Etiket: Yaş

  • Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gÜstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili düşüncelerimizi ve kararlarımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim yaratıcı yetişkinlerin önemli bir kısmının çocukluk yıllarında pek de yüksek IQ’ye sahip olmadıkları bilinmektedir. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gözlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da özlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.

    Uğur Sak (2011)’ın ve Ruf (2005)’ın çalışmalarından alınan üstün yetenekli çocukların zeka düzeylerine göre çeşitli yaş aralıklarında gösterdikleri özellikler aşağıdaki tablolarda sınıflandırılmıştır. Anne ve babaların üstün zekâlı çocuklarının özelliklerini ay be ay kaydettikleri bu araştırmalarda üstün zekâlı çocuklar gerek takvim yaşı düzeylerine göre gerekse zihinsel yaş düzeylerine göre bazı ortak özellikler göstermişlerdir.

    Birinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Çoğu 1,5 yaşından önce
    Birçok sözcüğü anlamsal olarak bilir, bu sözcükleri telaffuz eder.
    Önemli bir kısmı 2 yaşından daha önce
    Renkleri tanır, sayıları ezbere sayar.
    Bulmacalara karşı ilgi göstermeye başlar.

    Çoğu 18-30 ay aralığında
    Sessizce oturup televizyonu pür dikkat izler.
    Önemli bir kısmı 3 yaşına gelinceye kadar
    Sayıları, harfleri ve renkleri öğrenebilir.
    Karmaşık düzeyde konuşmaya başlar, zengin sözcük dağarcığı geliştirir.

    Çoğu 4 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri, kendi isimlerinin yazılış biçimlerini ve alfabeyi öğrenebilir.
    Basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilmeye başlar.

    Çoğu 5 yaşından önce
    Okumayı öğrenmeye karşı ilgi gösterir.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri ve kitapları okumaya başlar.
    Kendi kendine bilgisayar kullanmaya başlar.

    Tamamı 7 yaşına gelinceye kadar
    Okumayı öğrenebilir, akranlarından 2-3 sınıf daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okumaya başlar.
    Bir kısmı 7-7,5 yaşlarında, çoğu 8 yaşlarında
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle sabırsızlık işaretleri göstermeye başlar.
    İkinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 6-12 aylık iken
    Yetişkinlerin verdiği yönergeleri ve soruları anlamaya başlar.
    Çoğu 11-15 aylık iken
    Kendi başına kitapları inceleyebilir, sayfalarını çevirebilir.
    Çoğu 15-18 aylık iken
    Birçok sözcük bilir.
    Birçok rengi tanır.

    Çoğu 11-16 aylık iken
    Market ve mağaza gibi yerlerin adlarını ve marka isimlerini tanır.
    Neredeyse tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Üç veya daha fazla sözcükten oluşan cümleler kurmaya başlar.
    Birçoğu 12-20 aylık iken
    Sayıları tanıyabilir.
    Yaklaşık %25’i 17-24 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 3 yaşına gelinceye kadar
    Çoğu renkleri ve harfleri öğrenir.
    Zengin kelime dağarcığı geliştirir, karmaşık cümleler kurabilmeye başlar.

    Birçoğu 3-4 yaşlarında iken
    Harfleri, sözcükleri ve sayıları yazabilmeye başlar.
    Birçoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Gerçek olaylara, doğa ve fizik gibi fen bilimlerine karşı fazla ilgi duymaya başlar.
    Çoğu 4,5 yaşına gelinceye kadar
    Kendi başına bilgisayarı kullanabilmeye başlar.
    Çoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Sayı saymaya ve sayılar konusunda bazı temel gerçekleri öğrenmeye başlar.
    Kendine ileri düzeyde kitapların ve hikâyelerin okunmasını istemeye başlar.

    Kolay kitapları okumaya başlar.

    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve öğrenmek için okumaya başlar.
    Çoğu 6-7 yaş civarında iken
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle şikayet bildirmeye başlar.
    Tamamı 7 yaş civarında iken
    Kendinden 2-5 yaş daha üst düzeyler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okuyabilmeye başlar.

    Üçüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Dağılım/Yaş
    Özellik
    Çoğu doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Çevresindeki kişilerin konuştuklarını anlamaya başlar.
    Çoğu 10 aylık olana kadar
    Kendi kendine kitapları karıştırmaya ve sayfaları çevirmeye başlar.
    Çoğu 1 yaşından önce
    Ebeveynlerine istediklerini anlatabilmeye başlar.
    Kitaplara karşı yoğun ilgi göstermeye başlar.

    Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri tanımaya başlar.

    Çoğu 16 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir ve kendini ifade edebilmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı sayıların ve harflerin anlamlarını bilir.
    Çoğı 15-18 aylık iken
    Renklerin birçoğunu bilir.
    Neredeyse tamamı 17-24 aylık olana kadar
    Bütün alfabeyi öğrenir.
    Birçoğu 15-24 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamayı sevmeye başlar.
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.

    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.

    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilir.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberlemeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 2,5-3 yaşlarında
    Harfleri, rakamları, kelimeleri ve kendi isimlerini yazabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine ilgi göstermeye başlar.
    Atlayarak ve geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.

    Neredeyse tamamı 3-3,5 yaşlarına gelinceye kadar
    Basit kitapları ezberden de olsa okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 4-5 yaşına gelinceye kadar
    Basit okuma kitaplarını okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 3-5 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Çoğu 4,5-5,5 yaşlarında iken
    Çocuklar için yazılan 1. düzey kitapları okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 5,5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlayabilmeye başlar.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve bilgi edinmek için okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.

    Dördüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 1 aylık iken
    Kendine okunan kitaplara karşı ilgi göstermeye başlar.
    Birçoğu 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri bilir ve söyleyebilir.
    Birçoğu 14 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir, bu sözcükleri ifadesi iyidir.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını çıkarmaya başlar.
    Birçoğu 15-36 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamaktan hoşlanmaya başlar.
    Neredeyse tamamı 15-22 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilmeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından daha önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 15-24 aylık iken
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4,5 yaşlarında iken
    Bilgisayarı kendi başına kullanmaya başlar.
    Çoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Kitap okuyabilmeya başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Birçoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar.
    Çoğu 5 yaşlarında iken çoğu
    Zevk ve öğrenmek için kitap okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 6-6,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan bölümlü kitapları okuyabilir.

    Beşinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Tamamı doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Bir kısmı 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 4 aylık iken ya da daha öncesinde
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 6 aylık olana kadar
    Kitapların sayfalarını çevirmeye başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri söylemeye ve konuşulanları hemen kapmaya başlar.
    Yaklaşık %50’si 1 yaşına gelinceye kadar
    Bozuk da olsa konuşmaya başlar.
    Tamamı 2 yaş civarında iken
    Yetişkin düzeyinde konuşmaya başlar.
    Birçoğu 10-14 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını öğrenmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile çok iyi oynamaya başlar.
    Bir kısmı 18 aylık olana kadar
    Müzikal yetenek belirtileri gösterir.
    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Levhalardaki ve kitaplardaki sözcükleri okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 20 aylık olana kadar
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilir.
    Tamamı 6-8 aylık olana kadar
    Favori tv programları ve video filmleri vardır.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 2 yaşından önce
    Sözcükleri, sayıları ve kendi isimlerini yazmaya başlar.
    Çoğu 18-24 aylık iken
    Basit kitapları okumaya başlar.
    Çoğu 2 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.

    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Kendi kendine bilgisayarı kullanmayı öğrenir.

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olduğunuzu anlamak aslında sanıldığı kadar karmaşık bir durum değildir.
    Yukarıda ayrıntılı olarak ifade edilen tanımlama ek olara daha yalın bi şekilde çocuğunuzun üstün zekalı olup olmadığını şu şekilde anlayabilirsiniz;
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar bedensel olarak yaşıtlarından daha öndedir yani ağırlık ve boy bakımından yaşıtlarına göre ileri gelişim gösterirler. Sağlıklıdırlar ve kolay kolay hastalanmazlar. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir.
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar erken yürürler ve erken konuşurlar. Yaşıtları iki veya üç kelimelik cümleler kurarken onlar daha uzun ve anlam yoğunluğu olan cümleler kurarlar. Kendilerine ait orijinal fikirlere sahiptirler. Duygusal yönleri oldukça gelişmiştir ve empati kurabilme yeteneğine sahiptirler.
    Merak ve keşfetme yönleri fazla geliştiği için daha az uykuya ihtiyaç duyarlar bebekliklerinden itibaren az uyurlar ve daha uzun zaman uyanık kalarak orijinal fikirlerini hayata geçirmeye çalışırlar.
    Duyu organları keskin olduğu için bebekliklerinden itibaren altlarının ıslanmasından, yoğun gürültülü ortamlardan veya kıyafetlerindeki etiketlerden fazlasıyla rahatsızlık duyabilirler.
    Öğrenme hızları oldukça yüksek olduğundan çabuk öğrenirler ve öğrendiklerini de kolay kolay unutmazlar. Her zaman yeni birşeyler öğrenme arzusu içindedirler. Kelime oyunlarını severler. Sözcük zenginliği ifadeleri düzgün kullanmaları dikkati çeker. Dikkat süreleri uzundır aynı konu üzerinde uzun zaman düşünüp aynı konuyla ilgili fikirler üretip çıkarılmalarda bulunurlar. Fikir üretmede aktiftirler. İki olay veya olgu arasında bağlantı kurabilirler. Hikaye masal dinlemekten ve anlatmaktan hoşlanırlar. Yaşanılan olayı veya duyguyu kolay kolay unutmazlar.
    Soyut fikirlere karşı ilgileri vardır hayal güçleri zengindir. Orijinal bilgiler, buluşlar ilgilerini çeker ve bu konuda herşeyi öğrenmek isterler en ince ayrıntıyı atlamadan her şeyi bilmek isterler. Öğrenmeye olan meraklarından dolayı soru sormaktan asla vazgeçmezler.
    Hazır cevaptırlar ve yeni ortama kısa sürede uyum sağlarlar onun için girişkendirler. Liderlik ruhuna sahiptirler, yönetmeyi severler. Arkadaşları arasında popüler çocuktur. Yaşıtları ile arkadaşlık kurmaktansa kendinden yaşta büyük olanlarla vakit getirmekten keyif alırlar.
    Sanat çalışmalarından keyif alır. Herhangi bir sanat dalına karşı ilgisi ve alakası vardır. Piyanoya ilk karşılaştığında parmakları ile teker teker tuşlara basmak yerine iç güdüsel olarak bütün parmaklarını yerleştirir profesyonel olarak kullanabilecek pozisyonda durur yani yeteneğinin olduğu sinyallerini bize açık bir şekilde ifade etmiş olur. Anne babaların çocuklarına karşı daha dikkatli ve duyarlı olmaları durumda çocuklarının üstün zekalı veya üstün yetenekli olduğunu anlamak sanıldığı kadar karmaşık ve zor bir durum değildir. İyi birer gözlemci olmaları çocukları için iyi birer geleceğin adımlarını atmış olabirler.
    Çocuğunu üstün zekalı veya üstün yetenekli ancak siz durumun farkında değilsiziniz, nelerle karşılaşırsınız?
    Kendi yaşantınızdan veya çevrenizden şu cümleleri duymuşsunuzdur;
    -Çocuğum çok zeki ancak hiç çalışmaz,
    -Dersi derste dinler tekrar yapmadan başarır,
    – Hafızası çok kuvvetlidir çocukluğunda hatta bebekliğinde yaşadıklarını kolay kolay unutmaz,
    -Sınavda hiç çalışmadan (…)puan aldı,
    Öğretmen ders anlatırken bir kaç dakika sonra konuyu manipüle eder. Dersi kaynatan sınıfının düzenini bozan işte hep bu çocuklardır. Yani sizinde duyduğunuz gibi zekidir ancak aklını derslerine yormaz. Toplum olarak etiketleme yapmayı severiz. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuk derste anlatılan konuyu veya her ne ise işlenen, birkaç dakika da konunun özünü kavrar ve kalan zamanı da enerjisini boşaltmak için harcar. Ve bu çocuklar yaramaz, dersin işleyişini bozan, istenmeyen çocuklar olarak etiketlenirler. Sosyal anlamda baktığımızda yaşıtlarıyla iletişim kuramadıkları için zaman zaman sorunlar yaşayabilirler. Aslına bakarsanız üstün zekalı ve üstün yetenekli bir bebeğe, çocuğa sahip olmak bilinçli eveynlerle problemler çözülür ve çocuğunuza iyi bir gelecek sağlamış olursunuz yoksa her çocuk özeldir ve biriciktir. Her bebek dünyaya üstün zekaya sahip olarak gelir ancak anne baba ne kadar bilinçli olursa var olan zekayı daha da üst seviyelere çıkarabilir aksi halde kullanılmayan her şeyin zamanla işlevselliğini kaybetmesi gibi zekada normal kalıplara girer ve rutin hayatın sorunları ve sorumluluklarının dışına çıkamaz yani sıradanlaşır.

  • Okul öncesi oyun, oyuncak ve eğitim !

    Çocukların oyunları önemsiz, basit gibi görülse de oyun çocuğun en önemli işidir. Çocuk oyun sayesinde birçok şey öğrenir. Oyun sırasında çocuklar tecrübeler kazanır. Oyun aracılığıyla çocuğun çeşitli kaygı ve korkuları kontrol altında tutulabilir ve yok edilebilir, çocuğun duyguları ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Örneğin annesi ve babası boşanan bir çocuk oyununda buna yer verebilir. Oyununda oyuncaklarından birini kendisi yapar ve duygularını, neler hissettiğini dile getirebilir.

    Sürekli şiddet gören bir çocuk bunu oyununda bebeğini döverek yansıtabilir. Aynı şekilde daha önce yangına tanık olmuş veya yangında akrabasını kaybeden bir çocuk bunu defalarca oyununa yansıtabilir. Çocuğun bu durumu birçok kez oyununda yansıtmasının sebebi çocuğun bundan çok etkilenmiş olması ve bunun çocukta kalıcı izler bırakmış olmasıdır.

    Oyun aracılığıyla çocuğun geldiği yer ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Örneğin; Hataylı biri oyununda künefe tatlısına yer verebilir veya Adanalı olan bir çocuk oyununda adana kebabına yer verebilir. Oyun aracılığıyla çocuklar gelecekte girecekleri rollere hazırlık yaparlar. Oyunlarımda anne, baba olurlar. Çocuk oyun aracılığıyla yaşıtlarından bilmediği bir çok şeyi öğrenebilir. Örneğin; oyun sırasında uçağa hiç binmemiş, uçağın ne olduğunu bilmeyen bir çocuk yaşıtı aracılığıyla uçağı öğrenebilir. Oyun çocuğun sosyalleşmesi, paylaşmayı öğrenmesi ve yeni arkadaşlar kazanması açısından çok önemlidir. Çocuktaki var olan enerjinin dışarı atılması ve çocuğun fiziksel gelişimi açısından büyük önem taşır. Çocukların şiddete eğilimimi arttıran, çevreye zarar verebileceği (savaş, dövüş oyunu gibi) oyunlar oynanması engellenmelidir. Sonuç olarak OYUN, ÇOCUĞUN YAŞAM KAYNAĞIDIR VE ONU HER YÖNDEN BESLER.

    Oyuncakların çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri vardır. Oyuncaklar çocukların yetenekleri konusunda bize bilgi verir. Örneğin kimi çocuk müzik aletleriyle oynamayı sever, kimi çocuk toprakla oynamayı sever. Oyuncak alırken rastgele almamak ve oyuncak seçiminde dikkatli olmak gerekir.

    Oyuncaklar vakit geçirme ve eğlenme aracı olarak görülmemelidir. Oyuncağın çocuğun eğitiminde önemli bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Oyuncaklar yaşa, çocuğun ilgi alanlarına, gelişim özelliklerine ve yeteneklerine göre seçilmelidir. Oyuncak alındıktan sonra anne-babaların çocukla birlikte vakit geçirerek oyuncağı keşfetmeleri, oyuncağın özelliklerini öğrenmeleri çok önemlidir. Anne-babalar bu konuda çocuğa klavuzluk yapmalıdır.

    Küçük yaşlarda (0-9ay arası) renkli, ses çıkaran oyuncaklar tercih edilmelidir. Bu tür oyuncaklar çocuğun zihinsel gelişimini hızlandırır ve olumlu yönde etkiler. İki yaş ve üzerinde ise legolar, bloklar, oyun hamurları, çok fonksiyonlu ve ahşap oyuncaklar tercih edilmelidir. Oyuncak üzerindeki uygun yaş yazısı da dikkate alınmalıdır. Tabanca, kalitesiz plastik oyuncaklar, kalitesiz boyalarla boyanmış oyuncaklar alınmamalıdır. Oyuncak alırken üzerinde CE belgesi olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca çizgi film kahramanlarının oyuncakları alınmamalıdır. Çünkü bu tür oyuncaklar bağımlılık yaparak, çocuğun çok sevdiği çizgi film kahramanını çok izleyerek pasif olmasına ve televizyon bağımlısı olmasına neden olabilir. Oyuncak seçiminde cinsiyet ayrımı yapılmamalıdır. 3 yaşın altındaki çocuklar için parçalanabilir oyuncaklar hava yoluna kaçarak boğulma riski yaratabileceği için tercih edilmemelidir.

    Okul öncesi dönem yaşamın ilk ve en önemli yapı taşını oluşturur. Eğer okul öncesi dönemde yaşamın bu ilk ve en önemli yapı taşı sağlam kurulmamışsa diğer dönemlerdeki yapıtaşları sağlam olmayan ve eksik bir temel üzerine inşa edilmiş olur. Çocuklar bu dönemde çok hızlı ve kolay bir şekilde öğrenirler. Öğrendiklerini kolay kolay unutmazlar ve bu dönemde öğrenilenler kalıcıdır. Bu dönemdeki yaşantılar beynin çalışma durumunun belirleyicileridir. Çocukların ihtiyaçlarına yönelik, yaşıtlarıyla birlikte olduğu, alanında uzman eğitimcilerin bulunduğu bir ortamda ilkokula hazırlanması çocuk için çok büyük önem taşır. Çocukları ilkokula hazırlayan anaokulları çocukların aile ortamı dışında yabancı ve farklı bir ortama atıldığı ilk yerlerdir. Anaokulları çocuklarda var olan yeteneklerin ortaya çıkarılıp,geliştirilmesini sağlar. Çocuklar kuralları en iyi anaokullarında öğrenir. Anaokullarında çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurar, birlikte vakit geçirir, sofra kurallarını nasıl yemek yiyebileceğini öğrenir ve onu mutlu eden, onu eğlendiren zevkli ve eğitici oyunlar oynar. Ana okullarında çocuklar yaşıtlarıyla bir araya gelerek oyun sırasında veya farklı bir şekilde paylaşmayı öğrenir. Çocuklar yaşıtları aracılığıyla oyun sırasında veya farklı bir şekilde bilmedikleri şeyleri öğrenirler. Okul öncesi eğitim çocukların çevresiyle ve yaşıtlarıyla olumlu ilişkiler kurması, fiziksel, psikomotor, sosyal ve duygusal, bilişsel ve özbakım gelişim alanlarının güçlenmesi ve geliştirilmesi, çocukların özgüvenlerinin artması, yaratıcı ve problemlerini kolay bir şekilde çözebilmeleri açısından çok büyük önem taşır.

    ÇOCUKLARIN ALANINDA UZMAN , KALİTELİ BİR ANAOKULUNDA OKULÖNCESİ EĞİTİMLERİ ALMALARI ÇOK ÖNEMLİDİR VE BUNDAN DOLAYI EBEVEYNLER ÇOCUKLARINI HANGİ ANAOKULUNA GÖNDERECEĞİNE İYİ KARAR VERMELİ VE BU KONUDA ANAOKULLARINI ÇOK İYİ VE DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE ARAŞTIRMALIDIR.

  • Çocuğunuzun grip aşısını yaptırdınız mı ?

    Çocuğunuzun grip aşısını yaptırdınız mı ?

    Grip aşısı kimlere yapılmalı?

    *6 ay- 5 yaş arası çocuklar

    *65 yaş üzeri olanlar

    *Şeker,kalp,akciğer ,böbrek hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar

    *Gebeler (3 aydan sonra)

    *Sağlık personeli

    *Kreş ve huzurevi gibi ortamlarda çalışanlar

    *6 aydan küçük bebeklerin kardeşleri, anne-baba ve bakıcıları

    Grip (influenza) aşısı çocuklara neden yapılmalıdır?

    Dünya Sağlık Örgütü 6ay- 5 yaş arası çocukları risk grubu olarak almıştır. Bu yaş grubu çocuklarda grip ağır seyreder (şiddetli ateş,öksürük,kas-eklem ağrıları,ishal-kusma). Orta kulak enfeksiyonu,zatürre,beyin iltihabı gibi komplikasyonlar bu yaş grubu çocuklarda daha sık görülür. Ölüm riski vardır. Çocuklar hastalığı daha çok ve daha uzun süreli bulaştırır.Erişkin hastalığı 5 gün bulaştırırken çocuklarda bir aya kadar bulaşıcılık olmaktadır. Hastalık uzun sürer (15 gün ) ve hastaneye yatışı da gerektirebilir.

    Grip aşısı nasıl yapılmalı?

    *6 ay- 3 yaş arası olan ve daha önce hiç grip aşısı olmamış çocuklara 1 ay arayla 2 kez yarım doz aşı kas içine yapılır.

    *3 yaş-8 yaş arası hiç grip aşısı olmamış çocuklara 1 ay arayla 2 kez tam doz grip aşısı yapılır.

    *Daha önceki yıllarda grip aşısı olan çocuklara yaşa bakmadan 1 tam doz aşı yapılır.

    *8 yaş üstüne yılda bir kez aşı yapılır.

    Grip aşısı neye karşı korur?

    *Grip aşısı influenza adı verilen virüsün en sık görülen ve en ağır seyreden tiplerine karşı (H1N1, H3N2,influenza B) %60-70 civarında

    *6-8 ay süren bir koruma sağlar.

    *Aşı yapıldıktan 15 gün sonra koruyuculuk başlar.

    Grip aşısı yan etkileri nelerdir?

    *En sık aşı yapılan yerde kızarıklık,sertlik ve ağrı yapabilir.

    *Hafif ateş olabilir.

    *Grip aşısı ölü bir aşı olduğundan grip benzeri şikayetler yapmaz.

    Ne zaman aşı olalım?

    Ekim-Aralık ayı arası aşı yapılması için en uygun zamandır.Tüm grip sezonu boyunca da yapılabilir (Türkiye’de grip sezonu aralık sonu Nisan arasındadır).

  • Bahar Yorgunluğu

    Bahar Yorgunluğu

    Yorgunluk nedir?

    Genel tanımlamanın zor olduğu yorgunluğu, yapılan bir iş sırasında yada yapılan işin ardından başka bir işe başlamak için gerekli olan enerjinin olmadığı hissi olarak tanımlanabilir. Kişide tükenmişlik hissedilir.

    Yorgunluk neden oluşur?

    Nedenleri üç kategoride toplanabilir.Bunlar;

    -Fizyolojik Yorgunluk

    Sağlık durumu normal olan kişilerde stres, dinlenmenin yeterli olmaması, gerekenden az olan uyku, diyet değişiklikleri veya aşırı aktivite durumunda görülür. Yaşlı olan hastalarda bu tip yorgunluk daha sık görülür.

    -Organik Yorgunluk

    Yorgunluğun organik tipi bazı hastalıklarla birlikte görülür. Genellikle orta ve ileri yaş hastalarda en sık karşılaşılan durumdur.

    -Psikojenik Yorgunluk

    Sıklıkla depresyon ile görülen yorgunluk çeşitidir. Şiddetindeki değişiklik kişinin duygusu, düşüncesi ve yaşadığı stresin ortanına göre farklılıklara sebep olabilir. Düşünce ve duygunun her an sabit kalmadığı gibi bu yorgunluk türü de sabitlik göstermeden azalmalara veya artışmalar uğrayabilir.

    Bu üç kategoriye dahil olan ve olmayan sebepler de sıralanabilir. Bunlar;

    – Yeterli kalitede ve uzunlukta uyuyamamak (sık sık uykusu bölünen ve 6 saatten az uyuyanlarda),

    – Kansızlık (demir eksikliğine bağlı kansızlık yaygındır),

    – Yanlış beslenmek (tek yönlü beslenmek, protein, yağ, karbonhidrat dengesini kuramamak),

    – Depresyon (stresi hayatında yoğun şekilde bulunan kişilerde, mesai saatleri uzun olan kişilerde),

    – Tiroid bezinin az çalışması,

    – Sigara kullanımı (kanın akciğerde yeteri kadar oksijen alamaması),

    – Çay ve kahve tüketimindeki aşırılık (tansiyonu ve kas gerginliğini arttırır),

    – Şeker hastalığı ve kalp hastalığı, böbrek hastalığı, yorgunluğun nedenleri olarak sayılabilir.

    Yorgunluk bir hastalık mı, yoksa bir hastalık işareti midir?

    Yorgunluğun bahsedildiği gibi bir çok sebebi belinmektedir. Bu sebeplerin bir çoğu yorgunluğun genelde hastalıkların önemli bir belirtisi olduğunu göstermektedir. Örneğin; yorgunluktan fazlaca şikayeti olan kişiyde gerekli incelemelerin ardından “Depresyon Hastalığı” teşhisi konulabilir. Hastalığın önemli belirtisi yorgunluğu yoğun hissetmesi sayılır. Elbette yorgunluğu hissedene kadar bir veya birden fazla problem ile karşılaşılabilir. Az önce verdiğimiz örnekten devam edecek olursak, aşırı stres, yoğun mesai saatleri ya da kişiler arası iletişim problemleri zamanla yorgunluk hissinin yaşanmasına ve bu his ile beraber depresyonu ortaya koyacaktır. Bu özelliğe ek olarak elbette şunu da söyleyebiliriz; yorgunluk kronik bir hal alarak bir hastalık haline gelebilir.

    Yorgunluk hangi durumlarda masum bir halin ötesine geçerek tehlike işareti olabilir?

    Her insanın günlük yaptığı ve yapması gerektiği aktiviteler vardır. Her gün kişi aynı enerjide aynı güçte olamayabilir fakat bu enerji düşüşü neredeyse hergün oluyorsa ve günlük yapmanız gereken işlerinize engel oluyorsa tehlikeye işaret sayılabilir. Aile geçmişinde hastalıklar bulunan kişiler risk grubunda oldukları için doktor kontrolü gerçekleştirmeyi ihmal etmemelidir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu nedir? Belirtileri nelerdir?

    Akşamları erken yatılmasına rağmen sabahları çok yorgun uyanmak, bulunan her fırsatta dinlenilmesine karşın yeterli enerjiye ulaşamamak, yaşanan depresif haller, dikkat problemi yaşanması ve bunun iş ve sosyal hayatı etkilemesi belirtilerinin en az 6 ay sürüyor olması Kronik Yorgunluk Sendromunun kişide varlığını gösterir.

    Kronik yorgunluk sendromu fiziksel, zihinsel ve duygusal belirtilerle ortaya çıkan karmaşık bir tablo. Nedeni bilinmeyen yorgunluk, halsizlik ve bitkinlik belirtilerine; dikkat dağılması, algısal bozukluklar, konuşma güçlükleri, bilinçte bulanıklık, unutkanlık, davranış değişimleri gibi sorunlar eşlik ediyor. Bunların yanı sıra kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve bulantı da görülebiliyor.

    Kronik Yorgunluk Sendromu daha çok kimlerde görülüyor?

    Genç ve orta yaş hastalığı olarak görülen Kronik Yorgunluk Sendromu kadınlarda erkeklere nazaran 3-4 kat daha sık ortaya çıkıyor. Ancak bunun nedeni bilinmiyor.

    Kronik Yorgunluk Sendromu’nun tedavisi nasıldır?

    Kronik Yorgunluk Sendromu için özellikle belirlenmiş bir test yoktur. Yukarıda sıraladığımız dört semptomun bir arada görülmesi gerekir. Özellikle en az 6 ay süren nedensiz yorgunluk tanı koymada önemli rol oynar. Tanısı konulan hastalığın semptomik ve kombine tedavisi gerekir. Tedavinin amacı semptomları azaltmaktır. Birçok Kronik Yorgunluk Sendromu hastasının tedavi ile düzelen depresyonu ve psikolojik bozuklukları vardır. Tedavi;

    • Davranışsal terapi ve bazı hastalar için derecelenmiş egzersiz

    • Bilişsel-Davranışsal terapi

    • Sağlıklı beslenme

    • Uyku yönetim teknikleri

    • Ağrıyı, rahatsızlığı ve ateşi düşürecek ilaç tedavisi

    • Anksiyete ve Depresyon için gerektiği durumlarda Bilişsel Davranışçı terapiye ek ilaç tedavisi kombinasyonunu içerir.

    Kronik Yorgunluk Sendromu yaşayan hastalar aktif bir sosyal yaşam için teşvik edilir. Rahatlama ve stres azaltma teknikleri kronik ağrı ve yorgunluğu azaltmaya yardımcı olabilir.

    Kronik yorgunluğun giderilmesi için yapılması gerekenler nelerdir?

    • Stres kaynaklarınızı tanıyın, bu kaynakları yönetin ve sizi yönetmesine fırsat vermeyin.

    • Aktivite günlüğü oluşturun. Günlükler çok az veya çok çalıştığınız zamanları anlamanıza, bu sayede de dengeli ve gerçekçi hedefler belirleyip uygulamanıza yardımcı olacaktır. Hedefleri kolaydan başlayarak arttırın. Dinlenmeye ayırdığınız zamanınızı giderek azaltıp, hedeflerinizi küçük parçalar haline getirerek güne, daha sonra haftalara yayabilirsiniz.

    • Uyku düzeninize dikkat edin. Gün içinde uyumayın.

    • Gevşemeyi öğrenerek, kas gevşetici egzersizler yapın.

    Alkol ve sigaranın yorgunluk üzerinde ne gibi etkileri vardır?

    Alkol, içiminden sonra hızla kana karıştıktan sonra kan şekerinin düşmesine ve dolayısıyla kişide yorgunluk hissine sebep olmaktadır. Sigara, yorgunluk yapan en büyük etkenlerden biri olmaktadır. Sigara içenlerin tiryakiliğine neden olan nikotin dışında içerisinde bir çok zehirli madde bulunduran sigara yorgunluk hissi meydana getirerek içen kişinin sabahları zor kalkmasına ve yaptığı işlerde çabuk yorulmasına neden olmaktadır. Vücudun ihtiyaç duyduğu bazı mineral ve vitaminlerin dışında ayrıca en önemli yaşam kaynağımız oksijen olmaktadır. Sigara ile içimize çekmiş olduğumu duman akciğerlerde birçok tahribat yaparak kişinin yeteri kadar oksijen almasının önüne geçmektedir. Yeterli oksijeni alamayan vücut gece boyuncada düzgün uyumamaya neden olmaktadır. Sigara aynı zaman damarlarda daralmaya neden olarak kan akışının yavaşlamasına neden olabilmektedir. Sigaranın meydana getirdiği bütün bu stres altında vücut doğal olarak yorgun düşmektedir. İçilen sigaranın yorgunluk yapması vitamin eksikliğinin oluşmasından da kaynaklanmaktadır. Vücut aldığı besinlerden gereken vitamin ve mineralleri tam olarak elde edememektedir. Sigara yorgunluk hissi kişinin cinsel hayatınında olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.

  • Göğüs deformiteleri pectus kavatus-karinatus

    PEKTUS HASTALIĞI – (KUNDURACI GÖĞSÜ & GÜVERCİN GÖĞSÜ)

    – Doğumsal / Ailesel

    – Göğüs duvarının yapısal bozukluğu

    – Beş tipi vardır;

    – En sık Pektus Excavatum (kunduracı göğsü)

    ve Pektus Carinatum (güvercin göğsü)

    – Poland sendromu (kas ve kaburga yokluğu)

    – Sternal (iman tahtası) yapı bozukluğu

    – Diğer

    Görülme sıklığı?

    – 300-400 canlı doğumda 1 tane

    – Erkeklerde kadınlara göre daha fazla (4 katı)

    – %37’sinde ailede de mevcut

    Tanı nasıl konur?

    – Çoğu ilk yaş içerisinde aile tarafından fark edilir

    – Göğüs duvarında çökme veya dışa çıkıntı vardır

    – İki yönlü direk akciğer grafisi

    – Göğüsün Bilgisayarlı Tomografisi (BT)

    – EKG, EKO

    – Solunum Fonksiyon Testi

    – Çoğunda görüntüde bozukluk dışında (kozmetik) bir şikayet yoktur

    – Yaş ilerledikçe;

    – Efor – egzersiz sonrası göğüs ön duvarında kaburgalarda ve sol meme bölgesinde ağrı

    – Efor sonrası kalpte çarpıntı

    – Kalp ritminde bozulma

    – Kalpte üfürüm

    – Eksiklerin uygun yerine koyucu cerrahi tedavisi

    Tedavi yaşı nedir?

    – İDEAL YAŞ: “7-14 yaş”

    – Cerrahi yöntemler artık “40 yaş” grubunda da başarıyla uygulanmaktadır*.

  • Yaşlanmak Bilgeliğin Şafağıdır

    Yaşlanmak Bilgeliğin Şafağıdır

    Yaşamın tek anlamının doğmak, büyümek, genç olmak, olgunlaşmak ve yaşlanmak olduğuna inananlara yalnızca acınabilir. Böyle düşünen insanların ne ümidi ne de köklü bir vizyonları vardır. Onlara göre yaşam anlamsızdır.

    Bu tür düşünce ve inançlar kişilere düş kırıklıkları, ilerleyememe, şüphecilik ve ümitsizlik duygularını birlikte getirir ve dolayısıyla sonuçta kişiyi her türlü yaşamda başarısızlık, psikolojik ve zihin bozukluklarına sürükler.

    Oğlunuz ya da kızınız kadar hızlı yürüyemiyor ya da yüzemiyor sanız veya bedeninizin hareketleri yavaşladıysa şunu hatırlayın; yaşam her zaman yeni bir kılığa bürünür. Yaşlanmanın kendine özgü bir ihtişamı güzelliği ve sadece ona ait bir bilgeliği vardır. Huzur, sevgi, neşe, güzellik, mutluluk, bilgelik, iyi niyet ve anlayış asla yaşlanmayacak ve ölmeyecek niteliklerdir.

    Karakteriniz, zihinsel özellikleriniz ve inancınız bozulabilecek şeyler değildir.
    Bilinçaltınız asla yaşlanmaz. Orada zaman, ya da yaş kavramları yoktur, o sonsuzdur. Hiç doğmamış ve hiç ölmeyecek olan Kozmik Bilincin bir parçasıdır.

    Yapılan bilimsel çalışmalar, vücutta dejenerasyona yol açan bozuklukların sebebinin yalnızca ilerleyen yıllar olmadığını, yalnızca geçen zamanın değil, zaman korkusunun bedenimizi yaşlandıran zararlı etkiler verdiğini ve zamanla ilgili psikolojik korkuların erken yaşlanmayı belirleyici derecede etkilediği görülmüştür.

    Klinik gözlemlerimde özellikle altmışlı yetmişli yıllardan sonra konuştuğum kişilerde çoğunun artık hiçbir şeye yaramadıklarını, kimsenin onları istemediklerini söylediklerine şahit oldum. Hakim olan düşünce ve hayat felsefeleri; ‘Doğarız, büyürüz ve yaşlanırız, hem de bir hiç için, işte son bu’.
    İşte insanların yaşadıkları bu hiçlik ve değersizlik dolu düşünce ve düşünce kalıpları, hastalıklarının başlıca nedenidir.Aslında onlar düşünce yaşamında yaşlanmış ve bilinç altları onlara, sonuçta düşünce alışkanlıkları doğrultusunda bir yaşam kurdurmuştur.

    Maalesef, çoğunluk insanların düşünce tavrı bu mutsuz kişiler gibidir.
    ‘Yaşlanma’ denilen terimden ödleri kopar, oysa bunun asıl anlamı onların yaşamdan korkmalarıdır.
    Ancak, yaşam sonsuzdur.

    Yaşlanma yılların uçup gitmesi değil, bilgeliğin şafağının sökmesidir.

    Bir çok filozof ve bilim insanı en değerli eserlerini altmış beş ile doksan yaşları aralığında yazmışlardır.
    Bilgelik, bilinçaltınızdaki spiritüel güçlerin farkına varmanız ve bu güçleri dolu ve mutlu bir yaşam için nasıl kullanacağınızı bilmenizdir. Altmış beş, yetmiş beş ya da seksen yaşın anlamı sizin için de başkaları için eş anlamlı sonları ima eder, bunları kafanızdan atın.

    Bu yaşlar muhteşem, bereketli, aktif ve son derece üretken bir yaşam düzeninin başlangıcı olabilir, hem de daha önce yaşadıklarınızdan çok daha iyisini yaşayabilirsiniz.

    Bilim insanı çıplak gözle elektronları göremez, ama bunu bilimsel bir gerçek olarak kabul eder, çünkü deneysel göstergelere bütünüyle uyan tek geçerli sonuç budur. Yaşamı göremeyiz.Ama onun canlı olduğunu biliriz. Yaşam var olan bir şeydir ve bizler onun güzelliğini ve ihtişamını dışa vurmak için buradayız.

    Şunu unutmayın insan düşündüğü kadar güçlü ve inandığı kadar değerlidir.

    Peki ne yapmalıyız?

    Asla işinizi bırakıp: ‘Emekliye ayrılıyorum, yaşlandım, yoruldum, ben artık bittim’ demeyin.Böyle yaparsanız paslanır, ölüme gider ve dediğiniz gibi bitersiniz. Bazı insanlar otuz yaşında ihtiyardır, bazıları da seksenlerinde bile genç kalırlar.

    Zihninizin asla emekliye ayrılmadığından emin olun. Altmış beş, yetmiş yaşında emekliye ayrılan çok insanlar tanıdım. Büyük bir kısmı hemen çökmeye başlar, üç beş yıl sonunda da ölürler. Belli ki yaşamlarının sonuna geldiklerini düşünmüşlerdir.

    Emekliliği yeni bir macera, yeni bir mücadele, yeni bir yol ve uzun bir düşün gerçekleştirilmesi için iyi bir fırsat olarak düşünün ve öyle davranın.

    Bir insanın, ‘Emekli olmuş bir insanım ben, ne yapabilirim ki?’ demesi kadar insanın içini karartan bir soru olamaz. Aslında bu kişi şunu demek istiyor: ‘Zihinsel ve fiziksel olarak ölüyüm. Zihnim iflas etti, bende bir fikir kalmadı’.

    Tüm bunlar hatalı ve yanlış düşüncelerdir. Asıl gerçek doksan yaşındayken, altmış yaşınıza kıyasla daha fazlasını yapabileceğinizdir. Çünkü her geçen gün yaşamı daha iyi anlıyor, daha bilge bir insan oluyorsunuz.

    ‘Ben yaşlandım’ demek yerine, ‘Artık bu evrende ben de bilge bir kişiyim’ deyin.
    Kurumların, gazetelerin ya da istatistiklerin karşınıza yaşlılık, çöküş yılları, düşkünlük, bunaklık ve işe yaramaz olmakla ilgili imgeler çıkarmasına izin vermeyin. Bunlara inanmayın, çünkü hepsi yalandır. Böyle bir propaganda sizi hipnotize etmesin.

    Ölümü değil, yaşamı olumlayın. Kendi kendinizle ilgili mutlu, ışıl ışıl, başarılı, sakin ve güçlü olduğunuzu içeren bir görüş edinin.

    Kırk yaşında olduğu için iş yeri sahiplerinin kapıyı yüzüne çarptıklarını anlatan birçok kadın ve erkekle görüştüm. İşverenlerin işe alınmak için talepler daha çok gençler üzerinde yoğunlaşıyor, yani yeni bir işe alınmak, değerlendirmeye alınmak için otuz yaşın altında olmalısınız. Bunun altında yatan gerçek, son derece sığ bir mantık ve yanlış bir düşüncedir.Oysa işveren şapkasını önüne koyup biraz düşünse, o insanların kır saçlarını satmaya çalışmadıklarını; yaşam piyasasında yıllar boyu toplamış oldukları yeteneklerini, deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmaya gönüllü insanlar olarak oraya geldiklerini anlayabilirler.

    Yaşlanmak, hayatın gerçeklerine herkesten daha yüksekte bulunan bir noktadan, daha farklı bakmak ve görmektir. Yaşlılık, döneminin mutlulukları gençlik dönemininkilerden çok daha büyüktür.

    Düşündüğünüz yaştasınız.

    Düşündüğünüz kadar değerli bir insansınız.

    Düşündüğünüz kadar güçlü bir insansınız ve hissettiğiniz yaştasınız.

    Ruhun meyvesi sevgi, neşe, huzur, sabır, nezaket, iyilik, inanç ve ılımlılıktır. Bunlara hiçbir yasa karşı çıkamaz.

    Sizler hiçbir son tanımayan Sınırsız Yaşamın çocuklarısınız. Ebediyen kızları ve oğullarısınız.

  • 2-3 Yaş Döneminde Çocuğumla Hangi Oyunları Oynamalıyım

    2-3 Yaş Döneminde Çocuğumla Hangi Oyunları Oynamalıyım

    Çocuğunuzun dikkat süresinin arttığı, kendi seçimlerini yaptığı ve kararlarını verdiği 2-3 yaş döneminde onunla hangi oyunları oynamalısınız? 2 yaşındaki çocuk artık hareketlerini kontrol eder, hedefe yönelik bilinçli davranışlarda bulunmaya başlar. Dikkat süresi 1 yaşa göre biraz daha artar, ve ilgisini çeken bir etkinliğe 10 dakika kadar dikkatini verebilir. 2 yaş ile birlikte çocukta ayrılık kaygılarının arttığını gözlemeyebilirsiniz. 3 yaşa geçiş ile çocuk daha çok kendi seçimlerini ve kararlarını vermek ister. Birçok öz bakım ihtiyaçlarını kendi karşılar. Bireyselleşmenin ilk adımlarını atar.

    Bu dönemde daha çok paralel oyun (birlikte oynamak yerine oyuncağa yönelik oyun) görülür. Zaman zaman paylaşma konusunda sıkıntılar yaşayabilirsiniz. ”Ne”, “Nerede?”, ”Kim?” gibi soruların sıklığı artar. 2-3 yaş grubu çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz bazı etkinlikler; * ‘Atma ve Tutma’ etkinliği: Büyük bir sepete, kısa bir mesafede top atma etkinliği yapabilirsiniz. Bu etkinlik ile hem öğrenilen hem de pekiştirilen becerilerine kazanç sağlayacaktır. * Bir kutuya temiz kum koyun. Daha sonra kumun içine çocuğunuzun birkaç büyük oyuncağını saklayın, kumun içinden bulmasını isteyin. * Çocuğunuzun yaşına uygun bowling materyalleri ile topla lobutları devirme oyunu oynayabilirsiniz. * Çocuğunuzla oyun hamurundan şekiller çıkarabilir, oyun hamuru ufak parçalar koparabilir, top yapabilirsiniz. * Yetişkin gözetiminde su oyunları oynayabilirsiniz. (Sabunla köpük yapma, balık tutma vb.) * Çocuğunuzla büyük kağıda parmak boyası ile resim yapabilir, el-ayak baskıları yapabilirsiniz. * Mutfak eşyaları, ev eşyaları, bebek, plastik hayvanlar, arabalar ile oyun kurgulayabilirsiniz. * Tahta bloklar ile kule yapabilirsiniz. * Çocuğunuzla birlikte yaşına uygun hikaye kitabı okuma zamanlarınız olabilir. * 3-4 parçalı yap-boz yapabilirsiniz. * Yere renkli bant ile düz bir çizgi çekerek, çizgi üzerinden yürüme oyunu oynayabilirsiniz. * Çocuğunuzun yaşına uygun şarkı ve tekerlemeleri söyleyebilirsiniz. * Dokunsal materyali olan kitapları tercih edebilirsiniz. * Balon yakalamaca oynayabilirsiniz. Çocuğunuzla oyun oynarken, oyunu yönetmek yerine çocuğunuzu takip etmek önemlidir. Ayrıca kaliteli zaman geçirirken, televizyon, sinema gibi sohbeti ve birebir ilişkiyi engelleyen etkinliklerden kaçınmaya özen gösterin. Film, çizgi film izlemek oyun saatinizin dışında yaptığınız bir etkinlik olabilir. Oyun saatinde çocuğunuzla sohbet ederek dikkatinizi ve ilginizi tamamen ona yöneltmiş olursunuz.

  • Epilepsi ve nöbet

    ~~Nöbet nedir? Nöbet çocukluk çağında sık görülen nörolojik bir semptomdur. Yaşanması aile için korkunç ve dehşet verici bir olaydır. Nöbet ani olarak meydana gelen bilincin açık ya da kapalı olduğu bir durumdur. İnsanın vücudunda kasılma, atılma, yüzünde seyirme şeklinde olabileceği gibi bir korku hissi, buruna kötü koku gelmesi, hayaller görme, bulanık görme, bir olayı yaşamış gibi hissetme, baş ağrısı, baş dönmesi şeklinde olabilir.
    Nöbet ateşli mi olur? Nöbetler ateşli olabileceği gibi ateşsiz de olabilir. 5 yaş altı çocuklarda en sık ateşli nöbetleri görürüz. Ateşli nöbetler genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası görülmektedir. Genellikle masum nöbetlerdir. Ancak, ateşli nöbetler menenjit gibi ciddi beyinsel hastalığın bir semptomu olabilir. Ateşsiz nöbetler halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi hastalığının da bir bulgusu olabilir. Epilepsi hastalığı tekrarlayıcı nöbetler ile karakterize bir hastalıktır. Genellikle ateşsiz nöbetler şeklinde bulgu verir. Nadir olarak ateşin tetiklediği nöbetler ile de bulgu verebilir.
    Her nöbet tehlikeli midir? Nöbetlerin çoğu kısa süreli olup tehlikesizdir. Uzun süren nöbetler tehlikeli olabilir. 5 dakikadan kısa süren nöbetler genellikle masum nöbetlerdir. 5 dakikadan uzun süreli nöbetler müdahale gerektirmektedir.
    Nöbet ile karşılaşıldığında ne yapılmalıdır? Nöbet aileleri korkutan bir durum olduğu için genellikle yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Nöbet geçiren hastaların %90’ından fazlası ilk beş dakika içerisinde kendiliğinden durduğu için hasta yan çevrilir. Etrafında zarar verebilecek objeler uzaklaştırılır. Hasta kusar ise ağzı temizlenir. Nöbet durmaz ise 112 acil servisi arayarak yardım talep edilmelidir. Nöbet esnasında çeneyi açmaya çalışmak, ağız içerisine kaşık gibi cisimler sokmak tehlikelidir. Çene çıkılarına ve diş kırılmalarına neden olunabilir. Hasta dilini ısırmış ise dili geriye itilir. Nöbet esnasında suyun altına sokulma, birşeyler yedirip içirmeye çalışmak tehlikeli ve zararlıdır.
    Nöbet ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir mi? Evet, kesinlikle olabilir. Beyin tümörleri, menenjit, ansefalit (beyin iltihabı), elektrolit bozukluğu, kalsiyum düşüklüğü, D-vitamini eksikliğinin ilk bulgusu nöbet olabilir. Her nöbet ciddiye alınmalı bu açıdan tetkik edilmelidir. Nöbet geçirmiş olan her hasta nöbet sonrası bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından görülmelidir. Nöbet sonrası beyin filmi (tomografi, emar) çekilmeli, beyin EEG’si yapılmalıdır. Her hasta Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından takibe alınmalıdır.
    Nöbet hastalarına öneriler şu şekilde sıralanabilir: Açlık, uykusuzluk, ateşli hastalıklar,, anksiyete ve depresyon, titrek ve parlak ışıklar nöbetleri tetikler. Özel bir beslenme şekli önerisi veya yapmaları için özel bir spor önerisi bulunmamaktadır. Televizyon, bilgisayar, tablet ve cep telefonu çok kullanılmamalıdır. Ağır sporlar önerilmemektedir. Kola, cips gibi abur cuburlar yenmemelidir. Nöbet ilaçları aniden kesilmemelidir. Nöbet ilaçları ile antibiyotik, ağrı kesici ve ateş düşürücüler birlikte kullanılabilmektedir. Bazı nöbet ilaçları acı tadda olabilmektedir. Bu ilaçları meyva suyu ile karıştırarak içirebilirsiniz. Düzenli bir hayat düzeni faydalı olacaktır.
    Nöbet anında yapılması gerekenler: Hasta nöbet geçirdiği sürece hastaya hiçbir şekilde müdahale edilmemelidir. Hastanın ağzını açmak için dişlerinin arasına parmak, kaşık sokmaya çalışmak veya kasılmalara engel olmak için tutmak bastırmak ile hastaya zarar verilebilir. Normal şartlar altında atak kendiliğinden maksimum 1-5 dk içinde sonlanır. Eğer epileptik atak bu sürede sonlanmıyorsa hasta mutlaka hastaneye götürülmelidir. Hasta epilepsi nöbeti geçirdiği sırada sadece çevre faktörlerin ona zarar vermesini engellemek adına önlem almak gerekebilir. Hastanın nöbet geçirdiği sırada düşme ve kasılma gibi durumlarda etrafta hastaya zarar verebilecek keskin bir obje veya sert bir cisim varsa hasta o tehlikeden uzaklaştırılmalıdır. Kriz anında hastanın boğazını sıkan, sıkı bağlanmış kravat, eşarp gibi giysiler hastanın rahat nefes alabilmesi için gevşetilmelidir. Hastaya soğan, kolonya vb koklatmanın tedavi edici hiçbir anlamı yoktur. Nöbet geçiren bir hastanın yakınları ya da çevresindeki insanlar tarafından kol ve bacaklarının tutulması, bastırarak kontrol altına alınmaya çalışılması omuz çıkığı oluşması gibi ortopedik sorunlara sebebiyet verebilir. Hasta kasılırken ağzını açmaya çalışmak; çene çıkığı, dişlerini kırma, açmaya çalışan kişinin parmaklarının hasta tarafından ısırılması, kanamaya sebep olma gibi pek çok olumsuzluklara sebebiyet verebilir. Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk hissedebilir, geçici olarak bilinç kaybı, sersemlik durumu söz konusu olabilir. Bu yüzden hasta bir süre dinlendirilmelidir.
    Epilepsi nedir?: Epilepsi nöbeti beyin normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile oluşan klinik bir durumdur. Halk arasında “Sara Hastalığı” olarak da bilinen epilepsi, kendini epileptik nöbetler ile göstermektedir. Epileptik nöbet gerçekleştiğinde hastada gelip geçici bilinç kaybı veya farklı özelliklerde belirtiler olmaktadır. Epilepsi oldukça yaygın bir hastalıktır. Epilepsi belli bir yaş grubunda değil herhangi bir yaş ve zamanda ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın sık görüldüğü çocuk yaşlarda anne ve babanın gözlemleri teşhis için önemli rol oynamaktadır. Çocuğun arada bir ağzını şapırdatması, kol ve bacaklarında ani sıçramalar-irkilmeler olması, burnuna kimsenin duymadığı kötü koku gelmesi (örneğin yanmış lastik kokusu) veya çocuğun arada bir gözünün dalması, bir yere birkaç saniye boş boş bakması gibi durumlar gözlenebilir. Bu gibi davranışların bir kısmı normal değildir ve şüphelenirlerse bir nöroloji hekimine başvurmakta fayda vardır.
    Epilepsinin çeşitleri var mı?: Evet vardır. Temelde epilepsi basit ve komplike diye ikiye ayrılır. Basit demek nöbet esnasında bireyin bilincinin açık olduğu, nöbetinin farkında olduğu nöbettir. Komplike ise bilincin kapalı olduğu nöbetlerdir. Ayrıca vücudun bir yerinde lokalize yada tüm vücudunda jeneralize şekilde de olabilmektedir. Parsiyel dediğimiz nöbetler kendi içinde farklı gruplara ayrılmaktadır. Parsiyel nöbetlerde işitsel, baş dönmesi şeklinde, hayaller görme, yaşanmış bir olayı yaşamış gibi hissetme, bir şeyi iki kez yaşama hissi, buruna kötü koku gelmesi, korku, öfke, heyecanlanma, dil tutulması, illüzyonlar görme, mide bulantısı, karın ağrısı gibi nöbetler görülebilir. Jeneralize dediğimiz nöbetlerde ise dalma, ellerde atılma, düşme, tüm vücutta kasılma, ağızda şapırdatma, ağızda birşeyler yeme haraketleri şeklinde nöbetler olabilmektedir.
    İLAÇ TEDAVİSİ ALAN VE KONTROLE GELECEK HASTALAR: Hasta kontrole sabahleyin tok karnına gelmelidir. Kan tahlili yapılacaksa ilaçını içmeyecek. Ancak ilacı yanınızda getirmeniz gerekmektedir. Kan verildikten sonra çocuğunuza ilacını içirmelisiniz.
    EEG ÇEKİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR: Hastaların uykusuz gelmesi çekim için önemlidir. Gece geç yatırılarak sabah erken uyandırılmalıdır. Küçük çocuklara uyku ilacı verilebilir (aileden olur alınır ve velisi imza atar). Saçlar temiz olmalı. Toka ve küpeler çıkarılmalıdır. EEG çekiminde hastaya bir kişi refakat etmelidir.

  • Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları tanıma ve ifade etmenin çocuklar için önemi:

    Çocuklar çok küçük aylardan itibaren kendisi ve çevresindekilerin duygularının farkındadırlar fakat bunları tanımak ve isimlendirmek için ebeveynlerinin yardımına ihtiyaç duyarlar. Duyguları tanımlamak, çocukların zaman zaman anlamlandıramadığı, duygusal olarak zorlandıkları anlarda rahatlamalarını sağlaması açısından önemlidir. Eğer öfke, mutsuzluk gibi duyguları günlük hayatin birer parçası olarak görürlerse bu duygularla baş etmeleri daha kolay olabilir. Örneğin, çocuk bir şeye öfkelendiğinde “çok kızdım” diyerek kendisini ifade edebilirse daha az öfke patlaması ya da ağlama krizi yaşayacaktır. Burada çocuğun hangi gelişim döneminde olduğuna dikkat etmek önemlidir çünkü çocukların duygularını tanımlaması ve ifade etmesi yaş gruplarına göre değişir. Bu sebeple, anne babalar önce çocuklarına yaşına göre duyguları anlatıp, tanıtmalı ve sonrasında yaşadığı duyguları ifade etmesine yardımcı olacak koşulları oluşturmalıdırlar.

    Gelişim dönemlerine göre, çocukların duyguları tanıma ve ifade etme becerileri:

    Okul öncesi dönemde;çocuklar üç yaşından itibaren duygularını ifade etmeye başlarlar. Mutluluk ya da üzüntü gibi duyguları isimlendirebilirler. Dört yaş itibariyle; korku, üzüntü ve öfke gibi duyguları ayırt edebilir ve tanımlayabilirler. Okul öncesi dönemde çocuklar çevresindekilerin de duygularını tanımlamaya başlar.

    Okul dönemindeki çocuklar daha karmaşık duyguları tanıyabilir ve anlamlandırabilirler. 8-9 yaşından itibaren gurur, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk gibi daha karmaşık duyguları isimlendirebilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar, bir insanın aynı zamanda hem iyi hem de kötü hissedebileceğini anlayabilir. Örneğin, bir çocuk okula gittiği için mutlu olabilir ama evden ayrı kaldığı için aynı zamanda üzülüyor ya da anne babasına özlem duyuyor olabilir. Bu durumda çocuk yaşadığı duygulardan dolayı kafa karışıklığı yaşayabilir. Bu yüzden anne baba olarak ona bu duyguları keşfetmesi için yardımcı olmalı ve aynı zamanda birden fazla duygu yaşamanın normal olduğundan bahsedebilirsiniz.

    Ergenlik döneminde, çocuklar pek çok duyguyu hissedebilir ve isimlendirebilirler fakat içinde bulundukları çalkantılı dönemden ötürü ebeveynleriyle paylaşma konusunda sıkıntı yaşayabilirler. Özellikle ebeveynler bu dönemde çocuklarını eleştirmeden ve yargılamadan duygularını dinlemeli ve yaşadığı duyguları onaylamalıdırlar.

    Ebeveynler duyguları tanımlama ve isimlendirme konusunda çocuklara yardımcı olma:

    Anne babalar öncelikle çocuğun içinde bulunduğu durumu anlamalı sonra duyguları kelimelerle ifade etmelidirler. Yapılan araştırmalarda, duyguları isimlendirmenin sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden ebeveynler çocuklarına yaşadıkları duyguyu isimlendirmede yardımcı olurlarla rahatlamasını da sağlayabilirler çünkü çocuklar duyguları tanımladıklarında, bu duyguların onlar üzerindeki etkisinden daha kolay kurtulabilmektedirler. Duyguyu tanımladıktan sonra çocuklara kendi kendilerini rahatlatmalarını öğretmek de çok önemlidir fakat şunu ayırt etmek gerekir ki, çocuklara duyguları tanımlamaları konusunda çocuklara yardımcı olmak onlara ne hissetmeleri gerektiğini söylemek değildir. Yapılması gereken, çocukların duygularını anlamalarına ve tanımlamalarına yardımcı olmak, onları dinlemek ve anlamaya çalışmaktır.

    Duyguların tanınması ve yönetilmesinde ailenin rolü:

    Çocuklarına duygularını tanıma ve yansıtma konusunda yardımcı olmak isteyen anne babaların öncelikle kendi duygusunu tanıması ve yansıtması önemlidir. Çocuklar pek çok konuda olduğu gibi, duygularını yansıtma ve ifade etme konusunda da ebeveynlerini model alırlar. Duyguların ifade edilmediği bir ortamda büyüyen çocuk, yaşadığı duyguları yansıtma zorlanabilir. Duygularını ailesi ile paylaşabilen bir çocuk onların kendisi üzerindeki etkisi ile daha kolay baş edebilir.

    Duyguların ifade ediliş biçimi ve sıklığı çocuğun sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol alır. Örneğin, çocuk arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde sık sık öfke duygusu hissediyor ve bu öfkeyi karşıdaki kişiyi rahatsız edecek biçimde ifade ediyorsa bu durum arkadaşlarıyla iletişiminde problemlere sebep olacaktır. Bu sebeple, çocuğa her duygunun doğal olduğu anlatılmalı, duygular karşısında verilen tepkilerin sonuçlarından da söz edilmelidir. Çocuğa duygularını doğru bir biçimde ifade etmesi için yardımcı olunmalıdır.

    Ailelere tavsiyeler:

    Küçük yaştaki çocuklara, mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş gibi temel duygular öğretilebilir, daha büyük yaş çocuklara ise endişeli, hayal kırıklığına uğramış, heyecanlı gibi daha detay içeren duygu ifadeleri öğretilebilir. Çocuklara bu duyguları hissettikleri anları anımsayarak resimlerini çizmeleri ve/veya anlatmaları istenebilir.

    Anne-baba olarak çocuklarınıza duygu ifadeleri kullanmada örnek olabilirsiniz. Örneğin, kardeşiyle oyuncağını paylaşmayan çocuğa; “Kardeşinle oyuncağını paylaşmaman beni biraz üzdü.” diyebilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuza duygularını ifade etme konusunda örnek olabilir, duygularını paylaşmada cesaretlendirebilirsiniz. Fakat ebeveyn olarak, duygularınızı ifade etmiyor ya da öfkelendiğinizde bağırıyor ya da bir eşyayı fırlatıyorsanız çocuğunuz da olumsuz duyguları ile uygun şekilde baş etmeyecektir çünkü ebeveynlerin baş etme yöntemleri/stratejileri her zaman çocuklara model olmaktadır.

    Çocuğunuza gün içerisinde nasıl hissettiğini sorup bir tablo yardımı ile o günkü duygusu üzerinde konuşup, boyayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun duygusunu ifade ettiği ve olumsuz duygularıyla baş edebildiği durumları gözlemleyerek takdir edebilirsiniz.

  • Okul çağı çocuklarının bağışıklık sistemi için doğru beslenme

    Günümüzde sıklıkla 3 yaş sonrası okul öncesi eğitime ve ardından ilkokula başlayan cocuklar bu ortamlarda özellikle kış ve bahar aylarında yaygın görülen infeksiyon hastalıklarına yoğun olarak maruz kalmakta. Okul öncesi ev yaşamında oldukça hijyenik koşullarda yaşayan çocukların bağışıklık sistemleri henüz hazır olmadıkları infeksiyon etkenleri ile karşılaşınca, karşımıza geçmeyen burun tıkanıklığı, tekrarlayan orta kulak infeksiyonları, inatçı balgamlı öksürükle giden bronşit tablolarını arka arkaya yaşayan minikler ve endişeli anneler ordusu çıkmakta. Karşılaştığımız bu enfeksiyonların % 80 ‘ i viral enfeksiyonlardır ve bu durumlarda gereksiz antibiyotik kullanımı ile çocuğun cilt – bağırsak ve boğaz florası bozularak bakteri direnci ve çocukta alerji – astım – atopi riski artar.

    Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra, çocukların sağlıklı ortamlarda büyümesi bağışıklık sisteminin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Sağlıklı ortam aşırı hijyenik ortam demek değildir. Çocuklar bağışıklık sisteminin gelişebilmesi için çevredeki mikrop ve bakterilere de ihtiyaç duyarlar. Çocuk ne kadar çok yaşadığı çevreyle ilişkide ise, yaşıtları ile oynuyor, toprakla oynuyor ise o kadar bağışıklık sistemi güçlenir.

    Beslenme bağışıklık sistemini en çok etkileyen çevresel faktörlerden biridir. Bağışıklık sisteminde en önemli besin kaynağı tabi ki anne sütüdür. Anne sütü içeriğindeki immunglobulinler ve koruyucu diğer faktörler bebeğe direkt olarak geçmekte ve bireyin ömür boyu onu koruyacak olan bağışıklığının ilk temellerini atmaktadır.

    Çocukların yaşlarına uygun kaloriyi sağlayan dengeli beslenme bağışıklık sistemini olumlu yönde etkiler. Beslenme yetersizliği kadar obezite de kan yağları arttığı için bağışıklık sistemi negatif olarak etkileyen bir faktördür.

    Sebze ve meyveler içerdikleri vitaminler yoluyla özellikle de antioksidan vitaminler olan Beta karoten, C, E vitaminleri ve selenyum-çinko gibi eser elementler ile bağışıklığımızı güçlendirir. Sebzelerden kırmızı-yeşil biber, brokoli, lahana, kereviz, turp, pazı ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler özellikle kış aylarında mutlaka tüketilmesi gereken bağışıklığı güçlendiren sebzelerdir.

    Balık ve ceviz içerdikleri omega-3 yağları ile bağışıklığı destekler. Haftada bir kez balık ve hergün ceviz tüketilmesi önerilmektedir.

    Meyvelerden özellikle turunçgiller, portakal, mandalina, kivi ve limon C vitamini iceriği ile öne çıkmaktadır. Günde en az 1 portakal, 1 kivi ya da 2 mandalina tüketilmesi çocuğun günlük ihtiyacı olan C vitaminini sağlar. Taze sıkılmış meyve suları şüphesiz vitamin desteği sağlasa da, meyvenin içerdiği lifler ve diğer minerallerle tam olarak tüketilmesi tercih edmelidir. İncir, Beta karoten ve A vitamininden zengin kayısı gibi yaz meyveleri kışın kurutulmuş olarak tüketilebilir.

    Probiyotikler ağız yoluyla alınan canlı mikroorganizmalardir. Barsaklara yerleşerek bizi zararlı bakterilere karşı korur , sindirime yardımcı olurlar. Mayalı ürünler yoğurt -ayran- kefir -tarhana -boza vb. içerdikleri probiyotikler ile bağışıklık sistemimizi güçlendirirler. Özellikle suyu üst kısımda birikebilen ev yapımı yoğurtların tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    Prebiyotikler ise bu yararlı bakterilerin barsakta sağlıklı çoğalmasını destekleyen, diyetle aldığımız canlı olmayan maddelerdendir. Sarmisak, soğan, muz, tüm sebzeler, tahıllar ve kuru baklagiller bu gruptadir.

    Protein grubu besinlerin ana kaynağı olan et de büyümeyi desteklemenin yanında, çinko içeriği ile bağışıklığı destekler.

    Tüm bu bilgiler ışığında çocuğun mucize yaratacağını düşündüğümüz tek bir meyve ya da sebzeyi yemeye zorlanması yerine, tüm mevsim sebze ve meyvelerini , tam tahılları, eti ve kuru baklagilleri dengeli olarak tüketmesini önermekteyiz .