Etiket: Yeri

  • Eğer Ben Tanrı Olsaydım

    Eğer Ben Tanrı Olsaydım

    Nefretin, şiddetin, telaşın, ikililiğin, güç savaşlarının anlamsızlığı…

    Hedef? Anlayabilen yok… Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Bir sürü komplo teorisi var. Kimi politik, kimi siyasi ama hepsinin bir ortak noktası var: İnsanlık ölüyor.

    Vahşi bir kapitalist düzenin içinde kaybolmaya başladık. Kimileri bunun farkında, kimileri değil. Farkında olanların kimileri oyunun dışında donakalmış şekilde kimileri buna rağmen oyunun içinde.

    Çıkış yolu yok gibi. Kader, alın yazısı gibi insanın kendisini rahatlatmaya çalışan cümleler ve ideolojiler yayılmaya çalışılıyor ama nafile. İşe yaramıyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

    Canlar ölüyor, cefalar çekiliyor, egolar büyüyor, kin ve nefret salgın bir hastalık gibi yayılıyor. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyen de kalmadı çünkü herkes az ya da çok etki altında.

    Bunun sorumlusu kim? Devlet mi, politik liderler mi, tanrı mı? Hiç biri.. Neden dönüp kendimize bakmıyoruz? O kadar mı küçük görüyoruz kendimizi ya da o kadar büyük olduğumuzu mu anlayamadık?

    Küçük ya da büyük fark etmez ama bir uyanış lazım ve bu uyanış için herkes eşit derecede sorumlu.

    Psikolojideki Gestalt yaklaşımına göre, “bütün, kendisini oluşturan parçaların bir araya gelmesinden daha fazladır”. Bu ne demektir?

    Örnegin; harfler tek başlarına bir şeyi ifade etmezler ama birleşince anlamlı bir cümle meydana getirirler. Başka bir deyişle, hafler olmadan cümleler olmaz. Her harf birbiriyle etkileşim içine girince cümle ve cümleler etkileşim içine girince bir anlam ortaya çıkar.

    Bizim hayatımızın anlamı ne? Bütün burda gizli. Peki bu anlamı oluşturan parçalar ne? Amaç ta burda gizli…

    Parçalardan mı başlamak lazım bütünden mi? Bunun bir kuralı yok, büyük resmi görebilmek yeterli.

    Şu an içinde yaşadığımız dünyaya bakacak olursak amaç “üretmek, tüketmek, üretip tekrar tüketmek, tükettikçe büyümek, güçlenmek ve kazanmak” gibi duruyor. Bu buz dağının görünen kısmı ama altında bambaşka dinamikler var.

    Ne için üretiyoruz farkında mıyız? Teknoloji ürettik ve şimdi teknolojiden korkmaya başladık. Para ürettik, paranın esiri olduk. Bilgi ürettik, bilginin içinde kaybolmaya başladık. Üretirken unutmaya başladık.. Değerlerimizi, insanlığımızı, maneviyatımızı, benliğimizi..

    Oyunu kurallarına göre oynuyoruz. Tek derdimiz “ben nasıl hayatta kalırım?”. Hayatta kalabilmek için çalmak, yalanlamak, aldatmak, öldürmek serbest. Çünkü ipin ucu kaçtı. Çünkü kendimizi savunmalıyız. Yoksa yok olacağız.

    Bunun sonu var mı? Bir gün biter mi? Tanrı mı yardım edecek? Siz bir Tanrı olsanız nasıl bir yol çizerdiniz?

    Ben bir Tanrı olsam önce kendimden başlardım. Kendimi ve benim dışımdaki herkesi eşit görerek işe başlardım. Ben kazandıkça diğerleri de kazansın, ben kaybettikçe diğerleri de kaybetsin. Sistemi böyle kurardım.

    Yalan mı söylüyorum, bana da yalan söylensin. Birini mi aldatıyorum, ben de aldatılayım. Birine veya birinin sevdiğine zarar mı veriyorum, ben veya benim sevdiğim de zarar görsün. Hak mı yiyorum, benim de hakkım yenilsin. Mutlu mu ediyorum, ben de mutlu olayım. Paylaşıyor muyum, benimle de paylaşılsın. İlgileniyor muyum, benimle de ilgilenilsin. Seviyor muyum, ben de sevileyim.

    Tamamen etki tepki.

    Bu açıdan bakınca daha karlı değil mi? O zaman ortak bir amaç edinmez miyiz?

    Psikodramanın kurucusu Moreno, “insanların ve toplumların en büyük hastalığının kendileri gibi olmak yerine bir başkası gibi olmaya çalışmaktır” demiştir. Bu tamamen sürü psikolojisine dayanmaktadır. Sürü psikolojisi kişilerin bir davranışı, düşünce biçimini, tutumu basitçe ‘herkes yapıyor’ diye benimsemesi olarak tanımlanabilir. Eğer bir tutum ya da inanç kalabalık bir grup tarafından kabul görüyorsa başka bir kişinin de aynısını benimseme olasılığı artmaktadır.

    Sürüyü bir bütün olarak ele alacak olursak, bu bütünün parçaları kimdir? Bireyler.  Bütün, kendisini oluşturan parçaların bir araya gelmesinden daha fazla ise, o halde bireylerdeki değişim farklı bir bütün oluşturur.

    İşte ben Tanrı olsam böyle bir bütün oluşturmaya çalışırdım. Bunun için de önce kendimden başlardım. Nefretin yerine sevgiyi, kavganın yerine barışı, öfkenin yerine anlayışı, bölücülüğün yerine birliği koymaya çalışırdım. Bu şekilde belki yeni bir sürü oluşturmayı başarabilir ve değişimi sağlayabilirdim.

    Benimle olmaya var mısınız?

  • Küçük çocuklarda “hayır!” etkisi

    Küçük çocuklu ailelerde sıklıkla kullanılan, durdurucu olması düşünülürken çoğunlukla daha çok cazip kılan veya dirence sebep olan “HAYIR” kelimesinin çocuklar için anlamını daha yakından inceleyelim mi?

    Öncelikle bebeklikten çocukluğa geçiş aşaması olan 2 yaş civarı çocukların kendileri ile ilgili pek çok görevleri vardır. Artan becerilerini sürekli geliştirerek dünyayı keşfetmek isterler. Artık hareket bağımsızlığına ulaşan, yürüyüp koşabilen, tırmanıp atlayabilen, ellerini de rahatlıkla kullanabilen bu enerjik kaşiflerin ilk amacı ilgisini çeken nesneleri tanımak, her yeri karıştırmak ve kurcalamaktır. Ve bu arada gücünün ve boyunun yetmediği durumlarda da ebeveynlerini yönetmek, onların sınırlarını zorlamak da gelişimleri açısından olmazsa olmaz durumlardır. Çaresizlik hissi ile dolan aileler ise çocuklarına “HAYIR” dediklerinde istemedikleri tüm davranışların son bulacağını umarlar. Ama ne yazık ki gerçekte olan böyle değildir. Test etme sürecinde engel tanımayan küçük çocuklar, sözlerden ziyade davranışlardaki tutarlılıkla öğrenebilirler. “Hayır”ı duyduklarında yaptıkları işe kısa bir ara verebilir ancak arkasında netlik hissetmezler ise kaldıkları yerden devam edebilirler.

    Çocukların gelişim yolcuğunda, her dönem yeterliliklerine göre “Hayır” a yaklaşımları ve uyumları değişir. Örneğin;

    12-18 Aylık iken “Hayır” karşısında yaptıkları işe ara verirler .Ancak çoğunlukla devam ederler. Bunun için “Hayır”ı çocuğun güvenliğini ihlal edecek durumlar dışında sık kullanmamak, tehlikeli durumlarda da sözel ifadenin yanında hareketlerimiz ile de yönlendirmemiz gerekir. ( Hayır, prizle oynama!” yerine “Prize dokunmuyoruz” diyerek çocuk prizden her seferinde uzaklaştırılmalı ve olası kaçaklara karşılık priz korumaları kullanılmalı)

    18-30 Aylık iken “Hayır” yanında bilgi verilmezse ve seçenek sunulmazsa çok anlamlı değildir. (“ Hayır bardağı atma!” yerine “Bardak su içmek için ama istersen topu atabilirsin.” )

    36 Aylık iken “Hayır” yerine seni anlıyorum mesajı ile birlikte işbirliği önerilmelidir.( “Hayır, suyu yere dökme!” yerine “Suyla oynamak istiyorsan bunun için sana ayrı bir kap verebilirim ya da suyu yere değil lavaboya dökmeye ne dersin?”)

    3-5 yaş arası ise “Hayır” kullanımında kurallara ve doğru-yanlışa artık daha hakim olan çocuğumuza istemediğimiz davranışı istediğimiz davranış ile değiştirmesine destek olabiliriz. İstenmedik davranışın ne olduğu ve neden yanlış olduğunu çok daha kolay kavrayan okul öncesi çocuklarda doğru davranışları kazanması için sakin ve tutarlı olmak anahtarımız olacaktır. (“Hayır, ağlayarak tutturmanı istemiyorum” yerine “ Sanıyorum bunu çok istiyorsun(yada istemiyorsun) ama bunu konuşarak anlattığında seni çok daha iyi anlayabilirim.”)

    Sonuç olarak çocukların gelişim dönemlerine göre davranışlarını daha iyi okuduğumuzda, sadece yerinde ve gerektiğinde “Hayır” dediğimizde, fazla kullanarak etkisizleştirmediğimizde, çocuğun protesto davranışları karşısında (ağlama, bağırma,küsme,vurma,…) “Hayır”larımızı “Evet”e çevirmediğimizde, çocuklarımızın HAYIR ‘a uyumu daha kolay olacaktır.

    Ebeveynlik yolculuğunuzda ,az “Hayır” lı, bol mutlu günler dilerim.

  • Yeni doğan sünneti

    • Yeni doğan sünneti doğar doğmaz mı yapılmalı yoksa ilk bir hafta beklenmeli mi, neden?

    Bebekte muhtemel gelişebilecek sarılık, kan pıhtılaşma faktörlerinin fonksiyonlarının gelişmesi ve kalbe ait problemlerin olmadığının net olarak ortaya konduğu, aynı zamanda çocuk doktoru tarafından yapılan genel muayene günü olan 7. gün yapılması olası komplikasyonları en aza indirecektir. Aynı zamanda bu dönemde anne sütü artmış olacak, bebek daha iyi emmeye başlayacağından cerrahi işlem sonrası bebeğin iyileşmesi de daha hızlı olacaktır.

    • Yeni doğan sünnetinin yararları nelerdir?

    Doğumun ilk yılı içinde idrar yolu enfeksiyonlarının sünnetsiz erkek çocuklarda sünnetlilere oranla 7-10 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. Genel anesteziye ihtiyaç duyulmaz, lokal anestezi ile işlem yapılabilir. Kanama denetimi daha kolay olmaktadır. Yara yeri iyileşmesi bebeklerde daha hızlıdır.

    • İşlem nasıl yapılır? Sonrasında bebeği nasıl etkiler?

    Penis etrafına lokal anestezik etkisi olan krem uygulanmasından 1 saat sonra, penis kökü ve çevresine lokal anestezi enjeksiyonu uygulanır ve sünnet işlemi klasik cerrahi yöntemle yapılabileceği gibi, sünnet işlemi için üretilmiş çeşitli tıbbi aletler yardımıyla da yapılabilir. Cerrahi işlemin süresi 10-15 dakikadır. Sünnet güvenli bir işlem olmasına rağmen, kanama, enfeksiyon, eksik veya fazla deri kalması ve yara yerinin kötü iyileşmesi gibi durumlarla karşılaşılabilir. Uzman kişilerce yapılması durumunda bu riskler oldukça nadirdir.

    • Nelere dikkat etmeli?

    İşlem sonrası lokal anestezinin etkisi yaklaşık 4-6 saat sürmektedir, önerilen ağrı kesiciler ile sonrasında oluşacak ağrı kolayca kontrol altına alınabilir. Yara yeri özel pansumanlar ile kapatılır, birkaç gün içinde pansuman çıkarıldıktan sonra yara yerinin beze yapışmasını önlemek ve iyileşmeyi hızlandırmak için önerilen yağlı kremler kullanılabilir. Penis ucunda gelişen kızarıklık birkaç gün içinde yerini sarı renkli bir kabuğa bırakacaktır, bu normal iyileşmenin bir belirtisidir. İyileşme sürecinde sünnet derisi ile penis başı arasında istenmeyen yapışıklıklar olabilir, basit bir masajla bu durumun önüne geçilebilir. İlerleyen dönemde işeme deliğinde darlık gelişebilir, işeme akımının ara ara gözlemlenmesi gereklidir.

    • Erken doğan bebeklerde de sünnet yapılabilir mi? Erken doğan bebeklerin yenidoğan yoğum bakımda takip ve tedavisi sonuçlandırılıp taburcu edildikten sonra, çocuk doktorlarının onay vermesi halinde sünnet işlemi yapılabilir.

    • Hangi durumlarda, neden beklenmeli? Penisin doğumsal anomalilerinde düzeltici operasyon için bebeğin büyümesi, hayati tehlike içeren hastalıklarda bebeğin sağlığına tam olarak kavuşması, ailede kanama bozukluğu varsa bebekte de bu bozukluk olup olmadı net olarak ortaya konması beklenmelidir.

    • Hangi durumlarda acil müdahale sebepli yeni doğan sünneti yapılmalıdır?

    Normal işemeyi engelleyecek kadar ciddi fimozis (sünnet derisi darlığı) dışında acil sünnet işlemi için bir neden yoktur.

  • Hipospadias(peygamber /yarim sunnet)

    HİPOSPADİ

    Tıp dilinde hipospadi başlığı altında toplanan yapısal bozukluklar erkek bebeklerin idrar yollarındaki doğumsal anormalileri kapsamaktadır.

    Bu hastalıkta idrar yolu normal yerinde değil de , daha geride , penis köküne kadarki herhangi bir noktada dışarıya açılır. Bu açılma yeri normal yeri olan penis ucundan ne kadar uzak ve penis köküne ne kadar yakınsa , bozukluğun o kadar ağır olduğu kabul edilir.

    Bu hastalığa genetik (ailevi) yakınlığın yanı sıra, annenin gebelik döneminde kullandığı hormon ilaçları da yol açabilir.

    Hipospadi istatistik olarak her 1.000 erkek bebekten 8’inde görülür. En sık görülen tipi ise idrar yolu açıklığının normal yerine çok yakın olduğu Glanuler Hipospadi tipidir.

    Hipspadisi olan bebeklerde penisin alt yüzünde, bant şeklinde kalın fibroz bir doku bulunabilir. Bu doku bandı, penisin alta doğru kıvrık durmasına ve ereksiyon halinde penisin anormal şekilde alta bükülmesine yol açar.

    Bunun yanı sıra , % 10 bebekte böbrek ve idrar yolu anomalileri ve inmemiş testis hipospadi hastalığı ile birlikte bulunabilir. Bu yüzden hipospadi tanısı olan bu yönlerden de bir çocuk cerrahisi uzmanı tarafından titizlikle tetkik edilmelidir. Aksi takdirde hipospadi bozukluğu çocukta tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, gelişme geriliği , anatomik yapının bozukluğu ve işeme zorluğundan kaynaklanan psikolojik sorunlar ve erişkin döneminde cinsel fonksiyonların bozukluğuna hatta cinsel fonksiyonların hiç yerine getirilmemesine yol açabilir.

    Hipospadi’nin başarılı bir şekilde giderilmesi, bebeğin doğumdan itibaren bir çocuk cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gereklidir. Örneğin yanlış ellerde yapılmış bir sünnet operasyonu bebeğin bir ameliyat ile düzelme şansını tamamen yok edebilir.

    Doğumda bebeği ilk gören hekimin hipopadi bozukluğunu tanıyıp tespit edebilmesi ve aileyi bir çocuk cerrahisi uzmanına yönlendirmesi hastalığın tedavisindeki en önemli adımdır.

    Hipospadi ameliyatı için ideal yaş son yayınlarda 3-5 yaş olarak önerilir.

  • Boyun fıtığı ameliyatı ve sonrası

    Ameliyatın önden veya arkadan yaklaşımla yapılması kararı, beyin cerrahı tarafından verilir. Bu kararda boyun fıtığı yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler etkendir.

    Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. Dört-beş cm’lik yatay kesi yapılması ardından cilt altı dokusu, onun hemen altındaki yüzeysel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarı görülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel aletlerle şah damarı dış tarafa, yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri kontrol edilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılır. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru hareketi koruyacak şekilde sabitlemek amaçlı protezler konulur. Sonrasında kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır.

    Boyun fıtığı durumunda arkadan yapılan boyun ameliyatı ise daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terk etmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa, o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Boyun Fıtığı Ameliyatı Sonrası

    Hasta ameliyattan iki saat sonra ayağa kaldırılır ve bir gece hastanede kalış sonrası taburcu edilir. Evine araç içinde oturarak gidebilir, evde günlük basit aktivitelerini yapabilir. Protez hastalarına genellikle boyunluk verilmez ancak füzyon amaçlanan hastalara altı hafta süre ile boyunluk taktırılabilir. Ancak ilk üç ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında boyunluk takılır ve araçta hastanın başının arkasında bulunan koltuk üst desteğinin, başıyla aynı yükseklikte olmasına dikkat edilir. Boyunluk yatarken çıkarılır. Yatağın ve de özellikle yastığın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat edilir.

    İlk günler boyundaki kesi yerinde ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. İlerleyen dönemde öncelikle boyun ağrısı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir. İlk bir hafta yutmada güçlük, boğazda takılma hissi de olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk üç-dört gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih edilir. Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak nadiren altı ay sürebilir.

    Taburculuk öncesi yara yerinin ilk pansumanı yapılıp kapatılır. Beşinci gün hasta pansumanını açıp, banyo yapabilir. Dikiş alınmasına gerek yoktur. Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa doktora başvurulması gerekir.

    Masa başı işte çalışanlar arzu ettikleri takdirde bir ay sonra işlerine dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar altı hafta dinlenmelidir. İlk altı hafta elde bir kg’dan daha fazla ağırlık taşınmaz. Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanılmaz, özellikle boyunlukla araba kullanmak çok tehlikelidir. Kısa uçak yolculukları yapılabilir, ancak uzun uçak yolculukları ilk üç ay yapılmaz.

    İlk altı ay temas gerektiren spor aktivitesi yapılmaz. Sadece yürüyüşle yetinilir, en çok önerilen spor aktivitesi yüzmedir. Dört ay ve sonrasında normal günlük yaşama döndükten sonra da, verilen egzersiz programını uygulamaya ve yüzme egzersizlerini sürdürmeye devam edilir.