Etiket: Yetişkin

  • Çocuklara ”Hayır” Demek

    Çocuklara ”Hayır” Demek

    Tabii ki çocuğunuza hayır! demeniz gereken durumlar oluyor. Bazen onu tehlikeden korumak için, bazen sınır koymak için.. Peki hayırı nasıl diyoruz?

    Aslında düşündüğümüzde yetişkinlerin iletişimlerinde de birbirlerine hayır diyerek sınır koyduklarını görüyoruz.

    Ama yetişkinler farklı olarak birbirlerine empati ile sınır koyarlar, çünkü insan ilişkileri ve iletişim yolları ile ilgili becerileri gelişmiştir. Çocukların ise aksine..

    Bir yetişkin ve çocuk iletişiminde ise, yetişkin kendini otorite seviyesi olarak üst gördüğü için sınır koyar ama o sırada çocuğun onu anlayamayacağını düşündüğü için empati yapmaz. Hatta aksine yetişkinler çocuğun empati yapmasını bekler.

    “Ama bak beni çok üzüyorsun.”

    “Kalbimi çok kırdın.” gibi cümlelerle.

    Çocuklara sınır koyarken vermemiz gereken mesaj aslında şudur:“ beni anlıyor ve korumaya çalışıyor.”

    “Hayır, oraya çıkamazsın düşersin!” yerine “Oraya çıkmayı çok istiyorsun biliyorum ama oraya çıkmanı istemiyorum çünkü tehlikeli.”

    “Hayır çikolata yok!” yerine

    “Evet onu çok yemek istiyorsun çünkü çok lezzetli, ama sağlıksız olduğu için onu yiyemezsin.”

    “Okulda arkadaşlarına vuramazsın, bu doğru değil.” yerine “Arkadaşın seni çok kızdırmış ona vurmak istemişsin, ama ona vurman doğru değildi. Sana vurmaya çalışırsa kendini koruman gerekir. Hadi gel bunu nasıl yapacağını deneyelim.”

    Aslında esas amacımızın onun ne yaptığını neden yaptığını anlamaya çalıştığımızı ona hissettirmek. Bunu yaptıktan sonra sınır koyduğumuzda aslında çocukla aramızdaki ilişkide hayır deyip kestirip atmak kadar gerginlik olmayacak.

    Bir süre sonra bunun bir iletişim şekline dönüştüğünü göreceksiniz. Empati dolu bir iletişim!

    Unutmadan; hayır demenizin gerekliliğinden emin olun, gerçekten risk taşımadıkça, her durumda hayır demeniz çocuğun gözünde anlamını kaybedecektir. O yüzden uygun durumlarda kullanmanız gerekir…

    Tutarlı bir şekilde denemeye ne dersiniz?

  • Gençlerin Güvenli İlişkiler Kurması Nasıl Mümkün Olur?

    Gençlerin Güvenli İlişkiler Kurması Nasıl Mümkün Olur?

    İlişkiler partnerlerin birbirlerine nasıl davrandıklarına bağlı olarak güvenli- şiddet içeren arası bir ölçekte değişkenlik gösterir. ilişki içerisinde karşılaşılan şiddet fiziksel ise bunu kavramak kolay olur. Fakat psikolojik, duygusal, cinsel şiddet davranışlarının anlamlandırılması her zaman kolay olmuyor.

    Aşağılama, suçlu hissettirme, yalnızlaştırma, mahrum bırakma, tehdit, korkutma, ısrarlı takip vb. gibi davranışlar, özellikle 16- 24 yaş arası gençlerin ilişkilerinde gözlemlenen şiddet davranışlarından en yaygın olanlarıdır.

    Gençlerin kurduğu flört ilişkisinde böyle davranışlardan kendini koruması için öncelikle yetişkinlerin bakış açılarının değişmesi gerekir. Ebeveynler ve yetişkinler yakınlarını, çocuklarını, kardeşlerini flört dönemi şiddetinden korumak istiyorlarsa; gençler arası ilişkinin uygun olmadığını düşünerek baskı kurmamalıdır. Gençler arası ilişkilerin olgun olmadığını varsayarak, ancak yetişkin olduklarında anlayacaklarını söylemekten, onlar adına inisiyatif alarak kurtarıcı rolüne bürünmekten kaçınmalıdır.  İlişkilere dair kişisel değer yargılarını ya da olumsuz deneyimlerini gençlere yansıtarak onların da olumsuzluklar yaşayacağını ön görerek , ayrılmaları için zorlamamalıdır.

    Bu tarz kısıtlayıcı ve ön yargılı ebeveyn davranışları gençlerin yaşadığı ilişkiyi gizli tutmasına sebep olur. Gizlenen ilişkinin güvenli olup olmadığını anlamak, şiddet içeren davranışları fark etmek ve genci korumak zorlaşır. Bunun yerine yetişkinler, gencin gelişim özelliklerine göre, açık ve dürüst olabilecekleri bir alan açmalıdır. Sadece ilişkideki riskleri ve olumsuzlukları konuşmak değil aynı zamanda güvenli ilişkinin nasıl olacağı hakkında da konuşmalıdır. Sağlıklı sınırlar oluşturabilmelerini destekleyecek, güçlendirici ve olumlu örnekleri onlarla paylaşmalıdır.

    Şiddet;  genç, yetişkin çoğu insan için baş edilmesi zor, kafa karıştırıcı bir deneyimdir. Şiddetin uyarı sinyallerini tanımak, şiddetin ipuçlarını yakalamak kendimizi şiddetten korumak için büyük önem taşıyor. Ebeveynler ve yetişkinlerin gençleri bu konuda bilgilendirmesi, bu sinyalleri önce kendi tanıyarak çocuğuna da anlatması ve fark ettirmesi gerekir.

    Güvenli ilişki;  kararların ortak alındığı, ilişkiye dair konular ve cinsellikle ilgili konularda ortak duygu paylaşımlarının olduğu, adil, özgür bir ilişkidir.

  • Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında başlayan, etkisi tüm bir yaşama yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluk olarak tanımlanır.

    Psikiyatri Derneği Yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Bilimsel Çalışma Birimi Türk toplumundaki DEHB yaygınlığının çocuklukta % 8, ergenlikte % 6 ve yetişkinlikte yüzde % 4 olduğunu belirtmektedir (Tufan ve Yaluğ, 2010).

    Son zamanlara kadar, dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin bir çocukluk çağı sorunu olduğu ve yetişkinlikte ortadan kaybolduğu düşünülürdü. Ancak yapılan çalışmalar ve klinik gözlemler, bu sorunun yetişkinlikte de devam ettiğini göstrmiştir (Biederman ve ark., 2007)

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve dürtüsellik (istekleri erteleyememe) belirtilerinin görüldüğü bir sorundur. Bir çocukta bu bozukluğun tanısının konabilmesi için belirtilerin yedi yaşından önce görülmeye başlamış olması gereklidir. Ayrıca dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hareketlilik belirtilerinin çocuğun yaşamını, kişilerarası ilişkilerini veya okul hayatını olumsuz biçimde etkileyecek düzeyde olmalıdır (APA, 2000).

    Uluslararası sınıflandırma sistemi DSM-IV tanı ölçütlerine göre tanı üç ayrı grupta ele alınmaktadır.

    1. Dikkat, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik problemi olanlar;
    2. Sadece dikkat problemi olanlar;
    3. Sadece aşırı hareketlilik ve dürtüsellik problemi olanlar.

    DSM IV Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite/ Aşırı Hareketlilik Bozukluğunun Tanı Ölçütleri:

    a) Dikkatsizlik 
    1. Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar, 
    2. Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır, 
    3. Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür, 
    4. Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir), 
    5. Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker, 
    6. Çoğu zaman sürekli zihinsel çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir, 
    7. Çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (örn. Oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç-gereçler), 
    8. Çoğu zaman dikkati dış uyaranlara kolaylıkla dağılır, 
    9. Günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır. 

    b) Hiperaktivite/ Aşırı hareketlilik 
    1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur, 
    2. Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar, 
    3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir), 
    4. Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır, 
    5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır, 
    6. Çoğu zaman çok konuşur.

    c) Dürtüsellik
    1. Çoğu zaman sorulan sorunun tamamlanmasını beklemeden cevabını verir, 
    2. Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır, 
    3. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısının konulabilmesi için, yukarıda yer alan belirtilerin 7 yaşından önce başlaması, en az 6 aydan beri devam ediyor olması ve en az iki ortamda (okulda ve evde) görülüyor olması gerekir (APA, 2000).

    Yetişkinde DEHB, yakın zamana kadar çok az klinisyenin üzerinde eğitildiği bir alandı. DEHB belirtisi gösteren bir yetişkine, genellikle çift kutuplu duygudurum bozukluğu, kişilik bozukluğu, atipik depresyon veya antisosyal gibi tanılardan biri verilirdi çünkü bu hastalık psikiyatri ve psikolojide depresyon ya da panik bozukluğu kadar iyi tanınan bir hastalık değildi (Tınaz, 2004). Ancak günümüzde net bir tanı kriteri olmamasına rağmen, klinik gözlemler bize DEHB tanısı hakkında fikir verebilmektedir.

    Yetişkinlerdeki dikkat eksikliği ve hiperaktivite hareketlilikten öte başka türlerde kendini göstermektedir. DEHB yetişkinlerde sıklıkla;

    • Randevularını veya yapmak zorunda olduğu işleri unutma,

    • Birçok basamağı içeren işleri yapmakta zorlanma,

    • Bir işe ya da projeye başlamakta ve bitirmekte zorlanma,

    • Oyalanma,

    • Erteleme eğiliminde olma,

    • Bilgilere öncelik vermede zorlanma, 

    • Çabuk sıkılma ve sabırsızlık,

    • Sıklıkla yerinde duramama,

    • Huzursuzluk hissi yaşama, 

    • Zamanını verimli kullanamama,

    • Evde ve iş yerinde eşyalarını bulamama, yanlış yere koyma,

    • Sonuçlarını düşünmeden konuşma gibi belirtiler göstermektedir.

    Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığındaki azalma aslında rahatsızlık belirtilerinde azalma olduğuna işaret eder. Sıklıkla belirtiler tamamen ortadan kalkmamıştır. Dönemin özelliklerinin de eklenmesi nedeniyle özellikle ergenlerde bozukluğun varlığı riskli sağlık davranışlarının tavan yapmasına ve ileriye doğru kalıcı zararlara yol açmaktadır. Yine de iyi bilinen aşırı hareketlilik ve sonuçlarını düşünmeden yani dürtüsel davranışlarda bulunmanın zaman içerisinde azalma eğiliminde olduğu söylenebilir.

    Ancak bu azalma eğilimine rağmen erişkin DEHB olan bireylerde

    • Bir işe başlayamama,

    • İş yerinde verimsizlik

    • Kötü zaman yönetimi,

    • Çok sayıda işe başlanmasına rağmen birçoğunu bitirememe,

    • Bir toplantı boyunca oturamama,

    • Stresle baş edememe

    • Öfke atakları,

    • Aklına ilk geleni söyleme eğilimi,

    • Kötü şoförlük sorunları

    • Evlilik ve sorumluluklarının idaresi ile ilgili yoğun sorunlar sıklıkla ortaya çıkmakta ya da sürer gitmektedir. Bu bozukluk yetişkinlerde ele alınırken çocukluk döneminden farklı olarak yetişkin yaşamının karmaşıklığı gözetilmeli ve yaşla birlikte belirtilerdeki değişime önem gösterilmelidir.

    DEHB sadece bireyin kendisini  değil çevresini ve ailesini de olumsuz etkilemektedir. Riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan ergen ve genç yetişkinlerde DEHB varlığında kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük, davranış bozuklukları, antisosyal bozukluk, alkol-madde kötüye kullanımı, depresyon gibi  psikiyatrik eş tanılar gözlenir (Tınaz, 2004). Tedavi edilmediğinde süreklilik gösteren bu rahatsızlığın doğru bir şekilde tanısının konup uygun tedavilerin alınması oldukça önemlidir. Önlenebilir kayıplara engel olabilmek için rahatsızlık fark edildiğinde tüm tedavi imkânları kullanılarak.

  • Algımızı Yöneten Şemalarımız

    Algımızı Yöneten Şemalarımız

    Karşımda oturan birçok kişiden şu cümleleri duydum;

    Güzel/ yakışıklı değilim
    Kim benimle olmak ister ki
    Sevilecek bir yanım yok
    Gerçekte olduğum kişiyi görmelerinden korkuyorum;
    Beni gerçekten tanısalar aslında sevmezler
    Saçmalayacağım ve rezil edeceğim kendimi
    Beni gerçekten şaşırtan cümleler bunlar. Çünkü genellikle karşımda tanımladıklarından çok başka insanlar oturuyor olur. Evet güzel ya da yakışıklı. Elbette sevilmeye değer, beceriksiz olmayan, duyguları, düşünceleri, arzuları olan diğer insanlardan farklı olmayan insanlar. Aynı zamanda kendilerine karşı fazla eleştiriler ( negatif yönde ), kendilerini objektif bir şekilde görüp yorumlayamayan. 

    Peki Benim görüşümle onların görüşü arasındaki fark nereden kaynaklanıyor. Nasıl oluyorda aynı insana baktığımız halde farklı şeyler görüyoruz. İşte o noktada algımızı etkileyen şemalarımızdan bahsedebiliriz. 
     
    Çocukluğumuzdan itibaren dünyamızda deneyimlediğimiz her şeyin oluşturduğu şemalar. Çocukluk çağımızda bazı durumlarla baş edebilmek için kendi yöntemlerimizi oluşturmuş olabiliriz. O zaman gerçekten bu yöntemler işe yaramış da olabilir. Fakat yetişkinlikte halen o yöntemleri uyguluyorsak, hayatımızdaki sorunları çözmeye, o zamanki kadar katkı sağlamıyor, hatta , işleri çıkmaza sokuyor olabilir. 
     
    Hayal edin benimle birlikte; anaokulundasınız biraz dolgun yanaklara, yuvarlak çerçeveli gözlüklere sahipsiniz. Arkadaşlarınız size ”şişko, dörtgöz” gibi kelimelerle sesleniyor. Bu sizi kırıyor, üzüyor, utandırıyor belki de daha fazlası. Zihninizde insanlar acımasız, güvenilmez gibi düşünceler oluşuyor. Onlardan uzak durmanız gerektiğine karar veriyorsunuz sonrasında. Öyle de yapıyorsunuz. 
     
    Aradan yıllar geçiyor artık yetişkin bir birey oluyorsunuz, fakat o gün orada olanların oluşturduğu şemanızla şimdi ve burada yaşamaya çalışıyorsunuz. Kendinizi yalnızlığa mahkum etmiş, izole bir hayat süren bir birey olarak yaşıyorsunuz, ya da yaşadığınızı varsayıyorsunuz. 
     
    Yetişkinler daha hoş görülü, esnek ve aydınlıktır. Gerçek anlamda olgunlaşmış yetişkinler insanların gözlükleriyle, kilolarıyla alay etmezler. Insanların kusurlarını aramaz, eleştiri yaptıklarında dahi yapıcı eleştiriler yaparlar. Insanların hatalarını bulmaya odaklı değillerdir. Onlar zamanlarını gereksiz mevzularla öldürmezler. Dolayısıyla çocukluk çağında acımasız olan insan, yetişkinlik döneminde ilerlemiş ve kendini geliştirmiştir. Sizin o zaman oluşturduğunuz şemanız bugün işlememektedir. 
     
    O gün orada hırpalanan o çocuğa ulaşın ve ona sarılıp yalnız olmadığını söyleyin. Onu yalnızlığın oluşturduğu o soğukluktan yetişkin halinizle kurtaracağınızı söyleyin. Dünyada hassas olmayan insanların varolmasının, sizin varoluşunuza etki etmesine izin vermeyin . 
     
    Onlar siz umursadığınız müddetçe varlar. Ve sizin umurunuzda olmayı kesinlikle hak etmiyorlar. 
     
    Şimdi tekrar bak kendine. O çocuğun söylediği gibi çirkin değilsin.. 
     
    Kimbilir kime kızmıştı o gün, belki de çok mutsuzdu. Senden çıkardı başına gelenlerin acısını. Henüz yeteri kadar güçlü olmadığından insanlar çocukken böyle yöntemler kullanabiliyor. Şimdi senin gerçek dışı her düşünceyi sorgulama zamanın. 
     
    Bir düşünce zihninize geldiğinde o düşüncenin nereden geldiğini kendinize sorun. Bu düşünce sizin düşünce alışkanlığınızdan mı geliyor ya da bir gerçeklikten mi? 
     
    Bilimsel yöntem gözlemle, analiz et ve sonuca git der, özetle. Hayatımızda bilimsel yöntemi kullandığımız müddetçe daha az zarar göreceğimize inanıyorum. 
     
    Sorgulama cesareti gösterebilenlere…

  • Çocuklar da Depresyona Girer

    Çocuklar da Depresyona Girer

    Çocukların da depresyona girebileceği bilgisi yaygın bilinen bir durum değil. Kliniğimizde gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde kimi ailelere “çocuğunuz depresyona girmiş olabilir” dediğimizde genellikle aldığımız cevap: “ne derdi var ki, daha çocuk o!” şeklinde oluyor. Aslında depresyon sadece yetişkinler için tanımlanmış olan bir duygudurum bozukluğu değil. Kimi zaman çocuklar da depresyona girebiliyor.

    Bu noktada asıl problem tanının koyulma zorluğunda ortaya çıkıyor. Çocuklar kendilerini yetişkinler kadar iyi ifade edemedikleri ve duygularını değerlendiremedikleri için depresyona girmeleri halinde bu durumu saptamak güçleşiyor. Ancak bu konuya dair bilgisi olan ebeveynler ya da klinisyenler tarafından sorun saptanabiliyor.

    Çocuğum depresyonda mı?

    Yetişkin depresyonu ve çocukluk çağı depresyonu arasında bir takım farklılıklar vardır. Değerlendirmeyi de buna göre yapmak gerekir. Bir yetişkin depresyona girdiğinde aktivitesi azalır, kendi içine kapanır ve hareketsizleşir. Söz konusu çocuk olduğunda tam aksine; aşırı hareketlilik, kızma, bağırma ve bir takım yıkıcı davranışlar görülebilir. Çocukluk çağı depresyonun diğer belirtileri ise; aşırı kaygı, kendini değersiz hissetme, duygusal patlamalar, gerginlik, çabuk sinirlenme, akranlarla iletişimin azalması, okul başarısında düşme, ebeveyni yitireceğine dair inançlar, daha önceden keyif aldığı aktivitelerden kaçınma, yeme ve uyku düzeninde değişim (artma ya da azalma) olarak sayılabilir.

    Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken kritik noktalardan biri de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile çocukluk çağı depresyonunun belirtilerinin kimi zaman birbirine karıştığıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hiperaktivitesi olan çocuk sürekli olarak aşırı hareketlidir; fakat depresyonda olan çocuk kimi zaman durgun kimi zaman hareket halindedir.

    Çocuklar neden depresyona girer?

    Çok sevdiği bir kimsenin kaybı, başka bir yere taşınma, okul değişimi, anne ve babanın boşanması, çocuğun arkadaş edinememesi ve yalnız kalması gibi durumlarda çocuk depresyona girebilir.

    Ne yapmalıyım?

    Depresyon gibi durumlarda aileler mutlaka bir çocuk-ergen terapistine danışmalıdırlar. Bu problem tedavi edilmediği durumlarda giderek kemikleşen ve şiddetlenen bir problem haline gelmektedir. Hatta bu problem yanı sıra başka sorunların da oluşmasına sebep olabilmektedir. Örneğin; kişinin depresyonundan dolayı okul başarısı düşerse ileri ki yıllarda da başarılı olamayacak, depresyonundan dolayı sosyal anlamda izole bir birey haline gelecek ve toplum tarafından  reddedilecektir. Bu da süreç içerisinde kişiyi öfkeli, agresif, kaygılı ve başarısız bir kişiye dönüştürecektir.

    Sonuç olarak; çocukluk çağı depresyonu yetişkin depresyonu kadar ciddi bir duygudurum bozukluğudur. Gerekli hassasiyetin, durumun farkedildiği andan itibaren gösterilmesi gerekmektedir.

  • Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Günümüzde artan şiddet olaylarına baktığımızda birçok insanın her gün çeşitli travmatik olaya maruz kaldığını söyleyebiliriz. Yaşanan terör olayları, savaş, kazalar gibi birçok etken çocuklarımızın psikolojik olarak etkilenmesine sebep oluyor. Bu tip travmalarda, toplumsal olaylarda yetişkinlerin verdiği tepki çocuklara örnek oluyor! Bu yüzden dikkat…

    Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Psikolog Emel Güler, İnsanlarda travma yaratan etkenlerin 3 grupta yer aldığını belirtiyor.

    1. İNSAN ELİYLE İSTEMLİ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (İşkence,tecavüz, şiddet, terör)

    2. İNSAN ELİYLE İSTEMSİZ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (Araç kazaları, iş kazaları)

    3. DOĞAL AFETLER (Deprem, yangın, sel, kasırga)

    Ancak insan için en acı verici olanın tecavüz, terör, şiddet olayları gibi insan eliyle istemli gerçekleştirilen olayların olduğunu söyleyen Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloğu Emel Güler, “bu travmatik olaylar kendimiz ve çevremizle ilgili dünya algımızı değiştirerek ‘dünyanın güvenli bir yer’ olduğu inancımızı sarsabilir. Ancak olumsuz yaşam olayları her zaman travmatik etki yaratmaz. Travma ‘Bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden, dehşete düşüren, çaresiz bırakan, herkes için sıkıntı kaynağı olan, olağan ya da olağandışı yaşantılar olarak tanımlanmaktadır. Travma sonrasında olayı tekrar yaşantılama belirtileri, travmayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma ve devamlı bir uyarılmışlık hali olursa Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak değerlendirilmektedir” açıklamasını yaptı.

    Çocuklar Travma Olaylarında Yetişkin Tepkilerini Örnek Alıyor!

    Psikolog Emel Güler’e göre travmatik olaylardan sonra çocuklarda tekrarlayıcı anılar olur. Travmatik anıların canlanması tekrarlayan rüyalarla ya da tekrarlayan oyun temalarıyla görülmektedir. Çocuklar aynı travmatiklaya farklı tepkiler verebilir. Çocuğun gelişim sürecinin hangi aşamasında olduğu, çevresel desteğine, ebeveynlerle kurduğu ilişkiye, psikolojik dayanıklılık düzeyine ve birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Çocuklar travmatik olayla karşı karşıya kaldıklarında bunu nasıl anlamlandıracaklarını bilemezler. Dolayısıyla bağlı oldukları yetişkinlerin olaya verdikleri tepkiyi gözlemleyerek onları model alırlar. Bazen de tam tersi davranışlarda bulunabilirler. Olay öncesinde olduğundan çok farklı tepkiler geliştirebilirler.

    Çocuklar Travmatik Olayın Ardından Hangi Belirtileri Gösterebilir?  

    Öncelikle çocuklar kendisi için travma etkisi yaratacak olay sonrasında uyum problemleri gösterirler. Okulla ilgili sorunlar, uyku ile ilgili sorunlar, dikkat problemleri, aşırı hareketlenme, bedensel yakınmalar, sebepsiz ağlamalar, parmak emme alt ıslatma gibi gerileme davranışları, korku öfke, kaygı ve saldırganlık, irkilme tepkileri görülebilir. Ancak tüm bu belirtilerin travma sonrası stres bozukluğu belirtisi olup olmadığı mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    Çocuklar, Yaşadıkları Travmatik Deneyimi Yetişkinler Gibi Hızla Anlamlandırıp Normal Hayatlarına Geri Dönmekte Zorlanabilir

    Yetişkinler, çocukların kendilerini model aldıklarını unutmamalı ve çocukların yaşadıkları olayı anlamlandırma süreçlerinde aktif rol almalıdırlar diyen Psikolog Emel Güler’ göre temel olarak bu dönemde yetişkinler tarafından yapılması gerekenler şu şekilde belirtilebilir: Çocuklara, yaşanan olayların gerçekleşmesinin mümkün olduğu ve dünyanın her yerinde yaşanabileceğinin açıklanması önemlidir. Çocukların yaşadıkları duruma verdikleri tepkilerin,  normal olduğu aktarılmalı ve onlara birlikte güvenli bir ortamda oldukları söylenmelidir. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yaşanılan olumsuz olay öncesindeki hayatlarına dönebilmeleri sağlanmalıdır. Bir yakının kaybı söz konusu olduğunda da, çocukların yas sürecini birlikte yaşamasına izin verilmeli ve onlarla duygu paylaşımında bulunmaktan kaçınılmamalıdır. Travmatik olayların ardından, çocukların dinlenilmeye olduğu gibi, duygu ve düşünce ifade edilmesine de ihtiyaçları vardır. Bu ifade genellikle oynadıkları oyun temalarında da gözlemlenebilir. Tekrarlayan oyun temaları aslında çocuğun içsel dünyasının aktarımına destek olur. Dolayısıyla onların yanında olunmalı,  son derece dikkatli ve özenli bir biçimde destek verilmelidir.

  • PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    Daha önce de belirtildiği gibi sorunların birçok kökü bilinçaltında gizlidir ve danışanın sorunu neden yaşadığıyla ve dolayısıyla ondan nasıl kurtulacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktur. Ancak, danışanlar kök nedenleri bilseler bile bu erken dönem deneyimler genellikle büyük oradan suçluluk ve utançla çevrelenmişlerdir. Bu tür hisler rahatsız edicidir ve insanlar bunlara bakmak istemezler. PICT danışanlara bunu olaylardan bağımsız olacak şekilde öğretir çünkü olay çocuklukta yaşanmıştır çocuğa hiçbir utanç ya da suç bulaşmamıştır. 
    Çocuklar suçlanmış çok kolay kabul ederler işlevsiz aileler tarafından buna kesinlikle itilirler. İşlevsiz ailelerin kendi yetersizliklerini ve suçluluklarını yansıtmak için çocuklarını birer obje olarak kullanmaları çok kolaydır. Büyük oranda çocukların hataları hayatın kurallarını yeni öğrendiği için masumanedir. Çocuklar hayatta güvenli ve uygun şekilde yol almak için ebeveynlerinden gelecek bilgilere bağımlıdırlar. Eğer ebeveynler görevlerini hakkıyla yapamazsa çocuklar çok ciddi hatalar yapmaya açık olurlar. Dolayısıyla eğer ebeveynler sorumluluklarını yerine getirmede başarısız oldularsa çocuğun hatalarının suçu otomatik olarak onların omuzlarına düşmelidir. Ancak, bu konular nadiren tartışıldığı veya incelendiği için çocuklar yersiz bir suçluluk ve utançla büyüyebilirler. 
    PICT’e göre sadece bilinçle (yetişkin halle) ya da bilinçaltıyla (çocuk halle) ayrı ayrı çalışmak sorunun çözümü için ihtiyaç duyulan denge ve uyumu yaratmakta nadiren başarılı olur. Sadece bilinçte/yetişkine halde değişim yaratmaya çalışmak tam olarak sindirilmez ve kişi kendini bir uğraş verirken bulur. Çünkü davranışaları ‘yöneten’ duygular ve inanışlar henüz değişmemiştir ve kişi o sadece duyguların peşinden gitmemek için çaba gösterebilir. Aynı şekilde sadece bilinçaltı/çocuk halde değişim yaratmaya çalışmak da bırakılmak istenen davranışlar için ihtiyaç duyulan anlayışın yerleşmesinde yetersiz kalır ve istenmeyen davranışın bazen geri gelmesine sebep olur. 
    Değişim sürecinin tam anlamıyla sindirilmesi içininanışların oluşturuldukları/öğrenildikleri seviyede değiştirilmesi hayatidir. Bilginçaltı için metaforlar ve görselleştirmeler kullanarak ve eşzamanlı olarak bilinç için de uygun bilgileri yerleştirerek PICT etkin bir şekilde bağlantıları kurar ve danışanların sorunsuz olarak suçlamaya, suçlanmaya ve utanca bağladıkları konuları tespit edip çözmesine yardımcı olur. Bu süreç önemli ve dayanıklı sonuçlar ortaya koyan yeni kalıcı sinirsel bağlantılar yaratır, çözümün ve davranış değişikliğinin oluşmasını sağlar. 
    Danışanın ‘yetişkin hali’ ‘içindeki çocukla’ uygun bir şekilde iletişim kurmaya başladığında bu çok sarsıcı bir deneyimdir. Birçok insan rahatlama ve umutla ağlar çünkü artık ‘gerçek’ soruna nihayet dokunulmş gibi hissederler- ki bu da doğrudur. İletişim sürecinden tam anlamıyla faydalanabilmek için yetişkin halin içindeki çocuğa uygun terapi yöntemlerini kullanarak uygun bilgileri vermesi önemlidir. Dr. Jean Baker Miller’in çok desteklenen ilişkisel teori çalışması ilişkilerde özel ve karşılıklı bağlantıların kurulmasının önemini tanımlar. Erskine (1993)’e göre ‘Çözülme kullanan danışanların ilişki-bazlı bir psikoterapiye ihtiyacı vardır’. PICT ele alınması gereken ilk ilişkinin kişinin kendisiyle olan ilişki olduğunu gösterir. Kişi içi dünyasının (yetişkin/ebeveyn/çocuk ego hallerinin) dengede ve merkezde olduğunu hissederse diğerleriyle dengeli ilişkiler kurması mümkündür. 
    İçerideki çocuk yetişkin kısım tarafından duyulduğunu hissettiğinde ve kendisinde travmaya ya da istismara sebep olan birçok soruyla ilgili yanıtlar almaya başladığında kendine inanmaya başlayabilir ve yetişkin kısmıyla güvene dayalı bir ilişki kurabilir. Gerekli bilgileri edindikten, uygun terapi modellerini kullandıktan, işlevsiz kişilerden edinildiği öğrenilen hatalı fikir ve inanışları sınırladıktan sonra yeni olumlu inanışlar diğerlerinin yerine geçer. 
    PICT terapisinin sonunda danışanlar genellikle bir çeşit tamamlanma hissettiklerini, neden ve nasıl sorunlar yaşadıklarıyla ilgili yeni bir anlayışa ulaştıklarını belirtirler. Artık hayatlarının bütün parçalarının tekrar birarada olduğunu hissederler- ‘Hayatımın artık bir anlamı var’ çok sık kullanılan bir ifadedir. Bu hisler bilinç ve bilinçaltı arasındaki bağlantının yarattığı içsel uyumdan kaynaklanır. Bu içsel uyum genellikle danışanların hayatlarındaki herhangi bir yeni durumda daha güçlü hissetmelerine sebep olur çünkü artık geçmişin sorunları ve travmalarıyla boğuşmuyorlardır. Hem danışan hem de terapist terapi ilişkisini bir çeşit mutluluk ve hakedilmiş bir başarı hissiyle tamamlarlar.

  • PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) nasıl çalışır?

    PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) nasıl çalışır?

    Birçok terapi modeli danışanın sorunları hakkında konuşmasını dinleyerek ve ona sevgiyle destek olarak yeni düşünce yolları açmaya çalışır ya da eski sorunlara uygulayabileceği yeni bilgiler verir. Bu sürecin sonunda yetişkin genellikle nasıl düşünmesi ve davranması gerektiğini biliyor olur ama yine de hayata geçirmeyi başaramaz ya da sürekliliğini sağlayamaz. Bu da kişilerin kendilerini başarısız hissetmelerine ve yeni bilgiden tam anlamıyla faydalanamadıkları için kendilerine kızmalarına neden olur. Bu tarz duygular genellikle “Biliyorum böyle hissetmemeliyim ama hissediyorum işte!” gibi ifadelere yansır.
    Böylece yetişkin, kişinin mantıklı tarafı, atılması gereken adımları bilir ve başarmak ister ama bir şekilde diğer tarafları bunu gerçekleştiremez. Başka bir deyişle, mantık duygularla çatışma halindedir ve duygular savaşı kazanıyor gibi görünür. Bu hayatını kontrol etmek isteyen bir kişi için üzücü bir deneyimdir ve çoğunlukla kendilerini suçlamalarına sebep olur. Kendilerine ‘zayıf’ ya da ‘faydasız’ derler. Neden güçlü muhakeme yetisine sahip insanlar istenmeyen davranış ya da duyguların içine hapsoluyorlar?
    PICT terapi modeli yetişkinin yeni bilgilerle anlayıp çözemediği her türlü sorunun bilinçaltında, kişin çocuk kısmında (kişinin genç hallerine ait anıların bulunduğu bilinçaltı bölümü) gizli olduğu bilgisi üzerine inşa edilmiştir. Başka bir deyişle çözülemeyen sorun artık bilinçli olarak hatırlanmayan ve çocuklukta başlamış duygular ve bağlantılı inanışlarla ilgilidir. Böyle olmasına rağmen kişinin yetişkin hayatında aktif bir rol oynamaya devam ederler. İçeride bir ‘çocuk’ yoktur ama bir zamanlar çocukken hissedilmiş o çok gerçek hisler vardır ve o hisler, güzel ya da değil yetişkin hayatımızdaki deneyimlerimizi oluştururlar. Dr. Itzhak Fried’ın beyin faaliyetleri konusundaki çalışması geçmişten bir anı geldiğinde yanan nöronların olay olduğu zaman en aktif olanlar olduğuyla ilgili doğrudan biyolojik kanıt da sağlamaktadır. Bilincimiz ‘bugün’ olan bir sorunun çocuklukta yaşanan bir deneyimle doğrudan ilintili olduğunun farkında olmayabilir ama etkin bilinçaltımız bağlantıyı hızlı ve kolayca yapar- o zaman oluşturulan inanışları aktive eder.
    Yeni bilgiyi kullanamamanın insanda yarattığı kafa karışıklığının sebebi, bilginin çocuk hale yetişkin hal aracılığıyla verilmesi gerekmesidir. Çünkü bilgi yetişkinden çocuğa otomatik olarak geçmez. Bu aynı müdürün bilgisinin otomatik olarak saha personeline geçmemesi gibidir. Şirketler saha personelinin eğitimlerden faydalanması için kişisel olarak eğitilmeleri gerektiğini öğrendiler. Eğer çocuk kısmının yeni bilgiden faydalanmasını istiyorsanız çocuk kısmına bunun özel olarak söylenmesi gerekir. PICT, yetişkinin (eski, modası geçmiş bilgilerle ve yanlış inanışlarla işleyen) çocuk kısmına olumlu yeni bilgileri verebilmesi için tasarlanmıştır. Sonrasında bakış açısını değiştirip sorunları çözmeyi amaçlar.
    PICT kendimizle, başkalarıyla ya da dünyayla ilgili sahip olduğumuz temel inanışların çocukluk süresince henüz bilginin doğru ya da yanlış olduğuna karar veremediğimiz bir yaşta öğrenildiğini bize öğretir. Bu süreç çok erken bir zamanda olduğu için bilgiler/inanışlar sanki her zaman orada olan gerçek bilgiler gibi görünür. Başka bir deyişle, danışanın ‘inanış’ şeklinde düşünmesi zordur, sanki daha büyük bir şeymiş gibi görünür- sanki kimlikle (‘Ben böyleyim’), diğerleriyle (‘İnsanlar böyledir’) ya da dünyayla (‘Hayat böyledir’) ilgili gerçekmiş gibi gelir.
    Bu inanış öğrenme süreci eğer iyi ebeveynlik yapan duygusal olarak sağlıklı ailelerimiz varsa gayet iyidir çünkü o zaman kendimizle, başkalarıyla ve dünyayla ilgili inanışlarımızın çoğu olumlu, gerçekçi ve destekleyici olur. Ancak işlevsiz ailelerde ya da ebeveynlik becerileri düşük anne babalarda öğrendiğimiz inanışlar yanlış ve kısıtlayıcıdır. Örneğin: Ben yeterince iyi değilim, Hiçbir şeyi beceremem, Hiç kimseye güvenilmez, Güvenlik yok, Ben sevilmeye layık değilim, gibi. Çocuklukta öğrenilen bu yanlış inanışlar bize neredeyse görünmez olurken arkaplanda aktif olmaya devam ederler ve karar veriş süreçlerimizi, kendimize güvenimizi, ilişkilerimizi ve kendimizi motive etme becerimizi etkilerler. İnanışlar mantığımıza ‘görünmez’ oldukları için belli bir şekilde davranmamamız gerektiğini bildiğimizde ve yine de yaptığımızda kafamız karışır ve strese gireriz.
    Etkileşimsel Analiz bireylerin ‘çocuk’, ‘yetişkin’ ve ‘ebeveyn’ yönlerini (ego durumlarını) ortaya koyar ve bireyin kendi içinde, başkalarıyla ve sorun çözerken bu yönlerin işlevlerinin anlaşılmasını tavsiye eder. PICT devam eden sorunlara, istenmeyen davranışlara ve geçmiş travmalara hızlı, detaylı, kalıcı ve nazik bir çözüm için bu kabul edilen yöntemi alıp yeniden şekillendirmiştir.
    PICT modeli devam eden sorunların ve istenmeyen davranışların kök nedenini tespit edebilmek için danışanın spesifik bilgiye bilinçaltı aracılığıyla ulaşmasına yardımcı olur. Sonra, spesifik PICT tekniklerini kullanarak danışanın ‘yetişin kısmı’ (PICT Uygulayıcısının yönlendirmesiyle) ‘çocuk kısma’ gerekli bilgileri, sevgiyi ve desteği verir. Bu PICT tekniklerinin içinde inanışı değiştirmek ve dolayısıyla ‘çocuk kısmının’ bakış açısını değiştirmek için ihtiyaç duyulan içerikler mevcuttur. Kişinin kendiyle ilgili olumlu ve uyumlu inanışlara sahip olması için ‘çocuk’ ve ‘yetişkin’ kısımlarının güçlenmesi gerekir. Temel olarak danışan istenmeyen davranış ve hislerinden geçirilerek arzu edilen duygusal özgürlüğe ulaştırılır. Bu sürecin içinde ‘ebeveyn’ kısmı olumsuz ve kendine zarar veren konuşmaları değiştirmek için otomatik olarak yeni tavırlar ve beceriler edinir.

  • Ergen anne babası olmak

    Ergenlik dönemi (buluğ çağı) 10-11 yaşlarında arasında başlayaran dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem hem ergen için hem de ergenin ailesi için zorlu bir süreçtir. Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönemde, çocuğunu iyi tanır ve bu dönem özelliklerini bilirse ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olacaktır.

    ERGENLİK NEDİR?(Adolescence)

    ERGENLİK DÖNEMİ: Erinlik ile başlayıp yetişkinliğe kadar süren hızlı bedensel, zihinsel, sosyal değişiklikleri kapsayan, çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir. Bu dönem, doğduğu andan itibaren sürekli gelişim içinde olan bireyin en önemli ve en uzun gelişim dönemidir.

    Gençliğe adım atan bireyler ne isterler?

    * Fark edilmek
    * Özel olmak
    * Takdir edilmek
    * Saygı duyulmak
    * Hatırlanmak isterler.

    Ergenlerde hangi kaygılar görülür?

    * Sağlıkla ilgili kaygılar
    * Kişilik-benlik oluşumu ile ilgili kaygılar
    * Aile ve ev yaşamı ile ilgili kaygılar
    * Sosyal ilişkilere yönelik kaygılar
    * Okulla ilgili kaygılar
    * Meslek seçimi ile ilgili kaygılar

    Ergenlik döneminde ne gibi değişiklikler oluyor?

    * Fiziksel Değişimler
    * Zihinsel Değişimler
    * Duygusal ve Sosyal Değişimler

    Ben Merkezci Düşünce Biçimi

    * Dünyaya kendileri açısından bakar ve tepki verirler. (“Ben her şeyle başaçıkabilirim, bana bir şey olmaz” vb.)

    * Bazı yaşantıların sadece kendilerine ait olduğunu düşünürler. (“Anne, sen aşık olmanın ne demek olduğunu bilemezsin” vb.)

    * Ben merkezci düşünce özellikleri 11 yaşında başlar, 13-14 yaşlarında doruk noktasına ulaşır, 20-21 yaşlarında kaybolur.

    Kimlik Gelişimi

    * Ben kimim?
    * Nasıl bir yetişkin olacağım?
    * Toplum içindeki yerim nedir?
    * Hangi mesleği seçmeliyim?
    * Politik, dini, cinsel tercihim ne? vb. sorular sorarlar

    Ergen bu süreç boyunca, içinde bulunduğu çevre koşullarından, ailesinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve genel olarak toplumdan etkilenir. Kimliğini kazanması için ergenin başlangıçta bir yetişkin modele ihtiyacı vardır. …

    Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı

    * Arkadaşlık kurma, arkadaşlığı sürdürme
    * Gruba ait olma, kabul görme
    * İletişim becerilerini kazanma
    * Kendini tanıma, farkındalık kazanma
    * Olumlu benlik algısı
    * Empati
    * Sosyal onay
    * Bağlanma

    Ergen bu dönemde ailesinden yavaş yavaş kopar ve kendisi gibi düşünen ve kendisini anlayabilen arkadaşlarına yönelir. Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı sürecini yaşarken de yukarıda belirtilen kazanımları elde etmeye başlar….

    Duygusal ve Sosyal Gelişimde Hangi Özellikler Görülür?

    * Bağımsızlaşma, özerklik kurma. Topluma, özellikle yetişkinlere baş kaldırma isteği
    * Statü sahibi olmak
    * Risk alma, gizlilik, uçları yaşama, yasak olana özenme
    * Rest çekme
    * Aşırı hassasiyet ve alınganlık
    * Asabi davranışlar, çabuk sinirlenme, inatçılık, sabırsızlık
    * Aldırmazlık, boş vermişlik, dağınıklık, unutkanlık

    * Güvensizlik ve yetersizlik duyguları, kararsızlık, huzursuzluk
    * Hayal kurma, gündüz rüyaları
    * Argo konuşmalar
    * İlgilerde çeşitlenme
    * Eğer genç anne-babası, öğretmeni ve yakın çevresindeki diğer yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyor ve yargılanıyorsa, “anlaşılmadığına” dair inancı pekişir ve onlardan uzaklaşır.
    * Kendini anlayış ve hoşgörü bulabileceği, kendini yakın hissettiği en yakın gruba yönelir

    Ergenliğin sonlanması

    Ergenliğin sonlarına gelinen bu dönemde, ergenin gelişim görevlerini tamamlayarak bu davranışları göstermesi beklenebilir.

    * Dengeliliğin artması
    * Problemleri karşılama yöntemleri
    * Yetişkinlerin müdahalelerinde azalma
    * Duygusal sakinliğin artması

    * Gerçekçiliğin artması
    * Topluma karşı sorumlu bir davranış kazanmayı istemek ve buna ulaşmak
    * Kişinin kendi fizik yapısını, erkek ya da kadın cinsel rolünü kabul etmesi bu role uygun davranış geliştirmesi
    * Ana babasından ve diğer yetişkinlerden duygusal olarak kopup bağımsızlığını kazanması
    * Bir meslek seçebilmesi

    * Toplumsal yetişkin bir birey olabilmek için gerekli bilgi ve yetenekleri kazanması
    * Duygusal bağımsızlığı kazanma ve kendisi ile ilgili önemli kararları kendi başına verebilmesi

    “DÜNYADA ERGEN OLMAKTAN DAHA ZOR BİRŞEY VARSA O DA ERGENİN ANNE BABASI OLMAKTIR.”

    Anne baba – ergen çatışması

    “Fırtına ve stres” kavramlarıyla karakterize edilen ergenlik, kaçınılmaz duygusal çatışma ve çelişkiler dönemi olarak değerlendirilmektedir. Bağımsızlık kazanma duygusal anlamda evden ve aileden bağımsızlıktır. “Bana küçük bir çocukmuşum gibi davranıyorsunuz” cümlesi ergenlerden sık sık işitilen yakınmadır.

    Genç gücü ele geçirmeye, ebeveyn de denetimi yitirmemeye çabaladıkça çatışma ve gerginlikler kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır. Ergenlerin bağımsızlaşma amacıyla yaptıkları girişimler sıkıntı (stres) yaratabilir ve aileye üzüntü yaşatabilir.

    Ancak bağımsızlık ergenlik döneminde kazanılması gereken önemli yetkinliklerden biridir. Gencin yaşantısını bir yetişkin olarak sürdürebilmesi gerekli yaşam becerilerini kazanıp kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Ebeveynler ve ergenler için engebeli, duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bu dönemde sıkıntılar yaşanması normaldir. Bu durum aileler için bir alarm niteliğinde olmamalıdır.

    Ergenlik döneminde genç sosyal çevrenin arkadaş gruplarının etkisi altında olsa da aile en temel ve güvenilir kaynaktır. Bu sürecin sonunda gencin kendi ayakları üzerinde durabilen sağlıklı bir yetişkin olmasında anne baba tutumları önem taşımaktadır.

    BASKICI TUTUM

    Anne baba, çocuk üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırır.

    Baskıcı tutum yöntemleri:

    * Aşırı koruma
    * Kontrol etme
    * Sürekli akıl verme
    * Bağırma
    * Tehdit etme
    * Sevgiyi esirgeme
    * Ceza
    Baskıcı tutumlar ergende korku çekinme sorumsuzluk ve bencillik gibi duygulara yol açabilir.

    TAVİZKAR TUTUM

    Çocuk, anne baba üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırmak ister.

    Çocukların kullandığı yöntemler:
    * Tutturma
    * Duygu sömürüsü
    * Şantaj
    * Anne-baba çaresiz kalıp çocuğun isteklerine boyun eğer.

    Tavizkar tutum da ergende bencillik, sorumsuzluk, doyumsuzluk gibi davranışlara yol açabilir.

    İLGİSİZ TUTUM

    Anne baba çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını yok sayar, ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmez.
    İlgisiz tutum yöntemleri:
    * Anne baba çocukla yeterli ve kaliteli iletişim kurmaz.
    * Çocuğu yetiştirirken neredeyse hiç yöntem kullanmaz.

    YETKİN TUTUM

    Bu tutumlar içinde en sağlıklı tutum yetkin tutumdur. Anne baba olumlu ve uygun iletişim ve disiplin yöntemlerini kullanarak çocuğu yetiştirir.

    Yetkin tutum yöntemleri:
    * Anne-baba-çocuk birbirleri üzerinde güç kullanmazlar.
    * Birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına ilgisiz kalmazlar.
    * Anne baba gücünü çocuğu güçlendirmek ve desteklemek için kullanır.
    * Ailedeki herkesin duygu, düşünceleri dinlenir.
    * Çocuğun bir birey olduğu kabul edilir.
    * Çocuğun sorumluluk alabileceğine güvenilir.
    * Çocuk sorun çözmeyi öğrenir.
    * Kendine ve çevresine güvenir.
    * Anne-baba çocuğa uygun sınırlar koyarak çocuğu korur.
    * Çocuğa güven ve destek vererek onun kendine olan güvenini artırır.

    Ergenle iletişim

    * İletişim karşılıklı bilgi üretme aktarma ve anlamlandırma sürecidir.
    * Ergenlik döneminde ebeveyn–ergen ilişkisinde iletişimi koparmamak ön koşuldur.

    İYİ BİR İLETİŞİM İÇİN…..

    Etkin dinleyin:
    * Dikkatli dinleyin, dinlediğinizi belli edin. Bu şekilde kendisini önemli hissedip kabul edildiği duygusunu yaşayacaktır.
    * Empati kurmaya çalışın.
    * Açık ve net cümlelerle sorunu dile getirin ne yapması gerektiğini söylemeyin.
    * Uzun nutuklar yerine kısa konuşmaları tercih edin.
    * Dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin göz teması kurun.

    İletişimde etkin dinlemenin önemi:
    * Ergenin olumsuz duygularının kabulünü sağlar.
    * Ergenin duygularını ifade etmesine yardımcı olur.
    * Yetişkin ile ergen arasında sıcak bir ilişki kurulmasını sağlar.
    * Sorunların çözümlenmesini sağlar.
    * Ergenlerin anne babaların düşüncelerine değer vermelerine yardımcı olur.
    * Ergenin bireysel farkındalık sağlamasına yardımcı olur.

    AİLELER ERGENİ NASIL DESTEKLEYEBİLİR?

    Çocuklarının yetişkinliğe sağlıklı bir geçiş yapabilmeleri için, ailelerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar önem taşımaktadır:
    * Çocuklara sevgi ve güven dolu bir ev ortamı sunmak,
    * Çocuklara yaşlarına uygun bağımsızlıklar vermek, özgürlükler tanımak,
    * Çocukların kendilerine güven duyabileceği fırsatlar yaratmak,
    * Kazanılması istenen davranışlar için çocuklara örnek ve rehber olmak,
    * Sınırlar ve özgürlükleri hakkında çocuğa bilgi vererek, disiplin anlayışı kazandırmak,
    * Çocukları ergenlik dönemi özellikleri hakkında bilgilendirmek,
    * Hazırlıklara erken başlamak, çocuklarını ve kendilerini ergenlik dönemine hazırlamada aileler için en iyi yoldur.

    BU DÖNEMDE ERGENE YAPILABİLECEK EN ETKİN YARDIM…….

    Onun sevildiğini,anlaşıldığını,kabul edildiğini,fark edildiğini,gerekli olduğunu,önemli olduğunu,ona bağımsızlık ve sorumluluk verildiğini fark ettirebilmektir.