Etiket: Yol

  • Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanıyor!

    Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanıyor!

    GRİP AŞISI YAPTIRMANIN EN UYGUN ZAMANI EKİM VE KASIM AYLARI!

    Soğuk havaların gelmesiyle alerjik çocuklar her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas bir duruma da geliyorlar. Yumurta alerjisi olanların dışında ise grip aşısı tüm olumsuz faktörlerden koruyor.

    Dünya sağlık örgütü, birinci ve ikinci dereceden risk grubunda olanların her yıl aşılanması gerektiğini vurguluyor ve birinci dereceden risk grubu içinde; astım hastaları ve solunum yolu alerjisi olanlar olduğunu açıklıyor. Alerjik çocuklar her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas oluyorlar. Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanabiliyor, grip mevcut alerjileri tetiklerken, hastanın hem grip hem de alerji ile mücadele etmesi savunma sistemini zayıflatıyor. Savunma sistemi zayıflamış ve alerjisi de tetiklenmiş çocuğun hastalığı daha ağır iyileşiyor ve daha fazla ilaç kullanımına sebep oluyor. Grip aşısı ise böyle durumlarda, tüm olumsuz faktörlerden koruyor.

    Gribin yayılmasını önlemek, ağır seyreden komplikasyonlarla ölümü engellemek, grip salgınının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacını azaltmak, iş kaybını, okul devamsızlığını ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için grip aşısı yaptırılması gerekiyor. Grip; özellikle solunum yolu alerjisi olan çocuklarda, akciğer hastalığı olan yaşlılarda ve kalp, böbrek, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrederek ölüme varan ciddi sonuçlara yol açabilir.

    Mevsim değişimiyle birlikte, kalabalık ve kapalı ortamlar grip salgınını arttırırken, yumurta alerjisi olanlar dışında tüm alerjik hastaların aşı yaptırmasını önemle tavsiye ediyoruz. Yumurtaya ve tavuğa karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanlar, yani yumurta ve tavuk yediğinde alerjik şoka girenlerin ise grip aşısı yaptırmaması gerekmektedir.

    Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır?

    Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekmektedir. Aşının etkisinin ortaya çıkması için iki üç haftaya ihtiyaç vardır ve en uygun zaman sonbaharda özellikle Ekim ayıdır. Aşının yanı sıra bazı önlemler alınarak da bulaşma riski azaltılabilirken şu hususlara da dikkat etmek de fayda vardır.

    Gribi olan kişilerle yakın temastan uzak durmak,

    Evde kalıp dinlenmek,

    Öksürme ve hapşırma esnasında ağzı kağıt mendi ya da kolunuzla kapatmak,

    Maske kullanmak,

    Elleri sık sık yıkamak,

  • Öfkemize Yenilmemek

    Öfkemize Yenilmemek

    Öfke Nedir?

    “Öfkeyle kalkan zararla oturur”, “Keskin sirke küpüne zarardır” gibi atasözlerimiz “barut gibi”, “saman alevi gibi parlar” “kafasının tası attı”, deyimlerimiz öfkeyi hepimizin tanıdığının ve her dönemde var olduğunun bir kanıtıdır. Öfke, insanın mutluluk, üzüntü, korku ve nefret gibi temel duygularından birisidir. Bireyin planları, istek ve ihtiyaçları engellendiğinde, haksızlık, adaletsizlik ve kendi benliğine yönelik bir tehdit algıladığında yaşanabilmektedir.

    Arkadaşınıza, annenize, kardeşinize, sokaktaki adama, öğretmeninize ya da amiriniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; uzayan kuyruklar, trafik sıkışıklığı, planlanan bir işin bozulması gibi bir olaya da öfkelenebilirsiniz.

    Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrol edilemez olup yıkıcı hale dönüşürse okul ve iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açabilir.

    Öfke ve saldırganlık çoğu zaman birbiriyle ilişkili olarak ele alınmakta ve birbiriyle bağlantılı olarak değerlendirilmektedir. Saldırganlık bir davranıştır; öfke bir duygudur. Öfke bazen saldırganlığa yol açar, fakat çoğu zaman saldırgan davranışın başlatıcısı değildir.

    • Ne Zaman Öfkeleniriz?

    1. Kişiliğimize saldırıya geçildiğini düşündüğümüz zaman,

    2. Kışkırtıldığımız zaman,

    3. Hayal kırıklığına uğradığımız zaman,

    4. Stres altında olduğumuz zaman,

    5. Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zaman,

    6. Kendimizi ifade edemediğimiz zaman, öfkeleniriz.

    • İnsanların Öfke İfadeleri Neden Farklıdır?

    1. Genetik ya da fizyolojik nedenler; bazı insanların doğuştan sinirli, alıngan ve kolayca kızabilen yapıda olduklarına dair görüşler bulunmaktadır.

    2. Sosyo-kültürel nedenler; öfkenin bastırılması gereken olumsuz bir duygu olduğunu öğrenerek büyürüz çevremizdeki yetişkinlerin öfkelendiklerinde sergiledikleri davranışları model alabiliriz.

    • Öfkeyle Başa Çıkma

    Öfkeyle başa çıkma, öfkenin bastırılmasını ve saklanmasını değil, tanınmasını gerektirir.

    Bireyler ancak öfkelerini tanıdıklarında, öfkesinin zararlarından kurtulabilirler ve onu kendileri için yapıcı bir şekilde ifade edebilirler.

    Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanılmaktadır.

    Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir.

    Öfkeyi Sözel Olarak İfade Etmek Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur.

    Bunu yapabilmek için, bireyin istediklerinin ne olduğunun farkına varması, bunları açık ve karşısındakini incitmeyecek bir şekilde aktarabilmesi gerekmektedir.

    İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu bir şeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazen işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

    Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsiniz.

    • Öfkenin Yönetimi

    Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmektir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir. Eğer kimi zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologdan yardım isteyebilirsiniz.

    • Öfkemizi boşaltmak iyi midir?

    Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir.

    Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiç bir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, öfkenizi neyin başlattığını bulmak ve kendinizi öfkeyle kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabilme yollarını öğrenmektir. Örneğin, asıl kaygı duyduğunuz şey, kendinizi güvencede hissetmeme iken, bambaşka bir şeye bağırıp çağırabilirsiniz.

    • Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?

    Gevşeme:

    Derin nefes alın, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın. Bu sakinleşmemize yardımcı olur.

    Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:

    • Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.
    • Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.
    • Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın.

    Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

    Düşünceleri Değiştirme;

    Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler.

    Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız.

    Bu tür düşünce biçimlerinizi fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.

    Örneğin kendi kendinize, “Eyvah, her şey mahvoldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine,

    “Dünyanın sonu değil ve buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Öfkenizin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

    Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla” ya da “her zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ”ya da “Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz. Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Kendinize “Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır.

    Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkar özelliklerinin farkına varmalı ve beklentilerini arzulara dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için, “bana verilmeli” ya da “benim olmalı” demek yerine, “bana verilmesini isterdim” diye düşünmenin daha sağlıklı olduğunu görmelidirler.

    Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için uğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir.

    Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulaşamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın.

    Daha iyi iletişim

    Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey;

    Yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yavaşlayın ve asıl söylemek istediğinizi düşünün. Aynı anda karşınızdakinin de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap vermeyin.

    Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın. İnsanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükûnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.

    Mizah kullanın

    Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Her şeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar. Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o “şey” ya da “öyle” olduğunu düşünün.

    Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “odun kafalı” gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Eğer karşınızdaki insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin bir arada bulunması mümkün değildir.

    Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!”şeklindedir. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!

    Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm caddelerin, dükkânların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini, eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı koyarsanız, ne kadar talepkàr olduğunuzu ve ne kadar mantık dışı davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.

    Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir

    Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.

    İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir başka yoludur.

    Çevrenizi değiştirmek Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde olduğunu fark ederiz.

    Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz. Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

    Kendinizi rahatlatabilmek için birkaç ipucu daha:

    Zamanlama: Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.

    Kaçınma: Eğer çocuğunuzun odasındaki dağınıklık odanın önünden her geçişte “kafanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun.“Ama öfkelenmemem için çocuğumun odasını temiz tutması gerekir.” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.

    Alternatifler bulun:

    Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düşünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikologun danışmanlığına başvurabilirsiniz.

    Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın. Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?

    Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır.

    Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.

    Not: Bu yazıda Türk Psikologlar Derneği yayınlarından yararlanılmıştır.

  • Çocuk felci hastalığı

    Çocuk felci (Poliomyelit), özellikle omurilikteki kasların kasılmasını başlatan sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün (Polia virus) yol açtığı bulaşıcı enfeksiyondur.

    Belirtileri
    Genellikle yaz ve sonbahar aylarında küçük yerel salgınlar biçiminde ortaya çıkan çocuk felci, 40°C bulan yüksek ateş, şiddetli baş ağrıları, bulantılar ve sırt ağrılarıyla başlar. 4-5 gün sonra kasları iki yanlı, ama bakışımsız olarak etkileyen gevşek felç yerleşir, 2-3 hafta sonra, bazı kaslar bütünüyle normale döner, bir bölümüyse hiç düzelmez.

    Yayılması

    Virüs, hastaların çıkardığı dışkı yoluyla yayıldığı için, çevre sağlığı koşullarına dikkat edilmeyen çağlarda büyük salgınlara yol açmış, koşullar düzeltilince, daha çok çocukları etkilemeye (adı buradan kaynaklanır) başlamış, çocuklara ağız yolundan yapılan aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla, büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

    Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde ‘poliomelitis’ denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık virüs vücuda yerleştikten sonra 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için “Salk aşısı” veya “Sabin aşısı” yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.

    Riskli Durumlar

    – Polio aşısının yapılmaması,
    – Polio salgını olan bölgeye yolculuk yapmak,
    – Hamilelik,
    – Çok yaşlı veya bebek olmak,
    – Ağız, burun veya boğazda yaralanma meydana gelmesi (diş tedavisi, bademciklerin alınması)
    – Virüsü aldıktan sonra bağışıklık sistemimizi bozacak anormal bir stres meydana gelmesi (duygusal veya fiziksel)

    Çocuk felci dünya çapında görülen bir hastalıktır. Ancak aşılamaya yeterli özen gösteren ülkelerde nadiren gözlenir. Yaz ve sonbahar aylarında daha sık gözlenir. Kızlarda daha sık gibi görülmekle birlikte felçler erkek çocuklarda daha sık gözlenir. Salgınlar aşılamanın yapılmadığı bölgelerde gözlenir. 1840 ile 1950′li yıllar arasında poliomyelit dünya çapında salgınlara neden olmaktaydı.

    Korunma

    Polio aşısı, yapıldığı insanların hemen hepsini hastalıktan korumaktadır. Koruma oranı %90′ın üzerindedir.

  • DEPRESYON KRONİK YORGUNLUK SENDROMUNA YOL AÇIYOR

    DEPRESYON KRONİK YORGUNLUK SENDROMUNA YOL AÇIYOR

    Günümüzde yaygın hastalıklardan biri olan Kronik Yorgunluk Sendromuna fiziksel belirtilerin yanı sıra ruhsal sorunlar da yol açıyor. Daha çok kadınlar ve üst düzey yöneticilerde görülen kronik yorgunluk sendromu çocuklarda da görülebiliyor.Altı ay ve üzeri süren kronik yorgunluk sendromu kısa süreli hafıza ve konsantrasyon kaybına da yol açıyor.

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, kronik yorgunluk sendromu ve bununla baş edebilme yolları hakkında bilgi verdi.

    En çok İş Gücü Kaybının Görüldüğü Hastalıklar Arasında

    Kronik yorgunluk sendromunu aralıksız en az altı ay süren yorgunluk halinin dışında; bellek ve konsantrasyonda bozulma, boğaz ağrısı, kas ağrısı, çoğul eklem ağrısı, daha önce kişi tarafından bilinmeyen baş ağrısı, dinlendirmeyen uyku ve egzersiz sonrası bitkinlik halinin tabloya eşlik etmesiyle oluşan bir sendromdur. Bu tabloyu açıklayacak başka ağır bir fizik hastalığının olmaması gerekir.Tablonun en çok psikiyatrik hastalıklarla birlikte görüldüğü bir gerçektir. Özellikle depresyon ve anksiyete bozukluğu olan hastalar kronik yorgunluk sendromu açısından da risk altındadır. Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarında; beceri isteyen işlerde yavaşlama, planlama, organizasyon ve problem çözme gibi yeteneklerde gerileme vardır. Bunların yanında dikkat kusuru, konsantrasyon düşüklüğü, karar vermede zorluk gibi bulgular görülür. Tüm bu özellikleriyle kronik yorgunluk sendromu, birçok ülkede iş gücü kaybı yapabilen hastalıklar arasında yer almaktadır.

    Kısa Süreli Hafıza Kaybına Yol Açıyor

    Hastalığın en önemli belirtisi yeni veya bilinen bir zamanda başlayan, devam eden bir fiziksel aktivite sonucu olmayan, istirahatle hafiflemeyen, iş, eğitim, sosyal ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açan bir yorgunluğun olmasıdır. Bu belirtilere kısa süreli hafıza ve konsantrasyon kaybı, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde hassasiyet, kas ağrısı, yeni oluşan şekil değiştiren veya ciddileşen baş ağrısı, uyku bozukluğu, yapılan bir iş sonrası 24 saatten fazla sürede geçen kırıklık eşlik etmektedir.

    Kadınlar ve Üst Düzey Yöneticiler Risk Altında

    Kronik Yorgunluk Sendromu daha çok genç erişkin kadınlarda görülmekle birlikte, stres düzeyi yüksek olan işlerde görev yapan üst düzey yöneticilerde ve mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine sahip insanlarda daha yaygındır.

    Stresle Baş Etmeyi Öğrenmek ve Egzersiz Yapmak Önemli

    Hastalığın tedavisinde immunolojik tedavi, uyku tedavisi ve antidepresan ilaç tedavilerinin dışında farmakolojik bir tedavi yöntemi olmayan bilişsel davranışçı terapi (BDT) önem kazanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Psikoterapinin prensipleri çoğunlukla rehabilitasyon temel prensipleriyle yakından ilişkilidir. Hastaların kendi hastalığıyla ilgili inanç̧ ve düşüncelerinin yanı sıra bununla nasıl başa çıkacaklarının ayrıntılı analizine dayanmaktadır. Burada hedef, hastanın hangi düşünce ve davranışlarının semptomları artırdığının saptanmasıdır. Ayrıca stresle baş etme yöntemlerinin öğrenilmesi, mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine yönelik farkındalık artırarak bu özelliklerle esneklik kazandırılması, gevşeme ve relaksasyon eğitimi gibi çok çeşitli müdahaleler de Bilişsel Davranışçı Tedavinin prensipleri çerçevesinde tedavide yer almaktadır. Tedavi sürecine ek katkı olarak bu kişilerin aileleri ve varsa çocuklarıyla da konuşulup değerlendirilmeli, bu konuda onlara da destek verilmelidir.

    Önemli bir konuda Kronik Yorgunluk Sendromunda teorik olarak hastalar için aktivite yapmamak yararlıymış gibi görünmesine rağmen, hafif aerobik egzersizler hastanın ağrılarını azaltarak günlük yaşam aktivitelerini artırmaktadır. Egzersiz tedavisi en fazla 30 dakika ve hastanın yorgunluk ve diğer semptomlarına göre günlük 1-2 dakika artırılacak şekilde yapılmalıdır.

    Çocuklarda Altı Ay ve Üzeri Süren Kronik Yorgunluk Önemsenmeli

    Özellikle ergenlik döneminde ve çocuklarda,altı ay ve üzeri süren bir yorgunluk mevcutsa bu kişilerin aile ve öğretmenleri ile görüşülmelidir. Görüşme sonucundaki bilgiler doğrultusunda çocuğa psikolojik ve sosyal destek vermenin tedavide önemli bir yeri vardır. Bu genç̧ vakaların tedaviye iyi yanıt verip 2-4 yıl içinde iyileştikleri ve erişkinlerden daha iyi tedavi süreci gösterdikleri belirtilmiştir.

  • Fleksibl bronkoskopi nedir?

    Fleksibl Bronkoskopi Nedir?

    FleksiblBronkoskopihava yollarının incelenmesinde kullanılan bir tanı yöntemdir. Fleksibl bronkoskopi basitçeucunda ışık olan ince bir borudur ( 2.5-3.0 mm) ve çocuğun hava yollarının incelenmesine, gerekli durumlarda balgam örneği alınarak bazı tahlillerin yapılmasına olanak sağlar.

    Hangi Çocuklara Fleksibl Bronkoskopi Yapılır?

    Çocuklar sıklıkla solunum problemleri nedeni ile çocuk göğüs hastalıkları doktorlarına başvururlar ve çeşitli tedaviler alırlar.

    Uygulanan tedavilere rağmen yeterli iyileşmenin olmadığı özellikle de doğumundan itibaren şikayetleri olan çocuklarda bazen ileri tetkiklerin yapılması gerekebilir ve fleksibl bronkoskopi bu ileri tetiklerden biridir.

    ·Tekrarlayan zatürreleri olan

    ·Zatürre olduktan sonra 1 ay içinde şikayetleri ya da akciğer filmi düzelmeyen

    ·Tüberküloz şüphesi olan

    ·Doğumdan itibaren düzelmeyen hırıltı , öksürük gibi solunum sorunları olan hastalardahava yollarında doğumsal bir anomaliyi araştırmak amacı ile

    ·Hava yollarına yabancı bir cisim kaçma şüphesi olan çocuklar

    ·Bağışıklık sisteminde bozukluk olan ve zatüre şüphesi olan çocuklardahangi mikrobu zatüreye yol açtığını bulabilmekve nasıl tedavi edeceğimizi planlamak için fleksibl bronkoskopi yapılması gerekebilir.

    Fleksibl Bronkoskopi öncesinde yapılması gerekenler nelerdir?

    İşlem sırasında çocuğun kusup mide içeriğinin akciğerlere kaçmaması için fleksibl bronkoskopi öncesinde çocuğun yaşına göre en az 6- 8 saat süre ile aç olması gerekir.

    İşlem öncesinde hastaya damar yolu açılır ve hava yolundan bazı ilaçlar verilir.

    Fleksibl Bronkoskopi nasıl yapılır?

    İşlem hastane şartlarında ve bronkoskopi odasında gerçekleştirilir.

    Fleksibl bronkoskopi ile burundan girilir ve hem üst hemde alt hava yolları incelenir. Aslında Fleksibl bronkoskopi ile hava yollarının incelenmesi ve balgam örneğinin alınması 2-3 dakikalık bir işlemdir. Bununla birlikte hastanın damar yolunun açılması , nefes yolundan ilaçların verilmesi hastanın ilaçlar ile hafif uyutulması ve ardından uyandırılması ile birlikte hastanın en az 3-4 saat hastanede kalması gerekir.

    Fleksibl Bronkoskopi sonrasıçocuk eve gidebilir mi?

    Hasta ancak tamamı ile uyandıktan ve beslenmeye başladıktan sonra eve gönderilebilir.

    Çok küçük ve solunum bulguları ağır olan çocukların işlem sonrası24 saat süre ile hastanede kalarak gözetim altında tutulmaları gerekebilir.

    Fleksibl Bronkoskopi sırasında en sık yaşanabileceksorun burun kanamasıdır. Bazen işlemsırasında özellikleufak bebeklerde kısa süreli oksijen desteğivermek gerekebilir

  • Çocukluk çağının kabusu : ateş

    Ateş;vücut ısısının 38 C nin üzerinde olması durumudur. 2 yaş sonrası kulaktan,2 yaş öncesi ise kol altı( dış kulak yolunun yapısı tam olarak uygun olmadığı için ) ölçümü tercih edilir.39 C üzeri yüksek ateş,40 C üzeri ise çok yüksek ateş olarak tanımlanır)

    Çocuk hekimine başvuran hastaların üçte birinde ateş yakınması vardır. Ateşli hastalıkların çoğunluğu enfeksiyonlara, bunların da büyük kısmı virüs denilen mikroplara bağlıdır. Çocuklardaki enfeksiyonların çoğu viral üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları şeklinde ortaya çıkar.( Grip, soğuk algınlığı, bronşiyolit, kulak iltihabı, zatürre ve krup gibi ) Çocuklarda ateşin en sık rastlanan diğer bir nedeni yine virüslere bağlı ishallerdir. Kızamık, kızamıkçık ve suçiçeği ,5. ve 6. hastalıklar gibi döküntülü viral enfeksiyonlar da ateşin kaynağı olabilir.

    Virüslerden daha az olmak üzere ateş yapan efeksiyonlar ;bakteri kökenli olabilir(özellikle Beta mikrobu olarak bilinen Streptococlar, daha çok deride enfeksiyon yapan stafilococlar gibi )Tedavide antibiyotiği gerektiren işte bu grup enfeksiyonlardır.Genellikle üst solunum yolu,kulak,akciger ,idrar yolu,barsaklar ve nadiren beyin-beyin zarlarını ilgilendirebilir. Difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve menenjit gibi aşı ile önlenebilen bakterileri de unutmamak gerekir.

    Bağışıklık sistemi vücuda giren her mikrobu tanıyıp sınırlamaya çalışır. Daha sonra aynı mikropla karşılaşmalar için belleğine o mikrobun özelliklerini yerleştirir. Bu nedenle enfeksiyon hastalıkları en çok bebek ve çocuklarda görülür. Mikroplarla ilk karşılaşmada ona karşı sınırlandırma (iltihap) reaksiyonu geliştirirken, sonraki karşılaşmalarda çoğunlukla vücutta hiçbir belirti olmaksızın mikrobu uzaklaştırır. Erişkinler de çocuklar gibi aynı mikroplara maruz kaldıkları halde, daha önceden bağışık oldukları için hastalık tablosu gelişmez.

    Ateşi olan çocuklarda anne ve babaların korkusu havale geçirme olasılığıdır. Bu korku nedeniyle gerek aileler gerekse hekimler ateşin düşürülmesi için gereğinden çok fazla bir çaba içine girerler.Çok sık,yüksek dozlarda ve birden fazla ateş düşürücü ilaç kullanımı söz konusu olur.Yanısıra soğuk duş,alkollü-sirkeli kompresler uygulanır.Oysa son tıbbi çalışmalar ‘ateş fobisi’ni gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.

    · Ateş düşürmek havale nöbetlerini engellemez.

    · Vücut ısısı hastalık nedeniyle 41-42oC’yi aşamaz. Beyinde hasara yol açabilen ısı derecesi bu sıcaklığın üzerindeki derecelerdir.

    · Menenjit, epilepsi veya daha önceden bilinen bir beyin hastalığı yoksa,ailede havale hikayesi bulunmuyorsa ateşin tetikleyeceği havale nöbeti genellikle zararsızdır ,hasar bırakma olasılığı çok düşüktür.

    · Çocuklarda ateşi düşürmenin amacı ateşin sebep olduğu huzursuzluk, ağrı, uykusuzluk gibi fiziksel rahatsızlıkları hafifletmektir.
    Ateş sırasında paracetamol ve ibuprofen içerikli ateş düşürücü ilaçların ardışık kullanımı konusunda kanıta dayalı hiçbir veri bulunmamaktadır.Ailelerin neredeyse 2-3 saat ara ile bu ilaçları vermeleri belki ateşi düşürür ama mide-karaciğer-böbrek üzerine ciddi yan etkileri unutmamak gerekir.Tek doz ateş düşürücü ilaç ile böbrek yetmezliği,mide kanaması,kanda pıhtılaşma hücrelerinde ani azalma(trombositopeni) gibi çok hayati komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir.Aynı zamanda ateş direkt kendisi mikrobu sınırlar(çoğu mikrop için ideal ısı 36-37 C arasıdır),vücudun bağışıklığını uyarır(mikrobu öldüren faktör ve hücrelerin yapımı ve salınımını tetikler).

    Genel durumu iyi olan,koşup oynayan,beslenebilen,ateşi 38.5 C nin altında olan çocukları takip etmek ,ince giydirmek-ılık duş aldırmak ve gerekirse 6 saatten sık olmamak üzere sadece paracetamol vermek ebeveynin yapacağı en akılcı yaklaşımdır.Ateşin kaynağını tespit için Çocuk Hekimi’ne başvurulmalıdır ve hekim teşhisi ile bakteri enfeksiyonu kesinleşmeden antibiyotik verilmemelidir.

  • Öksürük!

    • Çocuklukta en sık rastlanan hastalık belirtisidir,

    • Aslında boğaz ve göğüsteki solunum yollarını temizlemeye yarayan bir reflekstir,

    • Her ne kadar anne babalar için çocuklarının öksürüğünü duymak, özellikle gece uykuyu bölen öksürüklerle uyanmak üzücü olsa da, öksürük vücudun normal bir savunma mekanizmasıdır.

    Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır

    Öksürük değişik hastalıklarda değişik özellikler gösterebilir

    Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir

    Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamayabilir

    Öksürük çocukta hangi nedenlerle ortaya çıkabilir?

    Genellikle öksürüğün sebebi üst solunum yollarının virüs veya bakterilere bağlı enfeksiyonudur :

    Nezle, krup, sinüzit, tonsillit, farenjit

    Nezlede öksürük

    -Nezleyle birlikte olan öksürük ıslak veya kuru özellik gösterebilir ve bir hafta kadar sürebilir.

    – Burundan akmak yerine boğaz gerisine doğru akan mukuslu salgı boğazı tahriş ederek öksürüğü başlatır

    – Öksürük nezlede genellikle en son kaybolan belirtidir.

    Sinüzit ve öksürük

    – Öksürükle birlikte sarı, yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür

    – Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken (mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.

    – Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır.

    Krup ve öksürük

    – Krupta öksürük tipik havlar tarzdadır

    – Ses boğuklaşmıştır

    – Ateş olabilir veya olmayabilir

    Alt solunum yolu hastalıkları ve Öksürük

    – Boğmacada da öksürük tipiktir.(kentöz)

    – Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya pnemonide ortaya çıkar

    Astım-Bronşit veya Zatüre ile Öksürük

    – Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar

    – Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pozisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.

    -Beslenmek.ağlamak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir

    – 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları çok yumuşak ve dardır. Bazı virüsler bronşiollerin zarar görmesine sebep olurlar

    – Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksinim duyarlar

    Astım ve Öksürük

    – Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir

    – Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur

    – Muayenede doktor tarafından dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur

    Solunum yollarına yabancı cisim kaçması

    – Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir

    Eviçi ortam ve Öksürük

    Ev içi ortam da öksürüğe yol açabilir; eğer evden çıktıktan birkaç saat sonra belirtiler hafifliyor ve yeniden eve dönüldüğünde başlıyorsa evin içindeki havada tahriş edici maddeler bulunduğundan kuşkulanmak gerekir.

    – Evde yakıtlardan çıkan gazlar:

    Doğalgaz, gaz yağı, odun, kömür, tüp gaz gibi evlerde bulunan yakıtların kullanımı sonucunda yeterli havalandırma sağlanmadığında havayı kirleten gazlar oluşur.

    – Sigara dumanı: Sigara, pipo ve puronun dumanı akciğerlere zarar verebilir.

    – Evdeki kimyasal maddeler: Klorlu çamaşır suları, amonyak gibi uçucu maddeler içeren temizlik solüsyonlarından, çözücü solüsyonlardan ve boya kutularından zehirli gazlar çıkabilir.
    Ev tozu akarları ve nem(Rutubetin yanısıra evde yemek pişirmek ve çamaşır kurutmaktan kaynaklı)

    Dekorasyon: Yeni döşenen halılar ve yeni boyanan duvarlardan tahriş edici gazlar çıkabilir veya eski halı ve yer döşemelerinin veya duvar kağıtlarının altıda bulunan ev mantarları etkili olabilir.

    ÖNERİLER

    – Öncelikle evde kesinlikle sigara içilmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrattığı gibi mukus salınımını da arttırır.

    – İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğa bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır.

    – Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir.(bazı hastalarda!)

    Şu durumlarda çocuğun acil müdahaleye ihtiyacı olabilir!!!!!!!

    – Çocukta şiddetli solunum zorluğu varsa (soluk alıp vermek için mücadele veriyorsa, solunum zorluğu nedeniyle konuşamıyorsa ya da ağlayamıyorsa veya her nefes alıp verişinde hırıltı meydana geliyorsa)

    – Çocuk öksürük nöbetleriyle bayıldıysa
    – Öksürmediği zamanlarda dudaklarında morarmavarsa

    – Çocuk öksürmediği zaman solunum güçlüğü mevcutsa (1 yaşından büyük çocuklarda)
    – 3 aydan küçük ve ateş 38°C’nin üzerindeyse
    – Herhangi bir yaşta 40°C’den yüksek ateş varsa
    – Çocuğun şiddetli göğüs ağrısı varsa, tükrük veya balgamı kanlı ise

  • Sigarayı Bırakma

    Sigarayı Bırakma

    Sigara sağlığımızın en büyük düşmanlarından biridir. İçerisinde polonyum gibi kanserojen, radon gibi radyoaktif, metanol gibi füze yakıtlarında kullanılan, toluen gibi tiner olarak kullanılan birçok zararlı maddenin bulunduğu bir üründür.

    Sigara Bağımlılığı Nasıl Olunur?

    Küçüklük veya ileriki yaşlarda merak dürtüsüyle veya zevk objesi olarak lanse edilen sigaraya, “erkek adam sigara içer” gibi yakıştırmalarla “bir kereden bir şey olmaz”, “iç bir tane, yak bir tane” gibi eş, dost, arkadaş veya toplum baskıyla başlanılıyor ve içenler tarafından özendiriliyor.

    Sigara Bağımlılığının Zararları Nelerdir?

    Bilimsel araştırmalara göre sigara iştahınızı keser, sindirim sisteminizi zorlayarak sindirimi zorlaştırır, uyku bozukluklarına yol açarak uykunuzu kaçırır, kalp damarlarında tıkanıklıklar yaparak kalp hastalıklarına zemin hazırlar, öksürük ve nefes tıkanıklıkları belirtileriyle bronşite yol açar, vücuttaki vitamin tahribatı yaptığından dolayı yorgun düşersiniz, sigara içerisindeki tütün dişlerinizi sarartır, boğaz ve gırtlak kanserine yol açar, cildinizde kırışıklıklara neden olur, vücudunuzda ki mukoz tabakalara zarar verir, hafıza problemleri yaşamanıza sebep olur, dikkat ve irade bozukluklarına yol açar, kemik gelişimi açısından sorun teşkil eder ve bu durum büyüme çağındaki çocuklar için çok önemlidir. Akciğer kanserinin önemli dereceden sorumlusudur. Bu yüzden sigarayı bırakma çok önemlidir.

    Sigarayı Bırakma Yolları

    Sigara bağımlılığı olan herkes belli bir süre sonra sigaranın getirdiği hem maddi hem manevi hem bedensel zararlardan ötürü sigarayı bırakmayı düşünmüştür. Peki sigarayı bırakma yolları nelerdir? Ne yapılması gerekir.

    Öncelikle kendinize bağımlılık testi yaparak ne kadar bağımlı olduğunuz sorusuna cevap bulabilirsiniz.Bu test sonucuna göre daha sağlıklı bir yol izleyebilirsiniz.İlk olarak kendinize sigarayı hatırlatacak ortamlardan uzak durarak ,bırakma işini kafanızda bitirerek başlayabilirsiniz.Sonrasında hipnoz yöntemi ile başlayabilirsiniz.Bu yöntem ile beyninize bilinçaltınıza yerleşmiş sigara arzunuzu yaklaşık yüzde doksan çözüm ihtimaliyle sinirlenmeden ve sıkılmadan halledebilirsiniz.Bir başka yöntem olarak akupunktur yöntemini kullanabilirsiniz.İki veya üç seans sürmekte olan işlem ücreti seans başına iki yüz elli türk lirasından başlıyor.Devletimizde bu konuda oldukça hassas hareket etmekte ve sigara yaygınlığını azaltmak için uğraşmakta yine devletimizin bir hizmeti olan “Alo 171 Bırakma Hattı” ile de sigarayı bırakmayı deneyebilirsiniz.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Kız çocuklarında vajinal akıntı ve vulvovaginit

    Kız çocuklarında vajinal akıntı ve vulvovaginit

    Vajinal akıntı kız çocuklarında sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu kez aileler bu durumu önemsemezler ve başka bir nedenle doktora müracat ettiklerinde bu şikayetlerini dile getirmektedir. Her yaş grubunda görülebilmektedir. Bazı çocuklarda hiçbir belirti vermez. Bazı çocuklarda ise akıntı beyaz,kahverengi,sarı veya yeşil renkte görülebilmektedir.Akıntı kanlı ve pis kokulu olabilir. Klinik tablo vajinada veya vulvada olabir veya her ikiside birlikte olmaktadır ki biz bu tabloyu vulvovajinit olarak değerlendirmekteyiz.Burada vulva ve vajinada enflamasyon (şişlik) veya enfeksiyon söz konusudur. Vulvovajinitin gerçek bir enfeksiyon olmaktan ziyade, normal floramın bozulması sonucu ortaya çıktığı düşünülebilir.
    – Çocuklarda vulvovajinit’in oluşmasına yol açan bazı hazırlayıcı etmenler vardır.
    – Vajinanın anal bölgeye yakınlığı en önemli bir risk faktörüdür.
    – Bu yaş grubunda estrojen aktivitesinin yoksunluğu dolayısı ile vajinanın mukozasındaki incelik ve mukozanın atrofik oluşu.
    – Vajen PH sının nötral veya alkâli olması
    – Dış genital organların korunmasını sağlayan yağ yastıkçıkları ve pubik kılların olmayışı önem taşımaktadır.
    – Ayrıca dışkılama sonucu enfekte olan anal bölgenin temizliğinin yeterli yapılmaması ve kontamine ellerle vulvaya dokunulması başlıca risk faktörlerini oluşturmaktadır.
    Vajinada bulunan yabancı cisimler (sıklıkla tuvalet kağıdı) aynı tabloya yol açabilmektedir.
    Şişman çocuklar, mastürbasyon uygulayan çocuklarda bu tablonun sık görüldüğü bilinmektedir. Son yıllarda kimyasal içeren banyo köpükleri ve sabunları ile kimyasal irritasyon sonucu vulvovajinit gelişebilmektedir.
    Vulvovajinit riskini artıran bazı durumlar mevcuttur.
    Şeker hastalığı olan çocuklarda, yine bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda sık görülmektedir. Seksüel istismara uğramış çocuklarda da sık görüldüğü unutulmamalıdır.
    Vulvovajinit nedenleri bakteri, mantar veya parazit olabilir.
    Vulvovajinitler Non-spesifik
    İkincil inokulasyona bağlı
    Spesifik
    olmak üzere üç başlık altında sınıflandırılmaktadır.
    Non-spesifik vulvovajinit hijyen bozukluğu veya yabancı cisme bağlı olarak gelişmektedir.
    İkincil inokulasyonu bağlı vulvovajinit , vücudun herhangi bir yerindeki enfeksiyonun örneğin idrar yolu veya üst solunum yolu enfeksiyonun çocuklar tarafından hijyene dikkat edilmemesi sonucu ikincil olarak bulaşmasından kaynaklanır.
    Spesifik vulvovajinitler birçok nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Çoğunlulukla cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar spesifik vulvovajinite yol açmaktadır.
    Kıl kurdu
    Giardia enfeksiyon
    Shigella enfeksiyonları sırasında vulvovajinit gelişebileceği gözden kaçmamalıdır.
    Hastalarda akıntı
    Genital bölgede kaşıntı
    Sık idrara gitme
    İdrar kaçırma şikayetleri olabilir.
    Tedavide esas nedenin saptanmasıdır. Nedene göre tedavi planlanmalıdır. Parazit incelemesi yapılmalıdır. Kültür inceleme sonuçlarına göre gereken vakalarda antibiyotik veya nedene yönelik tedavi uygulanır. Perine hijjenine dikkat edilmektedir. Sıkı giysiler yerine (blucin, tayt) gibi rahatlıkla kulanılabilecek pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Sonuçta çocuklarda vulvovajinitten korunmada en önemli kuralın tuvalete gitmeden önce ellerin iyice yıkanması olduğu hatırda tutulmalıdır.

  • Respiratuar sinsityal virus enfeksiyonu:

    Klinik Bulgular ve Tanı

    Respiratuar sinsityal virus (RSV) her yaş grubunda akut solunum sistemi enfeksiyonuna neden olmaktadır. İki yaşına kadar hemen hemen bütün çocuklar RSV ile enfekte olmaktadır. Bu virus bebek ve küçük çocuklarda bronşit ve pnömoninin en önemli nedenidir. Çocukluk döneminde en sık rastlanan virus enfeksiyonu biri olup, ülkemizde kış aylarında salgınlara neden olur.

    Bir RNA virusu olan RSV’nun A ve B olmak üzere iki alt tipi ve çok sayıda suşları vardır. Enfeksiyon her yaş grubunda görülebilir. İnsanlar yaşam boyu bir çok kez hastalanabilirler. Erişkinlerde ise hastalık üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularını gösterir.

    RSV enfeksiyonu çok bulaşıcı olup insandan insana temas veya kontamine eşyalarla bulaşmaktadır. Damlacık yoluyla, öksürük, hapşırık veya enfekte mendillerle bulaşım önemlidir. RSV ellerde ve atıklarda saatlerce kalabilir. Enfeksiyondan korunmada el yıkama önemlidir.

    Genellikle 3 yaşına kadar çocukların tamamı RSV ile enfekte olmaktadır.

    – Bir mevsimde RSV virusu ile hastalığı geçirmiş olsa bile tekrar enfekte olabilir. Bu çocuklarda hastalık tablosu önceki enfeksiyona kıyasla daha hafif geçmektedir.

    – Anneden plasenta yoluyla geçen RSV antikorları bebeği enfeksiyondan korumamakta, anneden geçen antikor düzeyi yüksek olduğu takdirde bebekteki enfeksiyonun daha hafif geçtiği görülmektedir.

    – Kuluçka süresi 4-6 gündür.

    Klinik bulgular hastanın yaşı ve enfeksiyonun primer veya segonder olup olmasına göre değişmektedir. Enfeksiyon bebek ve çocuklarda bronşiolit veya pnömoni şeklinde seyreder. Bebeklerde bronşioller daha küçük olduğundan küçük havayolu tıkanıklığına daha yatkınlardır. Bu hastalarda solunum sıkıntısı süratle gelişebilir. Büyük çocuk ve erişkinlerde ise RSV üst solunum yolu enfeksiyonu veya trakeobronşit tablosu ile seyreder.

    Bebeklerde RSV enfeksiyonu apneye yol açar. Hastaneye başvuran RSV’li hastaların %20 sinde apne görülmektedir ve bu tablonun ani bebek ölümü ile bağlantısı düşünülmektedir. Apne RSV enfeksiyonunu geçiren her bebekte oluşmaz. Apne prematüre bebekler, yaşamın ilk aylarındaki bebekler ve şiddetli hipoksemisi olan bebeklerde belirgindir.

    RSV çocuklarda ciddi alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar. Bronşiolitis, bronkospazm, pnömoni ve akut solunum yetmezliği tablosu gelişebilir. RSV ile ilk karşılaşmada gelişen alt solunum yolu enfeksiyonu tablosu ciddi seyrederken, tekrarlayan RSV enfeksiyonlarında bu tablo daha hafif seyretmektedir.

    İlk bir yılda RSV enfeksiyonu geçiren bebeklerin %20’sinde RSV bağlı hışıltı tablosu gelişir ve bu bebeklerin %2-3’nün hastanede takip edilmesi gerekmektedir. Hastaneye yatan bebekler virusu hastaneye yattıktan sonra 5-12 gün boyunca salgılayabilir ki bu durumda hastane enfeksiyonları sık olarak görülebilir.

    Tekrarlayan RSV enfeksiyonu geçiren çocuk ve erişkinlerde üst solunum yolu bulguları vardır. Öksürük, burun akıntısı ve konjoktivit görülür. RSV enfeksiyonlarında diğer solunum yolunun viral enfeksiyonlarından farklı olarak kulak iltihabı ve sinüzit tablosunun çıkması dikkat çekicidir. Bazen klinik tabloya bakteriyel enfeksiyonların eşlik ettiği ve tablonun ağırlaştığı bildirilmektedir. Ateş RSV enfeksiyonlarının seyrinde görülmeyebilir. RSV bazı risk gruplarında ciddi alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açar. Konjenital kalbi olan çocuklar, kronik akciğer hastalığı olan bebekler, bağışıklık sistemi bozulmuş ve astımı olan hastalarda RSV enfeksiyonu ciddi alt solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyreder.

    Genellikle RSV enfeksiyonu solunum yollarında ciddi bir sekel bırakmaksızın düzelir. Bazı hastalarda ise RSV enfeksiyonu tekrarlayan hışıltı tablosuna yol açabilmektedir.

    RSV enfeksiyonu tanısı klinik olarak konulmaktadır. Salgın olduğu mevsimler ve kış aylarında, alt solunum yolu enfeksiyonu ve özellikle bronşioliti olan bir yaşından küçük çocuklarda RSV enfeksiyonu düşünülmelidir. Laboratuar tanısı, solunum yolu sekresyonlarında RSV virus analizi ile konulmaktadır. Bu amaçla;

    – Hücre kültürü

    – RSV PCR yöntemi kullanılmaktadır.

    Serolojik testlerin enfeksiyonu kanıtlama oranı düşük olduğu için kullanılmaz.

    RSV enfeksiyonu her yaş grubunda görülebilir. Nedeni saptanamayan apnesi olan bebeklerde RSV enfeksiyonu düşünülmelidir.Risk gruplarında, RSV yol açtığı alt solunum yolu enfeksiyonlarının ciddi seyredeceği unutulmamalıdır.