Etiket: Yaşında

  • Çocuklarda dil gelişimi

    Çocuklarda dil gelişimi

    Dil yetenekleri iki kısma ayrılır: alıcı beceriler ve ifade becerileri . Doğumdan önce bile, fetus sesi algılar.. Hamile bayanlar, doğmamış çocuklarının ani yüksek sesler sonrası tekme attıklarını bildirmişlerdir. Yenidoğanın kalp hızı ve emme paternlerini yeni bir çevresel uyaran ile karşılaştığında değişir Yenidoğan özellikle insan sesine alışıktır ve yavaşça fısıldayan ana – baba sına doğru döner. Çocuk büyüdükçe seslere ilgisi devam eder ve 3-4 aylık olduğunda istemli olarak sesin kaynağına doğru döner.

    2-3 aylık olunca kendiliğinden müzikal sesler oluşturabilir. Bu anlatıcı sözel dil gelişiminde ilk adımdır. 6 aylıkken çocuklar isimlerine tepki verirler, ve yaklaşık 9 aylıkken sözel rutilelleri izleyebilen, örneğin ‘’ bay –bay’’ diyerek el sallayabilir veya ne kadar büyük olduklarını gösterebilirler. Algılayıcı dil, çocuğun gittikçe artan karmaşıklıkta emirleri anlamasıyla gösterilebilir , örneğin, yaklaşık 1 yaşından itibaren ‘’ topu at’’ gibi tek aşamalı emirleri anlayacaktır. ‘’Bana… göster’’ dendiği zaman iki resim arasında seçim yapabilmesi 18-24 aylık yaşlarda beklenir. 2 yaşındaki çocuk, cisimleri kullanıma göre tanımlayabilir.

    18-24. aydan sonra kelime kullanımı hızla artar, standart yapılar bebek konuşmasının yerini alır ve kelime çeşitlemeleri başlar.

    3 yaşında, tamlamalar ve zamirler kullanarak daha kompleks bir dil geliştirir Çocuk soru sorma yeteneğini geliştirir. 2,5 yaşında genellikle ‘’ne’’ diye sorarlar ve 3 yaşında en sıklıkla ‘’ niçin’’ diye sorarlar. 5 yaşında yan cümleler ve kompleks cümleler dahil konuşmanın tüm özellikleri kullanabilir. Dil gelişiminin hızı hem çevresel hem de biyolojik faktörlere bağlı gibi görünmektedir.

    Dil Gelişiminin Değerlendirilmesi

    2 yaştaki çocuklar iki kelimeli ifade kullanmalıdırlar ve bunların en az yarısı anlaşılabilmelidir. 3 yaşında, çocuklar 3 veya daha fazla kelimeli tamlamalar kullanmalıdır Bu gelişimsel aşamaları gerçekleştirmeyi başaramayan çocuklar hem işitme kaybı, hem de algısal ve duygusal bozukluk için değerlendirmelidir.

    Dil gelişimindeki gecikmeler, şunlarda her hangi birini kapsayabilir:

    1. 3 yaşa kadar anlaşılır konuşma yokluğu

    2. 4 yaştan sonra başlangıç sessiz harfleri sıklıkla atlanması

    3. 7 yaşından sonra ısrarlı artikulasyon (seslendirme) hataları

    Bu gecikmelerden her hangi biri 6 ay veya daha fazla devam ederse, bir konsültasyon başlatılmalıdır.

  • BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    Yaşamdan örnek:

     65 yaşında baba anlatıyor: Kanser hastasıyım günlerim sayılı, iki kızım yanımda, ilk eşimden olan 

    bugün 38 yaşında olan oğlumu 35 senedir görmüyorum. Aramak sormak istiyorum hiç aklımdan 

    çıkmıyor  ama ona bir kez daha zarar verir miyim  diye korktum; size sormaya geldim.

    İlk eşim mahallede komşu kızıydı. 5 küçük kız kardeşim ve annem eve gelen gelini her akşam bana 

    kötülediler. Gençtim acemiydim oğlum 1 yaşında iken boşandım. Kısa zaman sonra tekrar evlendim. 

    Belirli aralıklarla eve aldığım oğlumu koynumda yatırdım, yokluğunda özledim. Biraz sert mizaçlı ikinci 

    eşimi önce uyardım, sonra gözdağı verdim nafile. Eve gelince suskun kedi gibi buluyordum oğlumu, 

    bir kez vücudunda çimdik izi buldum, bir günde iki gözünün altını mor halkalar halinde buldum.3 

    yaşında  ki  oğlum susuyordu . Boşandığım annesine onu hangi yüzle verecektim. Bir hafta iş yerine 

    götürerek oğluma kendim baktım. İkincisinden ikiz kızım olmuştu. Ben onu yere çarpmak istiyordum 

    ama kızlarımı emzirirken görüp aklım başıma geliyordu. 

    Soğuk iş yerinden sıcak evimize oğlum gitmek istemiyor ikinci eşimi görünce korku ile yaprak gibi 

    titriyordu. Göz altındaki morlukların sarı yeşile dönmesi iki haftayı aldı. Komşular görmüştü söylediler 

    duvara çarptığı oğlum bir müddet baygın kalmıştı. Kontrolümü kaybettim karımın saçlarını yola yola 

    dövdüm, yalvardı, yemin etti, pes etti, oğlumdan özür dilettim, başka bir yerde iş gösterilmişti bana, 

    çocuğu evde bırakıp gittim. İşim erken bitmişti sessizce evin bahçesine girdim, oğlum evin yukarıda 

    korkuluksuz  terasında yürüyor, karımda aşağıda kollarını açmış “atla oğlum” deyip bağırıyordu, 

    çocuğu durdurdum. Götürüp annesine bir daha onu görmemek üzere bıraktım. Ömrüm boyunca 

    oğlumun korkmuş kocaman gözleri, yastığımda beni hiç yalnız bırakmadı.

    Oğlumdan öğrendiklerimiz: 

    5 yaşında iken anneannemin kapısına gelen ve anneannemi silahı ile korkutan jandarma beynimde 

    asla silinmedi. Annem derki, o günden sonra 12 yaşına kadar ara ara yatağımı ıslatmışım. Bugün panik 

    atak ve kaygı bozukluğu hastasıyım. Beyin travması geçirdiğim için duvarlara çarpıldığımı 

    hatırlamıyorum. 3 yaşındayken sadece düğüne giderken beni yanına almayan annemin beni tamamen 

    terk ettiği korkusuna kapılışımı asla unutmuyorum. Babamı affettim, çünkü çocukluğunu öğrendim. 

    Babama yaşıt olan ve bana babalık yapan dayıları nehirde gölde balık avlarken, 5 kız çocuğundan 

    sonra dünyaya gelmiş ve sokağa bırakmadan büyütülmüş ve kişiliği zayıf gelişmiş babam, ne annemi, 

    ne beni, ne de kendini ömrü boyunca korumayı beceremedi. Duyduklarım hayatımı yöneten annesi 

    ve kardeşlerinden sonra üvey anne onu bir ömür ezmiş ve büyümüştü. Bu adamı tanıyorum ama 

    benim babam değil!!!

  • H.g.m;nörobilim’in isimsiz kahramanı

    Henry Gustav Molaison, ya da meşhur adıyla H.G.M., nörobilim tarihinin en çok bilinen isimlerinden.

    7 yaşındaki bisiklet kazası, 10 yaşında küçük nöbetler görülmesine yol açtı, 16 yaşındaysa daha ciddi nöbetler ortaya çıkmaya başladı. Bir süre çalışma hayatına ayak uydursa da yüksek dozda ilaçlara rağmen nöbetlerini kontrol etmekte zorlanınca, 27 yaşında, daha önce psikoloji alanındaki hastalara uygulanmış olan bir ameliyatı denemeye karar verdi. Bu alanda bir ilk olacaktı ve ameliyatın sonuçları da tam olarak bilinmiyordu. Ve 1953 yılının 25 Ağustosunda, sürekli hale gelmiş epilepsi nöbetleri şikayetiyle beyin ameliyatına girdi.

    Ameliyat sonrası epilepsi büyük oranda tedavi edilmişti. Ama büyük miktarda beyin dokusunu çıkarmak, özellikle de hipokampüs kısmını, tamamen yeni bir probleme yol açtı. O andan itibaren yeni olaylar, isimler, yerler; kısaca hiçbir yeni anı oluşturamıyordu. Belki de en basit tanımla, sadece anı yaşıyordu. Yeni bir rüyadan uyanıyor gibi, her gün ayrı ve kendi başınaydı onun için.

    ‘’Şu an her şey çok açık, ama az önce ne oldu?’’ diye sormuştu bir gün. Her gün aynı doktorları ve hemşireleri gördüğü halde hepsiyle yeni tanışmış gibiydi. Gayet zeki bir insandı, fakat tek başına çalışacak veya yaşayabilecek durumda değildi. Uzun dönemli hafızayla ilgili kısım olmadan, hayatı bağımsız anlardan oluşur olmuştu.

    Bu trajik talihsizliğin tek bir yararı vardı, ama bir o kadar da büyüktü aslında. Nörobilimciler yıllarca H.G.M ile beraber çalışarak hafıza oluşumuyla ilgili çığır açan bilgilere ulaştılar. Eksplisit bellek -yeni anıları bilinçli olarak hatırlayabilmemizi sağlayan bellek- yeni bilgileri depolayamıyordu, ancak yaklaşık 20 saniyeye kadar olan bilgileri hatırlamayı sağlayan kısa süreli bellek sağlamdı. Ayrıca nasıl öğrendiğini hatırlayamasa da yeni yetenekler öğrenebiliyordu. Bu bulgular prosedürel hafıza -araba kullanma gibi motor aktiviteleri yapabilmemizi sağlayan bilinçli olmayan hafıza- ile eksplisit hafızayı birbirinden ayırt edebilmemizi sağladı. H.G.M.’nin çocukluk anılarının sağlam olduğu halde yeni anı oluşturamamasıysa hafıza kodlama ve hatırlama işlemlerindeki farklılığı göstermiş oldu. Belki de en önemlisiyse, hipokampüsün olmaması durumunda beynin bu kısmının uzun dönemli eksplisit hafızanın kodlanmasını sağlayan kısım olduğunun ortaya çıkması, ancak kısa zamanlı veya prosedürel hafıza için gerekli olmadığının görülmesiydi.

    2008 yılında, 82 yaşındayken hayata gözlerini yumduğunda bile beyninin saklanıp dondurularak çok ince parçalar halinde ileriki araştırmalar için kullanılacak olması, onun bilime kattıklarıyla birlikte şüphesiz en büyük miraslardan biri. H.G.M. şu anda hayatta olmasa bile araştırmalara öncülük etmeye devam ediyor ve daha uzunca bir süre de bilinmeyenleri bulmamıza yardım edecek. Bu çok değerli mirasın için teşekkürler H.G.M.!