PECS (Picture Exchange Communication System/Resim Değiş Tokuşuna Dayalı İletişim Sistemi), Amerikalı psikolog Andy Bondy ve konuşma terapisti Lori Frost tarafından geliştirilmiş olan bir alternatif iletişim sistemidir. PECS’de çocuğa, istediği bir nesneyi ya da etkinliği elde etmek için, o nesnenin ya da etkinliğin resmini karşısındakine vermesi öğretilir. PECS konuşamayan ya da konuşmayı işlevsel olarak kullanamayan herotizmli çocuğa öğretilebilir.

    PECS öğretimi altı aşamaya ayrılmıştır. İlk başta gereksinimini tek bir resimle anlatan çocuk, zamanla değişik resimleri ayırt etmeyi ve resimlerle cümleler kurmayı öğrenir. Resimler ve cümleler taşınır bir cırtcırtlı klasöre konur. Bunun amacı, çocuğun istediği zaman, istediği yerde yeni bir cümle kurarak iletişime geçmesine fırsat vermektir. PECS sistemi arkadaşlarla etkileşimde bulunma, sırasını bekleme ve oyun oynama becerilerini geliştirmek amacıyla da kullanılır.

    Yapılan araştırmalar PECS öğrenen çocukların önemli bir bölümünün işlevsel iletişim kurabildiklerini; bu çocukların bir bölümünde resimlerle iletişimin yanı sıra konuşmanın da geliştiğini; davranış sorunlarının ise azaldığını göstermektedir. Öte yandan, PECS’in belirli bir evresinde takılan ya da PECS’ten yeterince yararlanamayan otizmli çocuklarda bulunmaktadır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    i. Sözel Davranış

    Sözel davranış (VB: Verbal Behavior/AVB: Applied Verbal Behavior) yöntemi, Skinner’ın 1957 yılında dil gelişimine ilişkin yazmış olduğu “Sözel Davranış” başlıklı kuramsal kitapta öne sürdüğü görüşlerin otizmli çocuklara iletişim becerileri kazandırmak amacıyla kullanılmasıdır. Bu yöntemde çocuklara işlevsel iletişim becerileri kazandırmak amacıyla çeşitli davranışsal uygulamalar yapılır. Bu uygulamalarda öncelikle istek bildirme (mand) ve isimlendirme/betimleme (tact) becerilerini kazandırmak hedeflenir. Daha sonra ise daha üst düzey iletişim becerilerini kazandırmak için planlama yapılır.

    Sözel davranış yönteminde alıcı dil becerilerinin belli bir düzeye gelmesi beklenmeksizin, ifade edici dil becerileri üzerinde çalışılmaya başlanır. Bu yöntemde her zaman için işlev biçimden daha önemli görülür. Dolayısıyla, ilk basamak olan istek bildirme öğretimi sırasında çocuğun gerçek bir istek bildirme bağlamında konuşma, jest, işaret ya da herhangi bir başka yolla istek bildirmesi ve isteğine ulaşması sağlanır. Bu öğretimi, diğer dil becerilerinin öğretimi izler.

    Sözel davranış öğretiminde, her bir kavrama ilişkin olarak çocuğun aşağıda sıralanan becerileri yerine getirmesi sağlanmaya çalışılır:

    • Su içmek istediğinde su istemesi,

    • Sorulduğunda suyu göstermesi,

    • Ne içtiği sorulduğunda “su” demesi,

    • “Elini neyle yıkarsın?” diye sorulduğunda yanıtlaması.

    Bu yöntem oldukça mantıklı görünmekle ve alandaki önemli uzmanlar tarafından önerilmekle birlikte, otizmli çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin yayımlanmış bilimsel araştırma bulgusu sınırlıdır. Ayrıca, bu yöntemin ayrı bir yöntem olmayıp uygulamalı davranış analizi içindeki teknikleri yeni bir harmanlamayla kullandığı yönünde görüşler de öne sürülmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    TEACCH

    TEACCH (Treatment and Education ofAutistic and Related Communication Handicapped) ıgyo’li yıllarda Eric Schopler tarafından ABD’nin Kuzey Karolayna eyaletinde geliştirilmiş olan ve yapılandırılmış öğretim olarak da bilinen biryöntemdir. Programda otizmli çocuğun becerileri, ilgi alanları ve gereksinimleri temel alınır. Bu yöntemde, çocuğun çevreye uyması değil, çevrenin çocuğa uyması amaçlanır. Dolayısıyla, fiziksel ortam özel olarak yapılandırılır, etkinlikler tahmin edilebilir şekilde düzenlenir, takip edilebilecek görsel planlar hazırlanılır ve yapılandırılmış çalışma alanları kullanılır. Çocuklar kendilerine ait çalışma köşelerinde görsel planlarını takip ederek belli becerileri yerine getirirler. Böylece başkalarına bağımlılıkları en aza indirilmeye çalışılır.

    Tüm dünyada ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılmasına karşın TEACCH’in otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren araştırmaların çoğu betimsel nitelikte olup, deneysel araştırma özelliği göstermez. Dolayısıyla, TEACCH’in başka yöntemlere kıyasla etkilerini gösteren deneysel araştırmalara gereksinim vardır.

    İlişki – Temelli Yöntemler

    İlişki-temelli (relationship-based) yöntemler, çocuklarda duygusal gelişimi ve bağlanmayı ön planda tutan yöntemlerdir. Bu yöntemler içinde en popüler olanlar Floortime (DIR) ve RDI’dır. Bu yöntemlerde çocukla serbest oyun ortamlarında sosyal etkileşimlerde bulunmak esastır. Böylece çocuğun sosyal etkileşimlerde bulunma becerilerini geliştirmek ve bu becerilerden keyif almasını sağlamak hedeflenir.

    Etkileşimler sırasında çocuğun liderliği izlenir ve çocuğun her yaptığının derin bir anlamı olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, çocuğun yaptıkları engellenmez ya da kesintiye uğratılmaz; tam tersine, çocuğun yaptıklarına benzer şeyler yaparak çocukla etkileşimde bulunmaya çalışılır. Floortime’dan farklı olarak RDI’da dinamik zekayı geliştiren etkinliklerin de yer aldığı öne sürülmektedir. Ancak, bu etkinliklerin nasıl yapıldığı kaynaklardan tam olarak anlaşılamamaktadır.

    Otizmdeki en temel yetersizlik alanlarından biri sosyal etkileşim olduğu için, ilişki-temelli yöntemler uygulamacılara ve ailelere çekici gelebilmektedir. Ancak, bu uygulamaların etkilerini gösteren çalışmalar vaka örneklerinin ya da betimsel çalışmaların ötesine geçmemektedir. Dolayısıyla, etkileri deneysel araştırmalarla gösterilmedikçe, bu yöntemleri bilimsel dayanaklı kabul etmek olanaksızdır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

    Sosyal Öyküler

    Sosyal öyküler (socialstories), eğitimci Carol Gray tarafından çocukların eğitiminde kullanılmak üzere 1991 yılında geliştirilmiştir. Sosyal öyküler hazırlanırken, okuma-yazma bilen çocuklarda basit cümlelerden, okuma-yazma bilmeyen çocuklarda da resimlerden yararlanılarak öyküler hazırlanır. Hazırlanan öyküler çocuklara sosyal ortamlarda ne yapmaları gerektiğini anlatır. Sosyal öyküler ile belli sosyal becerileri öğrenen çocuk öykünün sahibi olmalıdır; yani öykü onun için yazılmış olmalıdır.

    Bu öykülerin çoğu sosyal davranışın içindeki “nasıl”ı ve bazı “neden”leri açıklamaktadır. Her öykü, çocuğun anlamakta güçlük çektiği durum hakkında ayrıntılı bilgi vererek başlar. Sonra öykünün nerede geçtiği, kimlerin olduğu, çekilen zorluğun doğası ve gerçek yaşamda ne olduğu öyküye dahil edilir. “Genelde” ya da “yapmayı, etmeyi deneyeceğim” sözleri cümlelerde kesin sözler yerine tercih edilir. Bunun sebebi hata veya istisnaya da yer vermektir. Çünkü otizmli çocuk kendisine söyleneni anladıktan sonra kuralda yapılacak bir değişikliği ya da uyarlamayı kabul etmekte çok zorlanır.

    Sosyal öykülerin otizmli çocuk davranışları üzerindeki etkilerini gösteren deneysel araştırma bulguları yeterli düzeydeydin

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

    Kolaylaştırılmış İletişim

    Yardımlı iletişim olarak da bilinen kolaylaştırılmış iletişim (FC: Facilitated Communication), sözel iletişim kuramayan otizmli çocuklarla kullanılan bir alternatif iletişim yöntemidir. Bu yöntem, çocuğun mesajının, biryardımcınm fiziksel desteğiyle yazılı hale getirilmesidir. Yardımcı, çocuğun elinden ya da bileğinden tutarak çocuğun klavye üzerinde yazı yazmasına yardımcı olur. Bazı sistemlerde çocuğun yazdıkları sözlü hale dönüşür. Bu yöntemin kullanılabilmesi için otizmli çocuğun okuma-yazma bilmesi gerekir. Yardımcının çocukla doğrudan kontağı olduğu için, istemeden de olsa iletişimi etkileyebileceği, çocuğu kendi doğrultusunda yönlendirebileceği, bu iletişim yönteminin şiddetle eleştirilmesine neden olmuştur. Yapılan araştırmalarda, çocuğu tanımayan yardımcıların desteğiyle anlamlı cümleler üretilemediğini göstermektedir. Dolayısıyla, yazılan mesajların çocuktan çok yardımcıya ait olduğu düşünülmektedir.

    1994 yılında Amerikan Psikologlar Birliği bu yöntemin bilimsel olmadığı yönünde bir görüş yayımlamıştır. Günümüzde, bu konuda daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı çünkü yapılan araştırmaların yöntemin etkisizliğini göstermede ikna edici olduğu kabul edilmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Duyusal Bütünleştirme Terapisi

    Duyusal bütünleştirme (SI: Sensory Integration) terapisi, otizmli çocuklarda duyu organlarının sağladığı bilgileri algılama, işleme ve anlamlandırma yeteneğinde bazı sorunlar olduğunu varsayar. Dolayısıyla, bu sorunları gidererek ve duyusal bütünleştirme yeteneğini geliştirerek zihinsel işlevleri artırıp, davranış sorunlarını azaltmayı hedefler.

    Genellikle uğraşı terapistleri tarafından yürütülen duyusal bütünleştirme etkinlikleri arasında; vücudu fırçalamak, dizleri ve dirsekleri sıkıştırmak, hamakta sallanmak vb. sayılabilir. Birde, duyu diyeti adı verilen uygulamalar söz konusudur. Duyu diyetine örnek olarak vücut çorabı ya da ağırlıklı yelek giymek verilebilir.

    Duyusal bütünleştirme otizm alanında 1970’lerden bu yana yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, henüz yeterli bilimsel dayanağa sahip değildir. Yapılan kapsamlı bir araştırma derlemesi, ikna edici deneysel araştırma bulgusu eksikliğine işaret etmektedir (Baranek, 2002).

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir

    İşitsel Bütünleştirme Terapisi

    İşitsel bütünleştirme terapisi (AİT: Auditoıy Integration Training) ıgöo’lı yıllarda Berard tarafından Fransa’da geliştirilmiş olup, daha sonraları Tomatis, Earobics, Fast for Words gibi isimlerle de uygulanmaya başlamıştır. İşitsel bütünleştirme terapisinin başında çocuğun hangi frekanslara karşı aşırı hassas olduğu belirlenir ve terapi seanslarında bu frekanslardan arındırılmış olan müzikler çocuğa kulaklıklardan dinletilir. Bu yöntemin bazı seslere ilişkin aşırı hassasiyeti ve davranış sorunlarını azalttığı yönünde araştırmalar olduğu gibi, işe yaramadığı ya da davranış sorunlarını artırdığı yönünde de araştırmalar vardır.

    Altı deneysel araştırmanın verilerini tekrar inceleyerek 2006 yılında bir sistematik derleme çalışması yürüten Sinha ve arkadaşları, bu araştırmalarda çeşitli yöntemsel sorunlar olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Dolayısıyla, işitsel bütünleştirme terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerinin henüz bilimsel temele dayanmadığına karar vermişlerdir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da

    Müzik Ve Dans Terapisi

    Müzik terapisi birlikte şarkı söyleme, enstrüman çalma ve müziğe dansla eşlik etme etkinlikleri aracılığıyla sertifikalı terapistler tarafından uygulanan terapi yöntemidir. Otizmli çocuklarda müzik terapisinden umulan yararlar şöyle sıralanabilir:

    Duygusal bağ kurma: Müzik terapisinde yer alan etkinliklerin çocuğun terapistle

    ve başkalarıyla duygusal bağ geliştirmesine yardımcı olması beklenir.

    Sözel ve bedensel dilin kullanımını artırma: Müziğin iletişim isteklerini artırması beklenir.

    Davranış sorunlarını azaltma: Enstrüman kullanımı ve dans sırasında çocuğa

    görsel, dokunsal ve işitsel uyaranlar birlikte ulaşır. Bu uyarılmanın çocuğun ince

    ve kaba devinsel gelişimini artırabileceği, kendisinin farkına varmasını

    kolaylaştırabileceği ve uygun olmayan davranışlarını azaltabileceği düşünülür.

    Başarı duygusunu yaşatma: Enstrüman çalmak, şarkı söylemek ya da dans etmek çocuğun başarı duygusu yaşamasını sağlayabilir.

    Müzik terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren çalışmaların çoğu deneysel olmayan çalışmalardır. Ancak, müzik terapisinin olumlu etkileri bir meta-analizi (yayımlanmış çalışmaların verilerinin yeniden analizi) araştırmasıyla da gösterilmiştir

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    Sanat Terapisi

    Sanat terapisinde; resim, seramik, heykel vb. plastik sanatların bireyin kendini ifade etmesine aracılık ederek bireyin duygusal olarak rahatlamasını sağlaması hedeflenir. Diğer bir deyişle, sanat terapisi, bireyin başka yollarla ifade edemediği duygu ve düşüncelerinin sanatsal üretimlerle açığa çıkmasını sağlamaya çalışır.

    Sanat şemsiyesi altındaki herhangi bir terapi yönteminin ana amacı, estetik yönün yaşanması ve ortaya çıkabilmesi için güvenli ve yargılamayan bir ortamın oluşturulmasıdır. Sanatsal etkinliğin doğası, etkin şekilde bir nesne ile uğraşmayı, risk almayı ve bireyin kendini ifade etmesini içermektedir.

    Sanat yapılırken; şekillerin ve hacmin bilişsel gelişime; renklerin, kokuların ve dokuların duyulara; genel sürecin ise fiziksel koordinasyona yararı olduğu varsayılır. Böylece, hem estetik farkındalığın, hem de çeşitli becerilerin gelişmesi beklenir. Sanatın, çocuğu cesaretlendirerek, onu teşvik ederek iletişim yolunu açacağı umut edilir.

    Otizmli çocuklarda sanat terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Drama Terapisi

    Drama terapisinde amaç, sahne sanatlarında yer alan rol oynama, öykü anlatma vb. etkinlikleri kullanarak kişilerin duygusal gelişimlerine ve kendilerini ifade etmelerine katkıda bulunmaktır. Drama terapisi sırasında uygun olmayan davranışlar da çeşitli yaratıcı hareketlere dönüştürülmeye çalışılır. Terapiden beklenen yararlardan biri de bireyin yaratıcı kapasitesine ulaşmasına yardım etmektir. Bazı oyun yöntemleriyle nesneleri araç olarak kullanarak, insanlarla ilişki kurmak geliştirilmeye çalışılır.

    Otizmli çocuklarda drama terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Yunuslarla Terapi

    Yunuslarla etkileşim terapisi (DAT: Dolphin-Assisted Therapy) olarak da bilinen yunuslarla terapi; ABD, İsrail, Rusya ve Meksika başta olmak üzere pek çok ülkede ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla açılan terapi merkezlerinin sayısı hızla artmaktadır. Bu merkezlerde otizmli çocuklar önce iskeleden, daha sonra ise suyun içine girerek yunuslarla etkileşmektedir.

    Yunuslarla terapinin çeşitli engel grubundan çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğu yönünde çeşitli araştırmalar vardır ve bunların bir bölümü deneysel araştırma olarak yürütülmüştür. Ancak uzmanlar, bu araştırmaların tümünde çok ciddi yöntemsel hatalar olduğu hususunda birleşmektedir. Dolayısıyla, bilimsel çevrelerde, yunuslarla terapinin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkilerini gösteren güvenilir deneysel araştırma bulgusu olmadığı görüşü ağırlıklıdır.

    Yukarıda belirtilen hususlara ek olarak, yunuslarla yürütülen terapi çalışmaları çevreci örgütlerin de tepkisini çekmektedir. Pek çok çevreci örgüt, yunuslar üzerinden bu şekilde para kazanılmasına şiddetle karşı çıkmakta ve yunusların özgürlüklerine kavuşturulması için kampanyalar yürütmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Ata Binme Terapisi

    Ata binme terapisi (hippoterapi), başta Almanya olmak üzere pek çok ülkede, çeşitli engel grubundan çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır. Ata binme terapisinin temel hedefi binicilik becerileri kazandırmak değil, ata binmenin sağlayacağı duyusal ve devinsel girdilerden yararlanılmasını sağlamaktır. Ata binme terapisinin yöneldiği en yaygın engel grubu serebral palsili çocuklardır.

    Öte yandan, otizmli çocuklarla yürütülen ata binme terapisi çalışmaları da hızla yaygınlaşmaktadır. Ancak, yayımlanan araştırmaların neredeyse hiçbirinde otizmli çocuklaryer almamıştır.

    Serebral palsili çocuklarla yürütülen çalışmaların sonuçları ise, bazı devinsel becerilerde olumlu etkiler görüldüğü yönündedir. Ancak, daha kontrollü deneysel araştırmalara ihtiyaç olduğu da bir gerçektir.

    Sonuç olarak, ata binme terapisi adı altında yapılan etkinliklerin otizmli çocuklarda, hobi ötesinde bir yararı olduğunu öne sürmek olanaksızdır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Psikiyatrik Tedavi Yöntemleri

    Otizmli çocukların aşırı hareketlilik, öfke nöbetleri ve takıntılar gibi davranış sorunlarını azaltmada ve dikkatlerini artırmada çeşitli psikiyatrik ilaçlardan yararlanılır. İlaç tedavisine ilişkin olarak çocuğu değerlendiren, ilaç tedavisine karar veren ve bu tedaviyi uygulayan hekimler, çocuk ruh sağlığı uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu ilaçların hangilerinin, hangi dozajlarda kullanılması gerektiği büyük önem taşır. Bu nedenle, kullanılan ilaçların etkilerinin ve yan etkilerinin uzman doktorlar tarafından çok yakından takip edilmesi gerekir. Dolayısıyla, ilaç tedavisi gören çocuklar yılda bir ya da iki kez kontrole götürülmelidir.

    Psikiyatrik ilaçların yukarıda belirtilen davranışlar üzerindeki bazı olumlu etkilerini gösteren araştırma bulguları vardır. Bu konuda daha fazla bilgi için bazı Amerikan Pediat

  • Hidrosefali hakkında

    İnsan beyni, kafatasının içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) adı verilen bir sıvı tarafından çevrelenmiştir ve onun içerisinde yüzer haldedir. Bu sıvı, beynin bazı metabolik işlevlerini sürdürmesi için gereklidir. Bundan daha da önemlisi travmaya karşı beyni korur.

    BOS sabit bir hızda “ventriküler sistem” adı verilen ve beynin iç kısımlarında yerleşmiş olan odacıklarda üretilir ve beynin dışına doğru kanallarla iletilir. Beynin en dışındaki bazı yapılar tarafından da emilir. BOS hacminin arttığı durumlar “hidrosefali” (HS) olarak adlandırılır. Hidrosefali (Hydrocephalus) Yünanca “kafa” ve “su” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiştir. Sorun çoğunlukla BOS emiliminin azalmasıdır.

    BOS emilimi iki nedenle azalır.

    1- BOS’nı emecek olan hücrelerin işlevlerini yerine getirememesi (emilim bozukluğu tipi HS, komünike HS).

    2- BOS’nın üretildiği yerden emildiği bölgeye taşıyan kanallarda tıkanıklık olması (tıkayıcı tipte HS, non-komünike HS).

    Tedavi: İki tür tedavi yöntemi mevcuttur.

    1- Bu sıvıyı başka bir vücut boşluğuna taşıyan “şant” sistemleri takılması. Bu yöntem hem emilim bozukluğu hem de tıkayıcı tip hidrosefalide kullanılabilir. Temel fikir, bir slikon boru yardımıyla beyin içerisindeki fazla BOS’u emilebileceği başka bir vücut boşluğuna aktarmaktır. Aktarılacak boşluk, çoğunlukla hastanın en büyük vücut boşluğu olan karnıdır. Ancak kalbe veya göğüs kafesi içerisine de aktarılabilir.

    2- Endoskopik yöntemlerle tıkanıklığın açılması veya bypass edilmesi. Bu yöntem adından da anlaşılacağı gibi sadece tıkayıcı tipte HS’si olan hastalarda kullanılabilir. Emilim bozukluğunu düzeltemez.

    Şant sistemleri uzun dönemli istenmeyen etkileri ve mekanik-enfeksiyon sorunlar ortaya çıkarma potansiyeline sahiptir. Ancak tüm HS türlerini başarı ile tedavi edebilir.

    Endoskopik yöntemlerin en büyük dezavantajı başarı oranlarının % 75-80 olmasıdır. Ayrıca açılan kanallar veya sıvıyı bypass etmek için açılan yeni delikler yeniden tıkanabilir.

    Aşağıda en sık yapılan endoskopik cerrahi olan “endoskopik üçüncü ventrikülostomi” operasyonuna ait görüntülere ulaşabilirsiniz.

  • Lazer ile bel fıtığı tedavisi nedir?

    ~~Bel fıtığı tedavisinde çok çok kısıtlı sayıda hastada faydası olabilen bir yöntemdir. Diskin içine iğne ile girilip buradaki jölemsi kıvamdaki disk yapısının yakılarak buharlaştırılması ve disk hacminin azaltılarak sinir basının azaltılması esasına dayanır. 300 bel fıtığı hastasından belki 1 tanesinde uygun olabilir. Uygulama kararı alınmadan önce hastaların mutlaka ilaç tedavisi, istirahat tedavisi, ve fizik tedavisi almış olmaları gerekir. Buna rağmen geçmezse ve iyi görüntülemelerde gerçekten hafif taşmaların sebep olduğu bir fıtık olduğu saptanırsa uygulanabilir. 1998-2001 arasında 13 hastada tecrübem olmuştur. Günümüzde bu ve benzeri yönteme çok çok nadiren başvuruyorum. Rutin pratiğimde genelde bu ve benzeri yöntemler yoktur.

    Bu yöntem bir iğne ile lokal anestezi altında disk mesafesine girilerek yapıldığı için halk arasında “narkozsuz, bıçaksız, kansız bel fıtığı ameliyatı” olarak yayılmış ve bazıları tarafından suistimal edilmiştir. Buna benzer iğne ile girilip disk içini yakan, ilaç vererek diski eriten, disk içine iğne ile girilip diski aspire eden, son zamanların modalarından disk içine ozon veren, yöntemler vardır. Bu yöntemler sadece çok kısıtlı sayıda gerçekten tüm tedavilere rağmen iyileşmeyen hastalarda uygulanmalıdır. Bu yöntemlerden hiçbirisinin mikrodiskektomi yöntemine üstünlüğü gösterilememiştir. Mikrocerrahi yöntem bugün için diske müdahele gereken hastalarda kendini ispatlamış en iyi yöntemdir