Etiket: Yaş

  • Pedagog kimdir ? Ne işe yarar ?

    PEDAGOG – Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı ; 0-12 yaş çocuklarının tüm gelişim alanlarına yönelik değerlendirmelerinin takibini, eğitim hizmetlerini dikkate alarak program yapan ve uygulayan, üniversitelerin dört yıllık lisans programlarının Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümü mezunu profesyonellerdir.

    1-Ailelere çocuk gelişimi ve eğitimi alanında danışmanlık verir.
    2-Hastanelerin çeşitli tedavi ve bakım bölümlerinde çocuğa duygusal destek verir. Örneğin: Ameliyata hazırlamak
    3-Hastanelerde bebek gelişimini takip eder.
    4-Doğum öncesi ve sonrası annelik eğitimi verir, danışmanlık yapar.
    5-0-18 yaş çocukların engel durumlarına göre bireysel ve gurup programları hazırlar, gelişimlerini takip eder.
    6-Engelli çocukların ailelerine rehberlik ve danışmanlık yapar.
    7-Hastanelerin çocuk servislerinde çocukların gelişim alanlarını takip eder.
    8-Hasta çocukların refakatçisi olan yakınlarını gelişim alanları ile ilgili bilgilendirir.
    9-Çocuk yayınlarını ve çocuk televizyon programlarını hazırlar.
    10-Çocuk yayınları, çocuk radyo, televizyon programlarında danışmanlık yapar.
    11-Oyuncak sanayiinde danışmanlık yapar.
    12-Çocuk tiyatrolarının hazırlanmasında danışmanlık yapar.
    13-Çocuk ruh sağlığı merkezlerinde danışmanlık yapar.
    14-Normal çocuklar için danışmanlık merkezi açar, bu merkezlerde çalışır.
    15-Engelli çocuklar için danışmanlık merkezi açar ve bu merkezlerde çalışır.
    16-Çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili olarak yetişkin öğrenci, kurum ve ailelere YAŞAMA UYUM konusunda katkıda bulunur.
    17-Üniversitelerin ilgili bölümlerinde ihtiyaca göre eğitim verir.
    18-Resmi ve özel kreş, yuva, anaokulu ve gündüzbakımevlerinde yönetici olarak çalışır.
    19-Özel ve resmi kreş, yuva, anaokulu ve gündüz bakımevlerinde danışman olarak çalışır.
    20-Özel ve resmi erken çocukluk eğitim kurumlarında çocuk gelişim ve eğitimcisi olarak çalışır.
    21-Erken çocukluk eğitim kurumlarında çocukların yaş guruplarına ve gelişimlerine uygun olarak program hazırlar, programın uygulanmasını denetler,değerlendirme raporları hazırlar.
    22-Erken çocukluk eğitim kurumlarında çocukların gelişimlerini takip eder. Bu kurumlardaki öğretmen, yardımcı öğretmen ve yardımcı personele hizmet içi eğitim verir.
    23-Erken çocukluk eğitim kurumlarına devam eden çocukların ailelerine rehberlik ve danışmanlık yapar, gereğinde ev programları hazırlar.
    24- Çocukların eğitimsel ve gelişim alanlarına uygun ortam hazırlanmasına rehberlik eder.
    25-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı sadece çocuğun ruh sağlığı ve eğitimi ile ilgilenmez, çocuğun gelişim alanları ile ilgili bilgi ve deneyime sahiptir.
    26-Çocukların ilgi, ihtiyaç ve gelişim düzeyleri yaşlara ve bireysel farklılıklara göre değişiklik gösterebildiği için ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    27-Çocuk, erken çocukluk eğitim kurumlarına gitse de okuldaki eğitimin sürekliliği ve geçerliliği ailenin devam ettirmesi ile olur. İşte, bu noktada çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    28-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı sadece sorunların çözümü ile değil; çocuk ve ailenin davranışlarında sorun oluşmaması için çalışır.
    29-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı , çocuğun yaşamında ve geleceğinde önemli olan kritik dönemlerin değerlendirilmesi açısından aileye rehberlik ve danışmanlık eder.
    30-Ailenin yaşadığı sorunlu dönemlerin, çocuğa zararsız ya da olabildiğince en az zararla geçirilmesinde destek verir.
    31-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı, sağlıklı aile kurulma aşamasında da eş adayları ile görüşmeler yaparak daha objektif olabilmeye rehberlik ve danışmanlık eder.
    32-Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı eşlere ve aile bireylerine doğru ve sağlıklı iletişim yollarını kazandırarak aile ilişkilerinin sağlam ve yapıcı olmasında rehberlik ve danışmanlık verir.
    33-Çocukların ve ergenlerin hayata hazırlanmalarında ailelere yanlış davranışlarını doğrularla değiştirme anlamında rehberlik ve danışmanlık verir.
    34-Çocuk ve gençlerde temel ihtiyaçların ( uyku, temizlik, barınma, kişisel bakım, beslenme ) karşılanmasında ailelerin dikkat etmesi gerekenler ve yaşlara göre ailenin davranışlarını düzenlemesinde rehberlik ve danışmanlık verir.
    35-Çocuk ve gençlerde internet, bilgisayar bağımlılığı ve çözüm yolları konularında rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    36-Davranış problemleri olan çocuğa yaklaşım yolları hakkında danışmanlık yapar.
    37-0-6 yaş çocuklarına DENVER II gelişim testi yapılarak; ince motor, kaba motor, sosyal, kişisel, dil gelişimi alanlarındaki beceriler kontrol edilerek aileye gerekli danışmanlık verilir.
    38-Özel eğitim gereksinimi olan çocuklar için ev destekli eğitim programlarını hazırlar.
    39-Parmak emme, tırnak yeme, saldırganlık, kıskançlık, dikkat eksikliği gibi duygusal sorunlar yaşayan çocukların ailelerine rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    40-Cinsel istismarın önlenmesine yönelik rehberlik ve danışmanlık verir.
    41-Çocukların cinsel gelişim dönemlerinde dönem özelliklerine uygun, ailelerin dikkat etmesi gerekenler hususunda ailelere rehberlik eder ve danışmanlık verir.
    42-Dil ve konuşma sorunu olan bebek ve çocuklar için durum değerlendirmesi yapar ve danışmanlık ve rehberlik hizmeti verir.
    43-0-18 yaş çocuklarının öğrenme hızının geliştirilmesi için yapılabilecekler konusunda bireysel ve gurup olarak rehberlik eder, danışmanlık verir.
    44-Anne-baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve ailenin davranışları konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    45-Aile birlikteliğinin önemi, anne-babaya düşen görevlerin değerlendirilmesi konusunda rehberlik ve danışmanlık eder.
    46-Boşanmış anne-babanın çocuklarının ruh sağlıklarının korunması ve eğitimlerinde aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    47-Çocuklarda özbakım becerilerinin geliştirilebilmesi için ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    48-Çocuklarda ve gençlerde özgüven gelişimi için yapılabilecekler konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    49-Kız ve erkek çocuklarda yaşam becerilerinin edinilmesinde ailelere rehberlik ve danışmanlık eder.
    50-Çocuklara ve gençlere arkadaş değil; arkadaş gibi anne-baba olmanın önemi ve yararları konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    51-Anne-baba modellerinin çocuğun cinsel kimlik kazanmasındaki rolleri konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    52-Anne-baba tutumlarının çocuğa etkileri ve ortak tutum geliştirmenin yararları; yapılabilecekler konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    53-Ailede çocuğun doğum sırasının, sayısının, cinsiyetin ruh sağlığına etkileri konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    54-Çocuğun kişilik gelişimini etkileyen toplumsal sınıf farklılıkları, iletişim araçları, kültürel farklılıklar konularında aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    55-Ödül ve cezanın çocuğun yaşamında uygulanması, disiplin ve sorumluluk kazandırmada dikkat edilmesi gerekenler konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    56-Beden dilinin ,ses tonlaması ve vurgunun, örnekleme yapmanın, temiz ve hoş kokunun , dış görünümün verdiği mesajların , temel ihtiyaçların karşılanmış olmasının motivasyondaki önemi hususlarında bireylere danışmanlık ve rehberlik hizmetleri verir.
    57-Çocuğa ve ergene ruhsal bağımsızlık kazandırma konusunda aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.
    58-Çocukta ve gençte doğruluk, dürüstlük, vicdan gelişimi gibi konularda ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    59-Çocuğun ve gencin gününün planlanmasında ailelere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    60-Verimli ders çalışma yöntemleri ve çocuğa-gence uygun olan yöntemin seçilmesi konusunda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    61-Yaşam kalitesini artırmak,uyum,strese dayanıklılık, zamanı verimli kullanarak kendini iyi ifade etme konularında bireylere rehberlik ve danışmanlık yapar.
    62-Drama, oyun, müzik, anadili, el becerileri çalışmalarında bireylere, ailelere, okullara, erken çocukluk eğitim kurumlarına rehberlik ve danışmanlık yapar.
    63-Hamilelikle ilgili ( belirtiler, beslenme, dinlenme, günün planlanması, tehlikeli durumlar, bakım ve kontrol, cinsel yaşantı, etkileyen hastalıklar, bakım, egzersizler) konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    64-Lohusalıkla ilgili( beslenme, dinlenme, günün planlanması, tehlikeli durumlar, bakım, kontrol, egzersizler vb) konularında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    65-Bebek bakım, beslenme, uyku, egzersiz gibi konularda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    66-Emzirmede başarı, emziklilik dönemi özellikleri, beslenmesi, özellikleri, dikkat edilecek noktalarla ilgili rehberlik ve danışmanlık yapar.
    67-Yenidoğan bebekte rastlanabilecek sorunlar hakkında rehberlik ve danışmanlık yapar.
    68-Çocukta ders başarısı için aile ilişkilerinde ve eğitimde dikkat edilmesi gereken konularda rehberlik ve danışmanlık yapar.
    69-Çocuğun yeteneklerinin keşfedilmesinde, yeteneklerinin geliştirilmesinde aileye rehberlik ve danışmanlık yapar.

    PEDAGOG ÖZNUR SİMAV

  • Saldırganlık

    Saldırganlık davranışının pekiştirme, cezalandırma ve taklit etme yolu ile kazınıldığı düşünülür.

    Bebeklik döneminde saldırganlıktan söz edilemez. 1 yaş civarında ise bir çocuk herhangi bir oyuncağı karşısındaki çocuğun elinden çekerek alabilir. Ancak bu durumda da hala saldırganlıktan söz edemeyiz. Çünkü burada çocuğun amacı, karşısındakini incitmek değil sadece oyuncağını almaktır. Yani burada görülen saldırgan davranış, oyuncağı elde etmek için bir araçtır. Sosyal psikolojide saldırganlık iki şekilde ele alınmaktadır. Birincisi diğerlerini incitmek ve onların üzerinde üstünlük kurmak için yapılan davranıştır. Örneğin bir çocuk arkadaşından intikam almak için ona vurabilir. Diğer tip saldırganlık ise amaca ulaşmak için başvurulan yoldur. Örneğin çocuk arkadaşının elindeki oyuncağı almak isterken arkadaşını yere düşürebilir, ancak buradaki zarar isteyerek veya bilerek yapılmamıştır. Çocuklardaki saldırganlık incelenirken bu iki şekle dikkat etmelidir.

    Erken yaşlarda sık olarak oyuncaklarını ve diğer sahip olduklarını paylaşmayla ilgili sorunlar çıkabilir. İlk başlardaki bu saldırgan davranışlar normal olarak değerlendirilmektedir. Bu dönemdeki saldırganlık sosyal gelişimin bir basamağı olarak düşünülebilir. 2 – 4 yaş arasında saldırgan davranışların önce artış gösterdiği sonra azaldığı görülür. 3 yaştan sonra vurma tepinme gibi davranışlar azalırken sözel hakaretler ve saldırılar artar. Ancak saldırganlık konusunda da çocuklar arasındaki bireysel farklılıklar unutulmamalıdır. Ve genelde erkeklerin kızlardan daha fazla fiziksel tepki verdikleri, kızların ise daha fazla sözel tepki verdikleri bulunmuştur. Öfke ve saldırganlığın yetişkinlerden çok kardeşlere ve yaşıtlara yöneldiği de görülür.

    Okul öncesi dönem çocuklarının çevrelerindeki saldırganlıktan etkilendiği görülmektedir. Yani çevrelerindeki modelleri taklit ederler. Saldırganlık bir anlamda bulaşıcıdır denilebilir. Çocuklar saldırgan davranışları, yetişkinleri, diğer çocukları veya televizyondaki saldırgan karakterleri taklit ederek öğrenirler.

    www.gelisimselpediatri.com

    Kaynak; Artan, İsmihan; Bayhan, Pınar (2004) Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ankara

  • Boşanma ve çocuk

    Toplumumuzda çoğu aile verdikleri ayrılma kararını nasıl açıklayacaklarını bilemez, hatta çocuklarının etkilenmemesi ve ileride sıkıntı yaşayacakları konusundaki kaygılarından dolayı boşanmalarını uzun süreler erteler.

    Boşanma olayının çocukları etkilemesi, ebeveynlerin çocuğa bu durumu nasıl yansıttığı ve nasıl anlattığıyla yakında ilişkilidir.

    Büyük bir mutlulukla, hevesle, hayallerle kurulan tatlı yuvalar bazı anlaşmazlıklar ve düzelemeyecek sebeplerden sona erebilmektedir. Elbette her çift bir ömür devam etmek niyetiyle başlasa da eşler arasında ve ya üçüncü şahıslarında dahil olduğu çözümlenemeyen sorunlar ortaya çıkabiliyor.

    Eğer eşler ayrılma kararı verdi ise artık önemli olan, bunu çocuğun yaşına ve gelişimine göre doğru anlatmaktır. Çünkü çocuklar için boşanmayı ertelemek, gergin ortamda evliliğe devam etmek çocuğun gelişimini ve psikolojisini olumsuz etkileyebilmektedir.

    Çocuğa hiçbir şey olmamış gibi de davranılmamalıdır böyle durumlarda çocuk içten içe kendini suçlayabilir ‘’ acaba ben mi bir şey yaptım, annem- babam gitti. Ben çok mu yaramazlık yaptım’’ diye düşünebilir. Bu nedenle yaşı ve nasıl anlatacağımız çok önemli ama her yaş için şu mesajı anlaşılır biçimde vermek gerekmektedir. ‘’ senin hiçbir suçun yok, anne babalar bazen kavga edebilir veya başka evlerde yaşamaya karar verebilir, seni çok seviyoruz, ve sen her istediğinde bizi görebilecek, bizimle kalabileceksin.’’ Bu mesajlar arada sıkça verilemeli ki çocuk duruma daha rahat uyum sağlayıp kendini suçlamaktan vazgeçebilsin.

    Ve asla eşler birbirlerini kötülememeli ya da bir araya gelinen vakitlerde ortam gergin olmamalıdır. Bu davranışlar çocuğun hem kötüleyen ebeveyne, hem de kötülenen ebeveyne olan sevgi ve güveni azaltabilmektedir.

    Eğeruzman eşliğinde bu dönemi geçirecekseniz, uzmanın size yardımcı olmadan önce bilmesi gereken bazı önemli sorular vardır, bunlar;

    • Çocuk kimde (kimlerle) kalacak?
    • Çocuk kaç yaşında iken ayrılma gerçekleşti?
    • Daha önce hiç boşanmadan bahsedildi mi, nasıl bahsedildi?
    • Diğer ebeveyni ne sıklıkta görecek?
    • Anne ve baba zaman zaman da olsa bir araya geliyorlar mı?
    • Bir araya gelindiğinde ortam nasıl oluyor, neler yapılıyor, neler konuşuluyor?
    • Her iki tarafta da ikinci evlilik durumu var mı?

    Bu konularda genelde ebeveynler karar verir ancak bazen çocuğun ruhsal ve gelişim dönemine (sorununa) göre ebeveynler ve uzman eşliğinde karar vermek gerekmektedir.

  • Çocuk ve aile danışmanına neden ihtiyaç duyulmalıdır?

    Çocuk nedir? sorusunun cevabını hocamız insan yavrusudur diye vermişti. Onu hiç unutamam.Tüm canlıların yavruları anne ve babaları için çok önem taşımaktadır. Belgesellerde ya da ilginiz varsa ilgili dergilerde aile hayatlarına büyük yer verilir. Yavruyu beslemek, onu üşütmemek, hayata hazırlamak için ard arda gelen değişik süreçlerin nasıl geçirildiğini az çok biliriz. Ençok rastladığımız kedi yavrularını annenin nasıl sahip çıkıp,yanlarına kimseyi yaklaştırmak istemeyip, köşe bucak sakladığına şahit olmuşuzdur. Biraz daha büyüyünce de aşamalı olarak serbest bıraktığını yaşamışızdır.
    Çocuk denen varlık, bizim geleceğimizdir. Sadece ailemiz olarak bireysel değer taşımayıp, yurdumuz ve tüm insanlık için çok büyük değer taşımaktadır. Dünyamız küçüldü, iletişim ve ulaşım araçlarının hızı ve etkin kullanımı ile her yere ulaşabilip, değer üretebiliyoruz. Bunlardan da tüm insanlık olarak faydalanabiliyoruz.
    Globalleşen dünyada pekçok şeye rahatlıkla ulaşabilme şansımız var. Teknolojinin gelişimi ile birlikte, insanlar sanal olarak pekçok bilgiye ulaşabiliyor, işlerini rahatlıkla planlayabiliyorlar, ancak, çocuklarının ruhuna inebilme ve çocuğunun her gelişim aşamasındaki ihtiyaçlarını farkedebilme, bu ihtiyaçlara uygun şekilde davranabilme, günlük hayatlarını planlama, temel ihtiyaçlarının neler olduğunu, önceliklerin neler olduğunu, yeterince ilgi gösterme, ya da çocuğu aşırı ilgi merkezi yapma noktasında yanlışların olduğunu farkedemiyoruz. Çocuğumuz en iyi okullarda okusun,yüksek başarılar elde etsin şeklinde aşırı bir şartlanma ile neleri kaçırdığımızın farkında olamıyoruz.
    Her yaşın ya da gelişim düzeyinin ihtiyaçları farklıdır, çocuğumuz uygun şekilde besleniyor mu? Tek yönlü mü besleniyor, beslenmenin sadece beslenme amaçlı olmaması gerektiği, bunun bir ritüelinin de olabileceği aklımıza geliyor mu? ailenin bir arada olmasının önemi, beslenme sırasında günlük paylaşımların konuşulması, yemekte uygulamalı olarak görgü kurallarının kazandırılması, çocuğun tanınması, anne-babanın model olma durumu, yemekte ses tonunun ayarlanması gerektiği, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılması, ailelerin bilinçli olması, obeziteden, kalp-damar hastalıklarından olabildiğince korunma, aile bireylerinin doğru iletişimle ruh sağlıklarının korunması, bazı hususların problem haline gelmeden basit iletişimle pas geçer gibi halledilmesi, aile bireylerinin kendilerini bir bütünün parçası olarak hissedebilmeleri ve sorumlulukların paylaşımı, bireylerin birbirlerini tamamlayıcı çalışma içinde olmaları, ekip olarak hissedebilme, birey olarak ta ayrıcalıkların olduğu,günlük yaşamla ilgili bilgilerin edinilmesi, deneyimlere yer verilmesi, temizlik alışkanlıklarının yaşanması, besin özellikleri, pişirme özelliklerinin irdelenmesi, yarar ve zararların konuşulması, çocukların ve arkadaşlarının doğru beslenmeye teşfik edilmesi, gibi hususların görüşülmesi, aile, çocuk, okul iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulması için toplumun en küçük parçası olarak yapılabilecekler hususlarının görüşülebilmesi gibi konular hemen aklımıza gelenlerdir. Belki, çocuk ve arkadaşlarının beslenmesi konusu ilginç gelebilir.Beslenmenin toplumsal yanının da olduğu hatırımızdan çıkmamalıdır. Hep gözden kaçırılır, çocuğun, gencin arkadaşlarının beslenmesi de etkileşim açısından önemlidir. Belki çocuğunuz okul çağında ise arkadaşları ile birlikte benzer beslenme yapması önemlidir. Örneğin, çocuk arkadaşları meyva getirmiyorsa, tüketmiyorsa, yada kantinde bulunmuyorsa ki genelde bulunmuyor, meyva yemek istemeyecektir. Bu nedenle veli-okul-çocuk birlikte işbirliği içinde olmalıdır. Okul kantininde ayran, süt, su tüketimi teşfik edilebilir, gazlı içecekler için önlem alınabilir. Yaşları küçük olan çocuklar yemekte matematik bile öğrenebilirler, bazı kavramlar öğretilebilir, şekil, yumuşak-sert, uzun-kısa, tatlı-ekşi, tuzlu-tuzsuz, içinde-dışında, kenarında-köşesinde, renk kavramları, bitki özellikleri gibi…
    Burada sadece beslenme ile ilgili ilk aklımıza gelenlere yer verdim, her ailenin ortak özellikleri olsa da, aileyi oluşturan bireyler ve etkileşim tarzları farklı olmaktadır,her aile kendine özgü bir yapı taşımakta, geçmişten gelen çocukluk özellikleri ve aile yapıları ile farklılıklar ve belki de sorunlar taşımaktadır.Parçalanmış aile, engelli çocuğu olan aile, ikiz, üçüz ailesi olabilir, aileden uzakta çalışan ebeveyni olan aile olabilir, ailede kayıpları olan aile olabilir, her türlü olanakları iyi; ancak iletişim yanlışları olan aile olabilir, anne-baba dan birinin ya da ikisinin dominant olduğu,sorun yaşanabilen aile olabilir, aile çekirdek ya da büyük aile olup, her iki türde de sorun yaşayanlar olabilir. Gün boyu stresini yönetemeyen bir aile bireyinin etkilediği aile olabilir, toplumsal olarak cinsiyet rollerinin yanlış ya da abartılı tanımlanan bir ailede yetişmiş bireylerin etkilediği aile olabilir. Tek, çok çocuk olarak; çocuk olarak kaçıncı sırada yetiştiği önemli olan ailede büyüyen ebeveynlerden oluşmuş aile olabilir. Anne cinsiyet olarak ailede ezik olarak büyümüş ve bunların etkilerini yaşıyor olabilir, ya da eşler arasında eğitim ve yaş farkını belirli olarak yaşayan aileler, ailede süreğen hastalığı olanlar olabilir, kötü alışkanlığı olanlar, ekonomik sorun yaşayanlar ya da ekonomik durumu çok iyi olanlar olabilir. Örnekleri çoğaltmamız mümkün…Çocuk, gelişimsel olarak önemli olan bazı kritik dönemlerden geçiyordur. Bu dönemin zararsız atlatılması ve belki de kaçırılmadan değerlendirilmesi gerekir

  • Okul öncesi eğitimin önemi

    OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ
    Okul öncesi eğitim süresince çocuklar ilköğretime hazırlanırken, paylaşmayı, dayanışmayı, sosyalleşmeyi ve birlikte çalışmayı öğrenirler. Okul öncesi eğitimin amacı çocuklarda öğrenmeye ilgi uyandırmak ve çocuğun varolan yeteneklerini görünür kılmaktır.
    Bu dönem, araştırmacılar için çocuğun yüksek öğrenme potansiyeline sahip olduğu bir dönem olarak görülmektedir. Uygun fiziksel ve sosyal çevre koşullarında ve sağlıklı etkileşim ortamında yetişen çocuklar, daha hızlı ve başarılı bir gelişim gösterirler.
    Eğitimin ilk basamağını oluşturan okul öncesi eğitim gömleğin ilk düğmesidir ve bunun doğru iliklenmesi gerekir.
    Çocuğun doğduğu günden temel eğitime başladığı güne kadar geçen yılları kapsayan ve çocukların daha sonraki yaşamlarında önemli rol oynayan; bedensel, psikomotor, sosyal-duygusal, zihin ve dil gelişimlerinin büyük ölçüde tamamlandığı, kişiliğin şekillendiği ve çocuğun devamlı olarak değiştiği bir süreçtir. Bu nedenle, çocuğun küçük yaşlarda sağlıklı bir ortamda gelişimini sürdürmesi önem kazanmaktadır.
    Sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip çocuklar yetiştirmek, onların gelişim özelliklerini ve bu özellikler doğrultusunda gereksinimlerinin neler olduğunu bilmeye bağlıdır. Erken çocukluk dönemindeki gelişmelerle, okul öncesi eğitim artık anne babanın yalnız başına başarabileceği bir konu olmaktan çıkmış durumdadır.
    Eğitim, öğrenci-öğretmen-veli üçgeninden oluşan platformdur. Bu birliktelik ne kadar bilinçli ve sağlıklı olursa, çocuklarımızda o oranda sağlam bir kişilik kazanırlar.
    Eğitimin sağlam temeller üzerine kurulmasında ve insanların ileri yaşlardaki başarılarında okul öncesi eğitimin rolü bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ana kucağındaki yoğun ilgiden sonra, anaokulu ortamı çocuk için dünyaya açılan yepyeni bir penceredir. Olumlu yada olumsuz anlamda verilen her şey, onları yetişkinlik yıllarında da doğrudan etkilemektedir.
    3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır… Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir ve okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65'i liseyi, % 45'i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir. Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar.
    Okul öncesi eğitim kurumları; toplumun temel yapısını oluşturan
    * Saygı,sevgi,
    * Paylaşma, iş bölümü,
    * Sorumluluk
    * Sosyal çevre oluşturma açısından çocuğu geleceğe hazırlayan en güvenli ortamdır.
    Bilindiği gibi, 3 ile 6 yaş arası çocukta pek çok gelişimsel değişmenin yaşandığı yıllardır. Normal gelişim gösteren bir çocuk, 6 yaş civarında pek çok motor becerileri kazanmış, çeşitli fiziksel becerilerini kullanmaya başlamıştır.
    Bilişsel gelişim açısından ise, fiziksel ve sosyal çevresi ile ilgili yoğun bir bilgi birikimi oluşturmaya ve çevresinde gelişen olayları anlamaya başlamıştır.
    Buna karşın, okul öncesi yılları çocuğun soyut düşünme yetisinin henüz tam şekillenmediği ve bu nedenle yapılan tüm etkinliklerin somut bir biçimde çocuğun yaparak ve deneyerek öğrenmeyi gerçekleştirdiği yıllardır. düşünüldüğünde, okul öncesi yılları çocuğun arkadaşları ve öğretmeni ile birebir olarak kuracağı iletişime dayalı konuşma ve dinleme becerilerini geliştirici etkinliklerin ağır bastığı yıllar olmalıdır.
    Okul öncesi eğitim neden gereklidir?
    * Çocukta zeka gelişiminin %70 lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşta gelişir.
    * Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşta gelişir.
    * Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
    * Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
    * Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
    * Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.
    * Aile içi desteğin tek başına yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarıyla birlikte olabileceği, bedensel ve zihinsel gelişmelerini sağlıklı biçimde sürdürebilecekleri bir ortam olduğu için okul öncesi eğitim zorunlu ve gereklidir.
    Türkiye genelinde ortalama okul öncesi okullaşma oranı %15 tir. Bu son derece çarpıcı bir orandır. Diğer Ülkelerle karşılaştırıldığı zaman durum daha net olarak anlaşılmaktadır. Avrupadaki bir çok ülkede bu oran %100'dür.
    Okulöncesi eğitiminin desteklenmesi için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Aile ve eğitimci işbirliği ile gerçekleşen okulöncesi eğitim; çocuğun daha yaratıcı, ileriyi görebilen, yeni ürünler yaratabilen ve çevresini kendi amaçları için yönlendirebilen özerk bir birey olarak yetişmesine katkı sağlayacaktır…

  • Çocukta 2 yaş krizleri

    2 Yaş Krizleriyle Nasıl Başa Çıkılır?

    2 yaş dönemi, çocukluk çağının ergenlik dönemidir. Bu yaşta çocuğunuz hırçın, uyumsuz, inatçı olabilir. İstediğini elde etmek için tutturabilir. Öfke nöbetleri geçirebilir. Hem bağımsız olmak ister, hem de çoğu açıdan halen size bağımlıdır.Öncelikle anne babalar, bunun gelişimin normal bir aşaması olduğunu kabullenmeliler. Doğru davranışlarla bu dönem daha az sıkıntıyla atlatılabilir.

    Anne babalar 2 yaş krizleriyle nasıl başa çıkabilirler?

    • Sevginizi gösterin. Çocuğunuzu sıkça öperek, sarılarak, sevginizi gösterin. Doğru davranışlarını takdir edin. Böylece, onu iyi davranışa yönlendirmiş olacaksınız.
    • Çocuğun özelliklerini kabul edin. Elbette bazı özelliklerini sizden alsa da, her çocuk anne babasından farklı, yeni bir bireydir. Kötü davranışlarını etiketlemeyin.
    • Çok fazla kural koymayın. Öncelik çocuğun güvenliği olmalı. Bu nedenle, önce çocuğun rahat hareket edebileceği, kazadan uzak kalabileceği bir ev ortamı hazırlayın. Ona sürekli hayır dememek için, dokunması, karıştırması riskli eşyaları ortada bırakmayın.
    • Öfke nöbetleri nasıl önlenir? Çocuğun kapasitesini bilin, belki de ne istediğinizi anlamamıştır. Ona yaşına uygun olmayan sorumluluklar yüklemeyin. Kötü davranışı durdurmak için, sadece yapma demek yetmez, farklı bir çözüm de önermelisiniz, ona yol göstermelisiniz. Sadece gerekli durumlarda hayır deyin. Mümkün olan durumlarda, ona seçim şansı tanıyın. Örneğin hangi elbisesini giyeceğine, hangi masalı dinlemek istediğine karar verebilir. Öfke nöbetleri genellikle çocuk yorgun, uykulu, açken, yabancı ortamlardayken görülür. Bu gibi durumlarda, önceden tedbir alabilirsiniz.
    • Öfke nöbetinde nasıl davranmalısınız? Öfke nöbetinde, farklı bir şeye dikkatini çekerek sakinleşmesini sağlayabilirsiniz. Eğer sakinleşmiyor, kendini yerlere atıyorsa, onu durdurun . Odasına veya başka bir yere gönderip sakinleşmesi için süre tanıyın, mola verdirin. Bunu neden yaptığınızı, nasıl bir davranış beklediğinizi ona açıklamayı unutmayın.
    • Ona iyi örnek olun. Yapılmasını istediğiniz davranışları siz de yapın.

  • Çocuklarda zeka gelişimi ve duygusal zeka

    ÇOCUKLARDA ZEKA GELİŞİMİ

    Zeka “zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği “ olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, zeki insan öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir.

    Bebeğin beyin hücreleri, daha döllenmeyi izleyen üçüncü haftadan itibaren gelişmeye başlamaktadır. Beynin fiziksel yapısının gelişiminin büyük bölümü bu dönemde başlamaktadır.

    Yapılan araştırmalar, bebeklerin üç aydan itibaren öğrenmeye ve öğrendiklerini hafızada tutmaya başladıklarını gösteriyor.

    ZEKANIN GELİŞİMİNDE 3 ÖNEMLİ DÖNEM VARDIR

    DOĞUMDAN ÖNCE ;
    Kalıtımsal ,annenin ruh sağlığı , annenin beslenmesi,

    DOĞUM ESNASI;
    Sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesi,doğum esnasında yaşanan problemler örneğin;bebeğin oksijensiz kalması,elden kayıp düşmesi vb.

    DOĞUM SONRASI ;
    Annenin loğusalığı olumlu şekilde atlatması,beslenmesi,bebeğini emzirmesi,sevgisi, babanın ilgisi ve şefkati vb.
    Çocukların genel olarak davranış özelliklerini anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek, onların gelişimini yönlendirmek açısından çok önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarına doğru eğitimi verebilmeleri, gelişim dönemlerinin özelliklerini bilmeleriyle başlar.

    Çocukta normal zeka düzeyi olsa bile, gelişim dönemlerinde yetersiz uyarana maruz kalması, gerekli eğitim ve öğretimin yetersiz verilmesi, zengin uyaran içeren ortamların sunulmayışı, ebeveynlerin ilgisinin az olması, davranış hataları nedeniyle varolan kapasitenin kullanılamayışını mümkün kılabilmektedir.Çocukta zeka düzeyi ile ilgili problem olmamakla birlikte yaşına uygun zeka kapasitesini ortaya koymamasının bir sebebi de psikolojik rahatsızlıklardır. Bunlar çocukluk çağı depresyonları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, uyum güçlükleri vb. . olabilmektedir.

    Zeka testleri ile çocuğun zeka düzeyi hesaplanmaktadır. Zeka testleri çocukların yapabilecekleri işlere, becerilerine, yaşlarına uygun sayı, söz ve biçim ilişkisine dayanılarak hazırlanır.
    Alternatif zeka kavramlarına gözatarsak Nöropsikolog Howard GARDNER'in çoklu zeka kuramına göre 7 ayrı zeka saptanmıştır.
    Dilsel zeka (yazarlar, politikacılar)
    Mantıksal-matematiksel zeka (bilimadamları felsefeciler, araştırmacılar)
    Görsel-mekansal zeka (mimar, denizciler)
    Bedensel-kinestetik zeka (sporcular, sanatçılar, dansçılar)
    Müzikal zeka (müzisyenler)
    Kişilerarası zeka (öğretmen, satıcı, politikacı)
    Benlik zekası (felsefeciler, bilim adamları)

    Bu kavrama göre zeka sadece bilişsel değil, aynı zamanda güdüsel ve duygusal faktörlerden kaynaklanır. Örneğin, bir öğrencinin matematik dersinden başarısız olması, bazı durumlarda öğretmeni sevmemesi veya utangaçlık duygularından kaynaklanabilir.

    Duygusal Zeka Terimi İlk Ne Zaman Ortaya Atılmış?

    İlk defa 1990 yılında Psikolog Peter Salovey ve Psikolog John Mayer tarafından kullanılmış, daha sonra Psikolog Daniel Goleman geliştirmiştir.

    DUYGUSAL ZEKA NEDİR ?

    Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.”
    Saloyev, Gardner'in kişisel zeka yetenekleri kavramını da kendi temel duygusal zeka tanımının içine katarak, duygusal zekayı oluşturan yetenekleri 5 ana başlıkta toplamış :

    a) ÖZBİLİNÇ
    b) DUYGULARI İDARE EDEBİLMEK
    c) KENDİNİ HAREKETE GEÇİRMEK
    d) BAŞKALARININ DUYGULARINI ANLAMAK (EMPATİ
    e) İLİŞKİLERİ YÜRÜTEBİLMEK

    YÜKSEK EQ ‘LU ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN EBEVEYN VE ÖĞRETMENLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR ?

    Öncelikle doğru iletişim. Ebeveynlerin çocuklarıyla empatiye dayalı doğru iletişimi kurabilmeleri ve çocuklarına empati kurmayı öğretmeleri gerekiyor. Böylelikle çocuk, arkadaşları ile de iyi ilişkiler kuracak, okulda, evde, çevresinde sevilecek, ilişkilerinde başarılı olacaktır.
    Çocuklarına sorumluluk vererek sorumluluk almayı öğretmeleri gereklidir.
    Çocuklarını gerekli durumlarda kendi karar vermesi için yüreklendirmeleri,
    Olaylara iyimser bakmayı öğretmeleri, toplumsal hizmetlere katılmalarını sağlamaları,
    Diğer insanlara yardım etmeyi, işbirliğinin ve dürüstlüğün önemini vurgulamaları, herhangi bir sorunla karşılaştıkları zaman sorunla nasıl baş edeceklerini öğretmeleri,Konuşma yeteneğinin gelişmesi için çocuklarıyla bol bol sohbet etmeleri, davranışlarıyla örnek olmaları gerekiyor.

    Unutmamalı ki çocuk, anne-babayı taklit ederek büyür.

    Anne Babalara Düşen Görevler

    Feuerstein, yetersiz öğrenmenin en önemli sorununun pasiflik olduğunu vurgular.
    Zeka, olguları elde etmek değil olguların nasıl elde edileceğini öğrenmekle gelişir.
    Feuerstein'in zekanın zenginleştirilmesiyle ilgili önerilerinden yola çıkarak, anne babaların şu soruları kendilerine sormaları ve yanıtların “evet” olması durumunda gerçekten çocuklarının gelişimi için çaba gösterdikeri söylenebilir.
    Çocuğunuzun etkinliklerde aktif olmasını sağlıyor musunuz?
    Öğrenmesi gerekenleri bir çok kez tekrar ediyor musunuz?
    Aktif araştırma ve keşif için çocuğunuzu cesaretlendiriyor musunuz?
    Evinizi çocuğunuz için tehlikesiz hale getirdiniz mi?
    Çeşitli oyuncak ve objeleri çocuğunuza sunuyor musunuz?
    Onunla sürekli konuşuyor, iletişim kuruyor musunuz?
    Çocuğunuzun neden-sonuç arasındaki bağlantı kurabilmesi için ona yardımcı oluyor musunuz?
    Çocuğunuz sesler çıkarttığında veya daha üst yaş grubunda sizinle konuştuğunda sevecen sözcüklerle yaklaşıyor musunuz?
    Bağırmama, fiziksel cezalar uygulamamaya özen gösteriyor musunuz?
    Çocuğunuzla ilgilendiğinizi ona gösteriyor musunuz?

    0-6 ayda bebeğin zihinsel gelişimi

    Kendisini ve çevresini gözleri,kulakları, elleri ve ayakları ile keşfeder.
    Ortamda kendi hareketlerinden kaynaklanan etkiler yaratmaktan hoşlanır.
    Örneğin güldüğünde karşısındakinin de gülmesi gibi.Tanımadığı insanları görünce ağlama, gülümseme vb.Bazı hareketleri taklit etme, daha önceden yaptığı bir davranışı el tutma,gülümseme gibi o kişiyi tekrar gördüğünde yapma.

    7-12 ay bebek

    Nesnelerin ortaya çıkmasına ve kaybolmasına tepki verme.Nesne devamlılığı, örneğin oynadığı topun uzaklaşmasında ardından bakma,Çekmece, dolap açma,boşaltma,Nesne ilişkileri gösterme,tv,kumanda gibi,Resimli kitaplara ilgi duyma,İnsanları, nesneleri,oyunları hatırlama ve tekrarlama,

    1- 2 yaş çocuğu

    Nesnelerin şekil, renk, ebatlarını kavrama,gruplandırma,İlk sayma becerileri,
    İlk yaratıcı aktiviteler,kalemle çizim yapma,bir oyuncağı kurma,oyun hamuru yoğurma gibi,
    Hayali oyunlar oynar,

    3 – 5 yaş çocuğu

    Üçgen,kare,dikdörtgen ,daire gibi şekilleri , temel renkleri bilir,4 yaşta hedefe yönelik davranmaya başlar, plan kurar,Nesneleri çeşitlerine göre gruplandırabilir.
    Canlandırma oyunları oynar.Oyun kurup devam ettirebilir,Basit rakam ve harf oyunları oynayabilir.

    Nilüfer Karataş
    Çocuk Gelişim Uzmanı
    Aile & Yaşam Koçu

  • ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    Sevilen bir kişinin kaybı ve yas süreci çoğu kişinin hakkında konuşmakta zorlandığı bir konudur. Çocuklar da yetişkinler gibi sevdikleri bir kişiyi kaybettiklerinde bir yas süreci içerisine girerler. Çocukların kayba yükledikleri anlam, kaybı yaşadıkları yaş dönemine göre değişiklik gösterir. Çocuk kaybı ne kadar küçük bir yaşta yaşadıysa, ölümü anlamlandırması da o kadar zor alacaktır. 

    Çocukların kayba tepkileri nelerdir?

    Yakınlarını kaybeden çocuklar bu olaya farklı tepkiler verebilirler. Bazı çocuklar haberi duyduğunda ağlayabilir, bazıları saldırgan davranışlarda bulunabilir, bazı çocuklar ise bu habere hiç tepki vermeyebilir. Çocuğun verdiği tepkiye anlayışla yaklaşılmalı ve üzüntüsünü başka türlü ifade etmesi için çocuğa baskı yapılmamalıdır.
    -Kayıp haberini alan çocuğun oyununa devam etmesi, haberi duymamış ya da önemsemiyor gibi davranması sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu çocuk ölüm haberini ilk duyduğunda tam olarak ne olduğunu anlayamadığı için tepkisiz kalabilir. 
    -Bebeksi davranışlarda bulunabilirler. Örneğin; alt ıslatmaya, parmak emmeye, bebek gibi konuşmaya başlayabilirler. 
    -Ölüm haberini alan çocuk, kendisinin ya da anne babasının ölmesinden, hastalık ve kazalardan korkmaya başlayabilir. 
    -Çocukların kayba gösterdikleri tepkilerden biri de uyku problemleridir. Yatağına gitmek istememe, uykuya dalmakta güçlükler, uykudan sık sık uyanma,  uykuda ağlama gibi tepkiler verebilirler. Özellikle çocuğa ölümü uzun bir uyku benzetmesi ile anlatmak da, onun uykudan korkmasına sebep olabilir.  
    -Çocuklar bir yakınlarını kaybettiklerinde öfkeli tepkiler verebilirler. Çoğu zaman öfkelerini yakınlarındaki kişilere yönelik olarak ortaya koyarlar.
    -Çocuklar bu önemde daha içe dönük olabilirler ve yalnız kalmayı tercih edebilirler. 
    -Bazı çocuklar kaybın kendileri yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duyabilirler. 
    -Ölümle ilgili oyunlar oynayabilirler. 
    -Sebepsiz yere ağlayabilirler. 

    Çocuğa ölümle ilgili nasıl bir açıklama yapılmalı?

    Çocuğa ölümü anlatmak için kaybın üzerinden çok fazla zaman geçmesi beklenmemelidir. Kayıp haberi, çocuğun alışkın olduğu ve kendini güvende hissettiği bir yerde, güvendiği bir kişi tarafından verilmelidir. Çocuğa ölüm haberini vermeden önce “Sana üzücü bir haber vermem gerekiyor” vb. bir cümle ile onu hazırlamak uygun olacaktır.
    Yetişkinler çocuğa ölümü açıklarken gerçek ve somut bilgi vermeli ve çocuğun yaş düzeyine uygun bir dil kullanmalıdır. “Ölüm” kelimesi kullanılmalı, bunun yerine “Uzun bir uykuda”, “Uzaklarda” vb. açıklamalar yapılmamalıdır. Çünkü bu çocukta ölen kişinin geri geleceği düşüncesini oluşturabilir. Ölümün yaşamın sonu demek olduğu ve ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa açıklanmalıdır. Çocuğa ölüm sebebi hakkında yanlış bilgi verilmemelidir. Çocuğa kayıp haberini veren yetişkin, açıklamayı yaptıktan sonra bir süre çocuğun yanında kalmalı, çocuğun anlatılanlardan ne anladığını kontrol etmek için onu dinlemeli,  duygu ve düşüncelerini anlatmasına ve soru sormasına fırsat tanımalıdır. 
    Çocuklara yapılan açıklamaya eklenmesi gereken önemli bir konu da ölümün çocuğun suçu olmadığı konusudur. Çocuğa kaybın onun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışla, bir sözü ya da bir düşüncesi ile ilgili olmadığı açıklanmalıdır. 
    Ölümle ilgili dini açıklamalar yapmak, eğer çocuğun bu konularda daha önceden hiçbir bilgisi yoksa uygun değildir. Bu tip açıklamalar çocuğun kafasını daha da karıştırabilir. Çocuğa dini bir açıklama yapmadan önce, çocuğun kullanılan dini terimlerin anlamını bildiğinden emin olmak gerekmektedir.   
    Çocuğa ölümle ilgili uygun açıklama yapılmış olsa da çocuk, ölen kişiyi görmek isteyebilir. Çocuğun ölümü anlamak için zamana ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar cenaze törenine katılmalı mı?

    Cenaze törenleri çocuğun kayıp hakkında konuşmasına ve durumu somutlaştırmasına katkı sağlar. Çoğu çocuk cenaze töreni ile ilgili oyunlar oynayarak, resimler çizerek, töreni başka kişilere anlatarak ölümü kendisi için anlamlandırmaya çalışır. Ancak çocuk cenaze törenine katılmak istemiyorsa ya da bundan korkuyorsa törene götürülmemelidir.

    Yas sürecindeki çocuğa yardımcı olmak için dikkat edilmesi gerekenler

    -Öncelikle çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmemek ve çocukla ölümle ilgili dürüst bir şekilde konuşmak çok önemlidir. Çocuğun sorularını sakince cevaplamak ve yanlış anlaşılmaları düzeltmek gerekmektedir. Bu durumun çocuğun suçu olmadığı vurgulanmalıdır.
    -Çocuğun evdeki ve okuldaki günlük rutini mümkün olduğunca devam ettirilmelidir. Kayıp yaşayan çocuk dünyayı güvenli olmayan bir yer olarak algılayabilir. Günlük yaşamındaki pek çok şeyin değişmediğini görmek, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini de kayıpla ilgili bilgilendirmek gerekmektedir.
    -Çocuğun ölüm, cenaze ile ilgili konuşmasına, oyunlar oynamasına ve resimler çizmesine izin verilmelidir.
    -Çocukların duygularını göstermelerine izin verilmelidir. Ebeveynler çocukların duygularını fark etmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuğu korumak için ebeveynlerin kendi duygularını gizlemeye çalışmasına gerek yoktur. Ebeveynler kayıpla ilgili kendi duygularından bahsetmeli ve çocuğu da duygularını anlatmaya teşvik etmelidir.
    -Çocuğun bu dönemde öfkeli olması normaldir. Çocuğun öfkesini kabul etmek, ancak başkalarına zarar vermeden, uygun şekilde ifade etmesine yardımcı olmak gerekmektedir.
    -Çocuklar ölen kişinin resimlerini görmek, onunla yaşamış oldukları olaylardan bahsetmek ihtiyacı anlayışla karşılanmalıdır. 
    -Kayıp yaşayan çocuklarda bazı korkular oluşabilir. Çocukla korkularıyla ilgili kabul edici bir tutumla konuşulmalıdır. Ebeveynler çocuğa gelecekte de onun yanında olacağı mesajını vermelidir.  
    -Alt ıslatma, parmak emme, yalnız uyuyamama gibi bebeksi tepkiler genellikle dönemsel olarak ortaya çıkarlar ve zamanla azalarak yok olurlar. Bu sebeple çocuktaki bu tip davranışlar eleştirilmemelidir. 
    -Bu dönemde anne babalarından ayrı kalmak çocukları endişelendirebilir. Bu sebeple kısa süreliğine de olsa kendi evleri dışında bir yerde bırakılmamaları gerekmektedir. 
    Kayıp yaşamış olan çocuğun gösterdiği tepkilerin şiddeti ve süresi de oldukça önemlidir. Kayıp yaşandıktan 2-3 ay sonra korkular, kâbuslar, uyku sorunları, aşırı hareketlilik, alt ıslatma vb. devam ediyorsa psikolojik destek almaya yönlendirilmelidir. 

  • Konuşma Bozuklukları

    Konuşma Bozuklukları

    ÇOCUKLARDA KONUŞMA BOZUKLUĞU

    Çocuklarda en çok 2 ila 5 yaşları arasında görülen ancak 12 yaşına kadar ortaya çıkma olasılıkları olduğu gibi nadir durumlarda ilerleyen yaşlarda, hatta yetişkinlikte dahi görülebilen konuşma bozuklukları ülkemizde çoğu zaman kekemelik adı verilen problemle aynı şey olarak algılanmaktadır. Oysa her konuşma bozukluğu kekemeliğe eşdeğer olmadığı gibi bu problemlerin nedenleri ve çözümleri de birbirinden farklı olabilir. Tedavinin gecikmesi, yanlış tedavi gibi durumlarda konuşma bozukluklarının ilerleyerek kekemeliğe dönüşmesi ise maalesef mümkündür.

    Konuşma bozukluklarının ve kekemeliğin nedenleri arasında duyma duyusunda var olan sorunlar, yavaş ve yaş grubunun gerisinde kalan zeka gelişimi, çeşitli gelişim bozuklukları, dikkat dağınıklığı, dikkat eksikliği, öğrenme zorluğu ve dil gelişiminin normalden yavaş olması sayılabilir. Bunların yanında ancak konusunda uzman bir psikoloğun yardımıyla tespit edilebilecek şartlanma, travma ve fobiler de konuşma bozukluğunun nedenleri arasında olabilir. Kimi konuşma bozuklukları çocuk okul çağına başlamadan önce kendiliğinden geçse de bu durum geçer ümidiyle görmezden gelinemeyecek kadar ciddi nitelikte de olabilir. Bu nedenle konuşma bozukluğu terapisi ve varsa kekemelik tedavisi için mutlaka işin uzmanı bir kişiye başvurulmalıdır.

    Yapılan araştırmalar küçük ve orta ölçekli konuşma bozukluklarının özellikle 6 yaşına dek pek çok çocukta kısa sürelerle görülebileceğini kanıtlamaktadır. Bu tarz normal sayılabilecek aksamaların kekemeliğe dönüşmesi ise çoğu zaman maalesef ailenin konuya bilinçsiz yaklaşımı, çocuğa aşırı baskı uygulanması ve uzman yardımı almaktan kaçınılması nedeniyle meydana gelir. Çocuğun konuşma bozukluğu konusunda sürekli sıkıştırılması ve sorunun yüzüne vurulması, hatanın kendinden kaynaklandığı algısının yaratılması, bilinçsizce yöntemlerle çocuğun konuşmaya zorlanması gibi durumlar problemi daha kötü ve içinden hale çıkılmaz hale getirilebilir. Henüz kekemelik ortaya çıkmadan ya da konuşmadaki aksamalar ilk fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması iyi niyetli fakat bilinçsiz çabaların çocuğa verebileceği zararı en aza indirecek ve sorunun büyümeden çözülmesini sağlayacaktır.

    HANGİ DURUMDA UZMANA BAŞVURULMALIDIR?

    3 Aylık:

    Dış uyaranlara karşı tepkisiz kalıyorsa

    3-5 Aylık

    Anlamsız sesler çıkarmıyor sıcak veya kızgın seslenmelere tepki vermiyorsa

    6-9 Aylık

    Heceli sesler çıkarmıyor annesisin sesine yüzünü görmediği halde tepki vermiyorsa.

    10-11 Aylık :

    İsmine tepki vermiyorsa, jest ve mimiklerini kullanmıyorsa.

    12 Aylık:

    Hiçbir sözcük kullanmıyor, ses taklidi yapmıyorsa.

    18 Aylık:

    Aile üyelerini tanımıyor, basit komutlara uymuyorsa.

    24 Aylık:

    50 Kadar sözcük öğrenmediyse, çevresindeki birkaç kişinin isimlerine tepki vermiyorsa.

    3 Yaşında:

    Söyledikleri sözcüklerin çoğu anlaşılmıyorsa. Basit cümleler kuramıyorsa.

    4 Yaşında

    Kişi zamirlerini, iyelik/çoğul eklerini kullanmıyor, geçmiş/gelecek zamana ilişkin konuşamıyorsa, sorulan sorulara yanıt vermiyorsa.

    5 Yaşında

    Konuşmaları anlaşılmıyor. Sorulan sorulara sessiz kalıyor. Basit cümleler kuramıyor ve basit hikayeler anlatamıyorsa.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Kardeş  kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı

    Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. Kıskançlığın içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve dav

    ranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.

    NEDENLERİ

    • Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması; çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne-babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar.
    • Kardeşler arası kıskançlığın derecesi, yeni bir çocuğun doğumuyla anne-babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma hoşgörüsüne bağlıdır.
      Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.
    • Dışarıdan insanlarla akrabalarda bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler. Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi) hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.