Etiket: Yaş

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) Nedir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) Nedir?

    “Kaygı”, “kaygılı olma hali” veya halk dilinde “evham yapmak” insana özgü ve günlük hayatımızda her birimizin deneyimlediği bir durumdur. Birçoğumuzun düşündüğünün aksine kaygı duymak başlı başına problemli bir durum değildir; aksine normal düzeyde duyulan kaygı bizleri olabilecek olumsuzluklara karşı önlem almaya iter ve bu sayede olabilecek tehlikelerin önüne geçilebilir.

    “Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi geliyor, bu ihtimali düşünmeden duramıyorum”, “Çocuğumu hiç bir yere yollamak istemiyorum, her an başına bir şey gelebilir, haberlerde neler görüyoruz”, “Geceleri ‘acaba eve hırsız girer mi ya da biri eve girip eşimi, beni veya çocuklarımı öldürür mü’ diye ödüm kopuyor, bunları düşünmekten uyuyamıyorum” gibi cümleler Yaygın Ankisyete Bozukluğunun (YAB) varlığıyla ilgili ipucu verebilecek en tipik ifadelerdir.

    Yukarıdaki örnek ifadelerden de anlaşılacağı gibi YAB’ın tanımı “gerçekte bir tehdit ya da durum olmamasına karşın aşırı bir endişe halinde olma” durumudur. Aşırı kaygılı olma durumu kişinin gündelik hayatını olumsuz etkiler, günlük işlevini kısıtlar, yaşam kalitesini düşürür, akut ya da kronik hastalıklara sebebiyet verebilir. Uyku düzeninin bozulması, bununla beraber gelen yorgunluk hissi, baş ağrısı, kas ağrıları, dikkatini toparlayamama, en ufak uyarana karşı dahi aşırı irkilme tepkisi, kalp atış hızında artma, terleme, vücut ısısında değişme vb. belirtilere YAB halinde sıkça rastlanır.

    YAB aslında oldukça sık rastlanılan bir durumdur; her 100 kişiden 5 ya da 6 kişide YAB vardır. Yaş alımıyla beraber kaygıya karşı olan duyarlılık artar. Bu nedenledir ki yaş alındıkça bireyler olaylara karşı geçmiş zamana göre daha yoğun kaygı yaşarlar.

    YAB’ın Ortaya Çıkma Sebepleri

    YAB temellerini erken çocukluk döneminde maruz kalınan olumsuz yaşam olaylarından ve stresten alır. İlk işaretleriniyse ergenlik döneminde ve genç yetişkinlik döneminde vermeye başlar. Stresli dönemler baş gösterdikçe YAB belirtileri alevlenir, stresin azaldığı dönemlerde ise belirtiler hafifleyebilir. Genetik ve biyolojik etkenler hastalığın ortaya çıkmasında etkili faktörlerdir.

    YAB Tedavisi

    YAB tedavi edilebilmektedir. İyi bir psikiyatrik değerlendirmenin ardından uygun terapi ekolünün seçilmesiyle (Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR, Şema Terapi vb.) danışanların bir çoğu psikoterapiden fayda görmektedir.

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke, insanların çatışmaları fark edip çözmelerine yardımcı olur ve görmezlikten gelinen farklılıkların kendini hissettirmesini sağlar. Öfkeli olmak ve bunu zaman zaman göstermek anormal değildir. Fakat, çok sık öfkelenen bir çocuğunuz varsa, 6 yaşından büyük olduğu halde düzenli olarak sinir krizleri geçiriyorsa ya da öfkesi fazlasıyla yoğun ve saldırgansa bu bölümü okuyun.

    Bebekler öfkelerini, ağlayarak, kollarını sallayarak, bacaklarıyla tekme atarak dile getirirler. 18 ay civarında çoğu çocuk öfkelenince sinir nöbetleri geçirir. Bu nöbetler ikinci yılın sonunda doruğa ulaşır, üçüncü yıldan sonra azalır. Bunun nedeni üç yaş civarında çocukların isteklerini elde etmede dilin daha etkili bir araç olduğunu fark etmeleridir.

    Okulda öfke, akademik güçlüklere yönelik bir tepki olabilir. Bazı çocukların toplumsal rollerini tanımlamak için kullandığı bir saldırganlık çeşidinin işareti de olabilir. Öfkeli tehdit ve meydan okumalar kimin daha çetin olduğunu belirlemeye yardım eder.

    Aynen yetişkinler gibi, kimi çocuklar da diğerlerinden daha kolay öfkelenirler. Yüksek düzeydeki buhar basıncını içinde taşıyan bir düdüklü tencere gibi olan bu çocukların patlaması için çok az bir provokasyon ya da zorlanma yetecektir. Kimi çocuklar ise henüz öfkelerini yönlendirmek için gerekli becerileri edinememiş olabilirler. Bazı çocukların öfkesi de yaşamlarındaki ciddi olaylara tepki olabilir.

    Her üç durumda da çocuğun, çocuğun niye öfkeli olduğunu bilmesinin yanı sıra, öfkesini uygun şekillerde nasıl yönlendireceğini de bilmesi gerekir. Bu yeteneğe sahip olmayan ya da öğrenmeyen çocuklar arkadaş edinmede güçlük çekebilir ve öbür çocukların kolayca kızdırıp ağlattığı hedefler haline gelebilir.

    Ne Zaman İlgilenilmeli?

    Eğer çocuk öfkesini başkalarına yönelik fiziksel saldırılara dönüşürse bunun üzerinde durulmalıdır. Ayrıca aşağıda sıralananlar çocuğa uyuyorsa dikkatli olunmalıdır.

    Sık sık öfkeleniyor, her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyorsa;

    • Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun olarak öfkeleniyorsa, sık sık ağlayıp başkalarına vuruyorsa, yanlış yaptığında ya da zorlandığında kağıdı buruşturup atıyorsa.

    • Öğretmenin sakinleştirici çabalarına yanıt vermiyor veya bağırarak onu itiyorsa.

    • Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve belli bir kişi ya da olay nedeniyle değil, genel olarak kendini öfkeli hissediyorsa.

    • Olaylarla baş etme yöntemlerinde önemli değişiklikler görüyorsanız, örneğin daha önce hiç sıkılmadığı şeylere öfkelenmeye başlamışsa.

    Nasıl Yardım Edilebilir?

    Öfkesiyle baş edemeyen bir çocuğa yardım ederken ilk göreviniz, niye öfkeli olduğunu anlamak ve (bunun farkında değilse) onun da anlamasını sağlamaktır. Bu da dinlemeyi bilmek demektir. Öfkeli çocuklar açık, sakin, anlayışlı ve kendini anlayacak yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Onu öfkelendiği için azarlamanız veya kendinize kızmanız, öfkesini nasıl ifade edeceği ve nasıl sakin olacağı konusunda ona fikir vermez.

    Çocuğun sakin olduğu bir anda , onu neyin bu kadar öfkelendirdiğini sorarak, iç dünyasında hissettiği bir duygu veya kendisine söylenen bir şey ise (alay edilme gibi) bunu farketmesini sağlayarak öfkesinin kaynağına inebilirsiniz. Bazı çocuklar, özellikle ergenlik öfkeleri hakkında konuşmak istemeyebilirler. Bu durumda ne yapmaya çalıştığınızı açıklamak yerine uzman yardımı isteyiniz.

    Öfkeli bir çocukla çalışmanın asıl hedefi; kendi kırgınlık duygularına yada başkalarının sataşmalarına vereceği tepkilerde her zaman seçim şansının olduğunu ona göstermektir.Bağırmayı, vurmayı, öfke nöbetleri geçirmeyi seçebilir yada öğretmenine ve arkadaşına neler hissettiğini söylemeyi tercih edebilir. Bu konuda onu hangi eylemin iyi sonuç doğuracağını düşünmeye teşvik edin.

    Ayrıca, aşağıdaki davranışlarla öfkesini kontrol etme konusunda ona yardımcı olabilirsiniz;

    • Öfkeli olmadığı anlarda yada az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında onu takdir edin.

    • Belli bir süre için öfkesini dışa vurmayacağı ya da anlaştığınız şekillerde dışa vuracağı konusunda anlaşma yapın.

    • Duygularını anlattığı bir günlük tutmasını önerin. Yazı yazmak zor geliyorsa resim de yapabilir. Kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını, neyin daha iyi olabileceğini anlatmasını isteyin.

    • Siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelere dökebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.

  • İnternet ve Teknoloji Bağımlılığı

    İnternet ve Teknoloji Bağımlılığı

    Teknolojik gelişmelerle birlikte çocukların alışkanlıkları değişmiş ve günlük yaşamlarının neredeyse çoğu bilgisayar, tablet ya da cep telefonu başında geçmeye başlamıştır. Bu teknolojik cihazlarla çok erken dönemlerde tanışan çocuklar henüz konuşmayı öğrenmeden bu cihazları kullanmayı öğrenmekteler. Çocuğun çevresindekiler ise bu cihazı bu kadar erken yaşta öğrenmiş olmasını bir zeka ya da yetenek göstergesi olarak kabul etmekteler. Ancak doğduğu andan itibaren sürekli gördüğü ve çevredeki yetişkinler tarafından sürekli kullanılan bir cihazı kullanabilmesi çocuğun zekasını göstermez. Benzer yaklaşımı sergileyen bazı anne babalar ise bu teknolojik cihazları çocuklarının bakıcısı olarak kullanmakta, evde iş yaparken, çocuğa yemek yedirirken oyalanabilmesi için çocuğun eline cep telefonu ya da tablet tutuşturmaktalar. Farkında olmadan yapılan bu yanlışlar çocukların sorunlu teknoloji kullanımlarına da aslında zemin hazırlamaktadır.

    Öte yandan birçok anne babanın ise çocuklarının bu teknolojik cihazların karşısında geçirdikleri sürelerle ilgili ciddi endişeleri bulunmaktadır. Bu endişeler kimi zaman uygunsuz sitelere girme riskini, kimi zaman şiddet içeren oyunlar nedeniyle saldırgan olmalarını, kimi zaman ise bu cihazlara ayırdıkları süre nedeniyle derslerini ihmal etmelerini içermektedir.

    Teknoloji nasıl kullanıldığına bağlı olarak, çocuk gelişimine olumlu ya da olumsuz etki etmektedir. Bir tarafta sağlıklı bir kullanım ile ihtiyaç duyulduğunda kolayca bilgiye ulaşılmasını, değişen toplumsal şartlara uyumu, sorunlara yeni çözümler üretebilmeyi desteklerken diğer taraftan sınırsız kullanım ise sosyal, psikolojik ya da akademik sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

    Teknolojinin kullanımı üzerindeki kontrolün kaybolması ile çocuk ve gençlerde düşünce süreçlerinin, kişiler arası ilişkilerin ve genel sağlığın bozulduğu gözlenmektedir. Yapılan araştırmalar, internette fazla zaman geçiren çocuk ve gençlerin giderek yalnızlaştığını ve yüz yüze ilişki kurmakta güçlük çektiğini ve depresyon, anksiyete gibi psikolojik sorunlar yaşadıklarını ortaya çıkarmıştır.

    Peki nedir sağlıklı sınır? Gelişim dönemleri için farklı sınırlardan söz etmek daha doğru olacaktır. 0-3 yaş arasındaki çocukların bu teknolojik cihazlardan olabildiğince uzak tutulması gerekirken, 3 yaşından itibaren günlük en fazla 20-30 dakika ile sınırlı olmalıdır. Sonraki her 3 yılda, bu sürenin üzerine 20 dakika eklemek daha büyük yaştaki çocukların günlük sınırlarını belirlemeye yardımcı olacaktır. Ancak kullanım süresi çocuğun yaşı büyüdükçe sürekli artmamalıdır. 12 yaşından itibaren günlük 2 saatin üstüne çıkmaması sağlanmalıdır.

    Tüm diğer bağımlılıklarda olduğu gibi teknoloji ya da internet bağımlılığı da birden bire ortaya çıkmamakta, adım adım gelişmektedir. Ve yine tüm diğer bağımlılıklarda olduğu gibi burada da bağımlılık başlamadan önüne geçmek en çok tercih edilen yoldur. Önleme adına anne babaların dikkat etmeleri gereken bazı noktalar bulunmaktadır. Öncelikle, onların gözü önünde saatlerini telefon, tablet ya da bilgisayar karşısında geçirerek onlardan bunu yapmamalarını istemek gerçekçi olmayacaktır. Öte yandan bu cihazlara çocuk bakıcılığı görevini yüklemenin ne kadar büyük sorunlara yol açabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir.

    Bu cihazların ailece geçirilen zamanların yerini almaması için çocukları birlikte zaman geçirme heveslendirecek farklı etkinlikler bulma konusunda onlarla konuşmaya gayret gösterilmelidir. Ergenlik dönemindeki çocukların eleştirel bir bakış açısı geliştirebilmeleri için izledikleri takip ettikleri şeyler hakkında onlarla sohbet edilmesi oldukça yararlı olabilir. Çocukların severek oynadıkları bilgisayar oyunlarını oynamak, ilgiyle takip ettikleri internet sitelerini ziyaret etmek ve sürekli kullandıkları telefon uygulamalarını kullanmak; onlarla bir bağ kurmak ve içinde bulundukları dünyayı tanımak ve risk oluşturabilecek durumlar için önlemler almak konusunda ipuçları sağlayacaktır.

    Tablet, bilgisayar ve cep telefonu kullanımı için sınırları ve kuralları belirlemek, kullanım süresinin bittiğini işaret edecek bir alarm kullanmak sınırlara uymak konusunda yardımcı olabilir. Evde birden fazla sayıda olan televizyon, bilgisayar, tablet gibi cihazların sayısını azaltıp tek bir cihazı diğer aile üyeleriyle sırayla kullanmak aşırı kullanım sorununun çözümüne yardımcı olacaktır.

    Öte yandan çocuklar kişisel bilgilerini sosyal medyada paylaşmamaları ve bu ortamlarda insanları gerçekten tanımanın mümkün olmadığı, dolayısıyla güvenilmemesi gerektiği konusunda bilgilendirilmelidirler. Son olarak elbette spor yapmak, yeni sosyal ortamlara katılmak, teknoloji kullanımını kontrol altına almakta çok büyük fayda sağlayacaktır.

  • Ergenlik dönemi adını verdiğimiz süreç hangi yaşlar arasında görülür? Ergenliğin belirtileri nelerdir?

    Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Fiziksel değişimle birlikte, ruhsal ve cinsel olgunlaşma sürecidir. Seks hormonları dediğimiz östrojen ve testosteron hormonlarının artmaya başlaması ile birlikte, vücutta bazı belirtilerin ortaya çıkmasıdır. Ergenlik bulguları kızlarda ortalama 10, erkeklerde ise 12 yaş civarında başlar. Ergenliğin ilk bulgusu kızlarda meme gelişiminin başlamasıdır. Bazen buna koltuk altı-genital bölgedeki kıllanma eşlik edebilir. Erkeklerde ise ilk bulgu testis volümlerindeki artıştır. Genelde buna seste kalınlaşma ve genital-koltuk altı kıllanma da eşlik edebilmektedir.

    Erken Ergenlik ve Belirtileri Nelerdir?

    Ergenlik bulgularının erkeklerde 9, kızlarda 8 yaşından önce başlaması erken ergenlik olarak tanımlanır. Kızlarda genellikle meme tomurcuklanması ile başlar. Tomurcuklanma tek taraflı olabildiği gibi iki taraflı da başlayabilir. Erkeklerde ilk bulgu ise testislerin büyümesidir. Her iki cinste de büyüme ve gelişmenin hızlanması ile birlikte davranış değişiklikleri gözlenebilmektedir.

    Erken Ergenliğin Sebeplerinden Söz Eder Misiniz?

    Erken ergenlik tespit edilen tüm vakaların %15′inde, erkek çocuklarının %50′sinde erken ergenliğe yol açan bir neden söz konusudur. Altta yatan neden, beynin hormon salgılayan bölgelerinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olabileceği gibi daha nadir olarak diğer beyin tümörleri, yumurtalık ve testis tümörleri ve santral sinir sistemi hastalıkları da olabilir. Günümüzde erken ergenliğin endokrin bozucular olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen maddelerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

    Büyüme hormonu eklenerek yetiştirilen meyveler (elma, portakal, çilek vb.) sebzeler (domates, brokoli, salatalık vb.), yine hormon (özellikle östrojen) eklenerek hızlı büyütülen tavuklar ve onların yumurtaları, etler ve sütler çocuklarda hormon uyarısını arttırmaktadır. Fast food tarzı ve yapay endüstri ürünleri ile beslenme alışkanlıkları aynı zamanda obeziteye sebep olarak vücut yağ oranını arttırmakta ve yine erken ergenliğe neden olabilmektedir.

    Yapılan araştırmalarda biberon, saklama kapları, plastik tabaklar, oyuncaklar gibi polikarbonat bileşiği içeren plastik mamullerin de erken ergenliğe yol açtığı görülmektedir.

    Zararlı kimyasallardan biri de diklorobenzendir. Genellikle oda spreylerinde, güveler için kullanılan ilaçlarda ve klozetlere konulan koku önleyicilerde bulunan bu kimyasal madde, buharlaşarak kolayca solunan havaya karışmakta ve yine erken ergenliğe yol açabilmektedir.

    Erken Ergenlik Teşhisi Nasıl Koyulur?

    Tanı öncelikle klinik olarak konulmaktadır. Ancak ergenlik bulguları saptanan çocukta laboratuvar ve radyolojik tetkikler ile de tanı desteklenmelidir. Ergenliği uyaran hormonların düzeyini ölçmek için kan örneği alınmakta, kemik yaşını değerlendirmek için el bilek grafısi çekilmektedir.

    Kızlarda ergenliğin rahim üzerine etkilerini ve yumurtalıklardaki değişiklikleri görmek için ultrason ve beyinde hormon salgılayan bir tümör olup olmadığını görmek içinse manyetik rezonans görüntüleme ya da bilgisayarlı beyin tomografisi çekilmektedir.

    Ebeveyn çocuğunda ne gibi belirtiler gördüğü takdirde hekime başvurmalı, ya da çocuğu takip eden hekimi durumdan haberdar etmelidir.

    Kız çocuklarında 8 yaşından önce memelerde büyüme, erkek çocuklarında ise 9 yaştan önce testislerde büyüme varlığında aile mutlaka doktora başvurmalıdır. Memelerde ve testislerde büyüme olmadan, genital ve koltuk altı bölgede kıllanma olması ise böbreküstü bezi hastalıklarının habercisi olabilmektedir. Mutlaka ileri tetkik yapılması gerekmektedir.

    Bu Konuyu Son Yıllarda Sıkça Duymaya Başladık. Erken Ergenlik Rahatsızlığında Bir Artış Mı Söz Konusu?

    Ergenliğin başlama yaşı cinsiyet, ırk, iklim ve çevre koşulları, beslenme ve kalıtsal özelliklere göre farklılık göstermektedir. Son yüzyılda birçok ülkede, ilk adet görme yaşında ve ergenlik başlama yaşında erkene kayma saptanmıştır.

    Ergenlik yaşı ortalama 16 yaştan, 11-12 lere düşmüştür. Bu yaş ortalaması düşmeye de devam etmektedir. Bunda endokrin bozucular diye adlandırılan zararlı kimyasallar, tarım ve hayvancılıkta kullanılan hormonlar, plastiklerin içerdiği polikarbonat bileşikleri gibi birçok çevresel faktörde sorumlu tutulmaktadır. Bunun dışında, erken ergenliğin çağımızın hastalığı olan obezite ile de ilişkili olduğu bilinmektedir.

    Kids&Gourmet olarak dergimizde yayınladığımız yemek tariflerinde beyaz un, şeker, işlenmiş gıda, kıvam arttırıcı, nişasta, jelatin, gıda boyası, zeytinyağı ve tereyağı harici yağlar, mısır şurubu vb. ürünler kullanmıyor ayrıca kızartma, hızlı pişirme, kavurma gibi yöntemlerden de uzak durmaya çalışıyoruz.

    Evde Yemek Yapılmasını Teşvik Etmek Amacımız. Bu Konuda Anne, Babalara Siz Neler Söylemek İstersiniz?

    Çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyiliklerden biri, zararlı kimyasalları, hormonlu gıdaları, katkı maddelerini evlerimizde kullanmamaktır. Meyve ve sebzeleri mevsiminde yemeli, mümkün olduğunca organik ve iyi tarımla üretilen gıdaları tüketmeliyiz. Beyaz un yerine tam buğday unu, beyaz şeker yerine esmer şekeri tercih etmeli, çocuklarımıza ev yemeği yeme alışkanlığı kazandırmalıyız. Fast food dediğimiz hazır ve hızlı yemek alışkanlığı çocuklarımızda obeziteye zemin hazırlamaktadır. Bu tarz beslenmeden olabildiğince kaçınmalıyız.

    Hekim Kontrolü Olmadan İlaç Kullanımı Kesinlikle Olmamalı Ama Maalesef Hala Devam Ediyor. Bu İlaçlar Da Erken Ergenliğe Davetiye Çıkarıyor Olabilir Mi?

    Hekim kontrolü olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Özellikle genç sporcular tarafından kas kitlesini ve performansı arttırmak için bilinçsizce kullanılan anabolik steroidler (sentetik hormon ilaçları) erken ergenliğe sebep olmaktadır. Ancak bununda ötesinde karaciğer hasarı yapmakta, kalp ve beyin damar tıkanıklığı ile ölümlere yol açabilmektedir. Ailelerin bu konuda bilinçli olmaları ve çocuklarını bu tür ilaçların zararları konusunda uyarmaları hayati önem taşımaktadır.

    Erken Ergenlik Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

    Tedaviye başlamadan önce altta yatan bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Tüm vakaların %15′inde erken ergenliğe yol açan bir neden söz konusudur. Beyin tümörü veya yumurtalık tümörü gibi hormon salgılayan bir tümör varsa buna yönelik cerrahi tedavi yapılması gerekebilmektedir. Erken ergenlikle ilgili altta yatan bir neden bulunamayan vakalarda da cinsiyet hormonlarını baskılayıcı ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Tedavide amaç ergenlik bulgularını durdurmak, eşlik eden hızlı büyümeyi kontrol altına alarak çocuğun erişkin yaşta ulaşabileceği boy potansiyelini artırmaktır.

    Son Olarak, Ailelere İlave Etmek İstediğiniz Tavsiyeleriniz Var Mı? (Bu Soru Opsiyoneldir)

    Daha sağlıklı bir yaşam sürmek ve sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, kullandığımız saç spreyinden şampuana, çocuğumuzun yemeğini sakladığımız kaplardan, sütünü koyduğumuz biberona kadar, evimizde kullandığımız temizlik maddelerine kadar önlem almamız gerekmektedir. Zararları bilinen kimyasallar konusunda duyarlı davranarak, bu maddelerin kullanımını minimum seviyede tutmaya çaba göstermek hem bireysel, hem toplumsal görevimiz olmalıdır.

  • Dikkat, dikkat: burada demir eksikliği var !

    Demir eksikliği dünyada en sık görülen beslenme eksikliği olarak günümüzde önemini sürdürmektedir. Çocuklarda demir eksikliği anemisinin en sık nedeni demirden fakir beslenme, annede demir eksikliği anemisi olması, prematür doğum, ek gıdalara veya inek sütüne erken başlama, büyük çocuklarda günde 500 ml’ nin üzerinde süt tüketmesidir. Sadece anne sütü ile beslenmekte olan bebeklere 4. aydan itibaren mutlaka demir takviyesi yapılmalıdır.

    Oyun çocukluğu döneminde (1-3 yaş) demir eksikliği anemisine sebep olan ana sorun aşırı süt tüketimidir. “Milkakolik sendrom” da denilen bu durumda sütün çocuğun açlığını kolay bastırması nedeniyle nerdeyse şişenin sonuna kadar içilmesiyle karakterizedir.

    Diyetin büyük bir kısmını oluşturması nedeniyle de diğer demirden zengin besinlerin alımını engellemektedir.

    Okul öncesi (4-7 yaş) ve okul çocuğu (7-12 yaş) döneminde demir eksikliği anemisi az görülmekle birlikte , daha çok beslenme hataları dışındaki nedenler, mide-barsak hastalıkları (peptik ülser, kronik inflamatuar barsak hastalıkları, reflü ve özofajit vb.) sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu yaş gurubu çocuklarda süreğen demir eksikliği anemisi durumlarında ayrıntılı araştırma gerekmektedir.

    Ergenlik döneminde (12-18 yaş) hızlı büyümenin yarattığı ihtiyaç artımının yanında özellikle genç kızlarda menstrüasyonla kayıp, vejeteryan ve semivejeteryan beslenme biçimi, yetersiz besin alımı, zayıflama rejimleri, yeme bozuklukları (anoreksia gibi) demir eksikliğinin sık görülmesine neden olmaktadır. Eksiklik durumunda çeşitli derecelerde anemi bulguları geniş bir spektrumda karşımıza çıkmaktadır.

    Bunlardan bazıları:

    Halsizlik, yorgunluk

    Çabuk yorulma

    İştahsızlık

    Büyümede yavaşlama

    Uyku bozuklukları

    Huzursuzluk

    Davranış bozuklukları

    Kırılgan tırnaklar

    Toprak veya kağıt yemek istemedir ki anneler tarafından ” kül yiyor, duvarları kazıyıp yiyor, yerdeki pislikleri böcekleri bile ağzına atıyor” diye ifade edilir.

    Demir eksikliğinde çocuklarda enfeksiyonlara özellikle üst solunum yolu hastalıklarına eğilim de artmaktadır. Özellikle 2 yaş altındaki çocukların mental ve psikomotor gelişimleri olumsuz yönde etkilenir.

    Yine yapılan çalışmalarda 3 ila 6 yaş arası çocuklarda demirin nutrisyonel eksikliği ile dikkat ve problem çözme gibi fonksiyonların baskılanmasının söz konusu olduğu gösterilmiştir.

    Tavuk, kırmızı et, karaciğer demir açısından zengin gıdalardır ve içerisindeki “hem” demirinin emilimi iyidir.

    Sebze ve meyvelerde ise, “non hem” demir bulunur ve bu demirin emilimi az olduğu için beraberinde C vitamini içeren yiyeceklerin alınması emilimini arttırmaktadır. Anne sütü ve inek sütünün demir oranlarına bakıldığında ise, anne sütünün demir konsantrasyonu daha az olduğu halde emilimin inek sütündeki demir emiliminden daha fazla olduğu bilinmektedir.

    Bu nedenle beslenmeleri inek sütü ağırlıklı olan bebeklerde demir eksikliği çok erken dönemde görülmektedir. Bir yaşın altındaki çocuklara kesinlikle inek sütü verilmemelidir.

    Bununla birlikte; bebeklere ek gıdaya geçişte demirden zengin gıdalar seçilmeli, eğer yeterli demir alamıyorsa, 1mg/kg/gün dozda demir takviyesi başlanmalıdır. Prematüre ve çok düşük doğum ağırlıklı doğan çocuklarda ise yaşamın ilk ayı sonrası 2-4mg / kg/ gün demir desteği verilmesi uygundur.

    Çocuklarınızda demir eksikliği anemisi mi var ? Beslenmeyle ilgili birkaç ipucuna ne dersiniz ?

    Karaciğer, et ve balık gibi gıdaları tahıllar veya yeşil yapraklı sebzelerle hazırlarken çocuğunuzun demirden daha çok faydalanabilmesi için C vitamini içeren gıdalarla hazırlayınız. Kivi, avakado, kavun, portakal, elma, armut, şeftali, muz gibi meyveler ve karnabahar, domates, yeşil biber, havuç, patates, brokoli gibi sebzeler birlikte verildiklerinde demir emilimi arttıran yiyeceklerdir.

    Karadut ve siyah üzüm pekmezi demir yönünden zengindir. Süt ve peynirlerdeki kalsiyum ve fosfor, ıspanaktaki oksalik asit, yumurtadaki fosfoprotein ve albumin, çay ve yeşil yapraklı sebzelerdeki polifenol ve tahıllardaki fitatlar demir emilimini azaltırlar.

    Bu nedenle, bu gıdalar verilirken C vitamininden zengin gıdalar ile birlikte verilmelerinde fayda vardır. 6 aylıktan sonraki ek gıdalara geçiş döneminde hazırladığınız sebze, tarhana ve mercimek çorbalarını kıyma, tavuk ve balık eti ile zenginleştiriniz. (Alerjiye dikkat etmek koşulu ile).

    Soğan da demir yönünden çok zengindir; ancak, bu dönemdeki çocuklarda gaz problemlerine neden olabilir.

    Mutlaka vermek gerekiyor ise 4. Aydan sonraki çocuklara inek sütü yoğurt şeklinde verilmelidir. İnek sütü yoğurt olacak şekilde mayalandığında yapısı değişmektedir.

    Yine 4 yaşından büyük çocuklar için kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, badem, fıstık, antep fıstığı, kabak çekirdeği de demir yönünden zengin ve faydalı atıştırmalıklardır.

    Ispanak konserveleri ile birden güç kazanan Temel Reis çizgi filmlerini hepimiz hatırlarız . Annelerimizin bize ıspanak yedirmek için en büyük kozu, ıspanakta demir olduğu ve yersek anında Temel Reis gibi güçlenecek olmamızdı.

    Hepimiz demirden çokça zengin olduğunu düşündüğümüz ıspanağı yemeye zorlanır, bizler de yeryemez tıpkı onun gibi çok güçlü olacağımıza inanırdık o zamanlar. Şimdi büyüdük ve herşeye hemen inanmıyoruz, soruyoruz: “Temel Reis’in gücü ne kadar gerçekti?” diye…

    Üzgünüm ki, ıspanak bilinenin aksine, diğer bazı yeşil yapraklı sebzelerin de olduğu gibi, demir yönünden fakirdir. Ancak , C vitamini yönünden zengin olduğundan demirin emilimine katkısı büyüktür. Bu nedenle kırmızı et, tavuk ve balık ile tüketilmelidir. Bu şekilde gıdalardaki demirin emilimi artmış olur.

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğundan şüphe duyuyorsanız mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanından destek alınız. İlaç kullanımının yanısıra doğru beslenme alışkanlıkları ve besinlerin birlikte doğru kullanımı açısından bilgileniniz.

    Doktorunuz tarafından önerilen demir dozlarını aç karnına veriniz ve sonraki bir saat yiyecek tüketmemesine özen gösteriniz. Düzenli aralıklarla kontrollere gidiniz. Bu şekilde gereğinden az veya fazla demir vermenin yarattığı yan etkilerden ve olumsuzluklardan çocuğunuzun korunmuş olacağınızı unutmayınız.

  • Ergenlik nedir, normal ergenlik gelişimi nasıldır ?

    Ergenlik nedir, normal ergenlik gelişimi nasıldır ?

    Ergenlik dönemi fiziksel ve hormonal olarak çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecidir. Ergenlikte hormonal değişim ile birlikte sekonder cinsel özelliklerin belirginleşmesi, vücut yağ dağılımın değişimi, boy uzamasında sıçrama ile yetişkin boya ulaşma, erkek ve kızlarda fertilite kazanımı olur. Ergenlik başlangıcı değişik ırklarda farklılık göstermekle birlikte, günümüzde de kullanılan yaş sınırları kızlarda en erken 8, ortalama 10-11 yaş, en geç 13; erkeklerde en erken 9, ortalama 11-12 yaş, en geç 14 yaştır.

    Aslında ergenliğin başlaması çocuğun takvim yaşından çok kemik yaşı ile belirlenmekte ve kemik yaşı kızlarda 10, erkeklerde 11 yaşa ulaştığında ergenlik değişiklikleri oluşmaya başlamaktadır.

    Kızlarda ergenlik gelişimi ilk olarak meme tomurcuklanması(gelişimi) ile başlar. Genellikle bir yere çarpınca ya da üstüne yatınca ağrı olması ile fark edilir. Az sayıda olguda genital ve/veya koltukaltında tüylenme ile başlayıp, meme gelişimi ardından gelebilir. Erkekler çocuklarda ise ilk bulgu testislerin (yumurtalıklar) büyümesidir, tüylenme, seste kalınlaşma ile devam eder.

    Her iki cinste kıllanma, büyümenin hızlanması, ciltte yağlanma, sivilcelenme, ter kokusunu değişmesi gibi belirtiler ergenlik sürecinin başladığını gösterir. Testisler esas olarak testosteron salgılar ve yumurtalıklar östrojen salgılar.

    Bu hormonların üretimi, cinsel olgunluğa ulaşılıncaya kadar kademeli olarak artar. Ülkemizde kızlarda ilk adet görme(menarş) yaşı yaklaşık 12-12,5 yaştır, erkekler ilk boşalma olan spermarche’yi yaklaşık 13-14 yaşlarında tecrübe ederler. Erkeklerde yüz kılları tipik olarak 14 yaş civarında görülür.

    Kızlarda fiziksel olarak ergenlik gelişimi yaklaşık 4 yıl içinde tamamlanırken, erkeklerde yaklaşık 6 yıl içinde tamamlanır. Kızlar, genelde 15 ila 17 yaşları arasında ergenlik gelişimini tamamlarken, erkekler genellikle 16 ila 17 yaşları arasında tamamlar. Ergenlikte fiziksel değişiklikler dizisi öngörülebilir olsa da ergenlik döneminin başlangıcı ve hızı çok çeşitlidir.

    Ergenlik için her kişinin bireysel takvimi farklıdır ve öncelikle “genetik ve etnik özelliklerden” etkilenir. Bununla birlikte beslenme, egzersiz, sosyoekonomik koşullar, vs gibi çevresel faktörler, kişinin genel sağlık durumu ve ruhsal durumu da ergenlik zamanlamasını etkiler. Ergenlik başlama yaşının yanında “ilerleme hızı yani temposu” da çok önemlidir. Bu nedenle çocuklarda ergenlik gelişimi başlama ve ilerleme süreci yakından takip edilmelidir.

    ERKEN ERGENLİK NEDİR VE BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Bir çocukta normal yaşından önce ergenlik bulgularının başlamasına “erken ergenlik ” denir.

    Kız çocuklarında 8 yaş öncesi meme tomurcuklanması (meme gelişimi) olması, genital bölge veya koltukaltında tüylenme; erkek çocuklarda 9 yaş öncesi testis hacminin artması, genital bölge veya koltukaltında kıllanma, seste kalınlaşma olması erken ergenlik bulgularıdır.

    Yine her iki cinste büyümenin hızlanması, ciltte yağlanma, sivilcelenme, ter kokusunun ağırlaşması gibi belirtilererken ergenlik bulguları olabilir. Ek olarak zamanında başlayan bir ergenlik gelişimi çok hızlı ilerleyip(tempolu), çok kısa sürede tamamlanabilir ki bu durumda da müdahale etmek gerekli olabilir. Bu çocukların mutlaka çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

    ERKEN ERGENLİĞİN TESPİTİ

    Erken ergenlik kızlarda erkeklerden daha sık görülür. Erken ergenlik şüphesi ile getirilen bir çocukta öncelikle muayene bulguları önemlidir. Kızlarda meme gelişiminin değerlendirilip evrelendirilmesi, erkek çocuklarda testis hacminin ölçülmesi, genital değerlendirme, kıllanma durumunun tayini ve ek muayene bulguları önemlidir.

    Gerekirse kan tetkiki ile hormon düzeyleri değerlendirilir. El röntgeni çekilip kemik yaşı tayin edilir. Kız çocuklarında karından ultrason ile yumurtalık ve rahim büyüklüğü tespit edilir.

    Muayene ve tetkik sonuçlarına göre “uyarı testi” de yapılabilir. Uzman hekim tarafından değerlendirilerek gerekli görülürse tedavi başlanır.

    Tıpta hastalık yoktur, hasta vardır. Yani her hasta tedavi için özel olarak kendi bulgularına ve özelliklerine göre değerlendirilmelidir. “Gerçek Erken Ergenlik” tanısı konulursa ve uzman gerekli görürse hipofize yönelik magnetik rezonans görüntüleme tetkiki de yapılabilir.

    ERKEN ERGENLİĞİN NEDENLERİ

    Beyin tümörü, yumurtalık tümörü ya da böbrek üstü bezi hastalığı gibi hormon salgılayan durumlar erken ergenliğe neden olabilmekle birlikte, erken ergenlik görülen kızların %95-98’inde altta yatan herhangi bir organik patoloji yoktur (idiopatik-sebebi belli değil). Ancak kızlara göre daha nadir olmakla birlikte erken ergenlik oluşan erkek çocuklarda altta patolojik bir neden olma ihtimali daha yüksektir (%80-85 idiopatik, %15-20 organik patoloji) ve erkek çocukların buna yönelik olarak daha detaylı araştırılması gereklidir. Düşük doğum tartılı çocuklarda, ikiz eşlerinde, ılımlı obezitesi olan çocuklarda erken ergenliğe yatkınlık vardır.

    Dünyada ve ülkemizde son yıllarda özellikle dikkati çeken oranda erken ergenlik problemine rastlanıyor. Gıdalardaki katkı maddelerinin ve diğer çevresel kimyasal maddelerin erken ergenliğin oluşmasında etken oldukları yönünde çalışmalar vardır. Yapılan araştırmalar aldığımız gıdalar içinde bulunan hormon ve katkı maddelerinin bu duruma neden olabileceğini gösteriyor.

    Hormon (özellikle östrojen) veya kimyasal maddeler eklenerek yetiştirilen meyve ve sebzeler (çilek, domates, vs), yine hormon eklenerek hızlı büyütülen tavuklar ve hayvansal gıdalar da erken ergenlik artışı açısından suçlanmaktadır. Diklorobenzen (oda spreyleri, klozet koku önleyici, güve kovucularda..vs) ve Bisphenol A (plastik biberon, plastik oyuncaklar..vs) da bu konuda suçlanan kimyasal maddelerdir. Normal şartlarda çocukluk döneminde bu hormon uyarı sistemi beyinde, ergenliğe kadar sessiz bir bekleme sürecindeyken bu dış uyarıların artışı ile aktif hale geliyor. Ek olarak izlenen TV programlarının çocuğun yaşına uygunluğu ve internet kullanımı da önemli bir etken. Fast food tarzı ve yapay endüstri ürünleri ile beslenme alışkanlıkları obeziteye neden olarak vücut yağ oranını arttırmak koşuluyla erken ergenliğe neden olabiliyor.

    ERKEN ERGENLİĞİN NEGATİF ETKİLERİ

    Erken ergenlik tedavi edilmediği takdirde çocukta oluşan sorunları ” boy kısalığı ve psikososyal sorunlar” olarak özetleyebiliriz.

    Genelde bu çocuklar “çocukken uzun ama erişkinde kısa olan” bireyler olarak tanımlanabilir. Bu çocuklar başlangıçta iri olmakla birlikte, ergenlik hormonu (özellikle östrojen) kemik olgunlaşmasını hızlandırdığından kemik yaşı hızlı giderek nihai boydan kayıp oluşur.

    Erken ergenliğe giren kızlar yaşları küçük olmakla birlikte hormonal uyarı nedeni ile bedensel ve ruhsal olarak genç kız havasındadır, kendini karşı cinse beğendirme, süslenme, çabuk sinirlenme, vs. gibi ergen davranışları sergiler. Bu nedenlerle okulda, arkadaş çevresinde ve aile içinde uyum sorunları oluşabilir. Davranış bozuklukları, stres, içe kapanıklık gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Bedenen yetişkin görünmekle birlikte ancak aslında çocuk olunması ek olarak cinsel istismar açısından da risk oluşturur.

    ERKEN ERGENLİĞİN TEDAVİSİ

    Tedavide hipofizden hormon salınımını azaltan hormon analogu tedavisi verilmektedir. 28 günde bir aşı şeklinde yapılan bir ilaç kullanılmaktadır. Tanı doğru ve uzman tarafından tedavi gerekli bulundu ise tedavi konusunda bir çekince olmamalıdır. Genelde kızlarda 11 yaş, erkeklerde 12 yaşına kadar tedaviye devam edilir. Tedavi yeterliliği muayene ve tetkiklerle izlenir. Tedavi sırasında düzenli olarak uzman kontrollerine devam etmek gerekir. Tedavi kesimi sonrası normal ergenlik süreci yeniden başlamaktadır.

    ERKEN ERGENLİK AÇISINDAN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR ?

    Mümkünse ergenlik süreci başında çocukların uzman tarafından değerlendirilmesi ve gereken durumlarda izlenmesi önemlidir. Ergenlik olguların çoğunda normal bir süreç olmakla birlikte erken ergenlik olgularının vakit kaybedilmeden saptanması, aşırı panik yapmadan uzmana ulaşılması ve tedavi başlanması önemlidir. Erken ergenlik tedavisi mümkün bir durumdur.

    Çocuklarımız için yapabileceklerimiz; katkı maddeleri içeren hazır gıdalar ve abur-cubur yedirmemek, sebze ve meyveleri mevsiminde yedirmek, obeziteye zemin hazırladığı için hazır ve hızlı yemek (fast-food) alışkanlığı değil ev yemeği yeme alışkanlığı kazandırmak, TV ve internet kullanımını mümkün olduğunca denetlemek, hekim önerisi olmadan ilaç-losyon vs kullanmamak, zararlı kimyasallar içeren maddeleri mümkün olduğunca çocuğumuzun hayatından uzaklaştırmaya çalışmaktır. Sağlıklı nesiller yetiştirmek için sağlıklı beslenmeye ek olarak düzenli spor yapma alışkanlığını çocukluk döneminde kazandırmak da önemlidir.

  • Çocuklarda Problem Davranışlar

    Çocuklarda Problem Davranışlar

    Problem davranışlar, genel olarak çocuğun eğitim, öğrenim, beceri geliştirme sürecini olumsuz etkileyen, kendisine ve çevresine zarar verme ya da rahatsızlık vermeye sebep olan davranışlardır. Bu tür davranışlar genellikle okul öncesi eğitiminde ya da okul çağında ortaya çıkar. Önlem alınmadığı takdirde çocukların gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir.

    Problem davranışlar genellikle 10 yaş altında ortaya çıksa da çocukluğun her evresinde görülebilmektedir. Bu davranışların birçok sebebi olabilir. Çocuğun psikolojik özellikleri, aile ortamında yaşadıkları, okul ile uyumsuz olmasına sebep olan durumlar, kötü rol model alma, kitle iletişim araçlarının etkileri ve birçok etken çocuklarda sürekli olarak tekrarlanan problem davranışlara sebep olabilir.

    Problem Davranışların Sebepleri Nelerdir?

    Çocukların problem davranış geliştirmiş olmalarının birçok sebebi olabilir. Belirtildiği gibi aileden, okuldan ya da çeşitli dış etkenlerden kaynaklı durumlar sürekli olumsuz davranışlara sebep olabilmektedir. Ancak davranışların oluşmasına sebep olan etkenler ile çocukların bu davranışları sergilemesinin sebeplerini birbirinden ayırt etmek gerekir. Çocuklar genellikle aşağıdaki sebeplerden ötürü sorun davranış gösterirler.

    Kendilerini ifade etmek

    İlgi çekmek

    İstedikleri bir şeyin yerine getirilmesi için

    Engellenme

    Yetersizlik hissi

    İnatlaşma isteği

    Ortamı sevmeme ya da uyumsuzluk

    Sevilmeyen bir kişinin ortamda bulunması

    Sevilmeyen bir nesnenin ortamda bulunması

    Varolan bir hastalığın etkisi

    Problem Davranışın İşlevleri

    Sosyal İlgi ve Dikkat Elde Etme: Bazı davranışlar diğer kişilerin ilgi ve dikkat göstermesi nedeniyle olumlu olarak pekiştirilmektedir. Doğal ortamlarda, uygun davranışlara daha az ilgi gösterilirken; kendini yaralama ve saldırgan davranışlara daha duygusal davranmakta ve daha fazla ilgi gösterilmektedir. Bu nedenle, bu davranışların oluşumu sonucunda sağlanan fiziksel temas ile birlikte ilgi ve sosyal onaylama ifadeleri, istemeden bu davranışların olumlu pekiştirilmesini sağlayabilmektedir.

    Nesne Elde Etme: Sosyal ilgi elde etmenin yanı sıra yiyecek, nesne, oyuncak ve etkinlik elde etme de problem davranışları olumlu pekiştirmektedir. Gerçekleştirilen pek çok çalışmada, deneklerin istedikleri nesneleri almak ya da istedikleri etkinliğe katılmak için problem davranış gösterdikleri belirlenmiştir. (Doss ve Richle, 1989; Lovass ve Simmons, 1969).

    Duyusal Uyaran Elde Etme: Problem davranışların ortaya çıkmasının ve sürmesinin bir nedeni de bireylerin problem davranışlar sonucunda görme; işitme ya da dokunma şeklindeki duyusal geri bildirimler elde etmesi ya da bu geri bildirimleri azaltmasıdır.

    Kaçma / Kaçınma: Bazı bireyler problem davranışlar göstererek, istenmeyen durumlardan kaçmakta ya da kaçınmaktadır. Örneğin, kızından odasını toplamasını isteyen bir anne, kızının bağırıp tepinmeye başlamasıyla “ben döndüğümde oda toplanmış olsun!” deyip odayı terk edebilir. Odaya geri döndüğünde odanın halen toplanmamış olduğunu fark edince, kızıyla uğraşmaktan yorgun düşmüş olarak kendisi toplar. Bu durumda kız öfke nöbetleri göstererek, annesinin kendisinden istekte bulunmasını durduracağını öğrenmiş olur. Böylece öfke nöbetini izleyen durumda, annenin odanın toplanmasına ilişkin isteği ortadan kalkmıştır.

    Burada yapılması gereken ilk şey sebebi tespit etmek ve davranış değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunmaktır. Sunulan sorunun şiddeti, sıklığı ve süresi değerlendirilmeli, ebeveynlerin beklentilerinin gerçekçi olup olmadığı araştırılmalı. Örneğin; düşükten orta sıklığa birçok davranış meydana gelmektedir ancak sadece sıklığı artan davranışlar sorun olarak değerlendirilmektedir.

    7 yaşındaki İpek’ın annesi kızının sürekli ağladığını dile getirmektedir. Eğer İpek istediğini yaptıramadığında haftada dört, beş kere değil de günde dört, beş kere ağlasaydı problem çok daha farklı olurdu. Annesinden, İpek’ın ağlama şiddetini değerlendirmek için, davranış sıklığı grafiği doldurması istendiğinde, objektif olarak toplanan bu veriler, İpek’ın ağlama nöbetlerinin annenin tahmin ettiğinden çok daha az sıklıkta olduğunu görmesini sağlar.

    Çizelgeler davranış kalıplarının belirlenmesine de yardımcı olabilmektedir. 8 yaşındaki Mehmet’in ebeveynleri davranış sıklığı grafiğini kullanarak öğlen atıştırmalarından bir saat sonra ve en sevdiği televizyon programından sonra Mehmet’in öfke nöbetlerinin daha da arttığını keşfederler. Sadece Mehmet’in programını değiştirerek öfke nöbetlerini azaltmış oldular.

    Sorunlu davranışların subjektif bir özelliği de davranışın şiddetidir. Bu nedenle, uygun müdahaleleri belirlemek ve terapi sürecinde davranışta oluşan değişiklikleri saptamak amacıyla Mehmet’in agresifliğinin şiddeti değerlendirilmiştir. Yapılması gerekenlerden biri de Ebeveynlerin subjektif olarak değerlendirdikleri olay ve davranışları objektif olarak değerlendirmelerini sağlamaktır. (1 puan tartışmayı, 2 puan bağırmayı buna benzer şekilde derecelendirme 5 puana kadar devam etmekte 5 puan da yumruk ve tekme atmayı belirtmekte ise Mehmet hep 5 şiddetinde mi öfkeli? Çok mu öfkeli? (Yapılan değerlendirmede 3 veya üstü puan alınması, ebeveyn müdahalesi için kurallar belirlenmesinin yararlı olacağını, 1 veya 2 puan alınması da yaşanan sorunun bağımsız olarak çözülebileceğini gösterebilir.)

    Problemli davranışın süresi de önemlidir. İki dakikalık öfke nöbetleri otuz dakikalık öfke nöbetlerinden daha farklı değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, eğer 15 yaşındaki Ayşe çöpü çıkarmayı 10 gün yerine sadece 10 dakika erteliyorsa Ayşe’nin ebeveynlerine farklı tepki vermesi önerilebilir.

    Çocuklar yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü problem davranış olarak adlandırılan davranış biçimlerini tekrarlarlar. Her şeyden önce, çocuğun sürekli olarak gösterdiği sorunlu davranışın sebebi bulunmalı ve bu sebebin ortadan kalkması sağlanmalıdır. Sorunlu davranışların değiştirilmesi için uzmana başvurmak gerekebilir. Problem davranış üzerinde aile ile işbirliği içinde yapılan çalışmalar kısa sürede olumlu sonuçlar vermektedir.

  • Obezite nedir, tanısı nasıl konulur?

    Obezite (şişmanlık); vücutta aşırı yağ depolanması sonucu ortaya çıkan, sağlık için risk oluşturan, bireyde fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen enerji metabolizması bozukluğudur. Çocuklukta şişmanlık, 21. yüzyılın en ciddi halk sağlığı sorunlarından biridir. Sorun globaldir, sıklığı dünyada ve ülkemizde endişe verici olarak giderek artmaktadır.

    Özellikle yaşamın ilk yılı, okul öncesi dönem ve ergenlik dönemi obezite açısından risklidir. Küresel olarak, 2015 yılında beş yaşın altındaki aşırı kilolu çocuk sayısının 42 milyondan fazla olduğu tahmin edilmektedir.

    2010 yılında yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması 0-5 yaş arası çocuklarda %26,4; 6-18 yaş arası çocuklarda ise %22,5 oranında kilo sorunu (fazla kilolu + obez) olduğunu göstermiştir. Yani yaklaşık her 4 çocuktan birinde kilo problemi bulunmaktadır.

    Tanıda, vücut kitle indeksi (VKİ), rölatif ağırlık, bel çevresi, bel/kalça oranı kullanılabilir. Sık kullanılan VKİ= ağırlık (kg) / boy² (m²) formülü ile hesaplanır. Erişkinlerden farklı olarak VKİnin obezite açısından sabit bir değeri yoktur. Kız ve erkek çocuklarda yağ miktarı farklıdır, yine artan yaş ile vücut yağ miktarı değişmektedir. Bu nedenle VKİ için yaş ve cinsiyete özgül persentiller kullanılarak çocuklar değerlendirir, 5-85 persentil normal, 85-95 fazla kilolu, 95 persentil üstü obezitedir.

    Çocuklukta aşırı kilo ve obezite neden önemlidir ?

    “Çocukluk çağı obezitesi hızla artış göstermesinin yanında erişkin dönemde devam riski, tedavisinin zor bir hastalık olması, eşlik eden hastalıklar ve ciddi yan etkilerinin olması nedeniyle önem taşımaktadır.

    Obez çocuğun “obez erişkin” olarak devam riski; yaşı, anne-babasında obezite varlığı ve obezitenin derecesi ile ilişkilidir. Obez çocukların üçte biri, obez ergenlerin de üçte ikisi erişkin dönemde de obez kalır.

    Aslında obezite vücuttaki bütün sistemleri negatif olarak etkileyenönemli bir sistemik hastalıktır. Çocukluk çağı obezitesine eşlik edebilen önemli hastalıklar; insülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı, tip 2 Diyabet, metabolik sendrom, erken ergenlik, PCOS, hipertansiyon, dislipidemi, damar sertliği ve erişkin kalp damar hastalığı, inme-kalp krizi, karaciğerde yağlanma, safra kesesi taşı, uyku apnesi, astım, kalça ekleminde kayma, bacaklarda eğrilme, kırık riskinde artış, deride akantozis nigrikans(koyu renk boyanma), sosyal izolasyon, kendine güvenin azalması, yeme bozuklukları, endişe (anksiyete), depresyon, ve hatta bazı kanser (endometrial,meme,kolon) riskinde artma olarak sayılabilir.

    Obez çocuklar, erişkinlikte obezite yaşamaya devam ederlerse daha genç yaşta diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar geliştirme olasılıkları daha yüksektir. Her yıl en az 2.6 milyon insan aşırı kilolu veya obez olmanın sonucu olarak yaşamını kaybediyor. İyi bir dergide yayınlanan 55 yıllık izleme dayanan bir çalışmada adölesan dönemde obez olan erkeklerde kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riski normal kilolu olanlara göre iki kat fazla bulunmuştur. Yine çarpıcı bir bulgu olarak 21. yüzyılın obez çocukların anne-babalarından daha kısa yaşayacakları saptanmıştır.”

    “Şişmanlık ve obezite kontrolü ile çocuklarda bu hastalıkların gelişmesi büyük ölçüde önlenebilir. Bu nedenle, çocuklukta şişmanlığın önlenmesi yüksek öncelik gerektirir. Diyabet ve obezitenin yükselişini durdurmak için çocukluktan itibaren önlem alınması gerekmektedir. Önlem ne kadar erken alınırsa sonuç o kadar iyi olacaktır.”

    Obezite nedenleri nelerdir?

    Çocukluk çağı obezitesi bir sendrom yada endokrin hastalıklara bağlı olabilmekle birlikte çoğunlukla neden alınan kalorinin yakılandan fazla olması sonucu vücutta yağ birikimi ile oluşan “ekzojen obezite”dir.

    Diyetteki kalori ve yağ oranının artması, “fast food” tarzı beslenmenin yaygınlaşması, hızlı yeme ve az çiğneme, şekerli/gazlı içeceklerin tüketilmesi şeklindeki yanlış beslenme alışkanlıkları, aktivitenin azalması (sedanter yaşam), televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen saatlerin artması ile fiziksel aktivite ve egzersizden uzaklaşma önemli etkenlerdir. Sonuçta çocuklar daha az kalori yakıp, daha çok kalori almakta ve yağ dokusu artışı olmaktadır.

    Hastaların daha az bir kısmında endokrin bozukluklar, genetik sendromlar, hipotalamik bozukluklar ve ilaçlara bağlı “endojen (sekonder) obezite” saptanır.

    Çocukluk çağı obezitesine neden olan başlıca endokrin bozukluklar; hipotiroidizm, kortizol fazlalığı (kortikosteroid tedavisi, Cushing Sendromu), büyüme hormon eksikliği, psödohipoparatiroidizm, edinilmiş hipotalamik lezyonlardır (kraniofarenjioma cerrahisi, tümörler).

    Ek olarak nadir nedenlerden ROHHAD-NET Sendromu (hızlı başlangıçlı obezite, hipotalamik disfonksiyon, hipoventilasyon, otonomik disregülasyon- nöral krest tümörleri) ve monogenik obeziteler (leptin eksikliği, leptin reseptör gen defekti) sayılabilir. Obezitesi olan her çocuk mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli, obezite nedeni ve oluşturduğu komplikasyonlar net olarak belirlenerek gerekli tedavi planı yapılmalıdır.

    Çocukluk çağı obezitesi ile nasıl mücadele edilir ?

    “Aslında çocukluk çağı obezitesinde mücadele “obezite oluşmadan önce”, çocukluk çağında sağlıklı beslenme ve aktivite ile aynı aşılamak gibi hastalık oluşmadan başlamalıdır. Sağlıklı beslenme ve düzenli ekzersiz alışkanlığının kazanılması özellikle çocukluk döneminde mümkündür. Çocuklukta şişmanlık salgını ile mücadelede amaç, bireyin ömrü boyunca sürdürülebilecek bir enerji dengesinin sağlanmasıdır.”

    Obezite gelişmiş çocuklarda da alınan enerjinin düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, psikolojik destek, motivasyon, sık izlem ve gereken ilaç tedavileri ile kilo kontrolünün sağlanması, en azından kilo artışının engellenmesi önemlidir.

    Bilgilendirme ve eğitim (aile ve çocuk), davranış-yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme alışkanlıkları değişimi, dışarıda yenen öğünleri, abur-cuburu azaltmak, şeker alımını sınırlandırmak, alınan yağ ve karbohidrat içeriğinin azaltılması, yağ tüketimini doymuş yağlardan doymamış yağlara kaydırmak, uzun tokluk hissi sağlayan tam buğday ve lifli gıdalar, baklagiller, sebze-meyve tüketimini artırmak gereklidir. Yeterli kalsiyum ve süt ürünlerinin alınması da yağ metabolizması açısından önemlidir. Tedavi ve izlemde aile katılımının sağlanması şarttır.

    Çocuklukta obeziteyi önlemek için öneriler

    Tekrar vurgulamak isterim ki asıl amaç doğru/sağlıklı beslenme ve yeterli fiziksel aktivite ile çocuklarımızı obeziteden korumak olmalıdır. Obeziteyi önlemek için mücadeleye çocukluk çağından itibaren başlamak gerekir.

    Çünkü önleyici tedavi çocuklukta mümkündür. Dengeli beslenmeye ek olarak çocuğunuzun fiziksel aktivitesini arttırıp aktif bir yaşam tarzını benimsemesini sağlamak önemlidir. Her çocuk istediği bir sporu, tercihen grup oyunları şeklinde, yaparak spor yapma alışkanlığı kazanmalıdır. Her gün 60 dakika düzenli, orta-derecede aktivite önerilmekle birlikte, en azından haftada 2-3 gün fiziksel aktivite yapılmalıdır.

    Oyun oynamak doğal fiziksel aktivite olup çocuklara uygun ortam sağlanmalıdır. Çocuklarımızın bilgisayar ve televizyon başında günlük 2 saatten fazla kalmamaları sağlanmalıdır. Özellikle “yiyecek reklamları” yanlış yönlendirme ile beslenmeyi olumsuz etkilemektedir. İyi bir uyku düzeni ve aşırı stresden uzak olunması da kilo dengesi için önemlidir. Eğer çocuğunuz obezite riski altında ise kilo almasının nedenlerini araştırmak ve gerekli tedaviye erkenden başlamak için mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekir.”

    ÖZETLERSEM;

    Obezite tedavisi zor ve ömür boyu süren hastalıklardan biridir, çocukların daha hareketli ve büyüyen varlıklar olması nedeni ile obezitenin düzeltilme şansı erişkinlere göre daha yüksektir, ciddi komplikasyonlara neden olan erişkin obezitesinin önlenmesi çocukluk ve ergenlik dönemindeki girişimlere bağlıdır, çocukluk döneminde obezite tanısının erken ve doğru olarak konulması, nedenlerinin ve eşlik eden hastalıkların saptanması, hastanın iyi izlenip gereken müdahalelerin zamanında yapılması ile obezitenin erişkin döneme yansıması ve komplikasyonları önlenebilir.

  • Askerlik Öncesi-Askerlik Süreci-Askerlik Sonrası  İnsan Psikolojisi

    Askerlik Öncesi-Askerlik Süreci-Askerlik Sonrası İnsan Psikolojisi

    Her yıl 140.000’e yakın askerin psikolojik sorunlar yaşayarak Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık servislerine başvuru yaptığıyla ilgili haberleri sık sık medyadan takip ediyoruz. Devletin bu konuda belirli çalışmaları ve uygulamaları var ancak bu süreç  kişiden kişiye değişen, kişisel bir süreçtir ve bireyin tümüyle devlette yönelik bekleyiş içerisine girmesi de yanlış olur. ‘Askerlik olmalı mı?’ ya da ‘kişinin seçimine bırakılmalı mı?’ gibi konular benim konum değildir. Ben sadece bir psikolog olarak askerlik öncesi, askerlik süreci ve askerlik sonrası insan psikolojisiyle ilgili konulara değineceğim. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre her 100 askerden 10’unda askerliğin kalıcı sorunlara yol açtığı saptanmıştır. II. Dünya savaşından buyana süren çok sayıda vakalar var.  

    Askerlik hiçbirimiz için alışılagelmiş olmadığı gibi birçoğumuz için zor bir süreç olabiliyor. Bu süreç içerisinde ben zorluk yaşamadım diyebilecek asker sayısı hiç kuşkusuz yok denecek kadar azdır. Bu süreçte zorlanıyor olmamız doğal olduğu gibi, Kamp tarzı etkinliklere katılmamış, kurallı bir yaşama alışık olmayan, belirli grupsal spor faaliyetleri yapmamış kişiler için çok daha zorlayıcı bir süreçtir. Askerlik görevini yapmadan 1-2 yıl öncesinde bir psikoloğa danışılması ve kişinin bu süreci bir profesyonel ile birlikte kendi yaşam şekline uygun hale getirmesi ruh sağlığı açısından önem taşımaktadır.

    Askerlik sürecine geçiş yapan kişilerin çevresindeki insanlar, hayat standartları, kısacası tüm yaşam şekillerinin değişmesi, bir de bunların üzerine daha önce hiç bu kadar kurallı yaşamadıkları bir hayat, daha farklı bireysel sorumluluklar,  aldıkları eğitim ki bunun içerisinde arkasındakileri koruma, başkalarına saldırma, savaşa hazırlık anlamında bir takım telkinler üzerinde temellendirilmiş bir öğrenme var. Bu bireylere vurmaları, arkasındakileri korumaları ve gerekirse öldürmeleri öğretiliyor, sınırlar getiriliyor, cezalar uygulanıyor. Bireysel yaşamdan koparak bir bütün içerisinde yaşamaları, orduda yer almaları, orduda karşı cinsten kimsenin olmayışı, her yerde hem cinslerinin dolu oluşu.. Bütün bunlar kişinin bir takım hassasiyetlerini tetikleyebiliyor.

    Çok genç yaşta askere gidiyor olmaları da ciddi bir etkendir. 19-20 yaşına kadar ailesine bağlı yaşamış, birçok sorumluluğu kendisi yerine ailesi üstlenmiş kişilerin askerlik sürecine girmeleri çok daha zordur. Birçoğunun ergenlik döneminin son evrelerinde askere gidiyor olmaları, kişiler üzerinde ciddi bir değişim ve şok etkisi yaratmaktadır. Ergenlik dönemi hepimizin hayatında var olan normal bir süreçtir, kişi bir takım çatışmalar yaşar,  kendi yaşantı şeklini seçmeye çalışır, iç dünyasında karışık bir ruh hali vardır. Bu duygu karmaşasının içerisine askerliğin de girmesi, bireyin iç karmaşasının dışavurumunu da çoğu zaman tetikler ya da daha belirgin bir hale getirir. Bireyi ciddi bir karmaşaya sokar.

    Bu olumsuzluklar bir takım bozulmalara yol açabilmektedir. Kişinin geçmişinde eğilimli olduğu veya var olmayan bir takım davranış bozukluklarının ya da hastalığın askerlik esnasında veya askerlikten sonra daha da belirginleştiğini görmekteyiz. Katıldığı bir çatışmada kendisi yaralanabilir, arkadaşları gözü önünde şehit düşebilir. Komutanının uyguladığı sözel veya fiziksel şiddet, aldığı cezalar kişi üzerinde travmatik bir hal bırakabilir. Genelde 17-21 yaş arasında ortaya çıkan Şizofrenik eğilimler yine askerlik dönemine denk gelebilir ve bu süreçte şizofrenik düşünceler başlayabilir. Panik atak eğilimi olan bir kişi yine bu süreçte atak geçirebilir veya atak geçirme sıklığı artabilir. Bipolar eğilimli kişiler çok neşeli, çok konuşkan, esprili  bir hale bürünebilir  ya da tam tersi  depresif, mutsuz, umutsuz, uyku sorunu yaşayan bir hal alabilir. Halk ağzıyla ‘kriz geçirdi’ şeklinde nitelendirilen bir saldırganlık halleri görülebilir.

    Birçok kişi travma yaratacak olayları kendi içinde yaşar, çevresiyle paylaşmaz ve bastırmaya çalışır. Böyle durumlar daha büyük risk taşıyabilir ve çok zaman sonra da olsa bir takım davranış bozukluklarına olabilmektedir. Askerlik sürecinden önce ve sonra bir profesyonele danışmak, psikolojik destek almak,  gerekirse Psikoterapi ve/veya ilaç desteğiyle yaşanan davranış bozukluklarının düzeltilmesi, hastalıkların ortadan kaldırılması gerekmektedir. Önlem alınmadığı taktirde davranış bozukluklarımız hastalıklara, hastalıklarımız kişilik bozukluklarımıza dönüşebilmekte ve çok daha zor tedavi edilebilir bir hal alabilmektedir. Erken tanı birçoğunun daha kötü bir hal almadan daha kolay tedavi edilebilir veya düzeltilebilir olmasını sağlamaktadır.

  • Çocuklarda kış hastalıklarından korunma yolları

    Soğuk havalarda artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Kış aylarında nezle,grip,soğuk algınlığı, orta kulak iltihabı, sinüzit, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonları ve kızamık, suçiçeği, kabakulak, menenjit gibi solunum yolu ile bulaşan hastalıkların sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların sıklığının artması sanıldığı gibi havaların soğuması sonucu üşütme ile ilgili değil, insanların bu mevsimde kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması sonucu mikropları birbirine bulaştırmasıdır. Özellikle kreş ve okullarda geçirilen zaman da enfeksiyonların yayılması için zemin oluşturmaktadır. Kış aylarında çocuklarda en fazla virüsler ve bakteriler yoluyla bulaşan hastalıklar görülüyor. Virüsler enfekte damlacıkların havada asılı kalması ve bunların solunum yoluyla alınması sonucu, bir çocuktan diğerine ya da erişkinden çocuğa kolayca bulaşırlar. Bir metre ve daha yakım mesafeden konuşmakla,hapşırıkla veya öksürükle, sarılıp öpüşmekle de virüsler insandan insana kolaylıkla geçmektedir. En önemli bulaşma yollarından biri de ellerdir.Virüs bulunduran damlacıkların çevredeki cisimlere tutunması sonucunda çocuğun veya çocuğa bakım veren kişilerin elleriyle mikropların vücuda girmesi ve hastalık yaratması kaçınılmazdır.

    DAHA ÇOK HANGİ HASTALIKLAR GÖRÜLÜYOR?

    SOĞUK ALGINLIĞI: Kış aylarında en sık rastlanan çocuk hastalıklarından biridir.Hafif bir burun akıntısı ve hapşırıkla başlar.Bu şikayetlere boğazda yanma,hafif halsizlik ve öksürük de eşlik edebilir.Küçük çocuklarda sıklıkla 2-3 gün süren ateş de buna eklenir.Viral bir enfeksiyon olduğu için destek tedavisi verilmesi yeterlidir.Ağrı kesici-ateş düşürücü şuruplar, serum fizyolojik burun damlaları, odanın nemlendirilmesi ve bol sıvı verilmesi tedavinin temelini oluşturur.

    BADEMCİK İLTİHABI: Halk arasında beta mikrobu olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı bademcik enfeksiyonları 2 yaş ve üzerinde çok sık görülmektedir.Yüksek ateş,boğaz ağrısı,boyunda ağrılı bezeler en sık görülen şikayetler olup buna kol-bacak ağrıları,baş ağrısı karın ağrısı da eşlik edebilir.Bademcik iltihabı olan çocukta mutlaka boğaz kültürü alınmalı, sonuca göre uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.Basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında gereksiz yere antibiyotik kullanarak, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına zemin hazırlamamak gerekir.Beta mikrobunun yol açtığı enfeksiyonlarda uygun antibiyotik tedavisi verilmezse de çocukta akut eklem romatizması denilen eklemleri ve kalbi tutan rahatsızlık oluşabilir.

    ORTA KULAK İLTİHABI: Soğul algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır.Boğaz ve orta kulak arasında bulunan östaki borusunun tıkanması sonucunda oluşmaktadır.Akut otitis media da adı verilen bu hastalığın belirtileri kulak ağrısı,ateş,bebeklerde beslenme bozukluğu ve kimi zamanda işitme kaybıdır.Sigara dumanına maruz kalan , geniz eti bulunan, yatarak biberon verilen çocuklarda daha sık görülmektedir.

    ZATÜRRE: Daha çok kış mevsiminde görülen zatürre akciğerin bir veya birkaç lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan ateşli bir hastalıktır. Çeşitli bakteri ve virüslerin neden olduğu zatürre, özellikle risk grubu hastalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir akciğer hastalığıdır.Bebeklerde ateş,solunum sıkıntısı, beslenme bozukluğu gözlenirken daha büyük çocuklarda göğüs ve/veya karın ağrısı da bu tabloya eşlik edebilir.

    BRONŞİOLİT VE BRONŞİT: Bronşiolit, 3 yaş altı çocuklarda bronşioller adı verilen en küçük hava yollarının iltihaplanması sonucu ortaya çıkan viral bir enfeksiyondur.Bronşit ise daha büyük çocuklar ve yetişkinlerde görülür.Bebeklerde görülen akut bronşiolit burun akıntısı ve öksürükle başlayıp bir iki gün içinde solunum sıkıntısı,hızlı soluma ve hışıltı tabloya eklenir.Özellikle prematüre bebeklerde daha sık görülür ve daha ağrı seyreder.

    BOĞMACA: Damlacık yoluyla bulaşan bu hastalıkta ,1 yaşın altındaki ve özellikle aşıları yapılmamış çocuklar risk altındadır.Kuru öksürükle başlayıp 1-2 hafta içinde öksürük nöbetleri başlar.Öksürük nöbetleri sırasında çocuk kızarır, morarır,gözlerinde kanlanma,yüzünde basınç artışına bağlı kanamalar ve hatta ağır vakalarda solunumun gitmesi olabilir.Bebeklere boğmaca aşısı 2 aylıkken başlanmasına rağmen koruyuculuğu 6 aydan önce başlanmamaktadır..Özellikle bu hastalığın yakınlarından (anne-baba-büyükanne ve dede ) bulaştığı bilindiğinden , bebek doğmadan önce veya doğar doğmaz yakınlarına erişkin boğmaca aşısı yapılması bebeği bu hastalığa karşı koruyacaktır.Boğmaca hastalığı aşının koruyuculuğunun azaldığı ergenlik döneminde de sık görülmesi nedeniyle ergenlere de boğmaca aşısı yapılması uygundur

    GRİP (İNFLUENZA VİRÜS ENFEKSİYONLARI): Her yıl yaklaşık dünya nüfusunun %20’si grip virüsüne yakalanmaktadır. Bir grip salgınında en yüksek atak okul çocuklarında görülmektedir.Soğuk algınlığının aksine hızlı bir başlangıcı vardır. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, kas ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik belirtileri görülmektedir .İshal ve kusma da görülebilir.Grip virüsü çok yaygın görülen bulaşıcı bir hastalıktır.Grip aşısı altı aydan büyük çocuklara uygulanabilmektedir.Bu aşının Eylül-Ekim aylarında uygulanması önerilmektedir, koruyuculuğu %85 civarındadır.

    ROTAVİRÜS ENFEKSİYONU: Kış ve bahar aylarında sık görülür ve salgınlar yapar.Dünyada her yıl milyonlarca çocuk bu hastalığa yakalanmaktadır.3-4 gün süren yüksek ateş,şiddetli kusma ve ishalle seyreder.Ortalama ishal 10 gün sürebilir.Özellikle 2 yaş altında çok ağır seyreder ve hastanede tedavisi gerekebilir.Çok bulaşıcıdır ve hızla yayılır.Kirli su-gıdalar, ellerle bulaşmakla birlikte son yıllarda bezin açılmasıyla havaya saçılan virüs partiküllerinin solunum yoluyla da bulaştığı bilinmektedir.Bu hastalıkta en önemli koruyucu yöntem aşı yaptırmaktır.Ayrıca hijyen koşullarına dikkat etmek de çocuğun bu hastalığa yakalanmasına engel olabilir.

    KIŞIN BULAŞAN DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR NELERDİR?

    KIZAMIK: Kızamık virüsünün neden olduğu bu hastalıkta aşı ile korunmak mümkündür.Ülkemizde son 2 yıldır kızamık salgını görülmesi nedeniyle Sağlık Bakanlığının da önerisiyle kızamık aşısı 9 ve 12 aylık olmak üzere 2 kez yapılmaktadır.Hastalık yüksek ateş,, burun akıntısı, gözlerde sulanma ve kuru öksürükle başlayıp buna yüz,ve gövdeye yayılan pembe kırmızı döküntüler eşlik eder.Hastalığın bronşiolit, zatürre, orta kulak iltihabı,ensefalit adı verilen beyin iltihabı gibi ciddi komplikasyonları bulunmaktadır.

    SU ÇİÇEĞİ: Varisella Zoster virüsünün neden olduğu hastalık ateş, halsizlik, içi sulu ve kaşıntılı döküntüler ile başlar.Bu döküntüler 1 hafta içinde kabuklanarak düzelir.Su çiçeği 10 metre mesafeden bile kolaylıkla bulaşan bir hastalıktır.Ülkemizde 1 yaşında yapılan suçiçeği aşısının koruyuculuğu yüksektir ve genellikle aşı sonrası hastalık geçirilmez veya hafif geçirilir.

    ALTINCI HASTALIK (EGZANTEMA SUBİTUM): 3 yal altı çocuklarda sık görülen viral bir enfeksiyondur.Ani başlayan ve 39-40 dereceye kadar yükselen dirençli ateş hastalığın en önemli belirtisidir.Ateşin yanında genelde eşlik eden şikayet yoktur ve fizik muayenesinde boğazında hafif kızarıklık dışında bulgu da gözlenmez.Ateş 3-4 gün içinde düştükten hemen sonra vücutta ve yüzde kırmızı renkli kaşıntısı deri döküntüsü olur ve 3-4 gün içinde düzelir.

    HANGİ ÇOCUKLAR DAHA ÇOK RİSK ALTINDA?

    Hem viral hem de bakteriyal hastalıklar açısından kalabalık ortama giren çocuklar daha çok risk altındadır. Özellikle kreşe ve okula giden çocuklar, kreşe-okula giden kardeşi olan bebekler, kalabalık ailelerdeki çocuklar daha çok risk altındadır. Prematüre doğan, anne sütü almayan, evde sigaraya maruz kalan, belenme bozukluğu kalp hastalığı, astım, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı olan,kanser tedavisi gören çocuklar risk altındadır

    KORUNMA YOLLARI

    1-NORMAL VAJİNAL DOĞUM: Bebeğin enfeksiyonlara karşı korunması daha doğumla birlikte başlamaktadır. Özellikle normal vajinal doğumla doğan bebekler anneden faydalı bakterileri alarak hayata 1-0 önde başlamaktadır.

    2-ANNE SÜTÜ: Çocukları enfeksiyonlara karşı koruma anne sütü vermekle devam eder. .Anne sütü alan bebeklerin orta kulak enfeksiyonu, zatürre,ishal gibi pek çok hastalığı geçirmediği veya daha hafif geçirdiği kanıtlanmıştır.Doğumdan itibaren ilk 6 ay tek başına ,daha sonra tamamlayıcı gıdalarla beraber 2 yaşına kadar anne sütü verilmesi bebeğin hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayacaktır.

    3-BESLENME: Anne sütü yanında bebek ve çocuk beslenmesi vücut direncinin sağlanması ve enfeksiyonlara yakalanmanın azaltılması açısından çok önemlidir. Bebek ve çocuk beslenmesinde yağ, protein, karbonhidrat ve vitamin-mineral ve eser elementler yönünden her yaşa uygun dengeli bir beslenme çok önemlidir. Her yaş grubu çocuk için mutlaka her gün süt –süt ürünleri, yumurta, et, meyve-sebze, tahıllar ve baklagillerin tüketilmesi önem taşır. Özellikle yumurta en değerli protein kaynağı olup çocuk beslenmesinde çok önemlidir ve günlük tüketilmelidir. Et ürünlerinden kırmızı et ve balık vazgeçilmezdir. Özellikle soğuk su balıkları (somon,hamsi,mezgit,uskumru) bol miktarda omega 3 balık yağı içerdiklerinden haftada 2 kez tüketilmesi uygun olacaktır. Omega 3 balık yağları çocuklarda vücut direncini artırmanın yanı sıra beyin ve göz gelişimi içinde çok önemlidir. Yeterli balık tüketmeyen çocuklarda omega 3 balık yağı içeren preparatlar verilebilir.

    Son yıllarda probiyotik ve prebiyotikli gıdalar çok gündemdedir. Nedir bu probiyotik ve prebiyotik? Probiyotik, yeterli miktarda alındıklarında sağlıklı yaşayabilmemizi , hastalıklardan korunmamızı sağlayan ve tedavide bize yardımcı olan bakterilerdir.Barsaklarımızdaki faydalı probiyotik bakteri sayısı vücudumuzdaki toplam hücrelerin 10-100 katı kadardır. Prebiyotik gıdalar ise barsakdaki faydalı bakterilerin kullandığı ve sayılarının artmasını sağlayan gıdalardır. Barsakdaki faydalı bakteriler özellikle yaşamın ilk 2 yılı içinde şekillenmektedir.İlk 2 yaşta 5 ve üzerinde antibiyotik kullanmanın bu bakteri yapısını bozduğu, vücut direncini düşürdüğü,erişkin dönemde obezite ve kronik barsak hastalıklarının arttığı bilinmektedir. Bu yüzden çocuklarda antibiyotiklerin indikasyonları dışında gereksiz kullanılmaması, çocukların vücut dirençleri ve gelecekleri açısından çok ama ve çok önemlidir. Antibiyotik kullanmanın gerekli olduğu durumlarda ise probiyotik ilaçların antibiyotik kullandığı sürece (antibiyotik ile aynı saatte olmamak koşuluyla) verilmesi yararlı olacaktır. Çocuklarımıza probiyotik içeren kefir ve yoğurt, prebiyotik içeren muz, soğan, sarımsak,kereviz,pırasa vermeye gayret edelim.

    4-EL YIKAMA: Solunum yolu hastalıklarının özellikle kreşe ve okula giden çocuklarda kış döneminde sık gözlenmesi nedeniyle hijyen kurallarına dikkat etmek ve özellikle çocuklara el yıkama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.Virüsleri ve bakterilerin vücuda en kolay geçiş yolu ellerdir.Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı çocuklara kazandırılmalıdır.

    5-SİGARADAN KORUMA: Evde sigara içilmemeli ve çocuklar sigara içilen ortamlarda bulundurulmamalıdır.

    6-AŞILAR: Aşılama çocukları enfeksiyonlardan koruyan en önemli silahtır.Rutin aşılar dışında Rotavirüs (ishal aşısı ) aşısı, grip aşısı ,meningokok aşısı (bir menenjit etkeni) ve ergenlerde boğmaca ve rahim kanseri aşılarının yapılması çok önemlidir.

    7-D VİTAMİNİ: Özellikle kışın gözden kaçan bir durum da Dvitamini eksikliğidir.Ülkemizde 1 yaşa kadar olan çocuklar düzenli Dvitamini almasına karşın daha sonra Dvitamini kullanılmamaktadır.Son yıllarda D vitamininin sadece kemik ve diş yapısını güçlendirmediği aynı zamanda eksikliğinde üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı saptanmıştır.D vitaminin en önemli kaynağı güneştir.Günde en az 15 dakika kolların ve yüzün direk güneş alması (cam yada perde arkasından alınması faydalı değildir) yeterlidir.Ancak kışın bu mümkün olmadığından D vitamini eksiklikleri ortaya çıkmaktadır.Günlük 400-800 ünite Dvitamininin damla olarak alınması çocuğunuzu D vitamini eksikliğine karşı koruyacaktır.Çocuğunuz sık üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa kanda D vitamini düzeyine bakılarak uygun tedavi verilebilir.