Etiket: Yemek

  • Blw beslenme yöntemi

    BLW beslenme yöntemi son yıllarda ülkemizde oldukça moda olan bebeklerde ek gıdaya geçiş yöntemi olan bir beslenme şeklidir.

    Kelimenin anlamını inceleyecek olursak BLW İngilizce “ Baby Let Weaning” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçeye tercüme edersek “Bebeği Bırak Yesin “.

    BLW süreci bebeğin ek gıdaya geçiş süreciyle başlıyor ve bebeğe kendi kendine yemek yemeği öğretiyor.

    BLW Yöntemi (BKY) Neden Önemlidir?

    Tatile gittiğinizde görürsünüz, genellikle Türk çocuklarının anne-babaları sürekli ellerinde bir kaşıkla, çocuğa oyunlar yapıp kandırarak, bazen de peşinden koşarak, televizyonun önünde yemek yedirmeye çalışırlar. Yanındaki masaya bakarsınız bir Alman, Fransız veya Amerikalı aile yine 2-3 yaşlarında bir çocuk, elinde çatalıyla ya da bazen eliyle, hiçbir müdahale olmadan gayet rahat yemeğini yer. Sizce yabancı çocuklar çok akıllı da bizimkiler mi aptal? Tabii ki bizim çocuklarımız da en az yabancıların çocukları kadar akıllı. Aramızdaki tek fark yabancılar, özellikle gelişmiş ülkedeki yabancılar çocuklarına 7-8 aydan itibaren yemek konusunda özgürlük tanımış, mümkün olduğunca, çocuğun kendi kendine yemesine olanak sağlamışlardır. Eğer siz de Blender ile tatile gitmek, çocuğunuzun peşinde yemek yedirebilmek için koşturmak istemiyorsanız, çok da geç kalmadan BLW yöntemini denemenizi öneririm.

    Türkiye de BLW Yöntemi neden yeterince uygulanamıyor.

    1. Türk anneleri biraz titizdir ve etrafın kirlenmesi onları rahatsız eder.

    2. “Bırak kızım bu yöntemi bu daha bebek kendi kendine yemek yiyemez, ver bakin şu kaşığı bana” diyen anneanne ve babaanneleri duyar gibiyim.

    3. Henüz bu yöntem Türkiye de çok bilinmiyor

    4. Bunun en önemli sebeplerinden birine gelince, bir şeyler yerken bebeğin boğulacağına dair duyulan endişedir.

    BLW, aslında yeni bir yöntem değildir. Asırlarca bebekler bu şekilde ek gıdaya geçmiştir. Günümüz şartlarında Dünya Sağlık Örgütü, ilk 6 ay bebeklerin sadece anne sütüyle beslenmesini, yeterli anne sütü olmadığında mamalarla bu açığın kapatılmasını önerir. Bu şekilde tamamlayıcı beslenmeye 6. ayda geçildiğinde bebekler kendilerini besleyebilecek olgunluğa erişmiş olurlar.

    Bebek yemek yerken dik oturmalı

    BLW yöntemine başlarken bebeğin destekli ya da desteksiz olarak dik oturabilmesi

    Ve mama sandalyesinde tek başına oturabilir durumda olması önemlidir.

    Mevsim sebzelerine öncelik verin

    Bu şartlar sağlandığında, ilk olarak mevsim sebzeleri eliyle rahat tutabileceği (yaklaşık 5 cm uzunluğunda parmak şeklinde) büyüklükte hazırlanarak bebeğe sunulur. Öncelikle sebzelerle başlanmasında amaç; bebeğin ilk tattığı yiyecekler meyveler gibi şekerli besinler olduğunda şekerli gıdalara alışıp diğerlerini reddetmesine engel olmaktır.

    Bebekler besinleri ellerine almalı

    Buharda, fırında ya da tavada pişirme yöntemi kullanılsa da bebek kendine sunulan yiyeceği tutarak, koklayarak, tadına bakarak keşfeder. Bu süreç tamamen bebeğin yiyeceği tanıması ve öğrenmesiyle geçer.

    Zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Damak tadına saygı duyun

    Bir yaşına kadar ana öğünü anne sütü veya formül mamadır. Ek gıda doyumluk değil tadımlıktır. BLW, bebeğin öncülüğünde ilerlemesi gereken bir yöntem olduğu için asla beslemek için zorlanmamalı, tercihlerine saygı duyulmalıdır.

    Aynı besinlerle beslenmesine özen gösterin

    Bebek, hazır olduğunda ve güvendiğinde aşama kaydedecek ve yiyecektir. İlk denemelerde üst üste aynı gıdanın bebeğe sunularak hem bebeğin tatları öğrenmesi hem de olası alerjik tepkilerin gözlemlenmesi sağlanır.

    Bebekler yemekleri nasıl yemeli?

    Başlangıçta bebeğin yiyeceği eline alıp hissetmesi, koklaması için eliyle yemesi uygun olacaktır. 9-10 aylık olan bebeğe, uygun kaşık ve çatalı yiyeceklerin yanında sunmak bu alışkanlığı kazanması için faydalıdır. Beraber yemek yediği erişkinleri model alarak öğrenmesi kolaylaşacaktır. Genellikle 12-14 aydan sonra bebekler önce çatal, sonra kaşık kullanacak yeterliliğe ulaşırlar. Bu yöntem sayesinde bebekler, kendi beslenmesinden sorumlu olan, neyi ne kadar yiyeceğine kendi karar veren, yemekle arasında olumlu bir bağ kuran bir birey olurlar.

    BLW’de besin nasıl hazırlanılır?

    • Bebekler ek gıdaya geçtikleri ilk aylarda genel olarak her şeyi ağızlarına götürürler. Bunu beslenme amaçlı yapmasalar da farklı gıdalar sunarak değerlendirmek faydalı olacaktır.

    • BLW’ye özel bir pişirme yöntemi bulunmuyor. Ancak ek gıdaya ilk geçiş aşamasında sunulan gıdalar, bebeklerin avuçlarıyla kavrayabilecekleri boyutta ve damaklarıyla ezebilecekleri yumuşaklıkta hazırlanmalıdır. Bu kıvamı sağlamak için en sağlıklı yöntem buharda pişirmedir. Gıdalar bu şekilde besin değerlerini önemli ölçüde korumuş olur. Ayrıca fırında pişirerek de lezzetli besinler hazırlanabilir.

    • Önemli olan, bebeklerin rahatlıkla kavrayıp tutabilecekleri ve yiyebilecekleri sağlıklı gıdalar sunmaktır. Meyveler, kesilerek ve buharda yumuşatılarak verilebildiği gibi, bütün halinde de sunulabilir. Bu bebeğin öğrenme sürecini de destekleyecektir. Öncelikle meyvenin şeklini ve dokusunu öğrenerek başlar, sonrasında görebileceği bir yerde kesilerek tadını da öğrenmesi sağlanabilir.

    Sıvı gıdalar nasıl verilmeli?

    BLW yönteminde, kaşıkla beslemek uygun olmadığı için sıvı gıdalar küçük, kırılmayacak fincan ya da bardaklarla bebeğe sunulur. İlk denemede; bebek yaklaştığında, bardağa eğim vererek, sıvıyı ağzına doğru yönlendirmesine yardımcı olunur. İstediği kadar içmesi sağlanır, istemediğini gösteren hareketler yaptığında kesilir. İlerleyen günlerde bebeğin bardağı tutup ağzına götürmesine de izin verilmelidir.

    BLW Yönteminin Faydaları

    *Özgüven oluşumunu sağlama. Kendi başına yemek yemesi, ne yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine kendi karar vermesi ile birey oluşumunun alt yapısı hazırlanmaktadır. Bu sayede kaşık ile beslemek yerine kendi kendine yemesini izlemek ebeveynler için de mucize gibi görülmektedir.

    * Çiğneme becerisini elde etme. Çiğneme ve yutma eylemlerini yapabilmek bebeklerin daha kısa sürede normal hayata adapte olmasını sağlayacaktır.

    *Pütürlü yiyeceklere hızla alışma. Püreye alışan çocuklar küçük pütürleri dahi kabul etmeyecek ve midesi bulanacaktır. Ama BLW yöntemini tercih eden bebekler daha çabuk pütürler ile tanışacak bu sayede de yemek yerken mide bulantısı yaşamayacaklardır.

    * Aynı anda yemek yeme saati oluşturma. Hem siz hem de bebeğiniz eğlenceli bir ek gıda saati geçirebilirsiniz. Bebeğinizin ağzına devamlı dolu bir kaşığı uzatmakla, ağzından geri attıklarını toplayarak yeniden yedirmeye çalışmakla uğraşmadan aynı anda ikiniz de yiyebilecek ve keyifli anlar yaşayabileceksiniz.

    * Pozitif ek gıda saatleri oluşturma. Yemek saatlerini iple çeken ve mama sandalyesine otururken ağlamayan bebekler hayal ediyorsanız mutlaka ona bu özgürlüğü tattırın. Çoğu bebek mama sandalyesine otururken hatta gördüğü anda ağlamaya başlamaktadır. Mama sandalyesi, bebeğin gözünde bir işkence koltuğu gibi hal aldıysa sorunu bebeğinizde değil kendinizde aramalısınız.

    Damak tadı oluşumunu sağlama. Örneğin bir sebze çorbası veya püresi hazırlıyorsunuz. İçinde bezelye, patates ve havuç var diyelim. Pişirip blender ile püre haline getirdiğiniz bu gıdaların tek tek tatlarından habersiz olan bebeğiniz karışık renkli ve tatlı bir besin ile karşılaşacaktır. Fakat aynı sebzeleri blender ile geçirmeden önüne koyduğunuzda bezelyenin yuvarlak yeşil bir besin olduğunu görebilecek, parmakları ile tutmaya çalışıp yiyecek ve tadına varacaktır.

    İnce motor gelişimi destekleme. Az önceki örnekte verdiğim bezelyeyi düşünün. Bebeğinizin parmakları ile bezelyeyi tutma eylemi göstermesi onun için erken gelen büyük bir başarı olacak ve ince motor gelişimi desteklenmiş olacaktır.

    *5 duyu organı da harekete geçirme. BLW Yöntemi sayesinde bebekler tüm duyu organlarını kullanarak yemek yemekte ve daha hızlı öğrenebilmektedir.

    *El göz koordinasyonu sağlama. Eliyle tuttuğu bir yiyeceği ağzına götürmesi onun dengeli hareketler yapmasını desteklemektedir.

    Bebeği kandırma çabasını sona erdirme. Ebeveynlerin ödül, ceza, oyun, yalan gibi hiçbir zararlı yönteme başvurmasına gerek kalmayacaktır. Yersen bunu sana veririm, yemezsen bunu izleyemezsin, yemezsen arkandan ağlar, yemezsen öcü gelir vs. gibi klasik ama bir o kadar da yanlış yöntemlere gerek kalmayacaktır.

  • Obezite Cerrahisi ve Çapraz Bağımlılık

    Obezite Cerrahisi ve Çapraz Bağımlılık

    Obezite cerrahisi kararı verilmeden önce, obezite rahatsızlığı olan kişi birçok tahlil sürecinden geçmektedir. Bunlardan biri de psikolojik kontroldür. Psikolojik kontrol yapılırken hastada asıl önem verdiğimiz konu; yemeğe nasıl bir anlam yüklediğidir yani yemek kişi için ne anlam ifade etmektedir. Yemek birey için yaşamak adına bir araç mıdır yoksa yaşam amacıdır ve kişi yemekle arasında ciddi bir bağ kurup aslında yemeğe bağımlı hale mi gelmiştir?     

        Çapraz bağımlılık; dürtüsel bir davranışın yerini diğer bir dürtüsel davranışın almasıdır. Bariatrik cerrahi sonrası ortaya çıkabilen bağımlılık geçişi ise; dürtüsel yeme davranışının yerini bir diğer bağımlılık türüne bırakmasıyla meydana gelir. Bunlar; alkol, sigara, kahve ve  ağrı kesici olabileceği gibi kumar, alışveriş, cinsellik, egzersiz veya dini ritüeller gibi davranışsal bağımlılıklar da olabilir.

        Bariatrik cerrahi sonrasında, hastanın yemekle olan ilişkisi değişmeye başlar. Önceleri rahatlamak ve dikkat dağıtmak için, ödül veya kaçış olarak yemeğe başvursa da, ameliyat yemekle hazzı birleştirme kalktığından, bu boşluğun yerini başka bir davranış veya maddeyle doldurmaya yönelir. Rakamlar, operasyon sonrasında %5 ile %30 arasında çapraz bağımlılık vakalarının ortaya çıktığını göstermektedir.

        Çapraz bağımlılık için risk oluşturan bazı faktörler bulunur. Hastanın operasyondan önce alkol veya ağrı kesici bağımlılığı bulunması, ailesinde madde kullanımının olup olmaması, çocukluk travması, depresyon veya anksiyete problemi yaşayıp yaşamadığı, kendini toplumdan izole etmeye yatkın olması ve duygusal deneyimlerden sakınma davranışı göstermesi, operasyon sonrasında geliştirilen çapraz bağımlılığın işaretlerindendir. Bunun için de ameliyat kararı verilmeden önce, obezite hastası mutlaka ayrıntılı tetkiklerden geçirilmelidir. Bu bağlamda dikkat edilecek şey, başvurduğu hekimin mutlaka bir ekiple çalışmasıdır.

        Bağımlılık sürecinin nasıl işlediğini anlamak için beyin görüntüleme yöntemlerine başvurduğumuzda, ödül hissiyle ilişkili bölgelerde bulunan dopamin adlı nörotransmitter miktarında azalma olduğunu görürüz. Bu bulgu; alkol, sigara veya uyuşturucu gibi maddelere bağımlılıkta geçerli olduğu gibi yeme bağımlılığında da aynı prensiple işler. Bunun yanısıra yeme bağımlılığı olan kişilere bakıldığında vücut kitle indeksi arttıkça dopamin seviyesinin azaldığı ortaya çıkmıştır. Yeme bağımlılığını incelemek üzere hayvanlar kullanıldığında, aşırı yağ ve şekerli gıdayla beslenmeleri sonrasında kısa zamanda fazla yiyecek tüketmeye ve yoksunluk belirtileri göstermeye başlamışlardır.  

        Yeme bağımlılığı ve diğer bağımlılıkların çalışma prensipleri arasındaki bu benzerlik çapraz bağımlılığın meydana gelmesinde büyük önem taşır. Kişi, düşük olan dopamine seviyesinden dolayı olumsuz duygular hisseder. Bu anormal düşüklük, hastayı bu hisleri tolere etme konusunda zorlar. Ancak dopamini arttırmanın birçok yolu vardır. Bu yönlendirmelerde doğru çalışan bir ekiple ilerlemek her zaman için tercih edilmelidir.

        Çapraz bağımlılıkta yemek yerine koyulan bir diğer unsur ise; şans oyunlarıdır. Kumara olan yatkınlık yemekle birlikte bastırılırken, obezite ameliyatı sonrasında, obezite rahatsızlığı yaşayanların yemek unsuru yerine kumar ve şans oyunlarını koydukları görülmektedir.

        Bağımlılık geliştiren hastaların başka bir ortak tarafı da stres oluşturan durumlardan kaçmak için bunu bir strateji olarak kullanmalarıdır. Sıkıntı ve zorluğa karşı savaşma kabiliyeti düşük olan kişilerin çapraz bağımlılığa yöneldiği görülmüştür.

        Bariatrik cerrahi sonrası ortaya çıkan çapraz bağımlılık hastanın tek sorunu değildir. Bununla birlikte, insomnia, depresyon ve anksiyete ortaya çıkabilir. Ülser, yüksek kan basıncı, vitamin eksikliği ve tekrar kilo alımı gibi problemler yaşayabilir. Yeme bağımlılığı bulunan kişinin bariatrik cerrahi öncesi ve sonrası bir psikoloğa danışması da bu sebeplerden dolayı önemlidir.

        Hastanın hayatı için büyük önem taşıyan yemek yemenin yerini maddesel veya davranışsal bağımlılıkların doldurmasını engellemek yeterli olmayabilir. Bu büyük boşluğu, kişinin kendisiyle ve toplumla barışmasına ön ayak olacak alışkanlıkların alması gerekmektedir. Egzersiz, dopamin salınımına olan etkisiyle de ödül yerine geçebilecek önemli yollardan biridir.  Gönüllülük esasına dayanan kuruluşlarda çalışmak, hastanın hem kendini değerli hissetmesine hem de sosyal ilişkilerini geliştirmesine yarayabilir. Bu örnekler, kişinin o dönem yaşadığı ruhsal duruma ve çevresel faktörlere göre geliştirilip değiştirilebilir. Çapraz bağımlılığın ilk 2 yıl ortaya çıktığı gözönünde bulundurulduğunda; terapistin bu dönemde önemli bir ilerleme kaydedip, 2 yıl sonrasında belirli aralıklarla danışanla görüşmeye devam etmesi obezite cerrahisi olmuş birey için daha sağlıklı ve yaşam kaliteleri artmış bir hayat sürmelerini sağlamaktadır.

    Unutmayın; yaşam karar ya da seçimlere dayanır. Kendiniz ve sevdikleriniz için ilk adımı atın ve psikoloğunuzdan destek alın.

  • 18-24 aylık çocuğun beslenmesi

    Yaşamın her döneminde önemli olan sağlıklı beslenme, çocuklar için anne karnında başlar ve çeşitli organların gelişmeğe devam ettiği 20’li yaşlara kadar devam eder. Gebelik ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri vardır. Yapılan araştırmalar ilk 7 yılda sağlıklı beslenen çocukların diğer etkenlerden bağımsız olarak okul başarılarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

    Sürekli büyüyen ve gelişen organizmaya sahip olan çocukların beslenmesi; büyüme-gelişmenin yanısıra hastalıklardan korunma, ergenlik ve erişkin dönemdeki sağlık için de geçerlidir.

    2 yaşına gelmiş bir çocukta lineer büyüme duraklamış ve bodurluk gelişmişse bu dönemden sonra düzeltilmesi çok zordur. Bu nedenle sağlıklı beslenme stratejilerinin ilk yıllarda benimsenmesi önem kazanır. Erken yaşlarda yapılan beslenme hataları, uzun dönemde bozuk entellektüel ve çalışma kapasitesi, üremede sorunlar gibi olumsuzuklara neden olmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve doğru beslenme için geliştirilecek öneriler ve uygulamalar sonderece önemlidir.

    Bilindiği gibi ilk 6 ay sadece anne sütü tek başına yeterlidir. Ancak sonrasında tamamlayıcı besinler gerekmektedir. Tamamlayıcı besinlerin uygunluğu malnütrisyon dediğimiz yetersiz beslenme yanında hastalıklardan ve obesiteden korumak açısından önemlidir. Ek gıdalar da dediğimiz tamamlayıcı beslenmeye 6. Aydan itibaren başlanmalı ve anne sütüyle beslenmeye 2 yaşına kadar devam edilmelidir.

    Uygun tamamalayıcı beslenme enerji ve mikronutrientlerden (demir, çinko, kalsiyum, vitamin A ve C, folik asit )zengin,patojenler, toksinler veya zaralı kimyasalları içermeyen, GDO’suz, tuz, şeker, baharat içermeyen yemesi kolay, bebek tarafından kabul edlebilir uygun miktarlarda olmalıdır.

    18-24 aylık bebeklere tamamlayıcı besinler, anne sütü alanlara günde 3-4 kez, almayanlara 5 kez verilir. Anne sütü alımını kısıtlamamak için aşırı miktarda vermekten kaçınılmalıdır. Bu dönemde anne sütü enerji gereksiminin 1/3 nü sağlamalıdır.

    Anneler çocukların çeşitli tatlara alışmasını sağlamak için erken yaşlarda bunlarla tanıştırmalı ve yemek çeşitliliğini arttırmalıdır. Eğer besini ilk seferde reddederse farklı tatlar denenmeli, zorlayıcı olmadan tekrar tekrar verilerek alışması sağlanmalıdır.

    Mümkünse hergün demirden zengin hayvansal kaynaklı besinler, özellikle vitamin A ve D olmakla beraber diğer vitaminler, minerallerden zengin besinler, sebze ve meyveler, tahıllar dengeli birşekilde verilmelidir. Bu aylardaki çocuklara şeker, kahve, konserve, kızartma, işlenmiş bazı besinler, hazır meyve suları verilmemelidir.

    Genellikle çocuklar sebzeleri pek sevmezler. Yenebilecek çiğ sebzeleri sağlıklı dip soslar yaparak ör.pancar, yoğurt, sarımsak ve zeytinyağından oluşan sosa batırıp yemesi sağlanabilir. Brokoli ve karnıbaharın üzerine eritilmiş peynir konulabilir.

    Yemekler eğlenceli hale getirilirse yemek seçen çocuk seçici olduğunu unutabilir. Yaratıcılık kullanılarak dometesli zeytinli uğur böcekleri, araba şeklinde köfteler, küçük domateslerle arabanın tekerleği yapılarak görsel bakımdan zengin menüler hazırlanır.

    Yemeği sofraya getirirken önce sebze sonra proteinli besin en son karbonhidratlı besin(makarna) getirilir. Israrla, zorla yedirilmemeli. Çünkü tepki olarak yemeyebilir. Ciddi olarak besin eksikliği, gelişim geriliği yoksa,enerjik görünüyorsa yeterli yiyor demektir. Annelerin endişelenmemesi gerekir. Sabırlı ve esnek davranmalıdır.Çünkü çocuk büyüdükçe yemek seçmeyi bırakacaktır.

    18-24 aylık çocuklarda günlük menü örneği:

    Kahvaltı

    2/3 su bardağı süt(120ml)

    1 yumurta veya kibrit kutusu kadar peynir

    2-3 adet zeytin (çekirdeği çıkartılmış)

    1 ince dilim tahıllı ekmek

    Birkaç dilim domates veya salatalık(mevsiminde

    Öğle

    2-3 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği

    2 yemek kaşığı pilav veya makarna

    2 yemek kaşığı yoğurt(evde yapılmış)

    İkindi

    1 kase yoğurt(150ml)

    1 küçük meyve veya 1 dilim evde yapılmış kek

    Akşam

    2-3 adet ızgara köfte

    1 kase çorba

    ½ dilim tahıllı ekmek

    Gece

    Anne sütü

  • Bebeklerde reflü hastalığı

    BEBEKLERDE REFLÜ HASTALIĞI

    Reflü mide içeriğinin yemek borusuna tekrar kaçmasıdır. Reflü sağlıklı bebeklerde tekrarlayan kusma ve öğürmelerin en sık nedenidir. Midemizdeki asit, yemeklerin sindirilmesinde yardımcı olur. Eğer mide ekşimesi yaşadıysanız, asit reflünün nasıl bir yanma hissine sebep olduğunu bilirsiniz. Bundan dolayı reflüsü olan bebekler de huzursuzluk olabilir.
    Bebeklerde reflü çoğunlukla fizyolojik bir olay olup 18 ay içinde kendiliğinden geçmektedir. Reflüye eşlik eden büyüme geriliği, tekrarlayan solunum sistemi rahatsızlıkları veya yemek borusunda iltihap gibi durumlar ortaya çıkabilir. İlk üç ay boyunca bebeklerin yarısında günde bir ya da daha fazla defa reflü görülür. Reflüsü olan bebeklerinde küçük bir kısmında sıkıntılı, şiddetli ya da inatçı reflü vardır.
    Reflüsü olan bebek küçük miktarlarda süt çıkarabilir veya devamlı kusabilir, hıçkırık tutabilir, öksürebilir ya da tükürük saçabilir. Bunlar normaldir, bebek bunların dışında iyiyse endişe etmenize gerek yoktur.
    Reflü 1 yaşından sonra devam ediyorsa altta yatan bir hastalıktan şüphe edilmelidir. Bebeklerde reflüde mide ile yemek borusu arasında bulunan kaslarda zayıflık olabilmektedir. Yine midenin boşalma zamanı yavaş olabilir. Kısa ve dar bir yemek borusu olabilir. Mide ve barsaklarda sindirimi yavaşlatan hastalıklarda da reflü görülebilir. 1 yaşındaki bebeklerde reflü sıklığı % 5 e kadar düşmektedir.
    Bebeklerde reflüyü önlemek için: dik pozisyonda beslemek, beslenme sonrası 20 dakika kadar dik tutup bebeği hemen yatırmamak, az az ve sık sık beslemek, biberonla beslenme esnasında 3 dakikada bir ara verip bebeğin gazını çıkarmak, biberon deliğini küçük tutmak, bebeğin mamasını biraz daha yoğun hazırlamak reflüyü önlemeye yardımcı olacaktır.
    Bebeklerde reflünün cerrahi ve ilaçlar ile tedavisi mümkündür. Cerrahiye gidecek vakalar ağır ve anatomik bozukluklara bağlı olan reflülerdir. İlaç tedavisinde anti asit ilaç tedavisi ve mide boşalmasını hızlandıran ilaçlar doktor önerisi ile kullanılabilir. Yine sütü koyulaştırıcı yani kıvam artırıcı maddeler kullanılabilir.

    Bebeğinizi besledikten sonra ufak miktarda bir çıkarma ya da kusma endişe edilecek bir şey değildir. Eğer bebekte aşağıdaki durumlar söz konusuysa doktorunuza başvurmanız gerekebilir.

    -Reflü sıkça tekrarlıyorsa, aylık düzenli kilo alımı yoksa, sürekli öksürük ve hırıltı varsa
    -Bebek yemek sırasında ve sonrasında huzursuz oluyorsa, ağlıyor ya da sırtını büküyorsa
    -Düzenli olarak yemeklerden sonra fazla miktarda kusuyorsa doktorunuza başvurmalısınız.

  • Yemeğini yemediği için onu cezalandırmayın!

    – Aç olan çocuk eninde sonunda yemek ister, onun kendinin aç olduğunu fark etmesine izin verin. “Şunu yer misin, bundan da ister misin, belki bunu seversin” gibi sorulardan uzak durun.

    – Çocuğunuzu yemeğini masada oturup yemesi için teşvik edin. Yemek masasının; sıkıntılı değil de aile üyelerinin günlerini nasıl geçirdiklerini anlattıkları, sohbet ettikleri, bu arada da hep beraber yemek yedikleri bir yer olmasına çalışın.

    – Sadece öğününde yemek teklif edin, yemek aralarında atıştırmalarına izin vermeyin. Zaten küçük olan mideleri, çabuk doyuran abur-cuburlarla dolacak, böylelikle de açlık hissi ortadan kalkacaktır.

    – Yemek seçimiyle ilgili olarak, onun için besleyici olduğunu düşündüğünüz yiyeceklerden, evde olanlar arasında seçim yapmasını isteyin. Seçtiği halde yemediği yiyeceği bir başka öğünde tekrar deneyebilirsiniz.

    – Sofradan yemeden kalkmışsa birkaç saat sonra acıkabilir, bir sonraki öğünü bekletmek ve abur-cubura izin vermemek daha uygun olacaktır

    – Yemek sırasında ne kadar sinirlenirseniz sinirlenin belli etmemeye çalışın. Yemediyse dolu tabağı gayet sakin bir şekilde çocuğunuzun önünden alın ve gülümseyerek sohbetinize veya yapacağınız işe devam edin.

    – Yemeğini yemediği için çocuğunuzu cezalandırmayın veya yediği için ödüllendirmeyin.

    – Yemeğini yemesi için ısrarcı olmayın, sözler vermeyin, masal veya hikayelerle dikkatini dağıtıp ağzına yemeği tıkmayın.

    – Yemeklerin hepsini birbirine karıştırıp hızla yedirmeye çalışmayın. Bırakın sırasına kendi karar versin. Kendisine ait yemek zevkinin gelişmesine olanak tanıyın.

    – Yemek sofrada yenir. Elinizde tabak, oda oda dolaşmayın.

    – “Hiçbir şey yemiyor, bunu seviyor bari bunu yesin!” diyerek besleyici değeri olmayan, ancak çabuk doyuran gıdaları yedirmeyin (Yemekten sonra yenilen bir-iki bisküvi, gofret veya şekeri bunun dışında tutabilirsiniz).

    – Yemek işini inada bindirmeyin. Bu yolla çocuğunuzun sizin üzerinizde egemenlik kurmasına izin vermiş olursunuz.

    – Yemek saatinde evde değilseniz, çocuğunuzu gördüğünüzde ilk sorunuz “Yemeğini yedin mi?” veya “Ne yedin bugün?” olmasın. Çocuğunuzun diğer yaptıkları da sizi en az yemesi kadar ilgilendirsin.

    – Çocuğunuzun yemeyle ilgili sorununu onun duyabileceği yerlerde başka kişilerle paylaşmayın, çocuğunuz bu olaydan iki şeklide etkilenir. Hem kendinin bile tam anlamıyla farkında olmadan yaptığı ilgi çekebilme işini yemeyerek başardığını algılar hem de sizi üzmekten dolayı kendini kötü çocuk olarak hisseder. Zaman zaman da size kızdığında sizi cezalandırmak için yemeği kullanılır hale gelir.

    – Unutmayın ki; iyi anne-baba olmak, çocuğunuzu iyi gıdalarla beslemekten geçmiyor. Çocuğunuzla aranıza hiçbir şeyin, yiyeceklerin bile girmesine izin vermeyin. Açığı sonradan kapatılamayan tek şey sevgi ve güvendir.

  • Ne kadar yiyeceğine kendisi karar versin.

    Sofraya oturduktan sonra, yemeğin hep beraber belli bir süre içinde yeneceği açık bir ifadeyle anlatılmalıdır. Bu sürenin bitimine kadar hiçbir uyarı yapılmadan durulmalı, yemeye direnirse su, süt ve taze meyve suyu dışında hiçbir şey vermeden beklenmelidir. Ve asla alınan kararlardan vazgeçilmemelidir. Sofra hazırlanması sürecine çocuğu dahil etmek ve bunu bir eğlence gibi gerçekleştirmek, çocuğun yemek yeme isteğini artıracak, eğlenceli ve lezzetli yolculuk yapacağı düşüncesinin yerleşmesini sağlamasına sebep olacaktır. Çocuğa yiyeceği miktara karar vermesi için imkan tanıyın. Kendi tabağına konan yiyeceği çocuğun fikrine başvurarak koyun ya da yaşı uygunsa kendi tabağını kendi hazırlamasına müsaade edin. Böylece tabağındaki miktarı gözünde büyütmemiş olur. Yiyeceği miktar konusunda en iyi kararı verecek olan kişi çocuğun kendisidir. Yemekte zorluk çıkaran çocuğa yemediği zaman ekstra ilgi gösterilerek üzerine düşmeyin. Yemeği çocuğa “ister ye ister yeme” tavrı içinde verin ve çocuğun tabağına endişeli gözlerle bakmayın. Yemezse öğünler arasında bir şey vermeyin. Yemediği takdirde bir dahaki yemekte yiyeceğini kendisine söyleyin.

    Diğer çocuklarla kıyaslamayın

    Doğal olarak aileler çocuklarının bir saat bile aç kalmalarına dayanamaz. Ama çocuğumuza iyi yemek yeme alışkanlığını öğretebilmek için birkaç öğün hiçbir şey yememesine göz yummanızın hiçbir mahsuru yoktur. Çocuğunuza sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturun, yemek yerine abur cubur yemesine engel olun. Sıklıkla yapılan yanlışlardan biri, çocuğun boyunun veya kilosunun tekli olarak değerlendirilmesi ve diğer yaşıtlarıyla karşılaştırılmasıdır. Yaşına göre boy-kilo gelişiminin normal olup olmadığını, dıştan görünüme göre kendi kafamızca değerlendirmek doğru değildir. Buradaki ölçüt doktorun çocuğun zayıf, şişman, uzun veya kısa boy lu olduğunun standart büyüme eğrilerine göre değerlendirilmesidir.

    İştahını açmak için…

    Güzel bir yemek görmekle veya kokusunu duymakla iştah açılırken, tam aksine nahoş bir koku ve görünüm iştahı azaltabilir. İştahın açılmasında görünüm ve kokunun yanı sıra pek çok faktörün de etkisi vardır. Egzersizler ve aktivitenin artması iştahı artırırken, aşırı yorgunluk olumsuz etki yapar. Yemek öncesi bir şeyler atıştırılması iştahı kapatır. Kışın, yaza göre daha iştahlı olabilir. Bol oksijenli temiz ortamlar iştahı artırıcı bir etkendir. Üzüntü iştahı azaltır. Neşeli ve sevinçli hallerde de artar. Enfeksiyon hastalıklarında azalan iştah hastalık geçince düzelir. Çocuğunuzun iştahsız olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle çocuk hastalıkları uzmanına götürerek gelişim eğrilerine göre büyüme ve gelişme durumunun normal sınırlar içinde olup olmadığını saptayın. Eğer düşük kilolu grubuna giriyorsa altta yatan herhangi bir hastalık olup olmadığını araştırın. Daha sonra bir beslenme uzmanıyla çocuğun gereksinimlerini belirleyerek günlük beslenme programı hazırlayın.

  • İştahsız çocuklar için beslenme önerileri

    Çocukların sağlıklı büyümesi, dengeli ve yeterli beslenmesiyle mümkündür. “Hiçbir şey yemiyor, yaşıtlarına göre çok zayıf.” gibi söylemler birçok anneye tanıdık gelir. . Aslında çocuğun kilosu boyuna, yaşına göre normalse ve sağlıklıysa hiçbir problem yoktur. Unutmamak gerekir ki onların mideleri küçüktür ve dolayısıyla da çabuk doyarlar. Bu yüzden sağlıklı yiyeceklerden yiyebileceği miktarda alması en doğrusudur.

    Çocuk beslenmesi

    Çocukların temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her çocuğun doğumdan itibaren, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir. İlk 6 ayda anne sütünün yetmediği durumlarda çocuğun kaşıkla beslenmesi uygun olur. 6-12 aylık çocukların beslenmesinde, elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unuyla hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu çorbalar ilk başlanacak ek besinlerdir. Devamında menüye yumurta, mercimek, et ekleyin. Sebze yemeklerini taze olarak pişirin, içine pirinç ve yağ ekleyerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirin. Çocuğa verilecek yemeklere 1 yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat asla atmayın

    Onu kendi haline bırakın!

    Çocuğu ısrarla reddettiği yemekleri yedirmek için zorlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çocuk yemek yiyeceği zaman serbest bırakıldığında, yemek yemesi daha kolay ve zevkli hale gelir. Çocuğun açlık hissine kulak verin, ihtiyacından fazlasını yemesinde ısrar etmeyin. Çocuklar yemek yemek istemediklerinde sofrayı kaldırın ve bir dahaki öğüne kadar bir şey yenmeyeceğini ona belirtin ve bu konuda taviz vermeyin. Çocukların başka çocuklarla yemek konusunda kıyaslanması kesinlikle yanlıştır. Her çocuğun enerji ihtiyacı, sevip sevmediği gıdalar, vücut yapısı, harcayacağı enerji ve metabolizma hızı farklıdır. Çocuğu zorlamak yerine, onun kendi tercihine kulak verin, yemek istemediği yiyecekleri farklı sunum ve tatlarla değiştirerek tüketmesini sağlayın. Mesela süt sevmeyen çocuğa yoğurt, ayran, muhallebi ve ev yapımı meyveli yoğurt vermek gibi… Çocuğun beslenme tercihlerinde aile bireylerinin rolü büyüktür. Annenin veya babanın yemediği bir yiyeceği çocuktan yemesi beklenemez. Yemek sırasında sevilmeyen yemeklerden asla bahsetmeyin, bilakis yemek sırasında yediğiniz yemeğin faydalarını anlatır şekilde sohbet edin. Yemeklerin ailece neşe içinde yenmesi gerekir. Aile kavgalarının yemek saatlerinde yapılması veya çocuğun yaptığı hataların yemek masasında anlatılması yemek yemeyi zorlaştırır.

    Yemekleri bulamaç yapmayın

    Özellikle 1 yaş altı çocuklara çok çeşitli meyve, kuruyemiş, sebze, bisküvi, peynir, süt ve pekmez gibi besinlerin karıştırılarak verilmesi, daha sonrası için çocuğun tekli tatlara alışmasını zorlaştırır. Çocuk 2-4 yaş arasında aile fertleriyle yemeğe başlamalıdır. Böylelikle yetişkinleri izleyerek yemek yeme davranışlarını taklit eder ve görgü kurallarını da öğrenmiş olur. Aile bireyleriyle aynı masada yemek yemek çocuğa ailenin bir ferdi olma duygusunu yerleştirir ve birey olduğunu anlamasına kolaylık sağlar. Yemek yemeyi kesinlikle disiplin, ödül, sevgi gösterme şekli ve çocuğun davranışlarını kontrol etmede kullanmak doğru değildir. Anne-baba hiçbir zaman beslenmeyi bir pazarlık konusu haline getirmemelidir.

  • Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya aşırı diyet yapma sonucu oluşan önemli derecede kilo kaybıdır.

    Anoreksikler kiloları ne olursa olsun kendilerini şişman hissederler. Çoğu kez anoreksikler normalden daha zayıf olduklarını farketmezler ve 45 kg olsalar bile kendilerini şişman kabul ederler. Dahada zayıf olma çabaları içinde anoreksikler, her koşulda yemek yemekten ve kalori almaktan kaçınırlar. Bu hastalığın %10-20 oranı, oluşan çeşitli komplikasyonlar nedeniyle ölümle sonuçlanır.

    Anoreksikler genelde mükemmeliğe ulaşmaya çalışırlar. Oldukça yüksek hedefler belirlerler ve kendilerini sürekli olarak ıspatlamak zorunda hissederler. Genelde başkalarının ihtiyaçlarını hep kendi ihtiyaçlarının önünde tutarlar. Anoreksik bir hasta yaşamda kontrol edebildikleri tek olayın yemek ve kiloları olduğunu düşünürler. Her sabah tartı üzerindeki sayı, zayıf olma hedeflerinde başarılı olup olmadıklarını belirler. Kilo kaybetmeyi başardıklarında kendilerini güçlü ve kontrolde hissederler. Genelde kalorilerine ve kilolarına yoğunlaşmaları istemedikleri duyguları bloke etmenin bir yoludur. Anoreksikler için, problemlerle direk olarak baş etmektense kilo vermek daha kolaydır. Genelde bu kişilerin kendilerine güveni çok azdır ve bazen yemek yemeyi haketmediklerini düşünürler. Çoğunlukla bir sorun olduğunu inkar ederler. Açlık duygusunu sürekli olarak inkar ederler. Kendilerine yardım edilmeye çalışıldığında şiddetle direnirler çünkü terapi onlar için sadece yemek yemeye zorlanmak demektir. Problemleri olduğunu bir kere kabul ettikten sonra ve yardım almayı kabul ettikten sonra tedavi edilebilirler. Bunun için hem psikolojik, hem tıbbi hemde beslenme açısından yaklaşılan kombine bir tedavi yöntemi uygulanır.

    Belirtiler

    1. Gözle görülür kilo kaybı

    2. Gittikçe içe kapanma

    3. Aşırı derecede egzersiz yapma

    4. Kilo almaktan şiddetle korkmak

    5. Yorgunluk

    6. Sürekli üşümek

    7. Kaslarda güçsüzlük

    8. Yemeklere, kaloriye ve yemek tariflerine obses olmak

    9. Yemek yememek için sürekli bahane bulmak (ör: daha önce yedim, kendimi iyi hissetmiyorum gibi)

    10. Alışılmadık yemek yeme alışkanlıkları (ör: Yemekleri minik parçalara bölmek)

    11. Yiyecek yanında farkedilebilen bir rahatsızlık

    12. Çok ince olmasına rağmen aşırı şişman olduğundan yakınmak

    13. Başkaları için yemek pişirme ama kendisinin yememesi

    14. Sadece diyet yiyecekleri ile yemekleri sınırlamak

    15. Yemek yediği için utanç yada suç hissetmek

    16. Depresyon, Depression, sinirlilik, ani duygu değişimleri

    17. Kusarak, müshil ilacı yada diet hapı kullanarak kilo kontrolü sağlama

    18. Düzensiz adet görmek

    19. Adetin durması

    20. Kilo kaybını saklamak için bol kıyafetler giymek

    21. Sürekli tartı üzerinde kilo kontrolü yapmak

    22. Baş dönmesi ve bayılma

    23. Topluluk arasında yemek yemekte zorlanma

    24. Yemek yeme düzeni konusunda oldukça ketum

    25. Neredeyse beyaza kaçan solgun bir yüz

    26. Başağrıları

    27. Mükemmelliyetçi yaklaşım

    28. Kişisel değerini ne yiyip yemediği ile belirlemek

    29. Kilo kaybını açıklayabilecek hiç bir fiziksel sorunun olmaması

    Bedensel/Tıbbi Komplikasyonlar

    1. Yorgunluk ve enerji eksikliği

    2. Adetin durması

    3. Cilt problemleri

    4. Saçların ve tırnakların zayıf olması ve kolay kırılması

    5. Baş dönmesi ve baş ağrısı

    6. Aşırı su kaybı

    7. Nefes darlığı

    8. Kalp atışında düzensizlik

    9. Ellerin ve ayakların soğuk olması

    10. Şişkinlik

    11. Kabızlık

    12. Saç kaybı

    13. Mide krampları

    14. Metabolizmanın yavaşlaması

    15. Vücudun su toplaması (Ödem)

    16. Karaciğer ve böbrek yetmezliği

    17. Kemik kaybı (Osteoporoz)

    18. Uykusuzluk (İnsomniya)

    19. Kansızlık (Anemi)

    20. Kısırlık

    21. Depresyon

    22. Potasyum eksikliği

    23. Infertility

    24. Depression

    25. Kalp krizi ve ölüm

    Nedenleri

    Doktorlar tam olarak bu hastalığın neden oluştuğunu bilmemektedir. Araştırmalar aile yaklaşımı, kültürel etkenler ve genler gibi pek çok etkinin hastalığın oluşmasına yol açtığını göstermektedir.

    Nedenlerden bir tanesi, modern ve ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda medyanın genç insanlara özellikle kadınlara gönderdiği mesajlardır. Bu mesajlarda ana tema aşırı inceliğin çekici olduğudur. Modeller ve bazı ünlü kişiler gibi ince olabilmek bazı insanların sağlıklı olmayan bir kiloya inmelerini gerektirir. Bazı kişiler hem sağlıklı hemde ince olabilir fakat sorun pek çok gencin sağlıklarını yitirmeden o inceliğe ulaşmalarının mümkün olmamasıdır.

    Bazı genç insanlar medyanın incelik ile ilgili mesajlarına bakarak yanlış fikirler geliştirebilirler. Örneğin, 14 yaşındaki bir genç kız, 1.60m boya sahip birinin ideal kilosunun 40 kg. olması gerektiğine inanabilir, oysa sağlıklı kilo 50kg. olmalıdır. Sonuç olarak yavaş yavaş öğünleri atlamaya başlar ve sağlıklı olmak için ihtiyacı olan besini almayı reddeder. Gittikçe zayıflar fakat kendini genede şişman hisseder. Sonunda öyle bir hale gelir ki gıdasızlıktan dolayı hastaneye kaldırılması gerekli olur.

    Fakat yeme bozuklukları basitçe yemek ve incelme ile açıklanamaz, sorun bundan çok daha karmaşıktır. Yeme Bozukluğu olan kişiler ümitsizce başkaları tarafından onaylanmayı ve kabullenilmeyi arzu ederler ve bazen bu duyguları kısa vadede ince olmakta bulabilirler yada yemek yiyerek kendilerini rahatlatabilirler. Yeme bozukluğu aslında temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

    Anoreksiyada Tıbbi Yardım Ne zaman alınmalı?

    Aşırı derecede kilo kaybı varsa yada aşırı yemek yemek ve aşırı diyet yapmak arasında gidip geliniyorsa bir doktor ile konuşmak önemli olabilir. İnkar etmek yeme bozukluklarının bir belirtisidir, dolayısıyla kişi çoğunlukla bir aile bireyinin yada arkadaşının ısrarı sonucu doktora gitmeyi kabul eder. Eğer aile bireylerinden birinde yada bir arkadaşınızda yeme bozukluğundan kuşkulanıyorsanız, bir doktora görünmesi konusunda ısrar etmelisiniz, beklemekle zaman kaybetmeyin ve sorunun kendi kendine çözümlenmesini beklemeyin.

    Anoreksiyada Tedavi

    Genel olarak kabul edilen bir gerçek yeme bozukluklarının tedavisinde, psikoterapist, doktor, yeme uzmanı ve hemşire gibi farklı alandan çeşitli klinisyenlerin tedaviye katılmasıdır

    Çoğu hastada yeme bozukluğunun yanısıra aynı zamanda tedavi edilmesi gereken depresyon, kaygı bozukluğu ve diğer psikiyatrik sorunlarda mevcuttur.

    Yeme bozukluğu, hem fiziksel hemde ruhsal olarak insanı tahrip eder, dolayısıyla bu tür rahatsızlığı olan insanların hemen doktora başvurması gerekir. Erken teşhis ve önlem almak kişinin daha çabuk iyileşmesini önemli ölçüde etkiler. Erken zamanlarda teşhis edilmeyen ve geç kalınan durumlarda yeme bozukluğu kronik bir hale gelebilir ve hastanın yaşamını tehdit edebilir.

    En etkili tedavi yöntemi bir doktor ve yeme uzmanı ile birlikte psikoterapi yada psikolojik danışmanlık almaktır. Tedavi kişiye özel olarak belirlenmelidir, çünkü tedavi hastalığın şiddetine ve hastanın özel sorunlarına, ihtiyaçlarına hitap etmelidir.

    Psikolojik terapi hastanın hem yeme bozukluğuna hemde hastalığın altında yatan kişisel ve kültürel psikolojik etkenlere eğilmelidir. Hastanın hem kendisiyle hemde yiyeceklerle barış içinde ve sağlıklı bir şekilde nasıl yaşayacağını öğrenmesi gerekir.

  • YEME BOZUKLUKLARI

    YEME BOZUKLUKLARI

    ANOREKSİYA NERVOSA

    Anoreksiya ‘yemek yememe’ rahatsızlığının tıpta kullanılan adıdır. Kişilerde yoğun bir kilo alma korkusu ile yemek miktarlarında aşırı kısıtlamalar ve ileri düzeyde ciddi zayıflamalar görülür. Sadece bedeni değil ruh sağılığı da bu hastalıkta önemli ölçüde etkilenir. Diyetle başlayan zayıflama süreci kontrolden çıkarak ne kadar zayıflanırsa zayıflansın, beden imajındaki bozulma nedeniyle kendini kilolu görmeye devam eder. Sürekli yediği gıdaların kalorileri hesaplanır, diyet ve kilo düşüncelerinden bir türlü uzaklaşılamaz. Aslında anoreksiyalı kişiler normal kiloda yada daha zayıftırlar. Ama bunu görmezler ve söylendiğinde inanmazlar. Çoğunlukla bunun bir sorun olduğunu kabul etmezler ve kendilerinin böyle bir sorunu olduğunu ret ederler. Kilo almaktan korkup, normal kiloda kalmayı kabul etmezler. Tüm yaşamlarını kiloya ve kilo vermeye odaklarlar. Saplantı düzeyinde diyet ve kilo takıntıları vardır. Yiyecek miktarını çok çok azaltmışlardır, yüklenme şeklinde egzersiz yaparak, kilo almamak adına kusma, bağırsak çalıştırıcı ilaçlar ve içeriği bilinmeyen zayıflama hapı gibi yabancı madde kullanırlar.

    1. yüzyıldan beri yeme bozukluğu olarak tanımlanmakla birlikte tarihçesi oldukça dikkat çekicidir. Eski doğu kültürleri ve Hıristiyanlığın erken dönemlerinde görülen hedonizm ve çilecilik insanların kendini açlığa bırakmasına yol açtı. Ve hemen her dinde yememe ya da kısıtlı yeme yaratıcı ile kulu arasında şükür ve ödül mekanizmalarının ana unsurlarından biri olmuştur. İnanç ve kültürel davranışların yeme bozukluklarında önemli bir etkisi olduğu düşüncesi uzun zamandır kabul görmektedir. Özellikle batı toplumunda idealize edilen ince ve uzun beden tipinin anoreksiya gelişiminde önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bir diğer görüşte feminist ve kültürel yaklaşımlar birleştirilerek ‘iki dünya varsayımı’ ortaya atılmıştır (Katzman ve Lee). Buna göre yeme reddi, bireyin içinde bulunduğu geçiş döneminin güçlükleri ile başa çıkma mekanizmasını ifade eder. Kişi yaşam biçiminde, sosyal ve politik görüşünde ya da ülkesinden koparak yeni dünyasındaki ülkeye, sosyo ekonomik duruma ya da kültüre uyma çabası olarak fiziksel kendiliğini mükemmele ulaştırma çabası olarak yemeyi rededer.

    Ailesinde yeme bozukluğu, depresyon, alkol ve madde kötüye kullanımı olanlar, biyolojik olarak erken adet gören ve hafif kilolu olanlar, meslek olarak bedeni sürekli kontrol altında tutması gerekenler (sporcular, mankenler…), ruhsal olarak yoğun stres altında olanlar (boşanma veya ayrılık süreci, yas vb.), sürekli kaygılı bir kişiliğe sahip olanlar ve tabii ki mükemmeliyetçiler anoreksiyaya (yeme bozukluklarına) daha meyilli kişilerdir. Genelleştirme her zaman geçerli olmamakla birlikte anoreksiyalı kişilerde; özgüven azlığı, duygularını ifade etmede güçlük, stresle başa çıkma zorluğu, sürekli etrafındakileri memnun etme ihtiyacı, kusursuz olma beklentisi, aileden ayrılamama, ailenin yüksek hedef ve depresyon gibi psikiyatrik hastalılar, agresif yada yaşına uygun olmayan davranış paterni, sosyal içe çekilme ve takıntı bozuklukları (Obsesif kompulsif bozukluk) gibi ruhsal değişiklikler sıklıkla eşlik eder. Aşırı kilo kaybına ve beslenme bozukluklarına bağlı olarak adet düzensizliği, ishal gibi sindirim sistemi bozuklukları, cilt, saç ve tırnaklarda bozulma gibi nispeten hafif bedensel belirtiler ile ileri evrede hayati tehlike bile görülebilir.

    Tanı konulmasında yaşa ve boya göre beklenen beden ağırlığının altında olmak (daha üstünde bir kiloyu kabul etmeme), kilo almaktan aşırı şekilde korkma ve adet görmeme temel belirtilerdir. Beden algısındaki bozulma, kişilerin zayıf olduklarını kabul etmeme ile bedenlerinin bazı bölgelerinin büyük/geniş olduğuna inanma arasında değişir. Hastalığın ciddiyetini inkar etme çoğu hastada önemli bir bulgu olup, kilo vermeyi sürdürmek ya da kilo almayı önlemeye yönelik aşırı yavaş yemek, çok az yemek, aşırı egzersiz yapmak gibi davranışlar geliştirebilirler.

    BULİMİYA NERVOZA

    Bulimiya, tıkınırcasına yeme nöbetlerini takiben sıklıkla kusma ya da laksatif kullanımı gibi kilo almaya engel davranışlarla seyreden bir hastalıktır. Anoreksiyalılardan en önemli farkları genellikle normal kilolu ya da kilolu olabilmeleridir. Ancak çok zayıf değildirler. Tanı için vücut ağırlığı ölçüt değildir. Tıkınırcasına yemek ve çıkarma/arınma davranışı ile kilo alma korkusu yeterlidir.

    Tıkınırcasına yemek; aşırı miktarda yiyeceğin, çok kısa sürede tüketilmesidir. Çoğunlukla kolay sindirilen yüksek kalorili gıdalar tercih edilir. Sağlıklı ve doğru olmadığının farkındadırlar ancak engelleyemezler. Tıkınırcasına yeme atağı her gün de olabilir, ayda birkaç kez de. Ve yaklaşık olarak 1 saat sürer. Yemek yeme sırasındaki kontrol kaybı bir anda kendiliğinden başlayabileceği gibi hastaların gizleyebilecekleri zaman ve mekan planlamasıyla da başlayabilir.

    Yeme ataklarını başlatan şey çoğu zaman açlık değil, kaygılı yaratan bir durum ya da depresyondur. Hastalar yemek yedikleri esnada bu ruh halinden kurtulmakta ancak sonrasında üzerine bir de suçluluk duygusu ve pişmanlığın eklendiği olumsuz bir duygulanıma sahip olmaktadırlar. Yeme atağı açlıkla başlamadığı gibi toklukla da bitmez. Yemeğin tükenmesi, bulantı hissi, karında rahatsızlık nedeniyle yemek sonlanır. Suçluluk duygusu ve rahatsızlık hissi beraberinde arınma/kurtulma ihtiyacını da beraber getirir. En sık kullanılan arınma yöntemi (hastaların %85-90’ı) kusmadır. Kusma başlangıçta provakatif bir uyarıyla sağlanırken, ilerleyen dönemde herhangi bir mekanik ya da kimyasal uyarıya gerek kalmaksızın isteyerek kusabilirler. Yaklaşık üçte birinde laksatif kötüye kullanımı da vardır.

    YEME BOZUKLUKLARINDA SÜREÇ

    Anoreksiya hastalarının %40’ında tam, %30’unda orta düzeyde iyileşme gözlenirken %20 sinde kötü sonlanım vardır. Hastalık erken yaşlarda başladığında hızla tanı konup tedavi başlandığında tam iyileşme oranı %70 lere varmaktadır. Bulimiya nervosa sık iyileşme ve sık hastalık nüksleriyle gider. Uzun dönem tedavi başarı oranları değişmekle birlikte anoreksiyaya göre daha iyidir. Beden ağırlığı ve şekli ile aşırı uğraşların olması ve çocukluk dönemi obezite öyküsünün olması kötü sonlanım ile ilişkilidir.

    Uzun süredir devam eden yeme bozukluklarında kan ve biyokimyasal bozukluklar, vitamin yetersizlikleri, kemik mineral yoğunluğunda azalma, hormonal anormallikler eşlik eder. Bu nedenle tüm yeme bozuklukları detaylı tetkik edilmeli, ortaya çıkan sorunla ilgili branşlarla ortak tedavi yürütülmelidir. Önemli ölçüde kilo kaybı var ise (BMI≤ 13) hastaneye yatış düşünülmelidir.

    Bireysel psikoterapiler, belirli durumlarda aile terapileri ve ilaç desteğiyle (SSRI) hastanın durumuna göre bazen ayrı ayrı bazen bir arada tedavi düzenlenir.

  • Okul öncesi beslenme

    Okul öncesi beslenme

    Ömür boyu sağlıklı yaşayabilmenin yolu da çocukluk çağında yeterli ve dengeli beslenmekten geçer. Çünkü kas-iskelet sistemi, kemik yoğunluğu, yağ dokuları ve zeka gelişimi gibi hayati önem taşıyan fonksiyonlarımızın temelleri bu dönemde atılır. Okul öncesi dönemde karbonhidrat, enerji, yağ ve proteinin her üç öğün ve iki ara öğün olarak düzenli bir şekilde tüketilmesi sağlıklı ve dengeli beslenmeyi sağlar.

    Okul öncesi çocuklarının besin gereksinimleri, yetişkinlerden üç yönden farklıdır:
    * Enerji harcaması, vücut ölçüsünün birimi başına yetişkinlerden oldukça yüksektir. Çünkü büyüme süreci önemli miktarda enerji harcamasını gerektirir.
    * Yeni dokuların yapımı, protein, mineral ve vitaminlere olan gereksinimi artırmaktadır.
    * Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendilerine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı oluşu, çocukların diyetinde belirli besinlerin bulunmasının ve bunların belirli şekilde hazırlanmasını gerektirir.

    Bu yaş grubundaki çocukların çoğu için yemek yemek, hayatın koşmak, zıplamak, oynamak gibi zevkleri yanında sanki bir tür zaman kaybıdır. Yemek zamanı geldiğinde, onları sofraya oturtmak bile başlı başına sorun olabilmekte. Sağlıklı bir yemek alışkanlığı/disiplini kazandırabilmek, çocuğun tüm hayatını olumlu yönde etkileyecektir, ve biraz ciddiye alınmalıdır. Çocuğun sağlıklı yemek alışkanlığı kazanabilmesi için, ailenin sağlıklı yemek alışkanlığı olmalıdır. Yemekler, tüm ailenin- en azından o anda evde olanların biraraya geldiği, bir seremoni, sohbet havası içinde olmalıdır, ki, çocuk da o ortamın içinde olmak istesin. 2 yaşından itibaren, çocuğunuz, sofradaki yerini almalıdır. 3 öğün uygun yemek ve 2 ara öğün, sağlıklı beslenmeiçin yeterlidir.

    Yine bu yaştan itibaren, çocuk kendi yemeğini kendi yemesi yönünde cesaretlendirilmelidir. Bu yaşta çocuğa, yemek yedirmek değil, yemek konusunda öneriler gereklidir; “yemek yerken konuşma”, ” küçük lokmalar al” gibi. Gıda allerjisi olmayan 2 yaşında bir çocuk, sofraya oturup, herkesle birlikte yemeğini yemelidir. Bu durumda, çocuk, çevresinde gördüğünü uygulayacak, siz ne yapıyorsanız onu yapacaktır. Siz su içiyorsanız o da içecek, siz çorbayı bırakıp, kimi sebzeleri yemiyorsanız, o da benzer tercihlerde bulunacaktır. Çocuğa yemek alışkanlığı kazandırmak, aynı zamanda siz anne-babaların da yemek alışkanlıklarını gözden geçirmesini gerektirmektedir. Çocuğun günlük menüsünde temel besin grupları özellikle bulunmalıdır. Temel besin gruplarından, enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin gereksinimlerinin tümünü karşılamalıdır. Besinler içerdikleri besin öğeleri açısından birbirini tamamlamalıdır. Organların düzenli çalışması, büyüme ve gelişmenin sağlanması açısından önemlidir.

    Et Grubu:
    Bu gruptaki besinler, iyi kalite protein ve minerallerden zengin olup vücudun sağlıklı büyümesi ve sağlıklı bir yaşam için gereklidir. Et, tavuk, balık, yumurta, peynir gibi besinler bu grupta yer alır. Bu besinlerden 3-4 porsiyon günlük yeterlidir.
    Bu besinler kemik ve dişlerin gelişimi, sinir ve kasların düzenli çalışması için gerekli kalsiyum, A-B vitaminleri ve iyi kalite protein sağlar. Bu grup besinlerden olan süt, yoğurt veya ayrandan günde 500 ml. tüketmek yeterlidir.

    Tahıl Grubu:
    Bu gruptaki besinlerde bitkisel proteinler ve B grubu vitaminleri bulunur. Bu besinler yemek halinde, çorbalar içinde sütle veya yoğurtla zenginleştirilerek günde 4 porsiyon verilmesi yeterlidir.

    Sebze-Meyve Grubu:
    Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, A, C ve B grubu vitaminlerinden zengindir. Bu grup vitaminler çocuğun korunması için önemlidir. Günde 4 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir. Sebzeler yemek şeklinde, meyveler çiğ olarak tüketilmelidir.

    Şeker ve Yağ Grubu:
    Bu grup besinler vücuda enerji sağlarlar. Bu besinler şeker ve şekerden yapılmış, bal, reçel, pekmez, zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağlardır.