Etiket: Yaş

  • Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Psikolojik sorunlarla mücadele hayaletlerle baş etmeye benzer. Yarattığı sorunlar gerçek bu kaynağı kökünden tespit edip yok etmede ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Yatak ıslatma sorunu okul çağında çözemeyen hatta askerlik, evlenme yaşına gelip çaresiz kalanlar var. Hipnoterapi bildiğim en etkili çözüm yolu olmuştur.

    Her anne-baba çocuklarının belirli yaş aralıklarında çaresizce yatak ıslatma sorununda alternatif çözümleri aramaya başlar. Kimisi etkili bir yöntem uygulayıp çocuğuyla doğru iletişimi kurabilir ve bunu sonlandırabilir… Kimisi ise çocuğuyla bir türlü doğru frekansa geçemez ve bu sorun devam eder, durur… Bir sorunumuz olduğunda öncelikle bu nedir? Neden ortaya çıkmıştır? Odak noktamızı sorunun çözümünden çok, sorunun kaynağına odaklamalıyız. Ve sonrasında durum psikolojik mi, fiziksel mi… Bunu ayırt etmeliyiz…

    Yatak Islatma Nedir?

    Bu duruma tıp dilinde ‘enurezis’ adı verilir. Bu durumun kaynaklanması için iki çeşit sebep vardır. Bunlar;

    • Fiziksel Sebepler

    • Psikolojik Sebepler

    Günlük hayatta çoğu anne, bebeği bu davranışı sergilemesin diye uğraşır. Genetik olarak mesanelerinin kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanabilen çocuklar, gündüzleri genellikle 2 yaş civarında alt ıslatmama durumunu kabullenir. Fakat geceleri görülen rüyalar, karanlıkta kendini güvensiz hissetme, uykudan uyanamama gibi durumlar çocukların gece vaktinde yataklarını ıslatmasının sebeplerinden başlıcalarıdır. Bu durumun ise çocuk 4-5 yaşına geldiğinde ortadan kalkmış olması gerekir. Çocuklarda bu tarz sorunların yaşanmasında aslında birçok etmen vardır.

    • Ruhsal gerginliklerin oluştuğu durumlar,

    • Ebeveynlerin tuvalet eğitimde gösterdiği hatalı davranışlar,

    • Derin uyku,

    • Psikolojik nedenler bunlardan sadece birkaçıdır.

    Çözümler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümler olarak sizlere birazdan vereceğim tavsiyeleri lütfen çocuklarınıza uygulayın. Fakat uygularken bir o kadar da dikkatli olun. Çünkü bu davranışlarınız çocuğunuz ile aranızda kuracağınız ilişkiyi daha da güçlendirecek , karşılıklı empati kurmanızı sağlayacaktır.

    Ruhsal gerginliklerin oluşturduğu durumlar

    Çocuklarımızın yaşı küçük olduğu için duygusallığını önemsemememiz, aslında yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Çocuklarımız özellikle bizde ,ebeveynlerinden, ilgiyi yoğun bir şekilde bekler. Çocuğumuzun yanında olmamız ona iyi geldiğimiz anlamında değildir. Birlikte geçirdiğimiz vakitleri kaliteli kılmalı, onunla oyunlar oynamalı, sevgimizi, şefkatimizi doyasıya hissettirmeliyiz. Aksi halde hayatınıza evcil hayvan veya bir çocuk daha eklemek istediğinizde bu onun için ters tepecek, sorunlar yaşamasına sebep olacaktır.

    Ebeveynlerin Tuvalet Eğitiminde Gösterdiği Hatalı Davranışlar

    Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim çocuk kaç yaşında olursa olsun oldukça mühimdir.Vereceğimiz eğitimlerin zamanının ayarlanması gerekir. Bazı davranışların çocuklarımıza kazandırılması gerekenler erken veya geç bir şekilde değil, tam zamanında uygulanmalıdır. Erken kazandırılmaya çalışılan davranış geri tepecektir. Bundan dolayı en önemli etken, zamandır. Bu hususlara dikkat edilmelidir. En ideal zamanlardan biri çocuğumuz 2,5 yaşındayken olacaktır. Tabii herkes aynı olmadığından dolayı öncelikle çocuğumuzun bu sürece hazır olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir.

    Psikolojik Nedenler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerde en çok bu konu üzerinde durmamız gerekir. Çünkü çocuğumuzun yaşadığı herhangi bir duygusal ve psikolojik sorun günlük hayatına yansıyacaktır. Hatta belki ileriki yaşlarında bile üstünde etki bırakacaktır. Bu durum gerek altlarını ıslatarak gerek tırnak yiyerek gerek parmak emerek kendini göstermeye başlayacaktır. Psikolojik nedenlerin çözümleri zaman ister. Sabretmeli ve bu süreçte çocuklarımıza her zaman ‘Seni seviyorum’ demeliyiz…

    Derin Uyku

    Geceleri alt ıslatma durumunun yaşanmaması için bazı ebeveynler çocuklarını belirli saatlerde uyandırarak tuvalete götürmeye çalışırlar. Fakat bu sarf ettikleri çabada bile çocuklarının uyanmadığını çoğu zaman belirtirler. Bu durum aşırı yorgunluktanda sık sık kaynaklanan derin uyku probleminden kaynaklanmaktadır. Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerin neredeyse en basiti uyku problemi için yapacağınız uyku programı yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin Tutumu

    • Uyku yönetimi anne-baba yönetiminde olmalıdır.

    • Çocuklarımızın beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeliyiz.

    • Yaklaşımımız, daima sevgi ve şefkat dolu olmalıdır.

    • Birkaç defa yapılan alt ıslatma tarzında ki hatalar yargılanmamalıdır. Herşey uygulanmasına rağmen düzelme olmazsa bir doktora başvurulabilir. Tüm önlemler alındığında ise hiçbir sorun kalmayacaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Regresyon Geçmişin Kötü Anılarını Temizlemek Mümkün Mü?

    Regresyon Geçmişin Kötü Anılarını Temizlemek Mümkün Mü?

    Geçmişi unutmak isteyenler geleceklerinde geçmişte öğrenmedikleri dersleri hayatlarında bir daha yaşamak zorunda kalırlar. Geçmişi unutmaya çalışmak bankadaki birikimlerinizden vazgeçmek gibidir. Vazgeçmek ise geçici sorunları kalıcı yapar. Geçmişi unutmadan olumsuz hatıralarını temizlemenin yolu regresyondur.

    Sizce regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün müdür? Öncelikle regresyon psikolojide bazı kabul edilmeyen davranışlara karşı geliştirilen koruyucu dürtüler olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda kişinin geçmiş veya çocukluk dönemindeki davranışlarını tekrarlaması durumu olarakta bilinmektedir.

    Regresyon Nedenleri

    Çocuklar ve ergenler bebeksi davranışları çoğu zaman sergileyebilir ve bu gelişimlerinin doğal bir süreci olarak görülebilir.. Özellikle ilgi odanın dışına çıkması durumunda çocuklar sırf ilgi çekmek için bazı gerileme davranışları sergileyebilirler. Aynı zamanda geçirilen bazı rahatsızlıklar da gerilemeye neden olabilir. Bu rahatsızlıklar:

    • Nörolojik durumlar,

    • Azheimer

    • Tümör

    • Parkinson hastalığı olarak sıralanabilir. Ayrıca kişi eğer aşırı stres altında kalmışsa ve kaygı travmaları yaşıyorsa geçmişte çevresine yansıttığı kişilik bozukluklarını tekrardan sergilemesi oldukça doğaldır.

    Tedavi Nasıldır?

    Psikolojik bir tedavidir. Özellikle çocuklarda gösterilen gerileme davranışlarına normal bir parça olarak sezinlendiğinden dolayı bu konunun üstünde fazla durulmaz. Ama bu rahatsızlıkta yaş ayrımı yoktur. Hem psikoterapi hem de ilaç tedavisiyle birlikte bu süreç devam ettirilir. Peki ya regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü? Benim cevabım evet olacaktır. Birçok psikolojik rahatsızlıkta kullanılan tedavi metodlarından biride budur. Geçmişe dön, kötü anıları sil. Geçmişe dön, eskiden kötü gözüken ve beyinde yer eden anıyı normal bir hale getirerek sun. Aslında gerçekten bu tarz rahatsızlıklarda bu mümkündür.

    Kişinin geçmişinde yaşadığı travma, travmanın gerçekleştiğinde içinde bulunduğu ortama, düşünce yapısına ve özellikle de yaşına göre değişiklik gösterir. Yaşımız, önemli bir etken gibi gözükmüyor olsa bile aslında tetikleyen en büyük sebeptir. Çünkü zaman ilerledikçe, biz değişiriz. Korkularımız değişir. Bakış açılarımız değişir. Regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü? Aslında geçmişte sergilediğimiz bu gibi durumlar tipik olarak kabul edilebilir ve sorumlusu olarak o an ki korkularımız gösterilebilir. Kaygı korkusu içinde bulunan bir kişinin tırnaklarını yemeye başlaması veya kaybetme korkusu olan birinin saçlarını kıvırmaya başlaması bunlara örnek olarak gösterilebilir.

    Genel olarak regresyon tedavisi bilindiği üzere hipnoz ile yapılır. Ve oldukça da meşhurdur. Hipnoz ise psikoloji ve tıp konularında alanında uzman bir doktor istemektedir. Aksi takdirde geçmişe dönüldüğünde, süreç iyi bir şekilde kontrol edilmez ise hastanın içinden çıkılmaz bir duruma girmesi kaçınılmaz olacaktır. Hastadan istenilen bu alışkanlığın kazanılmasında hangi ortamda bulunduğunu eksiksiz bir biçimde anlatmasıdır. Ortamda ki koku dahi oldukça önem arz etmektedir. Bu yöntemi kullanmak isteyen her hastanın öncelikle kontrolleri yapılır. Birkaç seans sonrasında hipnoz yöntemine başvurulur. Hastanın bünyesi kaldıramayacak şekilde zayıf ise hipnoz öncesinde yapılan seanslarda ruh halinin gardının alınması sağlanmaya çalışılır. Regresyon geçmişin kötü anıları aslında sadece gerginlik anında ortaya çıkan bir tür sinirsel göstergelerdir. Ve bunu yenmek, ortadan kaldırmak için birçok seçenek vardır. Regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü değil mi? Sorusuna cevabınızı almış bulunmaktasınız.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Hayatın ilk yılları

    Doğumdan itibaren en geç bağımsızlaşan canlı olan insan yavrusu, karmaşık beyin gelişiminin yanı sıra yaşadığı çevre ile uyum sağlama açısından bedensel, zihinsel, duygusal ve davranışsal çok sayıda deneyime ve doğru desteklere ihtiyaç duyar. Ebeveynler için de büyük sorumluluklar taşıyan özellikle yaşamın ilk yılları insan hayatı için çok önemlidir. Yoğun bir emek ve bilgi gerektirir.
    Hayatın ilk üç yılı hem gizemli hem de sihirlidir.
    Gizemlidir, çünkü o yılları hiç hatırlamayız. Bize bakan kişilerin izlerini taşıyan, hayata dair güven duygumuzun şekillendiği ve pek çok inançlarımızın oluştuğu yıllardır.
    Sihirlidir, çünkü günden güne değişimin ve gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Beyin gelişimi ve çevresel uyaranların etkisiyle bütün gelişim alanlarının (motor, bilişsel, dil, psiko-sosyal)en yüksek hızda ilerlediği ve temel davranışların, alışkanlıkların ve becerilerin kazanılmaya başladığı yıllardır.
    İlk üç yaşta beyin gelişimindeki kritik dönemleri bilmek, çocuklarımızın gelişimlerini takip ederek ihtiyaçları doğrultusunda desteklemek için öncelikle;
    Çocuklar:
    – Nasıl gelişirler?
    – Nasıl davranırlar?
    – Ne isterler? sorularını cevaplamaya çalışalım.

    0-1 YAŞ
    1. Nasıl Gelişirler?
    Baştan ayağa, içten dışa, genelden özele doğru düzenli, sürekli ve sıralı bir gelişim söz konusudur. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken kritik noktalardan bazıları; baş-boyun kontrolü, bağımsız oturma, İnce kavrama, denge, yürüme, iletişim, göz kontağı becerileridir. Her bebeğin gelişim hızı farklı olmakla birlikte süreci takip ederek becerilerin ortaya çıkmasına fırsat vermek ve gerekirse destekleyici bir şekilde ilgi geliştirmek önemlidir.
    2. Nasıl Davranırlar?
    Bebeğin tamamen yetişkine bağımlı olduğu bu evre de birincil dürtü hayatta kalabilmektir. Beslenme, uyku gibi ihtiyaçların giderilmesi, yetişkinin ilgisinin çekilmesi, kendi bedeninin, bakım veren kişilerin ve çevrenin keşfedilmesine yönelik hareketlerin ortaya çıktığı dönemdir. Bakma, izleme, arama, uzanma, kavrama, ağlama, agulama, gülme, seslenme, itiraz etme davranışları basitten karmaşığa doğru gelişim gösterir.
    3. Ne İsterler?
    Düzenli ve iyi bir bakım, koşulsuz sevgi, süreklilik ve tutarlılık ile hayata karşı güven duygusu geliştirebilirler. Bebekle birlikte deneyimlenen anne babalık olgusu da sürekli gelişim içindedir. Bebeğin olduğu kadar anne babanın da yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışması ile geçen ilk yıl aslında iki taraf için de zorlayıcıdır.
    Bebeğin kendini var hissedebilmesi için yoğun bir sevgiye ve ilgiye ihtiyacı vardır.
    Aynı zamanda fiziksel olarak da hayatta kalabilmesi ve gelişimini sürdürebilmesi için düzenli bir bakım isterler. Anne karnının dışındaki ortam her yönü le bebek için yabancıdır ve uyum sağlayabilmesi için yüksek oranda koruma ve kontrollü deneyim gerekir. Temel alışkanlıkların kazanılabilmesi için rutinlerin oluşturulabilmesi gerekmektedir.
    1-2 YAŞ
    1. Nasıl Gelişirler?
    Yetişkinin gözetiminde becerilerin kazanılmaya ve geliştirilmeye çalışıldığı dönemdir. Çocuklar hem kendilerini hem de çevrelerini keşfetmeye başlarlar. Hareket becerilerinin artmasıyla bağımsızlaşmaya çalışan çocuklar nesne teması ile dil bilişsel gelişimlerini de uyarmaya başlarlar. Duyularını ve bedenini daha aktif kullanmaya yönelik deneyimler fazladır.
    2. Nasıl Davranırlar?
    Bu dönemdeki çocukların öncelikli ilgisi kendileri üzerinde olup, kendi becerilerini keşfederken yetişkinin sınırlarını da test ederler. Tamamen alıcı olup, asıl amaçları deneyimler ile gelişimlerini ilerletmek olan çocuklar , yetişkinler üzerindeki etkinliklerini arttıracak pek çok davranış keşfederler. Bu davranışlar yetişkinin ilgisi ile pekişir ya da söner. Bağırma, ağlama, vurma, konuşma gibi. Vermek ve paylaşmak kavramlarına yabancıdırlar.
    3. Ne İsterler?
    Yüksek ilgi, dikkat ve sevgi eşliğinde keşif yolculuğunda güvenli fırsatlar isterler. Anne babalar, ortamı güvenli hale getirdikten sonra çocuklarının deneyim yaşamalarında sakin bir şekilde destek sağladıklarında güven duygusunun yanı sıra dünyaya uyum da gelişmiş olacaktır. İletişim becerilerinin de yapılandığı bu dönem anlamak ve anlatmak olguları öne çıkar. Çocuğumuzun güvenli sınırlar içinde gelişmesini desteklerken anne babalara her zaman uyum göstermesini beklememeli, önlemci yaklaşımlar ile çatışmalar en aza indirgenmelidir.

    2-3 YAŞ

    1. Nasıl Gelişirler?
    Bütün gelişim alanlarında hızla ilerleyerek ,bağımsızlaşmaya doğru yol alırlar. Artık bedenlerini daha etkili kullanabilir, hareket bağımsızlığı sağlayabilir, engel geçebilir, hedefe ulaşmak için problem çözebilir, söylenilenleri anlayabilir, sözel yolla kendini anlatabilir, öz bakım becerilerinde girişimleri artabilir, nesneleri daha becerikli kullanabilir ve sistematik düşünebilir.
    2. Nasıl Davranırlar?
    Kimlik ve beceri keşfinin devam ettiği bu dönemde çocukların ilgisi yavaş yavaş kendinden başkalarına doğru kayar. Kurallar, sınırlar, onaylanmak,paylaşmak model almak gibi kavramlar fark edilmeye başlar. Sınır testi davranışları sürmesine karşın anne babaların sakin bir kararlılık ile doğru model olup çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sınırlar koyduklarında ve tutarlı davrandıklarında çocukların uyumu da artacaktır.
    3. Ne isterler?
    Doğru ve yanlışı öğrenmek, içinde bulunduğu çevre ile uyum sağlayabilmek, birey olabilmek için başta kendisi ve alanı ile ilgili görevler taşımak ve hep sevilmek isterler. Anne babaların davranışları çocukları tarafından modelleneceğinden ve çocuklar dinleyerek değil yaşayarak öğreneceklerinden davranış temellerinin atıldığı bu dönemin bilgi ve deneyimle desteklenmesi faydalı olacaktır.

    Özetle, gelişimin ömür boyu devam ettiği düşünülürse, doğru ve destekleyici bir başlangıç , sağlıklı yol almanın birinci koşulu olacaktır.
    İlk yıllarındaki çocuğun gelişimine yapılan yatırımlar ve katkılar ömür boyu avantaj sağlar.
    Çocuk Gelişimi Uzmanı
    Benal Saraçoğlu YARDIMCI

  • Çocuğunuza diş fırçalama alışkanlığını nasıl kazandırabilirsiniz.

    Anne babalar olarak çocuklarımızın fiziksel sağlığı bizim için çok önemli. Ateşi çıkınca, mide bağırsak sorunu yaşayınca oldukça üzülüyoruz.

    Peki çocuğumuzun fiziksel sağlığı söz konusu olduğunda diş sağlığını ve diş fırçalama alışkanlığını ne kadar önemsiyoruz.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve anne babalarının yaptıkları davranışları yapmak isterler. Erkek çocuklar babaları gibi traş olmak ister, kız çocuklar da neleri gibi saçlarına fön çekmek ister.

    Diş fırçalama alışkanlığı kazandırırken de çocukların bu özelliğini göz önünde bulundurmak gerekir. Çocuğunuz sizi dişlerinizi fırçalarken gördüğü zaman, dişlerini fırçalama isteği doğacak ve sizi taklit etme yolu ile bu alışkanlığı zaman içinde kazanmış olacak.

    Çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak isteyen anne babalar için bazı önerilerimiz var

    Çocuğunuza küçük yaştan itibaren bir diş fırçası alın. Bu diş fırçası erişilmez bir yerde olmasın, tam aksine çocuğunuz diş fırçasını eline alsın, incelesin.
    Çocuğunuzun diş çıkarma yaşına göre farklılaşmak ile birlikte, genellikle 1 yaş sonrasında banyoda siz dişlerinizi fırçalarken, ona da kendi diş fırçasını verin ve sizi taklit etmesini sağlayın.
    Bu yaşlarda diş macunu kullanmanıza gerek yok.
    Nasıl ki çocuğunuza tuvalet alışkanlığı kazandırırken evden çıkmadan önce “Çişin var mı, çişini yaptın mı” diye soruyorsanız sabah kahvaltıdan sonra ve gece uyumadan önce de “Dişlerini fırçaladın mı” diye hatırlatmalar yapın
    Çocuğunuz için diş fırçası seçerken, yumuşak fırça seçmeye çalışın ki, diş etleri acımasın. Dişlerini fırçalarken canı yanan çocuk, bir daha dişlerini fırçalama istemeyebilir.
    Diş fırçasını daha cazip hale getirmek adına, sevdiği çizgi film kahramanlarının resimlerinin bulunduğu fırçalar satın alabilir ya da diş fırçanızı kendiniz de süsleyebilirsiniz.
    Çocuklar meraklıdır, bir şey yaparken kendilerini görmek isterler. Çocuğunuz dişlerini fırçalarken ayağının altına bir yükseltici koyun ve kendini aynada görmesini sağlayın.
    Dişini fırçalarken çocuğunuzun videosunu çekip daha sonra ona izletmek de diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak için farklı bir yol olabilir.
    Diş fırçalama alışkanlığı ceza vererek kazandırılacak bir alışkanlık değildir. Cezadan çok pekiştireç kullanmaya çalışın.
    Çocuğunuz dişlerini fırçalarken özellikle de küçük yaşlarda çocuğu olanlar için ilk amacınız dişlerini tam anlamıyla temizlemesi olmasın. Fırçayı ağzının içinde yukarı aşağı ve dişerlinin üzerinde hareket ettirmesi bile sizin yeterli olsun. Mükemmel fırçalamayı hedeflerseniz çocuğunuz bunu başaramayacağı için, fırçalamaktan vazgeçecektir.

  • İNATÇI ÇOCUKLAR VE ANNE BABA TUTUMLARI ..

    İNATÇI ÇOCUKLAR VE ANNE BABA TUTUMLARI ..

    Alışveriş merkezlerinde, restoranlarda, oyuncakçıda, sokakta istediği şey yapılana kadar ağlayan, bir eliyle annesinin elini tutarken diğer eliyle ona vurmaya çalışan, eline gecen her şeyi fırlatan, hatta kendini yere atan çocuk manzaralarına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Birçok çocuk, “yüzümü yıkamak istemiyorum”, “o kazağı giymeyeceğim”, “kahvaltı yapmayacağım”, “araba koltuğuma oturmayacağım”, “okula gitmeyeceğim” diyerek başladığı günü “pijamamı giymem”, “dişimi fırçalamam”, “yatağımda uyumam” diyerek tamamlar.

    Çocuklardaki inatçılık davranışının, ailelerin en çok yakındığı konu olduğunu ayrıca bu davranışla nasıl baş edecekleri hakkında çok tereddüt yaşadıklarını gözlemledik. Bu yüzden, önce inatçı davranışların sebeplerine, sonra da bazı çözüm önerilerine yer vermek istiyoruz.
    İnatçılık; çocuğun duygusal gelişiminin bir parçasıdır. 2–6 yaşlar arasında daha belirgin yaşanır. Çocuk, “ben” duygusunun gelişimi ve bağımsız olma isteğinin ortaya çıkmasına paralel olarak inatçı davranışlar gösterir.

    2 yaş dönemindeki çocuk, yürüme ve konuşma becerisi kazandıktan sonra inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne- babanın söylediğinin tersini yapmaktan zevk alır gibidir. “Yapma!” dedikçe istenmeyen davranışı tekrarlar. 4 yaşa da uzayabilen bu süreçte, bedensel olarak (kas, kemik, sinir sistemi) hızla geliştiğinden uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye “hayır!” diyen asi bir kişilik sergiler. 

    Bağımsızlık çabası içindedir. Yardım istemez. Ancak, anne-babaya da ihtiyacının olduğunun farkındadır. Bu yüzden zıt davranışlar arasında gider gelir. Anne ile en sık tartışmalar tuvalet ve yemek konusunda yaşanır.

    4 yaş döneminde ise çocuk, kendi başına buyruk, etrafta dolaşan, çok konuşan, sürekli soru soran ama cevabını dinlemeye sabrı olmayan, başladığı işi yarım bırakan tutumlar sergiler.

    5 yaş dönemi çocuğu, daha olumlu, kurallara uyan, uysal bir portre çizerken, 6 yaş çocuğu inatçı ve olumsuz davranışları ile 2 yaşına geri dönmüş gibidir.

    Görüldüğü gibi, çocukların bu dönemlerde inatçı ve olumsuz davranışlar göstermesi aslında gelişimsel süreçler bakımından beklenen bir durumdur. Bazı psikologlar bu döneme “Erken Ergenlik” adını verirler. Davranışların kendisi her ne kadar olumsuz olsa da, kaynağı aslında olumludur. Çünkü gelişmekte olan çocuk enerjik ve meraklıdır. Güçlü bir benlik duygusu kazanmaya ve varlığını onaylattırmaya çalışmaktadır.

    Bu döneme kurallar ve sınırları oturtmak için iyi bir fırsat gözüyle bakılmalıdır. Bu süreçte çocuğunuzun bağımsızlık kazanmasını desteklemek en doğru tutumdur. Yine de bu olumsuz davranışlara yönelebilen çocuğa nasıl yaklaşmamız gerektiğine gelince öncelikle, inatçı bir çocukla inatlaşmamak gerekir. Elbette bağırıp çağırmak, tehditler savurmak ve ilgisiz cezalar vermek de işe yaramayacaktır. 

    Doğru İletişim: Çocuktan beklediğiniz davranışı ve bu beklentinin mantıklı sebeplerini ona kısa cümlelerle anlatın. Çocuğunuzun henüz çok küçük olduğunu ve anlamayacağını düşünüyor olabilirsiniz. Ama aslında bebeğinize bile günün akışı ile ilgili açıklamalar yapabilirsiniz. Bebek, bilişsel olarak anlamasa da sizin sakin ses tonunuzu, mimik ve ifadelerinizi kaydedecek ve ileride sizi daha rahat anlayacaktır. Bu açıklamalarınıza “ yatırım” gözüyle bakın. Bu yüzden çocuğunuzla konuşmaktan ve kuralları ona açıklamaktan vazgeçmeyin. 

    Doğru Beklentiler: Çocuğunuzun düzeyini aşan kurallar koymayın, kısa zaman aralıklarında ulaşabilecekleri ve yaşa uygun hedefler belirleyin.
    Sakin ve Sabırlı Olun : Çocuğunuzun inatçı tutumları ile baş etmeyi ve olumlu davranışlar oturtmayı, üzerinde bir süre çalışmanız gereken bir iş olarak kabul edin. Bu sürede ev ziyaretlerini başka deyişle yabancılarla etkileşimi azaltmak faydalı olabilir. 

    Kararlılık ve Tutarlılık: İstenilen davranışları ve koyduğunuz kuralları mantıklı bir şekilde hedefleyip çocuğunuza anlattıktan sonra, bunları önce siz kararlı ve tutarlı bir şekilde uygulayın ve ödün vermeyin.
    Tüm bu yapıcı tutumlarınıza rağmen henüz hedeflediğiniz yerde olmadığınızı düşünebilirsiniz. Çünkü bazı çocuklar ısrarcı tutumları, aksilikleri ve huysuzluk nöbetleri ile biraz daha zor olabilirler. Örneğin alışveriş merkezinde ağlayan çocuğa geri dönelim. Birçok anne baba, böyle bir durumda kendi yorgunluk düzeylerine göre önce belli bir süre sabredip çocuğu ikna etmeye çalışır. Sonra, etraftakilerin rahatsız olacağı endişesi ile veya artık tahammülleri kalmadığı için çocuğun istediğini yapar. 

    Bu bir tek örnek bile çocukta “yeterince azmedersem istediğimi elde ederim” düşünce kalıbını oluşturmaya yeter. Çünkü olaylar üzerinde kontrolü olduğunu anlamıştır. O yüzden bu davranışa daha da hız kazandırarak devam edecek, sabrınızı iyice zorlayacaktır. Ama siz bu “daha” inatçı çocuklarla da baş edebilirsiniz. 

    Her şeyden önce çocuğunuzun, sizin farkında olmadığınız, anlayamadığınız bu yüzden de müdahale etmekte çaresiz kaldığınız bir takım ruhsal girdaplar içinde olduğunu düşünmeyin. Çocuğun, gelişim süreçleri içerisinde bir dönem yaşadığını ve bunun sizin de tutumlarınızla aşılabileceğini hatırlayın.
    Günlük rutinlere ve alınan kararlara dahil olmak, yetişkinler kadar çocukların da ihtiyacıdır. Olan biteni kontrol etmek arzusunda olan bir çocuğa alternatifler sunarak seçim yapma özgürlüğü vermek birçok olumsuz davranışı önleyecektir. Biz de öncelikle çocuk henüz o aşılması güç noktaya gelmeden yapılabileceklere örnek vermek istiyoruz. Çünkü çocuğun olayları istediği gibi kontrol edebildiği düşüncesine vardığı noktadan geri dönmek daha zordur. 

    Güç Savaşı: Çocuğunuz bütün gün oyuncaklarını sepetinden boşaltıyor ama toplama vakti geldiğinde başka bir aktiviteye dalıyorsa…

    Zaman Oyunu Oynayın: İnatçı çocuklar genellikle mücadele duygusu uyandıran oyunlara bayılırlar. Aşılacak engeller tam onlar içindir. Bir zaman sınırı koyup, o süre içinde oyuncakları toplatabilirsiniz. Topladığında da bir sticker hediye edebilirsiniz.

    “Yardımcınız” Olmakla Onurlandırın: “Bugün benim yardımcım olmak ister misin?” diyerek sofrayı kurmak, çamaşır katlamak gibi basit işlere dahil edebilirsiniz. Sizin yanınızda olarak işlerinizi paylaşmanın bir ayrıcalık olduğunu ve evin kontrolünün bir parçası olduğunu düşünecektir.

    Pozitif Dil Kullanın: Cümlelerinizi cesaretlendirici ve destekleyici biçimde kurun. “ Oyuncaklarını toplamadan parka gitmek yok!” diye bağırmak yerine, “Oyuncaklarını toplar toplamaz parka gidiyoruz.” demenin mesajı farklıdır. İlk cümle konuyu kendiliğinden inada bindirirken, ikinci cümle bir oluş sırası bildirir. Yine de çocuk “ama ben parka gitmek istiyorum” diye ısrar ederse; “Tamam, sen oyuncaklarını toplar toplamaz gideceğiz” diyebilirsiniz. Böylece hem park isteğini onayladığınızı, hem de ondan beklentinizi iyice netleştirmiş olursunuz

    Uyku Vakti Savaşı: Uykudan önce çocuğunuzla belli bir takim rutinleriniz varsa örneğin önce banyo yapmak gibi, çocuk küvetten çıkar çıkmaz yatağa gitmek zorunda olduğunu bilir. Gitmemek için elinden geleni yapacaktır.

    “Evet” Oyunu: Peş peşe üç tane “evet” cevabı alabileceğiniz sorular sorun. Bu “evet”ler, çocuğun direncini kıracaktır.

    Örneğin; “Küvette oyuncaklarla oynamak çok eğlenceli
    oluyor değil mi?” – “evet”,
    “O dinozor yüzebiliyor mu?” –“evet, bak seyret”
    “Elinle köpükleri tutabilir misin” –“evet” 

    Alternatif Önerin: Seçim yapma şansı vererek bir sonraki adıma doğru yumuşak bir tavırla yönlendirin. “Kendin mi kurulanmak istersin yoksa ben mi yardımcı olayım” diye sormakla yatma vaktini direk hatırlatmak yerine, bu süreci yumuşak bir geçişle başlatmış olursunuz. Giyinirken, “bu gece hangi kitabi okuyalım, A mı yoksa B mi?” gibi seçim yapabileceği bir soruyla devam edebilirsiniz. İnatçı bir çocuk ısrarla “ hayır hiçbirini istemem, uyumayacağım” diye tutturabilir. Bu durumda seçimlerini tekrarlayın, hala ısrar ediyorsa “herhalde bu gece için bir kitap seçmedin, yarın akşam okuyabiliriz, iyi geceler” diyerek ışığı kapatın. Bu noktadan sonra kararınızdan dönmeyin.

    Gardırop Savaşı: İnatçı bir çocuk için, kıyafetle dolup taşan bir gardırop tahrik unsurudur. Birbirine uyumsuz giysileri bir araya getirmek ve bunda da ısrarcı olmak için mükemmel bir zemin hazırlar. Öncelikle, mevsime uygun olmayan giysileri veya artık küçülmüş, kısalmış, sökülmüş, üzerinde leke olan kıyafetleri dolaptan çıkarın. Sizin baştan aşağı hazırladığınız birkaç takım kıyafeti, birkaç hafta aralıkla, dönüşümlü olarak dolabına yerleştirin. Bir gece önceden ona 2 ayrı takımı seçenek olarak sunun. Böylece çocuğun bunlar arasından seçim yapma hakkı kalırken, aynı zamanda da uygunsuz şeyler giymesini ve bu savaşı sabah telaşında yaşamayı önlemiş olacaksınız. 

    Palto Fenomeni: Buz gibi bir havada dışarı çıkarken paltosunu giymemekte ısrar eden çocuğa, giymesi için siz ısrar etmeyin. Paltosunu yanınıza alın. Birkaç dakika sonra üşüdüğü anda, paltosu dünyada en çok görmek istediği şey olacaktır. Alternatif olarak, ceketini çantasına asmayı veya ona taşıtmayı da düşünebilirsiniz.

    Yukarıda, günlük yaşamda en çok rastlanan durumlara ve bunlara nasıl yaklaşabileceğimize dair örneklere yer vermeye çalıştık. Ancak, bazı çocuklar için inatçı davranış kalıbı çoktan kazanılmış ve bu taktikler için artık geç kalınmış olabilir. Bu durumda ebeveyn olarak kontrolü yeniden elimize almak için daha etkin, daha kararlı ve yaptırım gücü daha yüksek yöntemlere geçilmelidir. Örneğin; istediği yapılana kadar usanmadan saatlerce ağlayan bir çocuğu açıklamalarla ikna etmeye çalışmanın bir faydası yoktur. İkna olacak noktayı çoktan geçen bu çocukla o anda konuşmayı sonlandırmalı ve bu davranışına ilgisiz kalınmalıdır. 

    Etkin Aldırmazlık adını verdiğimiz bu yöntemle, çocuğu görebildiğimiz bir alan içinde, “görmezden” gelmeliyiz. Yani çocuğun kendine fiziksel olarak zarar vermemesi için kontrolümüz altında ve gözümüzün önünde olmasını sağlayarak, bu davranışına ilgisiz kalmalıyız. Onun yanında başka bir işe koyularak, göz temasını ve sözlü iletişimi sakinleşene kadar kesebiliriz. Bu yöntem etkisini er ya da geç gösterecektir. Yine de çocuğun direncini kıramadığınız durumlarda mola yöntemini deneyebilirsiniz. 

    Mola Yöntemi; çocuğu bir köşeye alarak sakinleşmesini sağlamaktır. Bu süre içinde çocuğun konuşmasına veya oynamasına izin verilmemelidir. Amacımız çocuğun orada eğlenerek durumdan memnun kalması değil, sınırların nerede bittiğini ve hareketlerinin sonuçlarını anlamasını sağlamaktır. Mola noktasından ayrılmaya çalışabilir. Ayrıldığı sürenin, beklemesi gereken süreye ekleneceğini söyleyebilirsiniz. Yine de toplam sürenin, çocuğun ne için orada olduğunu unutacağı kadar uzun olmamasına dikkat edin. Ama kurallarınızdan asla ödün vermeyin. Çocuk ondan ne beklediğinizi net olarak bilmelidir. 

    Kararlılık ve Tutarlılık, belki bu yöntemlerin içinde en önemlisidir. Anne babanın ortak tutumu ile beklentilerinizden ödün vermemeniz birçok olumsuz davranışı engelleyecektir. Çocuk, yeterince ağlarsa o davranışı yapabilir gibi bir tutum söz konusu olmamalıdır. 

    Çocuklarda inatçılık ve diğer olumsuz davranışlar gelişim dönemlerinin doğal bir parçasıdır. Ne kadar kemikleşmiş ve artık hayatı zorlaştırma noktasına gelmişse de bu davranışlar anne baba tutumları ile kontrol altına alınabilir. Sabırlı, tutarlı ve net yaklaşımlarla daha kolay aşılabilir. Yardıma ihtiyaç duyduğunuz noktada rehberlik servisimize danışabilirsiniz.

  • ARKADAŞLIK ..

    ARKADAŞLIK ..

    Arkadaş ilişkileri çocukların gelişiminde büyük rol oynar. Gelişim sürecinde
    akranlarıyla yaşadığı yoğun ilişkiler çocuğa yeterli sosyal uyumu gösterebilmesi ve gerekli
    sosyal becerileri kazanması için birçok fırsat sağlar. Burada akran
    ilişkilerinin gelişimini ve işlevlerini kısaca gözden geçirmek yararlı olacaktır. Çocukların işbirliği becerisi ya da davranışını, diğer kişilere ve hedefe uygun şekilde sergilemesinin 4 yaş dolaylarında başladığı öne sürülmüştür. Örneğin 5 yaşında iken sürekli yalnız oynamak isteyen çocuk, gelecekte sosyal becerileri eksik bir kişiye dönüşebilir. Bu görüşe göre, çocuğun oyun ortamındaki sosyal davranışı, çevreye uyum ve ilişki kurabilme becerisi ile ilgilidir. 

    Okulun başlamasıyla birlikte, akranların yaşamdaki önemi de artmaya başlar.
    Çocuklar arkadaşlık kurabilmenin ve farklı oyun etkinliklerine katılmanın grup tarafından
    gördükleri kabule bağlı olduğunu fark ederler. Artık akranlarıyla zaman geçirmek
    istemediklerinde bile onlardan eskiden olduğu kadar kolayca uzaklaşamazlar, çünkü zamanlarının büyük bir kısmını okulda geçirmek zorundadırlar.

    Okul öncesi çocuğu kendi cinsiyetindeki akranlarıyla oynama eğilimindedir, ancak bu
    ayrım ilkokul döneminde daha da belirginleşir. Bu dönemde çocuklar hemcinsleri ile çok daha
    yakınlaşırlar. Kız ve erkeklerin grup yapılarında bazı farklılıklar göze çarpar. Kız grupları
    daha küçüktür ve daha çok konuşma içerir, oysa erkek grupları daha büyüktür ve daha çok
    hareket içerir.

    Okulçağı çocuğu, kurduğu arkadaşlıklar sayesinde aile biriminin ötesinde ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmaya başlar, benlik imajı oluşturur ve bir sosyal destek sistemi geliştirir.

    Okulöncesi yıllarında oyun, arkadaşlığın temeli olan olumlu sosyal etkileşimlerin ve ortak faaliyetlerin sayısının giderek artmasını sağlar. Saldırgan davranış iki ile dört yaşları arasında artar, ancak daha sonra azalır. Okul çağında kurallar ve sosyal roller giderek önemli hale gelir ve sosyal etkinliklerde cinsiyet farklılıkları belirginleşir. Çocuklar okul çağına eriştiklerinde arkadaşlığın kalıcılığı artar ve kızlar daha sınırlı sayıda çocukla daha kuvvetli ilişkiler kurarken, erkekler daha fazla sayıdaki çocukla arkadaşlık ederler. Bu evre boyunca akranla arkadaşlıklar oldukça önemli hale gelir. Çocuklar yaşıt arkadaşlardan oluşan destekleyici bir gruba uyum sağlamak ve ait olmak isterler. Bir akran grubuna uyum sağlamak ve yeterli sosyal becerilere sahip olmak, çocuğun yüksek benlik saygısına ulaşmasında oldukça önemli bir yer tutar. 

    İlkokula başladığında çocuk için arkadaşları vazgeçilmez olmaya başlamıştır. Arkadaşları ve öğretmeni önemlidir. Oyun grupları geniştir, oyun kurallarını koyup bunlara uyulması konusunda yeni gelen çocukları uyarabilirler. Oyunlarda ön plana çıkmak isterler. Bu dönemde rekabet ve kıskançlık duyguları ön plana çıkar, kendi düşüncelerini kabul ettirmek, lider olmak önemlidir. Kendiliğinden fark ederek öğrendiği her şey çok önemlidir. Bu yaşta birbirleriyle alay etmek, ad takmak çok sık görülür. 

    Arkadaşlık yoluyla çocuk, arkadaşının bir olaya (oyuncağını izinsiz almak),öfkeyle tepki vermesine (bağırıp çağırmak ve vurmak) yol açan ve ardından bu olayı olumsuz sonuçlar doğuran bir biçimde (duygusal kırıklık, kavga-ceza) nasıl yorumlayabildiğini düşünüp anlamaya başlar. Çocuğun olaylara başka birinin görüş açısından bakabilmesi, başka bir insanın tutum, duygu ve güdülenimlerine ilişkin anlayışına dayanarak kendi davranışlarını düzenleyip çevresine uyum sağlamasına fırsat verir. 

    Çocuk 7 yaşına geldiğinde arkadaş seçiminde daha titiz olmaya başlarlar. 1-2 tane iyi ve sürekli arkadaşları olabilir. Sırdaş olmak çok önemlidir, ancak çok iyi sır sakladıkları söylenemez. Özellikle okul uyumunda arkadaşlarının rolü büyüktür. Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Arkadaşlarının düşüncelerini çok önemserler ama ilişkileri için verdikleri kararları çabuk unuturlar. Bu noktada anne baba olarak verdiği kararı hatırlatmak ya da öğütler vermek yerine, etkin dinleme yöntemini kullanarak kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımak yararlı olabilir. Yetişkinler kadar tutarlı ve sabit ilişkileri olmasını ummak, yaşlarına uygun düşmeyen ve gerçekçi olmayan bir beklentidir. 

    Küçük grup oyunlarını severler, ancak bu devrede moral (ahlaki) gelişim yönünden kuralları kesin ve değişmez olarak algıladıkları için, grup oyunlarında kuralların değiştirilmesine (az da olsa) tepki verirler. İki kişi oynarken herşey yolundayken ortama üçüncü birinin girmesi işleri karıştırabilir. Burada daha çok birinci tercih olamama kaygısı hakimdir. Bu yaş çocuklarının hemen hepsinde arkadaşları tarafından ilk tercih edilen kişi olma isteği vardır. Üç ya da daha fazla kişinin olduğu oyun gruplarında, lider olan kişiyi çekememe, onun koyduğu kurallara isyan etme ama bunun yanında onunla arkadaş olmaktan vazgeçememe gibi çelişik içerikli ilişkiler yaşayabilirler. Kuralların ya bozulmaması ya da sadece kendileri tarafından değiştirilmesi gibi egosantrik bir yaklaşımları vardır. Bu daha çok, henüz kendini değerlendirme becerisine sahip olmayışlarından kaynaklanır. Kavgaları, münakaşaları sık sık olur. Bu yaşlarda erkek çocukların fiziksel saldırganlığı, kız çocukların ise sözel saldırganlığı daha çok yeğlediği gözlenir. Birbirlerine karşı oldukça acımasız eleştiri ve davranışları olabilir. 

    8-9 yaşta, arkadaş grupları kısa sürelidir. Sırdaş olmak önemlidir. Arkadaşlık ilişkileri iyiyse okula severek gelirlerken ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler.Bu nedenle ‘Okula gitmelisin’ şeklinde öğütler vermek yerine aktif dinleme yapılmalı, öğrencinin kendi çözümlerini üretmesine izin verilmelidir. Oyunlarda kuralların hiç bozulmaması ya da kendileri tarafından değiştirilmesi gibi düşünceleri vardır. Kızlar sözel erkekler fiziksel saldırganlığı yeğlerler. Birbirlerine lakap takma, alay etme sık görülür. 

    İlkokul çağı süresince, çocuklar kendi cinsiyetlerine ilişkin görüşlerini de oluştururlar. Çocuklar çoğunlukla kendileriyle aynı cinsten oyun arkadaşlarıyla ilişki kurmaya özen gösterirler. Altı ve on iki yaşları arasında arkadaşlıklar kurmak, son çocukluk döneminin en önemli görevlerinden biridir ve bu hayatları boyunca devam edecek bir sosyal beceridir. Gelişimsel olarak karmaşık ilişkiler geliştirmeye hazırdır. Giderek, duygu ve düşüncelerinden daha çok haberdar olmaya başlar. Bu yaşta artık aileye eskisi kadar bağlı olmadığı gibi kendine dönük ilgileri de azalmıştır. Artık arkadaşlık konusunda akranlarına daha çok güvenmeye, arkadaşlarıyla birlikte okulöncesi döneme kıyasla daha çok vakit geçirmeye başlar. Günden güne çocukluk döneminin zevklerini ve hayal kırıklıklarını paylaşırlar. Yetişkine daha az bağımlıdır.

    Eğer çocuğunuzun sosyal becerileri zayıfsa ve arkadaşlık kurmakta güçlük çekiyorsa siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?

    Çocuğunuzun Dil Gelişimini Takip Edin: Çocuk dil gelişimine bağlı olarak sosyal
    aktiviteler hakkındaki daha karmaşık bilgileri anlayabilir, iletişimini zenginleştirerek diğer
    insanların penceresinden olaylara bakmayı öğrenir. İlkokul çağında çocuğumuzun sosyal
    becerilerinin gelişmesine yardımcı olurken uzun vadeli planımız çocuğun dil gelişimini
    desteklemek ve geniş iletişim olanakları sağlamaktır. Kısa vadeli planımız ise sosyal
    etkileşimde problemi olan çocuğunuzun sosyal kavrayışını analiz etmektir.

    Çocuğunuza Kendini Kabul Ettirecek Sosyal Becerileri Öğretin: Çocuk dil gelişiminde
    ilerleme kaydettiğinde, yaşıtlarına kendini Kabul ettirecek sosyal becerileri öğrenir. Çocuk
    sosyal dünyayı anladığında davranışları daha uyumlu olacaktır. Bazı davranış kalıpları
    çocuğun daha fazla kabul görmesine yardımcı olur. Bunlar; arkadaş canlısı olmak, paylaşımcı,
    yardımsever olmak, oyun oynamayı sevme yeni oyunlar bilmek, oyunda adil davranmak, sır
    tutmayı bilmek, diğer insanların özeline saygı duymak, güvenilir olmak, yalan söylememek, eğlenceli olmak, yaşıtlarıyla benzer ilgi alanlarına sahip olmaktır.

    Çocuğunuza Yaşıtlarıyla Birlikte Oynama Olanağı Sağlayın: Daha önce belirttiğimiz gibi
    çocuğun yaşıtlarıyla kurduğu ilişkiden kazandığı deneyimler çok önemlidir. Küçük yaştan
    itibaren yaşıtlarıyla birlikte oynama şansına sahip olan çocuklar okul ortamına girdiklerinde
    daha avantajlıdırlar, yeni gruplara adapte olmada daha az zorlanırlar.

    Çocuğunuzla Onun Yaşıtıymış Gibi Oynayın: Anne babalarıyla sıkça oyun oynayan
    çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurabilmek içindaha gelişmiş sosyal becerilere sahiptirler.
    Yapılan gözlemlere göre, sosyal becerileri yüksek olan çocukların ebeveynleri daha sık
    gülümseyen, oyun esnasında çocuğu eleştirmeyen, çocuğun fikirlerine duyarlı olan
    annebabalardır. Eşit oynanan, çocuğun fikirlerine duyarlılığın esas olduğu bir oyunda çocuk
    yaşıtlarıyla aynı şekilde oynamayı öğrenir ve çocuğa yaşıtlarıyla oynamak konusunda pozitif
    bir bakış açısı kazandırır.

    Çocuğunuzla Sosyal İlişkiler ve Değerler Hakkında Konuşun: Ebeveynleriyle yaşıtlarıyla
    olan ilişkileri hakkında daha sık konuşan çocuklar sınıfındaki çocuklar tarafından daha çok
    sevilen ve öğretmenleri tarafından sosyal becerileri daha yüksek bulunan çocuklardır. Günlük
    sohbetin bir parçası gibi yapılan bu konuşmalar ders verir gibi değil, çocuğun hoşuna gidecek
    şekilde olmalıdır. Bu konuşmalar çocuğun bilgi alışverişi yapmasına olanak sağlar.

    Problem Çözücü Bir Yaklaşım Sergileyin: Ebeveynler çocuklarının bütün problemlerinin
    cevabını bilmek, ya da onları çözmek zorunda değillerdir. Çocuğunuz size arkadaşlarıyla olan
    bir problemden bahsettiğinde onunla bu konuda konuşarak çeşitli çözümleri ve bakış açılarını
    görmesine yardımcı olabilirsiniz. Yapılan araştırmalarda çocuklarıyla olası çözümler üzerine
    konuşan annebabaların çocukları, problem çözmede farklı alternatifler sunabilen ve
    problemlerini daha kolay çözebilen çocuklardır. Bu yüzden çocukların ilişkileri üzerine
    düşünebilmesi ve sonuçlarını tartabilmesini öğrenmeleri onlar için çok yararlıdır. Başkalarının
    duygu ve ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmaya teşvik edilen çocuklar yaşıtlarıyla daha iyi
    ilişkiler kurarlar.

    Çocuğunuzun Pozitif ve Yerinde Stratejilerini Onaylayın: Problem çözme yeteneği
    gelişmiş çocukların annebabaları çözüm yolları üzerine konuşurken çocuğun arkadaşını
    kaybetmesine ya da oyunun sona ermesine neden olmayacak stratejilere olumlu teşvik
    verirler. Sorunlara uzlaşmacı yaklaşan çocuklar, saldırgan davranan çocuklara oranla daha
    çok kabul görürler. Bu beceriyi çocuğumuza onu dinleyerek ve onunla konuşarak
    kazandırabiliriz.

    Çocuğunuz Sosyal Alanda Başarısız İse Pozitif bir Tutum Gösteriniz: Daha önce
    belirttiğimiz gibi okul çocuklarında arkadaşlık kuramama oldukça sık rastlanan bir durumdur.
    Çocuklar bu reddedilme durumlarına farklı tepkiler verirler; bazıları kızabilir, bazıları bu
    durumu kabullenirler, bazı çocuklar diğer insanların genellikle acımasız olduklarına inanırlar,
    bu çocuklar genelde kendisini dışlayanlara saldırgan tepkiler verirler, bazı çocuklar ise
    kabuklarına çekilirler, çünkü bu durumun kendi yetersizliklerinden kaynaklandığına inanırlar.
    Diğer taraftan, sosyal becerileri gelişmiş çocuklar bunu geçici bir durum olarak algılarlar veya
    durumu düzeltmek için kendi davranışlarını değiştirirler. Bu çocuklar daha iyimser bir bakış
    açısı kazanırlar, biraz gayret ve pozitif bir yaklaşımla sosyal ilişkilerin iyileştirilebileceğine
    inanırlar.

    Sonuç olarak; 
    Çocuğunuzun başka bir çocuğu sevme nedeni ne olursa olsun, okula başlarken arkadaşlıklar oldukça önemlidir. Çocuğunuzun okulda arkadaşlarının olması,oyun oynarken ona eşlik edebilecek, sınıfta başına gelenler hakkında onunla konuşabilecek, en son okul söylentilerini paylaşabilecek ve bir sorunu olduğunda, başı sıkıştığında yardımcı olacak başka çocuklar olacak anlamına gelir. 

    Yaşıtları tarafından kabul görmek ve arkadaşlıklar kurmak aile biriminin
    ötesinde çocuğun ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmasına ve yüksek
    benlik saygısının oluşmasına yardımcı olur. Sosyal becerileri kazanması konusunda
    çocuğunuza yardım ederken, gerçekçi seviyede beklentiler oluşturun, çabaları ve küçük
    gelişmeleri bile destekleyin, onu yüreklendirin, çocuğun çabalarının en büyük ödülü, kurduğu
    arkadaşlıklar olacaktır.

  • HİSTERİ

    HİSTERİ

    Histerinin tedavisinde çift yönlü bir program izlenir. Kişilik bozukluğunun dengelenmesi ve vücut rahatsızlıklarının tedavisi. Çok şiddetli vakalarda ilaçlar pek işe yaramaz.

    Histeri veya isteri şekillerinde bilinmektedir. Duygusal durumlarda verilen reaksiyonlarda aşırılık, ani etkisini gösteren öfke kontrolsüzlüğü, geçici bir durum olarak gösteriliyor olsa bile davranışlarda ki yaşanılan değişiklik, gün içerisinde yaşanılan hafıza kaybı belirtileri arasında gösterilebilir. Histeri, psikolojik bir rahatsızlıktır. Genellikle 30 yaş altındaki kişilerde görülür. Hastalık çok şiddetli krizlere, psikopatik bozukluklara yol açar. Yaşanılan kriz ‘büyük kriz’ olarak adlandırılmaktadır. Psikolojik ataklar arasında gösterilmektedir.

    Belirtileri

    • Uyurgezerlik,

    • Felç,

    • Mitomani,

    • Hafıza kaybı,

    • Kasılmalar,

    • Nefes almakta çekilen güçlük,

    • Titreme,

    • Dayanıksızlık,

    • Teşhircilik,

    • Kleptomani,

    • Nemfomani olarak gösterilir. Hastalık ilerlediğinde tedavisi daha da güçlenir.

    Abartılı bir şekilde algılanan hareketler hastanın reflekslerinin aşırıya kaçmasına sebep olur.

    Bu hastalığa sahip olan kişiler genelde herhangi bir ortamdaki tüm ilginin kendi üzerilerinde olmasını isterler. Aksi gibi durumlarda aşırı öfke ve sinir patlaması yaşayarak histeri kişilik bozukluğunu ortaya çıkarırlar. Cinselliği, çoğunlukla teşhircilik amacıyla kullanırlar. Dikkat çekmek tek istedikleridir. Bu tarz özelliklerini ve isteklerini engelleyemezler. Asla hasta olduklarını kabul etmezler. Yüzeysel davranışlarda bulunurlar. Tek önemli olan an içerisinde karşısındakinin güvenini ve tüm isteğini elde etmektir. Bu yolda yalan söylemeye dahi başvurabilirler.

    Yalanın hangi konuda olduğunun bir önemi yoktur histeri kişilik bozukluğuna sahip kişiler için… Hayal dünyaları oldukça geniş olduğundan dolayı bu konuda asla zorluk çekmezler. Konuşmalarında detaylara fazla yer vermezler. Eğer bulundukları ortamda ilgi odağı olmayı başaramamış ise o ortamdan uzaklaşma isteği gösterirler. Bu gibi durumlarda çabuk sıkılma eğilimindedirler. Fiziksel görünüşlerini özellikle karşı cinsi kendilerine çekmek için kullanırlar. Histeri kişilik bozukluğu yapılan araştırmalara göre çoğunlukla kadınlarda gözlemlenmektedir. Ortaya çıktığı durumlarda aşırı kıskançlık göstererek yakınlık derecesini göz ardı ederek hem cinslerini ortamda gözden düşürmek en belirgin özellikleri arasındadır.

    Tedavisi

    Histeri kişilik bozukluğuna sahip bireyler öncelikle hastalıklarının ciddiyeti konusunda bilinçlendirilmelidir. Bu süreç oldukça zorlu olacaktır. İlgi odağı olmayı istemelerinde ki asıl sebep, özgüven eksikliği olarak bilinir. Tedavi uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Uygulanan tedavi yöntemi uzun periyotlara ayrılarak hastanın bunu zaman içerisinde kabul etmesi sağlanır. Hasta çoğu zaman kendini normal veya iyileşmiş olarak görerek tekrardan yalan söylemeye doktorunada bunu inandırmak ve kanıtlamak için birtakım çabalar içerisine girişir. Tedavi sürecinde hasta normal gördüğü histeri kişilik bozukluğu içerisinde takındığı tavırlar engellediği içindir ki mutsuzluk, depresif haller gösterme, yeme alışkanlıklarının bozulması tarzında bir çeşit “İmdat!” çığlıkları atmaya başlar. Kontrolü altında olduğu doktoru bunu farkedecektir. İlaçla yürütülen tedaviler, düşük dozla devam edildiğinde çoğu zaman işe yaradığı gözlemlenmiştir. Bu gibi kişilik bozukluklarında kişi doktorun yardımıyla hastalığını kabullenerek tedavi sürecinde ki en büyük adımı atmış olur. Aslında yine tedavi sizlersiniz, yine tedavi hastalığınızı kabullenmekte… Kişilik bozuklukları, sizin kötü olduğunuzun belirtisi değildir. Sadece iyi olmaya ihtiyacınız olduğunun birer yansımasıdır…

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Boşanma ve Çocuk ..

    Boşanma ve Çocuk ..

    Ayrılsak da beraberiz…

    Güle oynaya seve sevile aşkla evleniliyor. Aradan biraz zaman geçiyor koşa koşa, nefretle boşanılıyor. Birbirinden çabuk mu bıkılıyor yoksa eşler kendilerini yanlış mı tanıtıyor bilemem.

    İspanyol düşünür Miguel de Unamuno’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: ”Aşk, aldanışın kızı; hayal, kırıklığın annesidir” peki o halde aşk biterse ne olur? Aşkı ilişkiden aldığımızda geriye ne kalır? Bir sen bir ben bir de bebek…

    Bildiğiniz gibi anlaşamayarak yollarını ayıran çiftlerin sayısı her geçen gün artıyor. Boşanmalarda en çok etkilenen taraf ne yazık ki çocuklar oluyor. Yaşanılan mutsuzluğun boyutu ne olursa olsun eşler birbirlerinden boşanabilirler ama çocuklardan boşanmak söz konusu değildir. 

    Boşanma sürecinden en fazla etkilenen yaş grubu 3-6 yaş grubudur. Bu yaştaki çocuklar boşanmanın sebebini tamamen kendileri sanmaktadır. Çocuk ister istemez “Ben uslu olmadığım için annem ile babam boşanıyor” düşüncesine kapılıyor. 7-12 yaş grubunda ki çocuklar ise boşanma sebebini anne-baba üstüne atmaktadır. Biraz daha ileriki yaşlara gidersek 13-18 yaş grubu bu süreci çok zor atlatmakta. Ergenlik döneminde olan çocuğun uyuşturucuya başlama, kendine ya da arkadaşlarına zarar verme, küfür etme, kötü ortamlara girme gibi tepkisel davranışlar geliştirmesine rastlanabilir. Derslere odaklanamama, konsantre bozukluğu, ders çalışma isteksizliği, huzursuzluk, saldırgan davranışlar, yatak ıslatma, kekemelik, uyumsuzluk gibi belirtiler de görülebilmektedir.

    Çocuk boşanma olayını duyunca hemen “ ben kimle yaşayacağım, bana ne olacak” gibi sorular sormaya başlar. Bu anlamda anne babanın çocuğun aklındaki soruları gidermesi çok önemli bir süreçtir.  Çocuğu büyük insan yerine koyup ona olan biteni anlayabileceği bir dille anlatmak gerekmektedir. Fakat karşılığında büyük bir insan gibi tepki vermeyebileceğini de kabul edip sabırlı ve anlayışlı olmak dikkat edilecek önemli bir unsurdur. Çocuğa “Biz kendi aramızdaki sorunlarımız yüzünden ayrılmaya karar verdik. Hayatımıza evli devam edersek daha çok zarar göreceksin, bu süreçte en doğru olan ayrılmak. Ayrı evlerde yaşayacağız ama bu birbirimizi hiç görmeyeceğimiz, iletişimimizi koparacağımız anlamına gelmiyor. Belli aralıklarla annenle ben (veya baban) buluşup zaman geçireceğiz. Seni sürekli seveceğiz” gibi duygularla yaklaşmak onun endişe ve korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.

    Şurası hiç unutulmamalıdır ki anne babalar çocuğu kendi aralarındaki sorunlardan uzak tutmalı, kaldıramayacağı sorunları çocuğa yansıtmamalıdır. Çocuk için eski eş ile mutlaka bir işbirliği sağlanmalıdır. Bazen boşanma çocuk için en iyi çözüm yolu olurken, bazen de boşanmadan sonra çocukta yeni korkular ortaya çıkabiliyor. Boşanma sürecinin çocuk açısından sağlıklı olması için eski eşe karşı olumsuz duygu ifadesinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra sakin düzenli bir yaşam stili benimsenmeli, disiplin konusunda eski eş ile iş birliği sağlanmalı. Çocuk ile bol bol konuşmak, çocuğa hafif sorumluluklar vermek, yaşına uygun etkinlikler planlamak, ev ödevleri veya okulu ile ilgilenmek ve ziyaretler dışında da çocuk ile iletişimin sürdürülmesi gerekmektedir.  Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir varlıktır. Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz. Şu bir gerçek ki boşanmanın yükünü en fazla çocuklar çekmekte. Eşler çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa etmemelidir.

    Günümüzde boşanmanın ardından anne ve baba arasında çocukla ilgili rekabet yarışına girmelerine de  çok sık rastlanmakta. Bazı ebeveynler çocuğu kendi tarafına çekmek için çocuğa yanlış mesajlar vermektedir..  “Annen / Baban seni sevmiyor zaten” diyenler, karşı tarafı suçlayanlar dahi olabiliyor. Bu sözler çocuğun ruh dünyasında tahmin edilemez boyutlarda yaralar açmaktadır. Bu çok yanlış ve çocuk açısından çok yaralayıcı bir tutumdur. Eşler ayrılsalar bile çocuğu annesinden ya da babasından ayırmaya çalışmak, eski eşten öç almak için çocuğu kullanmak çocuğun ruh sağlığı açısından asla düşülmemesi gereken hataların başında gelir. Boşanan eşler, aralarında her ne yaşandıysa yaşansın arkadaş kalmaya gayret göstermeliler. Yaşamı boyunca çocuğun önüne çıkabilecek bir sürü problem olabilir. Anne babanın kimi zaman bu problemlere birbirlerine danışarak çözüm bulmaları, ortak kararlar alıp uygulamaları gerekir. Herhangi bir iş arkadaşı gibi, hiç olmazsa telefonla görüşülebilir. Dağılan bazı aileler çocukları için bazen bir araya gelip arkadaş gibi davranabiliyorlar. Bunu başarabilmek çocuğun bu dönemi yaralanmadan atlatmasına yardımcı olacaktır.

    Çocuklara verilecek sevgi, şefkat, kendini güvende hissetme duygusu hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar büyük bir hediyedir. 

    Her ayrılıktan sonra parçalanmış ailenin bu durumdan az ya da çok olumsuz etkilendikleri bir gerçek. Sağlıklı yürümeyen evlilikleri bitirmek en doğrusu olmakla beraber bütün mesele ayrılan anne babanın kendilerine çocuklarıyla beraber yaşayabilecekleri sağlıklı ortamlar yaratabilmesindedir. Karşılıklı anlayış ve hoşgörü, ayrılık da olsa sorunların daha kolay çözümlenmesine uygun bir zemin hazırlayacaktır. Ayrılsak da beraberiz sözü işte burada çok önemli. Arada çocuk olduğu sürece unutmayın ki siz çocuğunuzun gözünde hala sevgilisiniz. 

    Attilla İlhan’ın bir şiirinde dediği gibi “Çünkü ayrılık da sevdaya dair çünkü ayrılanlar hala sevgili”…

  • Çocuğum okula başlarken nelere dikkat etmeliyim

    ÇOCUĞUM OKULA BAŞLARKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİM

    Büyük bir özveri ile büyüttüğünüz çocuğunuz artık okul çağına geldi. Hem siz hem de o önemli bir dönemece girdiniz. Hangi okula göndermeliyim, acaba öğretmeni kim olacak, servise mi vereyim, ben mi getirip götüreyim sorularına yanıtları buldunuz ve okul hayatınızın başlamasına az bir süre kaldı.
    Şimdi sırada şu soruların yanıtları var. Acaba sorunlar yaşayacak mı, yaşadığı sorunlar ile nasıl başa çıkacağız, ona nasıl yardımcı olmalıyız, ödev yaparken nelere dikkat etmeliyiz
    İşte aklınızdaki sorular ve yanıtları

    Çocuğum kaç yaşında okula başlamalı?
    Yeni eğitim sitemine göre 30 Eylül 2012 tarihinde 5 yaşını doldurmuş olan çocukların okula başlaması gerekmektedir. Ancak çocukların sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimleri göz önüne alındığında 5 yaş okula başlamak için uygun değildir.

    Eğer çocuğunuz 5 yaşında (60 aylık) ise anaokuluna devam etmeli, 5,5 yaşında (66aylık) ise okul olgunluğu testi yapıldıktan sonra okula başlamasına karar verilmelidir.

    Çocuğumu okula nasıl götürmeliyim, ilk gün neler yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula başlamadan önce tercihen yaz döneminde onu okula hazırlamalısınız. Okulun nasıl bir yer olduğunu, orada neler öğreneceğini ona anlatmalı, anaokulundan farkını açıkça ama onu kaygılandırmadan ortaya koymalısınız. Çünkü çocukların yaşadığı en büyük sıkıntı anaokulu ortamından sonra daha kurallı olan ilköğretim ortamına alışmaktır.

    İlk gün onunla okula gitmeniz onun için çok önemlidir. Ama bunu bir tören haline getirmeyin. Her günkü gibi uyanın kahvaltınızı yapın ve çocuğunuzla beraber okula gidin. Siz ilk günü ne kadar çok önemser ve abartırsanız çocuğunuz da o kadar çok önemser ve abartır. Bu da sizden ayrılmasını ve okula alışmasını zorlaştırır.

    Çocuğum okul bahçesinde ya da sınıfta ağlarsa ne yapmalıyım?
    Çocuğun ağlaması aslında sizin davranışlarınıza bağlıdır. Siz çocuğunuza söylemlerinizle ya da yüz ifadelerinizle üzgün olduğunuzu hissettirirseniz, onu terk ediyormuş gibi bir izlenim yaratırsanız o da bunu kullanır ve ağlamaya başlar.

    Yapmanız gereken onu her zamanki gibi öpmek ve başarılar dilemektir. Ona sınıfta öğretmenin yanında olacak, neye ihtiyacın olursa ona söyleyebilirsin, o sana yardımcı olur. Teneffüslerde de arkadaşların ile oyunlar oynarsın. Akşam olunca ben seni almaya geleceğim(servisle gelecekse servis seni eve getirecek) deyip onu sınıfına göndermelisiniz
    Unutmayın çocuklar bilmedikleri şeylerden korkarlar. Ona okul ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadan sınıfa gönderirseniz ne ile karşılaşacağını bilmediği için kaygılanacak ve ağlayacaktır.

    Birkaç gün onu okulda beklemeli miyim?
    Çocuğu okulda beklemek onun okula alışmasını kolaylaştırmaz, aksine anneden ve babadan ayrılma, bağımsızlaşma ve özgüven kazanma sürecini uzatır.

    Eğer siz de kaygıları olan bir ebeveyn iseniz çocuğunuza belli etmeden, bunu ona söylemeden onu bir veya iki gün okulda bekleyebilirsiniz. Ama çocuğunuzun bunu bilmemesi çok önemlidir. Çünkü her fırsatta yanınıza gelmek ister ve daha uzun süreler ile okulda kalmanızı ister. Ayrıca sınıf arkadaşlarının da bundan haberdar olmaması önemlidir. Çünkü okulda olduğunuzu çocuğunuza söyleyebilirler.
    Eğer çocuğunuza gerekli açıklamaları yapmış, onu okul yaşantısına iyi bir şekilde hazırlamış iseniz, her şeyin üstesinden kolaylıkla geldiğini görecek ve mutlu olacaksınız.

    Evde okul ile ilgili konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?
    Evde eşinizle ya da diğer aile bireyleri ile konuşurken okul ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmamaya özen gösterin. Çocuğunuz televizyon izliyor ya da arkadaşı ile oynuyor olabilir ama onun kulağı sizdedir, sizi dikkatle dinliyordur.

    Özellikle öğretmeni ve arkadaşları ile ilgili kullanacağınız olumsuz ifadeler, çocuğunuzun da onlara karşı olumsuz duygu ve düşünce beslemesine neden olabilir.
    Ödevlerin çokluğundan, derslerin zorluğundan, öğretmenin tavırlarından yakınırsanız; benzer yakınmaları bir süre sonra çocuğunuz da yapar ve bu durum hem okuldan soğumasına hem de okul başarısının düşmesine neden olabilir.
    Bu nedenle mümkün olduğunca okul ile ilgili konuşurken olumlu ifadeler kullanın, öğretmeninin ve arkadaşlarının iyi yönlerini ön plana çıkarmaya çalışın.

    Çocuğum okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula gitmek istemezse mutlaka geçerli bir sebebi vardır. Onu okula gitmek için zorlamak yerine bu sebebi araştırın. Çocuğunuz ile konuşun bir sorunu olup olmadığını öğrenin, öğretmeni, okul yönetimi hatta servis şoförü ile konuşun.

    Sorunu tespit ettiğinizde tek başınıza çözebileceğiniz bir sorun değilse mutlaka profesyonel yardım alın. Çocuk psikologu, pedagog ya da okuldaki rehber öğretmenden yardım isteyebilirsiniz.

    Çocuğum kardeşini bahane ederek okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?
    Küçük kardeşi olan birçok çocuk okula gittiğinde annesi ve kardeşinin neler yaptığını merak eder, kardeşini kıskanır ve bu nedenle okula gitmek istemez.

    Bu durumu yaşamamak adına önceden önlem alabilir, çocuğunuz size sormadan ya da bunu sorun haline getirmeden önce siz gerekli açıklamayı yapabilirsiniz. Çocuğunuza sen okula gidince ben de kardeşini uyutuyorum, uyanınca mamasını yedirip, altını değiştiriyorum sonra da senin okuldan gelmeni bekliyoruz şeklinde açıklama yapabilirsiniz. Beraber yaptığınız diğer faaliyetleri (alışveriş, ev gezmesi, parka gitmek vb) ayrıntısı ile anlatmayın
    Çocuğunuz okuldan geldiğinde ona bugün neler yaptın diye sorarak yaptıklarını anlattırın ve okul yaşantısının ne kadar güzel ve eğlenceli olduğunu belirtin. Böylece sizi ve kardeşini kıskanmayacaktır.

    Çocuğumun ödevlerine nasıl yardımcı olmalıyım?
    Çocuğunuz okuldan geldikten sonra hemen ödev yapması için zorlamayın. Yoğun bir gün geçirdiği için dinlenmeye ihtiyacı olacaktır.

    Dinlenme ve yemek zamanı bittikten sonra ödevlerini yapmaya başladığında yanında oturup onu izlemeyin. Bırakın ödevlerini tek başına yapsın. Yapamadığı ya da zorlandığı bir şey olursa bütün ödevlerini bitirdikten sonra yapamadıklarını yapmak üzere ona yardım edin.
    Proje ödevlerinde ona yardımcı olun ama onun adına yapmayın.
    Bilmediğiniz bir konu olduğunda bilmediğinizi söylemekten kaçınmayın. Herkes her şeyi bilmek zorunda değildir. Çocuğunuz sizi mükemmel görmemeli, sizin de başaramadığınız şeylerin olduğunu bilmek aksine onu mutlu eder. Konu ile bilgisi olabileceğini düşündüğünüz başka kişilere danışın.

    Ödev yapmak istemezse ne yapmalıyım?
    Ödev yapmak istemediğinde onu ödevlerini bitirmek için zorlamayın, ona hedefler koymanızın, gereksiz ödül ve cezalar kullanmanızın faydası olmayacaktır.

    Bunun yerine neden ödev yapmak istemediğini öğrenin. Verilen ödevler ona çok zor geliyor olabilir ya da seviyesinden düşüktür ve sıkılıyor olabilir. Bu durumu öğretmeni ile konuşarak netliğe kavuşturun.
    Ödev yaptığı ortam uygun olmayabilir. Televizyon karşısında, aile üyelerinin sohbet ettiği bir ortamda çocuğa ödev yaptıramazsınız.
    Tüm ödevlerini bir kerede oturup bitirmesini beklemeyin. O istemeden siz ona kısa molalar verdirin. Bir bardak meyve suyu içmek, bir dilim kek yemek, okulda yaşadığı bir olayı paylaşmak onun için uygun bir mola olabilir. Televizyon seyretmek, bilgisayar oynamak, oyun oynamak mola olarak kullanılmamalı; bunlar ödevler bitince yapılacak etkinlikler olmalı.

    Çocuğumun hafta sonlarını en iyi şekilde nasıl değerlendiririm?
    Hafta sonları çocuğunuz ile geçirmeye özen gösterin. Yoğun bir iş temposunda çalışıyor olabilirsiniz. Ama özellikle okula başladıktan sonra çocuğunuz ile geçireceğiniz anlar daha azalacaktır. Bu anlar onun için de sizin için de özel olmalı.

    Sevdiği bir etkinliği beraber yapmak ona verebileceğiniz en iyi ödüldür. İmkanlarınız çerçevesinde çocuğunuzu bir kursa (spor, müzik, resim vb) yazdırabilirsiniz. Okulda yaşadığı yoğunluk ve yorgunluğu bu kurslarda atabilir, yeni haftaya yeni enerji ile hazırlanabilir.

    Okula başladıktan sonra küfür etmeye, yalan söylemeye, fiziksel şiddet uygulamaya başlarsa ya da konuşmasında ve davranışlarında farklılıklar oluşursa ne yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula başladıktan sonra davranışlarında farklılıklar olması çok normaldir. Bunlar her zaman olumlu olmayabilir. Çünkü okulda farklı sosyo- kültürel ortamlardan gelmiş çocuklar ile bir arada olacak. Daha önce ailede görmediği davranışları, konuşma biçimlerini görecek. Çocuklar model alarak öğrendikleri için de bu davranışları sergilemeye başlayacak.

    Böyle bir durumda panik olmayın. Çocuğunuzu sürekli olarak yapma, öyle deme, çok ayıp gibi ifadelerle uyarmanız sorunu çözmez. Yaptığı davranışın sonuçları ile ilgili onu uyarın. O arkadaşının bu davranışı neden yaptığını onun anlayacağı bir dille anlatın; ama arkadaşlarını küçültücü ifadeler kullanmayın. Gerekirse öğretmeni durumdan haberdar edin.

    Öğretmeni ile ne sıklıkta görüşmeliyim, bu görüşmelerde neler sormalıyım?
    Sürekli olarak öğretmen ile görüşmek için okula gitmeyin. Bu hem sizi ve öğretmeni yorar, bunaltır hem de arkadaşlarının önünde çocuğunuzun imajını zedeler.

    Haftada bir kez öğretmen ile genel bir görüşme yapabilirsiniz. Ayrıca veli toplantılarını takip edip mutlaka katılın. Bu görüşmelerde çocuğunuzun okul başarısı, arkadaş ilişkileri, varsa özel becerileri, sosyal duygusal gelişimi ile ilgili bilgiler edinin, okul sorunlarınıza yönelik rehberlik almaya çalışın.
    Öğretmen ile olan görüşmelerinizi çocuğunuz varken yapmayın. Neler konuştuğunuzu bilmesine gerek yok. Görüşme sonrası çocuğunuzu görüşme ile ilgili genel olarak bilgilendirin. Olumlu ifadeler kullanmaya özen gösterin.
    Çocuğunuz öğretmeni ile olan görüşmenizi onu şikayet ettiğiniz bir görüşme olarak görmemeli. Bu nedenle çocuğunuzu öğretmeni ile korkutmayın. Bu öğretmenden ve okuldan soğumasına neden olabilir.

    Çocuğumda hangi davranışları gözlersem okul başarısı ile ilgili sorunlar yaşadığını düşünmeliyim?
    Her çocukta farklılık göstermekle beraber; ödev yapmakta isteksizlik, ödev yapmakta zorlanma, çalışmasına rağmen yazılılarda düşük not alma, okulda tahtadan düzgün not geçirememe, ödevlerini eksik alma gibi sorunlar ile karşı karşıya gelirseniz, okul başarısı ile ilgili sorunlar yaşıyor olabilirsiniz.

    Çocuğumda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu varsa ne yapmalıyım?
    Çocuğunuzda böyle bir sorun olup olmadığını tespit etmek amacıyla mutlaka öğretmeni ile görüşün, sınıf içindeki davranışları ile ilgili bilgi edinin, daha sonra bir uzmana başvurarak detaylı taramasını yaptırın.

    Tüm bunların ardından çocuğunuza dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı konursa; ilk olarak durum ile ilgili öğretmenini bilgilendirin. Çünkü öğretmeni buna göre çocuğun sınıf içindeki oturma düzenini ayarlayacak, yapılan çalışmalara aktif katılımını sağlamak için etkinlikleri düzenleyecektir.
    Siz de evde özellikle ders çalıştırırken kısa molalar vermeye, molalarda dikkat dağıtıcı etkinlikler değil, rahatlatıcı etkinlikler yapmaya özen gösterin.( örneğin televizyon izlemek değil, bir bardak meyve suyu içip bir dilim keke yemek). Tüm ödevlerini bir kerede bitirmesini beklemeyin, bu mümkün değildir.
    Eğer hekiminiz tarafından ilaç tedavisi başlandıysa, belirtilen dozda ilaç tedavisine devam edin, kendiliğinizden ilacı kesmeyin ya da dozu ile oynamayın.

    Çocuğumda öğrenme güçlüğü varsa ve yapmalıyım?
    Bu durumu öğrendiğiniz anda ilk olarak öğretmenini bilgilendirin. Öğretmenden diğer velileri de bilgilendirmesini isteyin, bu çocuğun arkadaşları tarafından kabulü için önemlidir.

    Gerekli ise çocuğunuza hastaneden ve rehberlik araştırma merkezinden rapor almaya çekinmeyin. Bu rapor ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ücretsiz eğitim alabilirsiniz. Ayrıca bu rapor ile çocuğunuz kaynaştırma öğrencisi olacak ve diğer çocuklar ile aynı yazılı sınavlara girmeyecek, aynı değerlendirme kriterlerine göre değerlendirilmeyecektir. Bu da çocuğunuzun özgüveni için oldukça önemlidir.

    Okul sorunlarının temel nedenleri nelerdir?
    Okul sorunlarının pek çok nedeni olabilir. Görme ve işitme sorunları çocuğun okumasını, öğretmeni dinlemesini ve derslerini yapmasını engelleyebilir.

    Spor, eğlence gibi faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması da çocuğu fazlasıyla yorabilir.
    Çocuktaki kronik hastalıklar, kaygı, depresyon, anne baba arsındaki problemler, kardeş kıskançlığı çocuğun ders başarısını engelleyebilir.
    Ayrıca çocuklarda görülen özel öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu da okul başarısını engellemektedir.

    Çocuğumun okulda yaşayabileceği sosyal-duygusal sorunlar neler olabilir?
    Arkadaşları tarafından kabul görememe, farklı sosyo kültürel çevrelerden gelen çocuklar ile iletişim kuramama, fazla içine kapanık ve duygusal olduğu ya da fazla kavgacı olduğu için yaşayabileceği iletişim problemleri, kurallara uymama, grupla beraber hareket etmede zorluk karşılaşabileceğiniz sosyal duygusal problemlerden birkaçıdır.

    Yukarıda saydığımız problemlerden bir ya da birkaçı ile karşılaşırsanız, çocuğunuzu davranışları değiştirmesi için zorlamayın, onu yargılamayın. Öğretmeninden ve konu ile ilgili bir uzmandan yardım alın.

  • Üstün yetenekli çocukların gelişim özellikleri nelerdir ?

    ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

    Üstün yetenekli çocukların belirlenmesi ve sonrasında takibi ile doğru şekilde yönlendirilmesi önem taşımaktadır. Birçok aile çocuğunun üstün yetenekli olduğundan şüphe etmekte, fakat bundan emin olamamaktadır. Her yaş grubu için de zeka testi uygulama şansı bulunmadığından, üstün yetenekli çocuklara ait belirleyici özellikleri bilmek bu anlamda ailelerin bakış açısını etkileyecektir.

    Üstün yetenekli çocukların gelişim alanlarına göre özellikleri şu şekilde sıralanabilir.

    FİZİKSEL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Fiziksel gelişimi yaşıtlarına göre daha iyidir.

    Çok enerjiktir.

    Hareketlidir.

    Bebeklik döneminde fazla uyumazdı.

    Duyu organları hassastır.

    Giysilerdeki etiketlerden rahatsız olur ve kestirir.

    Gürültüden hoşlanmaz.

    İki ayrı marka meyve suyunu tadından ayırt edebilir.

    Kuvvetlidir.

    Ağrı ve acıya aşırı tepki verir.

    Erken yürür.

    ZİHİNSEL GELİŞİM

    Çabuk ve kolay öğrenir.

    Yeni ve farklı bilgiler öğrenmeye heveslidir.

    Çok soru sorar

    Soyut kavramlara ilgi duyar.

    Meraklıdır

    Diğer çocukların ilgi duymadığı farklı alanlara ilgi duyar(bilim,siyaset vb.)

    Hafızası kuvvetlidir.

    Pratik zekası gelişmiştir.

    Hayal gücü kuvvetlidir.

    6 yaşından önce okuma-yazma öğrenmiştir.

    Farklı ve olağandışı fikirleri vardır.

    Öğrenmiş olduğu bilgileri gerekli ortamda kullanır, transfer eder.

    Hızlı düşünür ve konuşur ama kasları aynı hızda olmadığı için yazı yazmayı sevmez.

    SOSYAL GELİŞİM

    Kendisinden 2-3 yaş büyük çocuklar ve yetişkinler ile oynamayı tercih eder.

    Yaşıtları ile oynamayı tercih etmez.

    Lider önemliği vardır.

    Espri yeteneği gelişmiştir.

    Empati yeteneği gelişmiştir.

    Arkadaşlık kurmakta zorlanır.

    Başkalarından emir, yönerge almaktan hoşlanmaz.

    Yeni ve değişik durumlara uyum sağlar.

    Yaratıcıdır.

    DİL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Kelime hazinesi geniştir.

    Kelimeleri anlamına uygun ve yerinde kullanır.

    Konuşmalarında mecaz anlamdaki kelimeleri ve deyimleri kullanır.

    Konuşmalarında “lütfen-teşekkür ederim vb”nezaket sözcüklerini kullanır.

    Akıcı konuşur

    Kendini rahat ifade eder.

    KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.

    Yüksek amaç ve iradelere sahiptir.

    Kaderci değildir

    Hayatındaki olayları denetim altına alarak kontrol edebileceğine inanır.

    Duygusaldır.

    Haksızlığa tahammülü yoktur.

    Mükemmeliyetçidir.

    Özgüveni yüksektir.

    Çevreye, hayvanlara vb karşı duyarlıdır.

    Detaycıdır

    Eleştireldir

    Özeleştiri yapar

    Güçlükler karşısında kolay pes etmez

    Dış görünüşüne, giyinme, temizliğine dikkat eder.

    Tekdüze yaşamı sevmez.

    Hayali arkadaşı vardır.

    MÜZİK

    Ritm ve melodiye duyarlıdır.

    Orijinal besteler yapar.

    Müzik dinlemekten hoşlanır.

    Ritm ve tempoya göre dans eder.

    Melodi ve şarkıları kolay hatırlar.

    Müzik aleti kullanmaya isteklidir ya da kullanır

    DRAMA

    Jest ve mimiklerini etkili bir şekilde kullanır.

    Rol yapma ,canlandırma,taklit yetenekleri vardır.

    Orijinal oyunlar yazar ve oynar.

    SANAT

    Nesneleri ayrıntılı olarak hatırlar ve çizer.

    Resimlerinde derinlik, perspektif özelikleri vardır.

    Farklı malzemeleri kullanarak resim yapmaktan hoşlanır.

    Resim, heykel sergilerini kavrar.