Etiket: Yaz

  • Yazın yıpranan cildinizi onarmayı ihmal etmeyin

    Yaz sonunda cildinizde lekeler, benler, çiller ve alerjik bir durum oluştuysa tüm bunlar bronz bir tene sahip olmak için yapılan güneş banyolarından kaynaklanmaktadır. Yaz boyunca güneşten, denizden klorlu havuz sularından yıpranan ciltler için yeni mevsime girdiğimiz şu günlerde tedavi ya da bakım açısından hazırlık yapmak gerekir.

    Yazın yapılan cilt bakımı kış aylarında yetersiz kalıyor

    Ciltteki nem oranı özellikle mevsimsel geçişlerde çok önemlidir; çünkü yazın UV ışınlarından etkilenen cildimiz sonbahar gelince bronzlaşmış olmasının yanı sıra kurumuş ve yıpranmış olur. Havaların giderek soğumasıyla birlikte fizyolojik bir süreç olarak cildin içerdiği su miktarı da azalmaya başlar. Bunun sonucunda, yaz aylarında kullandığımız cilt bakım ürünlerinin artık cildimizi nemlendirmekte yetersiz kalmaya başladığını fark ederiz. Yazın terleme sonucunda doğal olarak nemlenen cilt için su bazlı nemlendiriciler yeterli olurken; yaz aylarının bitmesiyle birlikte artık yağ içeriği ve onarıcı özelliği yüksek olanları kullanmak gerekir. Bazen evde kullanılan günlük nemlendiriciler cilt kuruluğunu önlemekte yeterli gelmeyebilir. Bu durumda haftalık bakım maskeleri ve yoğun içerikli nemlendiriciler kullanılabilir. Gerekirse “mezoterapi” adı verilen ve dermatoloji uzmanları tarafından uygulanan yöntem ile kaybedilmiş olan nem cilde geri kazandırılabilir.

    Kullanılan nemlendiricilere dikkat edilmeli

    Hava sıcaklıklarının düşmesi ile birlikte vücudu kapatan kıyafetler tercih edildiğinden, vücudumuzda gelişen kuruluk şikayetinin de farkında olmayız. Oysa yüzümüz için göstermiş olduğumuz özeni vücudumuz için de göstermemiz gerekir. Yaz ayları bitiminde güneşin etkisi ile kuruluğu artan vücut cildimizi de nemlendirmeyi ihmal etmemeliyiz. Nemlendiricileri özellikle banyo sonrasında uygulamamız cildin daha iyi nemlenmesini sağlamak açısından önemlidir. Nemlendirici krem ya da losyonlar gelişigüzel seçilmemeli, içeriklerine dikkat edilmeli, bu konuda gerekirse dermatoloji uzmanlarından yardım alınmalıdır.

    Yazın kullanılan güneş koruyucuları, kış aylarında da tercih edilmeli

    Güneşte rastlanan cilt problemlerinden biri de, kahverengi lekelerdir. Çoğu zaman güneşten koruyucuların yetersiz veya düzensiz kullanımı sonrasında kahverengi, çile benzeyen “lentigo“ adı verilen lekeler ortaya çıkabilir. Yaz döneminde kullanmış olduğumuz güneşten koruyucuları sonbahar ve kış aylarında da kullanmaya devam etmek lentigo ( çillerle karışan bir deri renk bozukluğu hastalığı) ve diğer pigmentasyon (ciltteki renklenmeler) artışlarının daha fazla olmasını engellemek açısından önemlidir. Yüz veya vücutta gelişigüzel oluşmuş kahverengi lekelerin tedavisinde renk açıcı kremler kullanılabileceği gibi; dermatologlar tarafından klinikte uygulanan “peeling (cilt soyma)“yöntemleri ile daha canlı bir cilt görünümüne sahip olurken ciltte oluşan lekelenmeler de tedavi edilmiş olacaktır.

    Vücuttaki benler kanser riski taşıyabilir

    Vücutta yeni gelişen lekelenmeler dışında ailesel ya da doğuştan var olan benleri de unutmamak gerekir. Özellikle vücudunda yoğun benleri olan kişilerin her yaz sonunda, ben muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir. Ben muayenesi, benlerin ileride neden olabileceği cilt hastalıklarını ve kanser gelişimlerini kontrol altına almak için mutlaka gereklidir.

    Cildin erken yaşlanmasını önlemek için güneş koruyucu kremler her mevsim kullanılmalı

    Güneş ışığının ciltte; kuruluğu, elastikiyet kaybını tetiklemesinin yanı sıra; özellikle yaz boyunca güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmiş olan kişilerde, deri yaşlanmasını hızlandırıcı özelliği de bulunmaktadır. UV sebebiyle gelişmiş kırışıklıklara önlem almak gerekir. Bunun için sonbaharda ve kış aylarında da güneş koruyucu ürünler kullanılmaya devam edilmelidir. Çünkü gün ışığının olduğu her mevsimde ve saatte cildimiz UV ışınlarına maruz kalır ve gittikçe yaşlanır. Yaşlanmaya başlamış ciltler için antioksidan özellikleri olan gece kremleri, maske ürünleri kullanılabilir ve cildin yaşlanma belirtileri olan ince kırışıklıkları azaltmak için dermatologlar tarafından uygulanan kimyasal peeling yöntemi ve gerekirse dolgu uygulanabilir. Sadece yaz aylarında değil, dört mevsim boyunca cildinizin sağlıklı olması için su tüketimi ihmal edilmemeli ve antioksidan özelliği bulunan A, C ve E vitamini içeren meyve ve sebze tüketilmelidir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Genç kalmanın sırları

    Yaşlanma doğal ve kaçınılmaz bir süreçtir ne yazık ki. Bazılarınızın neden ne yazık ki diyorsunuz, olgunlaşmakta güzeldir, her yaşın ayrı bir güzelliği vardır dediğini duyar gibiyim. Şahsen ben; ruhum yaşlanabilir ama derim biraz daha genç kalsın diyenlerdenim. Bu yazımda sizlere deri yaşlanmasını geciktiren yöntemlerle ilgili tiyolar vereceğim.

    Deri yaşlanmasının en önemli sebebi UV ışınlarıdır. Daha önceki yazımda UV ile ilgili bilgiler vermiştim. Bir hatırlatma, UV-A fototoksik ve fotoallerjik olaylardan daha fazla sorumludur. UV ışınları ile serbest oksijen radikallerinin artması ile erken yaşlanmayı, derinin elastin ve kollajen yapısında bozulmayı sağlar.Cilt esnekliği azalır ve kolay hasarlanır hal alır. Bu nedenle güneşten koruyucu ürünlerin kullanılması bizim daha yavaş yaşlanmamıza neden olurlar.

    Antioksidan ajanlar; UV ışınları ile açığa çıkan serbest oksijen radikallerinin zararlarına karşı deriyi koruyan ajanlardır. C vitamini ve E vitamini günümüzde en fazla adı geçen antioksidanlardır. Çok seven meyve ve sebzelerle bunları alabilir. Takviye amaçlı ağızdan alınabilir. Yada birçok ürünün içeriğinde krem ve serumlarla deriden alınarak fotoyaşlanma ile mücadele edilebilir.

    Selenyum deniz ürünleri ve ette bulunan hücreleri oksidadif stresten koruyan bir elementtir. UV'ye karşı koruyucu etkisi bilinmektedir.

    Koenzim Q (Ubikinon) antioksidan etkisi nedeniyle birçok kozmetik ürünün içeriğinde yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda ubikinon kullanan hastalarda deri neminde ve ince kırışıklıklarda düzelme görüldüğü saptanmıştır.

    Çinko hasarlı dokuda hücre çoğalmasını, kollajen sentezini arttırır. UV ‘ye karşı koruyuculuğu kanıtlanmıştır.

    Beta karoten minimal eritem dozunu uzatarak UV'den korunma sağlar. UV teması ile düzeyleri azaldığından beta karoten desteğine gereksinim ortaya çıkar. Erişkinlerde 120-180 mg/gün çocuklarda 30-120 mg/gün UV hasarından korunmak için kullanılabilmektedir. Tavsiyem havuç, portakal ve dometeste bol bulunan beta karoteni yaz döneminde biraz daha fazla almanızdır. Bioflavanoidler; turunçgiller, elma, çilek, böğürtlen, karnabahar ve patateste bulunur. UV hasarından korunmada bunlardan da faydalanabiliriz.

    Yeşil çay yapısındaki maddelerle UV'ye bağlı hasarın, kızarıklığın, güneş yanıklarının azaldığı kanıtlanmıştır. Kahve bitkisinden elde edilen coffeeberry güçlü bir antioksidan olup bir çalışmada 6 haftalık deriye sürme tedavisiyle ince kırışıklık ve lekelerde anlamlı bir düzelme sağladığı gösterilmiştir.

    Yaşlılığa meydan okumak için, kliniklerde yaptığımız işlemler teknoloji ve kozmetoloji geliştikçe artıyor. Bu yazıyı da bu nedenle özellikle yazdım. Sizler deriniz için gerekli olan önlemleri mutlaka alın ve deri yaşlanmasına engel olmaya çalışın, olamadığınız noktalarda bizler küçük ve doğal müdahalelerle zaten sizlerin yanında oluruz.

  • Tatilden Sonra Eve Dönmek

    Tatilden Sonra Eve Dönmek

    Umarım herkes güzel bir yaz tatili geçirmiştir. Hepimiz yazı farklı şekillerde geçirdik. Ama ortak olan bir şey varsa o da yaz tatilinin uzun ve yorucu bir yılın ardından bize ilaç gibi geldiği gerçeğidir. Deniz, açık hava, güneş, kumsal, güzel yaz yemekleri, aile ziyaretleri, ertelediğimiz ve uzun zamandır gitmek istediğimiz yerlere yapılan yolculuklar bizi yeniler ve bekleyen yüksek tempolu hayatımıza geri dönmeden önce bizi dinlendirir, şarj eder. Ama tatil hiçbir zaman yeterli gelmez. Hep daha fazlasını isteriz. Tıpkı sinemada film bittikten sonra yanan salon ışıkları gibi birden normal hayatımıza dönmek zorunda kalırız. Döndüğümüzde kendimizi daha önce içinde yaşadığımız kültüre, coğrafyaya, hava değişikliğine ve hayatın ritmine uyum sağlamakta zorlanırken buluruz. Peki, normal hayatın akışından nispeten kısa bir süre diyebileceğimiz bir uzaklaşma neden dönüşte bu kadar sıkıntıya sebep olur? Döndüğümüzde bu kadar sıkıntı çekeceğimiz bir tatil için uzaklaşmaya değip değmediğini bile düşünmeye başlar, hatta gittiğimize pişman bile oluruz. Ama şu bir gerçektir ki bir an önce alışmak ve normal hayatımıza adapte olmak zorundayız. Bu adaptasyon sürecini daha kolay bir şekilde atlatmak için bazı önerilerim olacak.

    Tatil Sonrası Depresyonunu Yenmek İçin:

    1-Bir sonraki tatilinizi planlayın. Eve döndüğünüzde aslında sizi en çok üzen şey artık sizi motive edecek, uğruna beklemeniz gerekecek bir tatil planınızın olmamasıdır. Bunu gidermek için bir sonraki tatilinizde nereye gitmek istediğinizi düşünüp bu doğrultuda planlar yapmak sizi daha umutlu bir bekleyiş sürecine sokar.
    2-Döndüğünüzde hayatınızda gerçekleştireceğiniz hedefler belirleyin. İşinizde yapacağınız bir yenilik, spor salonuna yazılıp daha sağlıklı yaşamak, sigarayı bırakmak, okumak istediğiniz kitapların listesini çıkarmak, yeni hobiler edinmek gibi hedefler sizi hayatınıza daha çabuk adapte eder.
    3-Uykunuzu düzene sokun. Hareketli ve sıcak geçen yaz akşamları uyku düzeninizin bozulmasına neden olur. Yurtdışı gezileri yapanlar yerel saate alışmakta zorluklar yaşayabilir. Uykunuzu ne kadar erken eski düzenine sokarsanız o kadar kolay bir alışma süreci geçirirsiniz. 
    4-Yeme içme alışkanlıklarınızı geri kazanın. Uyku gibi yeme içme alışkanlıklarımız da tatilde değişir. Tatilde daha fazla ya da daha az yeriz. Alkol ve benzeri kalorisi yüksek hatta sağlıklı olmayan yiyecek ve içecekleri fazla kaçırabiliriz. Ayrıca gittiğimiz bölgelerin farklı mutfakları bağırsak floramızı olumsuz etkileyebilir. Bütün bunları göz önüne aldığımızda bir an önce eski sağlıklı beslenme alışkanlıklarımıza dönmek bizi daha çabuk kendimize getirir. Bununla ilgili bir başka önerim ise eğer tatilde beğendiğiniz bir yemek ya da içecek denediyseniz onu evde yapıp tatmak. Bu da tatil özleminizi bir nebze giderir. 
    5-    Tatil anılarınızı meditasyona çevirin. Nasıl mı? Tatilde yaşadığınız güzel anıları stresli ve sıkıntılı zamanlarınızda aklınıza getirin. Kendinizi tatilde en huzurlu ve iyi hissettiğiniz bir yerde hayal edin. Bu şekilde günün stresli temposundan biraz da olsa uzaklaşmış, tatil anılarınızı güzel bir şekilde değerlendirmiş olursunuz. 
    6-    Tatil esnasında birçok yere gideriz. Bazen gittiğimiz yerler yaşadığımız yerlerden daha olumsuz şartlara sahiptir. Oralarda edindiğimiz bilgiler, insanların yaşayış şekilleri yaşadığımız koşulların ne kadar olumlu olduğu gerçeğini bize hatırlatır ve eve geri döndüğümüzde bu pozitif bilgi ışığında yaşadığımız yerin değerini daha iyi anlarız.
    7-    Tatildeki aktif ve enerjik doğanızı döndüğünüzde normal hayatınıza da aktarın. Aktif olmanın ruh halinize olan pozitif etkilerini tatilde hissettiniz. Peki, döndüğünüzde neden bunu devam ettirmiyorsunuz? Daha fazla sosyalleşin, arkadaşlarınızı arayın, onlarla aktiviteler planlayın, müzelere gidin, hayatı kaldığı yerden yakalayın ve tatilin verdiği yenilenme ile daha enerjik ve daha motive bir şekilde hayatınızı yaşamaya devam edin.

  • Yaz sıcaklarına karşı önleminizi alın

    Sıcaklıklarının artmasıyla güneş çarpması ve sıcak krampları gibi birçok rahatsızlık sağlığımızı olumsuz etkiliyor hatta bazen bu durum yaşamı tehdit edici boyutlara ulaşabiliyor. Yaz sıcaklarına karşı koruyucu önlemler alınması sıcak havanın olumsuz etkilerine karşı koruma sağlıyor.

    Sıcaklar görme netliğini bozuyorsa…

    Sıcak havalarda sıklıkla karşılaşılan güneş çarpması, hayati tehlike yaratabilecek önemli bir sağlık sorunudur. Güneş çarpması durumunda kişiyi serin bir yere almak, yavaşça soğutmak ve sıvı takviyesi yapmak gerekir. Kişinin bilinci açık ise tuzlu bir ayran içirilebilir ve buz ile kompres yapılabilir. Ancak algılama ve koordinasyon yeteneğinin bozulması, görme netliğinde bozulma, göz çukurlarının belirginleşmesi, bilincin kaybolması durumlarında vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması gerekmektedir.

    Kramplarda tuz içerikli sıvı alımı önemli

    Kol, bacaklar veya karında aşırı sıcaktan tuz kaybı ile birlikte sıcak krampları görülebilir. Kramplar, kısa fakat tekrarlayıcı ve can yakıcı olabilir. Bu nedenle kramp durumunda hasta öncelikle serin bir yerde dinlenmelidir. Dinlenme sonrası krampta azalma olmadıysa, 1-2 bardak tuz içeren sıvı alınmalıdır. Kramp girmiş kasa kesinlikle masaj yapılmamalıdır.

    Islak şapka ile serinlemeye çalışmayın

    Şapkanın ıslatılarak kullanılması serinlemek açısından yeterli görülebilir; ancak bunun sürekli yapılması doğru değildir. Islak bir şapka ya da kıyafetle uzun süre rüzgara maruz kalmak, “fibromiyalji” adı verilen kas ve iskelet sistemi hastalıklarına yol açabilir.

    Tansiyon ilacına yaz düzenlemesi yapılmalı

    Aşırı sıcaklar ve yüksek nem tansiyon hastalarını olumsuz etkileyebileceğinden, yaz aylarında kullanılan tansiyon ilaçlarının dozları da sıcaklara göre ayarlanmalı, ilaçlara yaz düzenlemesi yapılmalıdır. Vücut, sıcak havalarda ısısını dengeleyemediği için kan basıncı artmaktadır. Bu nedenle nemli havalar yüksek tansiyon hastaları için uygun değildir. Bu kişiler tansiyonlarını sık sık ölçtürmeli, yaz ayı başlangıcında rutin doktor muayenelerini yaptırılmalıdır. Tansiyon düşme problemi sıklıkla hissediliyorsa, vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

    Sıcakta inme riski yüksek

    Sıcak havalar, özellikle 50 yaşın üzerindeki yüksek tansiyon hastalarında beyin kanaması riskini de artırmaktadır. Sıcakla birlikte artan vücut ısısı; özellikle sinir hasarının eşlik ettiği diyabetik hastalarda, idrar söktürücü tansiyon düşürücü ilaç alanlarda ve yeterince sıvı tüketmeyen hastalarda tansiyonun ciddi oranda düşmesine neden olabilir.

    Sıcak hava zehirlenmeleri artırabilir

    Hijyen kurallarına dikkat edilmeden yapılan yemekler, iyi yıkanmayan sebze ve meyveler, bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabilir. Sıcak havalarda bağırsak enfeksiyonlarına sebep olabilen bakteriler yiyeceklerde daha kolay üremektedirler. Bir yemek üstüne konan sineğin bıraktığı bakteri bile üreyerek hastalığa yol açabilir. Bu nedenle sıcaklara bağlı olarak yazın daha çok besin zehirlenmesi, yaz ve seyahat ishalleri görülebilir.

    Yazın sağlıklı kalmak için öneriler…

    • Yüksek ateş durumunda antibiyotik yerine ateş düşürücü kullanılmalıdır.

    • El ayak şişmelerine soğuk uygulamadı yapılarak ödem azaltılabilir.

    • Klimalar ideal ısı 23-24 derece, nispi nem yüzde 40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmalıdır.

    • Şeker hastaları yanlarında mutlaka “şeker” taşımalıdır.

    • Sıcak havalarda ek vitamin alınmasına gerek yoktur. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile vitaminler mutlaka doğal besinler yoluyla alınmalıdır.

    • Dehidrasyon yani sıvı kaybına karşı su, her saat başı bir bardak tüketilmelidir. Kalp hastaları soğuk su içmemelidir.

    • Sıcak havalarda serinletici gibi gelse de, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Su dışında tüketilebilecek en masum içecekler, ayran ve limonatadır.

    • Mentollü sakızlar da sıcaklarda ferahlık verebilir.

    • Ağır, salçalı yemekler yerine sebzelerle yapılmış, zeytinyağlı yemekler tercih edilmelidir.

    • Spor, havanın serinlediği akşam saatlerinde ya da güneş ışığının dik gelmediği sabahın erken saatlerinde yapılmalıdır.

    • Zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 arasında dışarıya çıkılmamalıdır.

    • Ayaklarda mantar oluşumunu engellemek için ayakkabılar çorapsız giyilmemelidir.

    • Serinlemek için soğuk yerine ılık su ile duş alınmalıdır.

  • Yaz yorgunluğu

    Yaz deyince tabii aklımıza hemen güneş, deniz, seyehat gibi güzellikler geliyor ama ama madalyonun digger yüzünde de aşırı sıcaklar, yorgunluk, infeksiyon ve kaza riskleri var.

    Zayıflama Diyetleri:
    Yaz aylarının risklerinden biri de plajlara hazırlık için sezon yaklaştığında uygulanan hızlı dengesiz zayıflama diyetleridir. Çoğu zaman telaşla ve bilinçsiz yapılan bu diyetler iel kas dokusu kaybı olmakta, vitamin mineral noksanlıkları gelişmekte bunlarda yorgunluk, kas eklem ağrıları kramplar ile sonuçlanmaktadır.

    Aşırı sıcaklar
    Aşırı sıcaklarda kalp damar hastalıkları bakımından risk artar, tansiyon yüksekliği olur, basınca karşı çalışan kalp çabuk yorulur yorgunluk baş göstermeye başlar. Sıvı ihtiyacı karşılanmazsa idrar miktarı azalır, üre birikmeye başlar yorgunluk ve kas ağrıları oluşur.

    Biyolojik Ritim
    KIştan yaza geçmek vücut için biyolojik ritim değişikliğidir ayrıca yaz günlerinde geceleri daha fazla dışarıda kalma , eğlence seyahat gibi nedenler ile de gece ve gündüz ritimlerinin değişmesi vücut için stress kaynağıdır. Sınırda hormonal dengelere sahip bireylerde adaptasyon güçlüğü olabilir ki bu da yorgunluk, tansiyon düşüklüğü kas ağrıları ile sonuçlanabilir.

    Isı değişimi:
    Nosiseptör denilen ağrı reseptorleri en fazla mukozalarda , cilt altı dokuda bulunur, ısı ve iklim değişimlerinden harekete geçer, havadaki elektrik yükünün değişmesinden etkilenir ve daha fazla ağrı hissederiz. Kıştan yaza geçişte havadaki iyon dengesindeki değişiklik daha fazla yorgunluk ve ağrı hissetmemizin nedeni olabilir.

    Terleme:
    Yaz dönemi klasiklerinden biri de terlemedir Vücut ısı kontrolu için bolca terler. Terin vücutta kuruması halinde kas ağrıları tetiklenebilir, ter emen pamuklu giysiler kullanılmalı , naylon oranı yüksek giysiler kullanmamalıdır. Ayrıca aşırı terleme ile mineral eksiklikleri olabilir ki bu da yorgunluk nedenlerinden biridir Uygun beslenme ve destek ürünler ile karşılanmalıdır. Sıvı ihtiyacını karşılamak için hijyenik olmayan su kaynaklarının kullanılma olasılığı yaz döneminde fazladır bu durum da yaz ishalleri ile sonuçlanır.

    Anksiete -Stres
    Yaz döneminin önemli özelliklerinden olan tatilin zamnında iyi planlanmaması, son ana bırakılması gerginlik ve strese yol açabilir. Böyle bir tatilin hem öncesinde hem de sonrasında gerginlikler yaşanabilir. Kurumsal çalışanlar için yaz döneminde izinde olan personelin işini digger personeller yapmak durumunda kalır, görevde olanlar için iş temposunda artış olabilir bu süreci de yöneticilerin iyi planlaması gerekir. Aksi halde fiziksel ve psikolojik yorgunlauğa yol açabilir.

    YAZIN HİSSETTİĞİMİZ YORGUNLUĞUN KİLO İLE İLİŞKİSİ VAR MIDIR? KİLO ARTTIKÇA DAHA MI YORGUN HİSSEDER KİŞİ KENDİNİ?

    Vücut ağırlığı ile yorgunluk arasında birliktelik sıktır. Beden kitle indeksi 24 ün üzerinde olan her ağırlık vücut için bir yüktür ve bu yük ne kadar fazla ise yorgunluk o kadar fazladır. İdeal kilomuzdan 10 kilo fazla olduğumuzu düşünelim hergün her an yanımızda 10 litrelik bir su bidonu taşıyor gibiyiz , bunun bizi ne kadar yormuş olabileceğini tahayyül ediniz. Başta kalp ve kas iskelet sistemi bu durumdan hiç hoşnut olmayacaktır.
    Ayrıca kilo fazlalığı şeker hastalığını, en azından insulin direncini davet eder. İnsülin direnci kanda insulin fazlalığı anlamına gelir. Vücut şekeri kontrol edebilmek için fazla insulin salgılamak zorunda kalır. İnsülin fazlalığı şekeri kontrol eder fakat kan şekeri düşmelerine yol açar , tekrar tatlı yeme ihtiyacı doğar , sonuçta kan şekeri tekrar yükselir , ardından insulin yükselir, kan şekeri düşer …… bu dalgalanmalar uyku hali yorgunluk ve kilo almaya , karaciğer yağlanmasına yol açar.
    İnsülin direncinde kan şekeri düşmesi ile insülinin zıddı olan hormonlar artar bu da çarpıntı ve aşırı terleme ile sonlanır. Tuz dengesi bozulur ve çarpıntılar ile kalp daha çabuk yorulur yetmezlik süreci hızlanır. Her iki durum da yorgunluğu arttırır.
    Ayrıca kanda insulin fazlalığı bulunması potasyum, magnezyum gibi elementlerin hücre içine girmesine yol açar böylece kandaki miktasrları azalır. Halbuki bu mineraller kalp , solunum ve diger çizgili kasların optimal çalışmasını temin eder

    YAZ YORGUNLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN NE YAPMALI?
    – Güneşlenmeyi abartmayın
    – Sık sık ılık-soğuk duş alın
    – Uzun süre klimalı ortamda durmayın
    – Spor yapın
    – Bol su tüketin
    – Alkol ve sigaradan uzak durum
    – Bol sebze – meyve yiyin
    – Stres eşiğinizi aşmayın

    Güneşte kalın ama abartmayın: Yazın en önemli özelliklerinden biri daha fazla güneşe maruz kalmaktır. Hiç şüphesiz bunun d vitamini sentezlenmesi, sıcağa duyarlı mikroorganizmaların yok edilmesi, psikolojimiz üzerine pozitif etki gibi faydaları vardır Ancak cilt kanserlerinin de %80 inin güneşe fazla maruz kalan bireylerde olduğunu hatırda tutmak gerekir. Özellikle Saat 1100- 1500 arası güneş ışınlarının dik olduğu ve zararlarının daha fazla olduğu zaman dilimidir. Güneş koruyucu kremler, güneş ışığını daha az geçiren iyi kumaştan giysiler, gözlük, şapka kullanılması ihmal edilmemelidir.

    Sık duş alın : özellikle soğuk su ile duş almanın bir çok faydaları bildirilmiştir. Bunlardan bazıları : bağışıklık sisteminin uyarılması, kan dolaşımı ve lenf dolaşımının uyarılması, enerji üretiminin artması, ısı üretimi çabası sırasında yağların yakılması ve kilo kaybı , hormon salınımının artması dır. Sıcaktan ani olarak soğuk duşa geçmek zor olabilir, ılıktan soğuğa geçmek şeklinde uygulanmalıdır.

    Klimadan uzak durun: İlk planda çok faydalıymış gibi görünen klimanın bir çok zararları vardır. Dikkatli kullanılması gerekir. Allerjik reaksiyonu tetikleyebilir, gribi alevlendirebilir, baş ağrısı ve kas spazmalarına yol açabilir ve belkide en önemlisi içinde bulunma ihtimali yüksek olan legionella gibi mikroorganizmaları ortama püskürtmek süretiyle solunum yolları infeksiyonları gelişmesine yol açabilir.

    Spor/egzersiz yapın: Egzersiz vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin düzeyini yükselterek yorgunluk ve anksieteyi azaltır. Aerobik egzersiz kişinin kendine olan güvenini arttırarak daha iyi , genç hissetmesini sağlar. Düzenli yapıldığında kas gücü efor kapasitesi artar. Egzersizin aşamalı olarak arttırılarak yapılmasının kronik yorgunlukta kanıtlanmış tedavi değeri vardır. Günde 5-10 dk ile başlayıp haftada enaz 150 dk ya kadar arttırılmalıdır. Planlı programlı egzersiz zamanı olabileceği gibi yoğun çalışan bireylerin günlük etkinlikleri arasına serpiştireceği aktiviteler şeklinde de olabilir. Ancak yorgunluktan kurtulmak isteniyorsa “zaman yok” mazeretine sığınılmamalıdır

    Bol su tüketin : Özellikle yaz aylarında sıvı kaybı olmaktadır Günlük ihtiyaç olan 1.5-2 litrenin de üzerinde su tüketini gerekli olabilir. Yeterli sıvı tüketilmesi ile kan basıncının optimal düzeyde idamesi ve üre gibi toksik maddelerin idrar yoluyla atılması sağlanmış olur. Ancak kalp ve böbrek hastalığı olanların tüketebilecekleri su miktarları doktorlarının tavsiyesine göre olmalıdır. Fazla su bu bireylerde ödeme ve yorgunluğa yol açabilir.

    Alkol ve sigaradan uzak durun: En önemli toksik madde alkoldür. Kalp, kaslar ve karaciğer üzerine başta olmak üzere bir çok dokulara toksik etkisi vardır. Bu organlarda yaptığı hasar ile en hafif şekliyle yorgunluk ile daha ağır şekliyle organ yetmezliği ile sonlanır. Sigara hem oksijenlenmenin azalmasına hem de yüzlerce kanserojen madde nedeni ile kanser gelişimine , endotel hasarı ile de damar sertliği ve hızlanmış ateroskleroza yol açar . Bu patolojik süreçlerinde herbirinde yorgunluk ilk olarak gözlenen yakınmadır. Alkol ve sigarayı bırakmak da yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir.

    Bol sebze ve meyve tüketin: Günde en az beş defa sebze ve / veya meyva tüketmeye çalışın . Vitamin ve mineral ihtiyacı karşılanmış , kilo alımının önüne geçilmiş olur, insülin direnci ve karaciğer yağlanması gelişmez. Maddi olanaklara ve mevsime göre bu alımı şekillendirmek mümkündür. Beş farklı meyve ve sebze anlamına gelmiyor , bir iki çeşit bile olsa beş ayrı zamanda alınması önerilmektedir. Mümkün olduğu kadar taze ve çiğ olarak tüketmeye bakın, fazla ısıya maruz bırakmaktan kaçının.

    Stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Hafif stres olması hayatın tuzu biberidir ancak patolojik boyuta varmaması gerekir. Herşeyi kontrol etmenin , insanın gücünü aşan bir şey olduğunu anlamalı, evde işte yaşanılan ortamda güven ortamını geliştirmeli ve her aşamada sorumluluklar paylaşılmalıdır. Ajanda kullanmayı alışkanlık haline getirmeli , zaman planlaması yapmalı . Başkasının aramasını beklemeden arkadaşlar, aile üyeleri ve yakın akrabalar aranmalı hal hatır sorulmalıdır. Beynimizi zaman zaman adeta formatlamalı, kullanılmayan bilgiler silinmeli, gereksiz yere kaygı gerginlik oluşturan hatalı düşünceler silinmeye çalışılmalı ya da üzerine giderek çözümlenmeli sağlıklı düşünce haline dönüştürülmelidir. Kendi isteklerimizin gerçekleşmesini istiyorsak başkalarının da isteklerini gerçekleştirmesine yardımcı olmamız gerektiği unutulmamalı ve nihayet ırmağın karşısına geçmek istiyorsak ırmağın kesilmesini beklemek olmaz, o hep akmaya devam edecektir, uygun bir vasıtayla karşıya geçmeliyiz.

    Uyku ritminizi bozmayınız : uyku ritmine dikkat etmek gerekir. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklastırmak, hosa giden konuları düsünmek veya hoslandıgınız bir filmi seyretmek, düzenli bir uykuyu saglayabilir.Vücudumuzun da gece ve gündüze göre ayrı faaliyet gösteren biyolojik, hormonal ve enzimatik ritmi vardır. Dolayısıyla geceyi gece gündüzü de gündüz gibi yaşamamız gerekir. Huzursuz, az ve kalitesiz uykuyla geçen geceden sonraki gün zinde olmak güçtür.

    Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, saglıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır.
    Ayrıca mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilir.

    YAZIN ÖZELLİKLE ALINMASI GEREKEN VİTAMİNLER NELERDİR? DOĞAL YOLLARDAN VEYA TABLET OLARAK…

    Halsizlik, ruhsal veya fiziksel yorgunluk ile karakterize düşük enerji halidir. Gün boyu tükettiğimiz gıdalar vücudumuz tarafından işlenerek günlük faaliyetlerin yerine getirilebilmesi için gereken enerjiye dönüştürülür. Yetersiz beslenme ise bu enerjinin tam olarak sağlanamamasına ve halsizliğe yol açabilir. Doğru gıdaları tüketerek enerjinizi arttırabilir ve halsizlikten kurtulabilirsiniz.
    Protein: Protein kaslar için gereken enerjinin ana kaynağıdır. Yüksek protein içeren ve “tirozin” bakımından zengin gıdalar norepinefrin ve dopamin üretimini arttırarak motivasyon ve uyanıklık sağlar. Ancak sığır eti ve yumurta gibi protein kaynaklarının sık tüketimi kötü kolesterol seviyelerini yükseltebileceğinden, yarardan çok zarar verebilir. Bunun yerine protein kaynağı olarak derisiz tavuk eti, balık, fasulye gibi alternatif besinleri kullanabilirsiniz.
    Yoğurt: Sindirimi kolay olan yoğurt iyi bir protein kaynağı olmasının yanı sıra sindirimi kolaylaştıran “iyi” bakteriler olan probiyotik bakımından da zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirirken kronik yorgunluğa iyi gelebilir.
    Kompleks Karbonhidratlar: Kompleks karbonhidratlar vücudun birincil enerji kaynağıdır. Yeterli miktarda enerji için nişastalı gıdalar, sebze ve meyve, kepekli tahıllar yiyebilirsiniz. Ayrıca uyku alışkanlıklarını düzenleyen ve ruh halini geliştiren serotonin bakımından zengin olan kompleks karbonhidrat içeren gıdalar kan şekeri seviyesinin korunmasına da yardımcı olur.
    Su: Su teknik olarak “yiyecekler” kategorisinde yer almasa da enerji ve kronik yorgunlukla savaşınızda en büyük yardımcınızdır. Yorgunluk vücudun susuz kaldığının ana göstergesidir. Gün boyu hiç bir fiziksel aktivitede bulunmasanız bile terleme yoluyla su kaybedersiniz. Bu suyu yerine koymak için 8 bardak su içmeye özen gösterin. Sade suyun dışında kafein içermeyen bitki çayları, saf meyve suları ve elektrolit takviyesi sağlayan içeceklerden faydalanabilirsiniz.
    Demir: Demir eksikliği anemisinin belirtileri arasında kronik yorgunluk bulunmaktadır. Bazen demir eksikliği yetersiz beslenme sonucu geçici olarak da yaşanabilir. Demir eksikliğinde kandaki oksijen azalarak organlara oksijen akışı sekteye uğrar ve bunun sonucunda halsizlik görülür. Demir bakımından zengin et, balık ve yeşil yapraklı sebzeler yiyerek bunu engelleyebilirsiniz.
    Her sabah mutlaka kahvaltı edin ve kahvaltı listenizde kompleks karbonhidratlar içeren yulaf ezmesi gibi gıdalar tüketin. İçecek olarak bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içebilirsiniz.
    İşlenmiş, fast-food gıdalardan uzak durun. Bu tip gıdaların besin değerleri genelde düşüktür. Ayrıca kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak ani yorgunluk ve halsizliğe yol açabilirler.
    Öğle yemeklerinde mutlaka protein içeren bir besin tüketin. Bu saatlerde alınacak protein günün geri kalanında daha dinç olmanızı sağlayacaktır. Tavuk eti, balık, fasulye gibi protein kaynaklarını kullanabilirsiniz.
    Kahve içmek geçici bir enerji verebilir ancak kafein etkisini kaybettikten sonraki halsizlik daha şiddetli olacağından kafein tüketimini kontrol altında tutun.

    Vitaminler
    C ve B grubu vitaminler yorgunluğu azaltır. Bunları içeren gıdaların doğrudan alınması en doğru olanıdır. C Vitamini içeren turunçgiller, B vitamininden zengin tahıllar, hayvansal gıdalar, kompleks karbonhidratlar yorgunluk ile mücadelede önemlidir.
    Ginko biloba: Ginko bitkisinin ekstresinden elde edilir. Yorgunluk giderici etkisi vardır. 50 mg lık tabletleri kullanılır
    Koenzim Q10. Yorgunluğu önleme , gidermede enerji verici. Kalp kasları üzerine yararlı, Hücrelerin enerji üretme kapasitesini arttırır. 150- 300 mg günlük dozları
    Magnezyum: Hücrelerin fizyolojik yaşlanmasını geciktirir, stress baş ağrılarını azaltır,sinir sistemi ve kas gerginliğinde rahatlama sağlar, alkol gibi toksik maddelerin hücreye zararını azaltır

    Enerji üretimiyle ilgili suda çözünen vitaminler :
    Tiamin
    Riboflavin
    Niasin
    Piridoksin
    Pantotenikasid
    Hematopoetik suda çözünen vitaminler
    Folik asid
    Vitamin B12

    B1: Thiamin
    Kuşkonmaz, yer fıstığı, bira mayası, esmer pirinç (beyazda bu vitamin kalmaz), kuru fasulye, kuzu karaciğeri, yulaf unu, ayçiçeği çekirdeği, buğday özü, rafine olmayan buğday unundan ekmek, bezelye, yumurta sarısı, ceviz
    Karbonhidratlardan enerji oluşumu, Vücutta hemoglobinin düzenlenmesi, Sinir sisteminin uygun faaliyeti için gereklidir

    B2 Riboflavin
    CHO, Protein ve yağların kullanımında, Enerji metabolizmasında rolü vardır.
    Süt, yoğurt, peynir
    Karaciğer, yağsız et
    Yapraklı sebzeler, baklagiller
    Maya ve hububat

    B3. Niasin
    Karaciğer, bira ve ekmek mayalarında, buğday kepeği, peynir, et, havuç ve domates gibi gıdalarda bulunur.
    Proteinler, yağlar ve karbonhidratların parçalanarak kullanılmasına yardım eder. Cildin, dilin, dişetlerinin, sindirim sisteminin sağlığını korur. Öbür B vitaminleriyle birlikte çok yararlıdır.
    Niasinin fazla kulanılması Çabuk yorulma, Kas glikojen depolarında boşalmayı hızlandırır.

    B5Pantoteik asit
    Koenzimformunda karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sentezinde, parçalanmasında ve enerji elde edilmesinde rol oynarlar. Kolesterol ve değişik adrenalin hormonlarının yapımında, sinir sisteminin kimyasal maddesi olan asetilkolin’ in formasyonu için gereklidir.
    Balık,Tavuk,Yumurta,Peynir,Fasulye,Tüm tahıllar,Hububatlar,Karnıvahar,Bezelye,,Avakado
    Patates,Mısır,Kuruyemişler,Dana eti
    Yetersizliğinde; Alerji, Doğumsal bozukluklar zihinsel yorgunluk,Baş ağrısı, Kramplar

    B6 Pridoksin
    Bağışıklık sistemini güçlendirir, uyku düzenimizi, ruh durumumuzu etkileyen hormon olan serotonini arttırır
    Karbonhidratlardan enerji oluşumuna yardımcı
    Hemoglobin (Hb) ve oksidatif enzimlerin düzenlenmesinde
    Sinir sistemi faaliyeti için yardımcı

    muz, avakado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta,
    balık ve bütün hububatlar ıspanak, kepekli ekmek, kuruyemiş

    B7 Biotin
    Kaynakları: En çok yumurta sarısında,Karaciğer,Süt,Böbrek,Maya,
    Eksikliğinde;dermatitler,kas ağrıları,iştahsızlık,anemi,Halsizlik,Saç dökülmesi

    B9 Vitamini-Folik asit
    Doğada en çok yeşil yapraklılarda ve karaciğerde bulunur.

    B12 Eksikliğinde;
    Yorgunluk
    Nefes darlığı
    Kilo kaybı
    Sinirsel problemler
    Unutkanlık
    Çarpıntı
    El ve ayaklarda karıncalanma
    Genelde enjeksiyon yolu kullanılır
    Neden eksiklik oluşur?
    •Aşırı oranda alkol tüketimi
    •Yeteri kadar tüketilmeme
    •Bazı ilaçların uzun süre kullanımı
    •Emilim bozukluğu

    C vitamini
    C vitamini en çok portakal, mandalina, greyfurt ve limon gibi turunçgillerde bulunur, maydanoz, kabak, karnabahar, domates, lahana, ıspanak ve kıvırcık salata, patates ve yeşil biberde bol miktarda bulunan C vitamini tüm taze sebze ve meyvelerde de yeterli miktarda yer alır.Kuşburnu, kivi, çilek ve misket limonu da içinde C vitamini barındıran önemli besinlerdendir.

  • Çocuk ve gençlerde bilgisayar ve telefon bağımlılığı için yaz aylarında neler yapılabilir?

    Büyük şehirlerde okul ve ev arasında yaşayan çocuklarda sosyalleşmekte sorunlar çıkabiliyor. Bu durum, kendini eve kapama ve aşırı bilgisayar başında vakit geçirme şeklinde gösterebilmektedir. Aileler de iş güç arasında bu durumu geç fark edebiliyorlar. Bu çocuklar, çok konuşmayan, yazılı anlatımları bir nebze iyi olsa dahi derse katılmayan çocuklar. Özellikle çocuk küçükken, anne ev işlerini yaparken ya da çocuğa yemek yedirirken kolay geldiği için çocuğun eline bir tablet veya telefon verir. Bu davranış kısa süreliğine annenin işini çözer ancak uzun vadede çocuk tablet ve ekran dışında hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Benzer şekilde, saatlerce çizgi film izletmek de aynı sonuçları doğurur.

    Günümüzde, televizyon ve bilgisayar başından kalkamayan milyonlarca genç ve yetişkin, psikolojik ve obezite gibi fizyolojik sorunlarla boğuşmaktadırlar. Aileler sorunları fark ettiğinde, çocuklar genellikle bağımlı hale gelmiş oluyorlar. Bu kişiler, ekranı bırakamama, bıraktırmaya çalışınca aşırı tepkiler verme gibi, bazı bağımlılık belirtileri göstermeye başlarlar. Ekran bağımlılığından dolayı okul, iş ve sosyal ilişkilerinin bozulması gibi sonuçlar ortaya çıkar.

    Aileler, bir nebze rahatladıkları yaz aylarında, çocuklarında görülen bu bağımlılık sorunlarını azaltmak için bir fırsata sahip olurlar. Özellikle çocuk ve genç tatildeyken, anne ve baba da işlerdeki yoğunluğun azalmasıyla sorunların çözümü için uygun zemin yakalamış olurlar. Özellikle çocuk ve ergenin, tablet ve bilgisayar başında en çok vakit geçirdiği saatlerde onları oyalayacak aktivitelerde bulunulmalıdır. Spor ve yaz okulları için ısrar edilmeli, konuşularak ikna edilmelidirler. Ebeveynler etkili vakit geçirerek çocuklarıyla sohbet etmeli onların ilgisini çekecek konu ve aktiviteler bulmalıdır. Öncelikle çocuklarıyla eğlenmeyi kendileri öğrenmelidir, bu konuda danışmanlardan yardım almalıdır.

    Çocuk ve gençlerin aileden ayrı, gençlik kampları gibi yerlere gönderilmeleri de olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bilgisayar başında iyice asosyalleşen çocuklar, okullarda da bu durumu sürdürerek sınıftan çıkmaz halde, tabletleriyle oynayarak vakit geçirmektedirler. Teneffüs kavramı iyice azalmış olup, oyunlar ortadan kalkmıştır. Bu çocuklar, artık birbirleriyle konuşmayan asosyal bireyler haline gelmişlerdir. Bu yaz kampları, koçlar önderliğinde grup olmayı, grup halinde çalışmayı, çocuk ve gençlere öğretmek için ideal yerlerdir. Bu yalnız yaşam, gençleri iyice egoistleştirmiş, grup olma ve grup için çalışma alışkanlıklarını zayıflatmıştır. Ayrıca eğitim öğretim sistemimizde de eğitimden uzaklaşılmış, öğretim kısmı ağır basar olmuştur. Artık her okul sınav başarısı odaklı çalışmaya başlamıştır. Veliler de bu yönde eğilim göstermektedir. Bu durum, çocukların sosyal zekâsını bastırarak sosyalleşmelerini zorlaştırmaktadır. Yaz aylarını fırsat bilerek çocuk ve gençleri arkadaş edinebilecekleri ortamlara yönlendirmeliyiz. Spor faaliyetlerini arttırmalı ve tatile giderken veya sosyal faaliyetler esnasında, tablet ve bilgisayarını yanına almasını engellemeliyiz. Şunu unutmayalım ki, çocukların okullarındaki başarısı ne kadar iyi olursa olsun, bu başarı, ancak sosyalleşme ile bir anlam kazanacaktır.

  • Hiperaktif bir çocuğun hiperaktif yaz etkinlikleri

    Aşırı hareketli bir çocuğu – hele bir de risk almaktan hiçbir şekilde kaçınmayan bir yapıya sahipse – bütün yaz boyu eve kapatmak, kaza yapmasın, başına bir şey gelmesin diye ev hapsinde tutmak çok da gerçekçi değildir. Çocuğun kontrol edilemez, bitip tükenmez enerjisini anlamlı bir şekilde kullanması için fırsatlar yaratmak, erişkinlere düşen görevler olarak düşünülebilir.

    Hiperaktif bir çocuğun yaz programında ki riskler nelerdir?

    – Hiperaktif çocuklar için yaz tatilleri en az okul zamanı kadar önemlidir.Bilindiği gibi aşırı hareketli olma, sonunu düşünmeden alelacele harekete geçme ve geçmiş hatalardan ders almama gibi sorunlar yaşarlar. Bu belirtilere sahip hiperaktif çocukların serbestçe oyun oynanan veya bisiklete gezilen yaz aylarında diğer çocuklardan çok daha fazla kazaya uğrama riskleri vardır.

    -Özellikle bisiklet kazaları pek çok hiperaktif çocuğun ciddi biçimde yaralanmasına neden olmaktadır.

    – Hiperaktif çocukların yazın devam eden en önemli sorunlarından bir tanesi de akran ilişkileridir.

    – Hiperaktif çocuklar hep önde olma, hep kendisinin kazanmasını isteme ve oyunda kurallara uymama gibi nedenlerle kendi akranlarından çok ya kendisini idare edebilecek kadar büyüklerle ya da kendisinin tamamen kontrol edebileceği kadar küçüklerle arkadaşlık edebilirler.

    -Hiperaktif çocukları şiddetten korumak yaz aylarında da önemlidir. Anne babalar ne kadar dövmemeye çalışsalar da; hiperaktif çocukların dur durak bilmeden koşuşturması veya aşırı derecede tutturması gibi nedenler anne babaların şiddet uygulamasına neden olmaktadır. Anne baba daha sonra çok pişman olsa da çocuğa uygulanan şiddet önemli psikiyatrik sorunlara neden olabilir.

    Hiperaktif çocuğun hiperaktif yaz programında neler olmalıdır?

    Dış mekan gezileri:

    Doğa yürüyüşleri, kamp kurmalar, fiziksel aktiviteler hiperaktif çocukların öğrenme kapasitelerini artırabileceği gibi; beynin sürekli zinde kalmasını sağlayan aktivileter olarak da düşünülebilir.

    Fiziksel aktiviteler:

    Fiziksel egzersizler öğrenmeyi yüksek oranda artırır. Vücudun aktif hale gelmesi beynin öğrenme isteğini artırıcı bir etkiye sahiptir. Yapılanmış veya yarı yapılandırılmış oyunlar çocuğun kendine olan güvenini artıracağı gibi öğrenme kapasitesini de artırır.

    Sonuç olarak eğer bir hiperaktif bir çocuk söz konusuysa; yaz etkinliklerinin çok iyi planlamış olması gerekmektedir. Bütün bu planlamalar olmasına rağmen hiperaktif bir çocuktaki

    * Kaza riskindeki artış

    * Arkadaş ilişkilerindeki bozukluk

    * Akademik yaşantıdaki gerilemeler

    nedeniyle çocukların yaz aylarında da tedavilerinin devam etmesi mutlaka gerekli ve unutulmaması gereken bir durumdur.

  • Yaz tatili ve sınav

    Çocuklar yaz tatilini iple çeker. Bu yüzden de, eğitim yılının son dönemlerinde, havalar ısındıkça okullar tatil olmasa bile onlar zihinlerinde tatile girerler. Özellikle dikkat eksikliği, hiperaktivitesi ve davranım bozukluğu olan çocuklar sınıfta durmakta daha da zorlanır. Depresyonu olan çocuklarda hastalıkta artma yaşanabilir.

    Bu gibi durumlarda aileler son sınavlar için çocukları ve gençleri motive etmekte zorlanırlar. Özellikle önlem almanın gerekebildiği çocuk ve gençle anlaşmalar yaparak, dışarıda geçireceği vakitle ders çalışacağı vakitler ayarlanabilir. Kendi başına ders çalışmayan çocuklara özel öğretmen ve etüt ayarlanabilir. Küçük hedefler ve hediyeler vaat ederek motivasyonları arttırılabilir.

    Ayrıca ailece yapılan günlük geziler, eğlenceli faaliyetler, arkadaşlarıyla beraber çalışması gibi çözümler sorunu azaltabilir.

    Özellikle üniversite sınavının 2. aşaması YGS, bu döneme denk gelir. Sınava uzun süredir hazırlanan ve daha önce stresli LGS sınavına girmiş gençler, ne yazık ki yorgun olurlar. Bu yorgunluk da YGS’ye yakın, altın değerindeki vakitlerini iyi değerlendirememelerine neden olur. Son dönemlerde ders çalışmayı bıran, yoğun sınav kaygısı yaşayan gençler gördüm. Bu dönemde gence sadece ders çalış demenin yetmeyeceğini, zihinsel yorgunluğunu geçirecek küçük faaliyetler, gerekirse terapilerin faydalı olacağını söylemeliyim.

    Bütün bu dönemi verimli geçiren çocuk ve gencin yaz tatilini daha olumlu geçirmesi daha çok eğlenmesi mümkün olacaktır. YGS sınavında istediği üniversiteyi kazanan gencin yaz tatili şüphesiz ki hayatındaki en güzel tatil olacak, tatilin keyfini çıkaracaktır. Ama amaçlarına ulaşamayan genç, hem tatilden zevk alamayacak hem de bir sene daha ders çalışması gerekmesinin ağırlığını yaşayacaktır.

    Bu nedenle yaz tatili yaklaşırken çocuklara ve gençlere ‘bir ara gazı vermek’ motivasyonlarını yükseltmek gerekir. Anne babalar çocuklarını iyi takip ederek, maksimum moral motivasyon desteğinde bulunarak ve gerekliyse uzman yardımıyla dönemi minimum hasarla atlatabilirler.

  • Yaz hastalıkları

    Yaz geldi tatilin tadını çıkaralım derken yaz hastalıklarına yakalanmayalım.. Güneş çarpması, gıda zehirlenmesi, yaz ishali, böcek sokması ve temiz olmayan havuz suyundan kaynaklı göz ve kulak enfesiyonları yaz aylarında sıkça karşılaşılan rahatsızlıklardır.

    Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak güneş çarpması ve güneş yanıklarına neden olabilir. Güneş çarpması baş ağrısı, bilinç değişiklikleri, bayılma şeklinde de kendini gösterebilir. Böyle bir durumda bilinci yerindeyse çocuğa bol sıvı verilerek, elbiselerin derhal çıkartılması ve soğuk bir ortam oluşturulması gerekir. Ayrıca, çocuklar ılık duşa sokularak rahatlatılabilir. 40 dereceyi bulan bir ateş söz konusu olduğunda doktora başvurulmalıdır.

    Güneş ışınlarından korunmak için sadece şemsiye altında veya gölgede bulunmak yeterli olmaz. Ultraviyole ışınları, özellikle bir yaşın altındaki bebeklerin cildini olumsuz etkiler. Tekrarlayan güneş yanıkları da cilt kanserine neden olabilir. Bu nedenle özellikle küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkarılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka bebeklere yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekir.

    Yaz aylarında tükettiğimiz gıdaya da dikkat etmek gerekir. Tavuk, balık ve süt ürünleri gibi özellikle de sıcak ortamda çabuk bozulan ürünler alındıktan kısa bir süre sonra tüketilmelidir. Besin zehirlenmesine neden olan bir diğer etken ise tüketilen gıdaların yeterince iyi yıkanmamasından kaynaklanır. Bu nedenle sebze ve meyveleri çocuğa vermeden önce iyi yıkandığından emin olmak gerekir. Çocukların keyifle vakit geçirdiği havuzlar da dikkat edilmezse sağlık sorunlarına yol açabilir. Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzlar göz ve kulak enfeksiyonlarına neden olabilir.

    Bu nedenle özellikle çocuklar için havuz yerine deniz tercih edilmelidir. Yaz aylarında böcek, kene, akrep sokmalarına da rastlanır. Özellikle piknik alanlarında meydana gelen böcek sokması alerjik bünyelerde istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Böcek sokmalarında ilk müdahale ısırılan bölgeye soğuk kompres ve buz uygulamak, iğne varsa uzaklaştırmaya çalışmak olmalıdır. Arı sokmasında ise alerjik bünyelerde şok tablosu gelişebilir acil tıbbi müdahale gereksinimi doğabilir. Aynı zamanda akrep gibi zehirli böceklerde de acil müdahale gerekebilir. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kurumuna başvurmak gerekir.

  • Okul Heyecanı

    Okul Heyecanı

    Uzun bir tatilin ardından, Pazartesi günü okullar açılıyor. Yani yarın…

    Ben de çocuğunu ilk kez ilkokula gönderen bir anne olarak, her anne baba gibi tatlı bir heyecan içindeyim. Çocuğum okuma yazmayı öğrenecek, yıllardır kendisine okuduğum “Kırmızı başlıklı kız” hikayesini kendisi okuyabilecek. Sanki anaokulu şaka gibiydi de, bu gerçek. Artık, yaşamın sorumlulukları ve zorluklarını üzerine alma vakti geldi gibi. Büyüdü gibi sanki küçük kızım… Artık yıllar göz açıp kapayana kadar hızlıca geçecek ve bir de bakmışım ki üniversiteye başlamış. Böylesine bir duygusal heyecan işte…

    Güzel bir yıl olmasını ümit ediyorum; biz anne babalar, sevgili çocuklarımız ve değerli öğretmenlerimiz için. Hem duygularımı paylaşmak hem de anne babalar olarak nelere dikkat edelim ki, her şey en güzel haliyle yaşanabilsin diye yazma ihtiyacındayım bu yazımı. Sorunlar olacaktır elbette. Ancak bu sorunların çoğu; öğretmen, okul ve aile iş birliği ile kolayca çözülebilir türden olacaktır. Bir de sizinle paylaşacağım bazı ayrıntılara dikkat edersek, belki bu sorunlar ortaya çıkmadan önleme imkanı elde etmiş olacağız.

    Biz anne babalar olarak çocuklarımız üzerinde çok fazla etkiliyiz. Bunun öncelikle farkında olmamıza ihtiyaç var. Kendi kaygılarımızı aynen aktarıyoruz çocuklarımıza. “Ben hiç kaygılarımı belli etmiyorum” desek de, bu mümkün değil. Söylediğimiz her söz, gözlerimizdeki her bakış, yüz ifademizdeki her değişim çocuklarımızı etkiliyor. Bunu bilmeliyiz öncelikle.

    Ben kaygılı çocuk değil, kaygılı anne baba olduğunu görüyorum her zaman. Bu nedenle, bizim kendi kaygılarımızı azaltmak için nelere dikkat etmemiz gerektiğine bir bakalım:

    Özellikle 1. Sınıfa başlayan çocuklarımızın anne babaları olarak, çocuğumuzun çocukluğu bitti sanmayalım lütfen. O hala bir çocuk; oynamaya, koşmaya devam edecek. Bu onların ihtiyacı. Okul başladı diye, hayat bitmedi. Daha bugün bir anne ile görüşmemde temel sorunun bu olduğunu gördüm ve paylaştım.1. sınıfta en önemli husus, çocuğun okulu ve okumayı sevmesidir.Temel hedefimiz bu olmalıdır. Sayfalarca ödevin çocuğu bunaltmaktan başka bir etkisi yoktur. Küçük tekrarlar ve seviyesine uygun hikaye okumaları yeterli olacaktır.

    Okula yeni başlayan 1. sınıf çocuklarımızın anne-babaları olarak, çocuklarımızın kendine özgü özelliklerinin olduğunu, hazır bulunuşluklarının (kas gelişimi, zihinsel gelişim, duygusal gelişim) farklı olduğunu, her çocuğun vakti zamanının farklı olduğunu bilmemiz çok önemlidir. Çocuklarımızı sınıf arkadaşları ile karşılaştırmamak, abla- ağabeyleri ile karşılaştırmamak, onları örnek göstermemek çok önemlidir.

    Çocuğumuzu okula başlayacağına dair duygusal olarak hazırlanmalıyız. “Artık okul başlıyor, yaz tatilinden biraz daha farklı bir yaşam düzenimiz olacak. Daha erken yatıp daha erken kalkacağız. Bilgisayar-televizyon-tablet-telefona yaz tatilinden daha az zaman ayıracaksın. Bunları yine oynayacaksın, televizyon da izleyeceksin ama hem derslerini hem bunları nasıl planlayabiliriz?” diye birlikte zaman ve kurallar belirlenmelidir. Bu kurallar çok beklenmedik bir sorun olmadıkça bozulmamalıdır.

    Okul alışverişleri birlikte keyifle yapılmalı. Çocuğun heyecanına, mutluluğuna ortak olunmalıdır.

    Okulla ilgili neler hissettikleri, ne düşündükleri sorulmalı, sohbet edilmeli ve kaygılı çocuklar cesaretlendirilmelidir.

    Çocuğun gözü korkutulmamalı. ‘Bak yaramazlık yaparsan, öğretmenin kızar’ gibi… Öğretmeni hakkında olumsuz yorum hiçbir zaman yapılmamalıdır.

    Çocuğumuz çok abartılı beklentiler içine de sokulmamalı. ‘Çok eğleneceksin’, ‘Bir sürü arkadaşın olacak’ gibi…

    Yeni şeyler öğreneceği, arkadaşlar edineceği ve bunları kurallar doğrultusunda yapacağı anlatılmalı.

    Giyinmesi, çantasını taşıması, beslenmesi gibi sorumluluklar çocuğa verilmeli.

    Ödevleri savaşlara dönüştürmemeliyiz. Ödev, çocuğun sorumluluğudur, anne-babanın değil. ‘Ders çalış’, ‘Ödev yap’ denmemeli sürekli. Ödevini ve sorumluluklarını kendisi için değil, bizim için yaptıklarını sanmaları çok acı oluyor. Bu konuda kararlı ve istekli olmalıyız. Birkaç gün sabredip, üçüncü gün patlamak işe yarayan bir çözüm değil.

    Sınavlara hazırlanan öğrencileri yoğun bir yıl bekliyor. Onlara başarılar diliyorum. Sınavı yaşamın anlamı, tek çaresi olarak görmeyip iyi bir lise ya da üniversite için fırsat olarak değerlendirmeliler. Ailelerin beklentilerini çocuklarına göre yeniden değerlendirmeleri, baskıdan kaçınmaları gerekir.

    Çocuklarımızın dikkat etmeleri gereken şeyler; düzenli olarak her gün mutlaka çalışmaları, emeklerine güvenmeleri ve beklentilerinin emekleri doğrultusunda olması gerektiğidir.

    Anne babalar olarak,çocuklarımıza kolaylaştırıcı olalım, yönlendirici değil.Onların da duyguları, hayalleri, düşünceleri ve kendine özgü davranışları olmalı. Her davranışlarını bizim istediğimiz gibi yapmayacaklar. Ki yapmamalılar… Kendilerine yeten bireyler olabilmeleri, onları ne kadar erken yaştan birey olarak görmemize bağlı. Bize fikirlerini rahatlıkla söyleyebilmeliler, “Hayır” diyebilmeliler ki, dışarıda da bunu söyleyebilsinler.

    Çocuklarımızı bütün olarak görmeye, anlamaya çalışmalıyız;sadece davranışlarına odaklanmayalım.Duyguları, düşünceleri ve hayalleri var onların… “Kendisinin dışında neleri önemsiyor?” bunları anlaması için fırsat verelim. Çocuğumuzu sadece davranıştan ve sonuçtan ibaret görürsek; not, puan, başarı, sıralama odaklı oluruz. Akademik başarıya takılıp çocuklarımızın bütünlüğünü gözden kaçırmayalım. Her çocuk eşsiz ve özel. Onların ilgili ve yetenekli oldukları alanları bulmaya çalışıp destekleyebiliriz.

    Kendi gerçekleştiremediklerimizi onların gerçekleştirmeleri için hayatlarını esir almayalım. Hayat onların… Biz, bize verilen emanete sahip çıkalım yeter.

    Son olarak; kendimiz teknolojinin esiri olmak yerine, çocuklarımıza gerçekten anlamlı ve değerli zamanlar ayırmak, paylaşmak, anı biriktirmek en önemli detaylar. Çünkü ileride yaşlandığımızda, aklımızda kalan bunlar olacak…

    Değerli anne babalar, öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrencilerimiz, yeni eğitim öğretim yılının hepimiz için hayırla başlamasını ve sürmesini diliyorum. Sevgiyle…