Etiket: Yaş

  • OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    “Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oynar.” Garry Landreth

    Çocuklar büyük bir oyun aşkı ile doğarlar.

    Yetişkinler için konuşmak neyse, çocuklar için de oynamak odur.

    Oyun terapisi çocuklar için zaten çok doğal olan bir süreci terapiye çevirdiği için, çocuklar kolaylıkla terapiye gelip, sorunları üzerinde çalışabilirler.

    Oyuncaklar çocuğun kelimeleri, oyun ise çocuğun söylemek istediğidir…

    Oyun, çocuğun kendisini ifade ederken kullandığı doğal bir yöntemdir.

    Çocuk, oyun yoluyla iç dünyasında yaşadığı duyguları, düşünceleri ve arzuları dışa vurur.

    Çünkü çocuklar hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar dünya ile iletişimleri oyun sayesinde gerçekleşir.

    Duygusal açıdan bakıldığında, çocukların doğal olarak tanıdık oldukları bu oyun dili, onlar iç dünyalarında neler olup bittiğini dışa vururken kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.

    Oyun terapisinde, çocuk kullandığı oyuncaklar ve kurguladığı oyunlar ile aslında sembolik bir dil kullanır.

    Zamanla terapisti ile kurduğu güven ilişkisi onun içinde yaşadığı, üzerini örttüğü duygu ve deneyimlerini dışarıya çıkarmasını destekler.

    Çocuk bu güven ilişkisinden ve terapistin gerçekleştirdiği yansıtma çalışmalarından güç alarak oyunlarında kendi kişisel dünyasını sembolik dil üzerinden tüm gerçekliğiyle yansıtır.

    Çocuk, duygularını herhangi bir şekilde ifade etmeye başladığında değişim ve dönüşüm süreci biraz daha fark edilebilir hale gelir.

    Çocuk, oyunun hayali dünyasında kendi yaşadığı problemleri oynarken ve oyunda yaşadığı bu problemler için çözüm becerileri geliştirirken aslında gerçek dünya için yaşam becerileri geliştirmiş olur.

    Oyun odasının dış dünyanın temsili şeklinde düzenlenmesinin de en önemli nedenlerinden biri budur.

    Dış dünyada ne varsa oyun odasında küçük minyatürleri bulunur. Çocuğun bu oyuncaklarla ve terapistiyle olan ilişkisi, dış dünya ve insanlar ile olan ilişkisinin bir temsilidir.

    OYUN TERAPİSİNDE ÇOÇUKLAR NELER ÖĞRENİR?

    Kendilerine saygı duymayı

    Duygularını tanımayı ve bunların kabul edilebilir olduğunu

    Kendini kontrol etmeyi

    Kendi sorumluluklarını almayı

    Problemlere karşı koymada yetenekli ve yaratıcı olmayı

    Kendini idare etmeyi

    Kendilerini kabullenmeyi

    Seçim yapmayı ve yaptıkları seçimin sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenirler.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ YAŞ GRUBUNDA KULLANILIR?

    Oyun terapisi genel olarak 2-12 yaş çocuklarında kullanılır.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ SORUNLARDA KULLANILIR?

    Travmalar ve İstismar (fiziksel, duygusal, cinsel)

    Özgüven Sorunları

    Kaygı Bozuklukları

    Uyku, yeme ve tuvalet problemleri

    Enürezis (alt ıslatma) /Enkopresiz (kaka tutma- yapma zorlukları)

    Kaygılar ve Korkular / Fobiler ve Tikler

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite – Dürtüsellik

    Ailevi Yaşantıdaki Değişiklikler (ölüm, yas, boşanma taşınma vb.)

    Kardeş kıskançlığı / Davranışsal gerileme

    Okula başlama ve uyum sorunları / Davranışsal problemler

    Saldırganlık / Öfke veya Zorbalık

  • ÇOCUKLARDA SÜNNET

    ÇOCUKLARDA SÜNNET

    Sünnet ettirmek için ideal yaşı 6 yaş ve civarıdır. Çocuklarımızı 6 yaş altında sünnet ettirebilirsiniz. Genel olarak 6-7 yaş üzerine çıkmamaya gayret gösterin. Çocuklar 7 yaş üzerine çıktıklarında daha fazla korku geliştire biliyorlar. Bu konu ile ilgili daha fazla korku ve deneyim sahibi oluyorlar. Onların bu tür korkulardan daha fazla etkilenmemeleri için en önemli merkez noktası siziniz. Eğer siz sinirli, gergin,sıkıntılı iseniz onlar bu durumdan etkileneceklerdir. Bu etkilenme korkuya dönüşecektir. Aile de annenin tepkisi çok önemlidir. Onun rahat kendinden emin ve huzurlu olması çocuğu rahatlatacaktır. Bazen aileler düğün hazırlıklarına kendilerini o kadar kaptırırlar ki çocuğun heyecanını, korkusunu, sıkıntısını göremezler. Burada en önemli olan çocuğun korkusu, kaygısı, endişesidir. Bu endişeyi fark edip bu endişeyle ilgili çocuğu rahatlatmak gereklidir. Bu rahatlatma zamanında yapılmazsa çocuğun var olan korkusu daha fazla artabilecektir. Bu konuda korku çok yoğunlaştıkça bu konuyla ilgili psikolojik destek istenebilir. Sünnet konusundaki ikinci zorluk ise ailede iki çocuk varsa ve diğeri kız çocuksa bu defa da sünnet için gelen hediyeleri, yapılan şenliklerden, düğünlerden etkilenebilmektedirler. Kız çocuk bu durumdan etkilenmekte, etkilenmesinin sonucunda da sünnet olan çocuğu üzecek konuşmalar, davranışlar yapabilmektedir. Hem bu surumu engellemek hem de çocuklar arsında ayrım olmamasını sağlayabilmek için dikkatli davranılmalı diğer çocuğa bu durum izah edilmeli ona da hediyeler alınmalı. İki çocuğun hediyeleri dengelenmelidir. Bir başka sorunda bir çocuğun sünneti diğerinden şaşaalıysa bu defa diğer çocuk bu durumdan etkilenebilmektedir. Eğer ekonomik nedenlerden dolayı sünnet büyük yaşlara kaldı ise çocuk bu defa utanma geliştirebilmektedir. Nadirde olsa sünnet düğünlerinde, büyüklerin kendilerine uygun eğlenmesi veya aşırı alkol alması çocuğu korkutabilmektedir. Düğünün amacı çocuğu eğlendirmek olmalıdır. Araştırmalar çocuklarda sünnetten sonra kekemelik başladığından söz edebilmektedirler. Burada kekemeliğe, sünnet sırasındaki korku etkin olabilmektedir. Yine sünnet sırasında kurban kesmek, kurbanın kanını çocuğun alnına sürmek gibi ritüeller de çocukları korkutabilmektedir. Yine düğün için gece geç saatlere kadar hem sünnetli çocuğun hem de diğer çocukların uyanık kalması çocuklar için zararlıdır. Sünnet sonrası yapılan bakım ve pansumanlarda çocuğu korkutabilmektedir. Çocuklara sünnet ve sünnette neler yapılacağı, sünnet sonrası pansumanlar konusunda kısa, öz ve bilgiler çocuğun anlayacağı şekilde verilmelidir. Sünnetle ilgili çocuğunuzla konuşun. Onun yanında olduğunuzu ona anlatın. Hatta kendi sünnetinizi, kendi kardeşinizin sünnetini anlatın. Siz sünnette korktu iseniz korktuğunuzu anlatın. Büyümek olduğunu anlatın. ‘Ama artık erkek oldun, adam oldun, sorumluluklar yüklendin’ gibi çocuğun kafasını karıştıracak konuşmalar yapmayın, sakin olun, çocuğa dokunun, sarılın ve yalan söylemeyin. Olacakları anlatın. Özel bir durum olursa yanında olun. Sonra nasıl olay halloldu bunu da mutlaka anlatın. Eğer sünnet hastanede olacaksa bir gün öncesinden çocuğu hastaneye götürüp hastanedeki sünneti yapacak doktorla tanıştırın. Sünnet için kullanılacak aletleri çocuğa tanıtıp ameliyathaneyi gösterin bu süreç onun korkusunu azaltacaktır. Sizinde onun gibi anne-baba olarak çocuğunuzdan daha heyecanlı olduğunuzu anlatın.

  • Parmak emmek normal midir ?

    Çocuklarda 1 yaş civarında bir çoğunda parmak emme vardır. Bu 3-4 yaşına kadar devam edebilir. Bu refleks açlık veya beslenme ile alakalı bir durum değildir. Eğer 4-5 yaşına gelmiş parmak emme alışkanlığı devam ediyorsa bu davranışı çocuğa güzelce anlatmak gerekir. 5 yaşından sonra parmak emme davranışı varsa hayattaki kaygı gibi sebebleri araştırmak gerekebilir.

    Parmaklarını emme sebepleri

    1 yaş civarındaki çocuklar uykuya geçerken

    Diş çıkarma zamanlarında,

    Çevresinde parmak emenler varsa,

    Aile içi gerginliklerde, kardeş dünyaya geldiğinde,

    Zorlukta, utanma, sıkılma varsa sevgi ve güven eksikliği varsa,

    Memeden erken ayrılmışsa ve ek besinlere zorlanmışsa

    Parmak emme henüz gelişmekte olan kas ve kemikler üzerinde basıç oluşturarak dişlerin yer değiştirmesine sebeb olabilirler. Bu sebebler üst ön dişler öne; alt ön dişler geriye doğru eğilir. Alt – Üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Çocuk bu alışkanlığını 3 yaşına kadar bıraktığında açıklık kapanır. Ancak 3,5 yaşından sonra kalıcı olabilir.Parmak emme uyurken dahi devam ediyorsa diş bozulmaları olur. Bunun sonucunda üst çenede darlık V şeklinde çene kavisi oluşur.

    Herşeye rağmen parmak emme davranışını cezalar ile engellenememektedir. Ellerini bağlamak, eline vurmak veya biber sürmek gibi cezalar uyum problemlerini beraberinde getirebiliyor.

    Bebekler en çok başparmağı emerler. Diğer parmaklarının emenlerde vardır. Hatta ayak parmaklarını emen bebekler dahi vardır. Bu alışkanlık anne karnında dahi vardır. Bu emme refleksi onların en güçlü refleksidir. Çünkü doğduktan sonra 4-5 aya kadar sadece emerek beslenmektedir. Emme aynı zamanda bebeğe haz ve mutluluk veren bir eylemdir. 1 yaşına kadar parmak emme terk edilir. 1 yaşından sonra parmak emen çocuk yorgun sıkıntı veya bir problem nedeniyle emiyordur.

    Parmak emme davranışını terk ettirmek için ödüllendirin

    Psikolojisini bozacak etkileyecek davranışları düzeltin, şiddetten uzak durarak güzellikte gösterin,

    Oyun ortamları ve meşguliyetler oluşturun.

  • HİPERAKTİVİTE

    HİPERAKTİVİTE

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nu üç grupta değerlendirebiliriz. Bir çocuk dikkat eksikliği sorunlarını yoğun ve ön planda yaşıyorsa ve bu belirtiler yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa dikkat eksikliğinin ön planda olduğu gruba girer. Bir çocuk ağırlıklı olarak hiperaktivite ve kontrol güçlüğü konusunda sorunlar yaşıyorsa ve bu belirtileri yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa “Hiperaktivite”nin ağırlıklı olduğu gruba girer. Eğer çocuk her iki grup özelliklerini de birlikte gösteriyorsa bileşik tip grubuna girer.

    Uygulamada tanı bu kadar kolay konulamamaktadır. Sıklıkla bireyin genel potansiyeli ve yaşam kalitesinde yetersizlik varsa, yetersizliğin hangi alanlarda olduğuna bakılır. Yukarıda saydıklarımızla beraber planlama becerisi ve önceliklerini belirleme yeteneği değerlendirilir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedeni
    Temel nedenin genetik olduğu kesinleşmiştir. Bu bireylerde beynin ön lobunda genetik olarak geçen bir yürütücü işlev sorunu vardır. Tedavide semptomların ağrılığına ve yoğunluğuna bağlı olarak terapiyle birlikte ilaç kullanılır. Genel olarak, bu çocuklarda yaş ilerledikçe aşırı hareketlilik azalabilir, ama kontrol güçlüğü devam eder. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların ergenlik döneminde de aynı tanıyı aldıkları ve bu çocukların yetişkinlik döneminde de sorunlar yaşadıkları bilinmektedir.

    Bu kişilerde başka psikiyatrik bozukluk örneğin depresyon, kaygı bozukluğu, tikler, madde kullanımı, sigara kullanımı riski genel populasyondan yüksektir. Erken yaşta fark edilmesi ve tedaviye başlanması başarılı sonuçlara yol açmaktadır. 6 yaş ve öncesinde fark edilmesi ve tedaviye alınması çocuğun okul döneminde sorun yaşamayacağını veya daha az sorun yaşayacağını gösterir. Alternatif tedavi yöntemlerinin hiperaktivitenin tedavisinde etkisi yoktur. Tedavi uzun bir süreçtir. Tedaviye yanıt hızlıdır.

  • Anaokulu eğitimine Logoterapi bakışı

    Anaokulu eğitimine Logoterapi bakışı

    Eski köye yeni adet- Özgür insanın ilk öğretmenine

    Anaokullarında verilen eğitimdeki yanlışları gördükçe 3-6 yaş arasında verilen eğitimin daha da önemli olduğunu, bu yaşlarda yapılan yanlışların düzeltilmesi çok zor olan etkileri olduğunu düşündüm. Bu çalışma eğitim felsefesini temelden değiştirmeyi amaçlamış ve bu değişikliğe öğretmenleri eğiterek başlamıştır. Bu değişikliği insanı kendisine has özellikleri olan, değerli ve farklı bir varlık olarak kabul etme olarak isimlendirebiliriz. Daha önceki eğitim modelinde daha önceden hazırlanmış bir takım bilgilerden oluşan bir program vardır. Uygulamalarda her okulun kendisine has farklılıkları olmasına rağmen bu sistemde çocuk alıcı, öğretmen verici bir rol üstlenmektedir. Öğrenme ve öğretmenin olduğu yerde ister istemez değerlendirme de olacaktır. İşte o zaman her çocuğun özel olduğu kavramından uzaklaşılarak çocuklar birbirlerine göre değerlendirileceklerdir. Böyle bir sistemde çocukların özel yeteneklerini bulmak gibi bir düşünce yer almamaktadır. Çocukların doğuştan getirdikleri becerilerin, özelliklerin körelmesi ne kadar acı ise, bir çocuğun aslında yetenekli olmadığı bir alanda çalışmaya zorlanması da o kadar acıdır. İstenmeden elde edilen bir başarı çocuğa hiçbir doyum vermez, onun için hiçbir anlamı yoktur.

    Uyguladığımız yeni modelde amaç çocukların doğuştan getirdikleri özellikleri ortaya çıkarmak ve bu özellikleri kullanabilecekleri ortamı oluşturarak çocukların gelişimine katkıda bulunmaktır. Çocuklar hiçbir şekilde bir sıralamaya tabi tutulmazlar. Bir öğretmenin böyle bir sistemi uygulayabilmesi için önce kendisini tanıması farklı ve özel yanlarını görmesi, farklılığına sahip çıkmayı öğrenmesi gerekmektedir. İnsan ancak kendisine uyguladığı bir bilgiyi bir başkasına uygulayabilir. Öğretmenler eğitimdeki uygulamaları çeşitli biçimlerde değiştirerek çocuklara uygulamışlar, çocuklarda olumlu değişikliklere neden olmuşlardır. Böylece öğretmenler de yaptıkları işi daha anlamlı hale getirmiş oldular. Kendi içine kapanmış, utangaç çocuklar varlıklarını hissetmenin verdiği güç ile kabuklarının dışına çıktılar. Diğer çocuklarla ve büyüklerle rahat ve daha kaliteli bir iletişim içine girdiler. Bunun çocuklar için anlamı dışarıdaki anlama ulaşmaları demektir. Sonuç olarak yaşama anlamlı bir başlangıç demektir.

    Frankl insanların açık kaplar halinde olduğunu ifade etmiştir. Bu açıklıktan insan evrenle iletişimini sağlamaktadır. Çocukların doğal yapılarını koruyarak kaplarının sürekli açık kalması sağlanacaktır. Hangi koşulda olurlarsa olsunlar dışarısı ile iletişim halinde olmak onların hayatta karşılaştıkları her türlü zorluğa dayanabilmelerine yardım edecektir. Müzik ve resim çalışmaları çocukların hızlı bir biçimde gelişmesini sağlamıştır. Utangaç çocuklar normal olan çocuklarla aynı düzeye gelmişler, hareketlenmişler, diğerleriyle güçlü bir iletişime girmişlerdir. Bu eğitim modeli ile korkuya ve disipline dayalı eğitime son verilecek, çocukların özgür iradelerini kullanabilecekleri bir ortam oluşturulacaktır. Çocukların dikkat odağı kendi doğalarına uygun işlere yönelecek bunun sonucunda ise çocuklar yaşama uyum sağlayacaklardır. Hayatının amacına uygun yolda çalışabilen çocuklar sakin, kararlı ve güvenli olacaklardır. Kendilerine güvendikleri gibi hayata da güvenecekler, korkulardan uzaklaşacaklardır. Sonraki hayatlarında da korkuların kendilerini engellemesine izin vermeyeceklerdir. Korkulardan uzak insanların yaşadığı bir toplum şiddetten de uzak olacaktır.

  • Cinsel Sorunların Çözümü

    Cinsel Sorunların Çözümü

    Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

    Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, ya da sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi birçok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

    Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

    Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

    Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalı mıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmiş? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç bir şey yapamıyorum.” gibi…

    Başlıca Cinsel Sorunlar:

    Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel İsteksizlik, (Cinsel Soğukluk – Frigidity) Cinsel İlişkiden Tiksinme, Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu, Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis), Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani), Cinsel İlişki Bağımlılığı, İlişki Sonrası Sıkıntısı, İktidarsızlık, Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni), Erkekte Orgazm Bozukluğu,Kadında Orgazm Bozukluğu.

    Cinsel terapi süreci nasıl işler?

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz cinsel terapinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır. Cinsel sorunların birçok nedeni olabilir: çocuklukta yapılan gizli ve ayıp mastürbasyon, bilinç dışı dürtü çatışmalar, yanlış bilgiler, çarpıtmalar, kaygılar, travmalar, utanma çekinmeler, beden algısıyla ilgili yetersizlik duyguları, olumsuz algılar, depresyon v.b. gibi.

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Cinsel sorunun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır.

    Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

    Cinsel sorunlara karşı duyarsız kalmak, sorunların giderilmesi için çözüm arayışından kaçınmak, evlilik hayatında farklı problemleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin eşlerden diğeri sevilmediğini, önemsenmediği, değer görmediğini, düşünmektedir. Hatta aldatıldığı veya eşinin eşcinsel olduğu şeklinde şüpheler de oluşabilmektedir. Her türlü kültürel, eğitim düzeylerinde ve sosyal çevrelerde görülen cinsel sorunların çözümü çok kolaydır. Çok kısa olan hayatta mutlu olmak ve yaşamın coşkusunu hissetmek için cinsel sorunu olanların biran önce çözüm yolunda adım atması gerekir.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nöropsikiyatrik bir sorundur. DEHB hem çocukları hem de tedavi edilmezse yetişkinleri de etkiler. DEHB başta çocuğun kendisi olmak üzere aileyi ve toplumu ilgilendiren yönleriyle çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarından biridir. DEHB, okul yaşındaki çocukların yaklaşık % 5-8’ini, yetişkinlerin ise yaklaşık %4- 5’ini etkilemektedir. Klinik verilere göre erkeklerde kızlara göre 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Belirtiler sıklıkla 7 yaşından önce başlar ve çocuğun günlük yaşamını etkileyecek boyutlara ulaştığında muhakkak tedavi edilmelidir. Erken teşhis edildiğinde tedaviden elde edilen sonuçların yüz güldürücü olması, DEHB’nin başta sağlık ve eğitim alanında çalışanlar olmak üzere çocuk ile ilgili tüm profesyoneller ve aileler tarafından mutlak bilinmesi gerekir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beynin ön bölümlerinde ve bu bölümle yakından ilişkili beyin yapılarında normallerden daha düşük kanlanma ve şeker kullanımı ve sonuçta da daha düşük aktivite olur. Beynin bu bölümünün kişinin kendini kontrol etmesi, dikkatin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi, isteklerini koşullara göre düzenlemesi ve planlama yapabilmesi gibi önemli görevleri vardır. Ancak bu yapısal ve işlevsel farklılığın neden meydana geldiği tam olarak bilinmemektedir.

    Ülkemizde DEHB ile ilgili doğru bilgi sahibi olanlar azınlıktadır. “Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir ” şeklindeki yanlış inanışlar da sorunun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir. DEHB olan çocukların % 50-70’inde ergenlik dönemlerinde de bu bozukluğun belirtileri devam eder, bu çocukların % 30-40’lık bölümü ise erişkinlikte de DEHB belirtilerini taşır.

    Bu çocukların akademik performansları zamanla düşer ve okul devamsızlığı, sınıf tekrarı, disiplin cezaları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yine bu çocukların, ileri ki yıllarda yasalarla ilgili daha sık sorun yaşadıkları ve daha fazla trafik kazasına yol açtıkları tespit edilmiştir.

    Özetle DEHB basit, gelip geçici bir yaramazlık veya dikkat dağınıklığı olarak değerlendirilmemelidir. Aile öncelikle, çocuğunda dikkat eksikliği bozukluğu probleminin varlığını kabul etmeli ve çocuğun davranışlarını yönlendirirken bu durumu mutlaka göz önünde bulundurmalıdır. Dikkat sorunu çocuğun yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor ve/veya akademik başarısını düşürüyor ise mutlaka yardım alınmalıdır. DEHB çocuğun suçu değildir, çocuğun elinde olmadan gelişen bir klinik tablodur. Bu durumda çocuğun tedavi edilmemesi aslında çocuğa yapılan bir haksızlıktır. Hak etmediği bir muamele ile karşılaşan çocukta, uzun vade de özgüven sorunu olması kaçınılmazdır.

    DEHB’nin öne çıkan özellikleri, dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketliliktir. Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması anlamına gelir. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne, baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler. Üzerlerine aldıkları bir işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler. Dikkatsizliğe genellikle eşlik eden özellikler, çabuk dağılma, organize olamama, nesneleri takip edememe, basit hatalar yapma ve görevleri bitirememedir.

    Hiperaktivite kısaca, kıpırtılı olma, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir. Hiperaktivite okul öncesi dönem (3-6 yaş arası) çocuklarında daha belirgin ve fark edilen bir belirtidir. Bu çocuklar oturmayı sevmezler, ev içinde koşuşturur, dur ve yapma sözünden anlamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Zıplamayı, yükseklere tırmanmayı ve atlamayı çok severler. Ders çalışırken hatta TV seyrederken dahi şekilden şekile girerler. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini masada çalışmayı sevmezler.

    DEHB’nun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi, bireysel eğitim, anne-baba eğitimi,bireysel davranışçı tedavilerdir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağının kararı kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar, ilaç tedavisinin en etkin tedavi biçimi olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisine, diğer tedavi biçimlerinden uygun olanlarının eklenmesiyle daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Çocuklarınıza  Cinsel  Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Çocuklarınıza Cinsel Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Cinsellik biyolojik ve sosyal olarak inşa edilen, kültürel ve dini inançları yansıtan bir olgudur.

    Anne babalar çocuklarıyla konuşmaktan utandıkdıkları için bu konuda konuşmayı sürekli ertelerler.

    Çocuklar ise tüm masumiyet ve saflıkları ile öğrenmeye ve meraklarını gidermeye yönelik sorular sorarlar. Çoğu anne baba bu sorulara hazırlıksız yakalanırlar ve beklenmedik anda gelen bu sorular kaygı yaratır. Kaygı da hata yapma olasılıklarını arttırır.

    Ebeveynler çocuklara duyusal uyaranları nasıl yorumlayacaklarını ve deneyimlerini tanımlarken hangi kelimeleri kullanacaklarını öğretirler. Ayak parmağı ya da göbeği gıdıklandığında agulayıp kahkaha atan bebek, cinsel organına dokunulduğunda aynı tepkiyi verir. Bebek, vücudunun bu kısmının cinsel bir bölge olduğunu henüz öğrenmemiştir. Çünkü yetişkinlerin zihinlerindeki cinsel kavram ve düşüncelere sahip değildir. Çocuk için burası zevkli tepkiler veren vücudun her hangi bir bölümüdür. Anne babaların bu bölgeler hakkında nasıl tepkiler verdiği ve onu nasıl tanımladığı önemlidir. Demek ki çocuklar için cinsellik yetişkinlerde olduğundan farklıdır.

    Genel anlamda cinsel eğitim; çocukların ve ergenin bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve cinsel gelişimlerini takip etmek, kız ve erkek rollerini kabul etmesine, kendi cinsinin özellikleri ve karşı cinsin özellikleri ile bir bütün içinde yaşamasına yardımcı olmak amacıyla verilen  bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarıdır.

    Cinsel eğitim doğumdan başlayan ergenlik dönemini de içine alan uzunca bir süreçtir. Gerek anne, gerek baba tarafından verilecek cinsel eğitim, çocukların ve ergenin başka kaynaklara yönelmesini engelleyecektir.

    Cinsel eğitime başlamak için belli bir yaş bulunmamasına rağmen, anne babalar, çocukları okul öncesi dönemdeyken (3-4 yaş dolaylarında) ilk sorularla karşılaşırlar.

    Açıklamalar sade bir dille, rahat, utanmadan  ve bilimsel kaynaklardan yararlanarak yapıldığı takdirde gelecekte karşılaşılabilecek olası zorluklar yaşanmayacaktır.

    Anne babalar çocuğa iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmeli, uygun cinsel davranışın sınırlarını belirlemeli, çocuğu doğru cinsel bilgiyle donatmalılar.

    Demokratik aile ortamında yetişen çocukların, cinsel gelişim sürecinde sorun yaşama olasılıkları azdır. Merak ettiklerini rahatlıkla sorabilir ve uygun yanıtlar alabilirler. Kendilerine olan güvenleri nedeniyle  ve ne isteyip ne istemediklerini rahatlıkla ifade edebildikleri için cinsel tacize uğrama olasılıkları çok azdır. Çünkü bunu önleyebilirler. Herhangi bir duygusal açlık yaşamadıkları için, bu anlamda kendilerini kullandırmaları söz konusu değildir. Sağlıklı kız/erkek arkadaş iletişimini rahatlıkla kurabilirler.

    Ergenlik döneminde babası ile konuşabilen onun tarafından kabul gören ve aşağılanmayan , çocukluğundan itibaren baba oğul kaliteli zaman geçiren bir erkek ergenin cinsel kimlik bulma süreci sağlıklı geçecektir.

    Aynı şekilde annesi ile h,iç korkmadan, yalan söyleme ihtiyacı duymadan konuşabilen kız çocuğu da merak ettiği tüm bilgiyi annesinden alabildiğinde yanlış bilgilerle donanmayacak , sınırlarını bilecek ve ileride kendi cinsel kimliği ile barışık, sağlıklı bir cinsellik yaşayabilecektir.

    Gençlere verilecek cinsel eğitimde en önemli mesaj  , cinselliğin sadece kadın erkek arasındaki fiziksel bir ilişki olmadığı , aynı zamanda duygusal , sevgiye ve saygıya dayalı bir ilişki olduğudur.

    Cinsel İstismar nedir? Nasıl çocuğumu korumalıyım?

    Cinsel istismar, bir çocuk ya da yetişkinin başka çocuk/çocukların veya başka yetişkin/yetişkinlerin, istemediği cinsel davranışlarına maruz kalmasıdır. Cinsel istismar, genelde çocuğa yakın olan kişiler tarafından  gerçekleştirilmektedir. Bu tür eylemler yinelenen tarzda olduğunda çocuk için daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Çimdikleme, okşama, sıkıştırma, öpme, el ile sarkıntılık etme, laf atma, uygunsuz sözcüklerle rahatsız etme, cinsel ilişkiye teşebbüs, tecavüz cinsel istismar kapsamına girer. İstismarın verdiği hasar; sürekliliğine, çocuğun yaşına, istismar edenin çocuğa olan yakınlığına, bağlılık derecesine ve aradaki yaş farkına, fiziksel zorlama ve şiddet içermesine, istismar davranışının derecesine bağlı olarak değişir.

    Cinsel istismarın derecesi ne olursa olsun unutulmamalıdır ki kimse cinsel istismara maruz kalmak istemez; kimse cinsel istismarı hak etmez; hiçbir davranış cinsel istismarı, taciz ve tecavüzü haklı gösteremez ve her türlü cinsel istismar kanunlar ve toplum önünde suçtur.

    Çocuğumu cinsel istismardan korumak için ne yapmalıyım?

    • Anne baba olarak, cinsel istismar konusunda bilgili ve bilinçli olmalısınız
    • Çocuğunuza yeterince ilgi ve şefkat göstermeli,  güven ve sevginizi hissettirmelisiniz.
    • Çocukla açık iletişim kurmalı, sizden korkmamasını sağlamalısınız ki size olası yaklaşımları rahatlıkla anlatabilsin
    • Çocuğu severken sevgi göstermenin yolu ellemek, sağını solunu çimdiklemek, ısırmak değildir. Böyle sevilen çocuklar sevgiyi göstermenin yolunun “dokunmak” olduğu yargısına sahip olurlar. Bu da istismar ile sevgi göstermeyi ayırt edememelerine neden olur.
    • Yabancı insanlarla öpüşmemesi, yanına fazla yaklaşmalarına izin vermemesi ve kuşkulu davranışların neler olduğunu öğretilmelidir.
    • Hayır deme becerisi öğretilmelidir. Günlük yaşamda hayır diyemeyen çocuk böyle bir durumda da “HAYIR” deme becerisini gösteremeyebilir.
    • “ Hiç kimsenin senin, özel yerlerine dokunmaya hakkı yoktur. Hiç kimsenin seni, kendi özel yerlerine dokundurtmaya  da hakkı yoktur. Birisinin senden özel yerlerine dokunmanı istemesi ya da seninkilere dokunması saklayacağın bir sır değildir. Anlatmama sözü vermiş olsan bile, anlatırsan başına çok kötü şeyler geleceği söylenmiş olsa bile, böyle bir şey olursa anlatmalısın. Mutlaka söylemelisin. Sır saklaman gerektiği doğrudur. Ama bu saklanmaması gereken kötü bir sırdır.”

    Çocuğum ergenlik yaşında; onun cinsel istismara uğramaması için ne yapmalıyım?

    Çocuğunuzla bir arkadaş gibi konuşmalısınız, şu konularda onunla açık ve net konuşmalısınız…

    • Genç kendi cinsel arzularını ve sorunlarını bilmelidir.
    • Hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığında net olarak hayır diyebilmelidir.
    • Yanlış anlaşılmamak için duyguları, davranışları ve sözlerinin uyum içinde olması gerektiğini bilmelidir.
    • Kendi başına gidip dönemeyeceği yere iyi tanımadığı birinin eşliğinde gitmemelidir.
    • Yaşı tutmuyorsa disko, bar, vb. yerlere gitmemeli, başkalarından içecek ve yiyecek almamalıdır.
    • Alkol ve uyuşturucular sağlıklı düşünmeyi ve kendini ifade etmeyi engelleyebileceği için bunlardan uzak durmalıdır.
    • Arkadaşının yönlendirici olmasına izin vermemelidir.
    • Süreklilik arz eden istismar davranışlarını mutlaka yakınlarına bildirmelidir.
    • Cinsel istismara (saldırı, tecavüz, vb.) uğradığında hemen kendisini anlayabilecek, destek  ve yardımcı olabilecek bir yakını ile bu durumu paylaşmalıdır.
  • Anemi – kan değerinde düşme – kansızlık

    Toplumumuzun en sık rastlanan kronik hastalıklarının ilk beşinden biri olan kansızlık-anemi aslında birazda bizlerin var ettiği bir durumdur.Oysa günlük gıdalarla demir alımını yeterli tutmak mümkündür .Dünyada her 5 çocuktan 2 si ( % 40’ ı)kansızdır ancak pek ÇOĞU bu durumlarını ne yazık ki bilmemektedir. Gelişmiş ülkelerde 0-5 yaş arası çocuklarda kansızlığa rastlanma sıklığı % 4-20 iken, az gelişmiş ülkelerde aynı yaş grubunda bu oran % 80’lere kadar çıkmaktadır. Ülkemizde bu oran % 50 (her iki çocuktan biri) gibi oldukça yüksek bir değerdedir.Önemsenmediğinde çocuklarda sık hastalık ve gelişme geriliği sebebi olan ANEMİ-KANSIZLIK Kanda bulunan alyuvarların veya alyuvarların içinde bulunan hemoglobinin azalmasına verilen isimdir.Çocuklarda kansızlığın birçok nedeni olmakla beraber, en sık görülen neden demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Demir eksikliğine yol açan nedenler ise; yeterli ve dengeli beslenememe yüzünden yetersiz demir alınımı, hızlı büyüme nedeni ile demir ihtiyacının artması ve çeşitli nedenlerle oluşan kan kaybıdır.

    Demir eksikliğine bağlı kansızlık her yaş grubunda görülmekle beraber en sık 6 ay ile 2 yaş arasında görülür.Özellikle annelerimizin kan değeri düşük ve demir depoları yetersiz olduğu için doğuma 1-2 ay kala bebeğe geçmesi gereken demir miktarı yetersiz olur.Bundan dolayı demir depoları eksik olan bebeğin 4. aya doğru ihtiyacı artış gösterir ve bu ayda çocuklara kiloya 1-2 mg dozda demir damlaları takviye ederiz.Bu damlaların çocukta ateş var ise ateşli iken verilmesini önermemekteyiz.Kansızlık hafif ise belirti görülmeyebilir. Ancak kan analizleri sonucu kansızlık saptanabilir.Bazen anemi hastaları PİKA ile başvururlar.Pika gıda olmayan maddelerin yenmesidir.Mesela çocuk kil,kum,kül,toprak,kağıt yemeye başlar;bu bir davranış bozukluğudur ama en çok demir eksikliği ile beraberdir ve demir tedavisinden sonra düzelir geçer.

    Bunlar dışında şu belirtiler olabilir:

    Baş dönmesi, kulak çınlaması,

    Ağız kenarında çatlaklar,

    Tırnakların kaşık şeklini alması, çatlaklar oluşması,

    Dilde kızarma, çatlak ve kabarcık oluşumu,

    Yutarken zorlanma, ağrılı yutma,

    Demir eksikliği olan çocukların yürümesi, oturması, konuşması gecikir. Bu çocuklarda davranış bozukluğu ortaya çıkar ve öğrenme güçleşir. Bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalığa yakalanma ihtimali artar.

    Çocukluk yaş grubunda demir eksikliğini belirtileri özgün değildir. Belirgin kansızlık ortaya çıkana kadar tanımlaması güçtür. Öylesine yavaş gelişme eğilimindedir ki sıklıkla bunları fark etmek zordur. Demir eksikliği anemisi yaş gruplarına göre farklı belirti ve bulgular verebilir.

    Bebeklerde kansızlık ve demir eksikliği belirtileri; iştahsız, huzursuz, neşesiz, halsizdir, hareketleri yavaştır, uyku bozuklukları olabilir. Bu bebeklerde fizik muayenede göz kapaklarının içi, avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatakları soluktur. Ancak bütün bu belirtiler silik kalabilir.Kansızlık belirgin ise, solukluk, halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, çabuk yorulma, oturma emekleme ve yürümede gecikme, katılma nöbetleri,çarpıntı, nefes darlığı görülebilir.Özellikle saç dökülmesi yaşayan veya saçları geç çıkan kişilerde demir eksikliği sıkça vardır;ve buna demir hariç çinko ve biotin eksikliğide eşlik eder.Gene yapılan bazı yurtdışı çalışmalarında 2 yıldan daha uzun süre demir eksikliği yaşayan çocuklarda algıda azalma,anlama güçlüğü ve zor öğrenme gibi bulgularda tespit edilmiştir. Hastalığın teşhisi Kan analizleri sonucu konulur.

    kandaki hemoglobin miktarının erişkin erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda 12 g/dL değerlerinin altına düşmesidir. 6 ay ile 6 yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin, 6-14 yaşlarda 12 g/dL’nin altı kansızlık olarak kabul edilir.

    Kan analizleri sonucu anemi saptanan hasta, demir eksikliği dışındada kansızlık yapan nedenler açısından değerlendirilir, gerekirse nedene yönelik testler yapılır. Demir içeren damla ya da şuruplar kullanılır. İlaçlar öğünler arasında verilir. Beslenmede demir yönünden zengin gıdalara (et, balık, tavuk, kuru üzüm, üzüm pekmezi, tahin, yumurta, kuru baklagiller, kuru yemişler) ağırlıklı olarak verilir.Ispanak zannedildiği kadar demirden zengin değildir. Demir EKSİKLİĞİNE İYİ GELEN GIDALAR;

    Hayvansal gıdalardan kırmızı sakatat en zengin demir kaynağıdır. Diğer yararlı gıdalar ise; kırmızı et, tavuk, yumurta, kabuklu deniz mahsulleri ve balıktır (en zengini somon). Bitkilerden ise buğday, mısır ve yulaf, taneli olduğunda demirden daha zengin durumdadır. Diğer pek çok vitamin ve mineral gibi demirde özellikle tahıl tanelerinin dış kısmında bulunur; örneğin buğday öğütülürken içerdiği demirin %75’i kepeğinde kalır, yani buğday unu tane buğdaya göre ancak %25 demir içerir. Ispanağın, demir içeriği açısından zengin olarak bilinmesine karşın bu bilgi tam doğru değildir, zira içerdiği bazı maddeler nedeniyle ıspanak, kara lahana gibi birçok sebzenin yapısında bulunan demirin vücuda sanıldığı kadar bir faydası olmamaktadır. Kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, badem, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler ile çekirdekler demir yönünden çok zengin olmamakla beraber yeterli düzeyde demir içerirler. Bir çorba kaşığı pekmezde yaklaşık 3 mg demir bulunur. Günde bir bardak portakal suyunun içilmesi bitkilerden alınan demirin emilimini bir kat artırırken, çay ve kahve tüketimi demir emilimini %75 oranında azaltmaktadır.Birde demir içeren gıdaların ve ilaçların kalsiyum içeren süt ürünleri ile beraber verilmemesi arada bir saat bulunması demirin emilmesi için iyi olur.

    Fazla inek sütü kansızlık yapabildiğinden günde yarım litreden fazla tüketilmemelidir.Demir içeren İlaçların bazı yan etkileri vardır-Dişler geçici olarak siyaha boyanabilir, ilaçlar dil köküne doğru verilirse boyanma çok az olacaktır.Kakada koyu renk oluşabilir.Bulantı, kusma, ishal ya da karın ağrısı görülebilir. Yakınmalar sürekli olursa doz azaltılır ya da ilaç grubu değiştirilir.Hastanın kan hemoglobin düzeyi yaşına göre normal düzeye gelinceye kadar demir ilaçlarına devam edilir. Kan düzeyi normale ulaştıktan sonra vücudun demir depolarının dolması amacıyla da yarı dozda 1-2 ay daha ilaç alımı sürdürülür.Çocukların büyüme dönemi tamamlanana kadar her yıl bir kere 18 yaşına kadar kan tahlili ve demir ölçümü yaptırması ,kişinin daha sağlıklı büyümesi için iyi olacaktır.

  • ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

    ERGENLİK PSİKOLOJİSİ

    Çocukluk ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak tanımlanan ergenlik, fizyolojik, psikolojik, sosyal alanlarda büyüme ve olgunlaşmayla ilgili en yoğun değişimleri içeren yaşam dönemlerinden biridir. Ergen bireyin yaşadığı değişimlere uyum sağlarken aynı zamanda gerçekleştirmesi gereken bazı gelişim evreleri de bulunmaktadır. Böylece bunların başarıyla tamamlanmasıyla kendine ait özel bir kimlik kazanarak yetişkinlik dönemine geçebilir. Ergenlik dönemi 15-25 yaş dilimleri arasında yaşanan bir süreçtir; kızlarda ortalama 10-12, erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Bu dönemde kazanılması gereken en önemli yeti, bireyin ailesinden duygusal olarak bağımsız olması, ayrışıp bireyselleşebilmesi, kendi seçimlerini kendisi yapabilecek hale gelerek bağımsızlığını kazanabilmelidir. Ergenlik döneminde birey artık ne çocuktur ne de yetişkindir. “Ben kimim” sorusuna cevap aramaktadır, bu sebeple de kendisine en uygun olan kimliği edinebilmek için birçok kimlik ve rolü dener. Bu dönemde kimlik arayışı sırasında farklı kişiliklerle özdeşim kurmaya yönelme sıkça görülür. Ergen, ailesinin değerlerinden uzaklaşarak kendi değerlerini ve yaşam felsefesini oluşturmaya çalışır. Artık ergen birey için aile ve onun önceliğinden ziyade arkadaşlar ve gruplar öncelik kazanır. Ergenin bedeninde olduğu kadar duygularında ve isteklerinde de hızlı değişimler görülür. Bu süreçte ergenin istekleri ile ailenin tutumları ve toplumun değerleri ve beklentileride çatışabilir. Kimlik karmaşasının ağır ve bunalımlı olması durumunda ergen olumsuz kimlik denemelerinde de bulunabilir; onun için hiçbir şey olmamaya karşın kötü bir şey olmak da söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda uyum bozuklukları, aşırı uçlara sapmalar, depresif duygudurum, panik bozukluk ve yetersizlik gözlenebilir.

    ERGENLİKTE DAVRANIŞ PROBLEMLERİ

    Ergenlik döneminde bağımsızlığa duyulan ihtiyaç artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklanan bireysel ve toplumsal uyum sürecinde problemler yaşanması olası bir dönemdir. Ancak bu dönemde yaşanan problemler şiddetli, süreklilik kazanmış ve ergenin başarılı bir kimlik oluşturmasına engel olacak nitelikte ise bu noktada davranış bozukluklarından söz edilebilir. Ergen birey hem yaşadığı değişikliklere uyum sağlamaya çalışmakta hem de yeni ilgilere yönelmekte, toplumun değer yargıları ve ailesinin tutumu arasında bir sorgulama sürecinden geçmekte ve bulduğu cevaplara göre kendi bağımsız kimliğini oluşturma çabasındadır. Ergenin bağımsızlık isteği ve kendi kararlarını alıp, bu kararların sonuçlarını kabul etme isteği, bir ucu saldırganlığa, diğer ucu bağımlı bir kişilik yapısına kadar gidebilen bir dağılım gösterebilmektedir. Saldırganlık, karşıt olmak ve yalan söylemek gibi kabul edilemeyen davranışlar devamlılık kazandığında, bu durum geçici bir ergenlik dönemi krizi değil, daha kalıcı bir yapılanma kazanmış demektir. Ergenlik dönemindeki davranış bozuklukları kendini en belirgin şekilde okul ortamında uyum problemleriyle göstermektedir;dersleri ve okulu asma, okuldan kaçma, kuralları çiğneme, eşyalara ve diğerlerine zarar verme, kavga çıkarma, öğretmenlerine ve okul yönetimine karşı çıkma, disiplin suçları işleme gibi durumları tekrarlama. Özelliklede ebeveynlerin aşırı derecede otoriter bir tutum içerisinde olmaları ya da aksi yönde çok ilgisiz ve ihmalkâr tutumları bu uyum sorunlarını madde kullanımı, kaygı, depresyon ya da fobi gibi ruhsal problemler, öğrenme güçlükleri,dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, suça yönelik davranışlar, evden kaçma ve intihar gibi sorunlara kadar ulaşabilmektedir. Bu dönemdeki davranışsal problemler erken fark edilip gerekli önlemler alınmazsa yetişkinlik döneminde kişilik bozukluğu olarak ortaya çıkabilmektedir.

    BU DÖNEMDE NELER YAPILMALI

    Ebeveynler çocuklarının içinde bulunduğu döneme karşı daha bilinçli ve daha anlayışlı yaklaşmalıdır.

    Ergenin bağımsız olma ve kendine ait bir kimlik kazanma çabasına saygı duyulmalı ve desteklenmelidir.

    Kendi kimliğini bulmada kızlar annelerini, erkekler babalarını model alırlar; bu nedenle çocuğunuz için güzel örnek teşkil edin.

    Tutarlı ve demokratik ebeveyn tutumuna sahip olmakçok önemlidir.

    Tamamen farklı görüşte olsanız dahi, çocuğunuzu her koşulda dinleyin.

    Yorumlarınızı ergen çocuğunuzun kişiliğine yönelik olarak değil, davranışlarına odaklanarak yapın.

    Bu dönemde ergenin görünümü ya da davranışları sizi rahatsız edebilir, sürekli olarak onu eleştirmekten kaçının.

    Düşüncelerinizi, neyi ve neden tasvip etmediğinizi açıklayarak ifade edin.

    Sizinle aynı görüşte olmasını beklemeyin, onun da sizden farklı görüşte olma hakkına saygı duyun.

    Sürekli olarak nutuk çekmekten ve öğüt vermekten kaçının.

    Ergen birey için arkadaşlar çok önemlidir. Arkadaşları eleştirilmemeli, ebeveyn bu konuda ergenin arkadaşlarını tanıma yoluna gitmelidir, tanımadan eleştirmek, ergenin, ebeveynini haksız bulup suçlamasına yol açar.

    Takdir edin, ilgilenin ve sevginizi her koşulda uygun biçimde gösterin. Bu dönemde ergenin dikkat çekme, fark edilmeve takdir edilme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacını aile içinde karşılayamayan ergen, farklı arkadaş gruplarında bu ihtiyacını gidermeye çalışabilir.

    Ergenin yalnız kalma isteği bu dönemde artar. Odasına çekilmek ve yalnız kalmak istediğini söylediğinde, ciddi bir sorunu olduğu düşünüp kaygılanmayın.

    Ergenlik dönemi eğer çatışmalı, gergin ve sorunlu davranış problemleriyle geçiyorsa mutlaka bir uzmandan destek alın.