Etiket: Yolu

  • Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadında mesane (idrar kesesi), rektum (kalın barsağın en son kısmı), rahim ve barsağın her hangi bir kısmının birlikte veya tek olarak vajenin (kadın yolu) ön, arka duvarı veya kubbesinden sarkması pelvik organ sarkması (POP) olarak adlandırılır. Bu durum kadında idrar kaçırma, tutuk idrar yapma, pelvik bölgede rahatsızlık ve sarkma hissi, yürürken zorlanma, pelvik bölgede ağrı, sık idrar yolu iltihapları ve cinsel işlev bozuklukları gibi rahatsızlıklara yol açabilir

    Her ne kadar toplumda kadınlarda pelvik organ sarkması görülme sıklığını belirlemek oldukça zor ise de bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda kadınların tüm yaşamları boyunca %30-50’sinde pelvik organ sarkması olduğu ve görülme sıklığının çocuk doğurmuş, müdehaleli ve zor doğumu olan kadınlarda arttığı tespit edilmiştir.

    Kadında pelvik organ sarkması için risk faktörleri doğum sayısının artması, doğumlarda çocuğun yüksek doğum ağırlıklı olması, müdehaleli doğumlar, yaşlanma ve pelvis tabanını oluşturan kaslarda zayıflık olarak sayılabilir. Bu konuyla ilgili bir çalışmada bir çocuğu olan kadınlarda çocuğu olmayan kadınlara göre riski 4 kat, 2 çocuğu olan kadınlarda ise 8 kat fazla olarak bulunmuştur.
    Pelvik organ sarkması için en uygun tedavi planlanırken hastanın genel sağlık durumu, pelvik organ sarkmasının yol açtığı yakınmalar, yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisi ve pelvik organ sarkması şiddeti göz önüne alınmalıdır. Kadınlarda pelvik organ sarkmasının güncel tedavi seçenekleri ameliyat dışı tedaviler, vajen içine yerleştirilen mekanik destekleyiciler (pesser) ve ameliyat tedavileri şeklindedir.

    Ameliyatı kaldıramayacak yaşlı hastalarda şiddetli sarkmalarda vajene hekim tarafından yerleştirilen mekanik destekleyiciler hastalara yarar sağlamakla birlikte vajende tahriş, dolgunluk hissi, yara ve tekrarlayan iltihap oluşturma gibi yan etkileri bulunmaktadır.

    Ameliyatla tedavide temel amaç hastanın pelvis organlarının uygun normal anatomilerinin sağlanması ve dolayısıyla idrar yolları, barsak sistemi ve cinsel işlev ile ilgili yakınmalarının ortadan kaldırılmasıdır. Cerrahi tedavi vajen yoluyla ya da karından gerçekleştirebilir, aynı seansta rahim alınabilir ya da alınmayabilir ve sıklıkla sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılır. Karından gerçekleştirilen pelvik organ sarkması ameliyatlarında klasik karından açık ameliyat ya da laparoskopik veya robotik yöntemler kullanılabilir. Pelvik organ sarkması cerrahisi sırasında eğer hastanın pelvik organ sarkmasına eşlik eden idrar tutma kaslarında yetersizliğe bağlı idrar kaçırma durumu da var ise aynı seansta meş kullanılarak yapılan askı ameliyatları ile idrar kaçırma da tedavi edilmelidir.

    Ancak idrar kaçırmanın nedeni ameliyat öncesi mutlaka ürodinamik (mesanenin boşaltım ve dolum aşamalarını değerlendiren test ) yöntemlerle ortaya konulmalıdır. Cerrahi yöntem seçimi cerrahın deneyimi, pelvik organ sarkmasının şiddeti ve tipi (ön, arka duvar ya da vajen kubbesi sarkmaları), hastanın yaşı, hastanın şikayetleri, sağlık durumu ve ilave hastalıklarının olup olmamasına göre yapılır.

    Vajen ön duvar sarkmalarında (sistosel) klasik cerrahi tedavi sıklıkla vajinal yoldan uygulanır ve mesane iki yanından rahim ağzına dogru uzanan destek dokusunun orta hatta birleştirilmesi esasına dayanır. Bu teknikte hastanın hasarlı dokuları direk onarılma yöntemi ile düzeltilir. Bu yöntemde mesane altında sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılmaz. Son zamanlarda sentetik veya biyolojik meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan ön duvar sarkma cerrahi tedavileri başarılı sonuçlar vermektedir.

    Vajen arka duvarı sarkmasında genellikle vajen yoluyla cerrahi tedavi uygulanır ve zayıflamış vajen mukozası çıkartılıp vajen her iki kenarındaki destek dokular orta hatta birleştirilir. Arka duvar tamirlerinde genellikle meş kullanılmaz. Vajen kubbesinden olan şiddetli sarkmalarda (rahim sarkması veya rahimi alınmış hastalarda vajen güdüğü sarkması) hem vajinal yoldan hem de karından cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Vajen yolundan uygulanan ameliyatlar sakro spinöz tespit (leğen kemiğinde (pelvis) sakrumdan spinal çıkıntıya uzanan bağa vajenin kubbesinin tespit edilmesi) ve 4 kollu sentetik meş kullanılarak vajen kubbesinin asılması ameliyatlarından oluşur. Sakrospinöz tespit ameliyatında meş kullanılmamaktadır. Halbuki 4 kollu meş uygulanımında oldukça fazla miktarlarda sentetik veya biyolojik destek malzemesi ( meş ) kullanımı söz konusudur.

    Vajen kubbesinden olan sarkmalarda karın yolundan uygulanan ameliyat sakrokolpopeksi ameliyatıdır. Bu ameliyatta hastanın rahimi daha önceden alınmamışsa rahim korunularak vajen ön ve arka duvarına tespit edilen sentetik bir meş aracılığıyla sakrum kemiği ön yüzdeki promontoryum denilen çıkıntıya rahim ve vajen tespit edilir. Eğer rahim daha önceden alınmışsa ve sarkan organ vajen güdüğüyse bu kez de yine vajen ön ve arka yüze yerleştirilen sentetik bir meş aracılığıyla vajen güdüğü sakrum kemiği promontoryum bölgesine tespit edilir. Sakrokolpopeksi ameliyatları hem klasik karından açık ameliyat yöntemi hem de laparoskopik veya robotik yöntemle gerçekleştirilebilir.

    Karından yapılan sakrokolpopeksi ameliyatlarının başarı oranları vajinal yoldan yapılan sakrospinöz tespit ameliyatlarından daha yüksek bulunmuştur. Dört kollu meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan sarkma ameliyatlarının orta ve uzun dönem takiplerinde sentetik meşe bağlı ciddi komplikasyonlar görüldüğü için bu ameliyatlar konusunda karar verirken çok dikkatli olunmalıdır. Kapsamlı bir ameliyatı kaldıramayacak kadar yaşlı ve ek ciddi hastalıkları olan şiddetli sarkması olan ve cinsel ilişki çağının dışındaki hastalarda vajenin kapatılması (kolpoklezis) ameliyatı uygulanabilir. Ayrıca bu hasta grubuna pesser uygulaması da mümkündür.

  • Ercp nedir?

    ERCP (Endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi) safra yolları ve pankreas kanalının görüntülenerek bu bölgelerin hastalıklarında tanısal ve tedavi edici işlemlere olanak sağlayan bir yöntemdir. İşlem ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan, kıvrılabilen uzun bir tüp şeklindeki alet ile yapılmaktadır.

    Bazı pankreas ve safra yolu hastalıklarının tedavisinde ERCP yapılması gerekmektedir. İşlem anestezi ile uyutularak yapılır. Anestezi uygulanması hastanın ağrı sancı hissetmesini engelleyerek hasta ve işlem konforunu arttırır.

    ERCP ne için yapılır?

    ​Safrayollları taşlarında, safrayolunun iyi huylu ve kötü huylu sebeplere bağlı darlıklarında, cerrahi sonrası gelişen safra yolu kaçaklarında, koledok kisti ve kist hidatik gibi hastalıklarda, bilier pankreatit, oddi sfinkter disfonksiyonu, pankreas divisum, safra yolu parazitleri gibi durumlarda ERCP tedavi edici işlem olarak uygulanır. ERCP ile safra yollarındaki taşlar kırılarak veya bütün halinde çıkarılır. Safra yolu darlıklarında ve safra kaçaklarında stent uygulaması ERCP ile yapılabilir.

    ERCP için nasıl bir hazırlık gerekir?

    ​ERCP işlemi için midenizin boş olması gerekir. Bunu sağlamak için en az 8 saat bir şey yemiş veya içmemiş olmanız gerekmektedir. Önemli ilaçlarınızı doktorunuzla konuşarak işlem sabahı içebilirsiniz. Önemli bir hastalığınız varsa, anestezik maddelere veya işlemde kullanılan kontrast maddeye allerjiniz varsa doktorunuzla paylaşmalısınız. Aspirin, coumadin veya plavix gibi kan sulandırıcı ilaçları kullanıyorsanız işlemden önce bunu bizimle paylaşmalısınız. İşlemde anestezi uygulanacağı için işlem sonrası araç kullanmamanız gerekmektedir. Değerli eşyalarınızı, gözlüklerinizi, çıkabilen takma dişlerinizi ve lenslerinizi işlem odasına girmeden çıkarmalısınız.

    ERCP işlemi nasıl yapılır?

    ​İşlem öncesi damar yolundan anestezik maddeler verilerek uyutulacaksınız. Anestezinin etkisiyle işlem boyunca uyuyor olacaksinız. İşlem boyunca yüzüstü yatacaksınız ve ağızdan ERCP için endoskopik alet yutturulacak. (İşlem sırasında nefes alma işlemine engel olunmamaktadır, kendi soluk alıp vermeniz devam etmektedir). İşlem 20-60 dakika kadar sürebilir.

    ERCP işlemi sırasında neler yapılabilir?

    ​Safra yollarında taş veya tıkanıklık görülürse yada doktor gerekli görürse safra yollarının bağırsağınıza açıldığı bölge genişletilebilir. Bu işleme sfinkterotomi denmektedir. Ayrıca safra yollarındaki taşlar balon ile veya kırılarak çıkarılmaya çalışılır. Metal veya plastikten yapılmış stentler safra akışının sağlanması için safra yollarına yerleştirilebilir.

    ERCP işlemi sonrası ne yapılır?

    ​ERCP işlemi sonrası anestezik maddenin etkisi geçene kadar gözlem altında tutulacaksınız. İşlem sonrası ancak doktorunuz onayladıktan sonra yemek yiyebilirsiniz.

    ERCP işlemi sonrası ne tür istenmeyen etkiler (komplikasyonlar) gözlenebilir?

    ​ERCP işlemi genellikle güvenli bir işlemdir fakat bazı komplikasyon riskleri mevcuttur.ERCP işlemi genellikle güvenli bir işlemdir fakat bazı komplikasyon riskleri mevcuttur. İşlem sonrası karın ağrısı, ateş, titreme, bulantı, kusma, kanama, gaytanın siyah olması, safra yollarının ve safra kesesinin iltihabı, pankreas organının iltihabı, bağırsak delinmesi gibi istenmeyen etkiler nadir olarak görülebilmektedir.

    ​Endoskopi cihazı ve yöntemleri kullanılarak, birçok hastalığın tedavisi ameliyata gerek kalmadan ERCP ile yapılmaktadır. Günümüz şartlarında uygun analjezi ve sedasyonla, anestezi uygulanarak hasta konforu yükseltilerek yapılabilen bir işlemdir

  • Duygusal Yeme

    Duygusal Yeme

    “Tok olduğumun farkındayım ama yemeye devam ediyorum.”

    Eğer bunlar tanıdık geliyorsa, duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    Duygusal yeme bozuklukları; özellikle çevremizden göremediğimiz ilgi ve sevgiyi, kendimize verebilmek ve iyi hissetmek için yemek yemenin zevkinden yararlanmak istememizden kaynaklanabilir. Eğer faydasını görmenize rağmen diyet yapmaya devam edemiyorsanız, kilolu olmaktan hoşlanmamanıza rağmen yeme isteğinizi durduramıyorsanız, sebepleri duygusal olabilir.

    Duygusal yeme problemine sahip insanlar, hayatlarını sürekli yemek yeme ihtiyacı içinde geçirir. Bu ihtiyacın yarattığı yeme isteği ve sonrasında gelen suçluluk duygusu; uzun vadede tekrar yeme isteği yaratacak negatif duygular olarak geri dönüyor ve iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

    Özellikle gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, mutsuzluğun en önemli nedenlerinden biri, yeme ve kilo problemleri.

    Kilo almanın nedenleri

    • Yetersiz fiziksel egzersiz,

    • Fast food veya yüksek karbonhidrat içeren, sağlıksız yiyecekler tüketmek,

    • Tiroid disfonksiyonu gibi sağlık problemleri,

    • Duygusal nedenlere bağlı yemek yemek.

    İlk üç madde ve çözüm önerileri hakkında detaylı bilgi olsa da; duygusal nedenler yüzünden yemek yiyen ve kilo alanların problemleriyle ilgili, uzun vadede çözüm olabilecek çok az bilgi var. Bilinçsizce yapılan bir çok diyet, sadece geçici çözümler üretebilirken, bu durum hayal kırıklığına uğramış milyonlarca duygusal yeme bozukluğundan muzdarip insan yaratıyor.

    Duygusal yeme bozukluklarının çeşitleri

    Aşırı yeme isteği, genellikle duygusal sebeplere dayanıyor. Duygusal yeme bozukluklarının iki türü var;

    • Stres, sevgisizlik, yalnızlık gibi negatif duygulardan kurtulmak için yemek

    • Kutlama ya da keyif almak gibi, ödül bazlı, pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme

    Kötü hissettiğimiz zamanlarda, keyif veren yiyecekler tüketerek, negatif duygularımızı bir süreliğine kafamızdan uzaklaştırabiliyoruz. Yiyeceklerle gelen rahatlama hissi; bir süre sonra, negatif duyguları, yemek yemeyi tetikleyen bir hale dönüştürüyor.

    Benzer bir durum, ödüllendirme konusunda da geçerli. Bir şeyleri kutlamak ya da kendimizi ödüllendirmek için yediğimizde, yedikten sonra sahip olduğumuz pozitif duygular; bir süre sonra bizi, benzer duyguları hissedebilmek için yememiz gerektiği konusunda şartlandırıyor.

    Aşırı yeme isteğinin temelinde, genellikle bu iki tür koşullandırmadan biri yer alıyor.

    İnançlar da söz konusu

    Düşüncelerimiz de, yeme alışkanlıklarımız konusunda rol oynar. Bizi yemek yemeye yönlendiren bazı tipik düşünceler:

    • Başkaları tarafından kabul edilmenin yolu kusurlu olmak ve kilolarım benim kusurum,

    • Yemek yemek, hayattan zevk almanın en iyi yolu,

    • İstediğim şeyi istediğim zaman yiyememem, beni güçsüz kılar,

    • Seksten uzak durmanın en kolay yolu kilolu olmak,

    • İyi hissetmediğim zaman en kolay çözüm yemek yemek,

    • Kutlamanın en iyi yolu yemek,

    • Yemek duyguları bastırmanın en kolay yolu,

    Çözümü var

    Sizi yemek yemek için tetikleyen duyguları keşfetmek ve bunların temeline inmek; duygusal yeme bozukluklarının önüne geçebilmenin tek yolu. Eğer sizi tetikleyen duygu yalnızlıksa, biraz daha sosyal olmayı deneyebilirsiniz. Kendinize olan sevginizi göstermenin tek yolu, yemek yemekten geçmiyor. Sevilmediğinizi düşünüyorsanız, önce kendinizle barışmalı ve çözümün yemekten geçmediğinin fark etmelisiniz.

  • Norovirüs enfeksiyonu

    Bu virüsün neden olduğu enfeksiyon yaygındır. İshal geçiren her 5 kişiden birinin nedeni norovirüs enfeksiyonudur. Rotavirüs aşılarının uygulamaya girmesi ile birlikte rotavirüs ishalleri azalmış buna karşın norovirüs ishallerinde artış olmuştur.

    Norovirüsler insan ve hayvanlarda hastalığa neden olur.İnsanlarda hastalık yapan 3 tipi mevcuttur. Enfeksiyon farklı tiplerle oluştuğu için birkaç kez hastalığa yakalanma şansı vardır.

    Norovirüs çok bulaşıcı bir virüstür. Özellikle çocuklar, bağışıklık sistemi bozuk olan hastalar ve yaşlılarda ağır seyretmektedir.

    Hazır gıdalarla bulaşım yüksektir. Deniz yolu seyahatleri,okul,kreş ve yurtlarda süratle yayılım gösterir.

    Kış aylarında görülür. Kuluçka süresi 12-48 saattir.

    Hastalığın belirtileri;

    Bulantı

    Kusma

    İshal

    Mide kramplarıdır.

    Ateş,titreme,baş ağrısı,kas ağrısı da klinik tabloya eşlık edebilir. Genellikle hastalar yorgunluktan şikayet ederler. Hastalık ani başlar ve genellikle 1-2 gün süren klinik tablo kendiliğinden düzelir. Çocuklarda ishal daha sık görülürken, erişkinlerde kusma daha belirgin olur. Hastalar çoğu kez kendilerini kötü hissetmekte ve kusmaktadır.Genellikle bu tablo 1-2 gün sürmektedir.Hastalar devamlı kustukları ve ishal oldukları için su kaybederler,bundan dolayı bazı hastalarda su kaybı ortaya çıkabilmektedir.

    Norovirüs, enfekte kişilerin dışkı ve kusmuğunda bulunmaktadır.

    İnsanlar bu enfeksiyonu;

    Norovirüsle enfekte gıda, su veya sıvıların tüketilmesi yoluyla

    Enfekte yüzeylere temas edip, ellerini ağızlarına sürmek yoluyla

    Enfekte şahısla direk temas veya enfekte şahsın gıdasını paylaşma yoluyla alırlar.

    Özellikle kreş ve yuvalarda bulaşıcılık açısından çok dikkatli davranılmalıdır.Çalışan personel Norovirüs enfeksiyonu konusunda eğitilmeli ve koruyucu önlemler açısından çok dikkatli olunmalıdır.Aksi halde enfeksiyon süratle yayılım göstermektedir.Özellikle ishal olan çocukların altını değiştirdikten sonra son derece dikkatli davranılmalı ve el yıkamaya özen gösterilmelidir.

    Norovirüs enfeksiyonunun bulaşıcılık süresi hastanın kendini iyi hissetmediği dönemde başlar ve iyileştikten sonra en az 3 hafta daha devam eder. Bu durum göz önüne alındığında, hastalığı geçiren kişilerin, nekahat döneminde el yıkama ve diğer hijyenik tedbirlere dikkatle uyması büyük önem taşır.Gıda sektöründe çalışan bireylerin bu konuda eğitimleri gereklidir.Norovirüsü enfekte yüzeylerden temizlemek zordur.Sıcak ve soğuk ısılardan etkilenmez.Dezenfektanlar içinde aynı durum söz konusudur.

    Tanı dışkı analizi ile konulmaktadır. Özel durumlarda diğer laboratuvar yöntemleri düşünülebilir.

    Tedavide antibiotiklerin yeri yoktur. Çoğunlukla kusma öneleyici yaklaşım önerilmez. Ağızdan sıvı takviyesi önemlidir. Gereken vakalarda damar yoluyla sıvı verilmesi düşünülebilir.

    Norovirüs enfeksiyonundan korunmada etkili bir yöntem mevcut değildir. Hastalığın aşısı yoktur. Bu konuda yapılan çalışmalar başarısız olmuştur.

    İshal

    Kusma

    Norovirüs

    Enfeksiyon

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı

  • Enfeksiyonlardan korunmak için en etkili yol: anne sütü

    Enfeksiyonlardan Korunmak İçin En Etkili Yol: Anne Sütü

    Gastrointestinal Hastalıklar:Anne sütünün gelişmekte olan ülkelerde ishalden koruduğu ve ishalin şiddetini azalttığı gösterilmiş; rotavirus, G. Lamblia, Shigella spp., Campylobacter spp. ve enterotoksijenik E. Coli gibi spesifik enterik patojenlere karşı koruyucu özelliği kanıtlanmıştır.

    Diyareal hastalıkların prospektif kohort çalışmalarında tek başına anne sütü, tek başına formula ve anne sütü ile beraber formula alan bebekler karşılaştırıldığında anne sütü ile beslenen gruplarda diyareal hastalığın insidansının daha az olduğu saptanmıştır.

    Solunum Yolu Hastalıkları:Yapılan çalışmalar arasında anne sütünün solunum yolu hastalıklarından koruyucu özelliğinin olduğunu gösteren çalışmalar varken anne sütünün önemli bir etkisinin olmadığını belirten çalışmalar da mevcuttur.

    Otitis Media: Çeşitli prospektif çalışmalar anne sütünün otitis media riskinden koruyucu özelliğinin olduğunu göstermiştir. Daha az çalışma bunun tersi yönünde sonuçlar bildirmiştir. Hatta bir çalışmada tek başına 6 ay anne sütü alanlar arasında rekürren OM sıklığının 4 aydan daha az anne sütü alanlara göre daha düşük sıklıkta olduğunu göstermiştir.

    İdrar Yolu Enfeksiyonu:İki vaka kontrollü çalışmada idrar yolu enfeksiyonları anne sütü alanlara kıyasla formüla ile beslenenlerde daha yaygın görülmekteydi. Başka bir çalışmada tek başına formüla ile beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenen bebeklere göre idrar yolu enfeksiyonu riski 5 kat daha fazla bulunmuştur.

    İdrar yolu enfeksiyonundan koruyucu mekanizmanın oligosakkaridler ve sIgA aracılığıyla patojenlerin üroepitelyal hücrelere adezyonunun engellenmesi olduğu düşünülmektedir. Anne sütü ile beslenme aynı zamanda sütteki antimikrobiyal komponent olan laktoferrinin idrar seviyelerini arttırdığını göstermiştir.

    İnfantil Botulizm: Çalışmalarda formüla ile beslenenlerde infantil botulizmin daha erken yaşta olduğu ve daha ciddi seyrettiği gösterilmiştir. Anne sütü ile beslenen ve formüla ile beslenen bebekler arasında intestinal flora farklıdır; anne sütü ile beslenenlerde intestinal pH düşüktür, bu da C. Botulinum’um çoğalmasını engeller.

    Diğer Enfeksiyonlar:H. Influenzae’nın infantlarda sepsis ve menenjit etkeni olduğu gösterilmiştir. Çalışmalar anne sütü ile beslenenler arasında formüla ile beslenenlere göre sepsis ve menenjit riskinin daha düşük olduğunu göstermiştir.

    Ayrıca anne sütü ile beslenme bebekte hem güven duygusu yaratarak hem de endorfin salgısını arttırarak ağrı kesici ve ağlama miktarını azaltıcı etki gösterir. Anne ile bebek arasında derin bir duygusal bağ oluşturur. Emziren annelerin bebeklerini terk etme, şiddet uygulama gibi olumsuz davranışları emzirmeyen annelere göre çok daha az görülür.

    Anne sütü yaşayan bir sıvıdır.

  • Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Sinüzit burun tıkanıklığına eşlik eden önden iltihaplı burun akıntısı ve/veya geniz akıntısı şikayetlerinin bir soğuk algınlığı enfeksiyonundan sonra 10-15 günden uzun sürmesi olarak tanımlanır. Yılda 3 kereden daha fazla bu tip uzamış üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu görülmesi tekrarlayan sinüzit olarak tanımlanır ki bu hastalık dönemleri arasında çocuk tamamen iyi kalır. Belirtilerin 12 haftadan uzun sürmesi, arada en az 1 haftalık tam iyilik döneminin olmaması kronik sinüzit olarak tanımlanır.

    Alerjik hava yolu hastalığı olan alerjik bronşit + Alerjik nezle olgularında tekrarlayan veya kronik sinüzit normalden daha sık görülür. Hava yolu burundan başlayıp, soluk borusu ve bronşlarla devam eden bir bütün olduğu için bu yolun üzerindeki tüm problemler havayolunun diğer bölgelerine de refleks mekanizmalar yoluyla etki eder. Örneğin sinüzit olan hastada bronşlarda da alevlenme duruma eşlik eder. Ayrıca; geniz akıntısı içindeki yangısal moleküller yukarıdan aşağıya damlama yoluyla bronşlarda da yangı (iltihap) meydana getirir.

    Astımı olan bir çocukta üst hava yolu yani alerjik nezle tedavi edilmezse tekrarlayan veya kronik sinüzit tablosu akciğerlerin tedaviye iyi yanıt vermesini engeller ve astım kontrolü kaybolur. Beklenmedik şekilde astım atakları görülmeye başlar.

    Sonuç olarak; “Tek Hava Yolu Tek hastalık” hipotezinden hareketle sinüzitin ve astımın ayrı ayrı değil, bunlara sebep olan alerjinin tek elden tedavi edilmesi, hastalıkta tam kontrolü sağlayacaktır.