Etiket: Yaş

  • Özel Öğrenme Güçlüğü

    Özel Öğrenme Güçlüğü

    Yaygın adıyla özel öğrenme güçlüğü olarak tanımladığımız öğrenme bozuklukları, bireyin yaş-eğitim-zekâ düzeyi ile bağdaşmayan okul başarısı sorunları ile kendini gösterir. Okuma bozukluğu, matematik bozukluğu ve yazılı anlatım bozukluğu olarak üç alt tipi mevcuttur.
    Öğrenme güçlüğünün bir zekâ problemi olmadığını bilmek gerekir. Bu grupta değerlendirilebilecek çocukların zekâ düzeyi takvim yaşı ile uyumludur ve akranları ile aynı düzeyde akademik eğitime devam etmektedirler. Ne var ki ÖÖG tanısı alması muhtemel çocuklarda akademik hayatın ilk yıllarında (1 veya 2. Sınıfta hatta bazen daha önce) sinyallerini vermeye başlayan öğrenme problemleri bir süre sonra okul başarısını olumsuz etkilemeye başlar.
    Çocuğunuz okuma- yazma becerisini yaşıtlarından daha geç öğreniyor olabilir. Okumada veya yazmada harf/hece atlamaları yapıyor, kelime içerisinde harflerin sıralamaları değişiyor olabilir. Harfleri veya sayıları ters yazıyor, matematik işlemlerini yaparken toplama yerine çıkarma işlemini kullanıyor olabilir. Çarpım tablosunu veya saati öğrenirken zorlanabilir. Haftanın günlerini, ayları veya mevsimleri sıra ile söylemekte güçlük çekebilir. Sağını solunu, yönlerini karıştırabilir; zamanı veya eşyalarını organize etmekte zorluk yaşayabilirler.
    Unutmayalım ki hiçbir şey yapmadan beklemek ÖÖG’nü çözecek bir yaklaşım değildir. Bu durum kendiliğinden geçmez. Sadece okul eğitimi ya da ilave ders aldırmak da soruna tam anlamıyla çözüm getirmez, üstelik yıllar ilerledikçe çocuğun okuldaki başarısı düşebilir, öğrenmeye karşı isteksiz olabilir, özel durumundan dolayı arkadaşları arasında uyum problemleri yaşayabilir.
    Öğrenme bozukluğu tanısı; çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı ve çocuk psikoloğu işbirliğiyle yapılan muayene ve testler sonucunda konur. Eğer çocuğunuzda bu tür bir öğrenme problemi olduğunu düşünüyorsanız yapmanız gereken bir danışmanlık merkezinden yardım almaktır. Çocuğunuz öğrenme becerileri yönünden değerlendirilecek ve desteklenmesi gereken alanlar belirlenerek bir öğrenme programı oluşturulacaktır. Okuldaki öğrenme programından farklı olarak danışmanlık merkezinde; dikkat becerileri, öğrenme süreçlerinin farkına varma, hatalarının kontrolünü yapabilme ve üstesinden gelebilme ayrıca sosyal uyum becerileri konularında destek verilecektir.
    Ebeveynlerin çocuklarına uygun şekilde yaklaşabilmeleri ve onların başarılarına destek olabilmeleri için en kısa zamanda doğru tanıya ulaşmaları ve eğitim süreçlerinden faydalanmaları gerekir. Uygun koşullar sağlandığında öğrenme bozukluğu yaşayan çocukların da yetenekleri geliştirilebilir.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Her çocuk zaman zaman stres ve benzeri faktörlere bağlı olarak hiperaktif özellikler gösterebilmektedir; ancak gerçek hiperaktivitede çocuk bu özellikleri zaman zaman değil daima gösterir. Bir çocuğun gerçekten hiperaktif olduğunu söyleyebilmek için problem olarak kabul edilen davranışların geçmişi ve sebepleri iyice araştırılmalı, başlangıç yaşı ve devam etme süresi göz önünde bulundurulmalıdır. Gerçek hiperaktivitede belirtiler 7 yaşından önce ortaya çıkmıştır ve en az 6 aydır devam etmektedir. Ayrıca bu belirtilerin en az iki ayrı ortamda ( örneğin hem ev hem de okul ortamında) gözlemleniyor olması ve bireyin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde olması gerekir.
    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, ataklık ve dikkat süresinin kısalığı ile kendini gösteren kalıcı bir psikiyatrik bozukluktur. Beraberinde değişik ölçüde öğrenme güçlükleri ve özel öğrenme bozukluklarını da içerebilir.
    Toplumda yaygın olarak çok zeki olan çocukların hiperaktif olduklarına inanılır. Oysa bu doğru değildir. Aksine hiperaktif çocukların çoğu normal zekâya sahiptirler. Ayrıca zekâ sorunu olan ve DEHB’nun eşlik ettiği çocuklar da vardır.
    DEHB, okul öncesi ve okul çağı çocuklarında ortalama görülme sıklığı % 3-5’dir. Ülkemizde kentsel kesimde ilkokul çocuklarına yönelik bir yaygınlık çalışmasında sıklık oranının % 6,5 olduğu tespit edilmiştir. Erkeklerde görülme sıklığı kızlara oranla 4-9 kat daha fazladır.
    Belirtiler; dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik başlıkları halinde gruplandırılmıştır. Çünkü DEHB gösteren çocukların bazıları sadece dikkatsizlik belirtilerini, bazıları sadece hiperaktivite- dürtüsellik belirtilerini, bazıları ise hem dikkatsizlik hem de hiperaktivite- dürtüsellik belirtilerini bir arada gösterebilmektedir.
    DEHB başlıca 3 grupta toplanabilir.

    1.Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip:

    Dikkat eksikliği, dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre daha az olması durumudur. Dikkat süresi ve yoğunluğu her yaşta farklıdır. 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için normal kabul edilebilecek dikkat süresi, 12 yaşındaki bir çocuk için kısadır. Bu nedenle her birey kendi yaş dilimi içinde değerlendirilmelidir.
    Bu sorunu taşıyan kişiler belirli bir noktaya odaklanmakta güçlük çekerler ya da dikkatleri kolayca dağılır. Dağınık ve unutkandırlar, sık sık eşya kaybederler. Okul dönemindeki çocuklarda derse odaklanamama, ders araç gereçlerini sıklıkla kaybetme, üzerine aldığı görevleri bitirememe, öğretmeni dinlememe, ödev veya sınavlarda sık hata yapma ön plandadır. Okumaya ilgili değildir. Okurken ve yazarken hatalar yapabilir.
    Uyarana ve çevreye ait bazı faktörler de dikkat süresi ve yoğunluğunu etkiler. Ödev başında on dakikadan fazla oturamayan bir çocuk, bilgisayar başında saatlerce oyun oynayabilir ya da sevdiği bir televizyon programını uzun süre izleyebilir. Bu, onda dikkat eksikliği olmadığını göstermez. Dikkat eksikliği olan bir birey için, dikkatin bir noktaya odaklanması ve sürdürülmesi kalabalık, gürültülü ortamlarda daha da zordur. Bununla birlikte birebir ilişkilerde, sakin ortamlarda ve ilgisini çeken konularda daha uzun süre odaklanabilir.

    2.Hiperaktivite-İmpulsivitenin ön planda olduğu tip:

    Aşırı hareketlilik (hiperaktivite); bireyin, yaşından ve gelişim düzeyinden beklenmeyecek düzeyde hareketli olmasıdır.
    Dürtüsellik (impulsivite); genel olarak bireyin kendisini kontrol edebilmesinde bir sorun olmasıdır. Bu tür bireyler yapacakları şeyin sonucunu düşünmezler, akıllarına geleni hemen yaparlar ya da hemen söylerler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, sıra bekleyememe gibi özellikleri olan kişilerde bu sorunun olduğu düşünülür.
    Hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu bireyler genellikle çok konuşur, sanki bir motor tarafından sürülüyormuş gibi hareketlidir, elleri ayakları kıpır kıpırdır veya oturduğu yerde kıpırdanıp durur. Küçük çocuklar sürekli koşuşturur veya tırmanır, okulda oturması beklenen durumlarda oturduğu yerden kalkar. Sakin bir biçimde oyun oynama ya da boş zaman geçirme zorluğu yaşarlar. Sıra beklemekte güçlük çekerler, başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer, sorulan soruların cevabını soru tamamlanmadan yapıştırlar.

    3.Birleşik tip:

    Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik- dürtüsellik belirtileri aynı anda yoğun olarak görülür. En sık görülen tip birleşik tiptir.

    TANI ve TEDAVİSİ

    Tanının konulabilmesi için yapılan ekip çalışmasıyla bir psikolog veya psikolojik danışman tarafından çocuğa; gelişim düzeyini, mental becerisini ve davranış problemlerini değerlendirmek üzere testler uygulanır. Ailenin ve öğretmenin gözlemleri, daha önceden yapılandırılmış formlar aracığıyla tespit edilir. Bir çocuk psikiyatrisi veya nöroloğu tarafından muayene ve gerekli tetkikler yapılır. Tüm verilerin bir araya getirilip değerlendirilmesi ile tanıya gidilir.
    DEHB belirtileri 3 yaş civarında dikkati çekmekle beraber genellikle ilkokula başlamayla birlikte daha da belirginleşmektedir. Bu belirtileri gösteren çocuklar 3-6 yaş döneminde yerinde duramayan, kendini tehlikeden sakınmayan, yaşıtlarına karşı kaba kuvvet kullanan, sık sık başkalarının konuşmalarını kesip araya giren, yaramaz ve şımarık bir görünüm sergileyen özelliktedirler. Aile bu durumu genellikle çok ciddiye almaz ve büyüyünce geçer şeklinde bir tavır takınır. Ancak çocuk büyüyüp ilkokul çağına geldiğinde okuldaki uyum sorunları başlar ve öğretmenin de belirtileri tespitiyle durumun ciddiyeti anlaşılır. Zekâ düzeyinde bir sorun yoksa ve ek bir öğrenme problemi eşlik etmiyorsa 1. ve 2. sınıfta problemin ders başarısına etkisi fazla hissedilmeyebilir. Ancak 3. sınıftan itibaren derslerin yoğunlaşmasıyla okul performansı da düşmeye başlar.

    Psikolog ve doktorun bulgularının sonucuna göre problemin boyutları belirlenir. Çocuğun davranış sorunlarına yönelik terapi, anne- baba eğitimi, öğretmen eğitimi, sınıfta uygun ortamın düzenlenmesi ve ilaç tedavisi gibi gerekli eğitim ve tedavi yöntemleri başlatılır.
    Bu sorunla başa çıkabilmek için ailenin doktor ve terapist ile devamlı işbirliği içinde olması büyük önem taşımaktadır. En etkin tedavi, davranış ve eğitim alanındaki tedavi yöntemleri ile ilaç tedavisinin eşzamanlı sürdürülmesidir.

  • Çocuklarda nörolojik gelişim

    ÇOCUKLARDA NÖROLOJİK GELİŞİM
    1. Ay
    Oturur durumdayken başını arasıra dik tutar. Yüzükoyun yatırıldığında başını kaldırabilir. Seslere tepki gösterir.
    2. Ay
    Oturtulunca başını dik tutabilir. Yüzükoyun yatırılınca hem başını hem de omuzlarını kaldırabilir. Hareket eden cisimleri gözleriyle izleyebilir. Annesinin kendisiyle konuşmasına gülümser ve ses çıkararak yanıt verir.
    3. Ay
    Yüzükoyun yatırıldığında kollarına dayanarak doğrulabilir. Hareket eden cisimleri başını çevirerek izler. Eline verilen çıngırakla oynayabilir, ancak düşürürse alamaz. “A-gu” sesleri çıkarabilir.
    4. Ay
    Elleriyle oynar. Elleriyle nesnelere uzanır, ancak yakalayamaz. Eline verilen kalemi tutabilir. Çağrılınca dönüp sesin geldiği yöne bakar. Kahkaha ile güler.
    5. Ay
    Yattığı yerde yuvarlanıp ters döner, oturtulurken sağa sola sallanır. Eliyle uzandığı nesneleri yakalar. Ayağını ağzına götürebilir. Aynada kendisini görünce güler, sevinir.
    6. Ay Destekle oturabilir. Eline verilen kaşıkla masaya vurur. Sevdiği ve sevmediği yiyeceklere tepki gösterir. Yabancıları ayırt edebilir. “Cee !” yaparak oynar.
    7. Ay
    İki elinde de birer nesne tutabilir. Nesneleri bir elinden diğerine aktarabilir. Verilen herşeyi ağzına götürür. Kendi kendine bisküvi yiyebilir. Aynadaki görüntüsünü tutmak ister.
    8. Ay
    Kısa bir süre desteksiz oturabilir. Eşyaları yere atarak oynar. İki heceli sözcükler söyleyebilir.
    9. Ay
    Uzun süre yalnız başına oturabilir. Bir yere tutnarak ayakta durabilir. Baş parmak ve işaret parmağı arasında küçük bir nesneyi tutabilir. “Anne, baba” gibi iki sözcük söyleyebilir.
    10. Ay
    Yatarken kendi kendine oturur duruma geçebilir. Yardımsız ayağa kalkabilir. El çırpar el sallar. Giyidirilirken yardımcı olur. Bardaktan su içebilir. İşittiği sözleri yinelemeye çalışır.
    11. Ay
    Çeşitli nesneleri kaplar içine koyabilir. Basit emirleri anlamaya başlar.
    12. Ay
    Elinden tutulunca yürüyebilir. Çevresindekileri güldüren davranışlarını tekrarlar. Kitaplardaki resimlere ilgi gösterir. İstenince öper.
    13. Ay
    Kalemle çizgi çizebilir. Bir elinde iki ayrı nesne tutabilir.
    15. Ay
    Yardımsız yürüyebilir. Elinden tutulduğunda merdiven çıkabilir. İki küpü üst üste koyabilir. Ayakkabılarını çıkarabilir. 6-7 sözcük söyleyebilir.
    18. Ay
    Sendeleyerek koşar. Kendi kendine sandalyeye çıkarak oturabilir. Üç küpü üst üste koyabilir. Kaşık kullanabilir. Bir kitabın sayfalarını karıştırabilir. 8-10 sözcük söyleyebilir. Kakasını söylemeye başlar.
    21. Ay
    Kendi kendine merdiven çıkabilir, elinden tutulduğunda inebilir. 5-6 küpü üst üste koyabilir. Bedeninin çeşitli parçalarını göstebilir. İki sözcüklü tümceler kurabilir.
    2 Yaş
    Kendi kendine merdiven inebilir. Topu atabilir, tekme vurabilir. 7-8 küpü üst üste koyabilir. Çorap ve ayakkabılarını giyebilir. Çişini haber vermeye başlar.
    2,5 Yaş
    Ayaklarını birer birer kullanarak merdiven inip çıkabilir. 9 küp üst üste koyar. Kapalı şekil çizer.
    3 Yaş
    Üç tekerlekli bisiklete biner. Daire şeklini kopya eder. Yaşını ve cinsini bilir.
    5 Yaş
    Sek sek oynar. Üçgen çizer, dört renk bilir. Ona kadar sayar. Giyinip soyunur. Çoğul ifadeler kullanabilir. 6 kısımlı adam çizer.

  • Çocuk başağrıları

    ÇOCUK BAŞAĞRILARI
    Çocukluk çağında başağrısı, nadir olmayan bir şikayettir. Çocuğun yaşına göre değişik belirtiler verir. Görüldüğü yaşa göre başlıca:

    Erken çocukluk dönemi başağrıları (1-2 yaş)

    Oyun çocuğu dönemi başağrıları (2-5 yaş)

    Okul çağı çocuğu başağrıları (6-12 yaş)

    Ergenlik dönemi başağrıları (13-18 yaş) olarak ayrı kategorilerde değerlendirilebilir.

    Erken çocukluk dönemi başağrıları: Burada kastedilen 2- 3 yaş grubu olup, genellikle başağrısı net ifade edilemez. Bu başağrılarının bir kısmı çocukta kendisini huzursuzluk, ağlama, mide bulantısı, karın ağrısı olarak gösterebilir. Nadiren eğer çocuk kendisini ifade etmeye başlamışsa bu yaşlarda başının ağrıdığını işaret edebilir veya eliyle başını gösterir. Ağrı genellikle belirgin bir lokalizasyon göstermez. Bu tip başağrıları sıklıkla bir ateşli hastalıkla birlikte olabilir. Kulak, boğaz , üst solunum yolları ile birlikte olan ateşle birlikte başağrısı görülebilir. Bazı başağrıları ise tekrarlayıcı özelliktedir. Haftanın değişik günlerinde ortaya çıkar.
    Beraberinde ateş olmayan basit tip ağrılar genellikle çocukla ilgilenip, rahat bir ortamda uyutulursa geçer. Nadiren yaş grubuna uygun ateş düşürücü ilaçların kullanılması gerekir. (Ateş düşürücü ilaçların çoğunda aynı zamanda ağrı kesici özellik de bulunmaktadır.) Bazı durumlarda çok erken yaşlarda başlayan migren tipi tekrarlayıcı başağrıları da görülebilir. Burada ağrının meydana geliş, tekrarlayış gibi özellikleri ile tanıya gidilir.
    Başağrısı, ani başlayıp beraberinde bulantı, kusma, göz bebeğinde değişiklikler veya çocuğun şuurunda bozulma meydana getiriyorsa bunlar bir sağlık kuruluşuna başvurmak için yeterince uyarıcı özelliklerdir. Başağrılarında tanı için gerekirse kafa içi görüntüleme (MR), nadir durumlarda da beyin elektrosu (EEG)gibi daha ileri spesifik tetkiklere başvurulabilir.
    Daha büyük, oyun çağına gelmiş 3-6 yaş çocuklar genellikle başağrısını iyi tarif edebilirler. Burada da ağrının özellikleri dikkate alınır. Bu yaş grubunda da benzer ateşli durumlar ağrıya neden olabileceği gibi migren tipi başağrıları ile ebeveynlerden öğrenilmiş başaağrısı tipleri görülebilir.
    Okul çağı çocuklarında başağrıları genellikle günlük faaliyetler ile değişkenlik gösteren özelliktedir. Örneğin sabah servisle okuluna gidememiş, erken saatte kalktığı için yeterli kahvaltı edemeyen, akşamları geç yatıp sabah erken kalkan ve tüm gün okulda dikkatini vemeye çalışan bir çocukta bu günlük faaliyetin herhangi bir safhasında başağrısı görülebilir. Bu başağrıları tekrarlayıcı olabilir. Bunların çoğu dinlenme ve uyku ile geçer. Migren tipi başağrıları bu yaşlarda da görülebilir. Gene başağrılarının özellikleri, beraberinde bulantı kusma şuur değişiklikleri olup olmaması, basit dediğimiz ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlara verdiği yanıt da başağrısının ciddiyeti konusunda fikir verir. Bu tip başağrılarında da gerekirse kafa içi görüntüleme dahil ileri tetkikler yapmak gerekebilir.Bu yaş gurubu başağrılarını tedavi ederken öncelikle ağrının tipi ve ortaya çıkarıcı faktörler ele alınır, gerekirse yaşam tarzı değişiklikler önerilir. Ağrı esnasında basit ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlar denenebilir. Bazı olgularda tekrarlayan migren tipi başağrıları için önleyici ilaç kullanımı seçenekleri de konunun uzmanının değerlendirmesi sonrası uygulanabilir.
    Özetle, çocuk da başağrısı hiç de nadir görülen bir durum olmayıp, küçük yaştaki çocuklardan ileri ergenlik dönemine kadar çocukluğun her evresinde görülebilir. Bu başağrılarının çok azının nedeni kafa içinde yer kaplayıcı lezyon gibi ciddi bir durumdur. Buna rağmen başağrısı tarif eden bir çocukta takibini yapan aile doktoru veya çocuk doktorunun gerekli görmesi halinde bir çocuk nörolojisi uzmanınca değerlendirilmesi ve sebebe yönelik ileri tetkik gerekebilir. Tedavileri ağrıya neden olan, başlatan sebeplerin ortadan kaldırılması, önleyici önlemler, yaşam tarzı değişiklikleri ve telkin, yaşına uygun ağrı kesici veya diğer bu durumlarda endike ilaçlar gibi değişik seçenekler içerir.
    O ana kadar normal olan bir çocukta ( özellikle kendi ifade edebiliyorsa), ani başlangıçlı ve beraberinde kusmanın, şuur bulanıklığının da eşlik ettiği ve basit ağrı kesicilerle geçmeyen başağrıları daha ciddi kabul edilmelidir.

  • Çocuklarda enfeksiyon hastalıkları ve kanser

    Çocuklarda enfeksiyon hastalıkları ve kanser

    Enfeksiyon ajanları ve kanser ilişkisi uzun zamandan beri bilinmektedir. Çocuk ve erişkinlerde görülen kanser vakalarının %18 inde enfeksiyon ajanlarının kansere neden olduğuna dikkat çekilmektedir. Çocukluk yaş grubundaki geçirilen bazı enfeksiyonların erişkin yaşlardaki kanserle ilişkisi bu konunun önemi arttırmaktadır. Özellikle gelişmekte olan toplumlarda çocuklukta geçirilen bazı enfeksiyon hastalıkların kansere yol açtığı ve bu hastalıklarından korunmanın, kanserden korunma anlamına gelebileceği fikri önemsenmektedir.
    Erişkin yaş grubundaki kanserlerde bakteriler mantar, parazit hastalıkları ve viruslar sorumlu tutulmaktadır. Ayrı varsayım çocukluk yaş grubundaki kanserler içinde söz konusudur. Çocukluk yaş grubunda geçirilen bakteriyel bir enfeksiyon olan Helikobakter Pylori enfeksiyonu ile erişkin yaş grubunda görülen mide kanserleri arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir.Helikobakter enfeksiyonu geçiren bireylerde enfeksiyondan ortalama 15 yıl sonra mide kanseri geçirme riskinin normal populasyona oranla 8 kat fazla olduğu vurgulanmaktadır. Sosyoekonomik düzeyi düşük olan toplumlarda küçük yaşlarda ishalle birlikte akut helikobakter enfeksiyonu geçiren çocuklarda, ince barsak tümörlerine yakalanma riskinin yüksek olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu vakaların tanımlanıp tedavi edilmesi ile birlikte bu riskin azalacağı şüphesizdir.
    Çocuklarda kansere neden olan enfeksiyöz ajanlar esas olarak viruslardır.
    Hepatit B
    Hepatit C
    EBV (Epstein-Barr) dir.
    Human Papiloma Virus (HPV) ve kanser ilişkisi de önemlidir.
    Hepatit B virusu ile kronik enfekte olan çocuklarda karaciğer kanseri geliştirme riski yüksektir. Bilindiği gibi hepatit B enfeksiyonu ne kadar erken yaşta geçirilirse kronikleşme oranı o kadar yüksek olmaktadır. HBsAg pozitif anne çocuklarının kronikleşme yönünden takibi gerekir. Kronikleşme oranı hasta yaşı ile ters orantılıdır. Hepatit B enfeksiyonunu yenidoğan döneminde geçirenlerde kronikleşme oranı % 95,1 yaştan küçük çocuklarda bu oran % 80 olmaktadır.1-5 yaş arasında %30-50 ve 10 yaştan büyük çocuklarda %10 olduğu bilinmektedir. Günümüzde Dünyada 200 milyon kişinin HBV ile enfekte olduğu göz önüne alındığında bu sorunun ne denli büyük olduğu anlaşılacaktır. Erişkinlerde viral enfeksiyon geçirme zamanı ile karaciğer kanseri gelişimi arasındaki sürenin uzun olmasına karşın, bu enfeksiyonu HBsAg pozitif anneden alan çocuklarda bu sürenin kısa olması önemlidir. Enfekte olan bu çocukların ¼ ü karaciğer kanseri veya sirozdan kaybedilmektedir. Karaciğer kanserinin esas nedeni olan hepatit B virusunun, hepatit B aşılarının uygulamaya girmesi ile birlikte ciddi oranlarda azalabileceğini ümit edilmektedir.
    Hepatit C virus enfeksiyonunda karaciğer kanseri için risk faktörü oluşturmaktadır. Hepatit B enfeksiyonuna kıyasla çocukluk yaş grubunda az görülmesi sevindiricidir. Ayrıca Hepatit C virusunun sadece karaciğerde değil dalakta da lenfomaya yol açabileceği dikkat çekilmiştir. Henüz hepatit C aşısı uygulamaya girmemiştir.
    Enfeksiyöz mononükleoz (öpücük hastalığına) neden olan EBV virusu ile kanser ilişkisi yıllardan beri bilinmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde erken çocukluk döneminde görülen bu hastalık nazofarengeal kanser, Burkitt lenfoması,Hodgkin hastalığı ile ilişkilidir. Bunun dışında nadir görülen birçok kanser tipi ile ilintilidir.
    EBV ve kanser ilişkisi tam olarak açıklanmamıştır. Bu virusun çocukluk döneminde sık görülen Hodgkin hastalığı riskini arttırdığı bilinmektedir. Erken yaşta geçirilen EBV enfeksiyonu ile çocukluk çağı kanserleri arasında ilişki olabileceği ileri sürülmektedir. Bu konuda bazı kanıtların gösterilmiş olmasına rağmen hastalık patogenezi tam olarak anlaşılmamıştır.
    Human papilloma virusu ve serviks kanseri arasındaki ilişkinin 1975 yılında tanımlanması ile birlikte tüm dikkatler bu konuya çevrilmiştir.
    Son yıllarda virus kanser ilişkisinde en çok araştırılan bu konu bazı hastalıkların patogenizdeki bakış açısını değiştirmiştir. Bilindiği gibi HPV yenidoğan döneminden itibaren her yaş grubunu etkileyen viral hastalıklara yol açabilmektedir. HPV virus aşısının uygulamaya girmesi ile birlikte hastalığın eradike edilebilmesi kolaylaşacaktır. Bu aşının ülkemizde uygulamaya başlanmış olması sevindirircidir.
    Sonuç olarak bazı kanser tiplerinin çocukluk yaş grubunda geçirilen enfeksiyon hastalıklarına bağlı olabileceği ve bu hastalıklardan bazıları da aşı ile korunmanın mümkün olabileceği unutulmamalıdır.

  • Bulimia Nervosa

    Bulimia Nervosa

    Bulimia Nervosa kişinin kısa sürede aşırı yemek yiyip akabinde kusarak ya da laksatif ilaçlar (müshil) kullanarak vücuttan atmaya çalışması ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Anoreksiyanın aksine çoğu zaman normal ya da normalin üstünde kiloda olurlar. 
    Birkaç saat gibi kısa bir süre içerisinde binlerce kalorilik yemek yiyip akabinde kontrol amaçlı vücuttan bu besinleri atmaya çalışırlar. “Binge Eating” (Tıkınırcasına aşırı yeme)den sonra gelen kendini kusturma ya da zorla dışkılama durumu rahatsızlığın derecesine göre ayda bir olabileceği gibi günde birkaç kere de olabilir. Teşhis konulabilmesi için kişinin 3 aylık periyod içerisinde en az 1 defa kontrol amaçlı kasıtlı kusma, laksatif ya da diuretika (idrar söktürücü) ilaç kullanmış olması ve yeme krizleri yaşıyor olması beklenir. Kişi aynı zamanda yeme davranışlarından, vücut ağırlığından ve şeklinden memnun değildir ve bu endişelerini sıklıkla dile getiriyordur.
    Bazı tip bulimialarda kişilerin aşırı yeme krizlerinden sonra aşırı spor, ertesi dönemde aşırı diet yöntemlerine başvurdukları da gözlemlenmektedir.
    Yemek yeme krizleri bulimikler insanlar için utanç kaynağıdır. Bu sebeple çoğu zaman bu yeme krizlerini gizli bir şekilde gerçekleştirirler. 
    Bulimik kişiler sürekli olarak vücut ağırlıkları ile meşgul olurlar. Normal kiloda olsalar dahi şişmanlama endişesi ile kontrolü ellerinde tutmak isterler. 
    Çoğunlukla 18-25 yaş arası genç kadınlarda görülen rahatsızlık, son dönemlerde genç erkeklerde de sıklıkla görülmeye başlanmıştır. Yaklaşık olarak her 100 kişiden 5i bulimiktir ve bu kişilerin büyük bir kısmı bunun bir rahatsızlık olduğunun farkında değildir. 
    Bulimia rahatsızlığı bir çok sebeple ortaya çıkabilir. Genel anlamda incelik temelli güzellik anlayışının ve çok kalorili gıdaların sürekli olarak reklamlarda ve medyada karşımıza çıkması, travmatik yaşantı, düşük özgüven, biyolojik faktörler bunların başında gelir. Genetik olarak ailede bu tip bir rahatsızlık yaşayan kişilerde hastalık riski 3-4 kat artmaktadır.
    Bulimia tedavisi mümkün bir rahatsızlıktır. Çoğu zaman psikoterapi fazlasıyla yardımcı olmaktadır. Kişinin yeme alışkanlıklarını, kişinin kendine bakış açısını, kişisel değerlendirmesini sadece vücut yapısı ile yapmaması gerektiğini danışana vermeye çalışan bilişsel davranışçı terapiler ile birlikte kalıcı olarak iyileşme mümkündür. Bazı durumlarda ilaç desteği ve yatılı tedavi de kullanılabilir. 

    Bir yakınınızda bulimia belirtileri görüldüğünde, bu konu hakkında kendisi ile konuşmanız faydalı olacaktır. Ancak bu konuşmayı yaparken dikkatli olmak gerekmektedir. Kişi yaşadığı utanç duygusu ile birlikte bu konu hakkında konuşmak istemiyor olabilir ya da durumunu inkar ediyor olabilir. Sabırla bu konu tekrar tekrar gündeme getirilmeli, destekleyici ve anlayışlı bir tavırla yaklaşılmalıdır. Bu tip bir durumda hasta yakınlarının da izlenecek yolun belirlenmesi içinbir uzmandan yardım alması faydalı olacaktır.

  • Çocuklara Cinselliği Anlatmak

    Çocuklara Cinselliği Anlatmak

    Çocuklar gelişimlerinin bir parçası olarak karşı cins ve cinsellik ile alakalı konuları merak ediyor ve bu konu ile alakalı konuşmak istiyor olacaklardır. Çocuklar bu tip sorularla geldiğinde geçiştirmeden yaşına uygun bir dille kendisine açıklamalar yapılmalıdır. Günümüz teknolojik şartları altında da çocuk aileden alamadığı cevapları internet ortamında arayacak ve çok uygun görmeyeceğiniz bilgilere ulaşabilecektir. Bu sebeple sorularını yanıtsız bırakmamaya çalışmak daha faydalı olacaktır. 
    Her yaşın kendine has özellikleri vardır. Çocuklar genellikle 3 yaşından itibaren cinsellikle alakalı konularda soru sormaya başlarlar. Vücut yapılarını ve farklılıklarını anlayabilmek adına bu dönemde oyunları daha temasa dayalı olmaya başlar. Doktorculuk, anne ya da babacılık gibi oyunları tercih edip bu bahaneyle sizlerin vücutlarını incelemeye çalışırlar. 
    Cinsiyetlerinin farkına varırlar, kendilerini kız ya da erkek olarak tanımlarlar. Oyunlarında, kıyafetlerinde, hobilerinde de ayrımcılık yapmaya başlarlar, bu kız oyuncağı, bu erkek kıyafeti gibi katı çizgiler çizmeye başlarlar.
    Yetişkin bedeni ile aradaki farkı gözlemleyip bunun ile alakalı sorular sorarlar. 
    Bu dönemde özellikle odasında yalnız kaldığı vakitlerde kıyafetlerini çıkartıp çıplak olmaktan hoşlanırlar. Utanç duygusunu da bu dönemde kavramaya başlarlar. Mahremiyet duygusu geliştirip toplum içerisinde yapılacak ve yapılmayacak davranışları kavramaya çalışırlar
    Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye yakınlaşırlar..
    Bebeğin nasıl dünyaya geldiğini sorgularlar, üreme hakkında sorular sorarlar.
    Kendi vücudunu tanımaya başlar, cinsel bölgelerine dokunarak haz aldığı noktaları keşfeder. 
    Bu dönemde çocukların bu tip davranışlarını baskılamamak gerekmektedir. Çocuğun kendisini ve çevresini tanımasına müsade etmeli, özellikle kendisine dokunduğu vakitlerde sert bir tepki ile durdurulmamalıdır. Bu tarz bir tepki ileriki yaşlarında bastırılmışlıkla birlikte farklı sorunlara yol açabilir. 
    Sorularını yanıtlarken kaçamak cevaplardansa olabildiğince açıklayıcı olunmalıdır. Doğadan, hayvanlardan örnekler vererek yaşına uygun açıklamalar sunulmalıdır. Sizin vücudunuzu tanımaya yönelik hareketlerine müsade edilmelidir. Aslında amacının oyun oynamak olmadığını size dokunmak olduğunu farketseniz dahi bunu yüzüne vurmamalı, anlamazdan gelmeli ve oyunu sürdürmelisiniz. 
    5 yaşından itibaren çocuklar cinsellikle alakalı düşüncelerini daha da pekiştirirler ve daha çok merak etmeye başlarlar. Soruları artık daha net ve sizi daha zorlayacak hale gelir. 
    Mahremiyet duygusu iyice gelişir, sizin yanınızda dahi giyinmekten, banyo yapmaktan çekinebilirler. 
    Cinsellikle alakalı espriler yapıp bu tip sözcükleri sıklıkla kullanmaya başlarlar.
    3-5 yaş döneminin aksine bu dönemde erkek çocuklar babaya, kız çocuklar anneye daha fazla yakınlaşırlar.
    Kendine dokunma bu dönemde artış gösterir. Bu dokunuşların fiziksel olarak kendisine zarar vermemesi için doğru ve yanlış dokunuşu bu yaşlarda öğretmelisiniz.
    Bu dönemde özellikle yaşıtlarının vücutlarını incelemeye başlarlar. Arkadaş ortamlarında, daha önce sizinle oynadıkları doktorculuk oyunlarını yaşıtları ile oynamaya başlayacaklardır. Bu meraklarını giderebilmek adına yaşına uygun kitaplar ile insan anatomisi açıklanabilir.
    Kadın ve erkek vücudunun farkları üzerine soruları olacaktır, özellikle erkek çocuklar neden memeleri olmadığını, kız çocukları neden penisleri olmadığını sorgulayacaktır. Bu anatomik farklılıklar çocuklara makul bir dille anlatılmalıdır. Bebeğin, anne ve babanın tohumlarının birleşmesi ile annenin karnındaki özel bir yuvada geliştiği anlatılabilir. 
    Çocuğunuzla cinselliği erken yaşlarda konuşmaya başlamak hem ergenlik öncesi dönemi daha rahat geçirmenizi sağlayacak hem de merak ettiklerini güvenilir bir kaynaktan öğreniyor olmasını sağlayacaktır. 
    Çocuğa cinsel bölgelerinin özel olduğu bu yaşta muhakkak anlatılmalıdır. Arkadaşlarının ya da ailesinden bile olsa hiç kimsenin bu özel bölgelerine dokunmaması gerektiği bilgisi verilmelidir. Özellikle kendisinden büyük arkadaşları ile oyun oynuyorlarsa odasının kapısını açık bırakması sağlanmalı, kendisini rahatsız etmeden ya da şüphelendirmeden aralarda kontrol edilmelidir.  
    Çocuğunuzun sorduğu soruya cevap vermek için acele etmeyin, eğer bilmediğiniz ya da emin olmak istediğiniz bir konu ise kendisine bu konuyu birlikte araştırabileceklerini söyleyebilirsiniz ve bir kitaptan birlikte okuyabilirsiniz
    8-9 yaşından itibaren çocuklar ön ergenlik dönemine geçerler. Bu dönemde daha ciddi anlamda kendisine cinsel eğitim verilmelidir. 
    Kız çocuklara adet kanamaları hakkında bilgi, erkek çocuklara ereksiyon, düş azması konularında açıklayıcı bilgiler verilmeli, çocuğun bu durumlara hazır olmaları sağlanmalıdır. Özellikle kız çocuklar için adet kanaması eğer bu konuda hiç bir bilgileri yoksa çok travmatik bir sürece dönüşebiliyor. Bu durumdan çok büyük bir utanç duyabiliyor ya da yaşadığı kanamadan öleceğini düşünebiliyor. 
    Masturbasyonun suç olmadığı ancak fazlasının ne gibi zararlar doğuracağı anlatılmalıdır. 
    Ergenlik döneminde yaşayacakları fiziksel ve duygusal değişikliklerden bahsedilmelidir. 
    Cinsel ilişkinin ne demek olduğu, yetişkin bir erkek ile kadının cinsel yaşantısı hakkında bilgi verilmeli, kendi değerleriniz çok baskı kurmadan anlatılmalıdır. 
    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmelidir. 
    Bu dönemde hiç bir soruyu cevapsız bırakmamanız gerekmektedir. Eğer yanıtları sizden alamazsa çok daha sağlıksız yollarla bu bilgilere ulaşacaktır. 

  • Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmada grip aşısı

    Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmada grip aşısı

    Bu yazımızda çocuklara grip aşısı yapılma endikasyonları ve aşının enfeksiyonlardan korunmadaki rolü gözden geçirilecektir.
    Grip ciddi bir enfeksiyon hastalığı olup toplumlardaki bireylerin büyük bir bölümünü etkilemektedir. Son derece bulaşıcı olan bu hastalıkta ciddi klinik tablolar gelişebilmektedir. Her yaş grubunu etkileyen bu tabloda çocuklarda bulaşımdan etkilenmekte ve bazen ölümcül tablolara neden olmaktadır. İnfluenza A ve B viruslarının neden olduğu enfeksiyon hastalığı salgınlarla seyretmektedir. Bu hastalığın bir özelliği de her yıl farklı grip viruslarının hastalığa yol açmasıdır.
    Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda grip enfeksiyonu ağır seyretmektedir. Grip enfeksiyonu ve komplikasyonlarından her yıl 5 yaşın altında 20.000 çocuk hastaneye yatırılmaktadır. Ciddi seyreden forumlarında ölümlerin olduğu ve 2009 H1N1 salgınında 345 çocuğu kaybedildiği unutulmamalıdır. İki yaşından küçük çocuklarda ciddi komplikasyonlar görülmektedir. Kronik hastalığı olan çocuklarda örneğin astım, şeker hastalığı olan çocuklarda hastalık tablosunun ağır seyrettiği bilinmektedir.
    Mevsimlel grip enfeksiyonu ve komplikasyonlarından korunmada ise en doğru yaklaşım çocukların her yıl grip aşısı ile aşılanmaktadır. Bilindiği gibi grip aşısı bir önceki yılda en sık görülen üç grip virusunu içermektedir.
    'Çocuklarda grip aşısı ne zaman uygulanmalıdır?! sorusu her zaman hekimlere sorulmakta ve değişik bilgilerin aktarıldığı görülmektedir. Grip aşısı her yaş grubuna yapılabilmektedir. Ancak çocuklarda grip aşısının yapılma endikasyonlarına en iyi yanıtın çocuk hekimlerince verilebileceği unutulmamaktadır. Bilindiği gibi çocuklarda çocuklarda grip aşısı yapılma endikasyonu her yıl değişmekte ve aşılama kapsamı genişletilmektedir.
    Günümüzde grip aşısı yapılma endikasyonları aşağıda belirtilmiştir.
    – 6 aydan küçük bebeği olan ailelerde aşılama bebeği bulaştırma riski olan aile bireylerine grip aşısı yapılmalıdır.
    – 6ay – 5yaş arasındaki tüm çocuklar bu yaş grubunda hastalığın ağır seyretmesi ve komplikasyonların ciddi olması nedeniyle aşılanmalıdırlar.
    – 5 yaş üzerindeki çocuklarda grip aşısının mutlaka yapılması gereken durumlar aşağıda belirtilmiştir:
    Astım veya akciğer problemleri olan çocuklar
    Kronik böbrek hastalıkları
    Kalp hastalıkları
    Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar
    Şeker hastalığı
    Orak hücreli anemi
    Akciğerlerinin fonksiyonlarının azaldığı haller
    Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuklara, mutlaka yıllık grip aşısı yapılmaktadır.
    Önemle üzerinde durulan bir nokta da çocukluk yaş grubunda (6 ay -18 yaş) her çocuğa grip aşısı yapılması gerekliliğidir. CDC 2011 bülteninde bu konuya geniş yer vermiş ve 6 ay – 18 yaş arasındaki bütün çocuklara grip aşısı yapılmasını önermiştir.
    Çocuklarda enfeksiyon hastalıklarından korunmada grip aşısının önemi göz ardı edilemez. Bu yaş grubundaki solunum yolu enfeksiyonlardan korunmada son derece önemli olduğu bilinmektedir. Grip aşısının solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı ve akciğer enfeksiyonlarından korunmada etkili olduğu bu konuda yapılan çalışmalarda detaylı olarak gösterilmiştir. Grip enfeksiyonu geçiren aşısız astımlı çocuklarda zatürrenin yüksek oranda görülmesi aşılı çocuklarda ise zatürre görülme sıklığının az olması bu konunun önemini vurgulamaktadır.
    Diğer taraftan aşılamanın sadece çocuklarda yapılmasının yeterli olmayacağı ve özellikle 5 yaşın altındaki çocukların bakımını üstlenen aile bireylerinin ve bakıcıların aşılanma gerekliliği unutulmamalıdr.
    Çocuklarda grip aşısı yapılma endikasyonları her yıl kapsamı genişletilerek değişmektedir.
    Korumada son derecede değerli olan bu aşının her çocuğa yapılması konusundaki titiz davranılması, tüm çocukların aşılanması ve aşı yapılma endikasyonlarının topluma doğru şekilde iletilmesinin en doğru yaklaşım olduğu aşikardır.

  • Çocuklu Ailelere Yaz Tatili İçin Öneriler

    Çocuklu Ailelere Yaz Tatili İçin Öneriler

    Zorlu okul dönemi sonrası tatile giren çocuklarınız, bu süreçte eğlenirken bir yandan gelişimlerini de sürdürsün. İşte ailelere çocukları ile verimli zaman geçirebilmelerini sağlayacak bir kaç öneri..

    Yaz okullarını değerlendirin

    Yaz okulları çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerinde önemli rol oynamaktadır. Özellikle toplu yapılan aktiviteler, yaşıtlarıyla birlikte geçirdikleri kaliteli zaman vesilesiyle iletişim becerileri için faydalı olurken aynı zamanda takım oyunu, birlikte hareket etme, sorumluluk alma gibi becerileri de kazanmalarına yardımcı olur. 
    Yaz okulu seçerken çocuğunuzun ilgi alanları ve becerilerini de göz önünde bulundurulmalıdır. Spora ilgi duymayan bir çocuğu sanatsal etkinleri olan bir okula yönlendirmek daha faydalı olacaktır.

    Müzeler, sergiler, tarihi yerler

    Yaz tatili sürecinde çocuğunuzun tarihi ve kültürel geziler yapmasına olanak tanıyın. Fırsatlarınız doğrultusunda müzeleri, sergileri ve tarihi yerleri gezdirmeye çalışın.

    Aileden Uzak Bir Tatil

    Yaşına uygun olarak güvendiğiniz bir akrabasının ya da arkadaşının evine bir süreliğine kalmaya gönderin. Bu durum kendi işlerini idare edebilme yeteneklerini, özgüvenlerini, sorumluluk alma duygularını geliştirecektir. 
    6 yaşa kadarki süreçte çocukları uzun süreli olarak bir yerlere göndermek faydadan çok zarar getirmektedir. Çocukları tatil döneminde büyükannelere ve büyükbabalara göndermek anne baba için çok cazip olsa da çocuğun terkedildiğini düşünmesine yol açabilir. Aynı zamanda disiplin konusunda genellikle büyükanne ve büyükbabaların anne baba kadar net olmayışı çocuğun edindiği özelliklerini kaybederek geri dönmesine sebep olabilir. Bu yaş grubu çocuklarda bu tip anneden babadan uzak tatilleri 1 haftadan daha uzun tutmamaya çalışın.

    Hayallerindeki mesleğe ilişkin staj olanakları

    İleri yaş çocuklarınız bu dönemi hayallerinde meslekle alakalı staj yaparak geçirebilirler. Bu durum hem çalışma hayatına, yaşamın zorluklarına adapte olmaları için hem de kafalarındaki mesleğin artılarını eksilerini çok daha yakından görüp analiz etme fırsatı bulabilmeleri açısından faydalı olacaktır.

    Kitap okuma alışkanlığı kaybolmasın

    Okul döneminde kazandığı okuma alışkanlığını yitirmemesi açısından düzenli olarak günde birkaç sayfa da olsa okumaya teşvik edilmelidir. Çocuğunuzun kitap okumasını sağlamaya çalışırken sizler de ona örnek teşkil ediyor olmalısınız. Anne ya da babası tüm günü tabletle, telefonla ya da bilgisayar başında geçirirken ve hiç kitap okumazken çocuğunuza  bilgisayar başında oturmamasını, kitap okumasını tembihlemeniz faydalı  olmayacaktır. 

    Tatilde aile bağlarını sağlamlaştırın

    Okul döneminde pek görüşme fırsatı bulunamayan akrabalarıyla görüşmesini sağlayın. Fırsatınız olursa il dışında yaşayan akrabalarınızı ziyaret edin, çocuğunuzun onları da benimsemesini sağlayın. Aynı şehirde bulunan akrabalarınızla da belirli aralıklarla düzenli bir görüşme sistemi oturtmaya çalışın. Ergenlik dönemindeki çocuklar bu tip gezilerden pek hoşlanmasalar da aile bağlarını kuvvetlendirebilmek adına faydalı olacaktır.

    Gezilerinizde aktif olarak rol almalarını sağlayın

    Araba ya da otobüsle seyahat ederken çocuğunuzla sohbet halinde olun. İçinden geçtiğiniz illeri tanıtın, zamanınız varsa o şehirlerde kısa molalar verin oraları da tanımasını sağlayın. 
    Seyahat esnasında haritadan ya da navigasyon cihazlarından takip etmesini, size yol göstermesini isteyin. Bu sayede hem kendisini o seyahatin bir parçası olarak hissedecek ve sizle olan iletişimi güçlendirecek hem de sorumluluk alma becerilerini, dikkat ve konsantrasyonunu geliştirecektir. Aynı zamanda içinde yaşadığı coğrafyayı tanıması açısından da çok faydalı olacaktır.

    Video oyunlarını kısıtlayın

    Çoğu çocuk tatili sınırsız oyun oynama zamanı olarak görür. Bu süreyi belirli limitlerde tutabilmek çocuğunuzun gelişimi açısından çok faydalı olacaktır. Günde 1 saat gibi bir süre normal karşılanabilir. Eğer bu süreyi çok aşıyorsa ona ev içerisinde yaşına uygun olarak farklı hobiler yaratmaya çalışın, dışarı çıkmaya teşvik edin, kendisiyle daha fazla vakit geçirin. 
    Bilgisayarı ortak olarak kullanılan bir alana taşıyın. Bu sayede hem bilgisayar başında geçirdiği vakitleri kontrol etme fırsatınız olacak hem de bilgisayar başında geçirdiği vakitte aileden tamamen kopmamış olacaktır. 

    Çocuğunuzu kitap okuma, günlük tutma, koleksiyon yapma konularında cesaretlendirin. Zevk alabildiği başka aktiviteler yaratmak çocuğunuzu bilgisayardan ve video oyunlarından uzaklaştıracaktır.

    Rutinlerini kaybettirmeyin

    Tatili sınırsız özgürlük olarak görmemesini sağlayın. Bu dönemde yeme ve uyku alışkanlıklarını kaybetmesi birkaç ay sonra okul açıldığında tekrardan adaptasyon sorunlarına yol açacaktır. 

    Ayrı anne babalar..

    Ayrı yaşayan anne ve babalar çocuklarının iyiliği için bazen birlikte tatile çıkmayı uygun görürler. Bu durum iyi niyetli bir yaklaşım olsa da çocuğa geri dönüşü maalesef sanıldığı kadar iyi olmamaktadır. Ayrılığı kabullenmiş ve buna alışmış bir çocuk, güzel geçen bir tatilden sonra tekrardan anne ve babasının birleşeceği düşüncesine kendisini kaptırır ve bu da gerçekleşmediği zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Bu sebeple çocukla ebeveynlerinin ayrı ayrı tatillere çıkması çok daha sağlıklı olacaktır.

    Derslerden tamamen kopmayın

    Çalışma alışkanlıklarını kaybetmemesi açısından tatil döneminde de çocuğunuzun ders çalışmasını sağlayın. Çok yoğun olmayan bir program ile dönem derslerinin üzerinden geçmesini, eksik kaldığı konuları tamamlamasını sağlayın. Okulların rehberlik servisleri ile görüşüp bir çalışma programı talep edebilirsiniz. Çocuğunuzun yaşına ve okulun eğitim sistemine uygun bir programı onlar sizler için hazırlayacaklardır.

    Sosyal sorumluluk projelerine dahil edin

    Fırsat buldukça çocuğunuzu sosyal sorumluluk projelerine, gönüllü aktivitelere dahil edin. Hayvan barınaklarını ve yaşlıları ziyaret etmesine olanak sağlayın. Vicdani değerlerinin, empati yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olacak, içinde yaşadığımız hayatı daha detaylı tanımaları açısından faydalı olacaktır.
    Ergenlik öncesi dönemde bir çocuğunuz varsa eğer, karşılaştığı sahneler kendisini derinden yaralayabilir. Bu sebeple bu tip gezileri biraz daha ileri yaşlara bırakın.

  • Çocuklarda Özgüven Gelişimi

    Çocuklarda Özgüven Gelişimi

    Özgüven, özellikle çocukluk döneminde ailenin tutum ve davranışları ile büyük ölçüde şekillenir. Ailenin genel tavrı, çocuklarına gösterdikleri güven, sağladıkları fırsatlar, almalarını sağladıkları sorumluluklar, başarıyı onaylama yöntemleri ile çocuğun birey olma yolunda kişiliğinin gelişmesine olanak sağlar. Bu sürecin sağlıklı geçirilememesi durumunda ise kişinin gerek çocukluk döneminde gerekse ilerleyen yaşlarında kendini kabul edemeyen, güvenemeyen, utanan, çekinen bir birey olmasına neden olur. 

    Çocuklarda özgüven gelişimini sağlamak adına anne ve babalara bazı görevler düşmektedir.

    – Çocuktan beklentiler gerçekçi olmalıdır. Henüz motor becerileri yeteri kadar gelişmemişken onu bir çok sanatsal ve sportif faaliyete sokmak ve başarızlığına göz yummak çocukta özgüven kaybına neden olacaktır. Aynı sebeple tuvalet eğitimi de yaşından önce verilmemelidir. Henüz kas yapısı tuvaletini tutmaya müsait değilken verilen eğitim hem aileler için hüsranla sonuçlanmaktadır hem de çocukta başarısızlık hissiyatı oluşturacaktır.

    – Akademik başarısı değerlendirilirken aldığı nottan ziyade derse olan ilgisi, alakası ve sosyal becerileri değerlendirilmelidir. Her çocuğun her dersten yüksek not almasını beklemek hem sizi hayal kırıklığına uğratacaktır hem de çocukta başa çıkamayacağı bir baskı oluşturacaktır. Bu baskı hem okula olan sevgisini negatif etkileyecek hem de kendisini yetersiz hissetmesine neden olacaktır.

    – Kıyaslamalardan mutlak suretle kaçının. Filancanın oğlu sizin oğlunuzdan daha akıcı konuşuyor olabilir, filancanın kızı sizin kızınızdan daha çok şarkı sözü biliyor olabilir. Bu, sizin çocuğunuzu yetersiz ya da başarısız yapmaz. Sadece sizin çocuğunuzun o kıyasladığınız çocuktan daha farklı ilgi alanları olduğunu gösterir. 

    – Okul yaşantısında ya da gittiği kurslarda başarılarından çok çabasını değerlendirin. En nihayetinde onun bir çocuk olduğunu ve bir yetişkin kadar hırs, konsantrasyon ve istek gösteremeyeceğini aklınızda bulundurun.

    – Çocuğunuzun özbakımını yaşına uygun bir şekilde yapmasına olanak tanıyın. Yaşlara göre özbakım becerileri değişmektedir. Bu konuda bilgi sahibi olup ona göre beklentilerinizi şekillendirmeniz sağlıklı olacaktır.

    – Çocuklarınız bir problemle karşılaştığı zaman o problemi çözmek yerine çocuğunuza o problemi nasıl çözeceğini öğretmeniz gerekmektedir. Hazıra alışan ve sorumluluk almaktan yoksun büyüyen çocuklar kendilerini değerlendirebilme fırsatı bulamadıkları için özgüven konusunda da sorun yaşarlar. Bir şeyleri kendi kendine hallettiğini gördükçe de kendilerine inanmaya başlarlar.

    – Sıkıntılarını dinleyin ve kendisini ifade etmesine izin verin. Konuşma hakkı tanınmayan çocuklar ileride de söylemek istediklerini söylemeye çekinen bireylere dönüşeceklerdir.

    – Yarım kalan işlerini tamamlaması için motive edin. Bir şeyden sıkıldığı zaman önüne hemen başka bir şey koyuyor olmak ileriki yaşantısında da sorun çözmekten ziyade sorundan kaçan bir birey olmasına neden olacaktır. Sorun çözemeyen birisi de ister istemez özgüven problemleri yaşayacaktır.

    – Özellikle 3-6 yaş dönemi içerisinde çocuklar ebeveynlerini çok fazla izliyor ve davranışlarını takip ediyor olurlar. Sizler anne baba olarak kendinden emin, rahat ve çözüm odaklı tavırlar sergilemezseniz, söylediklerinizin çok bir anlamı olmayacaktır. Çocuklar sözlerden çok davranışlara önem verir. Bir çocuğa sigaranın zararını anlattıktan yarım saat sonra karşısında sigara içiyorsanız o çocuk asla sigaranın zararlı olduğunu kabul edemeyecektir. Özgüven konusunda da bu aynı şekildedir. Eğer göstermesini beklediğiniz bir davranış varsa siz de onunla birlikte o şekilde davranmalısınız.

    – Çocuklar gelişim süreçleri içerisinde sürekli olarak sınırlarını belirlemeye çalışırlar. Bu sınırlar net bir şekilde belirlenemezse çocuk, kendi öz kontrolünü geliştirmekte problem yaşar. Bu da akademik ve sosyal yaşantısında zorluk yaşamasına, bu sebeple de kendine olan inancını kaybetmesine neden olur. Belli bir disiplin evin içerisinde muhakkak olmalıdır ve bu sınırlar anne, baba ve evde yaşayan başka akrabalar ya da bakıcılar tarafından benimsenmeli, herkes tarafından uygulanmalıdır.

    – Başarılı olabileceği ortamlar yaratmaya çalışın. Bir oyun oynarken kasten yenilmek çocuğa özgüven kazandırmaz, bu maalesef yanlış bilinen bir doğrudur. Aksine sizin samimiyetinizi sorgular. 4 yaşınızdaki oğlunuzla teke tek maç yapıyorken maçı kaybetmeniz gerçekçi değildir. Maçı kazanırken onun da bazı başarılar kazanmasına fırsat vermek önemlidir. Maçın galibi siz olsanız da maç bitiminde konuşulan konu onun attığı golün güzelliği ve kazanma çabası olmalıdır.

    – Çocuğunuz size bir şey anlatırken sadece dinlemeniz yeterli değildir. Ona değer verdiğinizi vücut diinizle de göstermelisiniz. Başka bir şeylerle uğraşarak yüzüne bile bakmadan diyalog kurmaktansa gözlerine bakarak, mümkün olduğunca onun hizasına gelerek anlattıklarını kulak vermek, çocuğun önemsendiğini hissetmesini sağlayacaktır.

    – Kendi işleriniz ile alakalı olarak da yaşına uygun bir şekilde kendisinden yardım isteğinde bulunun ve bu yardımı takdir edin. 
    Bunlar ve bu paralelde davranışlar çocuğunuzun kendini değerlendimesine olanak tanıyacak, yaptığından emin, çözüm odaklı, başarılı, istekli ve özgüveni yüksek bir birey olmasını sağlayacaktır.
    Bu tip durumlarda bir uzmanla birlikte çalışıyor olmak, davranışları birlikte gözden geçirmek çok daha faydalı olacaktır. 

  • Çocuklara ölüm haberini vermek

    Çocuklara ölüm haberini vermek

    Ölüm yetişkinler için dahi karmaşık ve kabullenmesi güç bir durum iken, çocukların bu acı durumu kavrayabilmesi, o kişinin yokluğuna alışabilmesi çok daha zordur. Çocukların ölüm kavramına bakışları yaşlara göre çok değişkenlik göstermektedir. Çocuğa ölüm haberi verilirken yaşına uygun bir şekilde izah edebilmek çok önemlidir.
    3 yaştan önceki dönemlerde çocuklar ölüm kavramını hiç anlayamazlar. 3-6 yaş aralığında ölümü anlarlar fakat geri dönüşü olabilecek bir durum gibi değerlendirirler. 6 yaştan itibaren yavaş yavaş anlamaya, durumu geri dönülmez bir şey olarak kavramaya başlasalar dahi 10-12 yaş civarında gerçek ölüm algısı oturmaya başlar.
    Çocuğa ölüm haberini verirken her zaman dürüst olmak gerekmektedir. Hiç bir şey yokmuş gibi davranmak, ölen kişinin bir yere gittiğini geri geleceği söylemek geniş zamanda çocuğa çok daha büyük zarar vermektedir.  Her gün kaybettiği yakının geleceği döneceği ile yaşayan çocuk, her gün tekrardan hayal kırıklığı yaşıyor ve ölen kişiye karşı öfke hissetmeye başlıyor. Kendisini terkedip gittiğini, onu sevmediği için geri dönmediği düşünmeye başlıyor.
    Ölüm beklenmeyen, ani bir ölüm ise bunu alıştırarak söylemek faydalı olacaktır. Öncelikle hastalandığı ve durumunun kötü olduğu söylenerek çocuk bu duruma hazırlanabilir. Fakat bu süreç çok uzatılmamalıdır çünkü bu süreç içerisinde çocuk hiç beklemediği bir anda bu ölüm haberini başka bir kaynaktan duyabilir bu da hem kendisi için bir şok olur hem de size olan güveninin zedelenmesine yol açabilir.
    Çocuğa ölüm haberini, çocuğun kendisine yakın hissettiği, sevdiği ve sevildiği birisi tarafından verilmesi gerekmektedir. Güvenmediği ya da yeteri kadar tanımadığı, sevmediği birisinden bu haberi alması durumu kabullenmesini zorlaştıracaktır.
    Kültürmüzde sıklıkla rastlanılan bir diğer sakıncalı durum ise ölümü bir ödül, bir güzellik olarak gösterme kaygısıdır. Ölen kişinin arkasından “Allah onu çok sevdiği için ya da çok iyi bir insan olduğu için yanına aldı gibi söylemler çocukta farklı kaygılara yol açabiliyor. Böyle bir durumla karşılaşan çocuk, iyiliğin göstergesi olarak ölümü kabulleniyor ve kendisinin ve diğer yakınlarının da ölmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor. Bu ölüm gerçekleşmediği vakit de kendisinin ve diğer yakınlarının aslında iyi insanlar olmadıklarını ya da Allah’ın onları sevmediğini düşünebiliyor. Aynı şekilde ölüm bir ceza olarak da gösterilmemelidir. Hayatın doğal bir parçası olduğu, tüm canlıların bu süreci er ya da geç yaşayacakları yaşına uygun bir dil ile aktarılmalıdır. 
    Çocuğun yas sürecini yaşamasına müsade ederken, cenaze, defin ve diğer kültürel anma törenlerinden mümkün olduğunca uzak tutmak faydalı olacaktır. Diğer yakınlarını çok kötü durumda görmek yaşı gereği kaldıramayacağı bir durum olabilir. 
    Ölüm haberini alan çocuğun tepkisini doğal bir biçimde yaşamasına müsade etmek gerekir. Ağlamasına engel olunmalalı, duygularını boşaltmasına olanak sağlanmalıdır. Yaşını da göz önünde bulundurarak ondan çok olgun bir davranış sergilemesini beklemek çocuğa kaldıramayacağı bir sorumluluk yüklenmesine neden olur. Konuşmaya zorlanmamalı ancak konuşmak istediğinde de kendisi ile konuşulmalıdır.
    Ölüm çocuğa ne kadar doğru ve sağlıklı bir biçimde anlatılırsa anlatılsın, yaşına da bağlı olarak çocuk ölüm olayını çok rahat kabullenemeyecektir. Özellikle kaybedilen kişi ebeveynlerinden biri ise bu süreç çocuk için çok daha zor olacaktır. Bu duruma maruz kalan çocuğun genel davranışlarını gözlemlemekte ve bir uzmandan genel bir destek almakta çok fayda bulunmaktadır.