Etiket: Yemek

  • 2-3 yas cocuklarda beslenme

    2-3 yaş cocuk beslenmesi

    2 yaşına gelmiş çocuk genellikle 3 öğün yemek yer. Yemek aralarına süt, meyve veya meyve suyu verilebilir. Aralarında şekerlemeler, pasta, bisküvi veya kurabiye verilmesi gereksizdir.

    • Bu yaşa dek,biberon ve emzik bırakılmış olmalıdır

    • Yemek konusunda inatlaşılmamalı

    • 2-3 yaşında çocuk masa düzenine alışılmalı

    • Çocuklar yemekte eleştirilmemeli, azarlanmamalı

    • Çok yedirmek şişmanlığa neden olabilir. Bu yüzden zorlanmamalı

    • Besinler öğünlerde çocuğun gereksinmesi kadar ve çeşitte olmalı

    Yemek Menusu

    SABAH: Yumurta, Beyaz peynir veya diğer peynir çeşitleri, zeytin

    Süt veya taze sıkılmış meyve suyu, ekmek

    ÖĞLE: Etli sebze veya kuru baklagil yemeği veya et (ızgara, haşlama)

    Pilav veya makarna, yoğurt, ekmek

    İKİNDİ: Süt veya yoğurt veya sütlü tatlı, meyve veya meyve suyu

    AKŞAM: Sebze yemeği, çorba, salata, ekmek

    ARA: Süt, meyve

  • 10, 11 ve 12 aylik bebeklerde beslenme

    10-11-12 aylik bebek beslenmesi

    1 yaştan itibaren inek sütü verilebilir,ancak eğer bebek hazır mamaları tercih ediyorsa 2 yaşına kadar uygun mama ile de devam edilebilir. Bu yaşta evde pişen bütün yemeklerden yararlanılabilir. Çocuğun düzenli yemek yeme alışkanlığı kazanmasında ailenin tutumu önemlidir. Çocuğun yediklerini başka çocukların yedikleri ile kıyaslamak ve az yedi diye zorlamak doğru değildir. Çocuğun gereksiniminin ne olduğu bilinmeli, ona göre yedirilmelidir. Normal büyüyen bir çocuğun yediğini yeterli görmeyip daha fazla yemesini istemek doğru değildir. Her çocuğun metabolizma hızı kendine özgüdür. Bu bakımdan büyüme durumu çocuk beslenmesinde rehber alınmalıdır.
    Daha önce 1 yaşına kadar verilmemesi gereken yiyecekler (yumurta beyazı ,kivi, kavun, çilek, bal ) verilebilir. Balın besleyici hiçbir değeri olmadığı için bal yerine pekmez tercih edilebilir.
    Çocuk süt içmek istemezse, aynı miktar yoğurt veya sütten muhallebi, sütlaç yapılarak verilebilir. Yemekler kızartılmadan, fırında, suda veya ızgarada pişirilmelidir. Küçük parça et ve sebzelerle yapılmış kebaplar, kıymalı yemekler ve köfteler uygundur. Büyük parça ve kemikli et yemekleri yemede güçlük çekebilir.

    Bebek Yemek Menusu

    Sabah 1 yumurta
    Beyaz peynir
    Zeytin
    Pekmez
    Ekmek
    Domates- Salatalık
    Süt veya taze sıkılmış meyve suyu

    Öğle: Etli sebze yemeği
    Çorba
    Yoğurt
    Ekmek

    İkindi: Süt veya sütlü tatlı
    Meyve veya meyve suyu

    Akşam: Etli yemek (dolma, kuru baklagil, köfte vb.)
    Pilav veya makarna
    Yoğurt
    Ekmek
    Ara: Süt ve meyve

  • Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Okullar açılıyor, derslerdeki başarı öğrenmeyle değil beslenmeyle geliyor. Okul hayatındaki başarı, çocukların kışın sağlıklı kalması, bağışıklık sistemini güçlendirici ve reflüden uzak tutucu beslenmeden geçiyor.

    Okullarda sağlıksız besinlerin satılması ve nüfusu kalabalık okullardaki havasızlık astım ve alerjiye sebep oluyor. Çocukların öğle yemeklerinde hızlı gıdaları tercih etmesi öncelikle reflüye, ardından da astıma yol açabiliyor. Bağışıklık sistemi ve sağlık için beslenmenin önemini aileler ve öğretmenler göz önünde bulundurmalıdır.

    Kahvaltı

    Uzmanların en çok üzerinde durduğu ve günün en önemli öğünü olarak gösterilen kahvaltı için aileler; çocuklarının sabahları birkaç lokma yemesi için, kakaolu fındık ezmesi, kakaolu mısır gevreği gibi hızlı ve hazır gıdalar ile kahvaltı etmesine göz yumuyor. Bu gıdaların besleyici hiçbir değeri bulunmamakta, özellikle alerjik çocuklarda midede reflüyü tetikleyen bu gıdalar, astıma neden olmaktadır. Alerjik çocuklar için kakaolu hazır gıdalar yerine bol tahıllı ekmek, peynir, zeytin, yumurta, salatalık ve şekersiz marmelat gibi vitamin yönünden zengin gıdalar ile beslenmek çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendirecektir.

    Öğle Yemeği

    Okullardaki öğle yemeklerinin; hamburger, patates, kola gibi hızlı ve hazır gıda ile yapılmaması, bol peynir, balık, tavuk veya kırmızı et ile yapılmış, içinde sebze ve yeşillik olan bol tahıllı bir sandviç ve yanında taze meyve tüketmenin çok daha besleyici olacağı unutulmamalıdır.

    Ses kısıklığı, iştahsızlık, geğirme, mide bulantısı, diş gıcırdatması, ağız kokusu gibi belli belirsiz şikayetlerle seyredebilen reflü, özellikle astımlı her 10 çocuktan dokuzunda görülmektedir ve bu çocuklar okullarda verilen öğle yemeğinden bile olumsuz etkilenebilmektedir. Okullarda verilen bol salçalı yemekler, yağlı kızartmalar ve kakaolu tatlılar astımlı çocukta mide yanmasına ve reflüye sebep olabilmektedir. Bu çocukların okul yemekhanesinde tabldot yemek yerine, evden hazırlanmış sade, az yağlı yeşillik ve protein içeren sandviç ve meyve tüketmesi daha sağlıklı olacaktır.

    Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunur, bu nedenle özellikle sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli sütlü pastaların tercih edilmesi çok önemlidir.

    Akşam Yemeği

    Akşam yemeklerinin de sabah ve öğlen kadar önemli olduğu, reflünün önlenmesi için yatmadan en az 2-3 saat önce akşam yemeğinin yenmiş olması gerekmektedir. Akşam yemeklerinde ağır yağda kızarmış gıdalar yerine, yağ oranı düşük hafif gıdalarla beslenmek gecenin rahat geçmesi için önemlidir. Çocuklara yatmadan önceki 2-3 saat kesinlikle süt verilmemesi, bu saatler içinde sadece su içilmesi faydalı olacaktır.

  • İd Ego – Süper Ego

    İd Ego – Süper Ego

    20. yüzyılın ortalarında, özellikle Birinci Dünya Savaşı döneminde insanların vicdan

    duygusunu sorgulayan Freud, davranışlarımızı gelişim teorisi ekseninde inceleyerek, bilinci 3

    ruhsal kategoriye ayırmaktadır.

    – İd

    – Ego

    – Superego

    Freud’a göre toplum içerisinde durum ve davranışlarımız bu 3 ruhsal duruma göre şekillenir.

    Karar verme ve yargılama yeteneklerimizin bu 3 ruhsal aşamanın gelişimine bağlı olarak

    oluştuğunu savunan Freud, bu 3 soyut kavramın güdülerimizle ve toplumdan edindiğimiz,

    sonradan öğrendiğimiz bilgilerle şekillendiğini söylemektedir.

    İd, en yalın tabirle ilkel benliktir. İhtiyaçlara göre şekillenen, durdulamayan yanımızdır.

    İçgüdülerimizi kapsamaktadır. Mantıkla ve gerçeklikle çakışmaktadır, tamamen kuralsızlık

    hakimdir. Sadece haz ilkesine dayalıdır. Cinsellik, açlık, saldırganlık ide örnektir. Freud idi

    içimizdeki şımarık çocuk olarak tanımlamaktadır. İd, istediklerinin mantıklı olup olmadığını

    sorgulamadan, uygulanabilirliğini düşünmeden sadece ister.

    İd her zaman zevke yönelir. İdin duyduğu ihtiyaçlar karşılanamazsa ya da ertelenirse strese

    gireriz, karşılandığı zaman tatmin oluruz. Yapmaktan kaçındığınız işleri gözden geçirdiğiniz

    zaman bunların hepsinin aslında size zevk vermeyen işler olduğunu farkedebilirsiniz. Buna

    karşın, çok istediğimiz bir şeyi yapmak için ise müthiş bir heves ve istekle hareket eder

    oluruz. Bu davranışlarımız tamamen ide uygun davranışlardır.

    Ego, bilincin orta aşaması olarak tanımlanabilir. İdin istekleri ile çevre arasında bir denge

    kurmaya çalışır. İd haz ilkesi ile çalışırken, ego gerçeklik ilkesi ile çalışır. Superego ve İd

    arasındaki köprüyü kurup mantıklı bir çözüm bulmaya çalışır.

    Ego bunu yaparken zaman zaman “Bastırma”, “Mantığa Bürüme”, “Yansıtma”, “Yüceltme”

    gibi bazı savunma mekanizmaları uygular. (Bu savunma mekanizmalarına da gelecek ay

    değineceğiz.)

    Süperego, bu sistemdeki son parçadır. Ahlak ve toplum normlarına göre şekillenir. Çocukluk

    döneminde aile tarafından verilen kuralların içsel temsilcisidir. En idealini ve en mükemmelini

    uygulamaya çalışır. Toplumun ahlak değerleri ile değerlendirerek davranışın uygunluğunu

    belirler.

    İstekleri bastırmak konusunda çok katıdır. Gerektiğinde açlıktan ölmenin bile topluma ayıp

    olmasından daha doğru olduğunu savunur. Egoyu gerçek amaçlardan ziyade toplumsal

    değerlere göre, ahlaki değerlere göre şekillendirmeyi hedefler.

    Bir örnekle bu sistemi açıklamak gerekirse, topluca gittiğiniz bir yemekte yemek servisine

    daha 1 saat vardır ve çok acıkmışsınızdır. İd size “bana yemek ver!” der en kaba haliyle.

    Süperego ise “burada yalnız değilsin, arkadaşlarınla birlikte geldin, herkesle birlikte yemek

    yemen lazım, yoksa çok ayıp olur.” der. Ego ise iki tarafı da dinledikten sonra mantıklı bir

    çözüm bulmaya çalışır. “Çok açsın, 1 saat daha beklersen eğer bu senin için hiç iyi

    olmayacak, çaktırmadan dışarı çık, açlığı bastıracak ufak bir şey ye ve kimseye belli

    etmeden geri gel” der.

    Süperegonun çok gelişmiş olduğu ve egoyu bastırdığı bireyler, öğrendiği kurallara, ahlak

    kavramına ve normlara çok bağlı hareket edeceğinden, herşeyi “ayıp olur” şeklinde

    değerlendirir ve daha içe kapanık bir karakter oluşturur. İsteklerini dile getirmekten çekinir,

    inisiyatif alamaz, ikili ilişkilerinde “karşı tarafa rahatsızlık vermemek adına” kendini geriye

    çeker, güçlü ilişkiler kuramaz.

    Yaptığı çoğu şeyi değerlendirirken kendisine kızar, kaygı ve stres yaşar. Sürekli bir suçluluk

    duygusu içerisindedir.

    Örnek olarak karşı cinse karşı duyduğu ilgiyi göstermek isterken, bir yandan da onu rahatsız

    ederim, ayıp olur düşüncesiyle kendisini uzaklaştırır ve bir ilişkiye başlayamaz. Ya da daha

    basit bir örnekle oturduğu bir kafede garsona seslenme konusunda endişeleri vardır, eğer

    garsona seslenirse yan masadaki kişilerin rahatsız olacağını düşünerek siparişini garson

    masasına gelene kadar erteler, bastırır ve aç bekler.

    Süperegonun gelişmediği ya da az geliştiği durumlarda ise kişi çok bencilce hareket eder,

    çevresindekilerin duygu ve düşüncelerine saygı duymaz, ilkel benliğinin ihtiyaçlarını daha ön

    plana çıkartır. Eğer canı yemek yemek istiyorsa yemek yer, çevreye aldırış etmez. Yanında

    aç birisinin olması umrunda değildir. Ya da canı o sırada yüksek sesle müzik dinlemek

    istiyorsa çevresindekilerin bundan rahatsız olacağını umursamaz, dilediği gibi müziğini dinler.

    Sağlıklı bir gelişim için bu dengenin korunması gerekmektedir. Süperego gelişiminin temelleri

    ailede atıldığı için ailelerin hangi kuralların ne katılıkta olması gerektiğini çocuklarına doğru

    bir biçimde aktarmaları çocukların gelecek yaşantılarındaki karakterini şekillendireceği için

    büyük önem taşımaktadır.

  • Çocuklarda yemek sorunları

    ÇOCUKLARDA YEMEK SORUNLARI

    Yemek yeme birçok ailede yaşanan en önemli sorunlarda biridir. Yemek öncesi başlayan tartışma, sofrada alevlenir ve genelde bu tartışmayı çocuk kazanır. Anne ve baba pes eder, çocuğun önündeki yemeği alır, yerine sevdiği başka bir yemeği koyar ve bu böyle devam eder gider.

    Tanıdık bir hikaye değil mi?

    Peki bunu değiştirmek için neler yapılmalı?

    Öncelikle çocuklar neden yemek yemez bunun cevabını bulmak lazım.

    Anne babanın dikkatini çekmek istiyor olabilir.

    Yemekten önce abur cubur yemiş olabilir.

    Acıkacak kadar fazla enerji harcamamış olabilir.

    Diş çıkarıyor olabilir.

    Dişlerinde çürük olabilir.

    Yemek sonrası gaz problemi yaşadığı için ya da kabız olduğu için yemiyor olabilir.

    Yemek için anne babası tarafından fazla zorlanıyor olabilir. Bu, yemek yememe davranışını azaltmaz, aksine pekiştirir.

    Titiz bir ailede yetişiyor ise, yemeği dökmekten çekindiği için yemiyor olabilir.

    Ailede çocuğa olumsuz örnek olacak biri olabilir. Anne ya da babadan biri yemek seçiyorsa, çocuk da onu model alır.

    Anne babasını yemek yemeyerek cezalandırıyor olabilir. Kardeş kıskançlığı, okul başarısızlığı gibi durumlarda çocuklar karşı davranış geliştirebilirler. Yemek yememe de bunlardan biridir.

    Çocuğun tabağına çok yemek konuyor olabilir. Çocukların bizler kadar yemesi beklenmemelidir.

    Anne babalara öneriler:

    Öncelikle çocuğunuzu iyi tanıyın, sorunun çocuktan mı, yoksa sizden mi kaynaklandığını belirleyin.

    Çocuğunuza sofra kurma ve kaldırmada görev vererek, yemek yemeyi özendirmeye çalışın.

    Yemeği hazırlarken mutfakta size yardımcı olmasına fırsat verin. Yaşına göre yemeği karıştırmak, ekmeği kesmek, salata yapmak gibi görevler verebilirsiniz.

    Küçük ise mama sandalyesi ile, büyük ise sizin gibi sandalyede oturarak yemek yemesini sağlayın.

    Elinizde tabakla peşinden koşmayın. Yemediği zaman ilgilenmeyin, siz kendi yemeğinizi yiyin. O elbet bir süre sonra yemek için istekli olacaktır.

    Yemek istemediğinde, ya da yemeği beğenmediğinde ona yemesi için başka şeyler hazırlamayın. ‘Bizim bugünkü yemeğimiz bu, yemezsen aç kalırsın’ şeklinde bir açıklama yapın.

    Bir ya da birkaç gece aç kalan çocuk başka çaresi olmadığını anlayınca yemek yiyecektir.

    Anne babası olarak, çocuğun önünde yemekler ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmayın.

    Yemek tabağını renkli ve süslü hazırlamaya çalışın. Oyun oynuyor gibi yemek yemek ona zevk verecektir.

    Çocuğun porsiyonlarını sizinkinden daha az tutun. Sizin kadar yemesini beklemeyin.

    Yemek yerken ‘Dökme, dikkatli ol, düzgün ye’ gibi ifadelerle onu uyarmayın. Bu onu yemekten soğutabilir. Dökerek yiyen bir çocuk ise sandalyesinin altına bir sofra bezi serin, yemeğini bitirince o bezi silkeleyin.

    Yemek sırasında sergilediği doğru davranışları takdir edin.

    Sevmediği bir yemeği yemesi için zorlamak yerine, o yemeğin yanına sevdiği bir yemeği de ekleyin. Böylece daha rahat yiyecektir.

    Evde belli bir yemek düzeni oluşturun. Her gün aynı saatte, tüm aile bireylerinin yemeğe oturmasını sağlayın.

    Yemekten önce doyurucu başka yiyecekler yemesine fırsat vermeyin.

    Kilo sağlık göstergesi değildir. Sağlıklı olması amacıyla çocuğunuza ihtiyacı olandan fazla yemek yedirmeyin.

  • Diyet ve İnsan ..

    Diyet ve İnsan ..

    Merhaba;

    Bu makalemde “diyet ve kilo verme” konusunu kaleme almak istedim. Diyet ve Kilo verme konusunda gerek medya da gerek sosyal medya da gerekse insanlar arasında çok fazla teorik bilgi, uygulama yöntemi ve dedikodu var. Günümüzde beslenme uzmanları hariç kimse bu konu hakkında ne yapması gerektiğini tam olarak bilmiyor ve herkes bir yerden duyduğu diyetleri ya da yöntemleri kendi üzerinde deneyip sonuç almak istiyor. Ama herkes bu denemelerin temelinde diyet reçetesinin kişiye özgü olması gerektiğini hatırlamıyor. Bu makalede diyet ve diyet sürecinden bahsedip kişilerin diyet yaparken önlerine çıkan zorluklar ve kişilerin sıkça karşılaştıkları başarısızlıklar üzerine yazmaya çalışacağım.

    “Diyet süreci” genellikle bir insanın etrafından aldığı geribildirimler ve eş zamanlı olarak kilo alarak kendisini rahatsız hissettiğinde başlayan bir süreçtir. Bu sürecin başında kişi kendisinden büyük bir başarı umarak diyete başlar. Ancak ilerleyen zaman içinde karşılaştığı çeşitli sıkıntılar, nefsine hâkim olamama ve yaptığı bilişsel hatalar sayesinde sürecin eline ayağına bulaşan zor, yıpratıcı ve kişinin psikolojisini önemli ölçüde etkileyen uzun bir süreç haline gelir. Kişi bu sürecin içine girdiği ilk dakikadan itibaren kişi üzerine adeta kocaman bir “ben diyetteyim” tabelası asar ve buna uygun davranmaya başlar. Bu tabela aslında kişinin geliştireceği savunma mekanizmalarının en büyüğüdür.

    Kişi bu evrede yemeğin gücünü küçümseyen bir tavır içine girer. Yemek yeme süreci ile ilgili direnci çok yüksektir. Kısacası tepeden tırnağa tüm önlemlerini almış olarak diyetine başlar. İlk aylarda kişi gerçekten çok iyi bir süreç geçirir. Yemek yeme düzenini sağlar. Spor yapma imkanı varsa spor yapar. Vücudunda belirgin değişiklikler görülmeye başlar. Ancak ilerleyen zaman dilimi içinde yediği yemek miktarı düşerken bu durumdan mutlu olmamaya başlar, hele ki diyetin ilk aylarında çok hızlı miktarda verilen kilo miktarı ortalama iki ya da üç ay sonunda minimum düzeye gelir. Bazı zamanlarda kişi hiç verememe durumuna dahi gelebilir. Bu durum karşısında kişi kendince başarısızlık yaşamaya başlamıştır ve bu durumdan mutlu olmamaya başlamıştır. Bütün yaptıklarına rağmen bir türlü kilo veremiyordur. O zaman diyet yapmasının ne anlamı vardır. Burada görüleceği üzere kişi kendi içsel motivasyonunu kaybetmeye başlamıştır ve tekrar yakalayamamaktadır. Kişi bu içsel motivasyonunun kaybı ve çevresinden istediği gibi gelmeyen geribildirimlerin etkisi sayesinde psikolojisi çökmeye başlar. Aynı zamanda kişi yemek yemediğinden dolayı daha sinirli, agresif bir ruh durumu içine girmeye başlamıştır. Bu durum öylesine bir hal alır ki kişinin kendini sorgulayan ve kendisi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olan biri olmaya başlar. Doğamız gereği bu içsel çatışmayı bitirmemiz ve mutlu olmamız gerekmektedir. Bu durumda insanın içindeki ilkel insan devreye girerek yeme dürtüsünün kişiyi mutlu ettiğini düşündürerek yemek yemesi için baskı yapmaya başlar. Bu süreden sonra kişi mutlu olmak için yemeye başlar ve sonunda kişi bir büyük bir umut içinde başladığı diyeti yarım bırakır ve normal yaşantısına geri döner. Diyeti bıraktıktan sonra kişi eski yaşantısına geri döner ve eskiden yaptığı yeme alışkanlığının şiddetini arttırarak daha fazla ve kalorili yemek yemeye başlar. Bu özgürlük düşüncesi sayesinde kişi zamanla diyet yaptığını unutur ve bu  şekilde yaşamaya devam eder. Ancak bir yandan da yaşamı sürmektedir.  Kişinin hayatı sürdükçe kilosuna dikkat etmez, sağlığında bozulmalar başlar, etrafından yine kötü geribildirimler alır. Ama kişi mutlu olduğundan dolayı bununla barışık olduğu, halinden memnun olduğu gibi savunma mekanizmalarını devreye sokarak kilosu hakkındaki olumsuz düşünceleri kendinden uzak tutar. Ta ki bir durumun onu etkilemesine kadar.. Örneğin; kişi alışveriş yapmak ve kendisine uygun beğendiği ürünleri almak için mağazalara girdiğinde satış temsilcisine beğendiği ürünü gösterir ve müşteri temsilcisinden istediği bedeni alıp soyunma kabininde istediği beden üzerine olmayıncaya kadar… Bu gibi mini olaylar kişiyi yine diyetin eşiğine getirir, bu sefer kişi daha kararlı ve deneyimlidir. Bir önceki denemesinde yaptığı hataları yapmayacak, erken teslim olmayacaktır. Ama yine kısır döngümüzün içine girer ve bu kısır döngü sürer gider.

    Bunun içi ne yapabilirsiniz eğer diyet yapan kişi siz seniz mutlak suretle kendinizi bir diyetisyene teslim etmek zorundasınız. Diyetisyeniniz size uygun diyeti ayarlayacak ve öncelikle sizde yemek düzeninizde dahil olmak üzere yiyeceklerinizi düzenlemeniz gerekecektir. Burada diyetisyenin rolü çok önemli diyetisyen kolay ulaşılabilir ve sorduğunuz sorulara sizin anlayacağınız şekilde cevap vermelidir. Diyetisyeninize sık sık gitmelisiniz. Çünkü atacağınız her minik adım (zayıflama) görmeniz ve kendinizi motive etmeniz için gereklidir. Bunun yanısıra kafanıza takılanları uzmana sormanız hedefinize kolay ulaşmanız adına yol göstericiniz olacaktır. Kişisel motivasyonunuzu üst seviyede tutmanız gerekmektedir. Kişisel motivasyonunuz düştüğü için diyeti bırakıyorsunuz. Diyet yapan kişi başta çok hırslı ve azimlidir. Ancak zaman içinde bu azmi düşer bu durum yaklaşık diyete başlayalı 3-4 ay arasında meydana gelir kişi bu noktada diyette yapsa kilo veremez ilerleyemez duruma gelmektedir. Bu durumu aşması için kararlılıkla diyet reçetesinin üzerinde durmalı ve süreçte durmadan ilelemeli bir süre sonra bu döngü kırılacak ve kişi kaldığı yerden kilo vermeye devam edecektir.

    Diyet yaparken çevrenizden alacağınız geri bildirimler ve etrafınızda size değer veren insanların çabalarını görmeniz gerekmektedir. Diyet zor bir süreçtir. Heleki yemeği seven ve damak zevki gelişmiş kişilerin yeme alışkanlıklarını bozmaları zordur. Bu durumda eski yemek alışkanlıklarınızdan uzak duracak yeme biçiminizi değiştimeniz gerektiğinden arkadaşlarınız ve özellikle aileniz bu konuda sizin hevesinizi kırmamaya özen göstermeliler, kısacası her taraftan destek almalısınız.

    Tüm bu yukarıda bahsedilen durumlarda kalıyorsanız, yapmak istiyor ancak başaramıyorsanız sizinde psikolojik destek almanız, özellikle bilişsel davranışçı tedaviler ile uzman bir psikologtan destek almanız yerinde olacaktır. Unutmayın, bedeninizle geçireceğiniz bir ömrünüz var ona iyi bakmalısınız.

    Sevgiler…

  • Çocuğunuz bırakın istediğini yesin…

    Çoğu ebeveyn çocuğunun iştahsız olduğundan, yemek yemekten nefret ettiğinden, çok sık kustuğundan şikayetçidir ve çocuklarının aç kalacağını, aç kaldığını, zayıf olduğunu düşünmektedir.

    Yemek yemek insanoğlunun severek yaptığı bir davranıştır ve her davranış gibi büyük ölçüde görerek, öğrenilir; yani eğer evde çok yemek seçen ve düzensiz yeme alışkanlığı olan biri var ise çocuk ister istemez onu kendine model alabilir. Çocuğumuz yemek yemeyi henüz sevmeye başlamamış olsa da ailenin ayrı yemek vakitleri olmalı ve hep birlikte masaya oturulmalıdır.

    Bir diğer önemli nokta ise çocuğumuzu, bebeğimizi kesinlikle yemek konusunda zorlamamaktır. Verdiğimiz yemeği o an sevmeyebilir, sevmediği yemeği o an denemeyi bırakıp daha sonra tekrar denemelidir, onun yerine başka alternatif verilmeli onu da istemiyor ise asla peşinden dolanarak yemek yedirmeye zorlanmamalıdır. Çünkü dediğimiz gibi yemek zevk veren ve severek yapılan bir davranıştır ve eğer zevk alması gereken bir davranış çocuğa istemediği anda, istemediği şekilde yapılıyorsa bu çocuğumuzda ciddi problemlere sebep verebilir ki bu yaptığımız taciz davranışıyla eşdeğer duruma gelmiş demektir.

    Eğer çocuğunuza sürekli zorlayarak yemek yedirdiyseniz ve iş çıkılmaz bir yol aldı ise (çocuk ağlama nöbeti geçiriyor, kendini kusturuyorsa) ona zaman verin; bırakın istediği şeyleri yesin. Bu çikolata, kreker meyve vb. Her ne ise sevdiği bir süre serbest bırakın ki çocuğumuz yemeğin sevilebilecek bir şey olduğunu öğrensin ve yemekten zevk alsın…

  • Biorezonans + bilinçaltı telkin +  bach flowers  = ince beden

    Biorezonans + bilinçaltı telkin + bach flowers = ince beden

    Bu uygulamalar, sadece kilo vermek için değil daha pek çok sorunun dengelenmesinde kullanılan destekleyici güçlü bir sistemdir.

    Doğduğumuz günden bugüne kadar yaşadığımız tüm anılar ve bu anılara bağlı düşünce kalıpları ve duygusal blokajlar bilinçaltımızda kayıtlıdır. Bugün yaşadığımız her şey bu kayıtların ve blokajların hayatımıza yansımasıdır. Bedeninizde ki her fazla kiloyu bedeninize yerleştiren sizlersiniz.

    Kilolar nasıl olumsuz duygu ve düşünceler sonucu bedene yerleştiyse olumlu duygu ve düşüncelerle de hayatınızdan çekilecektir.

    Kilo Vermede Karşılaşılan Genel İnançlar, Duygu Durumları;

    İncelmek istiyor ama bir türlü başaramıyorum, veriyorum ama fazlasıyla tekrar alıyorum…

    Diyetler yapıyorum ama her seferinde tekrar başa dönüyorum.

    Sıkıntı hissedince, sinirlenince, heyecanlanınca üzüldüğümüz, yalnız kaldığımız anlarda, tatminsiz, yetersiz, mutsuz hissettiğimizde hemen yemek yemeğe başlıyorum

    Hayatımda ki en büyük zevklerden biri yemek yemek ve ben güzel yemeklerden vazgeçemiyorum.

    Spor yapmaya her karar verdiğimde ya yorgunum ya da meşgul…

    Sıkı diyet ve yoğun egzersiz programlarıyla verdiğiniz kiloları bir süre sonra tekrar geri alıyorum…

    BilinçaltıTelkin Uygulaması Size Ne Kazandırır?

    İdeal kilonuzla yaşamanıza engel olan bilinçaltı sorunlarınızı fark edip değiştirirsiniz.

    Sağlıklı beslenir ve düzenli spor yapma alışkanlığı kazanabilirsiniz.

    Hızlı yemek düzensiz yemek alışkanlığından bilinçli olarak uzaklaşabilirsiniz.

    Sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanarak, verdiğiniz kiloları yeniden alma ihtimalini ortadan kaldırabilirsiniz.

    Yeme alışkanlıklarınızı kalıcı olarak olumlu yönde değiştirebilirsiniz.

    Sonuç olarak, sağlıklı, zinde, dinamik bir bedene ve iç huzura kavuşursunuz.

    En önemli özelliği kalıcı değişiklik sağlaması ve yan etkisi ile riski bulunmamasıdır

    KİLO VERME’de BİOREZONANS uygulamaları Size Ne Kazandırır?

    Kilo almanıza neden olan gıdaların manyetik bilgisi bedenden temizlenir

    Sağ beyin sol beyin enerji dengesi sağlanır.

    Aşırı yeme ihtiyacı duymanıza neden olan duygusal ihtiyaç kaybolur

    Bireyin hedeflenen kiloya ulaşma arzusu canlı kalır

    Depresif, keyifsiz, tembel ruh hali değişir. Stres azalarak sakinlik hissedilir.

    Çakralar, Meridyenler, Akupunktur noktalarındaki enerji akışı dengelenir,

    Yaşam Enerjisi artar

    Uykular düzene girer

    Protein, Karbonhidrat, Yağ Metabolizması aktifleşir ve çok daha kolay kilo kaybı gerçekleşir

    Beden de detoks yaparak ve asidik beslenmenin yarattığı kilo vermedeki sorunlar kalkar

    BİOREZONANS fazla kilo almanın fiziksel ve duygusal nedenlerine etki ederek kolay ve kalıcı kilo verilmesini sağlar

    KİLO vermede BACH FLOWERS uygulamaları size ne kazandırır?

    Bach Flowers, Dr Bach’ın bulduğu bireyin negatif özelliklerini azaltıp pozitif özelliklerini arttırdığı 38 adet çiçek özünün kullanıldığı bir yöntemdir. Kilo almamıza neden olabilecek duygusal sorunlar, bazı korkular yapılan bir testle tespit edilir ve size en uygun çiçek özleri bulunur.

    Bu çiçeklerin öz enerjisinin uygulanması ile kilo almaya neden olan düşünsel ve duygusal kayıtlar dönüşüme uğrar.

    Bu sorunlar; Korku, kaygı, yalnızlık, Suçlu hissetme, Tükenmişlik hissi, Aşırı Utanma, Umutsuzluk, Haksızlığa uğramaktan korkma, Stres, Affedememe, Aşk Yarası ve benzeri sorunlardır.

  • Reflü ve akupunktur ile tedavisi

    Gastroösofagiyal reflü ya da kısacası reflü mide içinde bulunan yemek ve asidin yemek borusuna geri kaçmasına verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında “göğüs yanması” olarak da bilinir.

    Reflü Belirtileri:

    Göğüste yanma hissi (mide yanması), bazen boğaza kadar gelip ağızda ekşi bir tat bırakır

    Göğüs ağrısı

    Yutma güçlüğü

    Kuru öksürük

    Ses kısıklığı veya boğaz ağrısı

    Gıdaların veya ekşi sıvının ağıza gelmesi (asit reflüsü)

    Reflü Nedenleri:

    Stres

    Hızlı yemek, çok yemek, stresli yemek,

    Yemekten sonra 2 saat içinde yatmak

    Sigara ve alkol

    Kafein (kahve, çay, yeşil çay ve kolada bulunur)

    Mideyi boşaltma oranını düşüren yağlı gıdalar

    Yemeklerden hemen sonra egzersiz yapma

    Mide Anormallikleri, Fıtıkları

    Hamilelik

    Yaşam tarzında yapılan değişiklikler hastalara konfor sağlar:

    Kilo fazlalığı varsa mutlaka kilo verilmelidir

    Yemeklerde mide çok fazla doldurulmamalıdır

    Özellikle yatmadan en az 3 saat önce sulu ya da katı gıda alımı kesilmeli

    Yatağın başı 15-20 cm kadar yükseltilerek uyunmalı

    Portakal, limon gibi asitli meyve suları içilmemeli

    Kızartılmış yiyecekler, kremalar, yağlı peynirler, bol salçalı yemekler, alkollü içecekler, kahve, çay, asitli içecekler, çikolata, cipsler, şekerli ve yağlı çörekler, tatlılar, soğan, sarımsak, sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş yiyecekler mümkün olduğu kadar az tüketilmeli

    Sigara kullanılıyorsa bırakılmalı

    Yemek sakin bir ortamda yavaş yenmelidir. Lokmalar iyice çiğnenmelidir.

    Çok miktarda yemek yenmemelidir.

    Karbonhidrat alımı azaltılarak bakteri üremesi ve hidrojen gazı oluşumu azaltılmalıdır. Gaz mideyi şişirerek geri tepme yapar.

    Kişi yeterince su tüketmelidir. Su içme yemekten yarım saat önce kesilmeli ve yemekten 2 saat sonra başlanmalıdır. Günde en az 2 L su tüketilmelidir.

    Gazlı içecekler kullanılmamalıdır.

    Reflü Tedavisinde Akupunkturun Rolü

    Akupunktur tedavisi stres toleransını arttırır. Kişiyi sakinleştirir.

    Akupunktur vücudun doğal ağrı kesicilerini (endorfinler) arttırarak ağrıyı keser.

    İç organların çalışmasını düzenler. Kas tonuslarını dengeler.

    Özefagus sfinkterinin fonksiyonunu düzenler.

    Mide asit salgısını düzenler.

    Reflü için kullanılan ilaçlara ihtiyacı azaltır. İlaçların olası yan etkilerini engeller.

    Kişinin beslenmesini kontrol edebilmesini sağlayarak çok yemeyi ve bunun sonucu mide reflüsünü engeller.

    Kilo vermeyi kolaylaştırarak obezite varsa kurtulmayı sağlar

    Kişi sigara kullanıyorsa sigarayı bırakabilmesini kolaylaştırır.

  • Stres ve iştah

    Aç olmadığımız halde neden yemek yeriz hiç düşündünüz mü? İste ise bazı sebepler ve buna nasıl engel olacağınıza dair ip uçları.

    Kendimizi iyi hissetmediğimizde genellikle aç olmadığımız halde yemek yiyoruz. Cips, yağlı kuruyemiş, çikolata, bisküvi, şeker en çok tercih ettiğimiz abur cuburlar. Yedikten sonraki pişmanlık süreci bir çoğumuzun bildiği bir duygudur. Unutmayınız ki yemek yemek sizi sorunlarınızdan uzaklaştıramaz. Böyle zamanlarda kısa bir yürüyüş size iyi gelecek, mutluluk hormonu dediğimiz seratonin salgınızı artıracaktır. Başka bir önerim bir arkadaşınızla sohbet etmeniz veya günlük tutup duygularınızı bu yolla ifade etmeniz olacaktır .Ilık bir banyo yapmakta sizi gevşetebilir.

    İhtiyacımız olmadığı halde yemek yemenin bir başka sebebi kendimizi ödüllendirmek istememizdir. Zor bir sınavdan sonra veya toplantı sonrası bilinçsizce abur-cubur tüketebiliriz. Lütfen kendinizi ödüllendirmek için başka bir yol bulun. Sinemaya gidin ,kitap okuyun, dışarı çıkıp dolaşın…….

    Annem bu yemeği benim için yaptı, öyleyse yemeliyim !!! Yemeğe misafir olarak bir eve konuk olduğunuz , ev sahibi özenmiş sizin için hazırlık yapmış öyleyse yemelisiniz!!!!işte size bir başka yemek yeme sebebi. Türk toplumunda ayıp olmasın diye sunulanı yemek çok bildik bir davranıştır. ’Her şey çok lezzetli görünüyor ancak şu anda aç değilim, teşekkür ederim’ demelisiniz.

    Kalabalık yemek sofralarında, herkes iştahla yerken kendimizi tutamayıp ölçüyü kaçırdığımız olmuştur. Gurubun bir parçası olmak, sosyalleşmek için de bunu yapabiliriz. Böyle durumlarda daha az kalori içeren salata ve meyveleri tercih etmekte yarar var. Bol su içmeyi de lütfen unutmayınız…

    Strese karşı etkili besin öğelerinden olan C vitamini, A vitamini, vitamin B6, magnezyum, omega-3, çinko ve pantotenik asit yönünden yeterli beslenilmesi stres durumunda ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları önlemektedir.

    Streste basit karbonhidratlı besinlere yönelmek yerine serotonin seviyesini yükselten triptofan adlı aminoasidi içeren besinlerin tüketimi de benzer bir keyif hali oluşturacaktır. Tavuk, hindi, süt, yumurta, muz, avokado, kurubaklagiller, kakao, sarımsak, domates, bezelye serotonin düzeyini arttıran besinlerdir.