Etiket: Yönelik

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Hayatımızı baştan sona etkileyen sınavlar ve bununla baş etmeye çalışan bireyler maalesef ki günümüz koşullarında çok fazladır. Bu yönde endişelere özellikle lise sonu sınav sürecinde ya da üniversite sonu iş araştırmalarında daha çok karşılaşmaktayız. Bu nedenle bu konuda önlem daha önceden alınmalı ve yetişecek bireyler hep kontrol altında olmalıdır. Bu sorun bireylerin geleceği için bir tehdit oluşturduğu söylenebilir. Bu nedenle eğitimciler ve psikolojik danışmanlar bu konuda hep tetikte olmalı ve öğrencilerin her daim yanında, onlara yardımcı ve yönlendirici olmalıdır.

    Rekabet dolu bir dünyada oluşumuz kaygılarımızı da beraberinde getirmektedir. Çoğu insana baktığımızda artık mükemmeliyetçi bir topluma doğru gittiğimizi görmekteyiz. Ve bu özelliğimizden dolayı çoğu zaman kaygı duymaktayız. Hep kendimizi daha iyi yerlerde görme isteği bizi geleceğe bağlar fakat ailenin bireye karşı kullandığı “Sen birinci olacaksın.” ya da “Sen nasıl yapamazsın?”, ”Herkes başarılı, sen neden değilsin?” cümlelerinin bireyde yaşatacağı sınav stresi ve beraberinde sınav kaygısını da getirir. Bunun sonucunda birey, geleceğe yönelik hayallerini yaşamaktan çok ailesinin gösterdiği hayatı yaşamaya mahkûm bırakılır. Bu nedenle öncelikle etrafın ne dediği değil kendimizin ne istediğini görmemiz gerekir. Bu şekilde bir toplumda kaygı olmadan isteklerimize göre hareket etmemizin yolu açılır.

    Genelde sınav döneminde bireyler “Bilgileri neden depolamamız gerektiğini” sorgular. Çünkü yapabileceğinden emin değildir, eğitmen bu konuda iyi bir yönlendirme yapmamıştır belki de aktarılan bilginin neler katabileceğini bilmek istemez. Sınavının kötü geçebileceğine yönelik endişelerin artmasıyla birlikte bu tereddütler çoğalır ve içinden çıkılmaz bir hale sürüklemeye başlar. Bu nedenle genç kuşaklar hep bu konuda bilgilendirilmeli ve velilerle devamlı olarak etkili bir etkileşim kurulmalıdır. Öğrencilere nefes egzersizleri yaptırılmalı bazen de kaygıyı kabul etmeye, tanımaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Sınav süresince iyi beslenilmeli, önceki çalışma alışkanlıkları gözden geçirilmeli, sınava yönelik çalışmalar son güne bırakılmamalıdır. Ancak bu şekilde sınav kaygısı ufak bir miktarda önlenebilir. Bu demek değildir ki sınav kaygısı sınav öncesinde yapacaklarımızla bitecek. Sınav esnasında yapılanlar da bireyin kaygısını yenmesine yönelik olabilir. Bu yüzden sınav esnasında dikkat artırıcı yöntemler uygulamalıdır (Düzenli nefes alışı, ya da soru aralarında kendine gelmek için 1 dakikalık bir mola gibi uygulamalar). Ve en önemlisi daha önce de bahsettiğim gibi aile. Aileler, bireylere yüklenmekten çok yardımcı rol oynamalıdır. Ya da sınav sonralarında bir ödül uygulamasıyla öğrenciyi motive etmelidir. Bireyler bu süreçte duygularını kontrol etmeye çalışmalı; kötü düşüncelerden uzak durmalıdır. Eğer yapılan bilgilendirmeler dahilinde bireyde sınav kaygısı devam etmekteyse uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü kaygı kontrol altına alınması yönünden uzun bir süreç ve sınav, iş hayatı gibi belki de hayatımızın tümünü etkileyecek bir zaman dilimidir.

  • Stres ve Başetme Yolları

    Stres ve Başetme Yolları

    Stres kişinin bedensel ve ruhsal olarak durumu kendisi için tehdit olarak algılaması ve karşılaştığı olaydan zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur. Tehdit ve zorlamalar karşısında kişi kendini korumaya yönelik olarak harekete geçme eğilimindedir. Bir tehlike ile karşı karşıya kalan kişi başa çıkamayacağına inandığı bu tehlikelerden uzaklaşmaya çalışır, başa çıkacağına inandığı tehlikelerle savaşır ve böylelikle yeni duruma uyum sağlamaya çalışır. Kişinin tehdit olarak algıladığı stres durumunda bedensel ve psikolojik olarak birtakım tepkiler verir.

    Stres konusundaki çalışmaların bazıları strese sebep olan olaylara yönelmiş, bazıları ise bu olayların psikolojik tepkileri ve davranışsal tepkileri üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Stresin belirtileri ve etkileri

    1.Fiziksel belirtileri

    ∙Kalp çarpıntısı
    ∙Ellerde terleme
    ∙Kaslarda gerginlik
    ∙Bedenin değişik bölgelerinde ağrılar
    ∙Sindirim sistemi rahatsızlıkları
    ∙Yorgunluk ve halsizlik belirtileri
    ∙Uyku düzeninde sorunlar.

    2.Duygusal belirtileri

    ∙Huzursuzluk
    ∙Endişeli ruh hali
    ∙Çökkünlük
    ∙Gerginlik
    ∙Sinirlilik hali
    ∙Öfke ve düşmanlık duygularının yaşanması

    3.Zihinsel belirtileri

    ∙Dikkati toplamada güçlük
    ∙Unutkanlık
    ∙Aklın karışık olması
    ∙Olumsuz düşünceler üzerine odaklanma
    ∙Kendisiyle ilgili değersizlik hissi.
    ∙Terk edilmişlik duygusu
    ∙Kendine güvende azalma
    ∙Başarısızlığa odaklanma
    ∙Aşırı hayal kurma
    ∙Karar vermede güçlük çekme.
    ∙Sosyal çevrenin fikirlerinin öneminin artması

    4.Davranışsal belirtileri

    ∙Sosyal ilişkilerden uzaklaşma veya sosyal ilişkilerin bozulması
    ∙Stres yaratan durumdan uzaklaşmak.
    ∙Basit olan yola yönelmek
    ∙Çevredeki kişilerle sürekli olumsuz içerikli konuşmalar yapmak
    ∙İyi yaptığı şeyler konusunda bile tereddütlü yaklaşmak.
    ∙Daha önce zevk aldığı etkinliklerden eskisi kadar zevk alamamak.

    Stresin derecesi duruma göre değişmektedir.

    •Stres hayatımızda başarı için belli derecede olmalıdır.
    ( Dolayısıyla stres yaratan durum karşısında kişi stres yönetimini iyi bilmelidir.)
    •Stresin genel bir derecesi yoktur.
    •Özneldir kişiden kişiye değişir.
    •Kişi stres kaynaklarını bilmeli ve bunlara yönelik kendi imkanları ölçüsünde tedbirler almalıdır.
    •Hayatımızı kötü etkileyen stresten kurtulmak için sağlık,spor,eğitim ve yakın çevre gibi kişiyi destekleyici durumlardan yararlanılmalıdır.
    •Stresin derecesi stres yaratan durumun kişiyi ne kadar süre etkilediğiyle doğru orantılı olarak değişir.
    •Kişiyi stres altında hissettiren durumun önemi, derecesini belirlemektedir.
    •Yakın çevrenin düşünce ve fikirleri kişinin stres derecesini etkilemektedir.

    Yukarıdaki durumlar kişinin stres derecesini etkileyen birtakım durumlardır. Ancak stresin derecesi kişinin yaşadığı duruma göre de şekillenebilir.

    Stres kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren , çevresiyle ilişkileri bozan, fizyolojik rahatsızlıklara neden olan,kişinin mutsuz bir yaşam sürmesine neden olan önemsenilmesi gereken bir durumdur. Kişinin stres durumuyla baş etmedeki en önemli etken ise kendisiyle ilgili düşüncelerindeki değişikliğe yönelik çalışmanın yapılmasıdır. Kişi kendi içsel değerlendirmesinde daha olumlu ve yapıcı olmalıdır. Kendisine yönelik acımasız eleştiriler yerine yapabileceklerinin farkına varıp kendini o yönde geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmalıdır. “Başarılı olamam” yerine “Başarılı olmak için ne yapabilirim” gibi cümleler kurmak fayda sağlayacaktır. Kişi olumlu yönde desteklenmelidir.

    Stres ile baş etme de kişi kendini çok iyi tanımalı ve kendini rahatlatan durumları , nelere tepki vereceğini , nelere sinirlendiğini çok iyi bilmesi gerekmektedir.

    Stresle baş etme yöntemleri

    ∙Dengeli beslenme , düzenli spor ve uyku kişinin strese karşı direncini arttıracaktır.
    ∙Nefes alma ve gevşeme egzersizleri yapmak rahatlama anlamında fayda sağlayacaktır.
    ∙Kişi kendinin olumlu yönlerini görmeye çalışmalı
    ∙Kişi kendisine olan güvenini arttırmaya yönelik olarak yapabileceği ve zevk aldığı işlerle ilgilenme konusunda adım atmalı.
    ∙Gereksiz rekabetten kaçının.
    ∙Güler yüzlü olmaya gayret gösterin.
    ∙Gerçekçi hedefler koyun
    ∙Kapasitenizi ve sınırlarınızı iyi değerlendirin.
    ∙Sosyalleşebileceğiniz ortamlarda bulunun.

    Ve en önemlisi kendinizle ilgili düşüncelerinizde olumlu olun.

  • Aile Terapisi

    Aile Terapisi

    2016 yılında TÜBİTAK ve Aile Bakanlığının ortak yürüttüğü Aile Araştırmasının bazı verilerine verilerine göre:

    Eşler en fazla ev ile ilgili sorumluluklar konusunda sorun yaşadı

    Evli bireylerin bazı belirlenmiş konularda eşleri ile sorun yaşayıp yaşamadıkları incelendiğinde; eşler arasında en fazla sorun yaşanan konunun %5,9 ile ev ile ilgili sorumluluklar olduğu görüldü. En fazla sorun yaşanan diğer konular sırasıyla, %5,4 ile ailece birlikte vakit geçirmeme ve %5,3 ile sigara alışkanlığı oldu. Eşler arasında en az sorun yaşanan konular ise sırasıyla, %1 ile eğlence alışkanlıkları ve alkol alışkanlığı ve %1,1 ile arkadaşlar, görüşülen kişiler oldu.

    En önemli boşanma nedeni sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu

    En az bir kez boşanmış bireylerin boşanma nedenleri incelendiğinde; Türkiye genelinde en fazla boşanma nedeni %50,9 ile sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu. Bunu, %30,2 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama ve %24,3 ile eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması sorunu izledi.

    Boşanma nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde; en önemli boşanma nedeni her iki cinsiyette de sorumsuz ve ilgisiz davranma oldu. Bu oran, kadınlar için %61,5, erkekler için ise %40,2 oldu. Kadınlar için sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri %42,6 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama, %36,4 ile dayak/kötü muamele oldu. Erkekler için sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri ise %24,5 ile eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması ve %24 ile eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması oldu.

    Evlilik iki bireyin hayatı paylaşmak için bir araya geldiği, bireylerin birbirlerine yüksek düzeyde bağlandığı en anlamlı ilişki ve evrensel bir olaydır. Geleneksel geniş aileyi içeren sosyal çoğalmayı düzenleyen evlilik, aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki ilişkinin ekonomik, sosyal, cinsel ve yasal yönlerini içeren bir birlikteliktir (Demiray, 2006). Bir yaşam biçimi olarak evlilik olgusu, birbirinden çok farklı kültürlerde evrensel düzeyde karşımıza çıkmaktadır. Bu durum evliliğin, kişisel ve toplumsal olarak çeşitli işlevlerinin olmasından kaynaklanmaktadır (Şen, 2009).

    Tümer’e (1998) göre evlilik, farklı cinsiyet ve karakterdeki iki insanın, belli bir yaştan sonra hayatını birleştirerek birlikte yaşamaya karar vermesinden itibaren içine girdikleri psikolojik sistemdir. Evliliğin, ruh sağlığını koruyucu etkisinin yanında bir o kadar da zorlu bir süreci içerdiği düşünülmektedir (akt. Ovalı, 2010). O halde evlilik bireylerin mutluluk ve doyum kaynağı olmasının yanında problem ve çatışma kaynağı da olabilmektedir.

    Evlilik yaşamında sorunların yoğun bir biçimde ortaya çıkması ve etkili çözümlerin üretilememesi durumunda ilişki bozulmakta, doyum azalmakta ve boşanma durumu yaşanabilmektedir (Güven ve Sevim, 2007). Son yıllarda artan boşanma oranları evlilik hayatında yaşanan sorunlara yönelik araştırmalara duyulan gereksinimi arttırmaktadır. Boşanma noktasına gelen çiftlerin pasif ya da aktif konumda belli konularda çatışma yaşadığı düşünülmektedir.

    Weiten (1986) evlilikte sıklıkla rastlanan ve çatışmaya neden olan sorunları şu şekilde özetlemiştir:
    1. Evliliğe yönelik gerçekçi olmayan mutluluk beklentileri,
    2. Eşlerin birbirlerinden farklı rol beklentilerine sahip olmaları (kimin yemekleri yapacağına, kimin ev dışında çalışacağına, kararları kimin alacağına dair vb.),
    3. Evliliğe ilişkin ekonomik sorunlar (mevcut paranın nereye harcanacağı vb.),
    4. Yetersiz iletişim,
    5. Akrabalara ilişkin sorunlar (özellikle eşlerden birinin ebeveynlerine maddi ya da duygusal açıdan bağlı olmasından kaynaklanan problemler),
    6. Cinsel sorunlar,
    7. Eşler arasında çocukların büyütülmesi ve disiplini ile ilgili fikir ayrılıkları,
    8. Eşlerden birinin yeni ilgi alanları geliştirmesi, yeni bir ortam veya arkadaşlıklar kurması ve diğer eşin buna uyum sağlayamaması, eşlerin birbirlerinden farklı yönlerde kendilerini geliştirmeleri,
    9. Diğer sık rastlanan sorunlar: Kıskançlık, sadakatsizlik, eleştiri, başatlık, aşkın bitmesi, benmerkezcilik vb. (akt. Canel, 2007, s.33).

    AİLELERE YÖNELİK MÜDAHALELER ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR-AİLE TEDAVİ VE ÖNLEME PROGRAMLARI

    TANI KONABİLİR PSİKOPATOLOJİLERİ OLAN HASTALARA YÖNELİK AİLE TERAPİSİ

    Psikopatolojinin , rehabilitasyon sırasında pratik sorun çözme ve semptomların yeniden ortaya çıkmasını tetikleyebilecek zıt aile içi etkileşimlerin azaltılmasına yönelik bir programdır.

    Depresyonun ilişkide yaşanan rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu gösteren güçlü veriler göz önüne alındığında, yetişkinlerde depresyona yönelik aile müdahaleleri evlilik ilişkilerine odaklanmıştır.

    DAVRANIŞ VE DAVRANIM BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLAR

    Anne babaların bu tip davranışlara yeni tepkiler gösterebilmeyi öğrenmesine yardımcı olmaya yönelik programlar geliştirilmiştir.

    Programların amacı sorunlu davranışları önlemektir

    STRESLİ GEÇİŞ DÖNEMİNDEKİ AİLELER

    Ayrılık ya da boşanma gibi ilişkilerdeki önemli kopmaları içeren geçiş dönemlerinden geçen aileleri desteklemeye yönelik programdır

    AİLE ODAKLI MÜDAHALELERİN ETKİLERİNİ TEST ETMEYE YÖNELİK BİLİMSEL YÖNTEMLER

    Bilimsel deneyin amacı, diğer tüm olası nedenler hesaba katıldıktan ya da olasılık dışı bırakıldıktan sonra bir koşulun bir sonuca neden olup olmadığını test etmektir

    MÜDAHALELERİN NİTELENDİRİLMESİ

    Ailelere yönelik belirli bir müdahalenin yeterli bir şekilde test edilebilmesi için araştırmacıların tüm müdahale etkinliklerinin bütün aileler için benzer şekillerde uygulandığından emin olması gerekir

    Örneğin, bir çalışmaya konu olan ailelerin bazıları iletişim alıştırmalarının çoğunda aslında iletişim eğitimi almadıysa, aile iletişim eğitimini içeren bir programın çatışmanın azalmasını sağlayıp sağlamadığını söylemek zor olacaktır.

    ÖRNEKLEMİN SEÇİLMESİ

    Ailelere yönelik müdahaleler üzerine bazı deneysel testlerde aileler, bir aile üyesindeki tanının varlığına dayanarak seçilir.

    Özellikle bir çok tanı konabilir durum, örneğin depresyon, diğer bozukluklarla eş zamanlı olarak görüldüğü için bu çok kısıtlayıcı bir yaklaşım olabilir.

    KARŞILAŞTIRMA KOŞULUNUN SEÇİLMESİ

    Aile araştırmacıları kendiliğinden çözümleri hesaba katmak için test edilen programa katılmayan karşılaştırma gruplarından yararlanır.

    Bazen karşılaştırma grubuna hiçbir müdahalede bulunulmaz

    SONUÇLARIN ÖLÇÜLMESİ

    Bir çok araştırma müdahalesinin hedefi, bir tedavinin etkin ve etkili olduğunu ortaya koyabilecek bir düzeye ulaşmaktır.

    Etkinlik: dikkatli bir şekilde kontrol edilen koşullar altında hangi tedavilerin işe yaradığını ortaya koymaktır.

    Etkililik : gerçek klinik ve toplumsal ortamlarda hangi tedavilerin işe yaradığına dair soruların yanıtlarını bulmaktır.

    AİLE ODAKLI MÜDAHALELERİN ETKİSİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR

     Bireysel klinik sonuçlar
     İlişkilerin kendileri
     Stresli geçiş dönemlerine uyum

    BİREYSEL BOZUKLUĞA YÖNELİK AİLE ODAKLI MÜDAHALELER

     ÇOCUK VE ERGENLİKTEKİ BOZUKLUKLAR
     İçselleştirme Bozuklukları
     Dışsallaştırma Bozuklukları
    Dışsallaştırma Bozuklukları
     Karşı gelme bozukluğu
     Saldırgan davranışlar
     DEHB
     Suça eğilim
     Madde kullanımı v.b.
    İçselleştirme Bozuklukları
     Kaygı
    Depresyon
     Dışsallaştırma bozukluklarında yapısal aile terapisi etkili
    Terapilerden sonra davranış bozukluklarında azalma olduğu görülmüştür
     İçselleştirme bozukluklarında BDT biraz daha etkili.
    Yetişkinlikteki Bozukluklar

     DEPRESYON
     Depresyon semptomlarının azaltılmasında bilişsel terapi bireysel terapi kadar etkili
     Çift terapisi yetişkin depresyonundaki ilişki sıkıntılarının azaltılmasında daha etkili
    MADDE KULLANIMI
     Maddeden uzak kalma ve aile içi işleyişi iyileştirmede evlilik terapisi bireysel terapiden daha etkili
    Şiddetli Akıl Hastalıkları
     Bu hastaların aile üyeleri psikoeğitim programlarına dahil edildiğinde, uzun süreli bakım ve destek kaynaklarına ulaşması sağlanır ayrıca aile üyeleri yeterli destek gördüklerini hisseder
    İlişki Bozukluklarına Yönelik Aile Müdahaleleri

     BAĞLANMA BOZUKLUKLARI
     Güvensiz Bağlanma Bozukluğu:
     Bu programda doğrudan anne baba ya da birincil bakıcı ile çalışılır.
     Bu durumu önlemeye yöneliktir
     Hem annede duyarlılığı hem de çocukta bağlanmayı iyileştirmede etkili olmuştur
     Birden fazla sorunu olan ailelerde de etkili olmuştur.

    SONUÇ VE YORUM

    Aile Terapileri, Bireysel ve Çift Terapilerinin karşılaşılan tüm bu sorunlarla baş etmede ve çiftleri güçlendirerek hem evliliklerin kurtulmasında hem de evlilik yaşamı kalitesinin artmasında önemli bir rolü olacağı düşünülmektedir. Evlilikle ilgili bir metafor kullanacak olursak dans eden bir çifte benzetebiliriz. Adımlarının ve vücutlarının hareketi birbirine ne kadar uyumlu olursa ortaya hem göze hem ruha hitap eden bir görüntü çıkar.

    Maalesef çiftler genelde evlilikleri ile ilgili sorun artık baş edilemez olduğunda yardım alma ihtiyacı duyuyorlar. Oysa Aile bir sistemler bütünüdür ve her ferdi bu bütünün ayrı bir sistemidir. Tüm sistemlerde olduğu gibi bu sistemin de sağlıklı çalışması için uyumlu olmaları gerekir. Ne zamanki sistemde bir bozulma olduğunda terapiye başvuran kişi bu bozulmayı fark eden ve rahatsız olan kişidir.

    Aile de her ferdin doğuştan getirdiği ve sadece kendine özel olan şemaları vardır. Şemalar bizim anne karnından itibaren sahip olduğumuz düşünce duygu ve yaşantılar bütünüdür. Herkes aynı şeye bakar ama farklı şeyler görür. Bu bizim şemalarımız arasındaki farktan kaynaklanır.

    Evlenirken, aile kurarken biz cebimizde bu şemaları da sistemin içine dahil ederiz. Burada uyum olursa problem olmaz ama ne zaman ki uyumsuzluklar başlarsa sistem artık çalışamaz duruma gelir ve çiftler arasında problemlere yol açar. Aile terapisinin işlevlerinden birisi işte bu sistemler arasındaki uyumsuzluğu düzenlemek ve tekrar işleri rayına oturtmaktır.

    Aile Terapisi ile Cinsel Terapi birbirleriyle bağlantılı, birbirini tamamlayan ve destekleyen terapilerdir. Evliliklerde en sık karşılaşılan problemlerden birisi de çiftler arasında yaşanan cinsel açıdan tatmin olamama, cinsel işlev bozuklukları, erken boşalma gibi problemlerdir ve bu konularda uzman yardımı almak kişilerin yaşadığı sorunlarla hep birlikte baş etmede çok önemli bir faktör olacaktır.

  • Takıntı Hastalığı Olarak Bilinen Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?

    Takıntı Hastalığı Olarak Bilinen Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?

    Bir kaygı türü olan takıntı hastalığı (Obsesif-Kompulsif Bozukluk), kişilerin kendilerini yapmaktan alıkoyamadığı ve yapmayınca da kendilerini rahatsız hissettikleri düşünceler ve bunlara bağlı olarak uyguladıkları davranışlar bütünü olarak adlandırılmaktadır. Bireyleri strese sokan, işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen, kontrol edilemediği sanılan bu durum huzursuzluk yaratmaktadır.

    Obsesif-Kompulsif belirtiler taşıyan bireyler, düşüncelerini engelleme yönünde belirli ritüelleşen davranışlar sergilemekte ve bu düşünceler her akla geldiğinde kısır döngü olarak bu davranış ritüelleri tekrarlanmaktadır. İnsanlar bazen bu düşüncelerin mantıksız, anlamsız ve saçma olduğunun farkına varabilirler ama yine de engellemeye yönelik bir şey yapmazlar. Bu durum günlük işlerin engellenmesine kadar uç boyutlarda olabilir.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğun belirtileri;

    • Kirlenmekten korkmaya yönelik; elleri sık sık yıkama, günde birden fazla duş alma,
    • Ocak, tüp, ütü gibi aletleri kapalı olduğu halde sık sık kontrol etme,
    • Düzene saplanma, simetriye gereğinden fazla önem verme (örn: eşyaları belirli bir düzene koyma..)
    • Yapılan bir işi belirli sayıda tamamlamak için uğraşma (örn: Bulaşığı 3 kere yıkamalıyım.)
    • Kendisi için önem taşıyan sözcükleri, cümleleri sürekli tekrar etme,
    • Aldığı şeyleri işe yaramasa dahi atamama, biriktirme,
    • Kapı kolu gibi herkesin elinin değdiği şeylere dokunmaktan çekinme,
    • Çevresindekilere zarar vermeye yönelik korku,
    • Dinsel düşüncelere yönelik; günah olan şeyleri düşünmeye yönelik kaygı duyma,

    Stres, travmatik bir olay yaşamak, kişilerin yaşadıkları çeşitli sıkıntılar, obsesif kompulsif oluşumunu sağlayabilmektedir. Bu bozukluğun sebepleri kişiden kişiye göre farklılık göstermekte, tedavi sırasında obsesyona nelerin sebep üzerine durmak ve tedavi planını ona uygun biçimde ayarlamak önem arz etmektedir.

    Oldukça yaygın olan bu rahatsızlık, genel olarak çocukluk çağlarında meydana gelmekte, yaş ilerledikçe şiddeti artmaktadır. Tedavi yöntemi olarak Bilişsel Davranışçı Terapi uygulayan uzmanlardan destek alınması, insanların yaşadığı bu sıkıntıların azalmasını sağlayabilmektedir.