Etiket: Yol

  • Gündemdeki hastalıklar, korunma önerileri ve yeni aşılar

    Teknoloji ilerledikçe bir yandan yeni hastalıklar ortaya çıkarken, diğer da bilinen hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve yeni aşılar bulunmaktadır. Aşılama oranları arttıkça da eskiden korkulan hastalıklar günümüzde önemini yitirmektedir. Bu yazıda, gündemdeki virüs ve bakteri enfeksiyonlarından birkaçı ve yeni uygulamaya başlanan aşılar ele alınmıştır. Amaç anne ve babaları yeni hastalıklar ve yeni uygulamaya giren aşılar konusunda bilinçlendirmektir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı

    El-Ayak-Ağız Hastalığı enterovirüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En çok sebep olan virüs Coxsackie Virus A16 olmakla birlikte, yine bu aileden olan Enterovirus 71 de salgınlara yol açmaktadır. Kuluçka dönemi 3-5 gündür. Hastalık sıklıkla ateş, iştahsızlık ve boğaz ağrısı ile başlar. Ateş başladıktan 2-3 gün sonra, ağızda herpanjina adı verilen ağrılı döküntüler meydana gelir. Küçük kırmızı lekeler olarak başlayan lezyonlar ülserleşir. Deri döküntüsü 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve el ayalarında kırmızı noktalar halinde başlayan bu döküntüler bazen su toplayıp ülserleşebilir. Nadiren, döküntüler vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilir. Özellikle küçük çocuklarda ağızdaki yaralar nedeni ile yutma güçlüğü ve dolayısı ile sıvı kaybı görülebilir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı insandan insana direkt temas ile bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalığa neden olan virüsler burun ve boğaz bölgesine yerleşir. Ayrıca gaitada ve döküntülerin içindeki sıvılarda da bulunurlar. Bu sebeple dışkı yolu ile, havadan damlacık enfeksiyonu ile ve lezyonlara direk temas ile insandan insana bulaşabilir. Bu hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Korunmak için, hasta ile temastan kaçınmak ve temel hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Hastalığın spesifik bir tedavisi de bulunmamaktadır. Bulguları hafifletmek için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağız yaralarına karşı ağrı kesici özellikte solüsyon ve spreyler, ağızdan beslenemeyen küçük çocuklar için damar yolu ile sıvı tedavisi önerilebilir.

    MERS

    Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East Respiratory Syndrome) olarak da bilinir. MERS hastalığına yol açan virüs corana virüs ailesinden olan MERS-CoV’dır. Bu virüs ilk kez 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilmiştir.

    Mers vakaları Suudi Arabistan’da hızla artarken, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve Tunus’ta da vakalara rastlanmıştır.

    Corona virüslerinin genellikle hafif solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtıkları bilinmektedir. Ancak nadiren MERS ya da SARS gibi ölümcül olabilen enfeksiyonlara da yol açarlar. Virüs, solunum yoluyla bulaşır. Ateş, öksürük, nefes darlığı ve ardından gelişen solunum yetmezliği ile hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Corona virüslere karşı koruyucu herhangi bir aşı bulunmamaktadır. Enfeksiyon riskini azaltmanın başlıca yolları; Su ve sabunla ellerin yıkanması ve hasta insanlarla yakın temastan kaçınılmasıdır. Spesifik bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavi semptomlara yöneliktir.

    Anne ve Babalara Boğmaca Aşısı Yaparak Bebekleri Koruyalım

    Boğmaca Bordetalla Pertussis isimli bakteri ile oluşan bir enfeksiyondur. Hava yolu ile bulaşır ve öksürük nöbetleri ile kendini gösterir.

    Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta kişi kuluçka dönemi dahil olmak üzere yaklaşık 3 hafta süre ile hastalığı bulaştırmaya devam eder.

    Hastalık özellikle alt ayın altındaki bebeklerde yoğun bakım ihtiyacı gerektirecek kadar ağır seyredebilmekte ve ölümcül olabilmektedir. Hastalıktan korunmada aşı büyük önem taşımaktadır. Bebeklere 2 aylıktan itibaren yapılmaya başlanan ve 4., 6. ve 18. aylarda tekrarlanan karma aşı, boğmaca aşısı da içermektedir.

    Ancak aşının boğmacaya karşı tam koruyuculuğu ilk 3 doz tamamlandıktan sonra, yani 6. aydan itibaren başladığı için, bebekler ilk aylarda bu hastalığa karşı korumasız kalmaktadır.

    Bebeklere bu hastalık genelde okula giden ağabey-abla, bakıcı, anne veya baba aracılığı ile bulaşmaktadır. Bu nedenle Amerikan Bağışıklama Komitesi, ilk aylarda bebeği bu hastalıktan korumak için bebekle yakın temasta olan kişilere (anne, baba, bakıcı vb.) boğmaca aşısı yapılmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca 4-6 yaş arasındaki ağabey veya abla da aşılanmalıdır. Bu şekilde hem kendileri, hem de çevrelerindeki küçük bebekler boğmacadan korunacaktır.

    Meningokok Menenjiti ve Yeni Aşı Önerisi

    Meningokok hastalığı, Neisseria Meningitidis’in neden olduğu bakteriyel bir hastalıktır. Bu bakteri, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2-18 yaş arasında görülen bakteriyel menenjitlerin en önemli etkenidir. Zaman zaman salgınlar yapabilen bu bakteri, özellikle Hac mevsiminde Orta Doğu’dan ülkemize taşınabilmektedir. Türkiye’de meningokokal hastalık en sık 5 yaş altı çocuklarda görülmektedir.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 5 yaş altında ölen her 10 çocuktan 1’i meningokokal hastalık nedeniyle ölmektedir. Menenjit dışında tüm vücutta ağır kanamalar, döküntü ve birçok organın yetmezliğiyle seyreden meningokoksemi denen şok tablosuna da yol açabilmektedir. Meningokokal hastalık, tedavi edilmezse % 70-90 öldürücüdür.

    Ancak en iyi tedavi koşullarında bile yine de % 10-15 arasında ölümcül olmaktadır. Yaşayanların yaklaşık % 20’sinde ise işitme kaybı, havale, zeka geriliği görülmekte, damar patolojileri sonucu ekstremite kayıpları gelişebilmekte ve sakatlıklar ortaya çıkmaktadır.

    Böylesine ölümcül olabilen bir hastalıktan korunmada aşı çok büyük önem taşımaktadır. 2 çeşit meningokok aşısı vardır: 1970 den beri var olan Polisakkarid meningokok aşısı ancak 55 yaş üstü kişilere uygulanabilmekte olup, bu aşı kişiyi bakteriden korumakta ancak taşıyıcılığa engel olmamaktadır.

    Yani bu aşı ile aşılanmış bir kişi, kendi hasta olmasa bile hastalığı etrafına yayabilmektedir. Konjüge meningokok aşısı ise erişkinlerin yanı sıra bebeklere ve çocuklara da uygulanabilmektedir. Ayrıca taşıyıcılığı da engellemektedir. 2006 yılından bu yana yapılan konjuge aşı, başta ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcuttur. Türkiye’de Mart 2013’te ruhsat almıştır ve ülkemizde de artık bu aşı uygulanmaktadır.

    Aşı halk arasında menenjit aşısı olarak bilinmektedir. Ancak anne babaların, çocuklarına daha önce karma aşının içinde yapılan menenjit aşısının, meningokoka karşı koruma sağlamadığını bilmeleri ve sağlık ocaklarında henüz uygulanmayan bu aşı için mutlaka çocuk doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.

  • Katılma

    Katılma bir yaş sonrası daha çok karşılaşılan ve ağlamayı gerektiren durumlarda nefes alamama ile seyreden bir durumdur. Genellikle, çocuklar sadece nefessiz kalmış gibi sessizleşip rengi morarır veya solar, sonrasında da derin bir nefes alma ile ağlamaya devam eder. Bazı durumlarda ise bu ağlamalı ve düzgün nefes alınamayan dönem genel bir kasılma ve kendini kaybetme ile sonlanır. Katılmalar eşlik eden kalp atımındaki yavaşlamaya bağlı olarak bazen soluk bazense morarma tablosu ile seyreder. Katılmaları tetikleyen ağlamalar değişik sebeplerden olabilir. En sık gözlenen, istediği birşeyin yapılmaması, ani ve beklenmedik şekillerde düşmelerdir. Katılma sahnesinin başlangıç dönemine (morarak ağlama ve nefessiz kalıyor gibi olma) birçok anne baba alışkındır. Bunun ötesinde şuur kaybı geliştiğinde veya nöbet gibi bir tablo oluştuğunda çocuğun hayatına dair korkular haklı olarak oluşur. Fakat, şuur kaybına yol açan süreç beynin kısa süreli yeterince oksijen alamamasının sonucu bir tedbir olarak ortaya çıkar. Şuur kaybı ile beraber genelde normal nefes alıp verme fonksiyonu geri döneceğinden kısa süre içinde çocuk kendine gelir. Dolayısıyla katılma dolayısıyla hayati tehlike veya beyin hasarı söz konusu değildir. Kanımızda oksijen taşıyan yapılar demir içerir. Demir eksikliği kansızlığa yol açarak vücudun oksijeni iletme kapasitesini azaltır. Katılma sırasında da düzgün soluk alıp verme olmadığından azalmış olan oksijenin iletilmesi kansızlık durumunda (demir eksikliğinde) daha belirginleşir. Dolayısıyla, katılmanın tedavisinde demir eksikliğini tedavi edilir. Fakat en önemli etken katılmaya yol açan ağlamalar esnasındaki ailenin tavrıdır. Birçok keresinde ağlamanın şiddeti ve geçmişte yaşanmış olan katılmalar aileyi tedirgin ettiğinden, her karşılaşılan ağlama fazlasıyla tedirgin, “eyvah” diyen bir yaklaşıma yol açar. Bu ise çocuğun fenalaşmasını kolaylaştırır. Ayrıca, birçok çocuk şiddetli bir ağlama ile istediklerini yaptırabildiklerini hemen öğrenirler. Bütün bunlara karşı ailenin ağlamalardan ve katılmalardan korkmayan, bilinçli bir yaklaşımı katılmaların sonlanmasını sağlar. Katılmalar bazen 7 yaşına kadar devam edebilir. Genelde söyleneni iyi anlayabilecek yaşlarda katılmaların bitmesi beklenir. Katılma bir yerde öğrenilmiş bir davranış sorunudur. Bünyesel ve kansızlık gibi bazı özellikleri anlayıp çözmek dışında tedavi ailenin soğuk kanlı kalabilmesindedir. Ağlamaya yol açan durumlarda çocuğa karşı rahat ve hafifletici tavırlarla yaklaşmak önemlidir. Ağlıyor diye istediğini hemen yerine getirmek genelde katılmaların yerleşmesine sebep olur. Çözüm, anne babanın bilinçli ve soğuk kanlı olmasıdır.

  • Adenovirüs enf

    Adenovirüs Enfeksiyonları
    Adenovirüsler, üst solunum yolları hastalıklarına yol açan bir grup DNA virüsüdür.
    Sonbahar ve ilkbahar ayları arasında özellikle bebeklerle çocukları etkileyerek boğaz ağrısı, ateş, boyundaki lenf bezlerinde şişme, bazen bronşit ve zatürree gibi akut üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olabileceği gibi konjonktivitede yol açabilir.
    Nasıl bulaşır ?
    Adenovirüs havadan solunum yoluyla, gıdalar ile ağızdan ve en çok dış ortama temas sonucu eller yoluyla bulaşır. Virüs dış ortama dayanıklıdır ve uzun süre canlı kalır. Ortama elle temas edip daha sonra ellerin ağız, göz, buruna dokundurulması ile virüs bulaşır.
    Belirtileri:
    Ateş, baş ağrısı, konjonktivit, burunda akıntı, boğaz ağrısı ve boğazdaki lenf düğümlerinde şişme görülür. İshal ve karın ağrısına da rastlanabilir.
    Tedavisi:
    Enfeksiyonun seyri genellikle hafiftir ve hızla iyileşme görülür.
    Adenovirüs hastalıklarının spesifik tedavisi yoktur. Antibiyotik tedavide etkisizdir.
    Semptomatik ve destek tedavisi verilmelidir. Yatak istirahatı iyileşmeyi hızlandırır.
    Bulaşmayı önlemek için :
    *Eller sık sık su ve sabunla yıkayınız,
    *Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı kapatın,
    *Eller göze dokundurulmamalı ve gözlerinizi ovuşturmayınız,
    *Kağıt mendillerinizi çöpe atın,
    *Havlular ortak kullanılmamalı, kişiye özel olmalıdır.
    *Tokalaşma ile öpüşmeden mümkün olduğunca kaçının,
    *Kalabalık yerlerde uzun süre kalmayın,
    *Bulunduğunuz yeri sık sık havalandırın.

  • Küçük Adımlar Büyük Yolculuklara Gebedir

    Küçük Adımlar Büyük Yolculuklara Gebedir

    Depresyon, tembellik değildir, kişinin psikolojik destek alarak iyileşebileceği bir hastalıktır. Günlük işlerimizi yapmamak, işe gitmemek ya da işe gitmeye istekli olmamak, arkadaşlarımızla buluşmaya istek duymamak ya da onlarla görüşmemek, evle ilgili işleri yapmamak(örneğin temizlik) tembellik değildir, depresyonun işaretleridir ve iyi haber ki depresyon tedavi edebilen bir rahatsızlıktır.

    Depresyondaki bireyde değersizlik, başarısızlık, sevilmeme, yetersizlik şemaları sıklıkla gözlenir. Depresyonu olan birey, başkalarının onun hakkında olumsuz düşünebileceklerini düşünebilir. Kişide yapamam edemem düşünceleri görülebilir , dolayısıyla yapmak istediği işlerini erteleyebilir ve erteledikçe yapamam düşüncesine olan inancı pekişir bunu kırmanın yolu ise bu düşüncelerle çalışmak ve bu düşüncelere rağmen harekete geçip yapmak istediğimiz her ne ise küçük bir parçasını yapmaktır eğer bizi engelleyecek şeyler çıkarsa karşımıza onları tespit edip onlara karşı çözüm stratejileri geliştirmektir.

    Depresif kişinin kendilik düşünceleri, geleceğe dair düşünceleri, dünya hakkındaki düşüncelerine bakacak olursak ki biz bunlara depresyonun bilişsel üçlüsü diyoruz, kendi hakkında değersiz yetersiz sevilmeyen başarısız biri olarak düşünürken(Örnegin, Iyi güzel şeyleri hak etmediğini düşünebilir) dünya hakkında olumsuz düşünceleri söz konusudur ve geleceği karanlık olarak görür umudu yoktur(Örneğin gelecekte keyifli arkadaşlıklar kuramayacağını düşünebilir) Kişi kendini değersiz, sevilmeyen, yetersiz olarak görür, çünkü depresyon güneş gözlüğü gibidir hava istediğiniz kadar açık güneşli olsun siz etrafı karanlık görürsünüz. Biz terapilerde bu gözlüğü çıkarmanız için uğraşıyoruz.

    Hepimiz istenmeyen, hayal kırıklığı yaratan yaşam olayları karşısında sıkıntı, hüzün, keder, karamsarlık yaşarız. Fakat bu saydıklarımız bir süre sonra kaybolur . Eğer depresyondaysak hüzün keder karamsarlık bulutları bir türlü başımızdan ayrılmayabilir. Işe gitmek istemeyebilir, yapmaya koyulduğunuz bir işi devam ettiremeyebilirsiniz, evi toplayamazsınız, arkadaşlarınızla buluşmayı keyifsiz bulabilirsiniz. Farz edelim ki yazı yazmak üzere masanızın başına geçtiniz bir kelime dahi yazasınız gelmeyebilir. Fakat bu depresif belirtilerden kurtulmanın yolu küçük bir adım atmakla başlıyor. Binlerce kilometrelik yolculuk bile tek bir adımla başlar diyor Laozi. Ama bazen bu küçük adımı atmak bile zor gelir. Yol gözünüzde büyür de büyür ve kaygılarınız tarafından sarmalanırsınız çünkü yolun sonuna bakıyorsunuzdur o anda önünüzdeki tek bir adımlık olan küçük alana değil. Çoğu danışanımız bu durumda psikoloji kitaplarına koşar haklı olarak. Fakat o mucizevi tek adım atılmadığı yani harekete geçilmediği sürece okunan bilgiler kullanılmadığından dolayıdır ki olumlu sonuçlar alınamaz. Psikoloji kitaplarında okuduklarımızı hayatta kullandığımızda yaşamımız değişmeye başlar. Bunu danışanlarımızın tek başına gerçekleştirmeye çalışmalarındansa profesyonel psikolojik destek alarak yapmalarını öneriyoruz.

    Bir an durun düşünün yapmak istedikleriniz arasında yapabileceğiniz en ufak şey ne bugün?

    Küçük adımlarınızın büyük yolculukları başlatması dileğiyle.

  • Çocuklarda viral pnömoni (zatürre)

    Çocukluk yaş grubunda pnömoni önemli bir sağlık sorunudur. Dünya sağlık örgütü verilerine göre 5 yaşındaki küçük çocukların %16’sı pnömoniden kaybedilmektedir. Ülkemizde 5 yaştan küçük çocukların %29 ‘u pnömoni geçirmekte ve vakaların küçümsenmeyecek kısmı maalesef pnömoniden kaybedilmektedir.Son yıllarda viral pnömonilerin çocuklarda sık görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Uzun yıllardan beri pnömonide esas nedenin bakteri olduğu kabul edilmiştir. Günümüzde bu bakış açısı değişmiştir.Virüsler eskiden pnömonilerin ancak %10 da neden olduğu kabul edilirken bugün bu oranın %50 civarında olduğu vurgulanmaktadır.

    Viral pnömoniler çocuklarda neden artmaktadır.

    Yeni tanı yöntemlerinin uygulamaya girmesi ile birlikte önceden tanı konulmayan vakalar tanımlanabilir hale mi gelmiştir.

    Yoksa gerçekte viral pnömonilerde artış mı söz konusudur? Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Yeni tanı yönetmelerinin uygulamaya getirdiği kolaylık inkar edilemez.

    Diğer taraftan günümüzde bakteriyel enfeksiyonların önemini kaybettiği viral enfeksiyonların daha sık görüldüğü aşikardır.

    Çocukluk döneminde aşı uygulamaları ile birlikte bir çok bakteriyel enfeksiyona karşı korunma mümkün olmaktadır. Pnömokok ,boğmaca ,hemofiluz influenza aşılarının rutin aşılama programına girmesi ile birlikte bakteriyel pnömoni vakaları azalmıştır. Buna karşın viral pnömonilerin çocuklarda ciddi tablolara yol açtığı görülmektedir.

    Çocukluk dönemi bakteriyel pnömonilerindeki bu tablonun aksine erişkin pnömonisinde bakteriler halen önemini korumaktadır.

    Vakalarının 1/3 ünde ise viral ve bakteriyel pnömoniler birlikte seyreder.

    Viral pnömoniye sık olarak yol açan etkenler:

    İnfluenza (grip) A ve B

    Respiratuvar sinsityal virüs

    Parainfluenza virüsleridir.

    2

    Diğer bazı virüslerde pnömoniye yol açmaktadır.

    Adenovirüs

    Metapnömovirüs

    SARS korovirüs

    MERS koronovirüs ciddi tablolara neden olmaktadır.

    Bir çok viral enfeksiyonun seyri esnasında da pnömoni görülebilir. Kızamık ,su çiçeği, çiçek hastalıklarının seyrinde pnömoni gelişebilir.

    Virüsler vücuda damlacık yoluyla girerler. Solunum yolları ve akciğerdeki hücrelerde harabiyete yol açarak oksijenin akciğerden kan dolaşımına karışmasına engel olurlar. İlave olarak virüsler bağışıklık sistemini bozarak bakteriyel enfeksiyona karşı hastaları duyarlı hale getirirler

    Viral pnömonilerde esas belirtiler:

    Ateş

    Burun akıntısı

    Öksürük

    Baş ağrısı

    Kas ağrısıdır.

    Çocuklarda solunum zorluğu , apne nöbetleri, hırıltılı solunum görülebilir.

    Belirtiler pnömoniye neden olan etkene göre değişmektedir.

    Viral pnömonileri bakteriyel pnömoniden ayırt etmek zordur. Salgınlarla seyreden vakalarda viral pnömoni düşünülmelidir. Viral pnömoniler bakteriyel pnömonilere kısayla daha hafif bir seyir gösterirler. Bu vakalarda hırıltılı nefes alma ve üst solunum yolları belirtileri tabloya hakim olup ,ateşte hafif yükseklik saptanır. Beş yaşından küçük çocuklarda belirtiler şiddetli seyreder. Yaş küçüldükçe klinik tablo ciddi bir hal alır.

    Viral pnömoni tanısında :

    Hızlı antijen testi

    Kültür

    Kan testleri

    Radyolojik inceleme yardımcıdır.

    Özellikle son yıllarda uygulamaya giren hızlı antijen testleri erken tedavisinin planlanması açısından önemlidir.

    3

    Pnömonide radyolojik inceleme konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Bakteriyel ve viral pnömoni ayırımında radyolojinin yeri tartışmalıdır. Alveolar pnömoni ve lober tutulum bakteriyel pnömonide görülürken intertisiyel infiltrasyon hem bakteriyel hemde viral pnömonide saptanır. Radyoloji her zaman pnömoni tanısında yardımcı olmayabilir. Pnömonilerde başlangıçla akciğer grafisi normal görülürken hastalık düzeldikten sonra akciğer bulgularında değişiklik saptanabilir ki bu durum aktif enfeksiyondan ziyade geçirilmiş enfeksiyonu gösterir.

    Virüsler toplumda şahıstan şahısa bulaşır. Öksürmek , hapşırmak yoluyla virüs hızla yayılır. Enfeksiyondan korunmada damlacık yoluyla bulaşım olduğu göz önüne alınırsa kapalı alan ve kalabalık yaşam koşullarından kaçınmak önemlidir. Sık el yıkama ihmal edilmemelidir.

    Kişisel korunma kadar kitlesel korunmada önemlidir.

    Grip

    Su çiçeği

    Kızamık

    Kızamıkçık aşılarını rutin olarak uygulanmalıdır.

    Antiviral tedavi en kısa zaman da başlanmalıdır.

    İnfluenza da Oseltamivir veya Zanamivir

    Respiratuvar sinsityal virüs Ribavirin

    Varicella zoster virüs Asiklovir tedavisi önerilmektedir.

    Diğer virüs enfeksiyonlarında ise destekleyici tedavi uygulanır.

    Viral pnömonilerde antibiotik uygulanmasının yeri yoktur.

    Her yıl 200 milyon insanın viral pnömoni geçirdiği ve vakaların yarısının çocuklar olduğu unutulmamalıdır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Stresle Başa Çıkmanın 5 Yolu

    Kişinin kendinihuzursuz veya baskı altında hissettiğinde,kendisine verdiği fiziksel, zihinsel, duygusal ve davranışsal tepkiler bütünüdür. Günlük hayatımızda bizi etkileyen bu olumsuz streslerden kaçınmanın temel baş etme yolları mevcuttur.

    Stres ruh ve beden sağlığını olumsuz yönden etkileyen önemli bir faktördür. Günlük hayatta yaşanan her şey strese yol açabilir. Önemli olan stres ve stresi tetikleyen durumların devam etmemesidir. Zaman yönetimi, ilişkilerdeki güven eksikliği gibi durumlar hayatımızda stresin olması için yeterli nedenlerdir. Stres zihnimizde beliren bir faktör olmasına rağmen fiziksel olarak da bizi etkilemektedir. Stresin yol açtığı veya tetiklediği düşünüldüğü psikolojik ve fiziksel hastalıklar; Depresyon, kaygı, yüksek tansiyon, kalp krizi, psikosomatik rahatsızlıklar (fiziksel bir neden olmadan vücutta olan rahatsızlıklar), fibromiyalji (bedeni etkileyen vücut ağrıları), kanser, felç, huzursuz bacak sendromu, hafıza kaybı, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları vs…

    Stresle başa çıkmanın 5 temel yolu

    1. Bazı durumların stres yaratacağı önceden bilinmeli ve kabul edilmiş olmalı.

    2. Belli bir seviyede egzersiz yapmak stres hormonu olan kortizol düşmesine ve daha huzurlu hissetmemizi sağlar.

    3. Günlük hayatımızda bize stres yaşatan durumların yerine alternatiflerini aramalıyız.

    4. Kendimizin farkında olmalıyız ve bazen yanlış yapabileceğimizi bilmeliyiz.

    5. Zamanı yönetiminin, stres ile ilişkili olduğunu düşündüğümüzde, işlerimizi planlı bir şekilde yapabilirsek, günlük hayatımızda stresli durumlardan daha kolay kaçınabiliriz.

    Stresle baş etmenin temel yollarını uygulayabilmek için önce her zaman olduğu gibi kendimize inanmalıyız.

  • Sigara kullanımının çocuk  sağlığı üzerine etkileri

    Sigara kullanımının çocuk sağlığı üzerine etkileri

    Sigara kullanımı, dünya ülkeleri için çok önemli ve aynı zamanda önlenebilir halk sağlığı sorunlarındandır. Yapılan çalışmalarda ortalama her üç erişkinden birisinin sigara bağımlısı olduğu belirtilmektedir. Bunların dışında, sigara kullanmaya„nların da %38’i çalıştıkları yerlerde sigara dumanına maruz kalarak pasif içici olmaktadırlar.

    Dünya genelinde sigara kullanımına bağlı hastalıklar nedeni ile yılda ortalama 5 milyon kişi ölmektedir. Türkiye’de ise tüm ölümlerin %41.6’sı sigara kullanımına bağlı hastalıklar nedeni ile olmaktadır.

    Çocuklar sigara ile pasif olarak karşılaşmaktadır. Yani sigara içen anne, baba veya diğer kişilerin içmiş oldukları sigara dumanı çocuğun bulunduğu ortamda solunan havaya karışarak etki yapmaktadır. Sigara bağımlısı olan kadınların %50-70’i hamilelikleri boyunca sigara kullanımlarını devam ettirmektedirler. Ülkemizde çocukların en az %62’si sigara içen bir erişkinin sigara dumanına maruz kalmaktadır. Bu zararlar çocuk anne karnında iken başlamaktadır. Sigara içen veya yanında sigara içildiği için pasif olarak sigara dumanına maruz kalan anne adayının karnındaki fetus da böylelikle sigaranın zararlı etkisine maruz kalmaktadır. Bu nedenlerden dolayı sigaranın çocuklar üzerindeki zararlı etkileri doğum öncesi dönemde başlamaktadır. Bu zararlı etkiler, tütünde bulunan kansere yol açan (karsinojen) ve diğer zararlı kimyasal maddeler yolu ile olmaktadır.

    Gebelik sırasında anne ile bebek kanı göbek kordonu yoluyla ilişki içinde bulunur. Böylelikle annenin sigara kullanımı ile tüm karsinojen maddeler ile zift, nikotin ve karbon monoksit bu ilişki içerisinde bebeğe direkt olarak geçmektedir. Nikotinin kuvvetli bir damar daraltıcı etkisi olması nedeni ile rahime giden kan miktarı azalmaktadır. Karbon monoksit ise hücrelere zarar vererek gelişme gerilikleri ve beynin oksijensiz kalmasına yol açmaktadır. Sigara; erken doğumlara, doğum eylemi ile açılması gereken su kesesinin gerekenden çok daha önce açılarak bebeğin, gelişimi tamamlanmadan doğum yoluna girmesine, bebeğin gelişme geriliğine ve akciğer gelişiminin engellenmesine, bebeğin kalp ve damarlarında yapısal değişikliklere ve bağışıklık sisteminde bozulmalara, tansiyon yükselmesi ve ödemlerle seyreden gebelik zehirlenmesine, plasentanın erken ayrılmasına ve annenin doğumdan sonra sütünün miktarında azalmalara yol açmaktadır.

    Doğum sonrası pasif içici bebeklerde ve çocuklarda en sık ve en önemli zararlar akciğer ve solunum yollarında olmaktadır. Böyle çocuklarda astım gelişme riski artmakta ve akciğer enfeksiyonları daha zor iyileşirken, nezle, sinüzit ve bronşiyolit daha sık oluşmaktadır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda besinlerin mideden yemek borusuna kaçışları olarak tanımlanan gastro-özofageal reflü gelişmektedir.

    Pasif içici durumunda olan bebek ve çocukların kalp ve damar yapılarının damar sertliğine eğilimli olmasına yol açmaktadır. Gebeliği süresince yoğun sigara tüketen anne adaylarının bebeklerinde doğuştan kalp deliklerinin oluşması tetiklenmektedir.

  • Dünya astım günü’nde “astım” hastaları dikkat!

    Türk Toraks Derneği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından kurulan GARD (Global Alliance Against Respiratory Diseases ), Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle, her yıl Mayıs ayının ilk Salı günü, ülkemizde ve dünyada “Dünya Astım Günü” olarak kutlanıyor.

    Dünyada 300 Milyon Astımlı Hasta Var!

    Dünyada yaklaşık 300 milyon kadar astım hastası bulunuyor, ülkemizde ise yaklaşık her 12-13 yetişkinden biri, çocuklarda ise her 7-8 çocuktan biri astım hastasıdır. Hastalığın, yıllar içinde artış gösterildiği görülüyor. Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmeler ile seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Hava yollarındaki bu daralmanın nedeni mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu düz kaslarının kasılması ve yine aynı zamanda hava yolu duvarının şişmesidir. Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı/hışıltı/ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Belirtilerden bazen hepsi bazen sadece bir tanesi görülebilir. Genellikle çocuklarda tekrar eden öksürük, hırıltı nefes darlığı, geceleri ve sabah kalktığında öksürme, koşma ve ağlama sonrası öksürük, nezle ve gribin uzun sürmesi, göğüse inmesi, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi sorunlar, çok sık hastalanma ve çok sık antibiyotik kullanımı gibi belirtiler astımı düşündürür. Genellikle çocuklarda besin alerjilerini astım takip eder. Dolayısıyla besin alerjili çocukların yakın takibi önemlidir.

    Astım Nöbetlerini Tetikleyen Faktörler

    En sık görülen kronik hastalıkların başında “Astım” gelirken, bahar alerjileri ve mevsim değişikliklerinden kaynaklanan hastalıklar, astımı etkilemektedir. Astım için en önemli iki risk faktöründen biri genetik yatkınlık, bir diğeri ise çevresel etkilerdir. Anne, baba ya da yakınlarının alerjik hastalıklara ya da astım hastalığına sahip olması çocuklarda en önemli risk faktörüyken, alerjenler, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, sigara dumanı, iç ve dış ortam hava kirliliği, beslenme tarzı ise çevresel risk faktörlerini oluşturmaktadır. Virüs enfeksiyonları(soğuk algınlığı, grip), üst solunum yolu hastalıkları (anjin, bademcik, kafa sinüslerinde, burun ve burun arkası iltihapları), alerjenler (ev tozları, küfler, evcil hayvanlar, hamam böcekleri ve çiçek tozları), mevsim değişikleri, ağlamak ve stres, astım nöbetlerini tetiklemektedir.

    Astım Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

    En iyi tedavi, astım yapan faktörlerin iyi belirlenmesi ve bunlardan korunma yollarının iyi bilinmesidir. Korunma yapılmasına rağmen şikâyetler oluyorsa bazı ilaç tedavilerine ihtiyaç vardır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gerekli her türlü̈ ilaç ve malzeme bulunmaktadır. Uygun ilaç̧ tedavisi ile astımlılar iş ve okul dâhil günlük yaşamlarına, hastalık nedeni ile herhangi bir kısıtlanma olmadan devam edebilirler. Alerjik astımda en kalıcı tedavilerden biride alerjik olunan maddeye karsı yapılan aşı tedavileridir. Alerjik astımın tedavisindeki en etkili yol aşılama yöntemidir ve bu yöntemle hastalıktan kurtulmak mümkündür. Alerji aşıları, astımın gidişatını değiştirebilme potansiyeline sahip tek tedavidir. Mümkün olduğunca erken başlanmalıdır. Çünkü alerji aşıları dışındaki tedavilerin hiçbiri hastalığın vücuttan atılmasını sağlamaz, sadece mevcut yangının seviyesini azaltır.

    Tüm çocuklarımıza ve sizlere sağlıklı günler dilerim…

  • Rotavirüs, çocuklarda en sık görülen ishal türü

    Rotavirus nedir?

    Tüm dünyada çocuk ishallerine yol açan virus olup kirli veya temiz ortamlarda yaşayabilir. Solunum ve ağız yoluyla bulaşabilir.

    Hangi mevsimlerde sıktır?

    Kışın ortaya çıkan virüsler olmasına karşın tüm mevsimlerde görebilmekteyiz.

    Çocuklarda nasıl etkiler?

    Ağır ishallere yol açabilir. Aşıdan önce dünyada yüzlerce ölümlere yol açabiliyordu. Bunların çoğu az gelişmiş ülkelerdeydi. Devamlı kusan aşırı sıvı kaybeden çocuklar gerekirse damar yolundan sıvı verilmesi ve hastaneye yatırılması gerekebilir.

    Sık görüldüğü yaş grubu nedir?

    6 ay ile 5 yaş ara sık görülmektedir. 6. aydan önce anne sütünden geçen antikorlar bebeği korumaktadır. O yüzden 6 ay ile 3 yaşta daha şiddetli olabiliyor. 3 ila 5 yaş arası çocuklarda daha hafif seyredebiliyor.

    Hastalığın süresi kaç gündür?

    Virüs ile bulaşan hastalıkların süresi belli olmaz. Fakat 2 gün ile 3 hafta arası sürebilir. Bu süre içerisinde takip ederken sıvı dengesi korunmalıdır.

    Tedavisinde ne yapılır?

    Destekleyici tedaviler yapılır. Virüsün tam bir ilaçı yoktur. Sıvı kaybını engellemek, kusmaları kontrol altına alabilmek için tedaviler verilir. Bağırsak florasını dengeleyici probiyotikler verilebilir.

    Aşının koruyucu etkisi var mıdır?

    Aşı olan çocuk hasta olmayacak denemez. Aşı bağışıklık sistemine virüsü tanıtmış oluyor. Yani gizli olarak enfeksiyonu geçirmiş oluyor. Ama hastalık hastanede yatacak kadar veya uzun sürelerde olmayacaktır.

    Çocuklar hangi dönemde aşılanabilir?

    Birinci doz bebeğin 1,5 ay -3 aylık dönemde ikinci dozu ise 6 ayı bitirmeden verilir. 2 veya 3 kez uyulanabilir.

    Aileler dikkate edeceği şeyler nelerdir?

    Virus sosyokültürel ve ekonomik açıdan zengin fakir ayırt etmiyor. Her şey dikkat etseler dahi solunum yoluyla bulaşabiliyor. En azından ailler hasta çocukları kreşe, yuvaya o dönem göndermeyebilir veya aileleri uyarabilirler. Hastalık durumunu söylebilirler. Aileler kalabalık veya temizlik konusunda şüphesi olan yerlere götürmesinler. Alında hijyene ne kadar dikkat ederse etsin bazen kaçılmaz olarak virüs bulaşabiliyor.

  • Çocuklarda Disiplin

    Çocuklarda Disiplin

    Çocuğunuzu Cezalandırmadan Disipline Etmek İçin 3 İpucu

    Çocuklarımızın hatalarından ders çıkararak öğrenmesini istiyoruz. Bu yüzden bir hata yaptığında ona yaptıklarını düşünmesini söyleyerek odasına yolluyoruz. Ancak çocuklarımız çoğunlukla yaptıklarını düşünmüyor ve aynı davranış biçimini sürdürmeye devam ediyor. Peki bu durumda çocuğunuzu disipline etmek için nasıl davranmak gerekir?

    Disiplin kelimesi çoğunlukla ceza kelimesiyle birlikte kullanılır. Halbuki disiplin kelimesi Latincedeki “disciplina” kelimesinden gelir. Bu kelime “öğrenmeyi öğretmek”, “öğrencilik hali veya adabı” anlamlarını taşır. Disiplin kelimesinin gerçek anlamı, çocukların davranışlarını değiştirmenin anahtarı niteliğindedir: “Çocuklara daha iyi davranışlara sahip olmaları için gereken yöntemleri göstermek.”

    Disiplin kelimesini ceza ile bağdaştırarak çocuğumuza hatasının bedelini “ödetmek”, bir dahaki sefer doğru seçimi yapmayı öğrenmesine yardımcı olmuyor. Sürekli cezalandırılmak “güç sahibi olma” konusunda mücadelelere neden olurken, çocuklar kötü davranışlarının anne babaların dikkatini çektiğini düşünerek devam ettirme eğilimine de sahip olabiliyor.

    Peki çocuğumuzu cezalandırmadan disipline etmenin yolları nelerdir? Elbette her çocuk tek ve biricik olduğu için bunun sihirli bir formülü yok. Ancak üç ana konuya odaklanmak onların doğru seçimleri yapmasını sağlamaya yardımcı olacaktır.

    1. Onlara ihtiyaçları olan olumlu ilgiyi verin.

    Çocuklar ilgi ister. Eğer onların ihtiyaç duyduğu ilgiyi pozitif olarak vermezsek farklı yöntemler deneyerek negatif ilgiyi de kendilerine çekmeye çalışacaklardır. Kötü nedenlerle de olsa ilgiyi üzerlerinde tutmak isteyeceklerdir. Bu 7-24 onlara ilgi göstermeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Her gün kısacık bir süre de olsa hiçbir dikkat dağıtıcı unsura yer vermeden, tamamen onların istediği şeylere odaklanarak ona ait bir zaman dilimi yaratmak olumlu bir adım olacaktır. Gününüz ne kadar yoğun olursa olsun, her gün 1 ya da 2 kez 10 dakika boyunca onun seçtiği bir oyunu oynayarak ya da kitabı okuyarak vakit geçirebilirsiniz. Böylece ilgi isteğini doyurarak negatif yollardan ilgi çekme ihtiyacını ortadan kaldırmaya katkı sağlayabilirsiniz.

    2. Eğitime Zaman Ayırın

    Disiplin kelimesinin gerçek anlamının “öğrenmeyi öğretmek” olduğunu hatırlayın. Çocuğunuzu disipline etmenin en iyi yolunun ona daha iyi seçimler yapmayı öğretmek olduğunu unutmayın. Bunun için rolleri değiştirebilirsiniz. Siz çocuk olun ve bırakın çocuğunuz size doğru seçimleri yapma konusunda yardımcı olsun. Bir oyuncağı kırmak yerine paylaşmak, kırıcı bir üslup yerine olumlu bir yaklaşım sergilemek konularında size yol göstermesini ve doğru seçimler yapmanızı sağlamanızı isteyebilirsiniz. Böyle doğru ve yanlış seçimin ne olduğunu kavramasına yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca her doğru davranışını sözlerinizle takdir ederek hevesini canlı tutabilirsiniz.

    3. Sınırlar Koyun ve Bu Sınırlara Sadık Kalın

    Çocuklar sınırları ve kuralları bildiklerinde daha olumlu gelişirler. Sınırlandırmalar deyince yüzlerce sert ve değişmez kuraldan bahsetmiyoruz elbette. Sınırlar, aileniz için en iyisi neyse o olmalıdır. Sınırlar ve kurallar konusunda oldukça açık ve net olun. Eğer sınırları aşarlarsa neler yapmaları gerektiğini açıkça ifade edin. Söz gelimi akşam yemeklerinde tabaklarını kendileri kaldırmazlarsa bulaşık makinesini boşaltmak zorunda olacaklarını bilsinler. Ancak ilgisiz kurallar koymayın. Mesela ödevini yapmayan bir çocuğa odasını temizletmek bu iki sorumluluk arasında bağ kuramayacağı için herhangi bir etki yaratmayacaktır.

    Her şeyden önemlisi tutarlı olun. Bir sınır aşıldığında karşılaşacakları sonuçları sürekli değiştirirseniz çocuğunuzun kafası karışacaktır. Merak ettiğin tüm konularda profesyonel destek almak için Psikon Psikolojik Destek Merkezi’mize başvurabilirsiniz.