Etiket: Yaş

  • Hormonlu gıda erken ergenlik nedeni

    Hormonlu gıda erken ergenlik nedeni

    Ergenlik Nedir

    Birçok aile, çocuklarının erken ergenliğe girdiği yönünde kaygı yaşayabilir. Ergenlik bulgusu kızlarda 8-13, erkeklerde 9-14 yaş arasında başlamalıdır. Kızlarda 13 yaşına gelmesine rağmen erkeklerde de 14 yaşında olmasına rağmen ergenlik bulgusunun gelişmemesinde de gecikmiş ergenlik söz konusu olabilir, bunun da mutlaka araştırılması gereklidir.

    Ergenlik başlama bulgusu, kız çocukları için meme tomurcuklanmasının başlaması, erkek çocuklarda testislerde büyümesi şeklinde görülür. Kız çocuklarındaki gelişim kolay fark edilir ancak şişman çocuklarda yağ dokusu ile karıştırılmamasına dikkat edilmelidir. Testis büyümesi ise doktor tarafından tespit edilebilir.

    Şişmanlık, Erken Ergenlik Nedeni

    Bulguların kız çocukta 8, erkek çocukta 9 yaşından önce görülmesi erken ergenlik olarak ifade edilir. Bu bulgulardan sonra genital bölgede, koltuk altında kıllanma gözlenir. Bazı çocuklarda kıllanma artışları ergenliğin ilk bulgusu olarak gözlenebilir. Genellikle patolojik bir durum değildir, ancak bu çocukların da doktorlarca değerlendirilmesi gereklidir.

    Kızlarda ilk adet kanaması ergenliğin bitiminde ortaya çıkan bir bulgudur. Fakat ailelerce ergenliğin ilk bulgusu olarak değerlendirilebilir. Ergenlik bulgularının başlaması ile ergenlik bitimine kadar geçen süre 3-4 yıldır. Kızlarda ergenlik bitimi ilk adet kanamasının olması, erkeklerde sperm üretiminin başlamasıdır.

    Ergenliğin başlamasında ve süresinde genetik, ailesel özellikler, iklim şartları, ısı artışı, beslenme özellikle şişmanlık, çevresel uyaranlar etkilidir. Kızların ilk adet yaşının annelerinkine benzer olduğu gösterilmiştir. Şişmanlığın kız çocuklarında erken ergenliğe neden olduğu bilinmektedir. Çocukların şişman olmamaları için sağlıklı beslenmelerine, spor yapmalarına, aktif olmalarına dikkat edilmelidir.

    Endokrin Bozucular İçeren Domates, Çilek, Fındık, Elmaya Dikkat

    Bugün için erken ergenliğin “endokrin bozucular” olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen, dışarıdan alınan maddelerle ilişkili olabileceğini gösteren bilimsel yayınlar giderek artmaktadır. Örneğin, doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren domates, çilek, fındık, salatalık, elma, portakal ve benzeri birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri ve yumurtaların tüketilmesi ve endüstride kullanılan kimyasallarla temas edilmesi erken ergenlik nedenleri arasında sıralanabilmektedir.

    Endokrin çevre bozucular, çocuklarımızı ve gelecek nesilleri etkilemektedir. Bu konuda ciddi önlemler almak durumundayız.

    Erken Ergenlik, Psikolojik Sorun Yaratabiliyor

    Erken ergenlik, ciddiye alınması gereken önemli bir sorundur. Erken ergenlik başlayan çocukta yaşıtlarından farklı bir vücut yapısı oluşuyor, bu da psikolojik olarak sorun yaratabiliyor.

    Erken ergenlik ile birlikte çocuğun boyu yaşıtlarından daha uzun oluyor, büyümesi artıyor ancak ergenlik hormonlarının kemiklerdeki büyüme plaklarının olgunlaşmasını hızlandırması sonucu büyüme hatları erken kapanacağından bu çocukların erişkin boyları genetik potansiyellerinden kısa kalıyor. Bu iki olumsuz sonuç, erken ergenliğin zamanında tanınmasını ve tedavi edilmesini gerektiriyor.

    Bazen de genetik ve çevresel faktörler dışında özellikle erkek çocuklarda çok daha önemli bulgular, erken ergenlik nedeni olabiliyor. Bu nedenle, bu dönemdeki çocukların ergenlik açısından doktor tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

    Yapılan araştırmalarda, 19. ve erken 20. yüzyıldan itibaren ergenlik yaşının daha düşük yaşlara indiği, ancak son otuz yıldır önemli bir değişiklik olmadığı belirtiliyor. Türkiye’de yapılan çalışmalarda da önceki yıllara göre ergenlik yaşında belirgin farklılık olmadığı gösteriliyor.

  • Çocukluk çağı obezitesi!

    Çocukluk çağı obezitesinde önlenemeyen artış
    Kilo fazlalığı ve obezite sağlık için risk oluşturan vücutta aşırı yağ depolanmasıdır. Çocukluk çağı obezitesi 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından birisidir. Obezite sıklığı son 30 yılda tüm dünyada ciddi bir artış göstermiştir. Dünya genelinde 18 yaş altı yaklaşık 170 milyon çocuğun fazla kilolu olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan çalışmalar, obezite sıklığındaki ciddi artışın çok küçük yaşlara kadar indiğini göstermektedir. Dünya sağlık örgütü, 144 ülkeden 450 ulusal çalışmanın analizi sonrası, 5 yaş altı çocuklarda obezite sıklığını 1990 yılında tesbit edilmiş olan 4.2%’ den 2010 yılında 6.7%’ ye yükseldiğini ve 2020 yılında ise bu oranın 9.1% olarak tahmin edildiğini belirtmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmış olan geniş kapsamlı çalışmada; 2-19 yaş arası çocuk ve ergenlerin 33,6%’ sı fazla tartılı, 17,1%’i ise obez olarak tesbit edilmiştir. Ülkemizde yapılmış olan çalışmalarda ise erişkinlerin yaklaşık % 40’ ının, çocuk ve gençlerin ise % 10 ila 25’ inin fazla kilolu veya obez olduğu ifade edilmektedir.

    Obezitenin çocuklarda objektif değerlendirilmesi
    Kilo fazlalığı ve obezitenin en yaygın kullanılan ölçümü vücut ağırlığının boyun karesine bölümü ile hesaplanan Vücut Kitle İndeksi (VKİ)’ dir.
    VKİ= [Vücut ağırlığı (kg)] / [Boy (m)]2
    Hesaplanan bu değer erişkinlerde belirlenmiş sabitlere göre değerlendirilirken (VKİ ≥ 25 → kilo fazlalığı; VKİ ≥ 30 → obezite), çocuklar da ise, kilo fazlalığı ve obeziteyi tanımlayacak eşik değerleri vermek, mümkün değildir. Çocukların yaşa göre boyları değiştiğinden çocuklarda şişmanlığı tanımlarken yaş ve cinse göre belirlenmiş VKİ değerleri kullanılır. VKİ 95. persentil ve üzeri obezite, 85- 95. persentil ise kilo fazlalığı olarak tanımlanmaktadır.

    Çocukluk çağı obezite bozukluklarının sınıflandırılması
    Çocukluk çağı obezitesinin aslında farklı birçok patolojinin bir göstergesi olabileceği, obeziteye yol açan nedenlerin incelenmesi ile ortaya konmuştur. Bu bozuklukların bir kısmı nöral mekanizmaları, bir kısmı klasik hormonal mekanizmaları içerirken geri kalanları ise enerji alımında, tüketiminde ve/veya yağ dokusundaki artmış enerji depolanmasından kaynaklanmaktadır.
    Obezite neden önemli bir sağlık problemi
    Obezite beraberinde ciddi sağlık problemlerini de getirmektedir. Çocukluk çağı obezitesinin, erişkin obezitesine ve ilişkili hastalıklara yol açtığına dair kuvvetli kanıtlar mevcuttur. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde çocukluk çağı obezitesinin artan sıklığı, obezite ile birlikte görülen kronik hastalıkların sıklığını da arttırarak, obezitenin büyük bir halk sağlığı sorununa dönüşmesine yol açmıştır.

    Çocukluk döneminde obez çocuklar;
    – Yüksek kan basıncı, hiperlipidemi (kan yağlarının yükselmesi)(kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörleri)
    – İnsülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı ve tip 2 diyabet
    – Uyku apnesi, horlama ve astım gibi solunum problemleri
    – Kas-eklem rahatsızlıkları
    – Yağlı karaciğer hastalığı, safra taşları ve gastroösefageal reflü (göğüste yanma hissi)
    – Kızlarda erken ergenlik, erkeklerde meme büyümesi
    – Erişkin dönemine de uzanım gösterebilen psikolojik ve sosyal problemler (azalmış benlik saygısı, depresyon, fişlenme, alay) gibi sağlık sorunlarıyla daha sık karşı karşıya kalmaktadırlar.

    Obez çocuklar, erişkin dönemde de genellikle obez olarak kalmaya devam ederler. Obez çocuk ve ergenlerın farklı çalışmalara göre 62% ila 98%’ i erişkin dönemde de hala obez olarak kalmaya devam etmektedir. Bir başka çalışmada ise bu risk; 13 yaş ve üzeri erkeklerde 50 % iken kızlarda 66%’ olarak tesbit edilmiştir. Bu nedenle obez çocuklar;
    – Kas-iskelet sistemi bozuklukları (osteoartrit)
    -Artmış insülin direnci ve diyabet, kardiyovasküler hastalıklar (damar sertliği, kalp yetmezliği, tikayıcı koroner arter hastalığı ve kalp krizi)
    -Bazı kanserler (endometrium, kolon, meme) gibi birtakım önemli hastalıkları daha erken yaşlarda daha yüksek oranda geliştirirler. Amerika’ da yapılmış olan bir çalışmada ergen dönemde fazla tartılı olmanın, 27-31 yaş arasında; hipertansiyonda 8,5 kat, kolesterol yüksekliğinde 2,4 kat artışa yol açtığı belirtilmiştir. Obez çocukların erken ve uzamış risklerinin yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde obez olmayanlara göre daha yüksek olması nedeniyle çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi yüksek önceliği olan en önemli global sağlık hedeflerinden biridir.
    Çocuklarda ve ergenlerde artan obezite sıklığının sebepleri
    Çocukluk çağı obezitesinin en önemli sebebi, çocuğun kalori alımı ile kalori tüketimi arasındaki eşitsizlikten ortaya çıkan enerji dengesizliğidir. Gıdaya erişimin kolaylaşması, gıda pazarlama çeşitliliğinin ve fast-food tarzı restaurantların kullanımının artması, özellikle yağ ve şekerden zengin fakat vitamin ve minerallerden fakir, enerji içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi gibi sebeplerden ötürü artmış kalori alımına global kayış; diğer yandan özellikle son 30 yılın getirdiği sedentar yaşam ve çalışma hayatı, şehirleşme ve daha az fiziksel aktiviteye bağlı azalmış kalori tüketim trendi çocuklarda artan obezite sıklığının altta yatan temel sebepleri olarak sayılabilir.

    Çocukluk çağı obezitesi ile mücadele
    Obezite ve/veya ilişkili olduğu hastalıklar büyük ölçüde önlenebilirdir. Çocukluk çağı obezite epidemisini önlemede ‘koruma’ en uygun seçenek olarak kabul edilmektedir. Çünkü mevcut tedavi uygulamaları, kürden ziyade sorunu kontrol altına almaya yöneliktir. Çocukluk çağı obezite epidemisi ile mücadelede amaç, bireyin ömür boyu sürdürebileceği enerji dengesini sağlamaktır. Bu amaçta bireye, ebeveynlere, okul yönetimi ve öğretmenlere, medyaya önemli görevler düşmektedir (tablo).

    Ebeveynlere düşen görevler
    – Bebeklik döneminden itibaren aileler sağlıklı beslenmeyi öğrenmeli
    – Anne sütü ile beslenmenin önemi bilinmeli ve teşvik edilmeli
    -Okulda, evde veya çocuk bakımı sırasında çocukların, TV ve/veya bilgisayar karşısında geçirdiği süre 1-2 saat ile sınırlandırılmalı
    – Çocukların gittikleri kreşler, sağlıklı gıda ve içecek verilip verilmediğini görmek açısından ziyaret edilmeli
    – Okulda verilen öğle yemeği dışında satın alınabilir şeker, yağ ve tuz ilaveli gıda ve meşrubatları en aza indirmek için okullarla ortaklaşa çalışılmalı
    – Aile sofralarında sebze ve meyveden zengin, yağ ve şekerden fakir daha sağlıklı gıdalar sunulmalı
    – Çocukların hergün fiziksel aktivite yapıp yapmadıkları denetlenmeli
    Okul yönetiminin görevleri
    – Okullarda şeker ilaveli meşrubatlara ve daha az sağlıklı gıdalara ulaşım azaltılmalı
    -İlkokul ve liseler ulusal beslenme programına dahil edilmeli, denetlenmeli ve sertifikalandırmalı
    – Fiziksel aktivite için güvenli yaşam alanları sağlanmalı
    – Okullarda beden eğitimi dersleri ve kreşlerde günlük fiziksel aktivite desteklenmeli

    Toplumda özellikle küçük yaşlardaki şişman çocuğun, sağlıklı çocuk olduğu konusundaki yaygın ve yanlış inanışın ortadan kaldırılması obezite ile mücadelede en önemli hedeflerden biri olmalıdır. Çünkü erişkin dönemdeki obezitenin temelleri daha bebeklik yıllarında atılmaktadır. Bu nedenle, çocukluk çağı obezitesini ve dolayısıyla ileride yol açacağı kronik hastalıkları önlemede anne ve babaların bilinçlendirilmesi ve sağlıklı beslenme konusunda eğitilmesi önemlidir.
    Çocukluk çağı obezitesi toplumsal bir sorundur. Toplum tabanlı, sistematik ve kültürel unsurları da içeren yaklaşım gerektirir. Birçok erişkinin aksine, çocuklar, içinde yaşadıkları çevreyi ve tükettikleri gıdaları seçme hakkına sahip değildirler. Dahası, yemek yeme ile ilgili geliştirdikleri davranış modellerinin ileride ne tür sonuçlara yol açabileceğini anlama yetisine sahip değildirler. Bu nedenle obezite epidemisi ile savaşırken çocuklar daha fazla ve daha farklı bir ilgiye ihtiyaç gösterirler.
    Tablo: Obezitede pozitif davranış değişikliği için öneriler

    Obezitede pozitif davranış değişikliği için öneriler
    Yemekler aile sofrasında yenilmeli
    Yemek yavaş olarak, doygunluk hissi oluşana kadar en az 20 dakikada yenilmeli
    Şeker ilaveli meşrubatlar yerine sofrada su servis edilmeli
    Yemek çocuklar için bir ceza veya ödül aracı olmamalı
    TV seyrederken veya bilgisayar oynarken yemek yenilmemeli
    Sedanter aktiviteler gün içinde 2 saatten az yer tutmalı
    Günde en az 20-30 dakika yürüyüş yapılmalı
    Mümkünse okula yürüyerek gidilmeli
    Asansör yerine merdiven kullanılmalı

    Prof. Dr. Peyami Cinaz

  • Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Mamasına tat vermek için tuz dökmek, şeker serpmek ve emziğine bal sürmek… Bebek beslenmesinde bilinçsiz yaklaşımlar ve daha pek çok yanlış davranış çocuğunuzu hasta edebilir.

    Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.

    İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.

    Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.

    Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.

    Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir

    Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.

    Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de “clostridium botulinum” adlı bir spor içerdiğinden bebeklerde çok tehlikeli olabilecek bir tür gıda zehirlenmesine yol açabilir. Bir yaş sonrası bebeğin bağırsakları bu sporlarla baş edebilecek olgunluğa erişir.

    Çay, kahve, çikolata, kakao: Bu gıdaların içeriğindeki kafein bebek için sağlıklı değildir. Kalsiyum emilimi azalır. Çay da demir emilimini bozarak kansızlığa yol açar.

    Patlıcan ve bakla: Patlıcanın besleyici değeri yoktur ve nikotin içermektedir. Bakla ise nadir de olsa “favizm” adı verilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden 1 yaş altında önerilmez.

    Kabuklu deniz ürünleri: 9.aydan sonra balık ızgara-buğulama olarak verilebilir. Ancak kabuklu deniz ürünleri yüksek alerjen özellikleri ile bilinmektedir. Midye ise civa içerebileceği için bebeğe yedirilmemelidir.

    Ispanak, ceviz ve domatese de dikkat!

    Bu yasaklı gıdalar haricinde verilirken dikkat edilmesi gereken yiyecekler de mevcuttur. Örneğin ıspanak nitrit içermesi nedeniyle 8. aydan sonra bekletmeden, günlük taze hazırlanıp verilmelidir. Ceviz alerjik gıdalar arasında sayılmakla birlikte çok iyi bir doğal omega desteği olması bakımından iyice ezilerek az az verilebilir. Domates de alerjik ve asitli bir gıda olmakla birlikte pişirilerek verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sebze ve meyveleri mutlaka mevsiminde tüketmek olmalıdır. Konserve ve paketlenmiş hiç bir ürün kullanılmamalıdır. Şoklanarak saklanan gıdaların kullanılmasında ise herhangi bir sakınca yoktur.

    Uzman yardımı alın

    Bebek bakımı konusunda tecrübeli olmayan anne babalar beslenme konusunda özellikle uzman doktorlara danışmalıdır. Bu sayede bebeğin hastalıklardan uzak, sağlıklı bir büyüme gelişme dönemi geçirmesi mümkün olabilmektedir.

  • ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir?

    DEHB , bireyin yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, isteklerini erteleyememe ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren bir bozukluktur.Genellikle okul öncesi dönem ve okul çağı dönemde belirgin hale gelmektedir.Çocukların bir konuya dikkatini vermesinde ya da davranışlarını kontrol etmesinde sorun olmaktadır.Bu çocuklar genelde ailesi ya da çevresindekiler tarafından “yaramaz, bir türlü yerinde duramayan, çok hareketli,dalgın,unutkan,hayallere dalan vs.”olarak nitelendirilmektedir.Bu tür davranışlar , dönem dönem , hemen hemen her çocukta gözlenebilen davranışlar olduğundan tanı konulabilmesi için mutlaka bir uzmandan destek alınması gerekir.

    ÖZELLİKLER

    1-Aşırı hareketlilik/Hiperaktivite/Dürtüsellik ön plandaysa: Bu çocuklar yaşıtlarına göre daha hareketlidir.Bu davranışlar, oyun, anaokulu, okul gibi günlük işlerde sorun oluşturur.Hiperaktivitenin ön planda olduğu çocuklar genellikle yerinde duramayan, oturması gerektiği halde oturamayan,aşırı konuşan,sırasını beklemekte zorlanan,her zaman bir şeylerle uğraşan,çoğu zaman başkalarının sözünü kesen,konuşmalara müdahale eden çocuklardır.

    2-Dikkat Eksikliği ön plandaysa:Bu çocuklar, dikkatini bir noktaya toplamakta güçlük çeker, dikkatleri çabuk dağılır,yönergeleri başından sonuna kadar takip edemezler,evde veya okulda yapacağı işler ve aktiviteler için gereken malzemeleri kaybeder ve dinlemezler.

    3-Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ön plandaysa:Hem dikkat eksikliğinin hem de aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin özellikleri gözlenmektedir.

    BELİRTİLERİ

    Yürümeye başlayan çocuklarda ve okul öncesi dönemde belirtiler

    Genel olarak bu yaş grubundaki hiperaktif çocuklar, sürekli koşan, hiç yürümeyen,her an gitmeye hazır,bir aktiviteden diğer aktiviteye kayan çocuklardır. Uzun süre sessiz oturmakta güçlük çekerler. Çocuklar çok aktiftirler ancak zayıf koordinasyon ve beceriksizlik nedeniyle kazalara eğilimleri vardır.

    İlkokul çocuklarında belirtiler:

    Bu çocuklar genellikle rahatsızlık ve yerinde duramama nedeniyle sınıfta yerinden ayrılma,uzun süre yerinde oturamama,etrafta dolaşma veya uygun olamayan aktivitelerle başkalarının dikkatini çekerler.

    Ergenlikte belirtiler:

    Hiperaktivite, bu dönemde geniş kas hareketlerinden küçük kas hareketlerine kaymaktadır.Buna örnek olarak bacağını sallama veya sandalyede sürekli pozisyon değiştirme verilebilir.Dürtüsellik ergende ,kendisi ve ailesi için sorun olan daha fazla problemlere sürüklenme, artan tehlike gibi durumlarla kendini gösterir.Dikkat eksikliği, görevleri tamamlamada başarısızlık , aktiviteler için kısa dikkat aralıkları ve aktiviteleri sürekli değiştitirler.Elbetteki dikkat problemi devam eden ergeninin okul başarısızlığı kaçınılmaz olur.

    DEHB OLAN ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Davranışsal Belirtiler

    Bu çocukların daha doğmadan önce anne rahminde alışılmadık şekilde hareketli olduklarını gösteren raporlar mevcuttur.Doğduklarında da çok ağlayan ve uyku düzenleri oldukça bozuk olan bebeklerdir.

    • Aşırı hareketlidirler.Uzun süre oturamazlar,el ve ayaklarını sürekli oynatırlar.
    • Sonuçlarını düşünmeden kendilerini fiziksel olarak tehlikeye atabilirler(kontrol etmeden caddeye fırlamak gibi)
    • Sürekli konuşur,bağırır, isteklerini engelleyemezler.
    • Herşeyi kurcalarlar.
    • Mobilyaların ya da rafların üzerinde gezerler ve sürekli koşuşturma içindedirler.
    • Başkalarına yönelik vurma, itme gibi saldırgan davranışları sıklıkla gösterirler.
    • Ergenler genellikle kendilerine sıkıntı veren duygulardan söz ederler.
    • Kendi başlarına karar vermede güçlük çekerler.
    • Başladıkları işi yarım bırakırlar, bir aktiviteden diğer aktiviteye geçerler.

    Sosyal Belirtiler

    • Arkadaş ilişkileri zayıftır.Arkadaş edinseler bile uygun olmayan davranışlar sergiledikleri için arkadaşlıklarını sürdüremezler.
    • Yönergelere ve kurallara uymakta güçlük çektikleri için sosyal uyumsuzluk gösterirler.
    • Sosyal etkinliklere katılmakta zorluk çektikleri için becerileri gelişmeyebilir.

    Bilişsel Belirtiler:

    • Dikkatleri çabuk dağılır.Bu nedenle başladıkları işi bitirmekte güçlük çekerler.Sürekli dikkat gerektiren işlerden kaçma davranışı gözlenir.
    • Genellikle unutkandırlar.Eşyalarını, beslenme saatlerini, öğretmeninin ailesine teslim etmesi için verdiği notları unutabilirler.
    • Çalışmaları düzensiz ve plansızdır.Bu yüzden okul başarısında düşme görülebilir.
    • Davranışlarının sonuçlarını değerlendiremedikleri için zarar görme olasılıkları yüksektir.

    Duygusal Belirtiler:

    • Ruh halleri değişkendir ve buna bağlı olarak depresyon gelişebilir.
    • Çabuk heyecanlanıp,sinirlenebilirler.
    • Kendilerine güvenleri azdır.Sosyal yönden dışlanma,ebeveynin tutumu önemli bir role sahiptir.

    Fiziksel Belirtiler

    • Uyku süreleri kısadır ve düzensizdir.
    • Motor koordinasyonu zayıf olabilir.
    • Kemik gelişimleri geri olabilir.
    • İdrar kaçırma görülebilir.
    • Boyları ve kiloları yaşıtlarının altında kalabilir.
    • El becerisi gerektiren işlerde yetersizlik görülebilir. Düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, çatal bıçak kullanma, resim yapma, yazı yazma gibi etkinlikler örnek verilebilir.

    Bir çocukta,gençte ya da yetişkinde DEHB’ten söz edebilmek için yukarıdaki belirtilerin genellikle yedi yaşından önce ortaya çıkması, davranışların çoğunu en az 6 ay süreyle sergilemiş olması ve günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutta olması gerekmektedir.Yukarıda da bahsettiğim gibi çocukların çoğunda dönem dönem gözlemlenen davranışlar olduğundan dolayı DEHB ayrımının yapılabilmesi için mutlaka bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

    Anne-Babalara Öneriler

    DEHB’in zamanında fark edilerek terapiye başlanması , sorunu yaşayan bireylerin ruh sağlığı ve topluma kazandırılmaları açısından önemli bir role sahiptir.

    Ortaya çıkan davranış problemlerinin bir an önce uzmana iletilmesi ve uzmanın önerileri doğrultusunda yapılması gereken etkinlikler konusunda çaba harcanmalıdır.

    Çocuğun yaşadığı yerin güvenli olmasına dikkat edilmelidir.Davranışlarının sonuncunu değerlendiremeyen çocuklar oldukları için çocuk oyun oynarken düzenli aralıklarla konrol edilmelidir.

    Çocuk, beklentileri ve planları konusunda anne baba tarafından desteklenmelidir.

    Koyulan kurallar çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olmalıdır ve yazılıp asılmalıdır.

    Çocuklara talimat verilirken dikkatini çekmek için çocukla göz kontağı kurmak ve sakin bir şekilde konuşmak önemlidir.Bağırarak talimat vermek çocuğun sadece ses yüksekliğine odaklanmasına yol açar.

    Çocuğun olumsuzluklarına, başaramadıklarına değil, olumlu özelliklerine odaklanılmalıdır.Eleştiri dolu bir yaklaşımın çocuğun özgüvenini zedeleyeceği unutulmamalıdır.

    Bu çocuklar çok sık hata yaptıkları için cezalar( bir ödülü iptal etme,kaybettiği bir eşyanın yokluğundan doğacak sıkıntıya bir süre katlanmasına imkan vermek gibi) son çözüm olarak anne baba için kaçınılmaz olabilir.Ancak cezaların her zaman ödüllerle birlikte kullanılmasına dikkat edilmelidir.Bu çocuklar diğer çocuklara nazaran daha çok ödüllendirilmeye ihtiyaç duyarlar.Çocuğun sergilediği her olumlu davranış, bir ödülle pekiştirilmelidir.Unutulmamalıdır ki bu ödüller mutlaka çocuk için anlamlı ve güçlü ödüller olmalıdır.

  • Aşı takvimi!

    AŞI TAKVİMİ

    Aşı adı

    Hepatit-B

    Doğum,

    1.ay

    6. ay

    BCG(Verem)

    2.ay

    Difteri boğmaca tetanoz çocuk felci HIB

    (5 li karma)

    2.ay

    4.ay

    6.ay

    18.ay

    4-6 yaş

    10-12 yaş

    KONJUGE PNÖMOKOK

    2.ay

    4.ay

    6.ay

    12.ay

    ROTAVİRUS*(Özel aşı)

    2.ay

    4. ay

    6. ay

    Suçiçeği

    12.ay

    4-6yaş

    Kızamık kızamıkçık kabakulak(MMR)

    12.ay

    4-6yaş

    Hepatit-A

    18. ay

    24. ay

    Menenjit(Meningokok, Özel aşı)

    12. Ay

    HPV**(Rahim ağzı kanseri aşısı)

    9yaş

    9yaş1ay

    9 yaş 6 ay

  • Gelişimin dönüm noktaları: bebeklerde diş çıkarma

    Bebeklerde Diş çıkarma

    Diş çıkarma, tüm bebeklerin aynı anda yaşadığı dönüm noktalarından değildir. O dişsiz sırıtmadan, bir ağız dolusu parlak dişe geçiş, ufaklığınızın üç yıla kadar yaşayabileceği bir olgunlaşma törenidir. İlk diş kendini gösterir göstermez, resimler çekerek veya bu adımı bebeğinizin kitabına not ederek bir kutlama yapın.

    Ufaklığınız 3 yaşına geldiğinde, kendi kendine fırçalayabileceği bir ağız dolusu dişi olacak ve öz bakım yolunda önemli bir adım atacak. (Tabii ki, kendi başına pek de iyi bir iş çıkaramayacağı için, 6 yaşına gelene kadar ona yardımcı olmanız gerekecek.)

    Dişler ne zaman gelişir?

    Bu yolculuk rahimde başlar. Siz hamileyken, bebeğiniz bebek dişlerinin (veya süt dişlerinin) temelini oluşturan diş tomurcuklarını geliştirir. Bazı bebekler tek bir dişle doğar veya yaşamlarının ilk birkaç haftasında bir diş çıkarır. Ancak, bebeklerin büyük çoğunluğu ilk dişlerini 4 ila 7 aylıkken çıkarır.

    Bebeğiniz erken gelişim gösteriyorsa, ilk beyaz ucu (genellikle alt orta dişlerden birinde) 3 aya kadar erken bir dönemde görebilirsiniz. Bebeğiniz geç gelişim gösteriyorsa, bir yaşına, hatta daha sonrasına kadar beklemeniz gerekebilir. Son dişler (ağzın en arkasında alt ve üst kısımda bulunan ikinci azı dişleri) genellikle ikinci doğum gününde yerleşmeye başlar.

    3 yaşına vardığında, çocuğunuzun 20 süt dişi tamamlanmış olmalıdır.

    Dişler nasıl gelişir?

    Bazı bebekler diş çıkarma sürecini çok kolay atlatırken, birçok bebek bu dönemde zorluk ve rahatsızlık yaşar. Diş çıkaran bebeğinizde görebileceğiniz belirtiler:

    Salya akıtma (ki yüzde kızarıklığa neden olabilir)

    Diş etinde şişme ve hassasiyet

    Huzursuzluk veya huysuzluk

    Isırma davranışı

    Yemeği reddetme

    Uyku sorunları

    Diş çıkarma beraberinde hafif bir ateş veya mide rahatsızlığı da getirebilir. Bebeğinizin ateşi 38,3 dereceden yüksekse ve ishal ya da sizi endişelendirecek başka herhangi bir belirti varsa, bunu diş çıkarma sürecine bağlamayın. Doktorunuza danışın.

    Çoğu bebek, yeni dişlerini şu sırayla çıkarır: Önce alt ortada iki diş, sonrasında üst ortada iki diş ve ardından yanlardaki ve arkalardaki dişler gelişir.

    Peki, sonra?

    Süt dişleri çocuğunuzun kalıcı dişleri gelişmeye hazır olana – genellikle 6 yaş civarına – kadar düşmez.

    Siz ne yapacaksınız?

    Dişlerin gelişimi konusunda yapabileceğiniz bir şey yok ama sürecin onu rahatsız ettiğini düşünüyorsanız, bebeğinizi rahatlatmak için bazı adımlar atabilirsiniz. Ona diş halkası veya buzdolabında soğutulmuş ıslak bez gibi çiğneyebileceği bir şey verin. Aynı zamanda, elma püresi veya yoğurt gibi soğuk yiyecekler de onu rahatlatabilir.

    Diş etlerine masaj yapmak da rahatsızlığı giderebilir – ellerinizi yıkadıktan sonra, diş etlerini parmağınızla nazik ama sert bir dokunuşla ovun. Uygulayacağınız basınç sayesinde, bebeğinizin alttan gelen diş yüzünden hissettiği baskıyı dengeleyebilirsiniz.

    Bu yöntemlerden hiçbiri işe yaramazsa, doktorunuz ağrıyı ve yangıyı hafifletmek için bebeklere uygun bir ilaç (parasetamol) verebilir

    Bebeğinizin dişleri çıkmaya başladığında, onları temiz tutmak sizin görevinizdir. Dişler çıkmaya başlar başlamaz, macunsuz olarak bebek fırçasıyla dişlerini günde iki kez fırçalayın. Bebeğiniz 2 yaşına geldiğinde diş macunu kullanabilirsiniz.

    Çocuğunuzun birden fazla dişi çıktığında, diş fırçasıyla tüm diş yüzeylerine ulaşamıyorsanız, diş ipi kullanmanın zamanı gelmiştir. Bebeğinizi asla biberonla uykuya yatırmayın (tabii biberon suyla dolu değilse). Bebek maması ve anne sütündeki şekerler tüm gece dişlerinde kalacağından, biberon çürüklüğü adı verilen bir rahatsızlığa yol açabilir.

    Bu durumdan kaçınmak ve çürük riskini azaltmak için kullanabileceğiniz diğer bir yöntem de, bebeğinizi gerekli koordinasyon becerisini kazanacağı birinci doğum günü civarında biberondan bardağa geçirmektir. Ayrıca, biberonda olduğu gibi dişlerin uzun süreyle şekere maruz kalmasına ve zarar görmesine neden olabileceğinden, alıştırma bardağı kullanmaktan da kaçınmanız gerekebilir.

    18 ay civarında, çocuğunuz dişlerini kendi başına fırçalamayı öğrenmeye hazır olabilir. Henüz diş fırçasını kullanmak için gereken çevikliği veya konsantrasyonu kazanmadığı için, ona yardımcı olmanız gerekir.

    Dişleri belirli bir yönde fırçalamanıza gerek yoktur. Yalnızca dişleri her türlü yemek artığından temizlemeye çalışın. Çocuğunuz diş macununun tadını sevmediyse, başka bir marka deneyin.

    Çocuğunuza tatlı vermekten kaçının. Tatlı yediği durumlarda ise (örneğin bir doğum günü partisinde), yedikten hemen sonra dişlerini fırçalamayı ihmal etmeyin.

    Ne zaman endişelenmek gerekir?

    Birinci yaşın sonunda, herhangi bir diş gelişimi görmediyseniz, bu durumu çocuğunuzun 12 ay sağlık kontrolünde doktorunuza iletin. (Prematüre bebekler, diş gelişimini birkaç ay geriden takip edebilir.)

    Çocuğunuzda diş çıkarmanın tüm belirtileri – yoğun salya akıtma, diş etlerinde şişme – varsa ama olağandışı bir ağrı da görülüyorsa, doktorunu arayın (ağlamanın kontrol edilememesi önemli bir ipucudur). Diş çıkarma süreci, bebek için işkenceye dönüşmemelidir.

    Bebeğim henüz diş çıkarmaması normal mi?

    Bebekler ilk dişlerini çok farklı yaşlarda çıkarır. Ender durumlarda, bebekler dişle doğabilir – ya tek bir “doğum dişi” (ki ya düşer ya da boğulma tehlikesini önlemek için çekilir) veya çok erken gelmiş gerçek süt dişleri görülebilir. Öte yandan, bazı bebeklerin ilk dişi bir yaşına kadar çıkmayabilir. Bebeğiniz bu aralığın herhangi bir noktasındaysa bu kesinlikle normaldir.

    Bebekler ortalama 6 ayda diş çıkarırlar.ama ben 2.5-3 ayda çıkaranı gördüğüm gibi, ilk dişini 16 aylıkken çıkaran bebekte gördüm.

    Bebeğinizin ilk dişi 12 ila 15 aylıkken belirmediyse, büyük olasılıkla bir pediatrik diş hekimine yönlendirilmesi gerekecektir. Dişlerin çıkmak için doğru konumda olup olmadığını kontrol etmek için röntgen çekilmesi gerekebilir. Bebeğinizin diş gelişiminin gecikmesi genel gelişimi açısından herhangi bir sorun olduğu anlamına gelmez.

    Ebeveynler özellikle 3. ay civarında bebeğin salya akıtmasını ve çiğneme davranışını diş çıkarmanın bir göstergesi olarak görür. Ancak, bunlar aslında bu yaştaki bebeklerin tipik davranışlarıdır ve her zaman diş çıkarmanın belirtileri olmayabilir.

    Bebeğim sürekli bir şeyleri ısırıyor. Neden?

    Diş çıkarıyor olabilir mi? Bazı bebekler can sıkıntısından değil, diş etleri kaşındığı içim ısırma davranışı sergiler. Durum böyleyse, ona çiğnemesi için buzdolabında soğutulmuş havuç veya soğuk bir diş halkası verin.

    Isırma davranışının nedeni çıkmaya çalışan dişler değilse ve çocuğunuz belirli bir şey için huzursuzlanmıyorsa (ki bu huzursuzluk da ısırma davranışına neden olabilir), bu davranışa alışkanlık haline gelmeden son vermeye çalışın.

    Çocuğunuz bir şeyi ısırdığında hiç kimsenin gülmemesini ve kardeşleri dâhil hiç kimsenin ısırmayı bir oyun olarak göstermemesini veya bebeğinizi “sevgiden ısırmamasını” sağlayın. Ayrıca, bebeğinizin ısırma davranışını onun taleplerine uymak için bir bahane olarak kullanmayın. Gündüz bebeğinizle olan bakıcıların bu yaklaşımınızı anladığından ve takip ettiğinden emin olun.

  • Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas Süreci ve Başetme Kılavuzu

    Yas insanların en acısız, çaresiz, üzgün ve kaybettikleri kişini bir daha görememenin verdiği ayrılık acısının hissettirdiği ve bir takım ritüellerden oluşan bir süreçtir. Farklı kültürlerde farklı ritüellerle kişi bu süreci atlatır ve belirli bir zaman sonra hayatına devam etmesi bekleniyorken,kişinin yas sürecini uzatması patolojik durum olarak değerlendirilmeli ve destek alması sağlanmalıdır.

    Kılavuz kayıp yaşayan kişinin ne zaman destek alması gerektiğini ve doğal yas sürecinin evrelerini açıklayacaktır.

    Terimler:

    • Kayıp – sevdiğin birisini kaybetme

    • Keder, acı – kayıp için verdiğimiz psikolojik tepki

    • Matem – kederin toplumsal görüntüsü

    İnsan her türlü kayıplardan sonra kederlenebiliyor, bunlardan en acısı ve ağırı sevdiği kişilerin kaybıdır. Bu listeye eş, dost, akraba, anne, baba ve çocuk ekleniyorken, bir çok durumda erken doğum veya düşükler nedeniyle kayıplar gözardı edilebiliyor ve hatta kişiye yas tutması dahil müsade edilmiyor.Bu gibi durumlarda genelde yasını tutamayan annenin hemen toparlanması bekleniyorken hormonların da etkisinden kaynaklı kadın farkında olmadan ruhsal problemler yaşayabiliyor. Oysa, bu durumla karşılaşan anne normal yas süreci geçirmesi için desteklenirse, süreç daha doğal ve sorunsuz atlatılacaktır.

    Kişiler, kültürler ve düşünce yapıları farklı olduğu için her insanın yas sürecine vereceği tepki aynı olmayacaktır. Ama ortalama bir yas sürecinin aşamaları genel olarak aşağıdaki gibidir:

    • Acı haber karşısında hayrete düşmek – inanmamak!

    • Duygusal uyuşma – kişi o an hiç bir şey hissedemez! Yas merasimi için akrabalarla hazırlık yapar belki veya sessiz bir köşeye çekilir!

    • Özlem – bir zaman sonra uyuşma hissi geçer ve yerini özlemle değişir. Bu özlem hissine öfke eşlik edebilir.

    • Öfke – kişi bu süreçte doktorlara, hemşirelere ve ya sadece ölümden sorumlu tutulan her kese karşı öfke geliştirmeye başlar.

    • Suçluluk – kişi yaptığı ve yapmadığı her şey için kendini suçlamağa başlar

    • Aşırı öfke, sinir ve patlama krizi – bu durum ölümden yaklaşık iki haftada pik noktasına ulaşır, ve kısa süre sonra üzüntü veya depresyonla yer değişir.

    • Depresyon ve üzüntünün dört ile altı hafta içinde en pik noktaya ulaşması beklenmektedir. Ani ağlama nöbetleri, başkalarından uzaklaşma ve aktivitelerde azalma bu haftalarda normal yas sürecinin bir parçasıdır.

    • Düşünme – beraber geçirilen anıları tek-tek düşünme evresi

    • Hatırlatıcılardan kurtulma – bu evre yasın son evresidir ve farklı kişilerde kendini farklı gösterebilir. Tüm hatırlatıcıların ortalama bir veya iki yıl içerisinde acıtmaması ve kişinin ölmüş olan kişini ‘bırakması’ ve hayatına kaldığı yerden devam etmesi beklenmektedir.

    Çocuk ve Ergenler

    Çocuklar 3 veya 4 yaşına kadar ölümün anlamını tam anlamasalar da, erişkinlerin yaşadığı yas sürecini onlar da hissedebiliyorlar. Bebeklik çağından itibaren çocuklar acı hisseder ve ağır strese maruz kalabilirler. Çocuklar bu süreci erişkinlerle kıyaslandığı zaman daha hızlı atlatabiliyorken, okul çağlarında bir çocuk ölüm veya kayıptan kendini sorumlu görebilir. Ergenler ise genelde içe kapanmağı ve konuşmamağı tercih ederler.

    Olası bir yas sürecinde çocuk ve ergenleri bu sürece dahil etmek önemlidir. O da herkesle beraber yasını tutmalı ve asla süreci yalnız yaşamamalıdır. Her ne kadar iyilikleri düşünülse de, bu onlara yapılmış haksızlık olabilir. Ailenin bir üyesi öldüğünde çocukları ve gençleri sürece dahil etmek çok önemlidir.

    Kayıp Yaşayan kişiye nasıl destek olunur?

    • Sürekli yanında olmağa çalışılmalı ve kişi kendini yalnız hissetmemelidir. Konuşmak ve konuşturmak yerine rahatlayacağı ortam sağlamak doğru karar olabilir.

    • Kendisi konuşmak ve acısını paylaşmak ve ağlamak istedikçe buna müsaade edilmelidir.

    • Genelde kişiler acıları ve aynı şeyleri tekrar-tekrar ve sürekli konuşmak isterler. Bunu yaptıkları zaman onları desteklememiz çok önemlidir, çünkü bunu ne kadar sık yaparlarsa süreç o kadar hızlı ilerleyecektir.

    • Yastan sonra kişi düğünler, nişanlar, yıldönümleri ve s.gibi eğlenceli aktivitelerde genelde rol almaktan çekinmektedir. Bu dönemde kişiye destek olmak için çaba sarf edilmesi önemlidir.

    • Ölen kişinin sorumlulukları birilerinin omzuna kaldığı zaman bu yas sürecini daha ağırlaştırabiliyor. Bunu hafifletmek için kişiye yardımcı olunması gerekir.

    • Kişiye yas sürecini atlatmak için zaman tanımak çok önemlidir.

    Ne zaman destek alınması gerekir?

    Psikolojik olarak yasın her evresinde destek alınması önerilmestedir, çünkü bu süreci kontrol altında tutmaya ve kişinin patolojik belirtiler geliştirmemesine yardımcı olacaktır. Zamanında destek alınmazsa ve kişi patolojik yas yaşamağa devam ederse kişinin en kısa zamanda destek alması öneriliyor. Bunun için aşağıdaki belirtileredikkat edilmesi önerilmektedir:

    • Kişi psikiyatrik bozukluk geliştirdiyse

    • Kişi iyileşmek yerine daha kötüye doğru gidiyorsa

    • 4-6 hafta sonra hayatına geri dönmekte zorlanıyorsa

    • 1-2 yıl geçmesine rağmen ölen kişinin patolojik şekilde yasını tutmağa devam ediyorsa

    Kumru Şerifova

    Kaynakça:

    Royal College of Psychyatrists, Bereavement leaflet

  • Gençlik Dönemi ve Sorunları

    Gençlik Dönemi ve Sorunları

    Gençlik Dönemi ve Sorunları

    İnsan yaşamının en güzel, en güçlü ve umutlu dönemi olan gençlik dönemi aynı zamanda kriz ya da bunalım dönemi olarak da adlandırılabilmektedir. Aslında her değişim bir durumdan ötekine geçiş ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp, yeni koşullara uyma zorunluluğu getirdiğinden, kendine göre bir zorluk taşımakta, dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak da adlandırılabilmektedir.

    Gençlik dönemi bireyin fiziksel, sosyal ve psikolojik olgunluğa erişmesinin tamamlandığı, çocukluktan yetişkinliğe geçişin sağlandığı, insan hayatının oldukça önemli bir dönemidir. Dünya Sağlık Örgütü, 10–19 yaşlarını ergenlik dönemi, 15–24 yaşlarını, gençlik dönemi olarak belirlemekte ve 10–24 yaş arasındaki bireyi “Genç İnsan” olarak tanımlamaktadır.

    Ergenlik dönemi üç evrede incelenebilmektedir:

    Erken Ergenlik Evresi

    Kızlarda11–13, erkeklerde 14–15 yaşlarını kapsamaktadır. Bu evrede cinsel ve fiziksel büyüme çok hızlıdır. Değişime uyum sağlamakta zorlanan ergen, şaşkınlık ve endişe hisseder. Çevreye ani çıkışları olur ve çevrenin de kendisini anlayamadığını, sevilmediğini düşünür. Hayali bir izleyici kitlesinin olduğunu düşünen ergen, “nasıl görünüyorum” sorusunun cevabını bulmaya çalışır.

    Orta Ergenlik Evresi

    15–18 yaşlarını kapsar. Bu evrede büyüme yavaşlar. Tepkisel davranışın yerini, üzerinde düşünülmüş davranış ve tutumlar alır. Karşı cinse ilginin başladığı bu dönem, cinsel kimliğine bağlı roller de edinilir. Özgür olma isteği ve arkadaşlarına verdiği önem artar. Yetişkinleri model alma, taklit başlar, sigara, alkol gibi olumsuz maddeler seçilebilir. Bu dönemde “ben kimim” sorusunun cevapları aranır.

    Geç Ergenlik

    18–24 yaşlarını kapsar. Bu evrede büyüme, gelişme tamamlanır, endişe kaybolur. Cinsel kimlik kazanılmış, ben kimim sorusu cevaplanmıştır. Geleceğe ilişkin karar alabilecek sosyal olgunluğa ulaşan genç, eş ve iş seçebilecek beceriyi kazanmıştır. Çevresiyle rahatça iletişim kurar ve “ne olacağım” sorusunu cevaplamaya çalışır.

    Gençler Neden Önemlidir?

    ❖ Gençler toplumların ekonomik ve sosyal kalkınmalarını sağlayan lokomotiflerdir.

    ❖ Gençlik döneminde oluşan davranış biçimleri hem bireyin bütün yaşamını hem de tüm toplumu etkilemektedir.

    ❖ Bir ülkenin geleceği için yapabileceği en önemli yatırımlardan biri gençlerin sağlık ve gelişim ihtiyaçlarını yeterince dikkate alıp kaynak ayırmaktır.

    Gençleri Hangi Sorunlar Beklemektedir?

    Dünya nüfusunun %30’unu (1 ½ Milyar) oluşturan genç insanların %85’i gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Türkiye’de ise nüfusun % 50’si 25 yaş ve altında bulunmaktadır.

    Gençleri yoksulluk, yetersiz eğitim, işsizlik, cinsellikle ilgili sorunların da olduğu bir dünya beklemektedir.

    Yoksulluk

    Yetersiz eğitim

    115 milyon çocuk hiç okula gidememektedir ve bunların % 60’ı kız çocuklardan oluşmaktadır.

    2000 yılı verilerine göre, yaklaşık 82 milyon genç kadın ve 51 milyon genç erkek okur-yazar değildir.

    İşsizlik

    Yasal olmayan ve tehlikeli işlerde çocuk işçiler kullanılabilmekte ve dünyadaki işsizlerin %50’si, gelişmekte olan ülkelerde ise %80’i gençlerden oluşmaktadır. Dünyada 10 ile 14 yaşarası 73 milyon ergen çalışmaktadır.

    Cinsellikle İlgili Sorunlar

    Dünyada bir yılda doğan yaklaşık 15 milyon çocuğun annesi ergenlik dönemine ait yaşlardan olup, her yıl meydana gelen sağlıksız düşüklerin 4 milyonu (%25) da ergenlik yaş grubuna aittir. Yine her 20 ergenden birinde HIV/AIDS dışında Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyon (CYBE) görülmektedir. Yeni HIV/AIDS vakalarının yarısı da, 10–24 yaş grubundandır.

    Gençleri bekleyen pek çok sorun bulunmaktadır ve gençler kendi dönemlerine özgü sorunların yanında hayatla ilgili bu sorunlarla da başa çıkma durumunda kalabilmektedir.

    Gençlik Döneminin Başlıca Sorunları

    Gençler fiziksel, ruhsal yönden büyüyüp gelişirken bazı riskler, yeni durumlar söz konusu olabilmektedir. Yaptıkları ve yapacaklarıyla dünyaya ben de varım diyerek meydan okumaya çalışan ergen için riske girmek hiç de zor değildir. Bazen basit bir merakla başlayan işler, sonunda güç gösterisi haline dönüşebilmektedir. Adeta bir kozanın içinde olduğunu, kozanın kendisini koruyacağını düşünen genç, kolaylıkla risk alabilmekte ve sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu dönemde görülen ve risk almaya bağlı gelişen sorunlardan bazıları şunlardır;

    ❖ Kaza ve Yaralanmalar

    ❖ Yanlış Beslenme Alışkanlığı

    ❖ Hareketsiz Yaşamdan Kaynaklanan Sorunlar

    ❖ Kişisel Hijyen Sorunları

    ❖ Cinsel Davranış ve Üreme Sağlığı Sorunları

    ❖ Sigara, Alkol ve Madde Bağımlılığı

    ❖ Kimlik Sorunu

    ❖ Psikolojik Sorunlar

    Kaza ve Yaralanmalar

    Gençlerin yetişkinlere göre daha fazla kaza ve yaralanmayla karşılaşabildiği görülmektedir. Kaza ve yaralanmaları iki ayrı grupta değerlendirmek mümkündür. Bunlar; kasıtsız yaralanmalar ve kasıtlı yaralanmalar-şiddettir.

    ❖ Kasıtsız Yaralanmalar:

    Emniyet kemeri kullanmama, alkollü araç kullanımına bağlı oluşan kazalar, spor yaralanmaları, boğulma, ateşli silahla yaralanma ve zehirlenme gençlerde sıklıkla görülmektedir.

    ❖ Kasıtlı Yaralanmalar-Şiddet:

    Yaşın hafifletici bir neden olmasına bağlı olarak çocuklar ve gençler çete-mafya-töre cinayetlerinde kullanılabilmektedir.

    Gençler terör örgütlerinin hedef gruplarındandır. Ait olma duygusu, kahraman olma isteği ve meydan okuma davranışları terör örgütlerinin gençleri seçmesi için yeterli neden olmaktadır.

    İlişkide de şiddet gençler arasında görülebilmektedir. Özellikle kızlar, arkadaşını kaybetme korkusuyla istemediği bir ilişkiye zorlanmakta, hayır diyememektedir. Bu tarz süren ilişkide cinsel istismara açık hale gelmektedir.

    Yanlış Beslenme Alışkanlığı

    Büyüme ve gelişmenin tamamlanması, yaşamın sürdürülebilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması için yeterli ve dengeli beslenme önemlidir.

    Günümüz toplumunda çocuklar ve gençler, tüketime dayalı birçok sektörün hedef kitlesidir. Hem gıda hem de güzellik endüstrisi bütün pazarlama olanaklarını bu gruplar için kullanmaktadır. Bir yandan bol kalorili popüler fast food zincirleri beslenme alışkanlıklarında dengesizliğe yol açarken diğer yandan ise kitle iletişim araçlarının güzelliği santimlik ölçülere indirgeyen anlayışı, sürekli olarak gençleri baskı altında bırakmaktadır.

    Bunların üzerine ergenin kendi bedeni ile uğraşma merakı eklendiğinde, neredeyse aç kalma sayılabilecek diyetlerin ergen kültürünün bir parçası haline gelmesi daha kolay anlaşılabilmektedir.

    Yeme bozukluklarının en sık rastlandığı dönem, ergenlik dönemidir. Ergenin beden imgesini yanlış değerlendirdiği, buna bağlı olarak kendisini şişman algıladığı, yemek yemeyi reddettiği ve bu nedenle aşırı kilo kaybına uğradığı dönemler olabilmektedir. Aç kalma noktasına varan diyet programları, kendini kusturma, aşırı spor yapma, idrar söktürücü ve müshiller kullanılması gibi yöntemler sıkça gözlenebilmektedir.

    Gencin bedeniyle çok yoğun uğraşması başka alanlara odaklanmasını zorlaştıracağından, ilişkilerinde ve eğitim yaşantısında bozulmalara da neden olabilmektedir.

    Güzel ya da yakışıklı olabilmek için sağlıklı olmak, sağlıklı olabilmek içinse yeterli ve dengeli beslenebilmek gerekmektedir.

    Ayrıca güzel olmak sadece fiziksel özelliklere indirgenirse insani değerler, kişilik özellikleri, davranışlar önemsiz algılanabilir. Oysa “güzel insan” olmak daha çok sağlam bir kişilikle mümkün olabilmektedir. Bedene gösterilen özenin kişisel gelişime de gösterilmesi gerekmektedir.

    Hareketsiz Yaşamdan Kaynaklanan Sorunlar

    Hareketsiz yaşam çocuklar ve gençler için fiziksel ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir. Adeta ekran karşısında yaşamın içine çekilmektedirler. Arkadaşlarıyla sanal ortamlarda görüşmek, bilgisayar oyunları cazip hale getirilmektedir. Sağlıksız beslenmeyle beraber hareketsiz yaşam gençler için ciddi sağlı sorunları oluşturabilmektedir. Fiziksel etkinliğin özendirilmesi, yaşam tarzına dönüştürülmesi gerekmektedir. Fiziksel etkinlikler birden çok amaca hizmet edebilmektedir. Kalp sağlığı, kasların ve kemiklerin dayanıklılığı, kilo verme, formda kalma ve stresle başa çıkma fiziksel egzersizin sayılabilecek yararlarındandır.

    Kişisel Hijyen:

    Gençlerin ihmal edebildiği, ailelerin ise sık sık şikayet ettiği konulardan birisi de hijyen sorunudur. Çocukluk yıllarında ebeveynin denetiminde olan hijyen konusu, ergenlik dönemiyle beraber gencin denetimine geçmektedir. Her insan gibi gençte kendi temizliğinden kendisi sorumludur.

    Başta kişinin kendi sağlığı olmak üzere herkesin sağlığını korumanın en önemli aracı temizliktir. Sadece beden temizliğini değil, kullanılan her şeyi ve her ortamı temiz bırakmanın önemi de unutulmamalıdır.

    Vücuda ait kişisel temizlik ile ishalli hastalıklar, soğuk algınlıkları, cildin mikrobik hastalıkları, bazı alerjik hastalıklar önlenebilmektedir.

    Meme temizliği ve bakımı, dış genital organların temizliği, adet dönemi temizliği, saç temizliği ve bakımı, yüz, göz ve kulak temizliği, ağız ve diş sağlığı, el, ayak ve tırnak temizliği, sağlıklı giyinme oldukça önemlidir.

    Özellikle yurt ortamında kalan gençlerin bakımlarını sürdürmeleri, kendilerinin ve kullandıkları alanların temiz bırakılması konusunda daha titiz olabilmesi gerekmektedir. Gençlerde yaygınlaşan dövme ve piersing uygulamaları hijyen koşullarda yapılmadığında, vücudun ( ağız, dil, göz çevresi ve göbek gibi ) risk oluşturabilecek bölgelerinde uygulandığında tehlikeli olabilmektedir.

    Cinsel Davranış ve Üreme Sağlığı Sorunları

    Ülkemizde gençlerle yapılan araştırmalar cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında eksik ve yanlış bilgilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan gençlerin verdikleri cevaplardan cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların neler olduğunu, nasıl bulaştığını, belirtilerinin neler olabileceğini ve en önemlisi nasıl korunulması gerektiğini bilmedikleri görülmüştür.

    Cinsellikle ilgili konuların tabu olması nedeniyle bu konu uzun yıllar çok ihmal edilmiştir. Gençler bilgilenme konusunda çoğu zaman yalnız bırakılmışlardır. Erken ergenliğin oluşması, evlilik yaşının daha ilerleyen yıllara kayması erken cinsel aktiviteyi oluşturabilmektedir. Gençlerde risk alma davranışıyla beraber bu dönemde korunmasız ya da bilinçsiz cinsel yaşam ciddi sorunlara yol açabilmektedir. İstenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar gençleri tehdit etmektedir.

    Ayrıca, cinsel istismarla ilgili sorunlar ve istismarın sıklığı, tüm vakaların rapor edilmemesi nedeniyle tam olarak bilinmemektedir. Tecavüz, flört şiddeti, ensest, pornografi, seks ticareti gençler için oldukça önemli sorunlar arasındadır. Daha çok genç kadınlar cinsel istismara ve şiddete maruz kalmaktadırlar. Tüm dünyada, cinsel içerikli saldırıların yaklaşık % 50’si 15 yaş altı ergen kızlara karşı gerçekleştirilmektedir.

    Gençlere ve ailelere cinsel davranış ve üreme sağlığı konularında bilgi vermek, hizmet sağlamak, gençlerde “hayır” deme bilinci oluşturabilmek bu konuyla ilgili sorunlarla mücadele için oldukça önemlidir.

    Sigara, Alkol, Uyuşturucu Gibi Madde Kullanımı

    Uyuşturucu sektörü de gençleri hedef almaktadır. Yeni şeyleri deneme merakı, yetişkinleri model alma, arkadaş grubuna ait olabilme gibi nedenlerle başlanabilen sigara, alkol ve uyuşturucu maddeler gençlerde görülen sorunlardandır.

    Sigara ve alkol en sık kullanılan ve istismar edilen maddelerdir.

    Dünyada 13 – 15 yaşlar arasında beş ergenden biri sigara kullanmaktadır. Üniversite öğrencileriyle ülkemizde yapılan çalışmalar, gençler arasında sigara kullanımının çok yüksek olduğunu göstermektedir. Araştırmaya katılan gençlerin yarıdan fazlası sigara içtiğini belirtmişlerdir.

    Gençler arasında koklanan çözünebilen madde (tiner, bali vs.) kullanımı mağazalardan ve evlerde kolay elde edilebilirliğinden dolayı daha fazladır. Özellikle sokak çocukları daha büyük risk altındadırlar.

    Alkol, ilaç, esrar, extacy kullanımında ne yazık ki artış görülmektedir.

    Kimlik Sorunu

    Kişinin toplumsal yerini, mesleksel konumunu ve cinsel kimliğini tanımaya, yerine oturtmaya çalıştığı bir mücadeledir.

    Çocukluk döneminde ebeveyninin ya da öğretmenlerinin doğrularını, yanlışlarını sorgulamadan kabul eden genç yeni dönemde kendisine ait bir süzgeç oluşturma mücadelesine girer. Bu mücadele kiminde daha sessiz, kiminde daha dalgalı ve fırtınalı geçebilir. Ana-baba ya da toplumla değişik derecelerde sürtüşmeler, ters düşmeler olabilir. Bu süre içinde ana-babadan bağımsızlaşma, toplumsal değerleri, inançları yeni baştan tartma ve kendine yol bulma çabası baskın olabilmektedir.

    Psikolojik Sorunlar

    Gençlik döneminde meydana gelen hızlı fiziksel ve psikolojik değişiklikler genç için gerilim kaynağı olabilmektedir. Çevresi tarafından anlaşılma, arkadaşlarınca kabul görme, ana-babadan bağımsızlaşabilme, üniversiteye girebilme, üniversite ortamına alışabilme, cinsel yaşantı v.b. durumlar genç için kaygı yaratan durumlardır. Bu durumlara verdiği tepkiler hırçın, öfkeli olabildiği gibi içe kapanma, sıkça ağlama şeklinde de olabilmektedir. Gençlik dönemine ait bu sıkıntılar psikolojik sorunlarla da karıştırılabilmektedir.

    Depresyon bu dönemde sıklıkla görülebilmektedir. Depresyondaki birey kendisini mutsuz, karamsar, yalnız hissedebilir. Ağlama isteği olabildiği gibi aşırı öfkelenme de görülebilir. Dikkat toplama güçlüğü, derslere/işine ilgi kaybı, genel isteksizlik, hareketlerde yavaşlama, uyku sorunları ve iştah değişiklikleri de depresyondaki bireyde gözlenebilmektedir.

    İntihar düşüncesi ya da intihar, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları gençlik döneminde görülen sorunlardandır.

    Gençlik Dönemindeki Sorunlarla Başa Çıkma Konusunda Öneriler

    Gençlerin yaşadıkları döneme özgü sorunlarla beraber içinde yaşadıkları toplumun gerçeklerinden kaynaklanan sorunlarla daha kolay başa çıkabilmeleri için yapılabilecekleri şöyle özetleyebiliriz;

    ❖ Sosyo-kültürel etkinliklere yönelmek (Tiyatro, sinema, sergi, konser, hobiler)

    ❖ Dünyada ve ülkede olup biteni takip edebilmek

    ❖ “Hayır deme” becerisi geliştirmek

    ❖ Aile ile ilişkilere özen göstermek

    ❖ Sorumlulukları artırmaya çalışmak

    ❖ Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermek, spor yapmak

    ❖ Zaman yönetimi bilinci oluşturabilmek

    ❖ Gerektiğinde profesyonel yardım alabilmek.

  • Bebeğinizin birinci yılı: güzel beklentiler

    Gülümseme

    İki ay boyunca uykusuz kaldınız. Onu her saat sakinleştirmeye çalıştınız. Tabii bu arada bol bol da gözyaşı gördünüz. Bu arada belki arada parlayan bir gülümseme gördünüz ama bunun nedeni gaz da olabilirdi. Şimdi asıl ödülü alma zamanı. Yaklaşık 2 aylık olduğunda, bebeğiniz size gülümseyecek! Bebeğinizin dayanılmaz gülümsemesi için genellikle sesinizi duyması veya yüzünüzü görmesi yetecek.

    Kahkaha
    Bebeğinizin sık sık ağlayan sesi sizi köşeye sıkıştırdıysa, direnmeye devam edin. Bebeğiniz 4. ayını tamamladığında, belki de duyup duyabileceğiniz en tatlı sesi, yani bebeğinizin kahkahasını beklemeye başlayabilirsiniz. Bunun en iyi tarafı da, bebeğinizin ne kadar kolay kahkaha attığını görmektir. Gülünç suratlar, gıdıklama ve ce-ee’ler kıkır kıkır kahkahalar atmasına yetecektir.

    Deliksiz Uyku
    Diğer hiçbir ilk ana benzemeyen deliksiz uyku, yeni ebeveynler için bir mucize haline gelir. Yeni doğan bir bebeğin tüm gece uyumasını beklemek gerçekçilikten ve sağlıklı düzenden uzaksa da, ebeveynler yakın zamanda rahata kavuşacaklarını unutmamalıdır. 4-6 ay sonrasında, çoğu bebek tüm geceyi deliksiz bir uykuyla geçirebilir.

    Dik Oturma
    Her zaman karnınızın üzerinde uzanmanız gerektiğini düşünün. Dünya nasıl da farklı görünürdü! 5 veya 6 ay sonrasında, çoğu bebek destekle dik oturabilir. Destek için, ya ellerini önlerine koyar ya da yastıklara veya mobilyalara yaslanırlar. Bebekler, genellikle 7-9 ay civarında desteksiz oturabilmeye başlar.

    Emekleme 9 aya gelindiğinde, çoğu bebek hem ellerini hem de ayaklarını kullanarak emeklemeye başlar. Bazı bebeklerse hiç emeklemeden sürünmeyi veya kıvrıla kıvrıla ilerlemeyi tercih eder. Emekleme çok önemli bir gelişme değildir ve kaymayı veya sürünmeyi tercih eden bebekler de genellikle diğer gelişmelere zamanında erişir.

    El Sallama

    ‘Bay bay’ anlamında el sallama sadece şirin bir hareket değildir – aslında, bir dil ifadesidir. 9 aya varıldığında, çoğu bebek sesler, jestler ve anlamlar arasında bağlantı kurmaya başlar. El sallamanın ‘bay bay’ ifadesiyle bağlantılı olduğunu anlar.
    Elle Yemek Yeme
    Kaşıkla besleme ihtişamını kaybetmeye başladıysa, bebekler kendi başlarına yemek yemeye hazırdır. 9-12 ay arasında, bebekler ellerini ve parmaklarını kontrol edebilmeye başlar. Bu da, parçalı yiyecekler gibi küçük nesneleri kavramalarını kolaylaştırır. Ne yazık ki, bu yaşın üstündeki bebekler tatları ve dokunuşları keşfetmeye bayıldığından, ağızlarına atmak isteyecekleri tek şey yiyecek olmayacaktır. Bu yüzden, çevre güvenliği bu yaşta dikkate alınması gereken önemli bir noktadır.

    Ayakta Durma
    12 aya varıldığında, çoğu bebek kısa süre de olsa desteksiz ayakta durabilir. Ayrıca, mobilyalara veya başka nesnelere dayanarak küçük adımlar da atarlar – buna “sıralama” adı verilir. Bağımsız bir şekilde yürümeyi öğrendikleri andan önceki haftalarda veya aylarda, bebekler sıralayarak, kendilerini asıl yürüme aktivitesine hazırlar.

    Adım Atma
    İlk adımı, ilklerin kralı olarak görebilirsiniz. Bebeğinizin kendi başına attığı ilk adım kadar beklenen (veya kaydedilmeye çalışılan) başka bir an yoktur. Ancak, her bebek bir yaşına vardığında yürümeye başlamaz. Normal yürüme yaşı 9 ila 17 aydır ve çoğu bebek, ilk adımlarını yaklaşık 13. ayda atar.
    İlk Kelime
    “Anne! “Baba!” Bebeğinizin adınızı söylediğini duymak kadar güzel bir şey yoktur. Bu da bir yaş civarında gerçekleşir. Bu zamana kadar, çoğu bebek en az bir gerçek kelime söyler ve başkalarını taklit etmeye çalışır. Ufaklığınızın düşüncelerini nihayet öğreneceğiniz an yakındır.

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Çocuğunuza tuvalet eğitimi kazandırmadan önce insan gelişimini iyi bilmemiz gerekir. alt ıslatma, büyük tuvaletini altına yapma, insan gelişiminin bir parçasıdır.Bebeklik ve ilk çocukluk döneminde alt ıslatılması, büyük tuvaletini altına yapma son derece normal bir davranıştır.

    Çocuklar büyüdükçe kaslarını kontrol etmeye başlar. Davranışlarının sonuçlarını görmeye, toplumsal olanlar ile toplum tarafından kabul edilmeyen davranışların ayrımını yapmaya başlar. Bu dönemde tuvalet eğitimini önem kazanmaya başlar. Aileler kendi çocukları için bir an önce tuvalet eğitimi kazansın isterler. Ancak her çocuk için tuvalet eğitimine başlama yaşı olarak standart bir değer, yaş belirlemek zor olmakla birlikte 2 yaş vesonrasında daha kolay bir kontrol kazanmaktadırlar.

    Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi İçin Ne Yapmak Gerekir?

    Bir kere şunu çok iyi bilmeliyiz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu eğitim için kesin bir yaş ve dönem belirlemek zordur. Ancak büyük, küçük tuvalet yapması, gündüz ve gece altına kaçırması olarak farklı kriterler belirlemek gerekir. Bir çocuk için genel olarak 3-4 yaş civarında gündüz tuvalet kontrolünü sağlaması normaldir. Gece tuvalet kontrolü için ise 5-6 yaşına kadar kazanmamış ise bir üroloğa gitmekte fayda vardır.

    Bazı Çocuklar Neden Tuvalet Kontrolü Sağlayamaz?

    1. Gelişimsel sorunlar: bazı çocuklar diğer çocuklarla aynı yaşta olmalarına karşın aynı gelişim evresinde olmayabilirler. Örneğin her iki çocuk da 3 yaşında olmana karşın birisi gelişim olarak 6-9 ay daha geriden geliyordur.
    2. Mesane büyüklüğü yeterli büyüklükte değildir.
    3. Kas kontrolü yeterli düzeyde değildir.
    4. Öğrenme sorunları vardır.Çocuk bu öğrenmeyi gerçekleştirecek yeterli zeka seviyesine sahip değildir.
    5. Dikkatve farkındalık , motivasyon sorunu vardır.
    6. Hastalık ya da enfeksiyon olabilir

    Tuvalet Eğitimi Kazandırılırken Aileler NelereDikkat Etmelidir?

    a-Her çocuk bir diğerinden farklıdır. Her çocuk bir öğrenmeyi aynı dönemde gerçekleştirmeyebilirler. Bunu bilerek eğitime başlayabilirler.

    b-Aileler bu eğitimi verirken kesinlikle baskıcı olmamalıdırlar. Yumuşak ve zamana yayarak eğitim vermelidirler.

    c-Çocukları altına kaçırdıkları durumlarda onları utandıracak söz ve eylemlerden kaçınmalıdırlar.

    d-sert, baskıcı ve fervi söz ve hareketlerden kaçınmalıdırlar.

    f-Çocuğunuzun tuvalet eğitimi kazanamaması fizyolojik bir sorundan yada bir hastalıktankaynaklanabilir. Bir uzmana gitmeniz gerekebilir.