Etiket: Yaş

  • Renklerin insan psikolojisine etkileri ve dekorasyonda kullanımları

    Renk, ışığın cisimlere, eşyalara yansımasıyla bizlerde uyandırdığı algıdır. Işık olmadan renk olayı gerçekleşemez. Newton, karanlık bir odada küçük bir delikten gelen güneş ışığını plazmadan geçirerek renk tayfı meydana getirmiştir.

    Aynı şekilde gökkuşağında da yağmurdan sonra renkleri birarada görmek mümkündür. Siyah ve beyaz renk olarak kabul edilmezler, renk değildirler. Ancak biz günlük hayatta renk olarak bahsederiz.

    Renkler, kırmızı, sarı, turuncu gibi sıcak renkler; mavi, yeşil gibi soğuk renkler olarak sınıflandırılabilir.Doğada renkleri uyum içinde görüyoruz. İnsan psikolojisini, sosyal yaşamı, sağlığı etkilediğinin farkındayız. Hatta doğada kendini korumak için yaban hayatı içinde renk değiştiren canlıların olduğunu biliyoruz. Renkler yaşamımızı şekillendirir, anlam katar, iştahımızı açar, kapatır. Sosyal hayatta kendimizi ifade ederiz. Psikolojimizi yansıtır, kendimizi hissettiğimiz duruma göre giyimde renk tercihlerimiz günden güne farklılıklar gösterebilir.

    Renklerin herbiri duygularımızda farklı yansımalar yaratır. Beden sağlığımızı, kan akışımızı, zihinsel aktivitelerimizi etkiler. Psikolojik olarak rahatlatıcı, güven verici, sinirlendirici ortam yaratabilirler. Renkler, tonlarına göre de tercih edilir. Belli tonlar bazı eşyalarda ya da obje ve araçlarda hoş görünmeyebilir. Renkten renge, tondan tona fark vardır.

    Örneğin, kırmızı renk, dikkat çekici bir renktir. Enerjik, sevgi, aşk, kan rengidir. Aynı zamanda iştah açar.Acıkma duygusu verdiği için fast food restaurantlarda sıklıkla tercih nedenidir. Büyük alanlarda ve uzun süreli kullanımda yerinde duramama ve huzursuzluk hissi yaratır. Dikkat çekici ve yasak rengi olduğu için trafik ışıklarında kullanılır. Ayrıca uyarı gerektiren durumlarda tercih edilen renktir.

    Sarı renk, dikkatin rengi olup, sarı levha üzerinde yazılan yazılar dikkat çeker. Taksilerin rengide bu nedenle sarıdır. Zekayı, pratikliği, inceliği gösterir. Aynı zamanda özlem ve hüznün rengidir. Sonbahar yaprakları sarı renklidir ve hüzün verir. Mevsim yazsa güneşin rengi olan sarı; mutluluk ve ümit verir. Çalışma odaları için seçilen bir renktir. Ancak sarı, etkili, yoğun ve uzun süreli kullanımlarda sinirlilik yapabilir. Gelip geçiciliğin ve uyarının rengi olup, karantina durumlarında, trafik ışıklarında hazırlanma olarak kullanılır. Ayrıcada bağımsızlık ve özgürlüğün rengidir.

    Turuncu renk bilişsel aktiviteyi ve yaratıcılığı artırır. Çocuklar tarafından sevilir, neşelendirir. Çocuklarda yaratıcı gücün ortaya konmasına destek bir renktir. Çok baskın olarak kullanılması düşünülmeyecekse yumuşatılmış olarak şeftali rengide seçilebilir.
    Mor,bilinçaltını temsil eder. Asalet, ihtişam, onur ve lüksü çağrıştırır. Ağır giysilerde, döşemelerde mor kadife gibi kumaşlar tercih edilir.

    Yeşil,dinlendirir, güven verir ve sakinleştirir. Yeşil renge bakmak göz sağlığı içinde uygun görülmüştür. Bankalar, finans kurumları tarafından tercih edilir. Doğayı, gençliği ve ümidi temsil eder. Rahatlatan ve heyecanı gideren bir renktir.

    Mavi, dinlendirir, ferahlatır, sakinleştirir. Dürüstlük ve güvenirlik duygusu verir. İştah kapatır. Otoriteyi simgeler, işadamları genellikle lacivert takım giyerler. Spalar, ilaç firmaları tercih ederler. İnsanlar psikolojik yönden rahatlık istediklerinde gökyüzüne ve denize bakmak isterler. Bir yandan da yalnızlığın rengidir. Bellekte kalıcılık yaratan bir renktir.

    Siyah, asil renktir, güç ve tutkuyu temsil eder. Giysi olarak kullanımında kişiye kolaylık sağlar. Her renk ve desen ile kombinlenebilir. Fiziksel olarak ince gösterir. Duygusallık ve hüznün rengidir. Geri planda kullanıldığında karamsarlık verir. Beyazla birlikte kullanıldığında etkilidir. Dikkat çeker ve genellikle birlikte kullanılırlar.
    Beyaz, temizlik ve saflığı temsil eder. Hastanelerde tercih edilen renktir. Doktor önlükleri ve gelinlik beyazdır. Mekan kullanımında geniş ve ferah gösterdiği için tercih sebebidir. Serinleten bir renktir ve yaz giysilerinde sıkça kullanılır.

    Pembe, rahatlatıcı, yumuşak bir renktir. Son yıllarda rahatlatıcılığından dolayı hastanelerde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Romantizmde yeri büyüktür.
    Kahverengini sevenlerin sinirleri rahattır, teklifsiz bir renktir, giyen kişiler, diğer insanların içinde kaybolup gitme durumundadırlar. İddialı bir renk değildir. Genel beğeniye uygun bir renk sayılabilir. İş görüşmeleri için kesinlikle düşünülmemesi gereken bir renktir.
    İnsanların yaşayacağı mekanlardaki renk seçimi, mekanın ne olduğu ile ilişkilidir. Mekanı paylaşanlar kimlerdir? Yaş gurupları, cinsiyetleri nedir? Hangi amaç için mekanda bulunuluyordur? Seçilen renklerin tonları ve yanında kullanılacak diğer renkler nelerdir? Gibi soruların yanıtlarının bulunması gerekir. Ayrıca tutulan takımların renkleri de mekan döşemelerinde, giysi seçiminde, dekorasyonda tercih nedeni olabilir.
    Aile yaşamının sürdüğü ev için düşünülecekse aile bireylerinin ortak kararları, beğenileri, evin büyüklüğü, aydınlanma durumu, ısınma durumu gibi özelliklere dikkat etmek gerekir. Örneğin, ısınma problemi yaşayan bir evde sıcak renkler tercih edilmelidir. Kırmızı, sarı, turuncu gibi. Tabii renkleri kombinlemekte önemlidir.

    Küçük bir ev ise evi geniş ve ferah göstermek için açık renkler kullanılmalı ve kesintilerden uzaklaşılmalıdır. Örneğin, parça halı kullanmayıp, duvardan duvara halı tercih edilmelidir.

    Odalar için değerlendirirsek, bebek odalarında, pastel tonlar tercih edilmeli, açık sarı, açık pembe, açık mavi, açık yeşil, lila rengi kullanılabilir.

    Okulöncesi yaş grubu için kırmızı, mavi; sarı yeşil renkler kombinlenebilir. Çocuk hareketli bir çocuksa kırmızı tercih edilmemeli, durgun ve sakin çocuklar için kırmızı seçilmeli. Odada geniş alanlar için daha pastel renkler seçilip, değiştirilebilen eşyalar için belirli, sıcak renkler kullanılmalıdır. Aslında tüm odalar ve salon için bu şekilde düşünülmelidir. Aile bireylerinin istekleri ve renklerin birarada tonlarına uygun şekilde kullanımı ile odalar zevke hitap eder şekilde düzenlenebilir.

    Halı dekorasyonda önemlidir, ancak; duvar, perde ve diğer dekoratif eşyalarla olay tamamlanmaktadır. Onun için her model ve renkteki halı üretilmekte ve kabul görmektedir. Bir bütün olarak düşünüldüğünde, geniş alan olduğu için krem ve kahve tonları genellikle rağbet görmektedir. Halıda orta koyuluktaki renkler renk solması ve kirlenme nedenlerinden dolayı tercih edilmektedir. Halılar sık temizlense de ilk bakışta gözü rahatsız edecek leke vs. kimse istemez. El halıları farklı bir konsepttir. Pastel renkler huzur verici renklerdir. Perde seçiminde ise halı rengine tezat; oturma guruplarına ahenk sağlayacak renkler seçilmektedir. Oturma gurupları kullanım oranına, kullanım alanına göre seçilir. Burada kullanılacak renk ve desen durumu diğer unsurlarla birlikte düşünülmelidir. Seçimde kişiler kendilerini nasıl iyi ve huzurlu hissediyorlarsa o renk ve deseni tercih etmektedirler.

    Renk seçiminde kullanılacak yer, diğer eşyalarla uyum, rengin tonları, hangi renklerle birlikte kullanılacağı, değiştirilebilirlik durumu, kullanılacak rengin miktarı da önem kazanmaktadır.

    Renklerle güzel duygular yaşamanız ve yaşatmanız,
    Uygun seçimler yapmanız dileğiyle…

    ÖZNUR SİMAV
    KURUCU- AİLE DANIŞMANI-PEDAGOG

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okulda dışlanması

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Okulda Dışlanması

    Dikkat, belli bir konuya, olaya, noktaya kendini yöneltebilmek becerisidir. Çocuklarda dikkatin gelişimi anne karnındayken başlar, duyuların gelişimi ile dikkatin gelişimi birbirine paralel olarak gerçekleşir. Duyu organları gelişimini tamamlayınca çocuk dikkatini yöneltebilir duruma gelir ve dışarıdan gelen seslere karşı tepkide bulunabilir. Anne karnında yüksek seslere tekmeleyerek tepkide bulunur. Temposu düşük ve hafif seslerde hareketler daha yumuşak, yavaş ve huzurludur.

    Bebek doğumu ile birlikte ışığa karşı duyarlıdır. Daha sonraları, ana ve parlak renkli nesneler dikkatini çeker. Gözleri ile hareketini takip eder, gelişimi ilerledikçe başını ve bedenini dikkatini çeken objeye doğru yöneltir. Daha sonraki gelişim sürecinde renkli, hareketli, parlak oyuncaklar çocuğun hoşlandığı objelerdir. Sesin aniden yükselmesi ve düşürülmesi de çocuğun ilgisini çeker. Yaşlara, hatta aylara göre bu guruptaki çocukların dikkat süre ve yoğunlukları farklıdır. Çocuk büyüdükçe süre ve yoğunluk artar, bu nedenle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konamaz. Çocukla başa çıkamamak belki bir gurup için belirleyici olabilir.

    Anaokulu çağlarında dinleme, belli bir konuya odaklanabilme, başladığı bir etkinliği tamamlayabilme özelliği, şarkı söylerken guruba uyarak oturabilmek genellikle dikkat gelişimi ile ilgilidir. Çocuk yaşına uygun olarak belli bir süre ile kendini yapılan etkinliğe verebiliyor mu? bu konu uzmanlarca, çocuğun ailesi ve öğretmeni ile birlikte değerlendirilmelidir.

    DEHB olan çocuklar 7 yaşına gelmeden kendilerini belli ederler. Bu çocuklar, yaşıtlarından daha kısa süre dikkatlerini yoğunlaştırabilirler, elleri ve ayakları durmaz, anlatılan birşeyi dinlemekte sabırsızdırlar, sık sık yerlerinde kalkarlar, konuşmayı bölmek isterler, soru yöneltildiğinde soru bitmeden cevabını verme durumuna geçerler, yönergelere kendilerini veremediklerinden dolayı yanlış ya da eksik yaparlar, başladıkları bir etkinliği bitirebilme sabırları yoktur, sınıf ortamında arkadaşları ile konuşmak ya da değişik sesler çıkarmak isterler, eşyalarını sıklıkla unuturlar, kaybederler, sıra bekleyecek sabırları yoktur, herhangi bir etkinlik esnasında sık sık bahaneler bularak kalkmak ister, su içeceğim, tuvalete gideceğim gibi sözler duymamız mümkündür.

    Dikkat eksikliğinin dürtüsel olduğu, bir kısım çocuklarda beyinde planlanmayan hareketlerle de kendini gösterir. Beklenmedik şekilde ortaya çıkan bu davranışlar sorun yaratabilir. Çocuklarda mimiklerin anlaşılamaması ve karşıdan gelen etkiye karşın uygun ya da beklenen tepkilerin oluşamaması sorun yaratabilir. Kendi dikkati kısa süreli ya da yoğun olmadığından çevresindeki arkadaşlarını rahatsız etmesi, dalgın olup, uyaranlara karşı duyarsız olması sorun yaratabilir.

    Bu tip çocuklar, 0-3 yaş döneminde daha çok bireysel bakım ve güven duygusunun kazandırıldığı dönemi yaşadıkları için toplumla ilişkileri fazlaca sorun yaşatmaz. Arkadaş ve erken çocukluk eğitim kurumlarının gündeme gelmesi ile sorunlar kendini göstermeye başlar. Yönergeleri anlamadan uygulamaya kalktığı için arkadaşları tarafından kabul görmez, çünkü onlar yönergeyi anlamaya çalışırken, O çoktan uygulamaya geçmiştir ve çoğunlukla beklenen değildir ve yanlıştır, sınıfın düzenini bozar. Hareketli ve kıpır kıpırdır, onun bu durumu diğer çocuklar tarafından rahatsız edici bulunur. Öğretmen, çocukların zaten kısa olan dikkatini yoğunlaştırmak için çaba sarfederken, sınıf düzeni bozularak; toplu şekilde dikkat dağılmıştır. Sıra beklenmesi gereken durumlar ve bu alışkanlığın kazandırılması anaokullarında belirleyici olduğu için sırada beklemek istememe, öne geçme isteği, can sıkıntısından sağındaki solundaki diğer çocukları rahatsız edip, itişmesi, el, kol ve bacaklarının rahat durmaması istenmeyen kişi olmasına sebep olur. Oyundaki anlatımı dinleyecek kadar vakti olmadığı için ya da dinlerken , O zihnen başka yerlere gittiği için bir türlü oyunu yeterince kavrayamaz. Yanlış oyun, diğer çocuklar tarafından hemen farkedilir ve bir kargaşa doğar. Öykü dinleme, müzik dinleme gibi etkinliklerde de sorun yaşanır, guruptan koptuğu hemen farkedilir. Bunu sadece öğretmen değil; sınıf arkadaşları da farkeder ve alay konusu olabilir. Gurup etkinlikleri, düzen bozulduğu için sağlıklı olamaz ve istenen eğitimsel sonuç alınamaz. Burada salt DEHB olan çocuk etkilenmez, gurubun tümü için sorun yaşanır. Çocuklar, bu aykırı tutumlar için Onunla arkadaş olmak istemezler, guruplarına almak sürekli sorun haline gelir. DEHB çocuk için de bunların yaşanması can sıkıcıdır, O da bu yaklaşımlardan üzüntü duyar, hırçınlık, saldırganlık gibi davranış bozukluklarına da meyledebilir, içine de kapanabilir. Toplum içinde bulunmaktan hoşlanmaz, sosyal gelişim olumsuz etkilenir. Gelişimler, birbirleri ile ilişkili olduğu için zaten duygusal gelişimi örselenmiş olan çocuk, arkadaşları ile sınıf-salon, açıkhava oyunları oynamadığı için psikomotor gelişim de olumsuz etkilenir. Dil gelişimi de etkinliklere kendini veremediği ve arkadaşları tarafından onay görmediği için etkilenir. Kendi kendisine kalır. Bilişsel yönden odaklanma ve yoğunlaşma sorunlarından dolayı çevresel etkenleri lehine kullanamaz durumdadır. Fiziksel gelişim yönünden yemekte dikkatini veremediği ya da gereksiz hareketlerle zaman geçirdiği için beslenme durumu da etkilenir, uykuya dalmakta sorun yaşayabilir, uyusa da kaliteli uyumuyor olabilir, dinlenmemiş kalkabilir.

    DEHB olan çocuklarda en çok dikkati çeken dönem ilköğretime başlamaktır. Aile, çocuğun örgün bir eğitim kurumuna başlaması ile bu rahatsızlığı farkeder. Çünkü, okul başarısızlığı belirleyici bir faktördür. Çocuk derse konsantrasyon sorunu yaşar, okuma yazma çalışmaları olumsuz etkilenir, durum sadece kendisini etkilemekle kalmayıp; arkadaşlarını ve onların da derse katılımını etkiler. DEHB olan çocukların bir kısmında dürtüsellik olduğu, dikkat süre ve yoğunlukları diğerlerine göre kısa ve yetersiz olduğu için çevresini de dersten uzaklaştırır. Başarı bekleyen aileler, sorunun nedenine indiklerinde bu çocukların sebebiyet verdiklerini görürler. Bu durum öğretmeni, DEHB li çocukları ve ailelerini, diğer çocuklar ve ailelerini iletişimin sağlıklı kurulamaması açısından etkiler. İdari sorunlara bile yol açabilir. Tüm bunlar, böyle çocukları ve ailelerini toplum dışına itebilir. Aileler çaresizlik hissedebilirler, çünkü çocukları eğitim almalıdır. Bunun ötesinde yalnızlığa mahkum edilmemeli ve sosyal çevreden uzaklaştırılmamalıdır. Öğretmen elinden geleni yapmakta, eğitim programını yetiştirmek ve her çocuğun bireysel özelliklerine de dikkat ederek programını sürdürmektedir. Çocuklar, bu dönemde kız, erkek guruplaşarak oyuna yönelirler, gurupta düzeni bozan çocuklar dışlanır. Çocuk farketmeden yaptığı davranış sorunları nedeniyle diğer çocuklar tarafından sorumlu tutulur, durumdan herkes olumsuz etkilenir. Çocuklar arasında kavga ve çekişmelere yol açar, duygusal problemler yaşanır.

    Öğretmen, bu çocukların, sınıftaki diğer çocuklardan ve velilerinden kabul görmelerini sağlayacak çabayı sarfetmeli, kaynaştırma, oryantasyon çalışmaları da yapmalıdır. Burada diğer veliler de anlayışlı olmalı, mümkün olursa elbirliği ile sorun çözülmeye çalışılmalı, gereken uzmanlardan destek alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- pedagog-kurucu
    ÇOCUK-AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Çocuklarda cinsel istismar

    Çocuğun bir yetişkin tarafından; cinsel uyarı ve doyum için kullanılması,
    fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması
    cinsel istismardır. Genital bölgeye dokunma, teşhircilik, pornografi, ırza
    geçmeye kadar çok geniş yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Cinsel
    istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez, çocuğun rızasının olup
    olmadığına bakılmaz (Polat, 2000; Nurcombe, 2000).

    Başkaları tarafından suistimal edilip, cinsel anlamda kötüye kullanılmak; başkalarının cinsel yönelimlerine maruz kalma, kendi kabulü olmadan cinsel anlamda kullanılma çocuk için travmatik bir durumdur. Kabul durumunu çocuğun bilerek isteyerek olması şeklinde düşünmesekte, varsayılsa bile hukuki sonuçlarının olduğunu bilmek gerekir.
    Cinsel davranışların suç olması için gerekli koşullar, rıza dışı olması, çocuklara uygulanmasıdır. 15 yaşından küçük çocuğa uygulanan her türlü cinsel niyetli taciz, kanunumuzca yeni düzenleme ile suç olarak kabul edilmiştir. Çocuklarla yakından ilgisi olan öğretmen, bakıcı, akraba gibi kişiler bu suçu işlerse ağırlaştırıcı sebep olarak sayılmıştır.

    Cinsel istismarın % 70 i 2-10 yaş arası çocuklarda görülmektedir.
    Çocuk istismarı tanısı için genital muayene yapılır. Çocukla yapılan görüşmelerle uğranan istismarın çocuğun ruhsal durumuna yansıması ve bunu uzmanların değerlendirmesi gerekir. Ayrıca ödem, zorlanma bulguları değerlendirilir.
    Cinsel istismar tanısında fizik muayene önemlidir. Fizik muayenede sperm örnekleri alınır. Fiziksel zorlanma, kızarıklık, ödem olup olmadığına bakılır.
    Tanı koymak için doktor bazı hususlara dikkat etmelidir. Muayene tekrarlanmayacak şekilde bir kez yapılmalı ve çocuk bunu tekrar tekrar yaşamamalıdır. Muayene sırasında uygun koşullar sağlanmalıdır. Gerekirse muayene anestezi altında yapılmalıdır.
    Muayenede kullanılacak teknikler, oyun, drama, resim çizimi, sözlü anlatım olabilir. Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sözcükler kullanılarak, çocuğun kendini iyi bir şekilde ifade etmesini sağlamak gerekir. Çocukla iyi ve güvene dayalı bir diyalog kurmak gerekir. Çocuğa kendini ifade edebileceği samimi bir ortam yaratılmalı ve uygun süre verilmelidir.

    Muayene sırasında çocuk, gerçeklerin yanında hayal ürünü anlatımlarda yapabilir. Uzman, gerçeklerle hayali anlatımları beden diline, kullandığı sözcüklere dikkat ederek değerlendirir. Çocuk kendine özgü söz ve anlatım biçimi kullanıyorsa, baskı altında olup olmadığı hissediliyorsa bu durum dikkate alınmalıdır.

    Genellikle çocuklar, yaşadıklarını söylemek istemezler. Bunun nedeni istismarcının büyük olasılıkla yakın aile çevresinden olmasıdır. Çocuk, kendisine inanılmayacağı endişesini duyar. Ailenin kendisini suçlayacağını düşünür, ailesinden korkabilir. Çocuk,ayıp ve saklanması gereken bir durum olarak görebilir. Konuşmak istemeyen çocuklara resim çizme, oyun ve drama yoluyla kendilerini ifade etmede ortam yaratılabilir.

    Cinsel istismara uğrayan çocuk, içine kapanabilir, suçluluk hissi duyabilir, uykusunda kabus görebilir, ağlama krizlerine girebilir ya da için için ağlayabilir, uykusunda huzursuz olup, sayıklayabilir, sıçrayabilir.

    Cinsel istismara maruz kalan çocukların günlük yaşama adapte olmaları değişiklik gösterir. Burada ailenin tutumları önemlidir, suçlayıcı olmamak ve çocuğun yanında olduğunu hissettirmek gerekir. Uzman desteği almak önemlidir. Çünkü aileye doğru davranış biçimleri kazandırılması, aile ve çocuk arasındaki iletişimin sağlıklı şekilde düzenlenmesi için bu desteğe ihtiyaç vardır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, gelişim seviyesi, kim ya da kimler tarafından cinsel istismara uğradığı, çevre koşulları, günlük yaşama adaptasyonu etkiler.

    Aile, çocuğun günlük yaşama uyumu için özen göstermeli, çevre koşullarını düzenlemeli ve gerekirse uzmanlardan destek almalıdır.

    ÖZNUR SİMAV- PEDAGOG
    Kurucu- aile danışmanı-öğrenci koçu

  • Kekeme çocuk psikolojisi

    Konuşma bozuklukları içinde çocuğu ve ailesini en rahatsız eden durumlardan bir tanesidir. Kekemeliğin başlama şekli ve süreci ailenin zihninde problemdir. Geçici midir? Kalıcı olabilir mi? Ya da ‘’daha düne kadar çok güzel, akışkan, tane tane konuşması vardı, herkes düzgün konuşmasına hayret ederdi’’ gibi ifadelere sıkça rastlamışızdır.
    Çocuğun kekemelemesi yaş gurubu özelliklerine görede ailenin ve çocuğun psikolojisini etkiler. Çocuk, önceleri ağlama ile sonraları bebeklik çağında gığıldamalar ve agulamalar ile kendini ifade etmeye ve konuşmaya alt yapı hazırlamaya başlar. Sesler hecelere ve bu hecelerin tekrarlarına dönüşür. İlk sözcükler 1 yaş civarında ba-ba, de-de gibi hece tekrarlarıyla başlar. Bunların birleştirilmesiyle tek sözcükler söylenir. Daha sonra al, at, tut gibi eylemi belirleyen kısa fiiller kullanılır. Çocuk kendini, istek ve ihtiyaçlarını ifade edebilir.

    Zaman içinde kısa cümlelerin kurulmasıyla aile içinde büyük sevinç yaşanır ve hergün yeni, nasıl bir sözcük kullanıma dahil oluyor, takibi yapılır. Beklentiler yükselir. ‘’Bugün şu sözcüğü kullandı. Sen bu sözcüğü duymuşmuydun? Ben ilk kez duydum’’ gibi ifadelerle anne-babalar heyecanlarını ve sevinçlerini paylaşırlar.

    Çocuğun diğer kişilerle ilişkilerinin başlaması, akrabalarla iletişim, gözlemler, kreş, anasınıfı gibi toplumsal süreçlerin yaşanması ile cümledeki sözcük sayıları artar. Çocuk kendini daha uzun cümleler kurarak ifade etmeye başlar. Merak duygusu ile sorular çoğalır. Yanıtlar aranır. Aile içindeki etkileşimle çocuk hem kendisi hemde çevresi ile ilgili bilgilenir. Bu bilgilenme çocukta hoşlanma, kendini önemli hissetme duygularınıda beraberinde getirir.

    Tüm bu olumlu duygular sürerken çocuğun sözcüklerdeki ilk harfleri uzatması, heceleri tekrar etmesi, takılması ailenin dikkatini çeker ve çocuğa uyarılar başlar. Aile ne yapacağını şaşırır. O güne kadar kendini çok iyi ifade eden, konuşmasıyla herkesin ilgi odağı haline gelen çocukları farklı hale gelmiştir.

    Çocuk, kendine özgüvenini kaybetmeye başlar, başkalarının yanında konuşmak istemez ve içine kapanır.

    Özgüven, gelecekteki yaşamı şekillendiren en önemli faktörlerden bir tanesidir. Sosyal yaşama katılabilmek, okul ve iş yaşamında başarı elde edebilmek özgüvenin kazanılmış olmasıyla mümkündür. Yaşam becerisine sahip olmak, bireyselleşmek, aile kurmak ve ailede huzurlu ortamı sağlayabilmek, bağımsız olabilmek, özgüven sahibi olmanın sonuçlarındandır.

    Konuşmada yaşanan bu durumlar çocukta stres yaratır, kendini mutsuz hisseder. Konuşma için yaptığı çabalar boşunadır ve istediği sonucu elde edememektedir. Bu nedenle huysuzluk ve sinirlilik belli şekilde kendini gösterir. Öfke nöbetleri yaşanabilir.
    Ailenin düzeltme çabaları ile başaramadığını gören çocuk, insanlardan kaçar ve başarısızlık duygusu yaşar. Çocuğun sosyalleşmesine bir engeldir. Çevrenin çoğunlukla iyi niyetli yaklaşımları ve konuşmaya dikkat kesilmesi rahatsızlık duygusu yaşatır. Çevredeki her bir bireyin düzeltme çabaları ile yaşanan başarısızlık duygusu katlanarak artar. Çocuk anasınıfına gitmiyorsa arkadaş baskısı ne kadar az da olsa içine kapanma ve sosyal yaşamdan uzak kalma duyguları yaşanır. Anasınıfında diğer çocuklar tarafından kabul görme başarısı öğretmenin gayretleri ile mümkün olabilir. İlköğretim çocuklarında, gelişimlerinin yansıması olarak, acımasızca farklılıklara dikkat kesilme ve alay etme yaşanabilir. Normal konuşan arkadaşlarını çekememe ve kıskançlık duyguları yaşanabilir. Sınıftaki öğrenci sayısının fazla olması ; derslere ve öğretim programına önem verilmesi ile gözden kaçma durumları yaşanabilir. Hassas durum özel önem gerektirdiğinden ve bir süre farkına varılmadığında sorunlar ilerleyebilir. Zaten özel bir dönem olan ergenlik döneminde arkadaş ve çevre birinci sıraya yerleştiği, kendine özen ve önemin arttığı dönem olduğundan dikkat gerektirir. Yerleşik hale gelmemesi için, çözüm olabilecek yollar denenmeli, fiziksel nedenlerden kaynaklanmayan kekemelik için pedagoglardan destek alınmalı ve çocuğun psikolojisine gereken önem verilmelidir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    KURUCU- EĞİTİMCİ-ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • OTİZMLİ ÇOCUKLARDA ÖFKE NÖBETLERİ VE SALDIRGANLIK/ NE YAPILMALI

    OTİZMLİ ÇOCUKLARDA ÖFKE NÖBETLERİ VE SALDIRGANLIK/ NE YAPILMALI

    Otizm, birçok hastalıkla ilişkilidir. Henüz herhangi birinin otizmi ortaya çıkaran temel bir hastalık olduğu kanıtlanmamıştır.
    Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri otistik bozukluğun en ağırdan en hafife giden çok farklı şiddette biçimlerinin varlığıdır. Çok ağır biçimlerinde epilepsi, saldırganlık, uyku sorunları gibi ek sorunlar daha sıktır. Bu olgularda sıklıkla otizme eşlik eden ve neden olan başka hastalıklar vardır.
    1-Zeka Geriliği
    Zeka özürlü bazı çocuklar tüm kriterleri karşılamamakla birlikte, otistik özellikler gösterebilirler. Aynı zamanda, otistik çocukların bir çoğunda zeka geriliği görülmektedir. Bireyin otizmden etkilenmesi zeka düzeyi, çocuğun konuşma yeterliliği ve zihinsel yetilerindeki bilişsel esneklikle; yani öğrendiklerini genelleyebilme yetisi ile ilgilidir. Büyük Britanya’da 2001 yılında 26 otistik çocuk üzerine yapılan araştırma, %30’nun zekasının normal düzeyde (IQ 70’in üzerinde) olduğunu,%50’sinin orta derecede zeka geriliğine, %20’sinin de aşırı zeka geriliğine (IQ’su 35’in altında) sahip olduğunu göstermiştir. Aynı çalışma YGB ile Asperger Sendromu olan 65 çocuğun yaklaşık %94 ‘ünün normal zeka düzeyine sahip olduğunu göstermiştir.
    Ağır otistiklerde tüm belirtiler olanca şiddetiyle görülürken, hafif otistikler zamanla konuşabilirler, göz teması kurarlar ve yaşıtları düzeyinde normal eğitim alabilirler.
    2-Dikkat Eksikliği ve Konsantrasyon Bozukluğu
    Dikkat eksikliği, bireyin yaşıtlarının düzeyinde konsantre olamama halidir. Genellikle belirtiler 7 yaş öncesi başlar, bazen de farklılık gösterip ergenlik döneminde ortaya çıkar. Bu tür kişiler çocukluk döneminde oyuna konsantre olmazlar, uzun süre dersi dinleyemezler, yazıları takip edemezler, ödevleri akılda tutamazlar, günlük programları organize etmekte güçlük çekerler, yazılı sınavlarda sık sık hata yaparlar. Tek başlarına verilen ödevi yapamazlar. Normal faaliyetten çabuk sıkılır; bir etkinlikten bir diğerine atlarlar. Ortak dikkat yoktur. (Çocuğun bir başka kişi ile bir nesneye ya da bir faaliyete odaklanamaması durumudur.) İlerleyen yaş döneminde unutkan, dalgın, konsantre olmayı gerektiren işlerde dikkati toparlamada zorluk çeken, işleri erteleme huyu olan, kısa sürede bir işten sıkılan kişiler haline gelebilirler. Buna benzer özellikler sizin çocuğunuzda da varsa gözlemlerinizi çocuk ve ergen psikiyatristleri ile paylaşın.
    3-Epilepsi
    Otizmin seyrine ait diğer ilginç bir durum da otistik regresyondur. Otizm tanısı alan çocukların en az 1/3’ünde otistik regresyon görülür. Otistik gerileme bazen epilepsi nöbetleriyle ilişkilidir. Otistiklerin %30’unda epileptik nöbetler vardır. Bu nöbetler, yetişkin yaşa kadar ortaya çıkar. Ergenlik ve genç erişkinlik çağındaki otistik çocukların üçte biri en az iki epilepsi nöbeti geçirir. Çocukluk yaşlarında nöbetlerin yüzdesi daha yüksektir. En sık başlama yaşı ise bluğ çağıdır. Nöbetlerin varlığı, merkezi sinir sistemindeki örselenmeyi gösterir. Bebeklikte başlayan ‘bebeklik nöbeti’ olarak anılan nöbet türü de otistik belirtilere neden olur.
    Rapin (1998),180 otistik çocuk ile bir araştırmada, %30 çocukta nöbet görüldüğünü, bunlardan %11’ine epilepsi tanısı konulduğunu, %17’ sinin epilepsi tanısı olmadan nöbet geçirmiş olduğunu, geri kalan %5’ inde nöbetin uyarıldığını bildirmektedir.
    Elektroensefalografi (EEG) beyin hücrelerinin oluşturduğu elektriksel aktivitenin saçlı deri üzerine yerleştirilen elektrodlar aracılığı ile çocuklara hiç bir zararı olmaksızın kaydedilmesi ve incelenmesidir. Bu yöntemle otizmi olan çocuklarda beynin temel biyoelektriksel aktivitesi gösterilebildiği gibi, epilepsiyle ilişkili ya da ilişkisiz anormallikler de saptanabilir.
    Otistik çocuklarda her nöbet tipi görülebilir. Nöbeti olan çocuklardan uzun süreli uyku EEG’si yapılanlarda 3. ve 4. uyku aşamasında birçoğunun “belirsiz epilepsi” geçirdiği saptanmıştır.
    4-Öğrenme sorunları
    Otistik çocuklar genel öğrenme sorunları sergilerler ve tipik olarak bir alanda gelişip başka bir alanda gerilik gösterebilirler. Otizmi olan çocuk bazı alanlarda, örneğin hafıza gücü ve müzikal yeti gerektiren alanlarda çok başarılı olabilirken, okuma, bisiklete binme gibi başka alanlarda başarısız olabilir. Otistik bir çocukta ek özür olarak ayrıca işitme ve görme özrü olabileceği, bedensel engelli birinde otizmin de varolabileceği unutulmamalıdır. Bekleme sorunları vardır. İyi programlanıp yapılandırılmamış bir zamanı geçirme konusunda zorluk yaşarlar. Öğrendiklerini genellemede zorlanırlar. Genellemek için sürekli yönergeye gereksinim duyarlar. Motor yanıtları başlatmada gecikme olabilir. Başarılı oldukları alanlarda bazen kötü, kötü oldukları alanlarda ise bazen iyidirler. Bazılarında gelişmiş okuma yetisi vardır. Buna hiperleksi denir. Otistiklerin %10-20’sinin hiperleksik olduğu bilinir. Bu otistik çocuklar çok küçük yaşta, örneğin 2-3 yaşlarında kendi kendilerine okumayı öğrenirler ancak okuduklarından anlam çıkaramazlar. Ham bellek gerektiren veya uzak geçmişe ait bellek yetileri gerektiren işlerde başarılıdırlar.
    5-Hiperaktivite
    Dikkat kontrolünün tam gelişmemiş olduğu, özellikle zor gelen ya da zevk vermeyen durumlarda, dikkat üzerindeki denetimin iyice zayıfladığı durumların başında “hiperaktivite” gelir. Otizmli çocukların bazıları aşırı hareketli olabildikleri gibi, bazıları hiperpasif denilecek ölçüde hareketsiz ve durgun olabilmektedir. Birçok otizmli çocukta hiperaktivite ile birlikte dikkat dağınıklığı da görülebilir. Otizimde de başlıca sorunun dikkati sağlayan sistemlerde olduğu sanılmaktadır. Hiperaktivite özellikle iki yaş civarındaki çocuklarda çok belirgindir. Bazı çocuklarda uzun süre devam eder ve başlıca sorunlardan biri olur. Aşırı aktif dönemleri zamanla hareketsiz etkinlik dönemleri izler. Bazende sadece belli ortam ve durumlarda aşırı hareketlilik görülür. Her hareketlilik hiperaktivite olarak görülmemelidir. Hiperaktive özellikleri taşıyan bireye örnek olabilecek davranışlar:Otizmli çocukların öfke nöbetleri ve saldırgan davranışları, genellikle istedikleri bir şey yapılmadığında, kafalarındaki düzen bozulduğunda, kendilerini baskı altında hissettiklerinde, bazen de nedenini yetişkinlerin bilemediği ya da anlamadığı zamanlarda ortaya çıkabilmektedir. Öfke nöbetleri ve saldırganlığın, otizmli çocukların çevrelerinde olu…p biteni anlayamamalrından dolayı yaşadıkları gerilimin bir sonucu olduğuna da inanılmaktadır. Böylesi bir gerilimin çocukların ilişkilerini bozması, çevresindekileri çaresiz bırakması hatta korkutması da kaçınılmazdır..Ayrıca bu davranışlar otizmli çocuğun öğrenme yaşantılarını da olumsuz etkileyecektir.
    NE YAPMALI ?
    1. Öfke nöbetine sebep olan etmenler varsa bulunmalı ve mümkün ise ortadan kaldırılmalıdır.
    2. Çocuğun davranışları karşısındakileri asla korkutmamalıdır.
    3. Çocuğun bunu başkalarına zarar vermek için yapmadığı, bunun kendini ifade etme biçimlerinden biri olduğu düşünülmelidir.
    4. Çocuğa kendini ifade edecek doğru kanallar öğretilmelidir.(Konuşamayan bir çocuğa, istek ve ihtiyaçlarının resimlerinin olduğu bir defter hazırlanması gibi)
    5. Öfke nöbeti bitince, 2-3 saniye sessiz kaldıktan sonra çocuğun bu davranışı dikkate alınmalı ve övülmelidir.( Aferin, şimdi sakin oturuyorsun Yani çocuk öfke nöbeti yaşadığı için cezalandırılmamalı, öfke nöbeti bitince sakinleştiği için ödüllendirilmelidir.
    ÖFKE NÖBETİ SIRASINDA ÇOCUK KENDİNE VE ÇEVRESİNE ZARAR VERİYOR İSE:
    1. Mümkünse çocuk yalıtılmış bir ortama alınmalıdır.( Etrafta sivri, kesici bir şeylerin olmadığı)
    2. Çocuk yetişkin tarafından kucağa alınmalıdır.Sırtı yetişkinin göğsüne gelecek, kafası yetişkinin çenesine 10 cm. altında kalacak – eğer çocuk kafa atarsa, yetişkinin çenesine ve kafasına zarar vermesin- şekilde bacakları yetişkinin bacaklarının arasında kalacak şekilde, sımsıkı tutulmalı, sıkıca sarmak yoluyla kontrol edilmelidir. Öfke nöbeti ve saldırganlık geçinceye dek, çocuğun enerjisi bitip sakinleşinceye kadar tutmaya devam edilmelidir.Bu arada unutulmaması gereken , yetişkinin çocuğa sözel müdahalede bulunmayıp sakin tutumunu sürdürmesidir.

  • Çocuk – aile ve iletişim danışmanlık merkezlerinin amaçları ve ne zaman başvurulmalı

    ÇOCUK- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANLIK MERKEZLERİNİN AMAÇLARI VE NE ZAMAN BAŞVURULMALI

    NEDEN DANIŞMALISINIZ ? AMAÇLARIMIZ…

    Günlük yaşam çabaları içinde sağlıklı iletişimi başarabilme ve yürütebilme yolları hakkında bilgilendirmek.

    Anne-baba modellerinin çocuğun cinsel kimlik kazanmalarındaki rolleri ve gelecekte sorun yaşamamak için yapılabilecekler konusunda bilgilendirmek.

    Anne-baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri, yaşananlar konusunda öneriler sunmak.

    Aile birlikteliğinin önemi ve anne-babanın bu husustaki çabaları neler olabilir? Görüşerek, artıları ve eksileri değerlendirmek.

    Ayrılmış anne-babalara çocuklarının eğitimi ve ruh sağlıklarını koruma yönünde rehberlik yapmak.

    Olumsuz davranışların, yaşlar ve olumsuzluklar ilerlemeden görüşme yolu ile giderilebilmesi çalışmaları yapmak.

    Olumsuz davranışların nedenlerini ve çözüm yollarını detaylandırabilmek.

    Çocukları erken çocukluk eğitim kurumlarına (kreş,yuva, anaokulu, anasınıfı) giden ancak yeteri kadar zaman ayıramayan anne- babalara öneriler sunmak.

    Küçük yaş gruplarında servisle okula bırakılan, yeteri kadar öğretmeni ile iletişim kuramayanlar ya da bilgi almak isteyenlere uzman görüşü sunmak.Çalışan ya da çalışmayan anne olup, çocukları ve aile iletişimleri konusunda sohbet ortamında bilgi almak isteyenlere hizmet sunmak.

    Kendini ifade etmekte zorlananlara, kendisinde eksik olarak gördüğü yönleri olanlara rehberlik yapmak ve ortam sağlamak.

    Komşunun komşuyu tanımadığı büyük şehir ortamında duygularını, yaşam deneyimlerini, güçlüklerini anlatıp, paylaşarak anlatmak isteyenlere ortam sunmak.

    Psikiyatrik rahatsızlık durumuna gelmeden fikir alış-verişinde bulunmak ve destek almak isteyenlere ortam sağlamak.

    Çocuklarda yaşanabilecek duygusal problemlere neden olabilen faktörlerin araştırılması ve ebeveynlerle paylaşılarak çözüm yollarının önerilmesi çalışmaları yapmak.

    Anne- baba ilişkilerinin çocuğun ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve çocuk için yapılabilecekler konularında rehberlik yapmak.

    Çocuklarda özgüven gelişimi için yapılabilecekler konusunda aileleri ve öğretmenleri aydınlatmak.

    Özbakım becerilerinin geliştirilebilmesi için anne-babaların yapabilecekleri konularında bilgilendirmek.

    Aile bütünlüğünün önemi bu konuda anne ve babaya düşen görevleri görüşmek (her aileye özel çözüm yollarının görüşülmesi)

    Boşanmış anne-babalara çocuklarının eğitim ve ruh sağlıklarını korumaları yönünde rehberlik çalışmaları yapmak.

    Olumsuz davranışların geç kalmadan, çocuğun yaşı ve olumsuzluklar ilerlemeden görüşme yoluyla giderilebilme çalışmalarını yapmak.

    Olumsuz davranışlar meydana gelmeden ya da ilk anlaşıldıklarında
    aile, aile-okul ortamının düzenlenebilmesi için yapılabilecek çalışmaları görüşmek.

    Çocuklarda yaşanabilecek, duygusal problemlerin nedenlerine inmek, bu problemlere neden olabilecek faktörlerin görüşülmesi, yapılabilecekler hakkında her çocuğa ve aileye özel çözüm yollarını görüşmek.

    Her değişik duygusal problemin kendine özel nedenleri vardır. Bu nedenlerin gereğine göre anne-baba-çocuk-çocuğa bakan kişi ile tek tek görüşmek.

    Duygusal problemler neler olabilir?
    Kıskançlık
    Hırçınlık
    Şiddet eğilimi
    Çalma davranışı
    Saldırganlık
    Öfke
    İnatçılık
    Anne-babadan ayrılmak istemeyen çocuklar(bağımlılık)
    Okul korkusu,okula gitmek istememe
    Uyku sorunları
    Yemek yeme sorunları

    Çocuk beslenmesinde doğru olanlar, yapılan yanlışların düzeltilmesi konularında bilgilendirmek.

    Çocukların temel ihtiyaçlarından olan uyku saatlerinin düzenlenmesi ve yapılması gerekenler hakkında bilgilendirmek.

    Anne-babaların çocuklarındaki bağımsızlık duygularının güçlenmesine yardımcı olma çalışmaları konusunda bilgilendirmek.

    Disiplin problemleri—ödül ve cezanın kullanım özellikleri ve en iyi sonucu alabilme çalışmaları hakkında bilgilendirmek.
    Uyum sorunları
    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
    Öğrenme problemleri, kişisel gelişim hakkında bilgi ve beceri kazandırmak.

    0-18 yaş dönemi eğitim ve gelişim sorunları hakkında bilgi ve beceri kazandırmak, rehberlik yapmak.

    Okul-öğretmen- çocuk- genç ilişkilerinin düzenleme çalışmalarını yapmak.
    Arkadaşlarla ilişkiler ve ilişkilerde yaşanan sorunları gözden geçirip çözme yolunda görüşmeler yapmak.

    Çekirdek aile ya da geniş ailede kişiler arası iletişimde dikkat edilecek hususlar hakkında rehberlik yapmak.

    Yaşamı kolaylaştırmada, iletişimin olumlu kurulmasının etkilerini hakkında bilgilendirmek.

    Çocuğun günlük yaşamının planlanmasının önemi hakkında bilgi vermek ve çocuğa özel planlama çalışmaları yapmak.

    Çocuklar için seçilecek tv programları, kitap seçimleri, müziğin çocuk üzerindeki etkileri ve eğitimsel amaç için kullanılması çalışmaları yapmak.

    Bilgisayardan en iyi şekilde yararlanma, bilgisayar ve internet kullanımının planlaması çalışmalarını yapmak.

    Çocuklarla, gençlerle tv programlarının, kitapların, internetin olumsuz etkilerinden korunma çalışmaları için iletişimin önemi ve karşılıklı fikir alış-verişinin yapılmasının önemi üzerinde görüşmeler yapmak, konularla ilgili çıkarımlar yapılmasının gerekliliği hususunda görüşmeler yapmak.

    Çocuklarda çevreye ve toplum kurallarına uyum kurallarının paylaşılması, ancak, tehlikeleri ve olumsuzlukları ölçüp tartabilme konusunda görüşmeler ve gereğinde HAYIR diyebilme yollarının öğretilmesi ve bu özgüvenin verilmesi çalışmaları yapmak.

    Bazen, birbirimizi çok iyi tanıdığımızı zannederiz; ancak ortak bir noktada buluşamayız. Dışarıdan bir uzman gözüyle bakıldığında daha iyi tanıma olanağımız olur ve ilişkilerimize başka bir boyuttan bakmaya başlarız. Sohbet ortamında kendini tanıma çalışmaları yapmak.

    0-5 yaş çocuğun kişiliğinin oturduğu bir dönem olduğu için çok önemlidir. Bu dönemde değerlendirilmesi gereken, üzerinde önemle durulması gereken kritik dönemler vardır. Bu, çocuğun geleceğini etkileyecek olan kritik dönemlerde anne-baba ve çocuğa bakan kişiler nelere dikkat edeceklerdir? Çocuğa karşı nasıl davranacaklardır?

    Çocuk büyütme ve eğitme işini nasıl kolaylaştıracaklar ve zevkli bir hale getireceklerdir?

    Çocuk büyütürken eş olmanın önemi ve farkındalığını artırma çabaları hakkında bilgilendirme yapmak.

    Bakıcı, büyükanne- büyükbaba gibi çocukla direkt bakım ve eğitim ilişkisi olan kişilerle görüşmeler yapmak ve eğitimde yeni düzenlemeler yapmak.

    Cinsel eğitimde yaş gruplarına göre ebeveynlerin davranışları nasıl olmalı?
    Çocuklara ve gençlere cinsel eğitim verilirken nelere dikkat etmeli?
    Cinsellikle ilgili sorular karşısında yaş gruplarına göre ebeveynlerin tutum ve yanıtları neler olmalı? Tüm bu soruların yanıtlarını görüşmek.

    Anne- baba tutumlarının çeşitleri ve bu tutumların çocukların gelişimindeki etkilerinin görüşülüp, uygun bir tutum izleme çalışmalarının planlanmasını yapmak.

    Ebeveynlerde ortak tutum ve davranış geliştirmenin önemi, çocuk ve aile ilişkileri için yararlarını görüşmek.

    Ödül ve cezanın kullanımı,uygulanması, gerektiği durumlar, uygulama şekilleri ve yaş gruplarına göre özelliklerinin görüşülmesi, yapılmaması gereken yanlış davranışlar hakkında bilgilendirme çalışmaları yapmak.

    Ahlaki kavramların geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar, vicdan gelişimi, doğruluk, dürüstlük gibi kavramların kazandırılabilmesi için dikkat edilecek hususları görüşmek.

    Her zaman için çocukların yanlışlar yapabileceklerini düşünmek; ancak yanlış yapsalar da sığınabilecek bir limanlarının olduğu hissinin kazandırılması hakkında rehberlik yapmak.

    Çocuğun ve gencin isteklerinde uzlaşabilme, herkesin ayrı bir birey olduğu, gruplara uyumda – aynı ayakkabı markasının giyilmesi gibi konuların aileleri zor duruma düşürdüğü – bireysel özelliklerin öne çıkarılmasının önemi gibi konuların görüşülmesi, üretken olabilmenin, çocuk ve gencin eğitimindeki önemi hakkında bilgilendirme yapmak.

    Çocuklara arkadaş değil; arkadaş gibi anne-baba olmanın önemi ve yararları hakkında rehberlik yapmak.

    Oyuncak seçiminde dikkat edilecek hususlar, çocuğun gelişimsel yönünde kuvvetlendirilmesi gereken yönlere uygun oyuncak önerileri sunmak.

    Yeteneklerin geliştirilmesine uygun etkinlik ve malzeme seçiminde rehberlik yapmak.

    Anadil gelişimi ile ilgili çocuğun yakın çevresinin yaş grubuna göre, neler yapabileceklerini görüşmek.

    Dil gelişimini destekleyici etkinlikler hakkında bilgilendirme yapmak.

    Çekingen ve utangaç çocuklar için çözüm önerilerini görüşmek.
    Seçtiğimiz en iyi okullarda çocuklarımız gerçekten hayata hazırlanıyorlar mı? Yoksa yalnızca, sbs, lgs, ygs gibi sınavlara mı hazırlanıyorlar?

    Anne-babalar sadece çocuğu, genci hediyelere boğma ya da isteklerinin hepsini karşılamakla mutlu edeceklerini mi düşünüyorlar?

    Anne- babalar çocuklarına etkili zaman ayırabiliyorlar mı? yaşamın koşuşturması içinde çocuklarımızla ve gençlerimizle ilişkilerimizi nasıl düzenliyoruz? Tüm bu soruların ve daha kapsamlı soruların yanıtları ÇOCUK- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANLIK MERKEZ lerinde…

    PEDAGOG ÖZNUR SİMAV

  • Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

    Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

     “Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek; hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.” diyen Prof. Dr. Bengi Semerci, Selpak’ın Prof. Dr. Bengi Semerci Enstitüsü işbirliği ile hayata geçirdiği “Tuvalete Merhaba” eğitim projesine de destek veriyor ve aileleri bilgilendiriyor.
    Ebeveynler, çocuğun doğduğu andan başlayarak, her hareketini yorumlamaya çalışır. “Güldü”, “Beni tanıdı” gibi daha soyut ve bizim atfettiğimiz gelişmelerin yanı sıra bazı fiziksel, davranışsal ve ruhsal değişimler bebeğin gelişimini gösterir. Başını dik tutması, desteksiz oturması, ilk diş, yabancıları ayırt etmeye başlaması, ilk kelimeleri ve ilk adımları bir düzen içinde bebeğin gelişimini izlememizi sağlar. Çocuğun tuvalet eğitimi ile bezden kurtulması, hem çocuğun kendisi hem de çocuğa bakım veren kişiler için önemli bir gelişimsel aşamanın tamamlanmasıdır.
    Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.
    Tuvalet eğitimi annelerin adeta kabusudur.  Ne zaman başlaması gerektiği, nasıl davranılması gerektiği konusunda kargaşa yaşanır. Tuvalet eğitimi için en uygun dönem 24-36 aylar arasıdır. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun temiz kalmasını sağlamaya çalışmak, hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ilerde gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak, zamanı gelince kendi söyler diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.
    Bazı çocuklar çiş kontrolünü, bazılarıysa kaka kontrolünü önce öğrenebilirler. Bu durum çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha önce tamamlanır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişir. Birçok kaynakta çocuğun çişini söylemesinin 5 yaşına kadar, kakasını söylemesinin 4 yaşına kadar süreceğini yazmakla birlikte, beklenti 3. yaşta eğitimin tamamlanması olmalıdır. 3 yaş toplumsallaşma ve kreşe başlama yaşıdır. Diğer çocukların yanında bezli olmak, çiş ve kaka kontrolünü sağlayamamak çocuğu rahatsız edecektir.  Gece altını ıslatma daha uzun sürer ve 5 yaşına kadar devam edebilir. İnatlaşmadan, büyümeye başladığını kabullenebilir ve dönemin özelliklerini bilirsek yeni beceriler kazanan bebeğimizle onları paylaşarak eğlenebiliriz.
    Hazır olduğunu nasıl anlarız?
    ·         Yürüyebiliyorsa,
    ·         Basit emirleri yerine getirebiliyorsa,
    ·         İsteklerini kelimelerle konuşarak anlatabiliyorsa,
    ·         Kendi kendine basit giysileri çıkarabiliyorsa,
    ·         Genellikle gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa,
    ·         Tuvalete çıktığı saatlerin bir rutini oluşmuşsa,
    ·         Altının ıslaklığından rahatsızlığını ifade eder hale gelmişse tuvalet eğitimine başlama zamanları gelmiş demektir.
     
    Bazı durumlar yaşı gelmesine karşın tuvalet eğitimini zorlaştırabilir. Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:
    ·         Henüz çocuğun saydığımız belirtileri göstermiyor olması,
    ·         Devamlı kabızlık problemi yaşaması,
    ·         Son dönemde hayatında önemli bir değişiklik olması (yeni bakıcı, yeni kardeş, taşınma, ölüm vb.)
    ·         Tuvalet eğitimini verecek olan kişinin gergin, sinirli olması, yeterli zaman ayıramayacağını düşünmesi ve
    ·         Birden fazla kişinin farklı şekillerde çocuğa tuvalet eğitimi vermeye çalışıyor olması.
    Tuvalet eğitiminde anne-babanın rolü
    Herhangi bir sağlık problemi olmadığı sürece erişkin olup hala tuvalet alışkanlığını kazanamamış hiç kimse yoktur. Bu yüzden eğitimin nasıl verileceğine, çıkabilecek sorunlara yoğunlaşarak, eğitimi bir endişe nedeni, bir sorun gibi algılamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi doğal  sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek gerekir. Tuvalet eğitiminin evin içindeki en önemli konu, çözülmesi gereken bir süreç şeklinde algılanması, eğitimi hem çocuk hem aile açısından zorlaştıracaktır. Sabır bu dönemin anahtar sözcüğüdür. Bir adım ileri, bir adım geri gidilmesi en sık rastlanan durumlardan biridir. Her defasında sabırla karşılamak ve öfkelenmeden tuvalet eğitimine devam etmek gerekir. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek, aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.
    Tuvalet eğitimi sürecini, tamamıyla sizin kontrolünüzde ve sizin verdiğiniz eğitime göre tamamlanacak bir süreç gibi görmeniz sizi aşırı yük altında bırakır. Aslında bu süreç sizden çok çocuğunuzun kontrolündedir. Dolayısıyla bir ebeveynin görevi; sorumluluğu tamamıyla almak değil, çocuğuna mümkün olduğunca destek olmak, yüreklendirici davranmaktır. Bu süreç tam olarak siz hazır olduğunuzda değil, siz ve çocuğunuz hazır olduğunuzda tamamlanacaktır.
    ·         Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Her gün belirli aralıklarla tuvaleti olsun olması tuvalete ya da lazımlığa oturarak alıştırmalar yapmak alışkanlık edinmeyi kolaylaştırır.
    ·         Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini ya da kakasını yaparken nasıl davrandığının farkında olmanız, onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz için uygun olacaktır. Örneğin yüzünün şekli değişebilir ya da yürürken bir anlığına durabilir. Bu tür durumlarda, onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek eğitimi başlatmak için işinize yarayacaktır.
    ·         Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar, o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söyledikten ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
    ·         Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde olmalıdır. Çocuk lazımlığına eğitim sürecinden önce kıyafetleriyle oturtturularak alışması sağlanabilir.
    ·         Sifon sesinden korkan, tuvaleti yalnızca pis bir yer olarak tanıyan çocukların eğitim süreçleri daha zor olmaktadır. O nedenle zaman zaman çocuğun sifonla oynamasına, tuvalete girmesine aşırı tepkiler vermemek gerekir.
    ·         Tuvalet eğitimine dar zamanlarda başlamamak önemlidir. Süresi çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bu eğitimin tamamlanması zaman almaktadır.
    ·         Kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı model almaları, onları izleyebilmeleri süreci kolaylaştırmaktadır.
    ·         Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeye özen gösterilmelidir.
    ·         Tuvalet eğitimi verilmeye başlanıldığı zaman bez artık kullanılmamalıdır. Bez kullanmaya devam etmek eğitimi uzatacaktır. Genellikle anneler üşüyeceğini düşünerek, kış aylarında bez çıkarmaktan endişe duymaktadır. Ama çocuğun doğduğu zamana göre, yazın gelmesini beklemek gecikmeye neden olabilir. Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Bu durumda çocuğa kızılmamalı, ayıplanmamalı, cezalandırılmamalıdır.
    ·         Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine, belli aralıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygun olacaktır. Kakası için, her yemek öğününden sonra tuvalete oturtmak eğitimi kolaylaştırır. Ancak oturma süreleri uzun olursa, çocukla inatlaşma artar ve eğitim gecikir.
    ·         Tuvalet eğitimde en büyük ödül “aferin” dir. Tuvaletini artık bezine yapmıyor olmasını büyük ödüllerle, aşırı tepkilerle karşılamak zaman zaman altına kaçırdığında kızmak kadar yanlıştır. Alkışlamak, çok önemsemek, ödüller vaat etmek, tuvalet zamanını adeta bir tören haline getirmek eğitime ve sonraki sürece zarar verecektir.
    ·         Çocuk lazımlığa ya da tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp, oyalanması sağlanabilir. Onu tek başına bırakıp gitmek, oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirir.
    ·         Çocuğa “aferin” demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir. Örneğin tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmiş ve pantolonunu çıkarmış olması da övülmelidir.
    ·         Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, yaptığı şeyden utanmasına yol açacak sözler söylenmemelidir (ay ne pis, koktu vb.)
    ·         Çocuğun tuvalet eğitimini kısa sürede tamamlayabilmesi ya da tamamlayamaması, hiçbir zaman çocuğun genel başarısı ya da başarısızlığı olarak yansıtılmamalıdır. Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir.

  • Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Bu yazımda sizlerle otizmli çocuklara sahip ailelerinin okul bulmakta yaşadığı sorunları paylaşmak istiyorum.
    Maalesef ülkemizde otizmli çocukların her gün özel eğitim alabilecekleri, günlük yaşam becerilerini öğrenebilecekleri ve hayata hazırlanmalarını sağlayacak okullar yok denebilecek kadar az. Bu durum kaliteli bir eğitim ile otizmli çocuğunu topluma en iyi şekilde entegre etmek isteyen aileleri büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor.
    (Bir anneden dinliyoruz) Aynı zorlukları ben de yaşadım. Okul çağına gelen oğlumu gönül rahatlığı ile gönderebileceğim bir okula yerleştirmek istiyordum. O zamana kadar özel bir çocuk yuvasında, oğlum için tuttuğumuz özel eğitim öğretmeniyle rahat etmiştik. Oğlum henüz yuvadayken gelecekte okuyacağı okul ile ilgili bir araştırma yapmış ve ünlü bir özel kolejde, özel eğitim kontenjan listesinde birinci sıraya alınmıştım.
    Ancak tüm araştırma ve hazırlıklarımıza rağmen biz de otizmli bir çocuğa sahip ailelerinin okul konusunda yaşadığı zorluklarla karşı karşıya kaldık. Zira oğlumun okula başlama çağı geldiğinde, aynı okulun özel gereksinimleri olan çocuklarla yaşadıkları sorunlar sebebiyle “Kaynaştırma Programı” uygulamasını durdurduğunu bildirmesi ile başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
    Ben de hemen her ailenin çocuğuna eğitim aldırmak isteyeceği diğer seçkin özel okullara başvurmaya başladım. Bu okullarla yaptığım görüşmelerde tüm kapılar yüzüme kapandı. Oysa maddi imkânımız olduğu için bu okullardan birinde kendi özel eğitmenimizle beraber bir yer bulacağımızı tahmin etmiştim. O anda imkânı olmayan ailelerin ne kadar zor durumda olduklarını bir kez daha anladım.
    Çocuğunu okula kaydettirmek isteyen hemen her aile benzer deneyimler yaşıyor. Bir aile, özel bir okulun önce otizmli çocuklarını kabul ettiğini, ancak daha sonra diğer velilerin tepkisinden çekinerek bu kararından vazgeçtiğini belirtiyor. Gerçekten de özel okullar velilerin tepkisinden çekiniyorlar; hatta kimi veliler okulda hiperaktif bir çocuk olmasını bile istemiyor.
    Bunlar, başlangıçta marjinal birkaç vaka gibi görünebilir. Ancak, otizmin yaygınlığı dikkate alındığında, otizmli çocukların eğitim hakkından yeterince yararlanamamasının ne kadar derin bir toplumsal sorun teşkil ettiği de daha iyi anlaşılır. Türkiye’de 271.000 otizmli birey ve 81.000 0 -14 yaş arası çocuk var. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Otistik Çocuklar Merkezleri’nde halen sadece 650 çocuk eğitim alıyor. Sadece İstanbul’da 1.000 çocuğumuz eğitim alabilmek için sırada sınıf açılmasını bekliyor.
    Bununla birlikte, otizmli çocuk aileleri olarak tümüyle yalnız da değiliz. Yasal haklar devlet okullarında biz otistik çocuk ailelerine özel okullara göre daha fazla imkân sağlıyor. Çocuğunuza otizm tanısı konulduktan sonra bir Rehberlik Araştırma Merkezi’nden (RAM) rapor alarak yine aynı yerden resmi okullara yerleştirme kararı aldırmanız gerekiyor. Bundan sonra ise çocuğunuzun yaşına göre, önünüzde farklı seçenekler bulunuyor.
    3-6 yaş arasındaki özel eğitime ihtiyacı olan çocukların okul öncesi eğitimi zorunludur ve bu eğitimin öncelikle okul öncesi eğitim kurumlarında kaynaştırma uygulaması kapsamında sürdürülmesi esastır. Ancak bu çocuklar için okul öncesi özel eğitim okulu / kurumu ve özel eğitim sınıfları da açılabilir.
    Eğer çocuğunuz 7-14 yaşları arasında ise Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden alacağınız rapor ile normal gelişim gösteren akranları ile aynı sınıfta kaynaştırma eğitimi alabilirler. İlköğretim programları veya bu programlara denkliği kabul edilen özel bir eğitim programını takip edemeyecek durumda olanlar ise aynı tür yetersizliği olan öğrencilerin eğitim gördüğü ilköğretim okullarında açılan özel eğitim sınıflarında ve ilköğretim programlarının amaçlarını gerçekleştiremeyecek durumdaki otizmli bireyler için açılan Otistik Çocuklar Eğitim Merkezlerinde eğitim alabilirler.
    Devlet okullarındaki kaynaştırma sınıflarına giden otizmli çocuklar da birçok sorun yaşıyor. Çoğu öğretmen, otizm ve benzeri semptomlar gösteren çocuklar konusunda son derece bilgisiz ve eğitimsiz. Bu durum sınıflarda çocukların kontrol edilememesi ve dışlanmasına sebep olabiliyor. Elbette, bu öğretmenlerimizin suçu değil, zira bu konuda kendilerine uzman kişilerce eğitim verilmesi gerekiyor.
    Çocuklarımızın herhangi bir devlet okulu ya da özel okulda okumasına yönelik imkânların sağlanması bir lütuf değil, haktır. Her ailenin bilmesi ve araması gereken bu yasal haktan faydalanmak için atmamız gereken en önemli adım ise otizmli çocuğumuzu RAM’lara kaydettirmek ve ülkemizdeki otizmli nüfusun gerçek büyüklüğünü ortaya çıkararak kayda geçirmektir. Bu şekilde, ilgili bakanlık ve resmi kuruluşlar da resmi rakamlara dayanarak otizmli çocukların topluma kazandırılması için daha fazla imkân seferber edebilecektir.

  • 4+4+4 eğitim sisteminin duygusal gelişim boyutu

    Yeni eğitim sistemi hakkında çok görüşler bildirildi ve açıklamalar halen devam ediyor. Bu sistem çocukların eğitim sistemine erken alınmaları açısından önemli ve güzel bir uygulama..

    Sistem, ailelerin çocuk eğitimi ile ilgili birçok eksiklerini tamamlamayı hedef almaktadır.

    Çocukların kreş, yuva, anaokulu gibi erken çocukluk eğitim kurumlarının devamında ilköğretim 1. Sınıfa başlamaları önem arzetmektedir. Bu hizmetlerden yararlanma şimdilik istenen ve beklenen seviyeye ulaşmamıştır.

    Ancak, 60-66 ay çocukları için geçerli olması gereken açıklamalar ve görüşmeler eskiden olduğu gibi 60-72 aylık çocuklar üzerinden yapılmakta. Arada 6 ay gibi belki çok önemsenmeyen bir zaman dilimi vardır. Ancak, yaş gurubunun küçük olması, gelişimde ve eğitimde çok önemli hale gelmektedir.

    Bunu şu örnekle açıklayabiliriz. Kelebeklerin ömrü bir gün. Onlar için dakikalar büyük bir süreç oluyorsa, insan yavrusununda gelişim süreçleri içinde hele ki yaş küçük olunca aylar çok önem kazanıyor. Yine bebeklik dönemi içinde hızlı bir gelişim süreci yaşanıyor. Bebek doğduğundan itibaren başını kaldırabilme, boynunu tutabilme, bedenini yattığı yerde çevirebilme derken 5 ayın içinde oturabilir duruma geliyor. Eliyle reflekslerinin dışında tutma ve kavrama olayını gerçekleştirebildikten 5-6 ay kadar sonra atma ve fırlatma olaylarını gerçekleştirebilir bir gelişim gösteriyor. Bakıyorsunuz ki 10 aylık bir gelişim sürecinde başını tıtamayan bebek emeklemeyide geçip, ilk adımlarını atabilir duruma geliyor. İnsan yaşamı içinde gelişimin hızlı olduğu dönemler vardır. 60-66 ay dönemide bu dönemlerin içindedir. 40-50 yaş on yıllık bir dönem olsada gelişim açısından fazlaca bir önemi olmamaktadır.

    4+4+4 eğitim sistemi içinde çocukların en fazla güçlük yaşayacağı alan duygusal gelişim alanı olacak. Çok fazla hissedilmesi belki çevre tarafından pek beklenmeyecek, ya da aksaklıklar hemen kendini belli etmeyecek olabilir.

    Duygusal alanda çocuğun yaşayacağı güçlükler kekemelik, altını ıslatma, içe kapanma, ağlama krizleri, okul fobisi, karın ağrısı, peklik gibi kendini belli eden sorunlar yaşanabilir. Belki önlem alma yada uzmanlardan destek almaya yönlendirebilir, anne ve babaları…

    Önemli olan, zaman içinde çocukta geri dönüşü zor, kişiliğin geliştiği ve oturduğu dönem olan okulöncesi dönemde güzel izler bırakmaktır. Çocuklar, güzel izlerle, duygusal tatminle yetişkinlik dönemine hazırlanmalıdır.

    Bugün yetişkinler, çok iyi mesleklere sahip olsalarda, maddi kaygıları olmayan bir yaşantı sürdürselerde psikolojik yönden yeterli olmamalarının, sorun yaşayıp, çevrelerinede büyük sorunlar yaşatmalarının temelinde ÇOCUKLUK dönemi yatmaktadır. Deyim yerindeyse çekmeye ve çektirmeye devam etmektedirler…

    Çocukların kendilerini ifade etmeleri aile ve çevre çok iyi bir duygusal ortam sağlarsa mümkün olmaktadır. Yaş gurubu olarak öğretmenin ve ailenin daha özel dikkat vermesi gerekmektedir. Çok kişi içinde kaybolup gitmeden, farklı ve baskın olan çocukların içinde, kendini ifade etmekte sorun yaşamayacak şekilde ilgilenilmesini gerektirmektedir. Sakin ve aile içinde mücadeleci olarak yetiştirilmemiş çocuklar duygusal olarak zarar görecek, içlerine kapanacaklardır.

    Özgüvenin gelişimi ile kendini ifade etme birbirleri ile çok ilişkili kavramlardır. Çocuk, özgüveni gelişmişse kendini güzel ifade edebilir. Tabii ki çocuğu duygusal olarak yorumlamakta burada önemlidir. Çocuklar kendilerini sadece sözel olarak ifade etmezler, resimleriyle, davranışlarıyla, bedensel rahatsızlıklarıyla, beden dilinin kullanımıyla, şarkılarıyla, bakışlarıyla, duruşlarıyla ifade edebilirler.

    Duygusal olarak çocuğun ifadelerinden anlayacak, az kişili, okulöncesi yaş yeterli eğitim ve deneyim sahibi öğretmenli sınıflar, aydınlatılmış ve aydınlatılmaya devam edilen ailelerle ve okul-aile iletişimi sağlam kurulmuş ebeveynlerle çözüm olma olasılığı mümkün olabilir. Fiziksel ortama burada değinmek istemiyorum.

    60-66 ay çocuklarından sınıfta beklenti, kendini sözel olarak ifade etmek olacaktır. Öğretmeni ve arkadaşları çocuğu bu şekilde anlamaya çalışacaktır. Yukarıda saydığımız hususlara genel ortam içinde çok önem verilmeyecektir.
    Her yaş için çok önemli olan özgüven gelişimi olumsuz etkilenecek, duygusal olarak ezilen çocuk sayısı fazla olacaktır. Çünkü, erken çocukluk eğitim kurumlarında öğretmen denetiminde ve özgüven gelişimine önem verilerek yapılan eğitim dışında bir ortam olacak, çocuklar teneffüslerde nöbetçi öğretmenler ve yöneticiler olsada; normal bir ilköğretim 1. Sınıf öğrencisi olarak görülecekler ve beklenti bu düzeyde olacaktır.

    Bazı çocuklarda ise, ezdikleri çocuklarla daha bir güven kazanıp, çeteleşmeye giden tavırlar gözlenebilecektir. Aradaki dengenin kurulabilmesi için, alanda eğitimli anaokulu öğretmeni ön plana çıkmaktadır.

    Bu sistem 2012-2013 eğitim ve öğretim yılında başlayacağına göre, aileler olarak çocuklarımızı iyi gözleyip, onlardan gelecek sinyallere karşı uyanık olmalıyız ve bu hassas dönemde geri dönüşü imkansız ya da çok zor durumlar yaşamamak ve yaşatmamak için pedagoglardan destek almalıyız.
    2012-2013 eğitim ve öğretim yılı herkese hayırlı ve uğurlu olsun …

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    BİLİRKİŞİ- EĞİTİM UZMANI- ÖĞRENCİ KOÇU- AİLE DANIŞMANI

  • En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere

    En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere

    En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere …
    Bugünlerde bir porselen firmasının çektiği bir reklam filmi çok dikkatimi çekiyor.
    Reklamda bayrama daha üç gün kala bayramlık kıyafetlerini giymiş sevimli bir kız çocuğu sizi karşılıyor. Annesi “Kızım bayrama daha 3 gün var?” derken o “Bayram bugün oluversin n’olcak?” diyor. Sonra bizim tatlı yumurcak bir anda arabada simidiyle otururken buluveriyor kendini. Babası: “Kızım daha tatile üç ay var?” derken o “Beklemesek o kadarrrrr” diyor… ve en sonunda herkesin beklediği 18 yaş pastasını mutfakta çatallarken yakalanıyor ve sadece “Ama benim canım şimdi çektiiii”diyor.
    Reklamın en güzel tarafı ise son kısmı. Reklam şu sözle bitiyor:
    “En güzel anın yaşadığı an olduğunu bilenlere…”
    En güzel anın yaşadığımız an olduğunu biliyor muyuz acaba? İçimizde mutlu olmak isteyen o çocuğun sesini dinliyor muyuz acaba? Yaşama bu kadar dürüst olabiliyor muyuz acaba?
    “Bugün oluversin n’olcak”, “Ben bugün istiyorum”… “Ben şimdi istiyorum” demeyi sanki unutuyormuşuz gibi geliyor…
    Geçmişin ya da geleceğin peşinden koşarken yaşadığımız anı kaybediyoruz gibi geliyor bana….içimizde her an mutlu olmaya hazır o muzur çocuğu unutuyormuşuz gibi geliyor… o “bugün oluversin n’olcak” diyen çocuğu ihmal ediyormuşuz gibi geliyor bana…