Etiket: Yemek

  • Açlığınız Fiziksel mi Duygusal mı?

    Açlığınız Fiziksel mi Duygusal mı?

    Yemek yalnızca hayatta kalmak için gerekli bir eylem değildir.. Kültürle, sosyal yaşamla, duygusal alışverişlerimizle, kendimizi ifade etme şeklimizle iç içedir…

    Özel günleri düşünün mesela.. Bayramlar, düğünler, şenlikler, karşılamalar.. Hepsine eşlik eden bir yemek masası mutlaka vardır.. Aç mısın? diye soran bir anne, akşamüzeri arabaşı ya da batırık yemeye çağıran bir yenge, elinde bir kase aşureyle kapımızı çalan bir komşu.. Yemeğimizi paylaşmak; “benim için değerli ve önemlisin, senin farkındayım, hayatımda olmanı istiyorum” demenin üstü kapalı söylenişidir. Paylaşılan yemeği kabul etmek de aynı dilden cevap vermektir. Yemek, kültürün ve sosyalleşmenin bir parçası aynı zamanda da ilişki kurmanın ve duyguları göstermenin bir yoludur…

    Yemek yemenin sosyal anlamlar dışında iç dünyamızda da duygusal karşılıkları vardır. Yemek, anne ve bebek arasında kurulan ilk bağdır. Sevilme ve güven hissinin temeli bu karşılıksız alışveriş anında şekillenir demek yanlış olmaz. Anne bebeğini sadece beslemek için değil, bazen huzursuzluğunu gidermek bazen de sakinleştirmek için emzirir. Duygularla yemek arasındaki ilişkiyi ve duygu düzenlemesini ilk böyle inşa ederiz. Kendi doğası içinde, yemek, birey ve sosyal çevre arasında, bir sistem ve anlam bütünü vardır. Peki bu sistem her zaman böyle dengede midir?

    Yetişkin hayatımıza baktığımıza, yemek yemenin duygu düzenleme fonksiyonunun hala devam ettiğini görebiliriz.. Öfke, mutsuzluk, yalnızlık, can sıkıntısı, stres ve daha birçok duygu duruma yanıt olarak, duygusal rahatlama için yemek yediğimizi fark edebiliriz. Bu olumsuz duygular arttığında, sosyal çevre ile uyumumuz bozulduğunda, yemekle aramızdaki sağlıklı bağ da zedelenmeye başlar.

    Açlık fizyolojik, iştah ise psikolojik bir durumdur. Bu yüzden yeme bozukluklarının altında psikolojik faktörler aramak yerinde bir yaklaşımdır. Yapılan çalışmalar, genel popülasyonda tıkınırcasına yeme bozukluğunun %2, obez popülasyonda ise bu oranın %65 gibi yüksek bir rakamda olduğunu göstermektedir. Bu tip yeme bozukluklarının neden olduğu diyabet, hipertansiyon gibi sağlık sorunları göz önüne alındığında, aşırı yeme bozukluğu göz ardı edilmemesi gereken ciddi bir psikolojik bozukluktur.

    Son 3 ay içinde haftada en az 2 kez tıkınırcasına yemek yeme atağı yaşıyorsanız, normal süreden çok daha kısa sürede porsiyonları tüketiyorsanız, fiziksel olarak acıkmadan yemeğe başlıyor, rahatsızlık ya da şişkinlik duyana kadar yemeyi sürdürüyorsanız, fazla yemek yediğiniz için utanıp yalnız başınıza yemek yemeyi tercih ediyorsanız, yemeğin ardından pişmanlık, iğrenme ve suçluluk duyuyorsanız, başarısız diyet girişimleriniz varsa, bu belirtilerden birkaçını gösteriyorsanız tıkınırcasına yeme bozukluğunuz olabilir. Yani yemek artık sizin için fiziksel açlığınızı gidermekten öte, ifade edemediklerinizi, söylemediklerinizi yutmanın bir yolu, duygusal olarak yaşadığınız huzursuzluğu dindirmenin bir şekli ya da olumsuz duygu durumlarınızdan kaçmanın kolaylaştırılmış hali olabilir. Bu durumda yemeği yaşamınızda yeniden tanımlamak, sağlıklı yeme davranışı ve alışkanlığını kazanmak için bir psikologdan yardım almanız faydalı olacaktır.

  • Reflü hastalığında hasta nelere dikkat etmelidir

    REFLÜ HASTALIĞINDA HASTA NELERE DİKKAT ETMELİDİR

    Bir öğünde aşırı yemek yerine sık ve az öğünleri tercih ediniz.

    Sıcak yiyeceklerden sakınınız.

    Yavaş yiyiniz, iyi çiğneyiniz.

    Yemek yerken sıvı alımını azaltınız, sıvıyı öğün aralarında içiniz.

    Yemek sonrasında hemen uzanmayınız.

    Yemekten sonra eğilmeyiniz.

    Geç yemekten sakınınız, yemekten 3-4 saat sonra yatınız.

    Sıkı giysilerden sakınınız. (kemer, korse, dar pantolon vb).

    Yatak başının 15 cm. yükseltilmesi uyurken reflüyü önler.

    Sigara kullanımını bırakınız. Sigara alt özofagus kaslarını zayıflatır.

    Sakız çiğnemekten sakınınız. Çünkü yutulan hava miktarı artar, bu da gaz ve reflüye yol açar.

    Fazla kilonuz varsa kilo veriniz. Şişmanlık reflüyü artırır.

    Yağlı besinler, (yağ, çikolata, kremalı besinler tam yağlı süt vb.)

    Yağda kızartılmış besinler, (fastfood vb.)

    Çay, kahve, diğer kafeinli içecekler, alkol, karbonatlı içecekler, soda

    Nane. Baharatlı ve acılı besinler

    Asidik besinlerden (domates, portakal suyu, limon vb.)

    Et suyu ve et suyu içeren besinlerden

    SAKININIZ!

  • Sağlıklı oruç için püf noktaları

    Ramazan geldi, şimdi oruç zamanı! Oruç tutulurken bütün gün aç olmak mide ve bağırsak hastalıkları açısından sorun oluşturabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olanların özellikle de reflü, gastrit ve ülser geçirenlerin Ramazan ayında oruç tutmaya başlamadan önce çok dikkatli olması gereklidir. Özellikle reflüsü olanlar çok dikkatli olmalı. Uzun süren açlık sonrasında fazla miktarda ve hazmı güç besinler yemek sonucunda mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarı artar. Gün de yoğun geçtiyse yemek sonrası uyku ihtiyacı olur. Bütün bunların sonucunda reflü ortaya çıkması ya da reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır!

    Yemek Sonrası Hemen Yatmayın

    Uzun süren açlığı takiben fazla miktarda ve hazmı güç besinlerin hızlı bir biçimde tüketilmesi sonucu, mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit miktarında artış meydana gelir. Günü yoğun bir çalışma temposu içerisinde ve oruçlu geçiren ve bu şekilde yanlış beslenenlerde yemek sonrası uyku ihtiyacı da kaçınılmaz olur ve yemek yer yemez uzanmak ihtiyacı hissederler. Bütün bunların sonucunda ise reflü ortaya çıkması veya var olan reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır! Bu açıdan özellikle önceden reflü tanısı konulan hastalar Ramazan ayı başlamadan takiplerini yapan gastroenteroloji uzmanı ile görüşmeli; yeni öneriler ve ilaç tedavileri alarak uygulamaya başlamalıdır.

    Reflüsü Olanlar Oruç Tutarken Nelere Dikkat Etmeli?

    Günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde beslenmemeli. İftar ve sahur arasında ek öğünler alınmalı, tek öğünde aşırı yemekten kaçınılmalıdır.

    İftar su veya çorba gibi sıvı besinlerle açılmalı. Bunları bitirdikten sonra 15-20 dakika beklenerek diğer besinlere geçilmelidir.

    Yemekler iyi çiğnenerek öğütülmeli ve hızlı yemekten kaçınılmalıdır. Çiğneme tükrük ve mukus salgılanmasını sağlayarak yemek borusu ve midenin iç yüzünü döşeyen örtüyü mide asidine karşı korumaktadır.

    İftar veya sahurda yemeği takiben hemen yatılmamalı, 2-3 saat beklenmelidir.

    Reflüyü artıran veya kolaylaştıran besinlerden (yağlı yiyecekler, kızartmalar, acılı-baharatlı yemekler, aşırı kahve ve demli çay, gazlı içecekler, sigara, alkol vb) kaçınılmalıdır.

    Reflü hastalığı için doktorunuzun önerdiği mide asit salgılanmasını azaltan ilaçlar iftar ve sahurda alınmalıdır.

    Mide ülseri veya gastriti olanlar oruç tutmalı mı?

    Önceden mide ülseri olanların Ramazan ayı öncesinde hekimlerine başvurmaları yararlı olacaktır. Bu hastalar, geçirdikleri ülser hastalığına bağlı mide veya on iki parmak bağırsağında kalıcı bir hasar yoksa ve ülser tamamıyla iyileştiyse oruç tutabilirler. Ülserin tekrarlamasını önlemek için günde bir adet mide koruyucu olarak bilinen ve mide asit salgısının azaltılmasını sağlayan ilaçlar alınmaya devam edilmelidir. Ramazan ayının özellikle ikinci yarısında ülseri olan kişilerin ağrılarında artma veya ülsere bağlı kanama veya delinme gibi istenmeyen durumların sıklığında artış görülür. Yemekten ortalama 1.5 -2 saat sonra meydana gelen ve tekrarlayan kusma şikayeti olan kişilerle, özellikle geceleri uykudan uyandıran, sırta yayılımı olan karın ağrısı, yanma, şişkinlik, dolgunluk yakınmaları olan kişiler ülser açısından değerlendirilmelidir. Aksi takdirde ülsere bağlı kanama ve delinme gibi istenmeyen durumların gelişme riski artacaktır.

    Sıvı Tüketimini Artırın

    Oldukça uzun süren açlık süresi ve mevsim nedeniyle artan hava sıcaklığı oruç tutmayı zorlaştırmakta ve bazı önlemler almayı gerekli hale getirmektedir. Beslenme açısından dikkat edilecek en önemli noktalar ise; sıvı tüketimini arttırmak, az baharatlı gıdalar tüketmek, yoğun tuz içeren salamura besinler ve şarküteri ürünlerinden ve kızartmalardan kaçınmak, çay ve kahve tüketimini azaltmak, bol sebze, meyve, komposto ve yoğurt tüketilmektir.

    Ramazanda kilo almamayı başarabilir miyiz?

    Yaz mevsimine denk gelen Ramazan oruçlarında açlık süresi 15 saati aşmaktadır! Oruç tutan kişilerde yeme düzeni tamamıyla değişmekte, öğün sayısı ve sıklığının azalmasıyla birlikte, vücudumuz yeterli enerji alamadığı sinyalini alır almaz enerji tasarrufu yapmak için metabolizma hızını %30-40’lara varan oranlarda azaltma yoluna gitmektedir. Bu savunma mekanizmasına, gereğinden fazla ve dengesiz beslenme, fiziksel aktivitenin azalması gibi faktörler de eklenince, Ramazan ayını oruçlu geçiren insanların pek çoğunda kilo alımı meydana gelmektedir. Böylece kısa sürede meydana gelen fazla kilo alımı karaciğerde yağlanmaya yol açabilmektedir. Bu nedenle her zaman tavsiye ettiğimiz gibi sık ve az beslenmeliyiz; iftar ve sahur arasında ek bir öğün yapmak yararlı olacaktır.

  • Sürekli Yemek Yemek İstiyorum

    Sürekli Yemek Yemek İstiyorum

    Beyin olumsuz duygudan kaçabilmek için kendine bir haz kaynağı seçer. Bu kaynak bazen yemek yemek olur. Eğer bu durumun altında biyolojik bir etmen yoksa ve sadece psikolojik olduğunu düşünüyorsan yemek yemek seni kötü hissettiren bir duygudan koruyor olabilir. Kötü duygularını bulup çalışırsan bu eyleme vurmaların azalır. Anı yaşayıp anın hazzına odaklanırsan bir şeylere olan bağımlılığın da azalır. Şimdi kendine aç olmadığın ve canın istemediği halde bile yemek yiyerek kendini hangi kötü duygudan koruyorsun bunu sor!

    Kişi kötü duygular hissettiği zaman çılgınlar gibi yemek yemek isteyebilir. Özellikle de karbonhidratlı besinler tercih eder. Mesela moralim bozuldu marul yedim, domates yedim demez; hamburger yedim, künefe yedim, nutella kaşıkladım der. Neden? Çünkü glikoz içeren bir şeyler almak ister. Glikoz, beynimizin besini ve glikozlu şeyler yediğimiz zaman vücudumuzda insülin hormonu salgılanır. Beyin ne kadar çok glikoz alırsa dış uyaranlara o kadar iyi odaklanır. Kişi dışarıyla ilgilendikçe de kendi içindeki kötü duygudan kaçmış olur. Yani kendini kötü hissederken tatlı yediği zaman glikoz salgısıyla kendi iç dünyasından kopar ve dış dünya ile ilgilenmeye başlar.
       
    İnsülin salgılanırken glikoz da beyine geçerken bazı aminoasitler ortaya çıkıyor; dopamin ve seratonin en meşhurları. Bu nedenle çikolata rahatlıyor, makarna rahatlatıyor. Mesela kebabı ekmeksiz yerseniz rahatlatmaz ama ekmekle yerseniz rahatlarsınız. Duygusal sorunu olan ve terapiye gelen kişi bu yüzden bol bol karbonhidrat alır. Kilo da alır. Diyetisyene gider 5 kilo verir ama yemesinin altındaki duyguyu çalışmadığı için 8 kilo geri alır.
    Çünkü iç dünyasından kaçmak için yedi ve yemesine neden olan duygu ile yüzleşmedi. Gerçek duygularınızla kavuşmanız ve faydalı olması ümidi ile…

  • Çocukluklarda yeme sorunları ve bozuklukları

    Çocukluklarda yeme sorunları ve bozuklukları

    Beslenme çocukta anneyi emmekle başlayan bir durumdur. Bu beslenmek dışında anne ile kurulan bağın da göstergesidir.

    Emme döneminde çocukla kurulan sıcak temas ,tensel etkileşim çocuğun beslenmesi ile oluşan fiziksel gelişimi kadar psikolojik gelişimi için de önem taşımaktadır. Annenin bebekten aldığı sinyalleri iyi okuması önemlidir. Beslenme esnasında aceleci olmama, doyduğu halde ısrarcı olmama gibi.

    Genelde aile çocuğun memeden kesilme döneminde yaşanan sorunlar ya da sonrasında yemek yemede ki sorunları için başvurmaktadır. Memeden kesme olayında annelerin dikkat etmesi gerek bazı durumlar vardır. Çocuk memeyi bırakmak istemeyebilir. Şöyle ki artık anne sütü yetersiz ve çocuk doymuyorsa, annenin emzirmesine engel bir durum varsa, işe başlaması gerekiyorsa, en önemlisi çocuğun artık memeden kesilme dönemi geldiyse bu konuda annelere iş düşmektedir.

    Anne sütü ile beslenme bazı otörler tarafından 24 ay diye belirtilmektedir. Şartlar uygun ise 12 aydan sonra ek gıdalarla bu devam edebilir. Fakat şartlar uygun değilse memeden kesme söz konusudur.

    Memeden kesmede birden memeyi bıraktırmak çok mümkün olmayabilir. Bu nedenle meme uf oldu gibi söylemler, ya da memeye acı, tadı kötü şeyler sürerek memeden kesmeye çalışmak doğru değildir. Memeden aşamalı olarak kesmek en uygun yoldur. Emme sıklığını ve süresini kısaltarak başlamak uygun olacaktır. Özellikle gece emzirmelerini en son aşamada kesmek , her istediğinde memeyi vermemek, dikkatini dağıtmak, beslenmede babaya da görevler vermek, emme yerini sabitlemek, her yerde her şekilde emzirme eyleminden vazgeçmek uygun yollardır.

    Ek gıdalara geçildikten sonra aile çocuğum yemiyor diye gelebilir. Yeme ile ilgili fizyolojik bir sorun varsa yutma bölgesinde sorunlar, mide bağırsak sorunları bunlar emzirme döneminde ortaya çıkmış durumlardır ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Böyle bir tıbbi sorun yokken çocuk gıdalara tepki göteriyorsa tutumsal olarak sorunlar olabilir.

    Çocuk beslenmeye tepki gösterebilir. Bu onun bireyselleşme çabası olabilir. Ya da beslenmeyi size bir takım isteklerini yaptırmak için kullanmayı öğrenmiş olabilir.Bu durumları inatlaşma olarak algılayıp direnç göstermek çözüm olmayacaktır.

    Unutmayalım ki gelişim sürecinde çocuklarda bir çok alanda davranış değişiklikleri olabilir. Bazı tatları sevme, bazı tatları sevmeme ayrıntıları oluşabilir. Ve gelişim sürecinde büyüme oranına göre aldıkları gıda miktarlarında artma azalma olabilir.

    Öncelikli olarak çocuğumuzun bireyselleşmesine izin vermeyi kendimize öğretmeliyiz. Yemek yeme ile ilgili net tutumları belirleyip ev içinde var olan tüm büyükler olarak duruma aynı mesafede durmakta fayda vardır.

    DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR:

    Yemek saatlerini belirlemek,

    Çocuğun tabağına yiyeceği kadar yemek koymak, hatta kendi alabilecek yaşta ise kendisinin almasına izin vermek,

    Yemek yerken bazı kurallar koymak, masada herkesle oturarak yeme, ağızda lokma varken konuşmama, televizyon açmama gibi. Çünkü elimizde kaşık peşinden koşarak beslemek doğru bir yöntem değildir.

    Ara öğünlerde tıkayıcı iştah kesici abur cuburlardan kaçınmak, özellikle süt vermek doğru bir yöntem değildir,

    Beslenmede örnek teşkil etmek, uygun davranışları görerek öğrenmelerinin daha kolay olduğunu vurgulamak isterim,

    Bunu yersen şunu alırım gibi rüşvet anlaşmalarından uzak durmak,

    Yemek alışverişinde çocuğunuza da söz hakkı verin, nasıl sağlıklı gıda alışverişi yapılır öğretin,

    Yemek hazırlama sürecinde çocuğunuza sorumluluklar vermek sofraya oturmayı keyifli hale getirebilir,

    Çocuğunuz kendi çatal, kaşığını kendisi kullanmalı, dökerekte olsa o bireyselliği desteklemekte olumlu bir tutum olacaktır.

    Bunlara rağmen çocukta yeme sorunu devam ediyor ve fiziksel gelişimini engelleyecek düzeyde sorun oluyorsa, gerekli tıbbi incelemeler yapılabilir. Eğer tıbbi bir sorun yok ise çocuğun yemeğe karşı direnci psikolojik açıdan bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    En belirgin yeme bozuklukları olan BULİMİA ve ANOREKSİYA NERVOZA genelde 16-20 yaş aralığında ve kız çocuklarında daha sık görülse de bazı yayınlarda daha küçük yaşlarda da tanı konulduğu bilinmelidir. Bu bozuklukların gelişiminde de sosyokültürel, sosyoekonomik durumlar, aile tutumları, genetik yatkınlıklar, altta yatan başka psikiyatrik sebepler rol oynayabilir.

    ANOREKSİYA NERVOZA:

    Kişi ne kadar zayıf olsa da kendini obez hisseder,

    Kilo almaktan çok korkar,

    Gerekli vücut ağırlığını koruyamaz, ağırlık beklenen ağırlıktan %15 eksik düzeydedir,

    Hastanın kilo kaybını açıklayacak herhangi bir malabsorbsiyon, diabet, guatr, ilaç kullanımı, malignite vs yoktur.

    BULİMİA:

    Kişinin bir obezite öyküsü olabilir ve kilo almaktan aşırı bir korku,

    Gün içinde yemek yeme eylemi ile ilgili çok uğraşılar olur,

    Tıkanırcasına yeme,

    Yedikten sonra suçluluk, pişmanlık sonrasında kendini kusturma, laksatif kullanımı gibi durumlar izlenebilir.

    Her iki durumda da tıbbi değerlendirmeler yapılmalıdır. Bu iki yeme bozukluğunda belirtiler zaman zaman iç içe geçebilir.

    Laboratuar sonuçlarında kansızlık, kan hücrelerinde azalma, elektrolit denge bozuklukları gibi sonuçlar görülür.

    YEME BOZUKLUKLARINDA SOMATİK BELİRTİLER:

    Menstrüasyon kesilmesi,

    Cilt altı yağlanmada azalma,

    Metabolizma sorunları, kabızlık, kanama vs,

    El ve ayaklarda solukluk ve soğukluk,

    Cilt renginde değişimler,

    Bulimiklerde kusmaya bağlı yemek borusunda tahrişler, dişlerde bozulmalar gibi belirtiler izlenmektedir.

    Bu yeme bozukluklarında genelde genç kendisi yardım aramaz, çünkü yaptığı şeyin doğru olduğu inancı baskındır. Yeme bozukluğu sinsi başlayabilir ani kilo kaybı, günlük yaşantıda değişim, işlevsellikte bozukluklar ve fiziksel enerjide değişimler olmadığı için ailelerde fark edemeyebilir.

    Yeme bozukluklarında iyi bir tıbbi değerlendirme, yaşamsal durumları öncelikle düzenleme ve aile ergen işbirliğini sağlayarak çeşitli terapi yöntemleri uygulanmaktadır.Gerekli durumlarda ilaç tedavisi de kullanılmaktadır.

  • ”Duygusal Yeme”ye Farklı Bir Bakış

    ”Duygusal Yeme”ye Farklı Bir Bakış

    Zor geçen bir gün, belki sevgilinizle tartıştınız, belki işleriniz çok yoğundu, belki o gün sebepsizce daha gergin hissediyorsunuz. Stresli ve öfkelisiniz, ‘yasak yemek’leri yutmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz. Akşam yemeği için balık ve sebze yemeği planlamıştınız ama planınız değişmek üzere. Pişirmeyi düşündüğünüz sebzeleri bırakıyorsunuz, cipsler boğazınızdan aşağı gitmeye başlıyor. Biraz yedikten sonra iradeniz kontrolu ele almaya çalışıyor ve ‘sadece birkaç tane daha yedikten sonra bırakacağım’ diyorsunuz, ama bırakamıyorsunuz. Cipsin bitmesinin ardından dün akşamdan kalan kek de gözünüze dayanılmaz gözükmeye başlıyor, birkaç saniye sonra ona da çatal batırmış halde buluyorsunuz kendinizi. Sonunda bütün o yemeklerden ayrılmayı başardığınızda suçluluk ve pişmanlık duyguları ile dağılmış bir haldesiniz.

    Eğer yukarıdaki senaryo tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Birçoğumuz zaman zaman kendimizi daha iyi hissetmek için yemeklere sığınabiliyoruz. Eğer ‘‘duygusal yeme” kavramını google’da aratırsanız ”duygusal yemeyi durdurmak” ”duygusal yemenin üstesinden gelmek” gibi başlıklar karşınıza çıkacaktır.  Bu da duygusal yemenin kötü birşey olduğu ve engellenmesi gerektiği mesajını verir.

    Fakat Psikolog Dr. Pavel Somov ”Mindful Emotional Eating” kitabında anlattığı gibi bu konuda biraz daha farklı düşünüyor. Yemek yeme eyleminin eğer doğru yapılırsa sorunlarla baş etmede bize yardımcı olabileceğini anlattığı kitabında Dr. Pavel Somov’a göre ”duygusal yeme”deki asıl sorun yeme eylemi değil bunun ”dikkatsizce” (mindless) yapılması.”Duygusal yeme kaçınılmaz olduğuna göre, sorunlarımızla baş etmek için yemek yediğimizi kabul ederek ve keyif alarak yemek yemek suçluluk duygumuzu azaltacaktır” diye açıklıyor Somov, çünkü yukarıdaki senaryoda hem yediğimizden keyif alamıyor hem de sonrasında yoğun pişmanlık hissediyoruz.

    Psikolog Dr. Pavel Somov’ın diğer önerileri ise şu şekilde:

    • Duygusal yemeye başlamadan önce rahatlamak için biraz zaman yaratın: Yemeklere koşmak yerine bir süre içinde bulunduğunuz ana odaklanın. Ayaklarınızın altındaki zemini, oturduğunuz koltuğu hissedebilir, yemeklerin kokusunu içinize çekebilir, görünüşlerini inceleyebilirsiniz.

    • Belirli bir başlangıcı ve bitişi olan bir rutin belirleyin. Tüketici duygusal yeme ”dürtüsel” ve ””dikkatsizce” dir (mindless). Ayakta durarak mutfak tezgahında yiyor olabilirsiniz. ”Yeme” deneyimini daha keyifli, daha kontrollu ve daha bilinçli yapmak için bilinçli bir şekilde kendinize yemek için güzel bir yer hazırlayın, mümkünse bu yeri görsel olarak güzelleştirin.

    • Anda kalabilmek için rutini değiştirmek: Anda kalabilmek, zihnimizin başka şeylere kaymasını engellemek için oturduğumuz sandalyeyi değiştirebilir, bardağı kullanmadığımız diğer elimizde tutabiliriz.

    • En keyif verecek yiyecekleri özenle seçmek: Seçtiğimiz yemekler genel olarak bizi en çok rahatlatacak olanlar değil, evde hazır bulunan yiyeceklerdir. Duygusal yemeye gösterdiğimiz dikkatin artması ile bizi en çok rahatlatacak en çok zevki verecek yiyeceklere yönelebiliriz.

    • Pişman etme potansiyeli fazla yiyeceklerden kaçınmak: Farkındalıkla yemenin amacı genel iyilik halimizi arttırmasıdır. Bu yüzden karnımızı ağrıtma ve şekerimizi aniden yükseltme ihtimali yüksek yiyecekleri seçmemek yerinde olacaktır.

    • Nicelikten ziyade niteliğe önem vermek: Yemeğin bizi rahatlatması ne kadar yediğimizle değil, yemekten ne kadar zevk aldığımızla ilişkilidir. Örneğin, küçük bir parça çok lezzetli ve kaliteli bir çikolatadan aldığımız tatmin, kalitesiz koca bir paket şekerden aldığımız tatminden çok daha fazladır.

    • Yeme deneyimine odaklanmak: Zihnimiz bu an yaptığımız aktiviteden ziyade başka şeylerle meşgul olmaya meyillidir, bu da kendimizi dağınık hissetmemize sebep olur. Yemek yerken yemeye odaklanarak hem daha fazla zevk alırız hem de zihnimize dinlenmesi için fırsat veririz.

    Dr. Somov’a göre iyi hissetmek ve yemek arasındaki ilişki bebekliğimize dayanıyor olabilir. Örneğin, bir annenin ağlayan bebeğini sakinleştirmek için onu emzirmesi. Ayrıca yemek yemenin ”rahatlatıcı” etkisi bulunuyor çünkü yemek yiyince “dinlenme ve sindirme” etkinliklerinden sorumlu parasempatik sinir sistemi uyarılıyor.

    Bir araştırmanın da gösterdiği gibi biraz dikkat ve alıştırma ile mindful (farkındalıklı) duygusal yemek, dürtüsel aşırı yemenin çözümlerinden biri olabilir.

    Unutmayın, eğer rahatlamak ve zor duygularla baş etmek niyetindeysek en azından kendimize daha şefkatli olabiliriz.

  • Leyla’nın Öyküsü

    Leyla’nın Öyküsü

    Leyla, 25- 26 yaşlarında esmer uzun siyah saçlı güzel bir kızdı. Beraber çalıştığım psikiyatrist arkadaşımın hastası olmadığından tanısı hakkında bir fikre sahip değildim. Sabahları bahçede karılaşır selamlaşırdık sadece. Vizitlerden birinde birkaç gün içerisinde taburcu olacağını duydum. Bunu duyan her hasta gibi gülücükler saçarak teşekkürler yağdırır diye beklerken gözlerinin dolduğunu fark ettim. Garipti. Vizit biter bitmez yanına gidip bir sorunun olup olmadığını sordum. Derin bir iç çekti. ”Aslında var ama… ”dedi ve koşarak yanımdan uzaklaştı. Bir probleminin olduğu kesindi ama ne olduğunu öğrenememiştim.

    Bu olayın üstünden sadece iki gün geçti. Hastaneye geldiğimde herkes Leyla’nın yaptığından bahsediyordu. Bulimia nevrosa tanısıyla hastaneye yatırılan Leyla, dün gece yemek yedikten sonra ailesinin okuması için getirdiği gazete ve dergilerin içine kusup onları imha ederken yakalanmıştı.

    Hemen psikiyatristinden dosyasını incelemek ve biraz konuşabilmek için izin aldım. Dosya pek kabarık değildi. Tipik bir bulimia öyküsüyle karşı karşıyaydım. Hastalığın başlangıcı ergenlik dönemi içinde tarif ediliyordu. Anne ve babanın bitip tükenmeyen kavgaları ve ergenlik döneminden kaynaklanan zorluklar bir araya gelmişti. Anne ve babası sürekli kavga ediyor ve ne yaparsa yapsın bu son bulmuyordu. Diğer taraftan vücudu, düşünceleri değişiyordu. Erkeklerin ilgisini çekememesi onu üzüyordu. Kilolu olduğu için kimsenin onu beğenmediğini sanıyordu. Halbuki, kilosu gayet normaldi. Az yemek için sofraya oturuyor, karnını tıka basa doldurarak masadan kalkıyordu. Böylelikle tüm sorunlarından kaçıyor, yemek yerken kötü olan her şeyi unutuyordu.Kendine hakim olamadığı için kendine çok kızıp, pişmanlık duyuyordu. Hemen banyoya koşarak zorla kusuyordu. Amacı suçluluk duygusundan kurtulabilmekti. Kusarken aklından geçen ne kadar iradesiz olduğuydu. Zorla kusarak iradesini yeniden kazanabildiğini düşünerek rahatlıyordu.

    Bu iki ay boyunca böyle devam etti. O süre zarfında bir erkeğin ilgisini çektiğini fark etti. Beraber zaman geçirmekten çok hoşlandığı bu delikanlı çok geçmeden sevgilisi oldu. Artık yalnız değildi. Ailesindeki sorunları erkek arkadaşıyla paylaşarak rahatlıyordu. Bu arkadaşlık uzun yıllar devam etti. Dört ay önce Leyla erkek arkadaşı tarafından terk edilince tüm denge bozuldu. Yemek yedikten sonra zorla kusmalar geri gelmişti. Sürekli ağlıyor, kilo aldı diye terk edildiğini düşünüyordu. Evet kilo almıştı ama ayrılık nedenleri bu değildi. Çok fazla kustuğundan boğazları şişti. Kendini sadece kilosuyla değerlendiriyordu. Her yemek yediğinde kendisinden ve iradesizliğinden daha çok nefret ediyor, kusmak için kendini parçalıyordu. Dişleri çürüdü, saçları döküldü.

    Ailesi durumun doktor yardımı olmadan çözülmeyeceğine kanaat getirerek bize başvurdu. Gerisini zaten biliyorsunuz…

    Bulimia Nevrosa, hastanın midesini yemek ile doldurduktan sonra yediklerini kusarak istenmeyen kalorilerinden kurtulmaya çalışması olarak tarif edilir.

    Başkalarının onayına çok fazla ihtiyaç duyan ve kendine güvenmeyen kişiler arasında görülür. Başkalarını mutlu edebilmek için ellerinden geleni yaparak kendi duygularını gizlemeye çalışırlar. Bir diğer yeme bozukluğu olan anoreksia nevrosadan farklı olarak bulimikler, hastalıklarının farkında olduklarından yardım arama oranları daha yüksektir.

    Hastalığın nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte medyanın, ailenin ve kültürel özelliklerin bu hastalığı tetiklediği düşünülmektedir. Bu hastalık temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

    %90 kadınlarda görülen bu hastalığın en etkin tedavisi bir doktor, bir terapist ve bir yeme uzmanını beraber çalışması halinde sağlanır.

    Bulimia nevrosa tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Kronikleşmesi durumunda hastayı ölüme götürebileceği unutulmamalı, üç ay boyunca haftada en az iki defa aşırı yiyerek kusma söz konusu ise mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

  • Çocuklarda yeme sorunları

    Bu makalede çocuklar ile aileleri arasında sıklıkla bir savaş alanı haline gelen yemek masasında yeme sorunları ile ilgili olarak yapılması ve yapılmaması gerekenlere ulaşabilirsiniz. Ankara’da bulunan pek çok psikiyatri kliniği gibi bizlerinde sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birisi olan yeme sorunları aslında düşünüldüğünün aksine sık olarak karşılaşılan bir durumdur.

    Başlangıçta yeme sorunları ve psikiyatrik açıdan yeme bozukluklarının ayrımını yapmak gerekecektir. Ankarada pek çok psikiyatri kliniğinde yeme bozukluğundan ziyade çocuklarda yeme sorunlarının ele alındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Psikiyatrik açıdan yeme bozuklukları dediğimiz rahatsızlıklar anoreksia nevroza, blumia nervosa, pika (çocuğun yemek olmayan şeyleri yemesi) gibi farklı bozukluklarken, bu makalede bahsedilecek konular yemek yemeyi red etme, iştahsızlık, yemeklerde aşırı seçici davranmak gibi yeme sorunlarıdır.

    Yapılan çalışmalar yeme sorunlarının çocukluk döneminde oldukça sık olarak görüldüğüne işaret etmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre bu oran her üç çocuktan bir tanesini içermektedir. Bu kadar sıklıkla görülen bir sorun olmasına rağmen pek çok aile tarafından yeterli bir şekilde yönetilemeyen bir durum olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Sıklıkla bu sorun ile karşılaşıldığında yemek masası artık aile ve çocuğun savaş alanı haline gelecektir.

    Yeme sorunları neden oluşur?

    Çocukların sıklıkla ilk 1 yaşına kadar çevresel farkındalıklarının ve gelişimlerinin göreceli olarak sınırlıdır, en azından aileler açısından. Sıklıkla ailelerin kendi ebeveynliklerinin kalitesini test ettikleri alan ise bakım kaliteleri ile sınırlıdır. Bu süreçte bakım ile ilgili ortaya çıkan aksaklıklarda (yemek yemek, uyku, oyun oynamak vb.) sıklıkla ebeveynler kendi ebeveynliklerin sorgulayarak kendilerini yetersiz hissedebilirler. Bu yaşantılar sonucunda ise zorla uyutmak, zorla yemek yedirmeye çalışmak gibi farklı davranışlar geliştirme eğiliminde olacaktırlar. Diğer yönden çocuğun kendisi ile ilgili nadir kontrol altına alabildiği alan olan yemek yemenin çocuğun ancak istemi ile olabileceği gerçeğinde de giderek uzaklaşırlar. Kendisini ebeveynlerin bir yandan ifade etmeye çalışan çocuk ve kendi yeterliliğini yemek yemek üzerinden ispat etmeye başlayan annenin savaşı bu şekilde başlamış olacaktır.

    Yeme sorunun gerçekçi bir kaygımı ?

    Yapılan bir çalışmada obezite sorunu annelerin sıklıkla çocuklarına daha çok besin verme eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Diğer bir deyişle çocuğunuzun az yemek yediğini düşünmeniz sizin algınız olabilir. Çocuklarında yetişkinler gibi günlük kalori ihtiyaçları bellidir. Ortalama bir hesap ile kilo x 100 bir çocuğun ortalama günlük kalori ihtiyacını ortaya koyacakyır (bu konuda net hesaplamalar için diyetisyen desteği alınmasında fayda vardır). Örneğin 10 kg ağırlığında bir bebek 1000 kalori alırsa (bu da yaklaşık 2 tas çorbaya denk gelen bir orandır) kilo kaybı olmayacak ve yeterli gelişimi gösterecektir. Eğer aile 10 kilogramlık bir çocuğa 3 tas çorba verirse Türkiye deki çocukların yüzde 10nundan fazlasında görülen obezite sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle bu kaygılarınızın gerçekçiliği ile ilişkili endişeleriniz varsa bir beslnme uzmanı ile iletişime geçmeniz çok daha sağlıklı olacaktır.

    Yemek Yemeyen Çocukla Mücadele Rehberi

    Değişime izin verin. Yemek masasını bir savaş alanı olmaktan çıkarın. Şimdiye kadar yaptığınız şeyler işe yaramış olsaydı sanırım bu makaleyi okumazdınız. Bu nedenle eski bir sözü hatırlamanızda fayda var “eski kapılar yeni yerlere açılmaz”. Yaşamınızda birşeyleri değiştirmek için davranışlarınızı değiştirerek başlayın.

    Niçin yemeğin yenmediğini aklınızdan çıkarmayın: çocuklar kendilerini ifade etmek ve sizi cezalandırmak amacı ile sıklıkla yemek yemeyi kullanırlar. Bunun anlamı şudur: siz bu konuyu önemsediğiniz sürece sorunlarınız devam edecektir. Yemek sorunlarınızı evin ve kendi merkezinizden uzaklaştırın.

    Yemek yemenin kurallarını unutmayın: pek çok ailenin temelde yaptığı hata yemek yeme kurallarına uyulmamasıdır. Bu kurallar çok nettir ve değiştirilemez, esnetilemez. Bu konuda başlangıçta sizin bir model oluşturmanız fayda gösterecektir.

    Yemek masada yenilir, kanepede ayakta vb gibi yerde değil. Mutlaka bu konuda net olunmalıdır. Farklı bir ortamda yemek yemek konusunda ısrarcı olunması durumunda hiçbir koşulda buna izin verilmemelidir.

    Yemek yenirken mutlaka TV kapalı olmalıdır. Bu sıkla yetişkinler tarafında da yapılan hatalardan birisidir. Yemeklerin TV karşısında yenilmesinin yaratacağı en büyük sorun başlangıçta tüm aile bireylerinin aynı anca bulunabildiği nadir ortamlardan birisi olan yemek masasında sohbet olmamasıdır. Diğer sorun ise kişinin yemek yerken tokluk hissi ile ilgili yaşayacağı sorundur. Bu durum ileri dönemlerde obeziteye neden olabilir.

    Çocuğumun yemeği 1 saate kadar uzuyor ne yapmalıyız? Normal yemek yeme süresi yaklaşık 30 dakikadır. Çocuğunuz her seferinde bunu aşma eğilimindeyse sınır çizmekte fayda vardır. Çocukların zaman algısı tam olarak oluşmadığı için bu sürenin bitimine 10 dakika kala kurulacak basit bir çalar saat çocuğun öngörmesi açısından fayda sağlayabilir.

    Yemeğini yemedi ne yapmalıyım? 30 dakika masada zaman geçirmesine izin verin. Sonrasında masadan yemeği kaldırın. Bir sonraki öğüne kadar ek hiçbir yiyecek maddesi vermeyin.

    Yemek masasında önüne koyduğum yemeği yere fırlattı ne yapmalıyım? Yemek süresinin bitmesini beklemeden yemeği kaldırarak bir sonraki öğüne kadar yemek vermeyiniz.​

    Ben bunu yemem ben makarna istiyorum diyor ne yapmalıyım? Net bir dille bunun mümkün olmadığını, tabağındaki yemeği yiyebileceğini ancak istemezse yemek zorunda olmadığını anlatınız. Yemek yenmemesi durumunda bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda maddesi vermeyiniz.Tabağının yarısını yiyor ne yapmalıyım? Yemeğe devam edip etmeyeceğini sorarak bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda vermeyiniz. Hiçbir koşulda çocuğunuzun ne kadar yemek yiyeceğine müdahale etmeyiniz.

    Dr Genco USTA

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

  • Çocuğum yemek yemiyor ne yapmalıyım?

    Ebeveyn olarak çocuklarımızın en güzel şekilde beslenmesini, sağlıklı büyümelerini arzu etmemiz en doğal hakkımız. Bazı çocuklar, doğuştan iştahlı oluyor, bazıları ise iştahsız oluyorlar ne yazık ki…

    İştahsız çocuklarla ilgili olarak ebeveynlerin, özellikle de annelerin ciddi şekilde yetersizlik duygusu yaşadıklarını görmekteyiz. Hatta bu durumu takıntı haline getiren anneler de mevcut.

    Bu yazımda beslemeyle ilgili tutum hataları arasından en sık karşılaştığımız örneklerden bahsetmek istiyorum.

    Bazı ailelerde iştahı çok fazla olmayan çocuğa yemek yemesi için aşırı baskı yapıldığını görmekteyiz. Bu gibi durumlarda, “hayat, adeta tabaktaki yemeğin tam olarak bitmesinden ibaretmiş” gibi yaşanıyor. Elinde yemek kâsesiyle çocuğun peşinden koşan ve ona yemesi için adeta yalvaran bir anne ve/veya bakıcı tablosu nadir değil ne yazık ki. Bu tarzın hiç de uygun olmadığının özellikle vurgulanması gerekiyor. Böylesine bir besleme tutumu zaten iştahı az olan bir çocuğu inatlaşma davranışına ve hiç yememeye davet eder.

    Yeme tutumlarıyla ilgili olarak özellikle vurgulanması gerekenler şu şekilde özetlenebilir:

    -9 aylıktan itibaren bir çocuk aile sofrasına oturabilir. Beceriksizce de olsa kaşıkla bir şeyler yiyebilir.

    -Çocuğunuzun üç ana, iki veya üç tane de ara öğünü olsun.

    -Çocuğunuzu her seferinde aile sofrasına oturtmaya özen gösterin. Besleyici olduğu kadar seveceğini de düşündüğünüz bir menüyü ortaya koyun. Pütürlü gıdalara zamanında geçin. HER ŞEYİ BLENDERDAN geçirerek püre halinde verme alışkanlığınızdan 10 aylıktan itibaren vazgeçin.

    -Yemesi için hiç baskı yapmayın. Onun yemek yemesini, sizin için çok önemli bir şeymiş gibi idrak etmesinden kaçının. Yemek konusunda pazarlık yapmayın ve inatlaşmayın.

    -Çiğneme ve elindeki ekmek veya kurabiyeyi kemirme alışkanlığını zamanında kazandırın.

    -Her gün bir veya iki öğününde yeme çeşitliliğini kazandırabilecek farklı alternatiflerle tanıştırın.

    -Çoğunlukla kendisinin yemeye çalışmasını ve bunu öğrenmesini sağlayın. Ağzına beslemekten olabildiğince kaçının. Yere dökülen ve etrafa saçılan yemeklere tepki göstermeyin.

    -Herkesin yemeği bittikten sonra 10 dakika kadar daha bekleyin, yemiyorsa tabağını alacağınızı söyleyin. Süre dolduktan sonra ısrarcı olmadan ve bozulmuş gibi yapmadan tabağını alın.

    -Yemeğini yeterince yemediyse yemek saatinin hemen ardından gelen abur cubur, atıştırmalık gibi istekleri reddedin. Bir sonraki öğün saatine kadar meyve dışında özel bir şey hazırlayamayacağınızı, veremeyeceğinizi ifade edin. Diğer öğün saatine kadar birkaç porsiyon meyve yeme seçeneği sunun.

    -Diğer öğün saati geldiğinde sevdiği yiyecekleri sunun ve yine ısrarcı davranmayın.

    -Çikolata, tatlı, çerez gibi alternatifleri esas öğünlerini yediği takdirde o öğünlerin sonrasında verin. Ama, bu besinlerin sunumunu pazarlık meselesi haline getirmeyin.

    -Onun yemesini takıntı haline getirmeyin, yediklerini takıntılı bir şekilde hesaplamayın, yemek yemesini sizin için hayati bir konu haline getirerek ona yansıtmayın. Elinizde kaşık ve tabakla onun peşinden koşmayın.

    -Gezinerek değil, oturarak yemek yeme alışkanlığı edinmesini sağlayın.

    -Besleyici, sağlıklı ve çeşitlilik içeren gıdalardan oluşan bir yemek yeme alışkanlığı kazanmasını sağlayın.

    Tüm bunları yerinde ve kararında uyguladığınız takdirde, çocuğunuzun beslenme saatleri sizin için bir külfet olmaktan çıkıp, keyifli bir aktivite halini alacaktır.

    Unutmayalım ki, “aç bir çocuk mutlaka yemek yer”. Bu konuda rahat ve tutarlı olmanız onun sağlıklı beslenmesini ve sağlıklı gelişmesini sağlayacaktır. Yemek yedirme ve besleme ritüelinin sağlıklı olması ise aranızdaki sevgi bağını güçlendirecek ve ebeveyn-çocuk bağlanmasının en sağlıklı şekilde olgunlaşmasını sağlayacaktır.

    Yrd. Doç. Dr. Neslim G. Doksat

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrı

  • İştahsız çocuk ve reçete!

    Az besin tüketen, zor ve seçici yemek yiyen çocuklara iştahsız çocuk denir. Ailede özellikle annede ciddi kaygılara yol açar. Anneler, çocuğun kilosunun ve yeme alışkanlıklarının O’nun gelişimini ve ilerideki yaşam tarzını etkileyebileceği yönünde endişelere sahipler. Biz çocuk hekimleri içinse önemli olan; Ailenin bu konudaki algısının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve altta yatan organik bir hastalık olup olmadığıdır. İşin aslında iştahsız çocukların boy ve kiloları yaşıtlarına göre daha düşük olabilir. Ancak hayatta kalma güdüleri vücutlarının ihtiyacı olan gıdayı kendileri için uygun olan miktarlarda tüketmelerini sağlayacaktır. O’na güvenin … *İştahsızlığın temeli anne karnında başlar. Annenin gebeliği ve sonrasında da emzirme döneminde annenin beslenmesinde yer alan tat ve kokular, gebelikte amnion sıvısı ile sonrasında da süt yoluyla bebeğe geçer. Bu geçiş bebeğin ek gıdaya adaptasyonunu belirler.

    *Yapılan çalışmalara göre; Anne sütü kısa süreli alan çocuklarda iştahsızlık daha fazla olur.

    *Sindirim sisteminin yeterli olgunluğa erişmeden, erken ek gıdaya başlama besin allerjisi riskini ve iştahsızlığı kolaylaştırır. Böyle çocuklar yeni bir gıdaya zor alışırlar.

    *Uzun süren püreli beslenme, katı gıdaya geç başlama ve aile bireyleri ile sofrada birlikte yemek yemeye geçişin geç olması da iştahsızlığa zemin hazırlar.

    *Çocuk acıkma belirtisi göstermeden belli aralıklarla beslenmeye çalışmak da bu süreci tetikler. Özellikle erken doğan çocukların anne babalarında bu tür kaygılar sık görülür.

    *Boğulma, zorlayarak beslenme gibi yemek saatlerinin travmatik sürecide iştahsızlığı tetikleyebilir.

    SÜRECİ YÖNETME , TUTUMLAR

    Yemeye zorlamak, tehdit,rüşvet hiçbir zaman iyi bir fikir değildir. Her zaman kaybedersiniz.

    Sizin göreviniz ona sağlıklı yiyecek seçeneklerini uygun zaman ve uygun yerde sunmaktır.

    Onun ise ; Neyi, ne kadar yiyeceğine izin vermektir.

    Eğer sağlıklı seçenekler sunarsanız ; kendileri için gerekli yeterli besini kendiliğinden seçerler. Çünkü hayatta kalma güdüleri ihtiyacı olan gıdayı en uygun miktarda tüketmelerini sağlayacaktır. Bu yüzden onun doğal iştahına güvenmeniz ve yemeğini kendisinin düzenlenmesine izin vermeniz çok önemlidir. Onu zorlarsanız vücudun açlık-tokluk sinyallerini tanımasına ve vücuduna saygılı olmasına engel olursunuz. Buda ileride obezite ve hatta sigara bağımlılığı gibi bağımlılıkların oluşmasını sağlar.

    Ne yiyeceği konusunda zorlamaya, kandırmaya ve hatta yorum yapıp tehdit etmeye gerek yoktur. Sizin göreviniz sağlıklı yiyecekler sunmaktır ! Gece 23:00 ‘de o istedi diye makarna yapmak değildir !

    Bazı çocuklar belli yiyeceklere karşı nefret geliştirebilir yada zaman zaman belli yiyecekleri çok arzulayabilir. Bu seçimler fiziksel ihtiyaçlarını yansıtır, endişelenmeyi gerektirmez..

    Bazı çocuklar karışık yemeklerden hoşlanmaz o yiyecekleri teker teker daha zevkle yer. Bazıları yiyeceklerin görüntüsünden ve kıvamlarından etkilenir. Mesela karabiber serpilmiş yemek kirli gelebilir yada dışkıdan korkan bir çocuksa dışkıya benzettiği hiçbir yemeği yemez. Bazen de kardeşi olan çocuklar bebek maması gibi yemek isteyebilirler.

    Bu tür mızıldamaları sorun edip çatışma haline getirmezseniz bir süre sonra kendiliğinden geçer. Bu süreçte ona yardımcı olmak yemeğin görüntüsünü değiştirip cazip hale getirmek yeterli olur.

    Bir çoğumuz iş yada sosyal nedenlerle yemek yediğimiz için vücudumuzun açlık, tokluk sinyalini kaybetmişizdir. Üstelik çoğu zaman yemeğimizi sağlıksız ve hazım sorunlarına yol açan gıdalarla geçiştiririz. Aslında çocukların vücutlarının besin ihtiyacını belirleme ilişkileri biz yetişkinlerden daha iyidir.

    Kabul etmek zor olsada arada sırada yemek yiyen 4 yaşındaki çocuğunuz optimum besini alırken, günde 3 öğün yiyen bizler ihtiyacımız olandan daha az yada daha çok besin alıyor olabiliriz.

    İŞTAHSIZ ÇOCUĞA ÇÖZÜM

    1) Anne – Baba (YANİ SEN ) : Neyi ,Ne zaman, Nerede vereceğine

    Çocuk (YANİ O ) : Ne kadar , Neyi yiyeceğine karar vermeli !

    2) Yaşına uygun ve küçük miktarlarla başla ! sevmediği yiyeceği zorlama sonratekrar dene!

    3) Gürültüsüz sakin ortamda besle!

    Mama sandalyesinde ve masaya yakın tut! tv-oyuncak gibidikkatdağıtıcılardan uzak dur !

    4) Öğünler arası 3-4 saat (O’nun açlık sinyallerini öğren )

    Öğünler arası atıştırmaya izin verme!

    Öğün arası meyvesuyu-sütü kısıtla , susadığında sadece su ver.

    5) Yemeğe 15 dakika içinde başla! 30 dakikayı geçme !

    6) Yemek saati eğlenceli olmalı, çocuklar taklitle öğrenirler bu nedenle iyi bir rol model olmak adına yemekte eğlenceli zaman geçir ! Seni kızgın ve mutsuz görmek onu etkiler.

    Baskı, ikna, yalvarma, rüşvet, tehdit yok ! Yiyecekle ödüllendirme !Yiyecek dışı ödüller olabilir.

    Öğünler arası oyun, iştahı açar ancak ağır oyun olmamalı yorgunluk yapar

    Bağımsız yemesine izin ver ! çevreyi kirletmesine göz yum !

    Aşırı yemek seçiyorsa ilgili besini çok az vererek başla ! Önce sen kendi tabağına koy ve çocuk onları yemeye istekli olduğunu görsün ! O’nu zorlamamalı, en az 10 – 15 kez denenmeli, sevdiği yiyeceği az miktarda karıştırılıp verilmelisin

    2-5 yaş arasında ki çocukda büyüme hızı yavaşlar , iştah değişken olabilir.Ancak az ve seçici yesede genelde kendisi için gerekli besini alır. ENDİŞELENME ! SABIRLI OL !