Etiket: Yaş

  • Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yaklaşım

    Akciğer kanseri tanı ve tedavisine yaklaşım

    Akciğer kanseri iki farklı türe ayrılır. En sık görülen türü “küçük hücreli dışı” akciğer kanseridir (tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %85’i). Geri kalan %15’lik kısım küçük hücreli akciğer kanseri olarak adlandırılır. Bu iki tür akciğer kanseri arasında tedavi yaklaşımları ve hastalığın gidişatı farklılıklar arzeder. Bu yazıda küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanı ve tedavisine yaklaşım gözden geçirilmiştir.

    KHDAK ülkemizde en sık görülen kanserdir. Ülkemizde her yüzbin nüfusa erkeklerde 59, kadınlarda 10 hasta olduğu tahmin edilmektedir. Buna göre her yıl 27,000 yeni hasta beklenmektedir. Altgruplara ayrıldığında yassı hücreli tipi (skuamöz), adenokarsinom tipi ve büyük hücreli tipi en sık görülen tiplerdir. Sigara en önemli sebeptir.

    Nasıl Teşhis Edilir?

    Tanıdan şüphelenildiğinde, genellikle akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi veya PET tomografi ile değerlendirilir. Ancak sonuçta kesin teşhis için biyopsi ile doğrulanması gereklidir. Bu amaçla genellikle bronkoskopi yapılır. Hastalığın evresini tespit ederkenstandart ve ilk tercih yöntemi PET-BT’dir. Endobronşial ultrasonografi (EBUS), fiberoptik bronkoskipinin göremediği alanlarda havayoluna komşu lezyonların ve lenf nodlarının görüntülenmesini sağlayan son yıllarda önemi gittikçe artan bir yöntemdir. EBUS rehberliğinde transbronşial iğne aspirasyonu uygulaması sıklıkla mediastinal evreleme amacıyla kullanılmaktadır.

    Tarama Yapılmalı Mı? Faydası Var Mıdır?

    NSLT (National Lung Cancer Screening Trial) şu ana kadar düşük doz BT’nin akciğer kanseri taramasındaki etkinliğini inceleyen en geniş ölçekli çalışmadır. Çalışmaya 55 yaş üstü toplamda 30 paket/yıl ve daha fazla sigara içmiş yüksek riskli bireyler alınmıştır. Bu bireyler 3 yıl boyunca yıllık olarak taramaya alınmış ve takiplerde akciğer kanseri daha yüksek oranda saptanmıştır (%1.1 vs %0.7). Bu sonuçlara göre düşük doz BT ile akciğer kanseri taraması sayesinde akciğer kanserine bağlı ölümler %20 oranında azalmıştır denebilir. Günümüzde ACCP 55-74 yaş arası, 30 paketyıl ve daha fazlası sigara içmiş, halen içici ya da bırakmış kişilerde uygun medikal tanı ve tedavi koşullarının da sağlanabileceği durumlarda yıllık düşük doz BT ile taramayı önermektedir.

    İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde Tedavi

    Hastaların yaklaşık yarısı tanı anında ileri evredir (evre IIIB veya evre IV). Erken evrelerde (evre I-II) cerrahi standart olarak uygulanır, lokal ileri evrelerde (evre IIIA ve IIIB) cerrahiye uygun vakalar olabilmekle birlikte genellikle eşzamanlı kemoradyoterapi tercih edilir. Kemoterapi ileri evre küçük hücre dışı akciğer kanserinin tedavisinde standart tedavi yaklaşımıdır.

    Kemoterapi kararı vermeden önce hasta ve tümör özellikleri göz önüne alınmalıdır. Hastanın yaşı ve diyabet, kalp problemleri gibi diğer eşlik eden hastalıkların varlığı tedavi planını etkiler. İleri yaş hastalarda ve performans durumu iyi olmayan düşkün hastalarda kemoterapinin faydası tartışmalıdır. Tümör özelliklerinden ise kanserin alt tipi (adeno vs yassı hücreli), ve genetik mutasyonların varlığı gibi faktörler dikkate alınır.

    Yassı hücreli olmayan akciğer kanseri tiplerinde tedavi için acil bir durum yoksa moleküler genetik testlerin yapılması beklenmelidir. Tümor histolojisi ve epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) mutasyon durumu ve EML4/ALK translokasyon olmak üzere moleküler belirteçler, tedavi seçiminde dikkat edilmesi gereken önemli etkenlerdir. EGFR mutasyonu yaklaşık %15 hastada, ALK rearanjmanı %5 hastada görülür ve bu türlerin tedavisinde hedefe yönelik akıllı moleküller denen oral ilaçlar ön plandadır.

    İleri evre KHDAK birinci basamak tedavisinde erlotinib, gefitinib ve afatinib gibi EGFR hedefli ajanlar EGFR mutasyon-pozitif hastalarda ve crizotinib gibi ilaçlar EML4-ALK füzyon geni olan hastalarda önemli rol oynamaktadır. Bu tedavilere uygun olmayan hastalarda kemoterapi ilaçlarının kombinasyonu uygulanır. Günümüzde rehberler yaş, evre veperformans durumuna ek olarak histolojiyi göre birinci basamak sitotoksik kemoterapi rejimine karar verilmesini kuvvetle önermektedir.

    Metastatik KHDAK tedavisinde kemoterapi yararının ilk göstergesi 1995 yılında yayınlanan 11 çalışmayı ve 1190 hastayı içeren bir meta-analizden geldi. Bu analiz tek başına destek tedavisine kıyasla sisplatin temelli ajanlarla tedavi edilen hastalarda sağkalım avantajı gösterdi. Sonraları 2714 hasta ve 16 çalışmayı içeren bu analizin güncellenen verileri daha önce belirlenen sağkalım yararını doğrulamıştır. Verilen kemoterapi tipleri arasında hiçbirinin diğerine üstünlüğü gösterilememiştir. ERCC1, RRM1, TS, BRCA1 gibi diğer moleküler faktörlere bakarak tedavinin bireyselleştirilmesinin standart yaklaşıma üstünlüğü yoktur.

    Amerikan Klinik Onkoloji Birliği (ASCO) metastatik KHDAK için hastalığın progresyon durumunda veya 4 kür kemoterapiyi takiben stabil hastalık elde edilen fakat tedaviye yanıt vermeyen hastalarda ilk basamak kemoterapinin sonlandırılmasını önermektedir. Rehberler iki ilaçtan oluşan sitotoksik kemoterapi rejimlerinin 6 siklustan fazla verilmesini önermemektedir. Dört kür tedaviden sonra stabil hastalık ve tedaviye yanıt veren hastalarda tek ajanla idame tedavisi (erlotinib veya dosetaksel seçilmemiş hastalarda, pemetrekset yassı hücreli tipi dışındaki histolojide) düşünülmelidir. Günümüzde ileri evre küçük KHDAK tedavisinde mutasyonu olmayan hastalarda üçüncü kuşak ajanlarla yapılan sisplatin temelli kombinasyon tedavisi ilk basamak tedavide standarttır. Yassı hücreli olmayan tiplerde platin yanına pemetrekset ilave edilmesinin diğer kombinasyonlara göre üstün olduğu bildirilmiştir. Tedavi rehberlerinde yassı hücreli histolojiye sahip olan hastalarda platinlerin dosetaksel, paklitaksel, gemsitabin veya vinorelbin ile kombinasyonu ve yassı hücreli olmayan (adeno veya büyük hücreli) tiplerde ise platin + pemetrekset tedavisi önerilmektedir.

    İmmünolojik tedaviler hastanın bağışıklık sistemini güçlendirerek etki etmektedir. Son yıllarda bu tür akıllı ilaçlarla tedavi çok popüler hale gelmiştir. Bir seri platin-temelli tedavi sonrası ilerleyen veya nüks eden hastaların ikinci basamakta tedavisinde anti-PD1 ilaçlar (nivolumab ve pembrolizumab) Dünyada standart hale gelmiştir. Hatta 2016’nın son çeyreğinde yayınlanan çalışmalara göre birinci seri tedavide kemoterapi öncesinde kullanımının da hastaların yaşam süresini belirgin uzattığı gösterilmiştir. Bu ilaçlardan pembrolizumab kemoterapi almamış hastaların birinci basamak tedavisinde Ekim 2016’da Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanarak rutin kullanıma girmiştir. Bu ilaçların ülkemizde akciğer kanserli hastalarda kullanımı ruhsatlı ve onaylı değildir (Aralık 2016 itibarıyle).

  • Boşluk Duygusu Nedir? Boşluk Duygusuyla Nasıl Başedilir?

    Boşluk Duygusu Nedir? Boşluk Duygusuyla Nasıl Başedilir?

    Boşluk duygusu; olumlu ya da olumsuz hiçbir duygu hissetmemek anlamına gelir. İnsan beyni her zaman bir duyguya ihtiyaç duyar, olumlu ya da olumsuz bir duygu hissetmek ister. Boşluk duygusu insanları çok rahatsız eden bir duygudur.

    Boşluk duygusu uzun sürmesi halinde kişide depersonalizasyon ve derealizasyon dediğimiz duygular ortaya çıkar. Depersonalizasyon kişinin kendine yabancılaşması hissidir. Bir nevi hissizlik duygusu da denilebilir. Depersonalizasyonda kişi beş duyu organıyla algıladığı duyguları hissedemez. Yediği yemeğin tadı yavan gelir, vücudu sanki uyuşmuş gibidir, tenindeki herhangi bir duyumu hissedemez, bu durum bütün duyu organları için geçerlidir. Derealizasyon ise kişinin bulunduğu ortamdan kopma halidir. Derealizasyonda kişi etrafında olup biteni algılamakta güçlük çeker, dünyayı bir ekranın arkasından izliyormuş hissine kapılır. Karşısında biri konuşurken onu takip etmekte zorlanır. İşine odaklanmakta güçlük çeker. Unutkanlıkları artar kısacası hayattaki işlevselliği bozulur.

    Boşluk Duygusu Neden Olur?

    Boşluk duygusunun en önemli sebebi yüksek bir duyguya maruz kalmaktır. Son zamanlarda yaşadığınız olumlu veya olumsuz bir durum sizin boşluk duygusu hissetmenize sebep olmuş olabilir. Bu bir sevgiliden ayrılmak olabileceği gibi yakın zamanda yaşanan bir iş değişikliği, yeni bir eve taşınmak, yaşadığınız şehri değiştirmek ya da bir yakınını kaybetmek de olabilir. Ayrıca boşluk duygusu doğum sonrası dönemde, bazı kişilik bozukluklarında (özellikle borderline kişilik bozukluğu ve narsistik kişilik bozukluğu), çekingen özellik gösteren kişilerde sıkça karşılaştığımız duyguların başında gelir. 

    Bizim beynimiz çok yüksek bir duyguya maruz kaldığında tabiri caizse şalteli kapatır. Bunun sonucu ise boşluk hissidir. Beyin yaşadığı yüksek duyguyu hazmedemediğinden hiçbir duygu hissetmemeyi tercih eder. Bu bilinçli yapılan bir davranış değildir, bilinçdışı işleyen bir süreçtir. 

    Boşluk Duygusunun Çocukluk Yaşantısıyla Bağlantısı

    Boşluk duygusu ihmal edilen çocuklarda görülür. Çocukluk döneminde özellikle erken çocukluk dediğimiz 0-6 yaş arasında kişi bu duyguya ne kadar maruz bırakıldıysa bugün bu duyguyu hissetme ihtimali o kadar artar. Çocukluk döneminde ihmal; çocuğun ihtiyaç duyduğunda, ihtiyaç duyduğu yetişkine (annesi ya da çocuğa bakım veren kişi) ulaşamamasıdır. Boşluk duygusu hisseden kişiler çocukluklarında az ilişki kurulan, çoğunlukla yalnız büyüyen çocuklardır. Özellikle bebeklik döneminde uzun süre ilişki kurulmayan çocuklarda boşluk duygusu daha yüksek olur.

    Boşluk duygusu bazen kişinin kendisine ait bir duygu olmayabilir. Yani çocuğa bakım veren kişi kendi çocukluk döneminde bu duyguyu hissetmişse bunu çocuğuna aktarır. Anne bunu çocuğa, çocukla fiziksel temas kurmayarak, çocuğu dinlemeyerek, çocuğu görmezden gelerek, çocukla göz teması kurmayarak ya da çocuğu yalnız bırakarak aktarır. Çocuğuna boşluk duygusu aktaran kişiler sıklıkla şu cümleleri kurar;’benim hayata bağlanma sebebim çocuğum, çocuğum olmasa hayatın bir anlamı yok, bu çocuk benim yaşam kaynağım.’ Çocuğa boşluk duygusunu aktarmak bu annelerin bilinçli yaptıkları bir davranış değildir. Bu davranışı bilinçdışı yaparlar.

    Boşluk Duygusu Belirtileri

    Boşluk duygusunda kişi sanki hayatı sedece geçip gidiyormuş hissine kapılır. Yaptığı işten, yediği yemekten, giydiği kıyafetten, gittiği tatilden tad alamaz. Sanki duyguları dondurulmuş gibidir. Koltukta bir sinema filmi seyrediyormuş gibi yaşar hayatı. Bu kişiler eşlerine yeteri kadar bağlı olmadığını düşünebilir, diğer insanlar gibi derinden sevemediklerini düşünebilir, kendilerini sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi hissedebilirler.  Bu kişiler çoğunlukla boşluk duygusunu; içimde yıllardır ara ara gelen çok büyük bir boşluk duygusu var, hissettiklerimi kelimeye dökemiyorum diye tarif eder. 

    Boşluk duygusu hisseden kişiler, boşluk duygusundan kaçmak için bağımlılık yapan maddelere yönelebilir. Bu bağımlılıklar alkol, sigara, uyuşturucu ya da pornografi bağımlılığıdır. Bağımlılıklar kişinin çocukluk döneminde yaşadığı olumsuz duygularla temasını engeller. Özellikle uyuştucu madde bağımlılığının altında yatan en önemli neden boşluk duygusudur. Boşluk duygusu hisseden kişilerin, boşluk duygusundan kaçmak için başvurduğu diğer yöntemler ise aşırı yemek yemek, şeker ve kadbonhidrat içeren gıdalar tüketmek ve alışveriş yapmaktır. Yapılan bütün bu eylemler kişiyi geçici bir süre rahatlatır. Boşluk duygusu hisseden kişi bu duyguları her hissettiğinde bağımlılıklarından birine başvurmak zorunda kalır. Bağımlılık yapan bu maddelerin hepsi zamanla kişinin sağlığını kaybetmesine sebep olur. 

    Boşluk Duygusu Tedavisi

    Boşluk duygusu hisseden kişilere  tavsiyem kendi vücudunuzla sık sık temas kuracağınız aktiviteler yapmanız. Bunun için meditasyon yapabilirsiniz, yoga yapabilirsiniz, spor yapabilirsiniz, yani vücudunuzu daha çok hissedeceğiniz aktivitelere yönelin.

    Bütün bunları yaptığınız halde bu duyguyla başa çıkmakta zorlanıyorsanız bir uzmandan destek alın. Boşluk duygusu erken dönem sıkıntısı olduğu için emdr ve eft tekniğiyle hissetiğiniz bu duygunun çocukluk dönemindeki bağlantısı kurulur ve duygu boşaltılır. 

    Boşluk duygusunun tedavisinde kişi bu duyguyu günlük hayatında nasıl tecrübe ediyor, çocukluk döneminde bu duyguyu nasıl yaşadı, ergenlik döneminde bu duyguyu nasıl yaşadı ona bakılır. Örneğin kişinin boşluk duygusunu en çok hissettiği yer iş yeriyse orda ne oluyor da bu duyguyu hissediyor o konuşulur. Tedavide emdr tekniği erken dönem çocukluk anılarının bağlantısını kurmayı sağlarken, eft tekniği bağlantısı kurulan bu anıların duygularının boşaltılmasını sağlar. 

  • Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Emdr sağ ve sol beyin loblarının uyarılarak birbiriyle temas kurması sonucunda geçmişte yaşanan acı hatıraların duygusunun boşaltıldığı bir psikoterapi tekniğidir. Sağ beyin acı hatıraların duygularının kayıtlı olduğu bölgedir. Sağ beyindeki bu bölümler; hipokampüs, hipotalamus ve amigdaladır. Sol beyin ise bizim mantıklı tarafımızdır. Yani yaşadığımız olaylara anlam veren ve daha gerçekçi bakabilen kısmımızdır. Emdr bu iki bölüm arasında temas kurulmasını sağlayarak sağ beyinde kayıtlı olan acı hatıraların sol beyinde işlemlenmesini sağlar. İşlemlenen bu anıların verdiği olumsuz duygular ise emdr’den sonra artık hissedilmez.

    Emdr göz hareketleriyle, dize hafifçe dokunarak, sesle ya da iki ele hafif bir titreşim verilerek yapılmaktadır. Bu tekniklerin hepsinin ortak noktası sağ ve sol beyni senkronize bir şekilde uyarmaktır. Ben terapilerimde çoğunlukla bunların hepsini aynı anda kullanıyorum. Sağ ve sol beyin arasındaki etkileşim ne kadar fazla olursa kişinin olumsuz anıyla temas kurması ve yaşadığı travmatik anıyı işlemlemesi o oranda hızlı olmaktadır.

    Emdr başlı başına bir terapi tekniği değildir,psikoterapi seanslarında kullanılan yardımcı tekniklerden biridir. Benim seans tecrübelerim emdr’nin travmatik anının işlemlemesinde en iyi tekniklerden biri olduğu yönündedir. Emdr uygulanırken kişi yetişkin hayatında ya da geçmişinde yaşadığı travmatik anıyla direk bağlantı kurar.

    Emdr mucizesi geçmişte yaşanılan anıları silmez, zaten beyinde herhangi bir anıyı silmek mümkün değildir. Böyle bir terapi tekniği yoktur, emdr geçmişte yaşanılan anının duygusunun işlemlenmesini sağlar. Yaşadığınız travmatik anıyı hatırlamaya devam edersiniz fakat travmatik anıda hissettiğiniz olumsuz duyguları artık hissetmezsiniz.

    Emdr Nasıl uygulanır

    Çalışma esnasında kişiye sıkıntı veren sahne, düşünce ve beden duyumuna odaklanılması istenerek kişiye senkronize bir şekilde uyarım verilir. Ben bunun için Emdr cihazını kullanıyorum. Burada amaç hem duygunun boşaltılması, hem bedensel duyumun rahatlatılması, hem de olumsuz inancın  değiştirilmesidir. Örneğin;

    Travmatik anıların duygusu;korku, tiksinme, değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük, sevgisizlik, boşluk, anlamsızlık, çaresizlik, şüphecilik, utanç, boğazında bir yumruk varmış gibi hissetme , midesinde bir taş varmış hissi …

    Bedensel duyumu;karın ağrısı, baş dönmesi, kalp sıkışması, nefes alamama, diş sıkması, bacaklarının titremesi, ayağına kramp girmesi, sırtında ağırlık, karın ağrısı, mide bulantısı, vücüdunun karıncalanması, uyuşukluk, el  ve ayaklarda yanma, halsizlik, yorgunluk, …

    Olumsuz inanç; Güçsüzüm, çaresizim, yetersizim,  güvende değilim…

    Travmatik anının sahneleri danışanın gözünün önüne fotoğraf şeklinde gelmeye başlar. Danışanın gördüğü bu fotoğrafların içinde duygu, bedensel duyum ve düşünce kayıtları vardır. Uyarım vermeye devam ederek bunlar danışanla birlikte keşfedilir. Daha sonra tarvmatik anının duygusu yavaş yavaş boşalmaya başlar. Bazı anıların duygusu tek bir seansta boşalırken bazı anılara birkaç seans çalışmak gerekir. 

    Emdr terapisini  bu terapiyi yapmaya uygun gördüğüm danışanlara teklif ediyorum, danışan da kabul ederse Emdr çalışmasına başlıyoruz. Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte yapılırsa danışanda kalıcı değişim sağlıyor. Emdr terapisinin süreci ise kişiden kişiye farklılık gösteriyor. 

    Emdr Süresi Neye Göre Belirlenir

    • Travmaya maruz kalınan yaş: Travmatik anıda yaş küçüldükçe travmanın verdiği hasar artar. Erken dönem travması çok olan kişilerin özellikle 0-6 yaşta , emdr terapisi daha uzun sürer. 

    • Travmanın süresi; Kişi travmaya ne kadar uzun süre maruz kaldıysa ruhsal bölünmesi o oranda artar. Örneğin; 10 yıl boyunca amcasının tacizine uğramışsa bir çocuk bu kişinin emdr terapisi uzun sürer.Fakat ilkokulda bir öğretmeni tarafından bir kez aşağılanmışsa terapi süresi kısalır. 

    • Travmanın tanıdık biri tarafından gerçekleşmesi; Kişinin güvendiği, sevdiği, duygusal yatırımının fazla olduğu biri tarafından travmatize edilmesi, yabancı biri tarafından travmaya maruz kalmasıdan çok daha ağır bir hasar verir. 

    Emdr’nin Uygulandığı Psikolojik Rahatsızlıklar

    Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte pek çok ruhsal ve bedensel problemin çözümü için uygulanır. Depresyon, migren, obsesyon, öfke kontrolü, panik atak, sosyal fobi, sınav kaygısı, anksiyete, vajinismus gibi problemlerde psikoterapi seansına entegre edilebilir. 

    Emdr Güvenli Yer 

    Emdr çalışmasına başlamadan önce danışanlara güvenli yer çalışması yaptırılır. Güvenli yer çalışması demek danışanın çocukluğunda iyi hissettiği bir anısını hatırlayıp o anının duygusuyla, bedensel duyumuyla ve olumlu düşüncesiyle temas kurmasıdır. 

  • Antibiyotik irritabl barsak hastalığı ve barsak mikrobiyotası: görünmeyen tehlike

    İnsan hücrelerinin toplam sayısı 100 trilyondur. Bağırsaklarımızda yaşayan bakteri sayısı ise bunun 10 katıdır. Yani bir insanın onda dokuzu bakteri onda biri ise insan hücrelerinden oluşur. Bu kadar büyük bir canlı organizmanın insan vücudu ile etkileşimi geçtiğimiz yüzyılda ihmal edilmiştir. Bugün gelişen teknoloji sayesinde bu bakterileri ölçebilme becerisine ulaştık. Moleküler mikrobiyolojik testler sayesinde insan bakteri yapısı (mikrobiyom) ortaya konmaya başlandı. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği başta olmak üzere, Çin ve diğer gelişmiş devletlerde insan mikrobiyom projeleri adı altında yüzmilyonlarca dolarlık çalışmalar devam ediyor.

    Bu çalışmaların erken sonuçları tüm insanların mikrobiyomunun %50 sinin ortak olduğu diğerlerinin ise değişik etkenlere bağlı olmak üzere farklılaştığı ortaya kondu. Ayrıca doğumdan itibaren mikrobiyom yapısı 5 yaşına kadar olgunlaşarak erişkin halini almakta, yaşlılarda bu denge tekrar bozulmaktadır. Çocukluk döneminde mikrobiyotayı etkileyen faktörler erişkin yaşa kadar uzanan kalıcı değişiklikler bırakabilmektedir. Barsak mikrobiyotamız ile bağışıklık sistemimiz yakından ilişkilidir ve immün sistemin yapısını belirler. Bu nedenle barsak mikrobiyotasındaki bozukluklar (disbiyozis) birçok hastalıkla yakından ilişkilidir. Bu hastalıklar arasında allerik hastalıklar, çölyak hastalığı, Tip1 ve 2 Diyabetes Mellitus, Obezite, Metabolik sendrom, inflamatuvar barsak hastalığı, irritabl barsak sendromu, otizm, depresyon, ruhsal bozukluklar, romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklar sayılabilir. Son yıllarda en önemli ölüm nedenlerinin başında gelen kanser ve kalp hastalıkları ile barsak mikrobiyotası arasında çok ciddi ilişki bulunmuştur. Özellikle kolon kanserinde kanserojen bir bakteri yapısının hakim olduğu gösterilmiştir.

    Bu kadar önemli olan barsak mikrobiyotasını etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar kendimize ait faktörler (mide asiti, barsak peristaltizmi, sIgA düzeyi..) ve çevresel faktörler (diyet, probiyotikler, prebiyotikler, antibiyotikler, anti-asit ilaçlar, NSAİİ ilaçlar …) Bunların arasında antibiyotikler ayrı bir yer tutmaktadır. Antibiyotiklerin yaygın olarak kullanıma girmesiyle birçok hastalıkta artış meydana gelmiştir. Obezite, alerjik hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları, otizm bunlar arasında sayılabilir. Antibiyotiklerin barsak mikrobiyotası üzerine etkisi özellikle çocukluk döneminde tahrip edici olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı sonrası Verrumicrobia denilen ve normalde insan mikrobiyotasında ender bulunan bakteri grupları çoğalmaktadır. Bunun uzun dönem sonuçları henüz bilinmiyor. Yine Avrupa’da yapılan bir çalışmada, antibiyotik kullanımı sonrası bazı hastalarda 3 yıla kadar barsak mikrobiyotası eski haline gelmiyor. Çocuklarda yapılan bir çalışmada 1,072,426 pediatrik hasta 1994-2009 yılları arasında 6.6 milyon hasta yılı takip edilmiş. Anti-anaerobik antibiyotik alan bebeklerde sonradan İBH gelişme relative riski %84 artmış. Özellikle 1 yaşından önce antibiyotik alanlarda risk 5.51 kat artmış bulunmuştur. 5-15 yaş arasında ise 1.57 kat artmış. Her bir antibiyotik kürü %6 risk artışı yaratmış. İnflamatuvar barsak hastalığı açısından ise antibiyotiklere maruz kalan çocuklarda kalmayanlara göre hastalık gelişme riski 5 kat artmıştır. Obezite açısından bebeklik döneminde antibiyotiklere maruz kalmak barsak bakteri yapısını kalıcı olarak etkileyerek erişkin yaşta obez olma riskini 2-3 kat artırmaktadır.

    Beyin Bağırsak İlişkisi

    Bugüne kadar stresli dönemlerde midemizin ağrıdığını veya karın ağrısı gaz şişkinlik, beraberinde bazen ishal ataklarımızın olduğu durumlar yaşamışızdır. Bunları genellikle içinde bulunduğumuz strese bağlarız. Ancak son çalışmalar bunun tersinin de doğru olduğunu gösteriyor. Yani bağırsak floramız (bakterilerimiz) bozulunca beynimizde etkileniyor. Panik atak, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, depresyon, öğrenme ve hafıza bozuklukları görülebiliyor. İrritabl Barsak Sendromu (İBS) toplumda çok sık görülen (%15) bir sindirim bozukluğudur. Nedeni tam olarak bilinmemektedir ve tedavisi yoktur. Ömür boyu sürer. Öldürmez ama süründürür (hayat kalitesini bozar). Bu hastalar genellikle karında sancılanma benzeri ağrı, ishal veya kabızlık gaz şişkinlik yaşarlar. Bu şikayetleri stresli dönemlerde artar. İlginç olan bu hastalarda depresyon, panik atak gibi hastalıkların daha fazla görülmesidir. Acaba beynimiz mi barsakları etkiliyor yoksa barsaklarımız mı beynimizi? Bu sorunun cevabı her ikisi. Bilim adamları barsak florasını düzelterek sadece bağırsak şikayetlerini değil, psikolojik hastalıkların da kısmen düzeldiğini gösterdi. Sonuç olarak acaba psikiyatrik hastalıklar beynin değil de bağırsağın hastalıkları mı? Son olarak antibiyotik İBS hastalığında da ön plana çıkıyor nasıl mı? Amerika’da yapılan bir çalışmada, besin zehirlenmesi gibi ishal döneminde antibiyotik kullanan hastalarda bağırsak florasının kalıcı olarak bozulabildiği ve bu kişilerde İBS hastalığının ortaya çıkabildiğini gösterdi. Ek olarak bu hastalarda depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkma riski de3-4 kat artıyor.

    Bu bilgiler ışığında antibiyotiklerin akılcı kullanımına yeni bir perspektif eklemek gerekir. Tabi ki enfeksiyonlarda antibiyotikler hayat kurtarıcıdır. Mecbur kalındığında antibiyotik kullanırken probiyotik (yararlı bakteriler) kullanmak hasarı azaltabilmektedir. Bu nedenle Ülkemizde ciddi bir toplum sağlığı sorunu oluşturmaya başlayan antibiyotik barsak mikrobiyotası ilişkisi için her antibiyotiğin yanına bir probiyotik eklenmesi hasarı tamamen ortadan kaldırmasa da önemli ölçüde azaltacaktır. Gelecek nesillerin sağlığı için antibiyotik barsak mikrobiyotası ilişkisi üzerine daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

  • Yetişkinlerde Dikkat Eksikliğinin Belirtileri Nelerdir?

    Yetişkinlerde Dikkat Eksikliğinin Belirtileri Nelerdir?

    Dikkat Eksikliği Neden Gözlenir? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların, tedavi programlarının oluşturulmasının yanı sıra yaşam kalitelerinin arttırılmasına yönelik yaşamsal düzenlemelerin de yapılandırılması son derece önemlidir. 2016 yılında Journal of Attention Disorders’da yayımlanan araştırma, Amerikan Pediatri Akademisi, Ulusal Uyku Vakfı ve Amerika Tarım Bakanlığı işbirliği ile hazırlanmıştır ve anne babalara rehber olma niteliğindedir. Ayrıca Amerikan Washington Üniversitesi’nde yayınlanan araştırmada, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların yaşam kalitesini arttırmaya yönelik adımların nasıl yapılandırılabileceğinin ayrıntıları şu şekilde verilmiştir.

    Dikkat Eksikliği Neden Gözlenir? Çocuğun Yaşam Kalitesini Arttırmaya Yönelik İpuçları:

    1- Anne babalar çocuklarının televizyon karşısında geçirdikleri süreyi sınırlandırmalıdır. Televizyon karşısında geçirilen süre maksimum 1- 2 saat olmalıdır.

    2- Fiziksel egzersiz, günlük ritüelin bir parçası haline getirilmelidir. Çocukların günde  en az 1 saat fiziksel aktivitelere zaman ayırması sağlanmalıdır.

    3- Çocuğun beslenme alışkanlığı gözden geçirilmelidir. Özellikle yapay gıda katkı maddelerinin ve tatlandırıcılarının bulunduğu yiyecek ve içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.

    4- Çocuğa sağlıklı  bir uyku alışkanlığı kazandırılmalıdır. Yaş grubuna göre değişebilmekle birlikte, çocuğun ihtiyaç duyduğu 9 ila 11 saatlik gece uykusunun alındığından emin olunmalıdır.

    5- Çocuğun yaş grubuna bağlı olarak, günlük 7-10 bardak su tüketmesi sağlanmalıdır.

    Bütün bu adımlar birbirini tamamlar niteliktedir. Çocuğun televizyon karşısında geçirdiği zamanı kısıtladığımızda, fiziksel egzersiz için zaman dilimi yaratılabilir, fiziksel egzersiz ve sarf edilen efor ile su tüketimini arttırılabilir ve yapılan egzersiz sonrası çocuğun uyku kalitesi artabilir.

    Risk Sadece Çocuklarda Mı?

    Dikkat Eksikliği neden olarak her ne kadar çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarından birisi olsa da, yetişkinlerde görülme sıklığı %4’ tür. Çocuklardaki yaygınlığının %8 ve ergenlerde %6 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, yetişkinlerin de  %4’lük geniş bir dilimde yer aldığını söyleyebiliriz.

    Kings College London, Psikoloji ve Nörobilim Enstitüsü’nün 2016 yılı araştırması, yetişkinlerde, ‘geç başlangıçlı’ Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite  bozukluğuna dikkat çekmiştir. Yetişkinlerin gözlenen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun %70’inde, çocukluk döneminden gelen ve teşhis edilmemiş bir bozuklukla ilişkili olmayabileceği saptanmıştır. Yani yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu semptomları, çocukluk dönemi sonrası başlangıçlı  olabilmektedir.

    Buz Dağının Görünmeyen Kısmı…

    Çocuklarda sıklıkla rastlanan Dikkat Eksikliği neden ve belirtileri nörogelişimsel bir bozukluk olarak sınıflandırıldığından, yetişkinlerdeki tespit oranının hızlı artışı yanında birçok yeni teori getirmiştir. Geç başlangıçlı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, çocukluk döneminden bağımsız olmak üzere birçok farklı sebep ve sonuca bağlanmaktadır. İngiltere, Brezilya ve Yeni Zelanda’da yürütülen, JAMA Psychiatry tarafından yayımlanan ikiz çalışmaları, geç başlangıçlı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun, kişilerin kalıtsal özelliklerinden ziyade sosyal yaşantısındaki komplikasyonlardan ortaya çıkabileceğine dikkat çekmektedir. Ve tüm bu bilimsel gelişmeler ilgili uzmanlara yeni çalışma alanları  açmaktadır.

  • Sosyal Medya Çocuklarımızı ve Bizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya Çocuklarımızı ve Bizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal medya çocuk üzerine etkisini konu alan bu yazıda şunları bulacaksınız: sosyal medyada çocuklar neden ön planda, videolarda çocuk oyuncuların yer alması nasıl etkiler yaratıyor?

    Statista Ekim 2018 verilerine göre dünyada sosyal medya aboneleri sıralaması şu şekilde:

    1. Facebook – 2,2 milyar

    2. Youtube – 1,9 milyar

    3. WhatsApp – 1,5 milyar

    4. Messenger – 1,3 milyar

    5. Instagram – 1 milyar

    2010 senesinde toplam 1 milyar insan sosyal medya kullanıcı iken, 2021 projeksiyonları 3,2 milyar sosyal medya kullanıcısı olacağını öngörüyor. Böylesine dijitalleştiğimiz dünyada, acaba her şey yolunda mı, özellikle çocuklarımız için?

    Bir bebeğin dünyaya geldiği andan itibaren 1 saat içinde dijital ayak izinin oluştuğu bir dönemdeyiz. Çocuk 2 yaşına geldiğinde ortalama olarak 200 adet içinde kendisinin yer aldığı sosyal medya paylaşımı yapılmış oluyor. Anne babalar olarak çocuğumuz dünyaya geldiğinde bunu herkesle paylaşma isteğinde olduğumuz sırada sosyal medya önemli bir avantaj, öyle ya yanımızda olamayan uzaktaki sevdiklerimiz, akrabalarımız herkes görsün biricik yeğenlerini, torunlarını. Peki, işin rengi gerçekten öyle mi? Çocuklarımızın fotoğraflarını paylaştığımız sosyal medya hesapları bazen herkese açık olabiliyor. Çocuğumuzun kim olduğunu, fiziksel özelliklerinden tutun ismine kadar birçok bilgiyi tüm sosyal medya dünyasına açmış oluyoruz. İşte bu sebeple sizler için çocuklarımızla ilgili paylaşımlar yaparken dikkat etmemizin faydalı olacağı 5 madde derledim.

    Sosyal Medya Çocuk Paylaşırken Dikkat Edilmesini Önerdiğim 5 Durum:

    1- Sosyal medya hesaplarında paylaşıldığında çok daha fazla beğeni aldığı istatistiksel verilerle ortada olan 3 paylaşım objesi var: çocuklar-kediler-köpekler. Çocuk fotoğrafları içeren paylaşımların yüksek sayıda beğeni-tıklama alması, ebeveynleri istem dışı buna yöneltebilir, öyle ya çocuğunuzun olduğu paylaşım, diğer paylaşımlarınıza göre 2-3 kat beğeni aldığında, anne-baba olarak mutlu oluyoruz, değil mi? Oysa bu konuda aşırıya kaçmamak çok çok önemli.

    2- Çocuğunuzla ilgili bir paylaşım yaparken aşırıya kaçmamak için hep şunu kendimize soralım: bu paylaşımı yapmama gerçekten gerek var mı?

    3- Çocuğumuzun ismi, gittiği okul, tatilde nerede olduğumuz gibi bilgileri, herkesin görebileceği açık sosyal medya hesaplarında paylaşmak uygun değildir, aman çok dikkat!

    4- Paylaşımları kimin gördüğü ve takip ettiğini bilmediğimiz sırada, çocuğumuzu gören kişilerin hepsi iyi niyetli olmayabilir.

    5- Çocuğunuz büyüdüğünde acaba çocuk yaşta dijital dünyaya aktarılmış olan izinden memnun olacak mı? Hangimiz 4-5 yaşında saçma sapan hallerdeki fotoğraflarımızın ortalıkta herkesin göreceği şekilde saçılmış olmasını isteriz?

    Önerim şudur:

    Yüz tanıma sistemleri ile sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafın, video içeriğindekilerin yaş grubu yüz analizi ile tespit edilebilir. Kullandığımız sosyal medya aplikasyonu bir çocuk fotoğrafı paylaşacağımız sırada, bize emin olup olmadığımızı sorsa? Ne dersiniz değerli dostlar? Buradan tüm aplikasyon geliştirici yazılımcılara ve yöneticilere mesajımızı iletmiş olalım.

    Sosyal Medya Çocuk Başrolde Olduğu Hesaplar – Vlogger Aileler

    Vlogger Aile hesaplarında, aile üyelerinin içinde yer aldığı, özellikle çocukların sempatikliklerini avantaja dönüştüren birçok video bulunmaktadır. Aile ve çocuk kanalı formatındaki bu kanalların yayınlarında başrolde olan çocukları henüz farik ve mümeyyiz olmayan, yani 18 yaş altında ve akli melekesi yeterli düzeyde gelişmemiş durumdalar. Bu durum 3 farklı şekilde çocuğu etkileyecektir:

    1- Çocuk ne yaptığının farkında olmayacaktır.

    2- Çocuk bu yaptıklarını neden yaptığını bilmeyecektir.

    3- Çocuk yaptıklarının nasıl etkisi olacağından habersizdir.

    İşte bu durumda çocuğun anne ve babasının sorumluluğu çok büyüktür. Sinema ya da televizyon dizilerindeki oyuncu çocukların yaşayabileceği tüm riskler, sosyal medya meşhuru olan çocuklar için de geçerlidir. Kendi yaş grubuna göre sorumlulukların aksaması, akademik ve sosyal gelişimine gerekli zaman ayrılmaması önemli sorunların başında gelmektedir. Üstelik video kanallarında her gün yeni video çekilip eklenmesi önemli bir zaman ayrılmasını gerektirmektedir. Tüm bunlar sırasında çocuğun akademik gelişimi ve süreci doğru yönetmesi zor olabilir.

    Sosyal Medya Çocuk Meşhurlar

    Birçok çocuk film-dizi oyuncusunun, erken gelen şöhret ile yaşadıkları psikolojik sorunların benzerini, sosyal medya meşhuru çocukların da yaşama potansiyelinde olduklarını anne-babalarının unutmaması gerekli. Her videosunun o gün kaç izleme aldığı, kaç takipçisinin olduğu gibi skorları takip eden bir çocuk için rakamların olumsuza döndüğü an, bu durumu nasıl ele alacağı gibi olası senaryolara anne-babaları ne kadar hazır? Çocuğun başrolde olduğu paylaşımlarda sürekli olarak iyi rolde, mutlu, neşeli bir performans sergilemesi beklenecektir. Böylesi bir süreç çocukta performans kaygı bozukluğu yaratabilir.

    Çocuk sosyal medya ünlülerinin ekonomik gelirleri anne-babalarının kontrolündedir. Anne-babalar bu geliri çocuğun akademik ve sosyal gelişimi için ne kadar doğru kullandıkları çok önemli ve gelecek adına belirleyicidir.

    Önerim Şudur:

    Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Çocuk Oyuncular Derneği gibi bir yapının oluşturulması ilk adım olacaktır. Ekran şöhreti ve video yıldızı olan çocukların ve ailelerinin uzman desteği alabileceği bir platfrom oluşturulabilir. Çocuklar ve aileleri ile video içerik uygunluk planları ve ekran şöhretinin doğru yönetilmesi hakkında detaylı atölye çalışmaları yapılabilir.

  • Çocuklarda Okul Dönemi Uyku Düzenlemesi

    Çocuklarda Okul Dönemi Uyku Düzenlemesi

    Okul döneminin başlamasıyla birlikte ailelerin en çok zorlandığı konuların başında çocuklarıyla yaşadıkları uyku sorunu ve uyuma savaşları gelmektedir. Yapılan araştırmalar rutin uyuma saatleri olan öğrencilerin, düzensiz uyku uyuyan öğrencilere göre daha başarılı olduklarını ortaya koymaktadır. Önemli bir hususta az veya çok uyumak değil yeterli ve kaliteli bir uyku olmalıdır. Öğrenci yeterli uykuyu uyumadığında odaklanamama, dikkat eksikliği, okul içerisinde akranları ve öğretmenleriyle uyum sorunları yaşayabilmektedir.

    Çocukta uyku sorunu nasıl anlaşılır, belirtiler nelerdir?

    • Sabahları uyanmada zorluk ve sürekli hadiletme şikayetleri

    • Okula gitmek üzere bindiği araçta hemen uyuya kalma

    • Okulda veya eve geldiğinde asabi olma veya yorgun gözükme

    • Gece uyku saatlerinin çok sık değişiklik göstermesini sıralayabiliriz.

    Son dönemde çocukların uyku sürelerini olumsuz etkileyen materyallerin başında tablet ve telefon kullanımı gelmektedir. Cep telefonları ve bilgisayarlar, beyaz parlak ışık nedeniyle, uyku ritmimizin bozulmasına neden olmaktadır. Çocuk sanal ortamda geçirilen zamanın çoğu defa farkında olamamaktadır. Bu konudan şikayetçi olan aile çocukla çatışmaya girebilmekte ve durumu çözmenin dışında ilişki olarak yıpranabilmektedir. Yaz döneminde teknolojik aletlerin kullanımı hemen hemen sınırsız olan öğrenci okulların açılmasıyla beraber bocalamakta ve bu süreyi tekrar elde etme eğiliminde olabilmektedir.

    Aile sınırını doğru çizmeli kararı yalnızca kendi başına vermemelidir, çocuğunda bu karar konusunda ikna olması önemli bir husustur. Çocuk ikna olmaz ve siz bunu çocuğun önüne kural olarak koyarsanız bunu uygulama konusunda evde yine ciddi çatışmalar yaşanabilecektir. Bu bakımdan çocuğun ihtiyacı da göz önünde bulundurularak karar verilmelidir.

    Kendini güvende hisseden çocuk işbirliği konusunda her zaman daha uyumlu olan çocuktur. Çocuğunuz uyku sorunu yaşıyorsa onu yatağa götürmekte zorlamak yerine güvende hissetirmesini sağlamak doğru bir adım olacaktır. Uyku hazırlığı süreci, uyku sorunu yaşayan çocuklarda faydalı olabilmektedir. Çocuk pijamalarını giyip, dişlerini fırçalamak için hazırlık yapılmanın aynı zamanda uykuya hazırlanmanın bir parçası olarak algılaması sağlanabilir.Sağlıklı bir birey olmanın koşullarından başında uyku gelmektedir. Gelişim döneminin en kritik olduğu zamanların başında da çocukluk dönemi geldiğinden ‘yeterli uyku uyuma’ üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir.

    Amerikan Uyku Akademisi çocukların uyku sorunu konusunda uyuma sürelerini şu şekilde gruplandırmıştır:

    6-13 yaş arasındaki çocukların 9 ile 11 saat arası uyku önerilmektedir. Ergenlik döneminde ise (14-17 yaş) 8 ile 10 saat arasında bir uyku süresi yeterli görülmektedir.

    Sağlıklı uykular dileriz.

  • Karne Tatili ve Yaz Döneminde Çocuklar Ne Yapsın?

    Karne Tatili ve Yaz Döneminde Çocuklar Ne Yapsın?

    Karne konusunu geride bıraktığımıza göre sıra geldi yaz tatilinde çocukların ne yapacaklarına… Benim gibi mahallede arkadaşlarıyla mutlu bir çocukluk geçirmiş yetişkinler için biraz şaşırtıcı olsa da dışarı çıkma imkanı bulamayan çocuklar için yaz okulları son derece faydalı.

    80ler döneminde belki de şanslı çocuklarıydık bizler. Sokakta yola koyduğumuz iki taş bizim kalemiz olurdu, mahalledeki boş arsalarda saklambaç, ebecilik, çukur, mors, üçgen, baş-başaltı, çivi oynardık. On tane çocuk bir araya gelir, üç mahalle ötedeki bir başka sokaktaki arkadaşlarımızla maç yapmaya hep beraber toplanıp giderdik.

    Anne ve babalarımız için bir sorun teşkil etmezdi sokakta oynarken ortadan kaybolmamız ve üç mahalle öteye maç yapmaya gitmiş olmamız, çünkü bilirlerdi biz yolda giderken bakkal amcamızın, terzi amcamızın gözü hep bizlerin üzerinde olurdu aslında. Mahallede abilerimiz, ablalarımız olurdu, bizlere top oynamayı gösteren, birbirimize nasıl davranacağımız konusunda rol modelimiz olan… Sabahtan akşam hava kararana kadar sokakta oynardık, acıktığımızda en yakındaki arkadaşımızın evine gider, onlarca çocuk sırayla suyumuzu içer, ekmek üzerine yağ sürüldüğünde şeker ya da tuz serperdik, hatta şanslıysak ekmek üzeri salça olurdu bazen, afiyetle mideye indirip, oyuna dönerdik.

    80ler döneminde benim çocukluğum böyle geçti. Lakin gel gelelim, sene oldu 2020!

    Çocuklarımızın oyun oynayacakları sokaklar da kalmadı, oyun alanları binalarla doldu, eskiden taştan kaleler yapıp futbol oynadığımız sokaklar arabayla doldu. 80ler dönemindeki yaşam koşul ve ortamının kalabalıklaşması ile birbirini tanıyan mahalle kültürü yok oldu, artık sitelerde yaşayan aileler kapı komşusunun kim olduğunu bilmeden yaşıyorlar. İşte böylesi bir ortamda yaz okulları genelde tüm çocuklar için, ama özellikle yaz tatilini çeşitli nedenlerle yeterince verimli geçiremeyen, evden dışarı çıkma imkanı kısıtlı, sosyal olarak izole çocuklar için oldukça faydalı olmaktadır.

    Ayrıca bilgisayar ve televizyona düşkünlük gösteren çocuk ve gençler için de yaz okulları çok iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Gün boyu evde oturup saatlerce bilgisayar oynayıp televizyon izlemek yerine spor ve sanatsal faaliyetlere katılmak çok daha sağlıklı bir uğraş olacaktır. Bu okul etkinliklerinin yapılandırılmış olması da çocukların daha programlı bir tatil dönemi geçirmelerine, zamanı daha verimli kullanmalarına katkıda bulunacaktır.

    Yaz Okuluna Ne Zaman Başlanmalı?

    Tüm kış okula giden ve tatil özlemi içinde olan bir öğrencinin okul kapanır kapanmaz yaz okulu başlaması çok uygun olmayabilir. Çocuğun en azından birkaç hafta tamamen serbest bir dinlenme süreci geçirmesi, daha sonra ebeveynle birlikte değerlendirdikleri bir yaz okulu programını seçip başlaması daha doğru olacaktır. Çocuk, okul kelimesinden yola çıkarak yaz okulu fikrine karşı çıkabilir, ödev ve sınavla ilgili bir sürece gireceğini zannedebilir. Bu durumda doğru bir şekilde bilgilendirilmeli, bunun bildiğimiz okuldan farklı olduğu, eğlenceli, sportif ve sanatsal faaliyetler, eğitici oyunlar içerdiği anlatılmalıdır. Çocukla birlikte okulların etkinlikleri gözden geçirilmeli, sonrasında okul birlikte görüldükten sonra kayıt yaptırılmalıdır. Yani yaz okulu seçim sürecine çocuk da katılmalıdır.

    Çocuğunuzun İlgi Alanına Göre Seçim Yapın

    Okul seçilirken çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarına uygun etkinlikler içermelidir. Örneğin dışa dönük, hareketli çocuklar yüzme, futbol gibi sporları yapabilecekleri okulları rahatlıkla tercih edebilirler. Öfke kontrolünde sorun yaşayan dürtüsel çocuklar için yine benzer seçenekler uygun olacaktır. Bu onların istenmeyen dürtülerini daha sağlıklı dışa vurmalarını sağlayacaktır. Sosyal becerileri zayıf, akran ilişkilerinde zorluk yaşayan çocuklar için gezi, takım sporları, tiyatro ve izcilik gibi etkinlikler içeren yaz okulları önerilebilir. Bu süreçte hem yaşıtlarıyla iletişimi daha yoğun olarak sosyalleşecek, hem de becerilerinin gelişmesiyle kendine güveni artacaktır. Dikkat eksikliği açısından, dikkat becerileri zayıf çocuklar için de satranç iyi bir uğraş olacaktır. Aile içinde iletişim sorunları yaşanan, huzursuz bir ev ortamı olan çocuklar da yaz okuluna giderek hem bu ortamdan kısmen uzaklaşmış olur, hem de resim, müzik gibi çalışmalara katılarak gerginliklerini atabilirler.

    Okul seçilirken dikkat edilmesi gereken bir konu da ulaşımdır. Yolda uzun zaman geçirmesi çocuğun yorulmasına ve bir süre sonra motivasyon ve alınan keyfin azalmasına yol açacaktır. Yurtdışı yaz okulları düşünülüyorsa çocuğun evden uzaklaşmaya yeterince hazır olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. Gençlerde bu tip sorunlar daha az yaşansa da küçük yaş gruplarında ayrılma kaygısı gibi bir problem ortaya çıkarak sürecin yarım kalmasına neden olabilir.

  • Ders Çalışırken Ya da Sınavda Dikkat Neden Dağılır?

    Ders Çalışırken Ya da Sınavda Dikkat Neden Dağılır?

    Çocukluk döneminin en sık görülen bozukluklarının başında DEHB, yani dikkat yönetimi ve davranış kontrol sorunları gelmektedir. En sık karşılaşılan dönemse çocukların okula başladığı ilk dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Dürtü; kişiyi eyleme yönlendiren ve bu yaptığı eylemi sonuçlarını düşünmeden uygulamaya koymaktır. Dürtüyü bozukluk yapan durumsa ona engel olamama durumudur.

    Öğrencide Sınıf Ortamında DEHB BELİRTİLERİ:

    • Bu çocuklar sınıf içerisinde uyum bozuklukları gözlenir.

    • Dersi takip etmede güçlük yaşarlar.

    • Yerinde duramama sıkıntısı vardır.

    • Sıklıkla başkalarının sözünü kesme eğilimindedirler.

    • Çevreleri tarafından genellikle sakar olarak nitelendirilirler.

    • Yüksek sesle konuşma, korkusuzlukları ve cesaretleri ile dikkat çekebilirler.

    Görülme sıklığı sanıldığından daha sık bir oranı kapsamaktadır.% 4-8 gibi bir oranda görülmektedir; bu da 25-30 kişilik bir sınıfta en az 1-2 öğrenci görülebileceği anlamına gelmektedir. Bu bakımdan okulda sınıf ve rehber öğretmeniyle iletişim halinde olmak önemlidir. Ev içerisinde çok hareketli olan çocuk okulda da benzer davranışları sergiliyorsa uzman desteği almak faydalı olacaktır. Dürtü kontrol bozukluğu yaşayan çocukların genellikle bunu çocukluk döneminde yaşadığı ve sonra bu belirtilerin ortadan kalktığı gibi yanlış bir kanı da mevcuttur. Yaş büyüdükçe belirtilerde değişmektedir yani ortadan tamamen kalkma gibi bir durum söz konusu değildir. Örnek vermek gerekirse okul döneminde sırasında beklemekte güçlük çeken çocuk yetişkin olduğunda araç kullanırken ışıkta beklemekte güçlük çekebilir diyebiliriz.

    DEHB – Dikkat ve Odaklanma Sorunu ve Davranışları Kontrol Sorunu NEDENLERİ:

    Genel olarak odaklanma ve hareket bozukluğunun nedenlerinden söz edecek olursak aşağıdaki nedenler karşımıza çıkmaktadır.

    • Genetik faktörler

    • Çevresel etkenler

    • Nörolojik faktörler

    • Biyolojik etkenler

    • Psikososyal etkenler

    DEHB – Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu TEDAVİSİ

    Çocuğun ya da gencin yapısal zorluklarından kaynaklanan davranış sorunları ve okul başarısızlıkları devam edecektir. Çevresinden olumsuz eleştiriler alma riski artacaktır. Bütün bunlar çocuğun ya da gencin ikincil sorunlar geliştirmesine yol açacaktır. Yani okul başarısızlıkları ileride iş yaşamındaki başarısızlıklara; arkadaş ve aile ilişkilerinde yaşadığı sorunlar da ileride sosyal ilişkilerinde hatta evlilik yaşamında sorunlar yaşamasına yol açabilecektir. Yine depresyon, davranım bozukluğu gibi ek başka psikiyatrik bozukluklar da söz konusu olabileceği unutulmamalıdır. Bu bakımdan tanının bir çocuk psikiyatrisi tıp doktoru tarafından muayene ve değerlendirme ile doğru konması ve sonrasında tedavisi çok önemlidir.

  • Çocuklarda Zeka Testi

    Çocuklarda Zeka Testi

    Çocuklar bilişsel, duygusal ve fizyolojik boyutta bireysel farklılıklara sahiplerdir. Aynı zamanda çocukların belirli yaş aralıklarında kazanmaları beklenen bazı fiziksel, duygusal ve zihinsel gelişim özellikleri vardır. Çocuğun içinde bulunduğu yaşa göre sahip olduğu özellikleri, çocuk hakkında bize ipuçları verir. Örneğin, bazı çocuklar kendi yaş grubundan daha ileri bir yaşın işlevlerini yapabilirken, bazı çocuklar kendi yaşına uygun olanları yapmakta zorlanabilir.

    ÇOCUKTA ZEKA DÜZEYİ TESPİTİ ve DİKKAT ÖLÇÜMÜ NASIL YAPILIR?

    Zeka testi olarak adlandırılan ölçme araçları; çocuğun öğrenme, anlama, kavrama, yorumlama, ilişkilendirme, soyut düşünme, problem çözme ve planlama gibi bilişsel yeteneklerini ölçmeyi hedefler. Zeka testleri, çocuklardaki üstün zihin gücünü ortaya çıkarılabilirken, aynı zamanda ayırıcı tanı ve teşhis konusunda önemli ipuçları sağlar.

    Çocukta Zeka testi uygulamasının mutlak gerekli görüldüğü bazı durumlar şunlardır:

    • Öğrenme Güçlüğü,

    • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,

    • Akademik Başarısızlık,

    • Sınav Kaygısı,

    • Okul Fobisi,

    • Algılama ve Anlama Güçlüğü,

    • İletişim Güçlükleri,

    • Okula Uyum Sorunları,

    • Özgüven Eksikliği,

    • Davranış Problemleri,

    • Algılama ve Anlama Güçlüğü,

    • Sosyal Kaygılar,

    Çocukta Zeka Ölçümü: Wechsler Zeka Ölçeği (WISC-R)

    6-16 yaş arası çocukların zeka aralığını, sayısal ve sözel zeka düzeyini, güçlü ve zayıf yönlerini belirlemek amacıyla uygulanan bir zeka testidir. Sözel Zeka Bölümü ve Performans Zeka Bölümü olmak üzere iki bölümden oluşur. Her bölüm kendi içinde 5 alt test barındırır ve böylece birden fazla beceri alanındaki yeteneklerin ölçülmesi hedeflenir.

    Sözel Alt Testler, sol beyin yarımküresi işlevleri hakkında bilgi verir. Çocuğun şu becerileri değerlendirilir:

    • Bilgiyi Akılda Tutma ve Geri Üretme,

    • Sözel Sentezleyebilme,

    • Benzerlikler Kurabilme,

    • İfade Becerisi,

    • Sözel Muhakeme Becerisi,

    • Kısa Süreli Hafıza

    Performans Alt Testler, sağ beyin yarımküresi işlevleri hakkında bilgi verir. Çocuğun şu becerileri değerlendirilir:

    • Görsel Hafıza,

    • Görsel Dikkat,

    • Neden-Sonuç İlişkisi Kurabilme,

    • Görsel Analiz ve Sentez Yapabilme,

    • Parça-Bütün İlişkisi Kurabilme,

    • Görsel Bilgi Öğrenme Hızı ve Kısa Vadede Kullanabilme,

    Wısc-R testi sonucunda elde edilen IQ skoru, uzmanlar için klinik  değerlendirmede anlam ifade ederken, performans ve sözel becerilerin alt testlerle değerlendirilmesi, çocuğun zihinsel haritasına erişmeyi sağlar ve bilişsel yetenekleri ile ilgili profil ortaya çıkarır.