Etiket: Yaş

  • 4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Sorgu çağının en üst düzeye ulaştığı yaştır. Çevresini daha iyi tanımaya çalışan, yeni kavramları (cinsellik) merak edip öğrenmek isteyen 4 yaş çocuğu bitmek bilmeyen “nasıl, neden, niçin” sözcüklerini kullanır. Sorularına cevap beklerken karmaşık olmayan, rahatlıkla anlayabileceği, kısa cevaplar vermek en doğrusudur.  Ansızın gelebilecek bu sorulara anında cevap vermemiz gerektiği için olası sorulara karşı her zaman hazırlıklı olmak gerekir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Kendine güveni artmaya başlayan 4 yaş çocuğu artık bağımsız davranışlar göstermeye başlar.

    *Kendi başına bir şeyler yapabildiğini ailesine ve çevresine göstermek ve kendi seçimlerini kendisi yapmak ister.

    *Kuralları anlamaya başlar.

    *Karşı gelme bu yaşın en belirgin özelliğidir.

    *Henüz empati yapamasa da yavaş yavaş başkalarının duygularını anlamaya başlar.

    *Çok fazla soru sorar, sizden cevap bekler.

    *Artık daha çok ve daha uzun süre oyun oynar.

    *Yaşıtlarıyla oynamaktan keyif alır.

    *Oyunlarında detaylar giderek artmaktadır.

    *Artık dramatik oyunlar oynamaya başlar, oyunlarında rol yapabilir.

    *Diğer yaşlarına göre daha çok paylaşır.

    *Sıra beklemeyi öğrenmeye başlar.

    *Yalnız kalma ve karanlık gibi korkuları olabilir.

    *Doğru/yanlış kavramları henüz tam olarak oturmamıştır.

    *Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye daha düşkün olurlar.

    *Hayal dünyası oldukça aktiftir. Gerçek ile hayali ayırt etmeye başlasa da zaman zaman karıştırabilmektedir.

    *Hayali arkadaşları olabilir.

    *Cinsiyet farklılıkları anlamaya çalışır. Konu ile ilgili sorular sorar.

    *Tehlikeyi henüz algılamayabilir.

    *Zaman zaman yalan söyleyebilirler.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Zaman kavramı yavaş yavaş oturmaya başlar.

    *Büyük/küçük kavramlarını bilir.

    *Aynı/farklı kavramlarını bilir.

    *Ana renkleri bilir.

    *Yakın zamanda yaşanmış olayları anlatabilir.

    *Benzerlikleri ve farklılıkları fark edebilir.

    *Kendisine verilen yönergeleri (3-4) sırasıyla yerine getirebilir.

    *Dikkat süreleri kısadır.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Konuşmasının net ve anlaşılır olması beklenir.

    *Konuşmasında çocuksu ifadelerin giderek azalması beklenir.

    *Bazı harfleri doğru telaffuz edemeyebilirler. (s,r gibi)

    *Zamirleri yerinde kullanabilir.

    *Konuşmalarında “neden, niçin, nasıl” sorularını sık sık kullanır.

    *Çünkü ile iki cümleyi birbirine bağlayabilir.

    *Kısa hikayeler anlatabilir.

    *Çocuk şarkılarını ezbere söyleyebilir.

    PSİKO-MOTOR GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Sakinliğin yerini hareketlilik almıştır.

    *Koordinasyonu ve dengesi gelişmektedir.

    *Nesneleri hedefe atabilir.

    *Müzik eşliğinde hareket edebilir.

    *Koşar, atlar (10cm) , zıplarlar.

    *Küçük kas gelişimi gerektiren faaliyetleri yapabilir. (kesme,koparma,yapıştırma,sıkma)

    *Boncukları ipe dizebilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Cinselliğinin farkına varmaya başladığı için cinsel bölgelerini inceleyebilirler.

    *Karşı cinsin bedenine merak oldukça fazladır.

    *Tuvalet alışkanlığını kazanmış olmaları beklenir.

    *Tuvalet ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilirken zaman zaman yardıma da ihtiyaç duyabilirler.

    *Gece tuvaletlerini kontrol edebilmeleri beklenir.

    *Kendi kendine yemek yiyebilir.

    *Giysilerini giyebilir.

    *Düğmelerini iliklemekte yardıma ihtiyaç duyabilir.

    *Dişlerini yardımsız fırçalayabilir.

    *Çocuğun kendi odasında yatabilmesi önemlidir.

    *Mahrem duygusu oluşmaya başlar. Anne/babasını çıplak görmemek çocuk için önemlidir.

    *Cinsel kimliğin oluştuğu bu yaşlarda çocuklar cinsiyetleri ile özdeşim kurmaya çalışırlar. 

    *Kıyafet ve oyuncak seçimleri cinsiyetlerine uygun olursa cinsiyet kavramını oluşturmaya çalıştıkları bu dönemde onlara yardımcı olmuş oluruz.

  • 5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    Belki de ilk çocukluk için en güzel dönemdir 5 yaş. 2 yaş gibi zorlu bir dönemi geride bıraktıktan sonra 5 yaş altın yaştır aslında. Çocukların daha olgun, sorumluluklarının bilincinde oldukları, çevreye uyum sağlamaya çalıştıkları bu yaş aileler için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. 5 yaşındaki çocuğa karşı iyi davranışlarını takdir edip, sınırlar ve kurallar konusunda tutarlı ve kararlı olursak onun gelişimi açısından olumlu sonuçlar almamız diğer yaşlara göre daha kolaydır.

    SOSYAL -DUYGUSAL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Diğer yaşlara göre daha sosyal olan 5 yaş çocuğu çok rahat kendi kendine oyun kurabilir ve birçok oyuna katılabilir. Kendi başına bir grubun parçası olarak davranabilir, yönlendirilmeye ihtiyaç duymaz. Arkadaşları ile oyun oynarken üzerine düşen görevi yerine getirir ve başkalarıyla işbirliği de yapabilir. Oyunları zenginleşmiştir ve artık kurallı oyunlara uyum sağlayabilir.

    *5 yaş çocuğu oldukça yaratıcıdır ve yaratıcılığını geliştirebileceği en iyi ortam oyun ortamıdır. Çocuk arkadaşları ile dramatik oyun oynarken çeşitli rollere (anne, baba, öğretmen, doktor) girer ve bu rollerin detaylarını vurgular. Bu süreçte hem yaratıcılığını geliştirir hem de işbirliği yapabilmeyi pekiştirir.

    *Kendine güvenen 5 yaş çocuğunun bencilliği artık azalmıştır. Kendinden emindir. Uyumsuzluk ve huysuzluk dönemini geride bırakmıştır. Empati becerisi geliştiği için ve kendini daha iyi ifade edebildiği için daha iyi sosyal ilişkiler kurabilmektedir. Artık onları ikna edebilmek diğer yaşlardaki kadar zor değildir.

    *Bu yaş çocuğu sorumluluklarının farkında olduğu için genelde başladığı işi yarım bırakmadan tamamlamaya çalışır.

    *5 yaş çocuğu kolay utanır. Bu yüzden ona karşı eleştiriler yalnız ortamlarda yapılmalıdır. Eleştirinin kolay kabul edilmediği bu yaşta çocuklar olumlu geri bildirime (takdir edilme) daha iyi cevap verirler.

    *Bu yaşta kendine güveni arttığı için ailesinden bağımsız hareket etmeye başlar.

    *Cinsiyet kavramı belirgindir, kendi cinsiyetinin farkında olan 5 yaş çocuğu vücudunu ve cinselliği merak edip, sorgulayabilir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLEYEBİLİRİZ

    *Yaşıtlarıyla vakit geçirebileceği ortamlar sunabiliriz.

    *Oyunun faydalarından bahsettik. Biz de onun oyunlarına katılıp gelişimini olumlu yönde destekleyebiliriz. Kurallı oyunları öğrenebilmesi için birlikte yaşına uygun oyunlar oynayabiliriz.

    *Eleştirilerimize dikkat edip, iyi/güzel davranışlarını daha sık takdir ederek pekiştirebiliriz.

    *Duygularını ifade edebildiği bu dönemde onunla bol bol sohbet edebiliriz.

    *Merak ettiği konularda onunla yaşına uygun kısa konuşmalar yapabiliriz. Bize yönelttiği sorularını kafasını karıştırmayacak şekilde cevaplayabiliriz.

    *Sorumluluk almaktan keyif alan çocuğumuza bu davranışlarını pekiştirmesi için küçük sorumluluklar verebiliriz.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaşındaki çocuk artık karmaşık ve uzun cümleler kurabilir, akıcı ve seri konuşabilir. Genel olarak bütün sesleri çıkartabilir ve konuşması herkes tarafından anlaşılırdır. Duyduklarını tekrarlamakta sıkıntı yaşamaz. Uzun uzun hikayeler anlatabilir. Dil gelişimi artık iyi seviyede olan bu yaş grubundaki çocuklar kendilerini rahat rahat ifade edebilirler.

    DİL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Düzenli olarak kitap okumak kelime haznelerinin gelişimine yardımcı olurken aynı zamanda kitap okuma alışkanlığı kazanmalarına da zemin hazırlar.

    *Onlar için yeni olan ve anlamını sordukları kelimeleri açıkladıktan sonra cümle içinde kullanmak öğrenmeleri açısından faydalı olabilir.

    *Günlük sohbetler de dil gelişimlerini olumlu anlamda desteklemektedir.

    *Tekerlemeler, bilmeceler bu yaş grubunun ilgisini çekerken dil gelişimine de hem telaffuz hem kelime dağarcığı açısından faydalı olmaktadır.

    BİLİŞSEL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu bazı basit soyut kavramları (rüya) anlayabilir fakat hala soyut düşünemez.

    *Yaratıcılığı oldukça gelişmiştir.

    *Problem çözme becerileri gelişmiştir, size alternatifler sunabilir.

    *Artık şakaları anlayabilir ve kendisi de şakalar yapabilir.

    *Neden-sonuç ilişkisini kavrayabilir.

    *Zaman kavramını daha iyi anlar. Haftanın günlerini sayabilir.

    *Nesneleri bilir.

    *Renkleri, rakamları, geometrik şekilleri tanır ve kopyalayabilir.

    *İnsan çizebilir.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Günlük hayatımıza devam ederken bilişsel gelişimini göz önünde bulundurarak çeşitli aktiviteler yapabiliriz.

    *Sohbet ederken neden-sonuç ilişkisini , zaman kavramını vurgulayabiliriz.

    *Hikayeler anlatmasını isteyerek, dramatik oyunlar oynayarak yaratıcılığını geliştirmesini destekleyebiliriz.

    *Kitap okuyarak sadece dil gelişimini değil bilişsel gelişimini de destekleyebiliriz.

    *Şakalarla mizah anlayışının gelişmesine zemin oluşturabiliriz.

    PSİKOMOTOR GELİŞİMİNİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu artık daha dengelidir, daha hızlı ve esnek hareket edebilir.

    *Tek ayak üzerinde uzun süre dengede durabilir, parmak ucunda yürüyebilir, zıplayabilir.

    *Çizgi üzerinde yürüyebilir.

    *Müziğin ritmine göre dans edebilir.

    *Kendisi giyinebilir, düğmelerini bağlayabilir.

    *Çatal-kaşık kullanabilir.

    *İnce motor becerileri de geliştiği için kalemi daha iyi tutabilir.

    *Çizginin dışına taşırmadan boyama yapabilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaş çocuğu artık bir çok ihtiyacını kendisi karşılayabilecek durumdadır.

    *Tuvalet ihtiyacını kendisi karşılayabilir.

    *Elini yüzünü yıkayabilir, dişlerini fırçalayabilir.

    *Yardım almadan tek başına banyo yapabilir.

    *Kıyafetlerini hava durumuna göre kendisi seçebilir.

    *Kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyip çıkarabilir.

    *Üzerinden çıkardığı kıyafetlerini katlayabilir.

    *Yemeğini yardımsız yiyebilir.

    Özbakım becerilerini tek başına yapabilmesi için ona ortam sunup, fırsat vererek destekleyebiliriz. Yapamadıkları durumlarda eleştirmek yerine bir sonraki deneme için cesaretlendirmek daha doğrudur.

    Birçok zorlu dönemi geride bırakıp 5 yaşına gelen çocuğunuz için bu dönemi iyi değerlendirip bir fırsata çevirmek sizlerin elinde. Doğru tutum ve davranışlarla güzel sonuçlara ulaşabilmeniz dileğiyle…

  • Çocukta Zeka

    Çocukta Zeka

    Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?

    Zeka başka bir adıyla zihin güçü zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktadır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.

    Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri, genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs. sayılabilir.

    Zeka, çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.

    Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de başrol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.

    Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.

    Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’ünü oluştururlar.

    Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye erken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür. Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.

    Anne babalar üstün zekalı çocuklarına nasıl davranmalılar, nasıl bir yol izlemeliler?

    Üstün zekalı çocuklar aileleri ve çevreleri tarafından fark edildiği zamandan itibaren farklı muamele görebilirler ve bu da onların duygusal olarak yıpratabilir. Ailelerin bu çocuklardan beklentileri de yüksek olmaktadır ve bu beklenti çocuklarda aşırı kaygıya ve endişeye yol açabilir. Şunu unutmamak lazım ki üstün zekalı çocuk üstün özelliklere sahip makine değildir. Onların üstün olabilecekleri özellikleri yanında zayıf olabilecekleri yönleri de olabilir. Ayrıca her çocuk gibi onların da çocukluklarını yaşamaya, eğlenmeye ve sevgiye ihtiyaçları var. Bu çocuklar üzerindeki aşırı baskı ve yüksek beklentiler çocukların sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmelerini engeller. Özellikle mükemmeliyetçi ve memnuniyetsiz ebeveyn profili bu çocukların sağlıklı gelişimine engel teşkil eder. Bu sebeple çocuğun var olan başarıları alkışlanmalı daha fazla başarı için çocuk zorlanmamalıdır. Bunun yerine motive edici yöntemler kullanılması çocuğun kaygısını azaltır ve başarısını artırabilir. Aşırı iltifat, övgü bu çocukların egolarını aşırı kabarmasına ve bu sebeple kibirli, bencil ve narsistik (kendini beğenmiş) olmalarına yol açabilir. Çok yüksek tempoda ve uzun süren eğitim bu çocukların sosyal gelişimine mani olabilir. Bu sebeple çocukların sosyal faaliyetlerde bulunmasına, arkadaş ilişkisine ve etrafındaki kişilerle iletişim kurmasına imkan tanınmalı, hatta bunlar için teşvik edilmeliler.

    Üstün zekalı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse yeteneklerini geliştirme imkanı bulamadıkları gibi var olan kabiliyetlerinde körelme riski de bulunmaktadır. Bu riskle karşılaşmamak ve yeteneklerinin atıl duruma düşmemesi için çocukların erken keşfedilmeye ihtiyaçları vardır. Erken tanılama, çocuğun yeteneklerini geliştirebileceği bir eğitim modeliyle eğitim görme şansını arttıracak; böylece de yeteneklerinin atıl duruma düşmesinin önüne geçildiği gibi ileride ortaya koyacağı bilimsel ve sanatsal ürünlerin önü de açılacaktır.

    Üstün zekalı çocukların tanılanmasında, ebeveyn-öğretmen ortak çalışmasının sağlanması gerekir; bu ortak çalışma, keşfedilmenin erken ve doğru yapılmasını sağlamanın yanında, bu çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açılardan gelişmelerinde de önemli katkılar sağlar.

    Üstün zekalı çocukların yeteneklerini geliştirebilmelerine yönelik verilecek eğitimin yanı sıra, kendilerine uygun imkanların sağlanmasına da ihtiyaçları vardır. Örneğin okul öncesinde üstün zekalı bir çocuğun yeteneklerini geliştirebilmesine ortam ve imkan sağlamanın yollarından biri de onun anaokuluna gitmesini sağlamaktır. Çocuk, anaokulunda yeteneklerini gösterebileceği, zihinsel ve fiziksel gücünü ortaya koyabileceği çeşitli etkinlikler ve imkanlarla karşılaşır.

    Üstün zekalı çocuklar, farklı yaş gruplarındanve farklı sınıflara devam eden, kendileriyle benzer özelliklere ve yeteneklere sahip çocuklarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar; bu nedenle onlara, okullarındaki sınıf ve kulüp çalışmalarına katılma imkanları sağlanmalıdır. Ayrıca bu çocuklar, daha fazla bilgiye ulaşabilmek için kaynak çeşitliliğine ihtiyaç duyarlar. Bu çeşitliği sağlayabilmek için bilgisayar, kütüphane ve çeşitli atölyelere ihtiyaç duyulmaktadır.

    Üstün zekalı çocuklar, sürekli aynı faaliyetlerde bulunmaktan hoşlanmazlar ve bu konuda tepkilerini sık-sık dile getirirler. Bu nedenle onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve geliştirebilecekleri farklı etkinliklerle ilgilenmeye ihtiyaçları vardır. Ailelerin bu farklılıkları sağlamaları konusunda duyarlı davranmaları, ellerindeki bütün imkanları seferber etmeleri gerekir.

    Üstün zekalı çocuklar, okuldaki derslerini fazla çaba harcamaksızın takip edebildikleri için, öğrenim hayatları boyunca uzun süreli, düzenli ve planlı ders çalışma alışkanlığı kazanamazlar. Bu nedenle, onların eğitim yaşantılarının başından itibaren düzenli ve planlı çalışma alışkanlığını kazanma konusunda rehberliğe ihtiyaçları vardır.

    Bütün bunların yanında unutulmamıdır ki üstün zekalı çocuklarda da çeşitli psikiyatrik problemlerle karşılaşabilir. Tarihte de birçok örneği olduğu gibi nice dahi insanlar öğrenme güçlükleri, konuşma zorlukları, dikkat problemleri vs. gibi birçok psikiyatrik hastalıklara maruz kalmışlar. Bu sebeple üstün zekalı çocukların da iyi bir aile ve öğretmen gözleminde olmaları ve gerektiğinde uzman yardımı almaları gerekmektedir.

  • Kardeş kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı

    Kıskançlık duygusu, diğer duygularımız kadar doğal ve içgüdüsel olan doğuştan getirdiğimiz bir duygudur. Bireyin yaşamının her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun olarak yaşanan duygudur. Birey bu duyguyla iki yaş civarında ilk tanışmasını yaşamaktadır. Genellikle de, kardeş doğumu ile su yüzüne çıkar. Yeni bir kardeş aynı zamanda evde yeni bir birey demektir. Bu yeni birey evdeki dengeleri değiştirecek ve çocuk tarafından rakip olarak algılanacaktır. Hem evdeki aile bireylerinin hem de misafirlerin ilgisinin yeni bireyde olması çocuktaki kıskançlık duygusunun açığa çıkmasını sağlar. Genellikle yapılan ilk hata ailenin çocuğu, kardeşi geleceğine hazırlanmaması ile başlar.

    Çocuğun ilk ilişki kurduğu ilk bağlandığı kişi annedir. Anne, bir çocuk için en değerli varlıktır. Onu başkalarıyla paylaşmak, anne sevgisini yitirme korkusu çocuğun kıskançlık duygusunun ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

    Kıskançlık derecesinde rol oynayan diğer bir durum da, kardeşler arasındaki yaş farkının az olmasıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerin, yaş farkı fazla olan kardeşlere oranla kıskançlık duygusunun görülme sıklığı daha fazladır.

    Çocuklar kardeşlerini kıskandıklarında nasıl davranırlar?

    • Kardeşini kıskanan çocukta olduğu yaştan daha küçük bir bireymiş gibi davranır. Bebeksi davranışlar, altını ıslatma, anne memesinden süt içmeye çalışma, parmak emme gibi davranışlar gözlenebilir.
    • Çevresinde insanlar varken kardeşine aşırı ilgi, sevgi gösterirken, kimse yokken aniden vurma, ısırma gibi davranışlar sergileyebilir.
    • Aşırı öfkeli, huysuz, inatçı olabilir, çevresindeki insanlara saldırgan davranışlarda bulunabilir.
    • Anne-baba bebekle ilgilenirken ilgiyi engelleme, dikkat çekmek için çeşitli davranışlar yapabilir.
    • Sevilmediği düşüncesiyle anneden uzaklaşır, içe kapanır, sessizleşebilir ve yemek yememeye başlayabilir.
    • Fiziksel rahatsızlıkları olmadığı halde ilgi çekmek için karnım ağrıyor, başım ağrıyor gibi şikayetlerde bulunabilir.
    • Anne- babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.

    Anne baba olarak dikkat edilmesi gerekenler:

    • Öncelikle çocuk hamilelik döneminde bir kardeşi olacağına psikolojik olarak hazırlanmalıdır. Aileye yeni bir bireyin geleceği bir kardeşi olacağı anlatılmalıdır.
    • Hamilelik döneminde aile üyelerinden başka biri çocuğun bakımını yavaş yavaş üstüne alarak çocuğun anne yokken ihmal edilmişlik duygusu önlenmelidir.
    • Anne baba arasında çocuklara kaliteli zaman aktiviteleri ile ilgili iş bölümü yapılmalıdır. Çocukla, kardeşi doğmadan önce yapılan aktiviteler çok fazla değişiklik göstermemelidir.
    • Bebeğin gelişiyle birlikte 4-5 yaşlarındaki çocuğu anaokuluna göndermek doğru değildir. Bu durum kardeş kıskançlığını körüklediği gibi çocukta okul sendromunun gelişmesine ve çocuğun içine kapanık ya da saldırgan olmasına yol açabilir.
    • Bebek için hazırlanacak oda çocukla paylaşılmalı ve birlikte hazırlıklar yapılmalıdır.
    • Bebek bakımında onun yardımını isteyin, Eğlenceli ufak sorumluluklar verin. Yardımları konusunda çocuğa olumlu geri bildirimlerde bulunun.
    • Bebeksi davranışlara yönelik bir geri dönüş varsa, çocuk ayıplanmamalı, kızılmamalı, eleştirilmemeli ve cezalandırılmamalıdır. Onunla bu durumu konuşmak, duygusunu kabul ettiğinizi, anlaşıldığını hissettirmek etkili olacaktır.
    • Kardeşler arasında olumlu ya da olumsuz özellikleri kıyaslamamalısınız.
    • Her çocuğun kişilik yapısının aynı olmadığını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve mizaçları doğrultusunda uygun davranmaya çalışın.

    Ne zaman uzman desteği alınmalıdır?

    Hamilelik döneminden itibaren başlayan kıskançlık duygusu, eğer uygun yöntemlerle baş edilmezse ileri yıllarda başka kişi ve durumlara yansıtılarak gelişebilir. Bu duyguyla baş edemeyen ve bireyde kalıcı hale gelen bu duygu yaşamı boyunca başkalarıyla rekabet etme, başkalarını geçme eğiliminde olur. Eğer bu duygu çocukta zamanında giderilmezse kalıcı kişilik bozukluklarına neden olabilir.

    Çocuğunuzda görülen kardeş kıskançlığı, çocuğun işlevselliğini bozmaya başladıysa (kekemelik, altını ıslatma vb), aile içinde çatışmalar yaratıyorsa ve aile bu durumla ilgili çok fazla sorun yaşıyorsa uzman desteği almanız en sağlıklı yol olacaktır.

  • Çocuklarda tuvalet eğitimi ve zamanı

    Tuvalet eğitimi nasıl verilir?

    “Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek; hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.”
    Ebeveynler, çocuğun doğduğu andan başlayarak, her hareketini yorumlamaya çalışır. “Güldü”, “Beni tanıdı” gibi daha soyut ve bizim atfettiğimiz gelişmelerin yanı sıra bazı fiziksel, davranışsal ve ruhsal değişimler bebeğin gelişimini gösterir. Başını dik tutması, desteksiz oturması, ilk diş, yabancıları ayırt etmeye başlaması, ilk kelimeleri ve ilk adımları bir düzen içinde bebeğin gelişimini izlememizi sağlar. Çocuğun tuvalet eğitimi ile bezden kurtulması, hem çocuğun kendisi hem de çocuğa bakım veren kişiler için önemli bir gelişimsel aşamanın tamamlanmasıdır.
    Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir.
    Tuvalet eğitimi annelerin adeta kabusudur. Ne zaman başlaması gerektiği, nasıl davranılması gerektiği konusunda kargaşa yaşanır. Tuvalet eğitimi için en uygun dönem18-24 aylar arasıdır. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun temiz kalmasını sağlamaya çalışmak, hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ilerde gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak, zamanı gelince kendi söyler diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.
    Bazı çocuklar çiş kontrolünü, bazılarıysa kaka kontrolünü önce öğrenebilirler. Bu durum çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha önce tamamlanır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişir. Birçok kaynakta çocuğun çişini söylemesinin 5-5.5 yaşına kadar, kakasını söylemesinin 4 yaşına kadar süreceğini yazmakla birlikte, beklenti 3. yaşta eğitimin tamamlanması olmalıdır. 3 yaş toplumsallaşma ve kreşe başlama yaşıdır. Diğer çocukların yanında bezli olmak, çiş ve kaka kontrolünü sağlayamamak çocuğu rahatsız edecektir. Gece altını ıslatma daha uzun sürer ve 5 yaşına kadar devam edebilir. İnatlaşmadan, büyümeye başladığını kabullenebilir ve dönemin özelliklerini bilirsek yeni beceriler kazanan bebeğimizle onları paylaşarak eğlenebiliriz.

    Hazır olduğunu nasıl anlarız?
    · Yürüyebiliyorsa,
    · Basit emirleri yerine getirebiliyorsa,
    · İsteklerini kelimelerle konuşarak anlatabiliyorsa,
    · Kendi kendine basit giysileri çıkarabiliyorsa,
    · Genellikle gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa,
    · Tuvalete çıktığı saatlerin bir rutini oluşmuşsa,
    · Altının ıslaklığından rahatsızlığını ifade eder hale gelmişse tuvalet eğitimine başlama zamanları gelmiş demektir.

    Bazı durumlar yaşı gelmesine karşın tuvalet eğitimini zorlaştırabilir. Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir:
    · Henüz çocuğun saydığımız belirtileri göstermiyor olması,
    · Devamlı kabızlık problemi yaşaması,
    · Son dönemde hayatında önemli bir değişiklik olması (yeni bakıcı, yeni kardeş, taşınma, ölüm vb.)
    · Tuvalet eğitimini verecek olan kişinin gergin, sinirli olması, yeterli zaman ayıramayacağını düşünmesi ve
    · Birden fazla kişinin farklı şekillerde çocuğa tuvalet eğitimi vermeye çalışıyor olması.

    Tuvalet eğitiminde anne-babanın rolü

    Herhangi bir sağlık problemi olmadığı sürece erişkin olup hala tuvalet alışkanlığını kazanamamış hiç kimse yoktur. Bu yüzden eğitimin nasıl verileceğine, çıkabilecek sorunlara yoğunlaşarak, eğitimi bir endişe nedeni, bir sorun gibi algılamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi doğal sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek gerekir. Tuvalet eğitiminin evin içindeki en önemli konu, çözülmesi gereken bir süreç şeklinde algılanması, eğitimi hem çocuk hem aile açısından zorlaştıracaktır. Sabır bu dönemin anahtar sözcüğüdür. Bir adım ileri, bir adım geri gidilmesi en sık rastlanan durumlardan biridir. Her defasında sabırla karşılamak ve öfkelenmeden tuvalet eğitimine devam etmek gerekir. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek, aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.
    Tuvalet eğitimi sürecini, tamamıyla sizin kontrolünüzde ve sizin verdiğiniz eğitime göre tamamlanacak bir süreç gibi görmeniz sizi aşırı yük altında bırakır. Aslında bu süreç sizden çok çocuğunuzun kontrolündedir. Dolayısıyla bir ebeveynin görevi; sorumluluğu tamamıyla almak değil, çocuğuna mümkün olduğunca destek olmak, yüreklendirici davranmaktır. Bu süreç tam olarak siz hazır olduğunuzda değil, siz ve çocuğunuz hazır olduğunuzda tamamlanacaktır.
    · Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Her gün belirli aralıklarla tuvaleti olsun olması tuvalete ya da lazımlığa oturarak alıştırmalar yapmak alışkanlık edinmeyi kolaylaştırır.
    · Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini ya da kakasını yaparken nasıl davrandığının farkında olmanız, onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz için uygun olacaktır. Örneğin yüzünün şekli değişebilir ya da yürürken bir anlığına durabilir. Bu tür durumlarda, onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek eğitimi başlatmak için işinize yarayacaktır.
    · Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar, o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söyledikten ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
    · Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde olmalıdır. Çocuk lazımlığına eğitim sürecinden önce kıyafetleriyle oturtturularak alışması sağlanabilir.
    · Sifon sesinden korkan, tuvaleti yalnızca pis bir yer olarak tanıyan çocukların eğitim süreçleri daha zor olmaktadır. O nedenle zaman zaman çocuğun sifonla oynamasına, tuvalete girmesine aşırı tepkiler vermemek gerekir.
    · Tuvalet eğitimine dar zamanlarda başlamamak önemlidir. Süresi çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bu eğitimin tamamlanması zaman almaktadır.
    · Kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı model almaları, onları izleyebilmeleri süreci kolaylaştırmaktadır.
    · Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeye özen gösterilmelidir.
    · Tuvalet eğitimi verilmeye başlanıldığı zaman bez artık kullanılmamalıdır. Bez kullanmaya devam etmek eğitimi uzatacaktır. Genellikle anneler üşüyeceğini düşünerek, kış aylarında bez çıkarmaktan endişe duymaktadır. Ama çocuğun doğduğu zamana göre, yazın gelmesini beklemek gecikmeye neden olabilir. Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Bu durumda çocuğa kızılmamalı, ayıplanmamalı, cezalandırılmamalıdır.
    · Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine, belli aralıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygun olacaktır. Kakası için, her yemek öğününden sonra tuvalete oturtmak eğitimi kolaylaştırır. Ancak oturma süreleri uzun olursa, çocukla inatlaşma artar ve eğitim gecikir.
    · Tuvalet eğitimde en büyük ödül “aferin” dir. Tuvaletini artık bezine yapmıyor olmasını büyük ödüllerle, aşırı tepkilerle karşılamak zaman zaman altına kaçırdığında kızmak kadar yanlıştır. Alkışlamak, çok önemsemek, ödüller vaat etmek, tuvalet zamanını adeta bir tören haline getirmek eğitime ve sonraki sürece zarar verecektir.
    · Çocuk lazımlığa ya da tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp, oyalanması sağlanabilir. Onu tek başına bırakıp gitmek, oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirir.
    · Çocuğa “aferin” demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir. Örneğin tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmiş ve pantolonunu çıkarmış olması da övülmelidir.
    · Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, yaptığı şeyden utanmasına yol açacak sözler söylenmemelidir (ay ne pis, koktu vb.)
    · Çocuğun tuvalet eğitimini kısa sürede tamamlayabilmesi ya da tamamlayamaması, hiçbir zaman çocuğun genel başarısı ya da başarısızlığı olarak yansıtılmamalıdır. Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir.

  • Çocuğunuzun erken dönemde öğrenme yeteneğini nasıl geliştirirsiniz?

    Çocuğunuzun erken dönemde öğrenme yeteneğini nasıl geliştirirsiniz?

    Bir yenidoğan beyni yaşamın ilk 3 yılında inanılmaz hızlı bir gelişim gösterir. Öyle ki bir saniye içinde 700 yeni sinir bağlantısı oluşur. Bebeğinizin gelişen beyni birçok faktörden etkilenir. Bunlar, bebeğinizin kurduğu ilişkiler, deneyimler ve çevredir. Peki anne-baba olarak bu gelişimiz siz nasıl etkileyebilirsiniz? Bebeğinizin öğrenme işlevini nasıl destekleyebilir siniz? Bu konuyla ilgili sizlere her gün 1 ipucu vereceğiz. Unutmayın sağlıklı bebekler, sağlıklı toplumları oluşturur.

    Erken öğrenme

    Bebeğiniz doğumdan itibaren öğreniyor; sizi öğreniyor, kendini öğreniyor ve çevresini öğreniyor.

    Dil ve iletişim: Bebekler çevreleriyle iletişimi çeşitli sesler çıkararak, ağlayarak, ve bedenlerini hareket ettirerek kurarlar. Bebeğiniz ilk kelimelerini 1 yaş civarında kullanmaya başlar. 3 yaşına geldiğinde ise 3-5 kelimeli cümleleri rahatlıkla kurabilir.

    Siz nasıl destekleyebilirisiniz?

    • Bebeğinizi izleyin ve onun nasıl iletişim kurduğuna dikkat ederek, ihtiyaçlarını ve duygularını anlamaya çalışın.

    • Bebeğinizin çıkardığı sesleri ve kelimeleri tekrarlayarak onunla konuşun.

    • Okuyun, hikaye anlatın ve şarkı söyleyin. Böylece bebeğiniz yeni kelimeleri rahatlıkla öğrenebilir.

    • Yaşamda onunla paylaştığınız her anı ona anlatın.

    Düşünme becerileri: Çocuğunuz oyun oynayarak ve araştırarak dünyanın nasıl işlediğini öğrenir. Oyunla birlikte bebekler ve çocuklar sorun çözme becerilerini geliştirirler.

    Siz nasıl destekleyebilirisiniz?

    • Bebeğinizin oyuncaklarını incelemesine izin verin; bırakın sallasın, açsın, kapatsın

    • Günlük rutin olayları eğlenceli oyun saati haline dönüştürün. Örneğin; banyo zamanı, ıslak/ kuru veya batma / çıkma kavramlarını öğrenebileceği bir alandır.

    • Çocuğunuzun ilgi alanlarını keşfedin ve destekleyin ; çocuklar ilgi duydukları aktiviteler esnasında daha güzel öğrenirler.

    • 3 yaşına yaklaşan çocuğunuza ne düşündüğünü sorabilirsiniz. Örneğin birlikte okuduğunuzun hikayedeki kızın neden güldüğünü sorabilirisiniz.

    Kendini kontrol edebilme becerisi;

    3 yaşa yaklaşırken, çocuğunuz duygularını ve hareketlerini kontrol etmeyi öğrenir. Beklemeyi, paylaşmayı ve arkadaşlarıyla olan sorunlarını çözmeyi öğrenir.

    Siz nasıl destekleyebilirisiniz?

    • Çocuğunuza duygularını anlaması için konuşma fırsatı verin ve duygularını siz dile getirin.

    • Onlara seçme şansı verin. ‘’Önce dişlerini mi fırçalayalım yoksa kitap mı okuyalım?

    • Çocuğunuz üzgün olduğunda siz sakin olun.

    Özgüven

    Çocuğunuz çok özel olduğunu, sevildiğini, neşeli ve yetenekli olduğunu öğrenir. Eğer kendilerini iyi hissederlerse, daha çok özgüvenli ve sosyal yaşamda ayakları üzerinde duran çocuklar olurlar.

    Siz nasıl destekleyebilirsiniz?

    • Çocuğunuzun başarabildiği şeyleri dile getirin;’’ düğmeyi bulup oyuncağını çalıştırdın ne güzel’’

    • İyi bir sorun çözücü olarak yetiştirin.

    • Bazı işlevleri kendi kendine yapmasına izin verin.

    • Onu denemeler yapması için cesaretlendirin.’ ‘Basket atabilmek için çok çabalıyorsun, bazen başarılı olmak için çok çabalamak gerekir.’’

  • Doğuştan kalıtsal (genetik) böbrek hastalıkları

    Birbirinden farklı çok sayıda hastalık böbrek yetersizliğine yol açabilir. Bu hastalıkların başında diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon ve nefrit gelir. Bunlardan hiçbiri kesin olarak anneden ya da babadan çocuklara geçen hastalıklar değildir. Ancak, bazı ailelerde daha sık olarak rastlanabilirler. Fakat bazı böbrek hastalıkları kalıtsaldır, yani anne veya babadan doğrudan çocuğuna geçebilir. Böyle kalıtsal bir böbrek hastalığı nedeni ile böbrek yetersizliği gelişmiş olan hastaların çocuklarında da aynı hastalığın görülme ihtimali yüksektir.

    Hangi kalıtsal böbrek hastalıkları, hasta kişilerin çocuklarında görülür?

    En sık rastlanılan kalıtsal böbrek hastalığı erişkin tipi polikistik böbrek hastalığıdır. Bunun dışında medüller kistik hastalık/nefronofitizi, Alport sendromu ve çok nadir görülen ailevi gut hastalığı hasta kişilerin çocuklarında da ortaya çıkarak böbrek yetersizliğine neden olabilir. Bu hastalıklar hasta kişilerin tüm çocuklarında mutlaka görülmezler. Herbir çocuk için hastalığa yakalanma riski kabaca yüzde 50’dir. Yani anne veya babası hasta olan iki çocuktan birinde bu hastalık görülebilir. Böyle geçiş gösteren hastalıklara tıp dilinde “otosomal dominant geçişli hastalıklar”denir.

    Çocukların hasta olduğu nasıl anlaşılır?

    Yukarıda adlarını saydığımız kalıtsal böbrek hastalıklarının ilk belirtileri, muayene ve laboratuar bulguları birbirinden farklıdır. Erişkin tipi polikistik böbrek hastalığında böbrekte çok sayıda kistler oluşur ve bu kistler sağlam böbrek dokusunun yerini alarak böbrek yetersizliğine yol açar. Bu hastalığın ilk bulgusu ultrasonografide böbrek kistlerinin görülmesidir. Hasta bireylerde bu kistler çoğu defa çocukluk döneminde, en geç olarak 20-25 yaşında ortaya çıkar. Polikistik böbrek hastalığı olan bir kişinin çocuğu 25 yaşına geldiği halde ultrasonografide böbrek kistleri görülmüyorsa hasta olmadığı kabul edilir.

    Medüller kistik hastalık/nefronoftizi hastalığında da böbrekte küçük kistler vardır. Hastalığın ilk belirtileri çok su içip çok idrara çıkma ya da kansızlık olabilir. Ultrasonografide de bazı bulgular saptanabilir. Alport sendromunun ilk belirtileri nefrit hastalığına benzer. İlk olarak mikroskopta görülen ya da çıplak gözle fark edilen idrar kanaması ortaya çıkar. Kanamanın yanı sıra idrar tahlilinde albumin de bulunabilir.

    Ana-baba hasta olmadığı halde çocuklarına böbrek hastalığı taşıyabilirler mi?

    Evet. Bazen anne-baba kendileri hasta olmadıkları halde çocuklarında kalıtsal böbrek hastalıkları ortaya çıkabilir. Bu duruma akraba evliliklerinde sık olarak rastlanır. Hem anne, hem de baba hastalık genlerini taşıdıkları halde kendileri sağlıklıdır. Ancak anne ve babadan geçen hastalık genleri çocukta birleşince, erken yaşlarda başlayan ciddi hastalık tablosu ortaya çıkar. Bu şekilde geçiş gösteren hastalıklara “otosomal resessif geçişli hastalıklar” adı verilir. Bu hastalıklar taşıyıcı olan çiftlerin tüm çocuklarında mutlaka görülmez. Her çocuk için hastalığa yakalanma ihtimali yüzde 25‘dir; yani her dört çocuktan birinde hastalık görülür. Böbrek yetersizliğine yol açan otosomal resessif böbrek hastalıklarının en önemli örnekleri doğumsal nefrotik sendrom (hayatın ilk aylarında idrarla protein kaybı ve vücutta şişliklerle seyreden bir hastalık), sistinoz (böbreklere bazı maddelerin çökmesi sonucunda böbrek işlevlerini bozan bir hastalık), oksaloz (böbreklerde taş birikimine yol açan bir hastalık) ve çocuk tipi polikistik böbrek hastalığı ile medüller kistik hastalık/nefronoftizi hastalığının bazı tipleridir.

    Çocuklarımızı kalıtsal böbrek hastalıklarından koruyabilir miyiz?

    Otosomal resessif geçişli hastalıkların önüne geçilmesinin en kolay ve etkili yolu akraba evliliklerinden kaçınmaktır. Bu hastalıkların bazıları anne karnında da tanınabilir ve doktor kararı ile gebeliğin sonlandırılması düşünülebilir. Otosomal resesif geçişli hastalıklar ise hastalığı bilinen kişilerin çocuklarında çocukluk çağından itibaren araştırılmalıdır. Daha henüz böbrek yetersizliği gelişmeden tanı konulursa, tedavi ile böbrek yetersizliğinin ortaya çıkması geciktirilebilir.

    Doğuştan böbrek hastalıklarını şu başlıklar altında toplamak olasıdır:

    Böbrek disgenezisi

    Agenezis/Aplazi

    Displazi

    Hipoplazi

    Şekil ve pozisyon anormallikleri

    Kistik böbrek hastalıkları

    Sendromlarla birliktelik gösteren anormallikler

    1. Böbrek Disgenezisi

    a. Renal Agenezis

    Renal agenezis, bilateral olursa yaşamla bağdaşmaz. Doğumdan hemen sonra pulmoner hipoplazi nedeniyle ölüm ortaya çıkar. Bu antiteye Potter Sendromu denilir. Prenatal ultrasonografide (US) oligohidroamnios, mesane ve böbreklerin görülmemesi sözkonusu ise bilateral renal agenezisten kuşkulanılmalıdır. Neonatal renal yetmezliğin diğer sık sebepleri

    Unilateral renal agenezisin, diabetik anne çocuklarında ve zencilerde daha sık görüldüğü saptanmıştır .

    Herediter renal adisplazi, renal agenezis, renal displazi, multikistik böbrek veya kombinasyonlarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Birlikte anorektal, kardiyovasküler ve iskelet anormallikleri görülebilir.

    Unilateral renal agenezis, genellikle diğer doğumsal anormalliklerin ve değişik üriner sistem semptomlarının araştırılması sırasında saptanır. Karşı taraftaki böbrekte kompanzatuar hipertrofi vardır. %15 oranında karşı tarafta VUR vardır.

    Bazı hastalar ise hipoplastik böbrek veya multikistik displastik böbrek ile doğup, komplet kist regresyonu gösterebilirler. Böbrek yokluğu US ile belirlenmişse, ekskretuar urogram veya renal sintigrafi yapılması önerilir. Çünkü bu tür olguların bir kısmında “ektopik böbrek” bulunabilir. Eğer karşı taraftaki böbrek normal ise renal işlevler uzun süre normal kalır .

    b. Renal Displazi

    Diplazi terimi, histopatolojik olarak, fokal, diffüz veya segmental olarak düzenlenmiş primitif yapıları, anormal metanefrik farklılaşmadan kaynaklanan durumları yansıtır. Renal olmayan elemanlar, örneğin kıkırdak bunların içeriğinde bulunabilir. Eğer böbreğin tamamı displastik veya kistlerle dolu ise “multikistik displastik böbrek” denilir.. Multikistik böbrek’te fonksiyonu olmayan kistler böbreği kaplar. Böbrek büyüklüğü oldukça değişkendir. İnsidens 1/2000’dir. Klinisyenler hatalı olarak multikistik böbrek ile polikistik böbreği eşanlamlı olarak kullanabilirler. Polikistik böbrek hastalığı (PKB) genetik bir bozukluktur ve her iki böbreği de etkiler. Multikistik böbrek hastalığı ise genellikle tek taraflıdır ve kalıtsal değildir. Multikistik displastik böbrek, yenidoğanlarda karındaki kitlenin en önemli sebeplerinden biridir. Olguların çoğu rastlantı sonucu prenatal US’da belirlenir. Karşı böbrekte VUR %15 ve hidronefroz %5-10 oranında saptanır.

    Bu olgularda renin aracılıklı hipertansiyon ve Wilms tümorü gelişebilir. Bu tip potansiyel problemler yüzünden yıllık izlem önerilir. Eğer abdominal kitle varsa, kistler büyüyorsa, stromal çekirdeğin büyüklüğü artıyorsa ve hipertansiyon gelişiyorsa nefrektomi önerilir .

    c. Renal hipoplazi

    Normalden az sayıda kaliks ve nefron olan küçük böbrek demektir. Eğer tek taraflı ise, başka bir üriner sistem probleminin değerlendirilmesi veya hipertansiyon izlemi sırasında ortaya çıkar. Bilateral renal hipoplazi, kronik böbrek yetmezliğinin manifestasyonudur. Öyküde poliüri ve polidipsi sıktır. İdrar analizi genellikle normaldir. Bilateral hipoplazinin nadir bir formu “oligomeganefronia”dır. Nefron sayısı belirgin azalmış ancak bunlarda belirgin hipertrofi mevcuttur.

    Ask-Upmark böbreği (segmental hipoplazi) de normalden küçük böbrekler vardır. Genellikle. Hastaların çoğunda on yaş civarında ciddi hipertansiyon ortaya çıkar. Nefrektomi hipertansiyonu kontrol altına alabilir .

    2. Şekil ve pozisyon anormallikleri

    Gelişim süreci boyunca böbrekler normal olarak renal pelvisten yukarıya doğru hareket ederek, normal pozisyonda kaburgaların arkasına ulaşırlar. Eğer normal yukarıya çıkma fonksiyonu ve rotasyon tamamlanmazsa, renal ektopi ve nonrotasyon ortaya çıkar.

    Ektopik böbrek: pelvik, iliak, torasik veya kontralateral pozisyonda yerleşebilir. Eğer kontralateral ise %90 oranında füzyonanomalisi vardır.

    Atnalı böbrek: Renal füzyon anormalliğidir. Böbreklerin alt kutupları orta hatta birleşebilir. 1/500 doğumda ortaya çıkar. Ancak Turner sendromlu olguların %7’sinde görülür. Atnalı böbrekli olguların %30’unda diğer renal anomaliler de görülebilir. Bu olgularda Wilms tümörü dört kat daha sık görülür. Taş hastalığı, hidronefroz geç dönem komplikasyonlarıdır.. Ayrıca multikistik displastik böbreğin insidensinde de artış görülür.

    Crossed fused ektopi (çapraz birleşme): Bir böbrek diğerinin üzerine çaprazlaşır ve 2 böbrek birleşiktir. Renal fonksiyonlar genellikle normaldir. Sol böbrekteki en sık bulgu, sağ böbreğin alt polu ile birleşme şeklindedir. Ureterin bitişi değişmemiştir.. Bu tür anormalliklerin klinik önemi renal cerrahi gerektiğinde ortaya çıkar, kan akımı değişken olabilir ve parsiyel nefrektomi daha zor yapılır. Birlikte doğuştan kalp hastalıkları, tek umblikal arter, dış kulak anormallikleri görülebilir.

    3. Kistik böbrek hastalıkları

    Renal kistler nefronun herhangi bir segmenti ya da toplayıcı kanallardan köken alabilir. Korteks, medulla ya da her ikisine birden yerleşik, epitel ile döşeli oluşumlardır .

    Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı (ODPKB)

    ODPKB renal kalıtsal hastalıkların en sık nedenlerindendir. İnsidensi 1/1000’dir.. Ancak fenotip erkeklerde daha ciddi olabilir. Olguların çoğu erişkin yaştan önce ortaya çıkmaz. renal görüntüleme tekniklerinin gelişmesi sayesinde subklinik evrede ve inutero dahi saptanabilirler.

    Patoloji

    ODPKB kistik dilatasyon ile karakterizedir, nefronun herhangi bir bölümü etkilenebilir, değişken büyüklük ve dağılım gösterir ama daima iki taraflıdır. Ekstrarenal kistler (karaciğer, pankreas), serebral anevrizmalar (Berry anevrizması), kardiyovasküler sistem anormallikleri çocuklarda daha nadirdir.

    Genetik

    Otozomal dominat kalıtım en az üç farklı genden kaynaklanır. Bunlardan en sık olanı PKD1, yaklaşık olguların %85’ini etkiler, 16. kromozomdadır (16p33.3). PKD2, 4. kromozomdadır (4p21-23) olguların %15’inden sorumludur. Bu genlerin ürünleri olan polistin-1 ve polistin-2 ile kist oluşumu başlar.

    Tanı

    Moleküler biyoloji yöntemleri rutin tanı için mevcut değildir, tanı genelde US ile konulur. Tipik olgularda, multipl kist oluşumları, değişik büyüklüklerde ve genişlemiş böbrekler görülür. Bu görüntü aile öyküsü ile birliktedir. Bu da tanıyı kolaylaştırır. Yaşamın ilk on yılında tanı zor olabilir ve yalnızca 1-2 kist normal büyüklükteki böbrekte görülebilir. Bu durumda aile taraması önemlidir. Eğer 30 yaşından önce en az 2 kist varsa, 30 ile 60 yaşları arasında her böbrekte 2 kist varsa ve 60 yaşından sonra her bir böbrekte 4 kist var ise ODPKB’ını düşündürür. Akılda tutulması gereken basit renal kistin populasyonda 30 yaşından önce nadiren olduğu ve 50 yaş öncesi de sık olmadığıdır.

    PKD1 geni ile ilgili form, 5 yaşından önce genellikle %60 oranında belirlenir, PKD2 genine bağlı PKB ise yalnızca etkilenmiş çocukların %50’sinde 15 yaşından önce ortaya çıkar. Prenatal US ile belirlenen ODPKB’in oranı giderek artmaktadır. Bu yaşlarda resesif form ile ayırım mümkün değildir, makrokistler olmaksızın genişlemiş hiperekoik böbrekler vardır. Bu durumda aile araştırması önem taşır. İlk adım anne-baba US’dır, eğer anne-baba 30 yaş altında ise büyükanne ve babalar araştırılabilir.

    Klinik ve prognoz

    Erişkin form

    Genelllikle erişkinde 30-60 yaşlarında tanımlanır, kan basıncı yüksekliği, yan ağrısı, hematüri ve infeksiyon vardır. Bir çok olguda renal yetmezlik gelişebilir. PKD1 geninde genellikle 55 yaş civarında son dönem böbrek yetmezliği gelişir.

    Juvenil form

    Çocukluk çağında US ile tanı alır ya aile taranması ya da abdominal belirtilerle ortaya çıkar. Genellikle bu olgular belirti vermez. Bununla birlikte, yaşamın 2. on yılında, yüksek kan basıncı, makroskopik hematüri ve karın ağrısı ile ortaya çıkabilir. Yirmi yaş öncesinde kronik böbrek yetmezliği gelişme riski yoktur.

    İnfantil form : Presentasyonu, inutero veya doğum sonrası olduğu için, resesif formu taklit edebilir. Genişlemiş böbrekler, yüksek kan basıncı ve/veya böbrek yetmezliği de görülebilir.

    Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı (ORPKB)

    ORPKB, renal toplayıcı kanallarda ilerleyici genişleme ve değişik derecelerde hepatik anormalliklerle karakterizedir.

    Epidemiyoloji

    Nadir bir durum olan ORPKB’in yaklaşık insidensi 1/10000-1/40000 arasındadır. Otozomal resesif geçiş nedeniyle ebeveynler hastalığı taşır ama etkilenmezler. İzleyen gebeliklerde tekrarlama riski %25’tir ve cinsiyetler eşit olarak etkilenir.

    Patofizyoloji ve genetik

    ORPKB geni 6.kromozomun kısa kolunda (6p21) lokalizedir. Hastalığın tek defektif genden kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Patoloji

    Her iki böbrek de belirgin genişlemiştir ve korteks ile medullada sayılamayacak kadar çok kist vardır. İlerleyici interstisiyel fibrozis ve tubuler atrofi hastalığın ileri evrelerinde gelişerek sonuçta renal yetmezliğe varır. Karaciğer tutulumu safra kanalı proliferasyonu ve ektazisi ile birlikte hepatik fibrozisle karakterizedir. Bazen konjenital hepatik fibrozis veya Caroli hastalığından ayırt edilemez.

    Klinik

    Genellikle neonatal dönemde tanı alabilirler. Fetal US’da, oligohidroamnios, boş mesane, geniş hipereoik böbrekler görülür. İlk bulgular 14-17. haftada görülebilir, ancak genellikle 30. haftadan sonra ortaya çıkarlar. Anne kanında ve amniotik sıvıda a-fetoprotein düzeyleri yükselmiştir.

    Eğer böbrekler çok fazla büyümüşse doğum zor olabilir. Bazı yenidoğanlar oligohidroamnios ve pulmoner hipoplazi yüzünden solunum problemleri yaşarlar. Olguların 1/3 ünde erişkin döneminden önce son dönem böbrek yetmezliği gelişir.

    İdrar analizi normal olabileceği gibi, hafif proteinüri, mikroskopik hematüri ve steril piyüri olabilir. Hiponatremi yaşamın ilk aylarında sıktır, ilerleyen dönemlerde azalır. Hipertansiyon genellikle normal renin aktivitesiyle birliktedir. Periyodik olarak karın ağrısı vardır. Hepatomegali, özellikle sol lobu tutar. Hepatik fibrozis ve portal hipertansiyon, özefagus varis kanamasına ve /veya portal ven trombozuna yol açar. Portal hipertansiyon yüzünden oluşan hipersplenizm trombositopeniyi veya nötropeniyi uyarabilir. Biliyer disgenezis yüzünden, yineleyici ve ciddi bakteriyel kolanjit görülür.

    Görüntüleme

    US en önemli tanısal yöntemdir. Genişlemiş (+2 SD, genellikle +5 veya +6 SD) hiperekoik böbrekler görülür. Renal medullanın ekojenitesi büyük çocuklarda daha belirgin olabilir. Bu durum nefrokalsinozisi düşündürür. Neonatal dönemden başlayarak, kistler sıklıkla bulunur ve ODPKB’in tersine genellikle çapları 20 mm’den küçüktür. Periportal fibrozis görmek de olasıdır. CT ve MRI, kolanjiografi, splenoportografi, dupleks sonografi yapılabilecek diğer görüntüleme teknikleridir.

    İzlem

    Yoğun solunumsal destek özelikle yenidoğanın sağkalımı açısından önemlidir. Periton diyalizi (PD) veya hemodiyafiltrasyon gerekir. Eğer yenidoğan dönemi atlatılırsa 15 yıllık sağkalım %50-80 dir. Renal replasman tedavilerinden PD tercih edilen yöntemdir. Çok büyük böbreklerde bazen nefrektomi gerekir. ORPKB’li hastalarda böbrek transplantasyon sonuçları iyidir. Ancak immunsupresyon tedavisi nedeniyle yineleyen safra yolu infeksiyonları olabilir. Ciddi ve yoğun antibiyotik tedavisi gerekebilir.

  • Ergenlik ve Aile

    Ergenlik ve Aile

    Aile içi iletişim hepimiz için önemli ve ihtiyaç duyduğumuz bir kavramdır. Anne ve babanın, bebeği ile iletişimi onu dünyaya getirmeye karar verdiği an ile başlar.

    0-6 yaş dönemin de aileye olan bağlılık çocuk tarafından en yoğun düzeydedir. Bu dönemde ve ergenlik dönemin de yaşananlar çocuğun kişisel gelişimine ve yetişkinlik dönemine en etki eden dönemlerdir . Anne-baba ile kurulan güvenli ve güvensiz bağlanma türleri bu dönemde gelişim gösterir.

    İlkokul döneminin başlaması ile , çocuk ebeveynlerinden sonra güven duyduğu ve öğretileri olduğuna inandığı öğretmenini tanır. Ailenin çocuğunu teslim ettiği öğretmene karşı bir bağlılık başlar. Bazen çocuklar, ebeveyni ve öğretmeni arasında çatışmalar yaşarlar. ” Hayır anne sen doğru anlatamadın, öğretmenim öyle değil, böyle anlatıyor ” yada ” yarın ödevimi yapmazsam, öğretmenim üzülür ” gibi söylemlerle ailesi gibi güven duyduğu öğretmenine karşı sorumluluk alır. Ergenlik döneminin başlaması ile çocuğun, sosyal çevreye karşı farkındalığı artar ve yaş ilerledikçe sosyal yaşam da güven duyacağı ilişkiler geliştirir. Bu döneme kadar yaşanan sorunlar sadece anne-baba ile paylaşılırken, daha sonra hem anne-baba ve ek olarak arkadaş çevresi ile paylaşımlar artar.

    Bu süreçlere kadar;

    Duygusal, güven ve sevgi ortamını sağlayan , çocuğunun yaşadıklarını kabul eden, , çocuğunun yaşantısına saygı gösteren,olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurarak açıklamalarda bulunan, sınırları anlatan ebeveynler bizlere ”uyumlanmış bir aile” yaklaşımını yansıtır ve maalesef ki çok azımızın uyumlanmış bir ailesi vardır.

    Kaygılı, güvensiz, hayatın zorluklarına karşılık yaşamış olduğu stresi çocuğun suçu gibi çocuğa yansıtmak, dinlememek, kalabalık önünde azarlamak, eleştirmek gibi durumlara maruz kalmış bir çocuk yaşı ilerlediğinde ,

    ” ben küçükken ailem çok meşguldü, duygusal bağımız gelişmedi ” mesajı alır…

    15 yaşındaki bir ergenin yaşamış olduğu sorunlarını sadece kendi yaşında ki akranları ile konuşması, onlardan duygusal destek alması ve etrafında güven duyulacak insanlara sahip olması tabiki çok güzeldir. Ancak insanın yaşı kaç olursa olsun duygusal desteği ve koşulsuz kabulü her zaman ailesin de arar. Bu durumu karşılayamayan, duygusal olarak bağ kuramayan ailelerin çocuklarında yanlış arkadaşlıklar,alkol ve madde kullanımı, akademik başarısızlık, depresyon, kaygı bozuklukları,yeme bozuklukları ve şizofreniye kadar gidebilecek patolojiler meydana gelebilir.

    Eğer çocuklarınıza sadece ev ödevlerini düzenli yapmasını,odasını toplu tutmasını ve ev işlerine yardım etme gibi sorumluluklar yüklemek, çocuklarınızın sizden uzaklaşarak sadece akranları ile fazla ilişki kurma, aile içi çatışma,geç saatlere kadar dışarıda kalma isteği, fazla para harcama isteği gibi patoloji belirtileri karşımıza çıkmaktadır.

  • ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

    ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

    Genellikle çocuklar, mesane kaslarının kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanırlar. Geceleri bu durum farklıdır. Geceleri çiş kontrolü 3,5-4,5 yaşlarında kazanırlar. Bu zamana kadar çocuklar geceleri alt ıslatabilirler. 4 yaş ve üzerinde alt ıslatmanın devam etmesi durumu ise enürezis olarak adlandırılır. Çünkü 4 yaşındaki bir çocuk gece ve gündüz idrarını tutabilecek olgunluğa erişmiştir. Çocuklarda çok sık karşılaşılan bir durumdur.

    Alt ıslatma genellikle genetik kaynaklı olmaktadır. Araştırmalara göre 5 yaşındaki çocukların %25’inde alt ıslatma problemiyle karşılaşılmıştır. Yaşla birlikte düzelme olduğu da gözlenmiştir.

    Alt ıslatmanın olası biyolojik ve psikolojik sebepleri ise şunlardır:

    Biyolojik/Fizyolojik Sebepler

    • Gelişimsel olarak çocuğun mesane kapasitesi büyük olmayabilir.

    • Kas kontrolü gecikmiş olabilir.

    • Böbrek ya da idrar yolu enfeksiyonları

    • Şeker hastalığı

    • Hormonal dengesizlikler

    • Uyku problemleri

    Psikososyal Sebepler

    • Erken tuvalet eğitime başlama ve ebeveynlerin aşırı baskıcı tutumu

    • Ailede sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü

    • Aşırı sevgi ve hoşgörülü aile tutumunun çocukta bebeksi kalma isteğini oluşturması

    • Yetersiz ilgi

    • Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi, kıskançlık

    • Boşanma

    • Okul korkusu

    • Kayıp veya yas gibi durumlar alt ıslatmayı tetikleyebilir.

    Psikolojik kaynaklı alt ıslatma çoğu zaman tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme davranışlarıyla birlikte görülebilmektedir.

    Alt ıslatma iki biçimde görülür:

    • Birincil Enürezis: Sinir ve kas kontrolünün gelişimindeki aksaklıktan kaynaklıdır. Doğumdan itibaren devam edebilir. Davranışsal sebeplerle oluşmaz. Kalıtsal faktörlerin çok etkili olduğu bilinmektedir. Anne veya baba çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu yaşamışsa çocuklarında bu durumun görülme olasılığı % 50lere kadar çıkabilmektedir. Alt ıslatma sorununun büyük kısmını birincil enürezis oluşturur(%75-80). Birincil enürezis zamanla kaybolur ve çocuklar tuvalet kontrolünde akranlarının seviyesine erişebilirler.

    • İkincil Enürezis: Bu grupta tuvalet kontrolü oluştuktan sonra gerileme söz konusudur. Çoğunlukla psikososyal temellidir. Çeşitli sebeplerle ruhsal gerginlik yaşayan çocuklarda ortaya çıkmaktadır.

    Ebeveynler Ne Yapmalı ve Çocuklara Nasıl Davranmalı?

    • Anne-babalar öncelikle çocuğu tıbbi bir muayeneden geçirerek sorunun kaynağını anlamaya yönelik adımlar atmalılar.

    • Sebepleri anlaşıldıktan sonra uzman birisinin desteğiyle psikolojik veya organik çözüm yollarına başvurulur.

    • İki yaşından önce çocukların kas kontrolü tam olarak gelişmediği için bu yaştan önce tuvalet eğitimi verilmemelidir.

    • Tuvalet eğitimi sırasında aileler çocuğa baskı yapmaktan kaçınmalıdır.

    • Altını ıslattığı zamanlarda onu utandırmamalı, kızmamalı ve cezalandırmamalıdırlar.

    • Ebeveynler endişelerini çocuğa yansıtmaktan kaçınmalıdır. Çocuğun tüm dikkati bu probleme çekilmemelidir.

    • Çok sulu gıdalar çocuğa kontrollü verilmelidir.

    • Çocukla sağlıklı bir iletişim kurulmalı, onun seviyesine inilerek bu durumu atlatacakları anlatılmalıdır.

    • Alt ıslatmadığı zamanlarda çocuk ödüllendirilmelidir.

    Bilinçsizce uygulanan yöntemler çocuğa zarar verebilmektedir. Yanlış bir müdahaleden kaçınmak için, çocuğunuzun bu süreci sağlıklı atlatabilmesi için bir uzman desteği almak önceliğiniz olmalıdır.

  • Atopik dermatit klinik bulgular

    AD tipik olarak bebeklikte başlar. Yoğun kaşıntı ve deri hiperreaktivitesi AD in en önemli bulgularındandır. Kaşıntı genellikle geceleri artar. Deride kaşıntı nedeniyle oluşan sıyrıklar ve soyulmalar egzematöz cilt bulgularının uzamasına ve daha kalıcı olmasına neden olur. Besinler, inhalan alerjenler, bakteriyel enfeksiyonlar, nemliliğin azalması, aşırı terleme ve yün, akrilik, sabun ve deterjanlar gibi irritanlar, kaşıntı ve çiziklerin oluşumunu arttırabilir.

    Akut AD te deri lezyonları şiddetli kaşıntılı eritematöz papüller, ödem, küçük veziküller, erozyonlar şeklinde olup, sızıntı ve kabuklaşma dikkati çeker, deri ıslak ve nemlidir. Subakut fazda ek olarak hafif pullanma, deride kalınlaşma (likenifikasyon) ve ekskoriasyonlar vardır. Kronik fazda ise eritem minimaldir ve likenifikasyon belirgindir.

    Kronik AD li olgularda klinik tablonun bu 3 evresi aynı anda görülebilir. Olguların çoğunda deri kuruluğu hayatın ilk günlerinden itibaren dikkati çeker. Deri bulgularının dağılımı hastaların yaşına ve hastalığın aktivite derecesine göre değişmektedir.

    Süt çocukluğu döneminde (infantil dönem 0-2 yaş) bulgular genellikle daha akut görünümlü olup, yüz, saçlı deri ve ekstremitelerin ekstensör yüzlerinde simetrik olarak yerleşmiştir. Özellikle yanaklarda ve çenede sınırlı olma eğiliminde olan tipik eritem, kuruluk, fissür ve veziküller görülür. Periauriküler fissürler bu yaşlarda sıktır ve tanı koydurucu bulgulardandır. Emekleme ile birlikte sürtünmeye bağlı şiddetli kaşıntılı erupsiyonlar, önkol ve bacakların ekstensör yüzlerine, bileklere ve alına yayılır. Bu dönemde dermatit genellikle diyete inek sütü, buğday unu, yumurta gibi besinlerin eklenmesi sonucunda gelişir. Sekonder deri enfeksiyonlar görülebilir. Diaper bölgesinde genellikle tutulma olmaz. Bu dönemdeki olguların yaklaşık yarısı 2 yaşına kadar tamamen iyileşirken, geri kalan kısım ise AD in çocukluk dönemine geçer.

    Çocukluk döneminde (2–12 yaş) döküntüler antekübital, popliteal kıvrımları, boyun ve bilekleri tercih eder, bu bölgelerde daha çok likenifikasyon ve bazen hiperpigmentasyon dikkati çeker. Ellerin tutulumu ve tırnak değişiklikleri sıktır.

    Adölesan ve erişkin yaş grubunda (12-18 yaş) kaşıntı ve likenifikasyon ön plandadır, lezyonların dağılımı çocukluk dönemine benzer, ayrıca boyunda, yüzde, gövdenin üst kesiminde daha sıktır. Özellikle terlemenin fazla olduğu yerlerde kaşıntı fazladır.

    LABORATUVAR BULGULAR :

    AD tanısında kullanılacak spesifik laboratuvar testleri yoktur. AD li olguların çoğunda periferik kanda eozinofil sayısı (% 5-20) ve serumda total IgE düzeyleri (olguların % 80 inde) yüksektir. Serum spesifik IgE değerlendirilmesi ile hastaların duyarlı oldukları alerjenler belirlenebilir. Besin allerjisi düşünülüyorsa ; Deri testi, spesifik IgE testi , besin eliminasyonunu takiben besin yükleme testleri yapılabilir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan