Etiket: Yaş

  • Cinsel İstismar!

    Cinsel İstismar!

    Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını, “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.” şeklinde tanımlar. Çocuk istismarının birçok boyutları vardır, fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmaldir. Cinsel istismar, çocuk istismarı tipleri içerisinde saptanması en zor olanıdır. Cinsel istismarın yaygınlığı konusunda bildirilen oranlar büyük farklılıklar göstermektedir. Gerçek yaygınlığın kadınlar için %12-17, erkekler için %5-8 olduğu düşünülmektedir.

    Cinsel istismar, kişinin kendi isteği dışında cinsel eyleme maruz kalmasıdır. Çocukların psikolojik, sosyal ve bilişsel gelişimini etkileyen cinsel istismar, her yaşta, her sosyoekonomik düzeyde, her bölgede ve her türlü etnik grupta ve kültürde yaşanabilen evrensel bir sorundur.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2015 verilerinde suç mağduru çocuk sayısının yılda 122 bini geçtiği, bunların %10 oranında cinsel suçlar olduğu bildirilmektedir. Adalet Bakanlığı’nın 2015 verilerine göre, yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel olarak istismar edildiği belirtilmektedir. Türkiye’de kadınların %9’u 15 yaşından önce cinsel istismara maruz kalmıştır. Çocukluk çağı cinsel istismarı kentsel yerleşim alanlarında kırsal bölgelere göre üç kat daha sıktır. İstismarcıların %96’sı erkek ve %80’i de çocuğun tanıdığı birisidir. 18 yaşından önce evlenen kadınların %19’u, 18 yaşından sonra evlenen kadınların %10’u cinsel şiddete maruz kalmıştır. Cinsel istismarın %70’i 2-10 yaş arası çocuklarda görülmektedir.

    Cinsel istismarın sık görüldüğü ailelerde genel olarak şu patolojiler bulunmaktadır. Boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı, cinsel sorunlar, sosyal izolasyon, baskın ve koşulsuz söz tutma isteyen ana baba modeli, rol çatışması.

    Cinsel istismara uğramış çocuklarda kaygı bozuklukları kısa, uyku bozuklukları, kabuslar, fobiler, bedensel yakınmalar ve korku tepkileri gözlenebilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, ikincil enürezis daha sık ortaya çıkmaktadır. Yüksek oranda depresyon gözlenmekte ve istismara uğrayan kişinin benlik saygısı ciddi hasara uğramaktadır. İntihar düşünceleri ve girişimleri sık görülebilir. Kişiler arası ilişki kurma ve sosyal ilişkileri sürdürme becerisi olumsuz olarak etkilenebilir. Cinsel istismar öyküsü olan çocukların daha fazla cinsel saldırıda bulunduğu bildirilmektedir.

    Çocuk ve ergen cinsel istismarı ileriki yaşantısında çeşitli sorunlara yol açabilmektedir. Çocukluk döneminde cinsel istismara uğramış olmanın, erişkin dönemde sigara, alkol, madde kötüye kullanımı, yeme bozukluğu, intihar girişimi, major depresyon, anksiyete bozuklukları ve diğer ruhsal hastalıkların sıklığını arttırdığı gösterilmiştir. Ayrıca erişkin dönemdeki sınır kişilik bozukluğu, çocuklukta yaşanan cinsel istismar öyküsü ile ilişkilendirilmiştir. Cinsel istismar mağduru çocukların erişkin dönemde yakın ilişkilerinde de sorunlar yaşadığı belirtilmektedir.

    Çocuğun bakımıyla doğrudan ilgilenen babaların daha az istismar uyguladıkları saptanmıştır. Ayrıca cinsel istismara uğrama riskini, çocuk ve gencin zihinsel ve bedensel engelli olması ya da şizofreni, bipolar bozukluk, dürtü denetim bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi psikiyatrik bozukluklarının olması gibi faktörler artırır. Bu gibi durumlarda, çocuklar maruz kaldıkları durumun kötülüğünü değerlendiremeyebilirler.

    İstismarcı özellikleri:

    İstismarcıların özelliklerine bakılacak olursak, istismarcılar genellikle erkektir, olayların % 5-15’sinde ise kadındır. Kadınların istismarı genellikle erkek çocuğa yöneliktir. Erkeklere yapılan istismarların % 20’den fazlası kadındır. Kadın suçlular genellikle bekardır. Klinik olmayan çalışmalara göre, tanıdık birisi ya da bir yabancı tarafından aile dışı istismar, çocuk ve erişkin arası cinsel temas vakalarının % 30-50’sini oluşturur.

    İstismarcıda gözlenen başlıca kişilik özellikleri; aile içi ve sosyal iletişimi sınırlı, içe kapanık kişilik, eşi ya da ailesiyle sıcak ilişki kuramayan kişilik, psikoseksüel ve sosyal açıdan olgunlaşmamış, kendi çocukları ile birlikte başka çocukları da istismar eden pedofilik kişilik olarak saptanmıştır. İstismarcıların birçoğu çocukluklarında ya cinsel istismara uğramışlardır ya da ailede şiddet olgusu vardır. Cinsel istismarcı birey, genelde düşük eğitim ve sosyoekonomik düzeye sahiptir. İstismarcı bireyin doyumu erteleme kapasitesi azdır ve engellenmeye karşı toleransı düşüktür. Çoğu zaman emosyonel gelişim geriliği nedeniyle gerçekçi yaklaşımlarda bulunamaz. Empati duyguları ya yoktur ya da sınırlıdır. Düşük özsaygısını ve suçluluk hissini bastırıp karşıt tepki kurarak saldırgan davranış şeklinde çocuğa yansıtma eğilimi içerisindedir. Karşılanmamış doyum nedeni ile anksiyete yaşar ve bu enerjiyi çevresine saldırganlık şeklinde aktarır. Çocukluk döneminde özdeşleşeceği birisinin olmaması, sosyal komponentler açısından patolojik bir aile yapısına sahip olması, destek sistemlerinden yoksun bir birey olması, istismarcı bireyin diğer özellikleri arasında sayılabilir.

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif kompulsif bozukluk çok yaygın görünen ve insanların yaşamını ciddi ölçüde etkileyen bir rahatsızlıktır. Görülme oranı kadınlarda biraz daha fazla olmakla beraber, kadın ve erkeklerde birbirine yakın düzeyde görülmektedir. Osesyonların %21’i ortalama 10-15 yaş aralığında başlar. Erkeklerde başlama yaşı yaklaşık 10-13 yaş aralığındayken, kadınlarda biraz daha geç bir dönemde 20-24 yaş aralığında başlamaktadır. Obsesyonların yaklaşık %29’unun ise 7 yaş öncesinde başladığı görülmüştür.

    Obsesyon zihne istenmeden gelen, kişiyi sıkıntıya sokan, yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemlerdir. Kompulsiyon ise kişinin kendisini kaygılandıran bu yineleyici düşünce ve dürtüleri ortadan kaldırmak için yaptığı rahatlatıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir. Hatta obsesif kişi kendini sıkıntıya sokan yineleyici düşünce ve dürtüler aklına gelmesin diye tedbirler almak için hatırlatıcı durumlardan kaçınma gibi davranışlar sergileyebilir.

    Kişi kendini sıkıntıya sokan düşünce ve dürtülerle gün içerisinde büyük bir zaman kaybeder. Kompulsiyonlar, kişinin obsesyonlarının devam etmesini sağlayan ana etmenlerdir. Kişi obsesyonun sıkıntısını bertaraf edebilmek ve kendisini rahatlatmak için kompulsiyonlar yoluyla tedbir aldıkça hissettiği sıkıntı hafifler. Ancak dürtülerine kulak vererek kendini rahatlattığı müddetçe obsesyonu ile gerçekte hiçbir zaman yüzleşmez. Tam aksine aklına gelmesin diye yaptığı davranışlar obsesyonları daha da besler, sıklaştırır ve şiddetli hale getirir. Bu nedenle rahatsızlık yıllar boyu sürmeye devam eder.

  • Cenaze

    Cenaze

    Babaannemi, rahmetli dedemin yanına defnettik. 21 yıl aradan sonra gelen, geç kalmış bir buluşmaydı. Sağ olsunlar, akraba/eş-dost/tanıdıklar kabristanda yanımızda idiler. İnsan, özel günlerde yakınlarından manevi destek bekliyor.

    Babaannem, Selanik göçmeni bir ailenin üyesi idi: yeşil gözlü, sarışın ve beyaz tenliydi. Otoriter bir kadındı. Son 3 yılını bunama hastası olarak yaşadı, günler geçtikçe çocuklaştı. Her ikisi de 65 yaş üstü olan iki gelini (annem ve teyzem), dönüşümlü olarak ona baktılar (kültürümüze uygun olarak). Gelinlerine göre yaşça daha genç olan iki kızından biri rahatsızdı ve bakım veremezdi. Diğer kızı ise sorumluluk almadı ve taşın altına el koymayı reddetti (Bu nedenle babam ile halam arasında tatsızlıklar yaşandı. Hayatımda ilk kez bir akrabam, benim için değer ifade etmemeye başladı. Annesine sahip çıkmayan bir evlada nasıl değer verilebilirdi?).

    O gün, “timsah gözyaşları dökmenin” ne olduğunu gözlemledim. Yaşarken yanında olma, ölüsü defnedilirken de canla başla mezarına toprak at! Ne anlamı var?

    Çoğu kimse gibi ben de babaannemin ölümüne üzülmedim. O, kendi kuşağının sülalemizdeki son temsilcisi olarak imtihanını tamamlamıştı. Evet, mahzunlaşmıştık. Muhtemelen ölümün bize de yakın olduğunu bilmemizdi, bizi mahzunlaştıran.

    Babaannemin ölüm yaşının 93 olduğunu öğrenen arkadaşlarının, esprili şekilde enişteme “metin ol” demeleri, çok daha samimi bir yaklaşımdı.

  • Diş çıkarma ve diş bakımı

    Bebeklerde süt dişleri genellikle 8. ayda sürmeye başlarlar.Ailede erken diş çıkaran ebeveyn varsa bebeğimizde erken çıkarma ihtimaline sahiptir.Bazen ilk diş çıkarma işlemi bir yaşına kadar gerçekleşebilir fakat yaşını geçtiği halde diş sürmesi görülmediyse çocuk ve diş hekiminize ulaşmanız ve muayene yaptırmanız gerekmektedir.

    Diş sürmesi döneminde huzursuzluk,salya miktarında artış ve iştahsızlık gözlenebilir.

    Diş çıkartma dönemi son bulduğunda (genellikle 30. ay )alt çenede 10 ,üst çenede 10 olmak üzere toplamda 20 adet süt dişi görülür.

    Ağızda pamukçuk tarzı görüntülerin olmaması için hiç süt dişi bile yokken beslenme işlemini takiben temizlik yapılmalıdır.Bu temizlik steril bir tülbent yardımı ile olabileceği gibi bu iş için üretilmiş materyaller alınabilir.Yani diş bakımı doğumla başlar……..Süt dişlerinde en çok görülen renkleşmeler ve çocuklarda ağız ve diş temizliği hakkında püf noktalar.Çocuklarımızda görülen renkleşmelerin başında kullanılan demir içerikli prepratlar gelir genellikle griden siyaha bir boyanma olup düzenli fırçalama ile geçerler.

    Dişlerin gelişimi ve yapılanması döneminde fazlaca alınan flour sonucu gri beyaz bir görüntü veya kahverengi renkleşmeler oluşabilir biz buna flourozis diyoruz.Flour miktarı yaşanılan bölgeden tüketilen suya kadar değişim gösterdiği için hekim kontrolü altında miktarın ayarlanması gerekmektedir.

    Renkleşmelerin önemli bir bölümü ise çürükleri işaret edeceğinden her zaman doğumdan itibaren nasıl çocuk doktorumuz varsa çocuğumuzun bir diş hekiminede ihtiyacı olduğunu unutmayınız.

    Doğumdan itibaren bebeğimizin dişleri olmasa bile steril bir bezle dikkatlice ağzını temizleyebilirsiniz.Dişlenme ile birlikte eczanelerde satılan parmak fırçalarına geçilmelidir.İlerleyen yıllarda çocuk fırçaları kullanılmalıdır ve unutmayın 9 yaşına kadar çocuklarımız fırçalama işlemini oyun olarak algılayacakları için alışkanlık oluşmayacaktır.Bu yüzden bu döneme kadar özellikle her akşam birlikte fırçalama işleminizi yapmanız hem beraber eğlenmenizi hemde alışkanlığı kazandıracaktır. Gece yatarken diş fırçalayıp yatmak herkes için en önemli öncelik olmalıdır çünkü gece tükrük miktarı azalır.Sabah ise kahvaltıyı peynir gibi besinlerle bitirip yarım saat sonra dişlerimizi fırçalayabiliriz. Yapılan hatalara göz atacak olursak kulllanılan emziklerin şekerli gıdalara bandırılarak verilmesi (reçel,bal v.s.).Gece yatarken az ağlasın diye biberonun içindeki süt ve buna eklenen şekerli gıdaların uzun süre ağızda kalması, kırılmasınlar diye laf söyleyemediğimiz akrabaların getirdikleri çikolata,şeker,gazlı içecekler v.s. Tüm bunlara karşı tedbirler alınmalı ve en önemlisi her gece çocuğumuz ile birlikte dişlerimizi fırçalayıp suyumuzu içip yatmalıyız.

    Peki çürük oluşumu nasıl azaltılabilir ? Yukarıda saydığımız önlemlerin dışında herkes diş hekimini yılda iki defa ziyaret etmelidir.Çocuklarımıza diş hekimi kontrolünde yüzeyel flour jel uygulaması yapılabilir.Altı yaş önemli bir dönem olup ağızda ömür boyu kullanılacak ilk azılar sürer , alt çenede ve üst çenede en sonlarda görülürler

    Oyun dönemi çok eğlenceli olmasına rağmen diş yaralanmaları görülebilir.Diyelimki çocuğumuz düştü ve dişi yuvasından fırladı hiç panik olmadan temiz bir sütün içine koyun ve hemen diş hekiminize çocuğunuzla birlekte ulaşın erken davranılan bu tür yaralanmalarda çıkan dişi yerine koyarak hekiminiz diş kaybını engelleyebilir

  • Çocuklarda tekrarlayan karın ağrısı sebepleri nelerdir?

    Çocuklarda tekrarlayan karın ağrısı sebepleri nelerdir?

    Çocuklarda karın ağrısı nelerdir?

    Karın ağrısı çocuklarda sebebi aile için tedirginlik uyandırıcı ve hekim açısından da zorlu olan bir süreç olabilmektedir.çocuklarda 2 haftayı geçen karın ağrısı mutlaka araştırılması gereken durumlardan birisidir. Sürekli tekrarlayan karın ağrısı başlıca üç bölümde değerlendirilebilir.

    1.grup: karın içi bir hastalığa bağlı,

    2.grup: psikolojik kökenli

    3.grup : fonksiyonel ağrı; hem karın içi hem de psikolojik olarak ortaya çıkan durumlardır.

    Bu hastaların karın ağrısının nasıl başladığı, artıran bir sebep olup olmadığı, nerede nasıl bir ağrının başladığı bilinmelidir. Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra değerlendirebilir.

    Bu hastalıkları sınıflandırılırken hastanın yaşı, cinsi, ailesel faktörler, sosyal ve çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları göz önünde bulundurulmalıdır.

    Ağrının niteliği önemlidir

    Ağrının göbekten uzaklığı, nerede başladığı, şiddeti, karakteri (künt, yanıcı , batıcı, yumruk ve şimşek gibi) ve nereye yayıldığı sorgulanmalıdır. Gün içindeki artıran ve azaltan sebepleri, gece ağrının durumu, yemek ile ilişkisi sorgulanmalıdır. Bulantı, kusmanın varlığı ve olursa ne kadar kustuğu önemlidir.Erken doyma oluyor mu?( reflü hastalığı). Karın ağrısının beraberinde kilo kaybı, ateş döküntülü hastalıklar ve sistemik hastalıklar araştırılmalıdır.

    Tekrarlayan öksürük astım,boğaz ağrısı ilaçlar kronik karın ağrısı araştırılırken sorgulanır.

    Ailede kronik hastalıkların varlığı: irritable bağırsak hastalığı, migren, inflamatuar bağırsak hastalığı, okul aile sosyal çevresel sebepler göz önünde tutulmalıdır.

    Hastalığın bulgularında neler olur?

    Karın muayenesinde şişlik, hassasiyet, ağrıyan bölge kitle ve rektal /anal bölge değerlendirilir. Boy kilo büyüme evresi ve sistemik muayenesi değerlendirilir.

    Tetkiklerinde neler görülebilir?

    Kronik karın ağrısı olan bir çocukta rutin olarak; kan sayımı sedimantasyon hızı, gaita testi, parazit taraması, büyük abdestte gizli kan,idrar tahlili ve kültürüne bakılır. Düz rontgenler teşhisi koymakta faydalıdır. Bununla beraber ultrason taraması ve ilaçlı bağırsak isteminin grafiler ve tomografileri tanıya yardımcı olur. Gerekli olgularda endoskopik yöntemler ile mukozal hastalıklar peptik ülser, crohn hastalığına ait yaralar ve biopsiler ile görüntülenebilinir.

    Tekrarlayan karın ağrısında hastalığı düşündüren özelikler nelerdir?

    Ailede benzer hastalık(crohn, irritable bağırsak sendromu vb)

    Uykudan uyandıran ağrı,

    Ağrının göbekten uzakta hissedilmesi

    Makattan kanama

    İştahsızlık, hareketlerde azalma

    İshal, kabızlık ve gece dışkılaması

    Tekrarlayan kusmalar

    5 yaş altında tekrar eden ağrı

    Bunlarla beraber görülebilen karında hassasiyet, döküntü kilo kaybı, karında şişlik, büyüme gecikmesi makatta yara ve eklem ağrıları karın içindeki hastalıkları işaret etmektedir.

    Fonksiyonel karın ağrısı nedir?

    Çocukluk çağındaki tekrarlayan karın ağrısının en sık sebebidir. %90 ‘ında sebebi bilinmemektedir. Yaş grubu olarak 5-15 yaş grubu arasında görülür. Bu grubun ise okula başlangıç dönemi ve 12 yaşlarında daha sık görülür. 5 yaş altında pek görülmez ve 5 yaş altında karın içi kaynaklı ağrılar mevcuttur.

    Bu ağrılar göbek çevresinde kendiliğinden sınırlanan, yemekle ve hareketle alakasız, uykudan uyandırmaz. Halsizlik baş ağrısı, solukluk olabilir. Muayene bulgusu olarak normal görünebilir.

    Beslenmede lif miktarının artırılması bu tip ağrıları azalttığı bildirilmiştir.

  • Çocuklarda yaşlara göre beslenme

    1-3 yaş çocuk beslenmesi

    Kalsiyum ihtiyacı nedeniyle çocuğa her gün yarım litre süt verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır. Her gün et ve baklagillerden bir-ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır. Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara yumurta gün aşırı verilebilir. Günde bir ya da iki kez sebze ve meyve yedirilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Taze meyve suları da meyvenin yerine geçer. Günde bir-iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.öğretilmelidir. Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma ve abur cuburlar sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir. Çay ve kahve, içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.

    3-5 yaş çocuk beslenmesi

    Okul öncesi 3-5 yaş grubu çocuklara aile yaşamına daha çok katılan bireyler gözüyle bakılmalıdır. Bu yaşta yemek alışkanlığının gelişmesinde aile önemli rol üstlenir; çocuklar genellikle aile içi bireyleri taklit ederek öğrenirler. Bu dönemde çocuk, aile sofrasını, bir taraftan dengeli beslenme modeli olarak, diğer taraftan ise aile büyüklerinin bir arada bulundukları keyifli bir sosyal olay olarak algılamalıdır. Bu yaşta televizyon ve oyun, çok çekici olduğundan yemeğe ilgisizlik sık bir sorundur. Ayrıca yemek seçme de sıktır; haftalarca hep aynı şeyleri yemek istemesi birçok çocukta görülür. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi besleyici özelliği olmayan gıdalara alışmamasına özen gösterin. Ayrıca yemek saatlerinin düzenli olması çok önemlidir.

  • Deneyimsel Oyun Terapisi

    Deneyimsel Oyun Terapisi

    Oyunun akışıyla ilgili tüm kontrolün çocukta olduğu ve oyun terapistinin öncelikle oyun arkadaşı olmak zorunda olduğu bir yaklaşımdır. Çocuk, sınırları ne kadar zorlayan bir oyun oynarsa oynasın fark etmez. Oyun terapisti, çocuğun oyununa katılır ve onunla beraber sürecin bir parçası olur.

    Oyun terapistiyle güven ilişkisinin sağlanmasıyla birlikte, çocuk oyunları aracılığıyla kendisini zor durumda bırakan yaşantılarıyla ilgilenmeye başlar. İfade edemediği duygularını açığa çıkarır. Oyundaki hareketliliğin de yardımıyla, travma nedeniyle kasılmış olan bedeni gevşemeye başlar. Başa çıkamayacağı kadar büyük görünen sorunlar, oyunun büyülü dünyası içinde küçülmeye başlar. Çocuk güçlendikçe yaşamakta olduğu sorun etkisini kaybeder ve iyileşme gerçekleşir.

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile, okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir.

    2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun, bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma, hayal kırıklığı, ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres, kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak da çocuklarda öfke, inatlaşma, karşı olma, parmak emme, tırnak yeme gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif Aşaması: Çocuk; odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni Test Etmek: Çocuk, kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır.

    3. Bağlılık Aşaması: Çocuk, kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik Büyüme Aşaması: Deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay ya da ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar.

    5. Sonlandırma Aşaması: Oyunlar artık daha basit, iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir. Terapist ve çocuk sonlandırmayı birlikte yapar. Ebeveynlerin bunu desteklemeleri önemlidir.

    PEKİ, TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde, çocukla birlikte oyunu deneyimler, verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Boşanma süreci ya da boşanmış ailelerdeki zorluklar

    • Duygusal, fiziksel ya da cinsel istismarda

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş, ev, okul, ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon.

  • İştahsız çocuklar için beslenme önerileri

    Çocukların sağlıklı büyümesi, dengeli ve yeterli beslenmesiyle mümkündür. “Hiçbir şey yemiyor, yaşıtlarına göre çok zayıf.” gibi söylemler birçok anneye tanıdık gelir. . Aslında çocuğun kilosu boyuna, yaşına göre normalse ve sağlıklıysa hiçbir problem yoktur. Unutmamak gerekir ki onların mideleri küçüktür ve dolayısıyla da çabuk doyarlar. Bu yüzden sağlıklı yiyeceklerden yiyebileceği miktarda alması en doğrusudur.

    Çocuk beslenmesi

    Çocukların temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her çocuğun doğumdan itibaren, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir. İlk 6 ayda anne sütünün yetmediği durumlarda çocuğun kaşıkla beslenmesi uygun olur. 6-12 aylık çocukların beslenmesinde, elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unuyla hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu çorbalar ilk başlanacak ek besinlerdir. Devamında menüye yumurta, mercimek, et ekleyin. Sebze yemeklerini taze olarak pişirin, içine pirinç ve yağ ekleyerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirin. Çocuğa verilecek yemeklere 1 yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat asla atmayın

    Onu kendi haline bırakın!

    Çocuğu ısrarla reddettiği yemekleri yedirmek için zorlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çocuk yemek yiyeceği zaman serbest bırakıldığında, yemek yemesi daha kolay ve zevkli hale gelir. Çocuğun açlık hissine kulak verin, ihtiyacından fazlasını yemesinde ısrar etmeyin. Çocuklar yemek yemek istemediklerinde sofrayı kaldırın ve bir dahaki öğüne kadar bir şey yenmeyeceğini ona belirtin ve bu konuda taviz vermeyin. Çocukların başka çocuklarla yemek konusunda kıyaslanması kesinlikle yanlıştır. Her çocuğun enerji ihtiyacı, sevip sevmediği gıdalar, vücut yapısı, harcayacağı enerji ve metabolizma hızı farklıdır. Çocuğu zorlamak yerine, onun kendi tercihine kulak verin, yemek istemediği yiyecekleri farklı sunum ve tatlarla değiştirerek tüketmesini sağlayın. Mesela süt sevmeyen çocuğa yoğurt, ayran, muhallebi ve ev yapımı meyveli yoğurt vermek gibi… Çocuğun beslenme tercihlerinde aile bireylerinin rolü büyüktür. Annenin veya babanın yemediği bir yiyeceği çocuktan yemesi beklenemez. Yemek sırasında sevilmeyen yemeklerden asla bahsetmeyin, bilakis yemek sırasında yediğiniz yemeğin faydalarını anlatır şekilde sohbet edin. Yemeklerin ailece neşe içinde yenmesi gerekir. Aile kavgalarının yemek saatlerinde yapılması veya çocuğun yaptığı hataların yemek masasında anlatılması yemek yemeyi zorlaştırır.

    Yemekleri bulamaç yapmayın

    Özellikle 1 yaş altı çocuklara çok çeşitli meyve, kuruyemiş, sebze, bisküvi, peynir, süt ve pekmez gibi besinlerin karıştırılarak verilmesi, daha sonrası için çocuğun tekli tatlara alışmasını zorlaştırır. Çocuk 2-4 yaş arasında aile fertleriyle yemeğe başlamalıdır. Böylelikle yetişkinleri izleyerek yemek yeme davranışlarını taklit eder ve görgü kurallarını da öğrenmiş olur. Aile bireyleriyle aynı masada yemek yemek çocuğa ailenin bir ferdi olma duygusunu yerleştirir ve birey olduğunu anlamasına kolaylık sağlar. Yemek yemeyi kesinlikle disiplin, ödül, sevgi gösterme şekli ve çocuğun davranışlarını kontrol etmede kullanmak doğru değildir. Anne-baba hiçbir zaman beslenmeyi bir pazarlık konusu haline getirmemelidir.

  • Hırıltılı öksürük

    Hırıltılı öksürük

    TEKRARLAYAN HIRILTI-BRONŞİT-ASTIM .

    Astım hava yollarının tekrarlayan enflamatuar bir hastalığıdır. Ülkemizde çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran %6-8 olarak ifade edilir. Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük, en önemli belirtilerindendir. Astım oluşturan sebepler alerjik ve non-alerjik (allerjik olmayan) olarak iki başlıkta incelenir. Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit, bronşit, biraz balgamı var, hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup, bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle, aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır. Bazen hastalar öyle geçişkendir ki iki teşhis aynı anda kullanılabilmektedir. Hastalık alerjik ise; ailede astım, alerjik nezle-saman nezlesi, egzema gibi bir hastalığı olan ebeveyn muhakkak sorgulanır. Nasıl ki çocuğumuzun gözleri dayısına benzemişse, ev tozu, polen gibi bronş alerjik duyarlılığı da ona benzeyebilir. Yani alerji genetik geçişli olabilir. Ama diğer taraftan ailede olmasa da, zaman içinde çocuğumuz duyarlanarak, herhangi bir maddeye alerjik tepki geliştirebilir. Bazen 5 yaşında bir hastaya polen alerjisi var dediğimizde “Bugüne kadar yoktu nasıl olur?” diye sorar. Halbuki daha ileri yaşlarda da alerji geliştiği bilinen bir bilimsel gerçekliktir.

    Alerjinin olmadığı astım-bronşit vakalarında, özellikle gece beslenen ve bu nedenle reflü hastalığı geliştirdiğimiz çocukları görmekteyiz. Alerjinin olmadığı diğer bir büyük grupta viral üst solunum yolu hastalıklarından dolayı bronş darlığı yaşayan hastalarımızdır. Bu durumda alerji yaratan etmenlerden; kirli havadan koruduğumuz, viral enfeksiyon maruziyetini azaltıp aşılarla ve bazı ilaçlarla, direncini yükselttiğimiz ve gece beslenmesini kesip reflü tedavisi yaptığımız çocukların büyük çoğunluğu, bu hastalığa karşı tedavide başarılı olacaktır.

    En sık rastladığımız alerjenler; ev tozu ve akarları, polenler, tüy döken ev hayvanları , küf mantarlarıdır. Bunlarla mücadelede ev içi nemin%50 civarında tutulması, evde çamaşır kurutulmaması, tüylü yünlü oyuncak, giysi, halı gibi tozu çokça barındıran eşyaların çocuktan uzak tutulması önemlidir. Çocuğun sıkça kullandığı odaların, her gün suya çeken veya hepa filtreli elektrik süpürgesi ile temizlenmesini öneriyoruz. Evin hiçbir odasında sigara içilmemesi, hatta sigara kullanan ebeveynin çocuğa dokunmadan önce, el-ağız temizliği yapıp giysilerini bile değiştirmesi, o kokunun öksürüğü tetiklememesi için önemlidir.

    Astım-bronşit teşhisi hekimin muayenesi ile konulabilir. Film çekilmesi, tahlil yapılması şart değildir. Muayene sırasında çocuğun dinlenen solunum seslerinin, o anda normal olması da astım-bronşit olmadığı anlamına gelmez. Geçmişte öksüren, balgam kusan, hırıltısı olan ve bu belirtileri birkaç kez yaşayan kişi hekimce takip edilip, semptomların olduğu anda muayene edilerek teşhis konulabilir. Ya bronşit astım değilse? İşte o nedenle ilk görüşmede bazı testler, akciğer grafisi gibi, çocuğun yaşı 5 ten büyük ve uyumluysa solunum fonksiyon testi ve bazı kan tahlilleri yapılabilir. Alerjiden şüphe ediliyorsa, kan tetkiki ve yaşça uygunsa ve uyumluysa ciltte alerji prick test yapılabilir. Hastaların ilaca verdiği cevapta teşhisi kesinleştiren bir diğer faktördür. Tedavide önce belirtiler kontrol altına alınır, sonra ataklar önlenmeye çalışılır, ilaç ihtiyacı en aza indirilir. Çocuğun günlük hayatını tüm çocuklar gibi yerine getirebilmesi amaçlanır. Verilen ilaçların Kullanma eğitimi hastaya bizzat doktorun kendisi vermelidir. Hasta düzenli takip edilmeli, yapması ve yapmaması gerekenler detaylı anlatılmalıdır. Astım yineleyen bronşit hastaları, her yıl Eylül ile Aralık ayı sonuna kadar grip aşılarını olmalıdır.

    Ne yedirelim ne yedirmeyelim noktasında, çok soru gelmekte. Özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozunun faydalı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Hazır şurupları ülkemizde mevcut. Ayrıca zerdeçalın soğuk verilmesinden fayda gören hastalar olduğu belirtilmiştir. Öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır. Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı, ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir. Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir. Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp, düzenli hekim takibinde olması, çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu; hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.

  • ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    Şımarıklık tamamen anne-baba tutumları ile ilgilidir ve anne-babanın tutarsız yaklaşımlarından ileri gelir.Çocukların şımaŞrıklık göstermesinin merkezinde aileler vardır.Şımarıklık,çocuğun çevresindekilerin hatalı yaklaşımları ile büyür ve zamanla kalıcı hale gelir.Durumu detaylı olarak açıklayacak olursak;anne-baba olarak yaşamınızın merkezinde çocuğunuzun olduğunu hissettirir ve sadece ona hizmet ederseniz çocuk zamanla kendisinden başka kimseyi önemsememeyi öğrenecektir ve dolayısıyla empati yeteneği gelişmeyecektir.Ağladığı zaman,istekleri gerçekleşiyorsa zamanla uyum bozukluğu ortaya çıkacaktır.Çocukla otorite ilişkisini sağlam oturtmak gerekir,böylece çocuk nerede duracağını bilmeli,tekrarlanan hatalarının bedelinin olması gerektiğinin farkındalığını kazanmalıdır.Kısaca yerinde ödül ve yerinde ceza sistemi uygulanmalıdır.Anne ve babanın yakınları örneğin dedeler ve büyükannelerin yaklaşımları,çocuğun ebeveynlerini destekler biçimde olmalıdır.Çocuk herzaman tek bir otoriteyi beyninde şekillendirmeli ve ona göre davranmalıdır.

    Öfkelerini kontrol edemeyen çocuklar öfkeyi yetişkinlerden öğrendiği için,ebeveynler olarak sinirlerinizi kontrol altına almanız ve onlara olumlu model olmanız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içeren televizyon programlarına dikkat edilmeli,çocuk sinirlenip,saldırganlık eylemine geçtiğinde mahrum bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak,onunla konuşmalısınız. Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Örneğin;arkadaşına oyun esnasında vurması ve sizinde onu oyun ortamından uzaklaştırmanız,mola yöntemine örnektir,çocuk bu esnada saldırgan ve agresif olacaktır.Bu durumda;tutarlı olmalısınız,sabırlı olmalı ve vazgeçmemelisiniz.Çocuk saldırganlık halinde vurmak,ısırmak,tükürmek,atmak,kırmak,kendine zarar vermek gibi davranışlar gösterecektir bu esnada dayak ve inatlaşma tutumu asla olmamalıdır.Çocuk;sussun,ağlamasın,vurmasın diye birşeyler elde ederse bu davranışı pekişir.Bu durum,olumsuz davranışı pekiştirir.Yanıtsız kalmak ve ortamdan uzaklaştırmak olumsuz davranışı söndürür.Şunu unutmayın ki; çocuklar,kızgınlık yaratan durumlarda başetmekte zorlandıkları zaman öfke patlamaları yaşarlar.Bu durum,çok engellenen ve her istediği yapılan çocuklarda daha fazla ortaya çıkar.Şiddet ve saldırganlık hallerinin ortaya çıkmasına neden olan faktörler önceden önlenmelidir.Çocuğa öfke ve saldırganlık halinde soğuk davranmalısınız,mesafeli olmalısınız ama küsmemelisiniz.Küsmek hem çözüm getirmez,hem de iletişimi bloke eder.

    Bir başka konu ise sınır,kural ve sorumluluklardır.Sınır,kural ve sorumluluklar çocuklar için gereklidir.Çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacaklarına dair bilgiye sahip olmalarıdır.Sınırlar, nerede durması gerektiğini algılamayı sağlar.Kural ve sınırlar belirlenmezse ileride kişilerarası ilişkilerde problemler yaşanır.Örneğin;kişisel odaya girip giremeyeceği ve sizinle nezaman oyun oynayacağı çocukların sınırları bildiği somut yerlerdendir.Neyi yapıp,neyi yapamayacakları hakkında çocuklara farkındalık kazandırır.Ancak, çocuklar herzaman sınırları zorlamaya çalışırlar.Bu durumda sınırı tanımladığınız yerde durmanız ve tutarlı olmanız gerekir.Çocuğa sınır hatırlatması yaparken hoşgörülü bir tutumda yaklaşmalısınız.Sınırları koyarken,tercih hakkını çocuğa sunarak seçenekler sunularak yapılması gerekir.Ancak çok katı tutumda kuralların olmamasına dikkat edilmeli ve ceza vermek yerine sevdiği şeylerden mahrum edilerek,kuralları daha iyi anlamalarına yardımcı olunmalıdır.Her yaş grubunda kural koyarken dikkat edilmelidir.Örneğin;0-4 yaş grubundaki çocuklarla çok fazla inatlaşmaya gidilmemelidir.Çocuklara 3 4 yaş itibaren oyuncaklarını toplama görevi verilmelidir ve verilen ödevleri çocuğun kendisinin yapması sağlanmalıdır.Ayrıca yaşı ilerledikçe sorumluluklarının arttırılması sağlanmalıdır.Sorumluluklarını birlikte değerlendirin ve liste haline getirin.Ve her sorumluluktan sonra takdir etmeyi unutmayın,teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.Ayrıca Çocukların yaşına göre sorumluluklar vermeyi de göz ardı etmeyin.Örneğin 3-4 yaş çocuklarına sofra kurmaya yardımcı olması için verilen çatal,kaşıkları masaya yerleştirmesi istenebilir.Diş fırçalaması istenebilir,basit ev işleri verilebilir.Bu şekilde yaşa göre dengeyi sağlayabilirsiniz.

    Çocukların nasıl sakinleştirildiğine ve öfke patlamaları karşısında tutumlarının nasıl olduğuna gelirsek;fiziksel ve cezadan uzak durun.Çocuğa model olun,ev içinde agresif tavırlar sergilemeyin,çocuğa doğru davranış kalıplarını öğretin.İyi davranışlarını ödüllendirin,agresif tavırları karşısında ortamdan uzaklaştırın o uzaklaşmıyorsa siz uzaklaşın ve sakinliğinizi koruyun.Kızgınlığa kızgınlıkla cevap vermeyin,çocuğunuzu kızgınlık tepkisi yüzünden suçlamayın,tepkisini değiştirmesi konusunda yönlendirin.Öfke anında çocuklara özel ilgi göstemeyin ve sakinleştiğinde çocukla ilgilenin.Öfke nöbetleri 4 yaş olduğunda sıklıkla sona erer.Bunun bir geçiş dönemi olduğunu unutmayın,sabırlı davranın.Hayır kelimesini az kullanın ama yapılmaması gereken şeyleri anlatın,alternatif seçenekler sunun.Zıtlaşmayın,dikkatini başka yöne çekin.

    Çocuklar 18.aydan itibaren kendi farkındalıklarını fark ederler ve odak noktasının kendileri olduğunu algılayarak hareket ederler.Bu durum ise,çocukların inat tutumu sergilemelerini oldukça tetikler.Her dediğinize olumsuz tepki vererek ve kabullenmeyerek sizi aslında sınarlar.Size nekadar önemli olduklarını ve bir birey olduklarını göstermeye çalışırlar.Çocuğunuz herhangi bir konu yüzünden inatlaştığında sakinliğinizi koruyup daha önceden belirlemiş olduğunuz sınırları hatırlatın ve bunun,yumuşak bir ses tonuyla zıtlaşmaya gitmeden olmasına dikkat edin.Çocuk inat yüzünden huysuzlaştığında ilgi göstermeyin,İnatlaşma ortamı yaratmayın.Kuralları çocuğa uygulatırken gerekçelerinle birlikte,olumlu bir dilde anlatın.Unutmayın;çocuğun olumsuz davranışlarına yön vermek,ebeveynlerin hayatta elde ettikleri en önemli başarılardan biridir.Tüm ebeveynlerimize, bu kutsal yolda başarılar diliyorum.