Etiket: Yaş

  • “su”, okulda -evde -sokakta su içmelisin.

    “SU”, OKULDA – EVDE – SOKAKTA su içmelisin lütfen!

    Son günlerde beni tedirgin eden konulardan birisi de kendi kızımda da yaşadığım bir sorun olan çocukların gerçekten çok az su içmeleri, su ihtiyaçlarını çay, meyve suyu, gazlı içecek vs gidermeye çalışmaları…

    Biliyorum beni ve babasını rol model alıyor kızım. Bu nedenle yeterli su tüketmesi için, onun yanında sık sık su içiyorum ve suyun sağlığımız için ne denli önemli olduğunu sık sık anlatıyorum, örnekler verip, zaman zaman hikayeler uyduruyorum.

    “Su” tüm canlılar için olduğu kadar bebek ve çocuklarımız için de vazgeçilemez, yeri başka bir şey ile doldurulamaz olan yaşamsal bir besin öğesidir.

    Çocuklarımız için sadece su içilmesi değil, aynı zamanda tüketilecek suyun miktarı, içilecek suyun özellikleri özellikle bebeklik döneminde olmak üzere tüm çocukluk döneminde çok önemlidir. Bebeklerin bir yaşına kadar böbrek fonksiyonları yetersizdir. Bu sebeple bebeğe içirilecek suyun düşük mineral içerikli olması gerekmektedir.

    Yaşamın ilk altı ayında bebek hem besin hem de su ihtiyacını anne sütüyle karşılar. Anne sütünün % 90’ı sudur. Altıncı aydan sonra, sıvı ihtiyacı ağırlıklı olarak anne sütüyle karşılanmaya devam ederken bebeğe su içirilmeye başlanmalıdır.

    Bebek 6.aydan itibaren yarı katı ve katı beslenmeye başlar. Hem böbreklerinin hem de mide-bağırsak sisteminin daha sağlıklı çalışabilmesi için su içmeye de başlaması gerekmektedir.Bebeğin anne sütünün yanısıra tüketmeye başladığı yeni ek besinelerle aldığı sıvı gıdalar günlük su ihtiyacını karşılayamaz. Bu nedenle bebeğin su içmesi de gerekmektedir.

    Sevgili anneler bebeğiniz büyüdükçe sıvı ihtiyacı da artar. Ve bebeğin su içmeden sıvı ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Bebeklerin vücut ağırlıkları başına erişkinlerden daha fazla su ihtiyaçları olduğu da asla unutulmamalıdır.

    Bebeklik çağında bazı özel durumlarda bebeğin suya olan ihtiyacı da daha fazla olmaktadır. Sevgili anneler; bebeklerimiz 6 ile 24 aylar arasında daha sık ishal olurlar. İshal olan bebek sulu dışkılama yanında kusma ile de sıvı kaybeder ve suya olan ihtiyacı artar. Benzer şekilde sıcak aylarda çevre ısısının arttığı dönemlerde ya da ateşli hastalıklarında bebeklerin sıvı ihtiyacı artar. Ancak bebekler susuzluklarını algılama ve gidermede yetersizdirler.

    Bu nedenle anneler bebeklerinin su ihtiyaçlarının arttığı durumları bilmeli, bebeklerinde susuzluk belirtilerinin gelişip gelişmediğini izlemelidirler.

    Bebeğin alışılmıştan daha seyrek ve az miktarda bez ıslatması, daha koyu renkli idrar yapması, dil ve dudaklarındaki kuruluk, gözlerinin altında çöküklük, siz anneler için uyarıcı olmalıdır ve bebekte susuzluk belirtileri ortaya çıkmış demektir.

    Çocuğunuzun yeterli su tüketip tüketmediğini anlamak için tuvalete gitme sıklığını da takip edebilirsiniz sevgili anneler. Eğer çocuğunuz 2 saatte bir tuvalete gidiyorsa, idrarın yoğunluğu normalse, bu çocuğunuzun su tüketiminin yeterli olduğu anlamına gelebilir.Bebeklerde ise bezini çiş ile ıslatma sıklığı vücutta yeterli su tüketiminin olup olmadığının önemli bir göstergesidir.

    Sevgili anneler; yetersiz su tüketimi sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel performansı da düşürür ve konsantrasyon bozukluğuna yol açar. Yapılan çalışmalar; yetersiz su tüketen çocukların derse konsantrasyonlarının düştüğünü ve öğrenme yeteneklerinin azaldığını göstermiştir.

    Her çocuğun yaşına, cinsiyetine, kilosuna, boyuna ve aktivite düzeyine göre su tüketimi değişir. Bununla birlikte her çocuğun mutlaka alması gereken günlük su miktarı vardır.

    Peki ne zaman, ne kadar su?

    • 6 -12 ay arasında: 30 ml-100 ml
    • 1-3 yaş arasında: 1-3 litre
    • 4-8 yaş arasında: 1-4 iltre
    • 9-13 yaş arasında: 1-2 litre arasında günlük ortalama su tüketmeleri uygundur.

    Bebeğiniz 6-12 aylık olduğunda katı gıdalara başlandıktan sonra, yemek sonrası her 3 saatte bir su vermemiz gerekmektedir. 1-5 yaş arasında ise, her 2-3 saatte bir yemek sonlarında 100 ml su verilmelidir. Yemekten önce verilen su, karnın şişmesine su dolu midenin alması gereken gıdaları yetersiz almasına neden olur.

    Bir süre sonra yetersiz beslenmenin sıkıntıları ortaya çıkar. Dolayısıyla çocuğunuza suyu yemek sonrasında vermenizde fayda vardır.Bununla birlikte eğer çoğunuz aşırı kilolu ise obesitenin önlenmesi ve yarattığı sağlık sorunlarının önüne geçilebilmesi için bol su içme alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.

    Bu çocuklara yemekten bir saat önce su içirilmesi, bağırsaklarının çalışması ve bazal metabolizmanın hızlanması açısından oldukça faydalıdır.Sevgili anne ve babalar; çocuk için en iyi içecek sudur. Su gereksinmesini karşılamak için şeker katılmış meşrubatın içilmesi obezite riskini artırır, çocuğun dengesiz beslenmesine ve diş sağlığının bozulmasına neden olur.

    Adölesan çağı büyüme ve gelişimin en önemli dönemlerinden biridir. Bu dönemde kemiğin kalsiyum yoğunluğunun yeterli düzeye gelmesi ileri yaşlarda kemik erimesinden kaynaklanan osteoporoz gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde yardımcı olur. Kalsiyum içeriği uygun miktarda su içilmesi artan kalsiyum gereksinmesinin karşılanmasına katkıda bulunur. Yine adölesan yaş grubu çocuklar şeker içeriği yüksek meşrubat içmeye meyillidirler. Su ihtiyaçlarını bu şekilde karşılama yoluna giderler. Bu içecekler bol kalori kaynağıdır. Su gereksinmesini karşılamak için bu tür içeceklerin içilmesi obezite riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bunun yanında fiziksel aktivite durumlarına göre günlük en az 1,5-2,0 litre su içmelidirler. Spor yapan adolösanlar daha fazla su tüketmelidirler.

    Sevgili anneler peki bebeğiniz için ne özellikte su kullanmamız gerektiğini biliyormuyuz?

    Yapılan araştırmalarda bebek mamalarında kullanılan suyun nitrat içeriğinin litrede 15 miligram, nitrit içeriğinin 0,05 miligramı geçmemesi gerekmektedir. Diş sağlığının korunması için bebek mamalarında kullanılacak ve bebeğe içirilecek suyun flor yoğunluğuna dikkat edilmesi gerekir. Bebeğe verilecek suyun flor içeriğinin litrede 0,5 miligram, flor takviyesi veriliyorsa 0,3 miligram olması gerekmektedir. Bu nedenle yapılan çalışmalarda bebekler için florun güvenilir alım düzeyi günlük 0,4 miligram olarak önerilmiştir.

    Bu değerin dişler için faydalı olduğu ve diş çürümelerini azalttığı bilinmektedir. Bunun yanında yüksek miktarlarda florür içeren suların çocukların diş sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri araştırmalarla ispatlanmıştır. Çocuklarda yapılan birçok araştırma, 2 mg/lt florür içeren suyun dişlerde kahverengi lekeler bıraktığını, 4 mg/lt florür içeren suyun ise kemik bozukluklarına sebep olduğunu göstermiştir. Bu durumda araştırma sonuçlarına göre 1 mg/It’den fazla florür bulunan sular arıtılmalıdır. Mikroorganizma içermeyen, tatsız, kokusuz, renksiz , belli pH değerine sahip ve bazı mineralleri hiç içermeyip bazılarını belli miktarlarda içeren sular tercih edilmelidir. Plastik şişe ve damacana sularını tercih etmemenizde fayda vardır.

    Özellikle dolum tarihi eski, dış ortam koşulları uygun olmayan yerlerde uzun süre bekletilen ve güneş ışına maruz kalmış, 60 c’- 70 c’ ye kadar ısınmış soğumus plastik su şişelerindeki su çok tehlikelidir. Çeşitli kimyasal maddeler ve kanserojenler içerebilir. Bununla birlikte her damacana suyu temiz ve doğal kaynak suyu değildir. Günümüzde bazı aileler tarafından tercih edilin içme suyu arıtma sistemleri evlerde içme suyunun temini amaçlı kullanılmaktadır. Bu cihazları yararlı kılmak için öncelikle dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Kalitesiz ve sertifikasız ürünleri tercih etmememiz gerekmektedir. Filtre değişim sürelerine uyulmalıdır. Uzun zaman değiştirilmeyen filtreler çocuklarımızın sağlığını bozacak mikroorganizmaların kaynağı olabilirler. Filtre değişim zamanlarında cihazların temizliği ve bakımı da ayrıca yapılmalıdır.Bu cihazlarda kullanılan bazı teknikler suyu saflaştırmaktadır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin karşılanmasında suyun önemi oldukça büyüktür. Bu bakımdan uzun müddet aynı teknolojili cihazla arıtma yapılan sularda kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi bazı minerallerin eksikliği çeşitli rahatsızlıklara sebep olabilmektedir.

    Sevgili anneler, plastik biberonlarda suyu bekletmeyin.(Mümkünse plastik biberon kullanmayın) Çocuklarımız için içme dularını PASLANMAZ ÇELİKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIŞ ŞİŞELER de depolayın.

  • Çocuklarda Cinsel İstismar

    Çocuklarda Cinsel İstismar

    Son günlerde çocuklara yönelik olan cinsel istismar konusu gerek ruh sağlığı profesyonelleri arasında gerekse alan dışında olan herkesin dikkatini çekmekte ve bu durumdan duyulan rahatsızlık sesli bir şekilde dile getirilmektedir. Çocuk istismarı/ihmali sıklıkla rastlanılan ve çocukların yaşamlarında acıklı olaylarla sonuçlanabilen bir problem olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını,“ bir yetişkin eliyle bilerek veya bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığına, fiziksel ve psikososyal gelişimine negatif biçimde tesir eden davranışlar” olarak değerlendirmektedir. Çocuk istismarı fiziksel, cinsel ya da duygusal istismar ve ihmal (fiziksel ya da duygusal ihmal) olarak 4 grupta tanımlanmaktadır. Bunlar içinde hiç kuşkusuz en çok dikkat çekeni cinsel istismardır.

    Cinsel istismar; ebeveynlerin veya çocuğa bakmakla yükümlü olan yetişkinlerin veya yabancı herhangi birinin, kendi cinsel isteklerini tatmin etmek için çocuğu kullanması, çocuk üzerinde güç kullanarak, çocuğu korkutarak, tehdit ederek, kandırarak veya ikna ederek çocukla cinsel yakınlık kurmaya çaba göstermesi ve cinsel haz almasıdır. Bunlar; fiziksel temas içermeyen cinsel içerikli konuşma, teşhircilik, röntgencilik, çocuğa cinsel içerikli film vb. gösterme/izletme, cinsel ilişkiye tanık olmaya zorlama, çocukla cinsel ilişki kurma, çocuğa zorla dokunma, çocuğun dokunması için zorlama, çocuğa sürtünme, çocuğu pornografik yayınlarda kullanma, çocuğu fuhuşa veya evlenmeye zorlama cinsel istismar örnekleridir. Son zamanlarda giderek yaygınlaşan sosyal medya ve çeşitli teknolojik uygulamalar aracılığıyla çocukla cinsel ve duygusal istismar amaçlı ilişki kurulma biçimleri de istismar olarak kabul görmektedir.

    Yapılan araştırmalara göre, her dört kız çocuktan birinin ve her on erkek çocuktan birinin cinsel istismara uğradığı tahmin edilmektedir. Bir diğer çalışmada ise buna benzer olarak her üç kız çocuktan birinin ve her on erkek çocuktan birinin 18 yaşından önce cinsel istismara uğradığı belirtilmiştir. Gerçekte bu oranların rapor edilenlerden ve tahmin edilenlerden çok daha fazla olduğunu düşünülmektedir. Özellikle istismar sadece kız çocuklarına yapılıyormuş gibi bir algı hakimdir. Oysa araştırmalar erkek çocuklarında hiç de küçümsenmeyecek bir oranda, çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kaldığını göstermektedir. Erkek çocukların cinsel istismarı çoğunlukla olduğundan daha az rapor edilmekte ve daha az farkına varılmaktadır. Yani çocuklarda cinsel istismar cinsiyet farkı olmaksızın her yaş grubunda giderek artan bir tehlike olarak görülmektedir.

    İstismarların büyük çoğunluğuna bakıldığında en sık karşılaşılan istismar türünün aile bireyleri veya akrabaları (çocukla birinci dereceden kan bağı olan bireyler) tarafından gerçekleştirilen ensest durumları olduğu görülmektedir. Çocukların özellikle tanıdıkları biri tarafından bu durumu yaşamaları istismarı ve istismarın boyutunu tanımlamayı güç kılmaktadır. Bununla beraber çocuk pornografisinin tüm dünyada giderek yaygın bir pazara dönüştüğü ve zavallı çocukların bu pazara ve yüksek cirolara alet edildiği bilinmektedir.

    Çocuklar kimsenin kendilerine inanmayacağını düşünüp sessiz kalırlar. Başlarının belaya gireceğinden, istismarcının tehditlerinden, anlatırlarsa arkadaşları tarafından dışlanabilecekleri düşüncesinden, homoseksüel olarak adlandırılabileceklerinden korkabilirler. Bu durumu nasıl anlatacakları gerektiğini bilmeyebilir, cinsel davranışın veya kendilerine yapılan davranışın yanlış olduğunu bilmeyebilirler. Bu durumdan dolayı günah işlemiş olduklarını düşünebilir, kendilerini suçlu, günahkar olarak hissedebilir ve yaşadıklarından dolayı utanç duyabilirler. Özellikle tanıdığı biri tarafından istismara maruz kalan çocuk bu durumu oyun olarak görebilir ve tehlikenin farkında olmayabilir.

    İstismara uğramış olan bir çocukta;

    Kendisine dokunulduğunda aşırı tepki verme,

    Fiziksel temas veya yakınlıktan kaçınma,

    Yaşa uygun olmayan cinsel davranışlar sergilenmesi,

    Cinsel içerikli oyun oynamada artış,

    Cinsel söylemlerin başlaması veya artması,

    Sosyal anlamda içe kapanma,

    Ani ve aşırı kilo değişimi (zayıflama ya da şişmanlama),

    Belli yerlerden ve kişilerden çok fazla korkma,

    Tanıdık bir yetişkinden kaçma ya da kaçınma davranışı sergileme,

    Çocuğun ifadelerinin donuklaşması,

    Kendine ve yakınlarına güvensiz davranma,

    Uyku problemleri yaşanmaya başlaması,

    Enürezinin (alt ıslatmanın) başlaması,

    Parmak emme davranışının görülmesi,

    Aşırı suçluluk duygusunun dışavurumunda artış,

    Sık sık banyo yapma isteği,

    Okula gitmek istememe,

    Okul başarısında düşüş,

    Kendini suçlama (benim hatam), utanç, depresyon, kaygı, ruhsal gelgitler, öfke tepkileri vs. görülen belirtiler olarak sayılabilir.

    Anneler, babalar, aileler, uzmanlar, yetişkinler…

    Bir çocuk size istismara uğradığını söylediğinde yapmanız gereken en önemli ilk şey çocuğun daha fazla zarar görmesini engellemek ve kuşkularınızı bir kenara bırakarak çocuğa güvenmek ve inanmaktır. Çocuklarının hayal dünyalarının geniş olduğu bu nedenle uydurabilecekleri algısından vazgeçerek hemen gerekli yerlere (polis, sosyal hizmetler, en yakın çocuk polis şubesi, travma konusunda alanda çalışan uzman psikologlar, pedagoglar, çocuk ve ergen psikiyatri) başvurun. Çocuklar böyle bir durumu söylemekte zorlanmakta ve size kendini zaten zor açmaktadır, ona inanmayarak bu hislerini pekiştirmiş olacaksınız.

    Unutmayın ki; her sosyo-ekonomik düzeyden ve her sosyo-kültürel gruptan gelen çocuklar, cinsel istismara maruz kalabilir.İstismarın gerçekleştiği mekanlar genellikle çocuğun içinde bulunduğu yakın çevredir (ev, mahalle, okul, akraba evi vs.). Araştırmalara göre istismar eden kişiler çoğunlukla 20-40 yaşları arasında, tanıdık, evli ve çocuklu erkeklerdir.

    Kaynakça:

    Lanning, B.,Ballard, J.D. ve Robinson, J. (1999). Child sexual abuse preventionprograms in Texas publicelementaryschools. The Journal of School Health, 69(1), 3-8.

    Smith, M. ve Bentovim, A. (1999). Sexual abuse. Child and Adolescent Psychiatry. 3rd. Ed. New York.

    Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, Çocuk İhmalini ve İstismarını Önlemek Elimizde! Sessiz Kalma, Suca Ortak Olma!, Erişim: https://www.morcati.org.tr/tr/yayinlarimiz/brosurler/186-cocuk-ihmalini-ve-istismarini-onlemek-elimizde-sessiz-kalma-suca-ortak-olma.

    Gonca Yılmaz G, İşiten N, Ertan Ü, & Öner A. (2003). Bir çocuk istismarı vakası. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, 46, 295-298 § Taner, Y., Gökler, B. (2004). Çocuk istismarı ve ihmali: psikiyatrik yönleri, Hacettepe Tıp Dergisi, 35, 82-86.

    Turhan, E. Sangün, Ö, &İnandi, T. (2006). Birinci Basamakta Çocuk İstismarı ve Önlenmesi, Sted, 9, 153-157.

    Kırımsoy E. vd., 2013, Sosyal Çalışma Görevlileri için Eğitim Kitabı, Çocuk Adalet Sistemi Çalışanları Eğitim Programı, Ankara. Erişim: http://www.unicef.org.tr/vera/app/var/files/s/o/sosyal-calisma-gorevlileri-icin-egitim-kitabi.pdf.

    Jacobi, G. et al., 2010, “Child Abuse and Neglect: Diagnosis and Management”, Deutsches Ärzteblatt International, 107(13): 231-39.

  • Aşılar hakkında bir çok şey

    • Aşılama aktif immünizasyonla immun sistem cevabını düzenlemek amacıyla antijenleri vücuda verme yöntemidir.

    • Aşı; bir hastalığa karşı spesifik koruma sağlamak amacıyla hazırlanmış immunobiyolojik materyaldir.

    • Aşı antijeniktir ancak patojenik değildir. Aşılamada amaç hastalıkları oluşmadan önlemektir. Dünya’da kullanılan ilk aşı çiçek aşısıdır.

    (1796-Edward Jenner) Bu aşı 1801 yılında Jenner metoduyla İstanbul’da üretilmiştir.

    • Dünyadaki ikinci aşı kuduz aşısıdır. (1885- louis pasteur)

    • 1977- WHO Çiçek hastalığının Dünyadan eradike edildiğini açıklamıştır

    TÜRKİYE’DE AŞI TARİHÇESİ

    • Tifus aşısını ilk bulan kişi Dr. Reşat Rıza KOR’dur. Bu aşıyı ise ilk uygulayan kişi Erzurum’da Dr.Refik Sağlam’dır.

    • 1936 yılında Hıfzıssıhha’da Tifo, Dizanteri, Kolera, Veba, Menengokok, Stafilokok, Boğmaca, Brucella, Nezle, BCG (ağız ve deri içi olmak

    üzere), Difteri, Tetanoz, Kızıl, Alüminyum presipiteli karma aşılar, Lekelihumma, Kuduz, Çiçek, Grip aşıları olmak üzere 17 farklı tip aşı

    üretilip, 35 farklı formülde ülke istifadesine sunulmaktadır.

    AŞILAMADA GENEL KURALLAR

    • Soğuk zincire uyulmalı

    • Steril ve tek kullanımlık enjektörler kullanılmalı

    • Doğru yoldan verilmeli

    • Eş zamanlı kullanılabilen aşı ve serumlar bilinmeli

    • Birden çok aşı yapılması gerekiyorsa farklı yerden yapılmalı

    AŞILARDA GENEL ÖZELLİKLER

    • Genelde canlı aşılar (OPV, kızamık, BCG, suçiçeği gibi) ışığa duyarlıdır.

    • DBT, DT, IPV, Hib, Hepatit A, Hepatit B, Influenza gibi aşılar dondurulmaya duyarlıdır.

    AŞILAR HAKKINDA GENEL BİLGİ

    • Birden fazla canlı aşı aynı anda yapılabilir, aksi halde en az 1 ay ara olmalıdır.

    • Aynı anda birden fazla aşı uygulamasında ayrı ekstremite kullanılmalı, aynı ekstremite kullanılacaksa minimum 2 cm aralık olmalıdır.

    • Gecikmiş aşı zamanlarında yeniden başlangıç yapılmaz.

    Fazla miktarda inaktif aşı dozu verilmesi yan etkileri arttırabilir, canlı virus aşılarında ise teorik risk vardır. Düşük dozda verilen aşılar hiç yapılmamış sayılır.

    • Anne sütü OPV etkisini bozmaz. OPV sonrası tükürür, yutmaz veya 10 dk içinde kusarsa aşı tekrarlanır.

    Aşı Kontrendikasyonu OLMAYAN -AŞIYA ENGEL OLMAYAN Durumlar

    • Prematürite

    • Anne sütü alıyor olmak

    • Hafif ateşli enfeksiyonlar

    • Başka bir nedenle antibiyotik kullanmak

    • Ailede aşıya bağlı konvülsiyon öyküsü

    • Nonspesifik allerjik hastalık öyküsü

    • Annenin gebe olması

    • Daha önceki DT-P aşısından sonra lokal reaksiyon öyküsü

    • Penisilin allerjisi.

    Henüz aşı şemasına dahil edilmeyen (ancak ülkemizde ruhsatlandırılmış olup mevcut olan) aşılar ise şunlardır:

    rotavirus aşısı (RV) (Rotarix,Rotateg)

    influenza aşısı (IV)

    human papillomavirus aşısı (HPV)

    (Gardasil,Cervarix)

    tetanoz-difteri-aselüler boğmaca aşısı (Tdap)

    konjuge meningokok aşısı (KMA).

    BU AŞILAR ÖZEL,ÜCRETLİ AŞI DİYE ANILIR.

    ÖZEL ÜCRETLİ AŞILAR

    1-ROTAVİRÜS; Salgın ishal kusma aşısı olarak bilinir aşının ilk dozu bebek 14 haftalık olmadan ağızdan uygulanmalıdır,ülkemizde iki ya da üç doz olarak uygulanan iki marka vardır,4-8 hafta ara ile aşılama tamamlanılır,ilk doz 6 haftalıktan itibaren yapılabilir son doz 7. ay dolmadan yapılmalıdır.

    2-MENİNGOKOK ;Meningokok aşısı öldürücü menenjit aşısı olarak bilinir,9.ayı dolan herkese yapılabilir,2 doz ya da bir yaşından sonra tek doz olarak uygulanan markalar ülkemizde bulunmaktadır,üst yaş sınırı yoktur,9 ayını bitiren her yaş grubuna uygulanabilir.

    3-SUÇİÇEĞİ 2.DOZ ; ilk dozunun 1.yaşta asm lerce yapıldığı suçiçeği aşısının 2.dozu 4 yaşını bitiren suçiçeğini geçirmemiş herkese uygulanabilir. Ülkemizde uygulanan tüm özel ve ücretsiz aşılar ABD ve Avrupa ülkelerinde ücretsiz uygulanmaktadır.Sadece verem aşısı ABD ve Avrupa da verem kalmadığı için yapılmamaktadır.

    Özel aşılar diğer aşılar kadar güvenli,emniyetli ve etkilidir.

    ÖZEL AŞILAR ;Aile sağlığı merkezlerinde yapılmayan üç aşı vardır. Bunlar Amerika ve Avrupa da yapılmaktadır. Ülkemizde ücretli olarak yapılan bu aşılardan rotavirus aşısının ilk dozu bebek 14 haftalık olmadan önce yapılmalıdır. İlk dozdan 4 veya 8 hafta ara ile 2. ve 3. doz yapılıp, 7. aydan önce aşılanma tamamlanmalıdır.Diğer bir aşı meningokoksemik menenjit aşısı 7.aydan 103 yaşa kadar her yaşa yapılabilir.

    Bu aşının da 2 veya tek doz yapılan üç ayrı formu ülkemizde mevcuttur. Son olarakta 4 yaşını bitirmiş çocuklarımıza ikinci doz suçiçeği aşısı özel yapılmaktadır Burada çocuk 5-7-9-13 yaşında olabilir. Yani meningokok ve 2.doz suçiçeği aşılarında üst yaş sınırı olmadığından geç kalma gibi bir durum yoktur..

    Aile hekimliğince takibiniz olsa bile aile hekiminiz yada çocuk doktorunuzdan ücretli diye tabir edilen ve asm de uygulanmayan bu aşılar için detaylı bilgi alınız .Unutmayın aşılar ölü veya zayıflatılmış mikropların vücuda verilerek aşısı yapılan hastalığa karşı bağışıklık sağlamak amacıyla yapılırlar.Aşının ücretli veya ücretsiz olarak yapılması aşının gerekliliğini veya gereksizliğini göstermez.

    Aşıların yan etkileri hakkında en yanlış bilinen bilgide; civa içerip otizm yapabileceği zannıdır ki çoklu aşılar civa içerir yani ülkemizde sadece verem-bcg aşısı civa içerir. BCG dışındaki aşılarda civa veya tiomersol yoktur. Otizm yapabilme riski de sadece bir tez olup ispatlanmış değil.

    Aynı gün içerisinde bir çocuğa kaç aşı yapılabilir?

    •İstenildiği kadar yapılabilir.

    •ABD’de kombine aşılar kullanılmadığından aynı vizitte 7-9 aşı yapılmaktadır.

    Rotavirus aşısı yaptık çocuk kustu, aşıyı tekrarlayalım mı?

    Tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılama programı olduğu gibi devam edilmelidir.

    Aşılama programında aksama oldu. Ne yapalım?

    Aşılama programında eğer ki bir aksaklık olursa kalındığı yerden devam edilmelidir.

  • Çocuğum Travmatik Olaylardan Nasıl Etkilenir?

    Çocuğum Travmatik Olaylardan Nasıl Etkilenir?

    Van Depreminin ardından yazılmıştır..

    Bir yakının kaybının görülmesi, depremi yaşamak, tacize uğramak, trafik kazası geçirmek gibi olaylar travmatik olaylardır. Biz de, çocuklarımız da bu gibi travmatik olaylardan etkileniriz ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayabiliriz. Bunu, farklı tepkiler vererek yaşarız. Olay olmamış gibi kaçınma tepkisi verebiliriz. En küçük bir belirtide travmatik olayı yeniden yeniden yaşarız. Deprem yaşayan bir insanın “her an sallanıyormuş gibi” hissetmesi buna örnek verilebilir. Aşırı kaygı tepkisi, depresyon ve üzüntü tepkisi verebiliriz. Şuan Van’da, Erciş’te pek çok çocuk, bu tepkileri veriyor. Küçük bir kız çocuğu gülümseyerek, “öğretmenlerimizin hepsi öldü, biz okul istiyoruz” dediğinde, çocuğun dimdik ayakta durmaya çalıştığı ancak derin bir travma geçirdiği apaçık ortadaydı.

    Okul Öncesi Dönemdeki Çocuğumuz Nasıl Tepkiler Verebilir?
    Yatak ıslatma, parmak emme, ani heyecanlanma, anne-babaya yapışma, tikler, uyku sorunları.
    Kaçınma davranışı ve içe kapanma.
    Genel bir kaygı hali; hayvanlardan, karanlıktan, yabancılardan korkma.
    Tekrarlayan oyun ve ritüeller (belirli bir davranışı saplantılı bir şekilde tekrarlama)
    Kendi hayal ettikleri şeylerle (örneğin, kendilerine ait saldırgan fantezilerle), gerçek olanları karıştırma. Bu yaş grubundaki çocuklar kötü olayların kendi kötü düşüncelerinden kaynaklandığını düşünüp üzülebilirler. Bu tip bir hayalci düşünce zihinsel bulanıklık, utanç, kaygı ve dünyayla ilgili yanlış yorumlar yapmaya yol açabilir. Annesinin başına gelen olumsuz bir olayın, hastalığın kendi suçu olduğunu düşünebilir örneğin.

    Okul Öncesi Çocuğumuz İçin Neler Yapılabilir?
    Rahatlatmaya ve güven vermeye çalışın. Çocuğunuzu sık sık sevip okşayın ve yanında olduğunuzu hissettirin.
    Uyumadan önce yanına gidin, başını okşayın, varsa ılık bir süt verin ve elini tutarak ninni söyleyin.
    Bir süre için gerekirse sizinle yatmasına izin verin.
    Oyun hamuruyla oynama, çizme, boyama yoluyla duygularını ifade etmesine fırsat verin.
    Oyunlarını gözlemleyin. Kaygı seviyesi yükselmişse, mutlaka yansıtıyordur. Gerekirse, profesyonel yardım alın.

    Doğru İletişim İçin Yapılmaması Gerekenler
    Konuşulanları yarıda kesmeyin.
    Yargılamayın ve eleştirmeyin.
    Çok fazla konuşmayın.
    Anlatılanlara gülmeyin ve çocuğunuzu utandırmayın.
    Saldırgan tavırlar takınmayın.
    Duygularınızı gizlemeye çalışmayın. Çok abartılı olmayan bir biçimde duygunuzu gösterebilir ve ben dili kullanarak neler hissettiğinizi çocuğunuzu korkutmadan paylaşabilirsiniz. Örneğin; “Deprem anında, kendimi çaresiz hissettim. İlk başta ne yapacağımı bilemedim. Ancak ….” şeklinde konuşabilirsiniz.
    Zıtlaşmayın ve tartışmayın.
    Çocuğunuz çok etkilendiğinde veya ağlamaya başladığında tedirgin olmayın, sakin kalmaya çalışın ve çocuğunuza dokunun.
    Ne olursa olsun savunmaya geçmeyin, sadece dinleyin.
    Dinlerken başka şeylerle meşgul olmayın. Göz teması kurun.
    Çocuğunuzu kararlar vermeye veya yorum yapmaya zorlamayın.
    Hiç bir şekilde çocuğunuz hakkında yorum yapmayın.
    Telefonda veya kendi aranızda konuştuklarınıza dikkat edin. Sizi oyun oynarken dahi dinliyor.

    Doğru İletişim İçin Yapılması Gerekenler
    Yumuşak bir sesle ve acele etmeden konuşun.
    Yeri ve zamanı uygun olduğunda şaka yapın ve gülümseyin.
    Göz teması kurun.
    Çocukla yüz yüze konuşun, gerekirse ona daha yakın olmak için yere çömelin veya yanına oturun.
    Açık uçlu sorular sorun (cevabı evet ya da hayır şeklinde olmayacak sorular). “Korktun mu? yerine “Nasıl hissediyorsun” gibi. Böylece çocuğunuz daha fazla şey söyleyebilir.
    Basit ve anlaşılır bir dil kullanın.
    Geribildirim verin. Dikkatli bir şekilde dinleyin ve dinlediğinizi davranışlarınızla belli edin.
    Empatik, sabırlı ve kabul edici olun. Bunun için kendinizi çocuğunuzun yerine koyup ne düşündüğünü, neler hissettiğini anlamaya çalışın.
    Etkileşime önem verin, uygun olduğunda çocuğunuza dokunun, omzuna elinizi koyun, sarılın.
    Gerçekçi ve belirli önerilerde bulunun.

    Aile bireylerimiz arasındaki sevgi bağı ne kadar güçlü ise, olağanüstü durumlar bizi o kadar az sarsacak ve yaşadığımız travma o denli az olacaktır. Her konuda alacağınız önlem, sizi güçlü kılacak. Hepinize bu zor dönemde ve her acil durum sırasında kolaylıklar diliyorum. Evinizde sevgi ve dayanışma ruhu diliyorum. Sonradan pişman olacağımız ihmallerimizin kurbanı olmayalım…

    Sonuç olarak; çocuğumuzun duygularını şefkatle ve sevgimizi ileterek anlamamız büyük oranda onu rahatlatacaktır. Büyük bir travmanın ardından dikkat çekici davranış değişiklikleri, beslenme ve uyku sorunları ortaya çıkmışsa mutlaka uzman desteği alınmalıdır.

  • Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda İnatçılık

    Anne babaların çocuklarını yetiştirirlerken yaşadıkları sorunlardan kendilerini en çok zorlayanlarından biri; çocuklarının evdeki kuralları hiç önemsemeyen, laf-söz dinlemeyen, başına buyruk hareket eden inatçı davranışlarıdır. Acaba bu inatçı davranışlar, normal gelişim dönemine mi ait, yoksa bir davranış problemi haline dönüşmüş hali midir? Öncelikle belirtmek gerekir ki; inatçılık, duygusal gelişimin bir sonucudur. Elbette normal gelişim dönemlerinde yaşanan inatçı davranışlar da, yanlış tutumlar nedeniyle, bir davranış problemi haline gelebilmektedir. Peki, normal inatçı davranışlarla, bir davranış bozukluğu olarak inatçılığı nasıl ayırt edebiliriz? Bunun için öncelikle gelişim dönemlerinin nasıl yaşandığına bakalım.

    İlk kritik dönem “birinci yaş dönemi”dir. Çocuk bir yaşından sonra yani yürümeye başladıktan ve yavaş yavaş konuşmaya başladıktan sonra, inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne babanın dediğinin tersini yapmaktan ve kuralları çiğnemekten zevk alır gibidir. Anne “Yapma!” dedikçe, çocuk inadına istenmeyen davranışı tekrarlar. Gözünün içine baka baka hem de.

    İstenmeyen davranışları tekrarlayan bir çocuğun amacı, sizi kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir. Niyeti, koyduğunuz kuralın veya istemediğiniz davranışın ne kadar önemli olduğunu test etmektir. Siz aynı olumsuz davranışa aynı UYGUN tepkiyi gösterdikçe, çocuğunuzunduygularını anlayarak ona şefkatle yaklaştıkça inatlaşmaya ihtiyacı kalmayacaktır.Çocuğun ihtiyacı, şefkat ve sevgi dolu dokunuşlar, sevgi ve anlayış dolu bakışlardır.

    Anne-baba bu süreçte çocuğun üzerine çok fazla giderse, çocukla inatlaşırsa, cezalar verirse hem bu kritik dönem sağlıklı bir şekilde atlatılamamış olur, hem de davranış problemi haline dönüşebilir.

    İkinci kritik dönem “2,5 yaş dönemi”dir. Kas, kemik ve sinir sistemi yönünden yani fizyolojik olarak hızlı bir gelişme gösterdiğinden, uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye ‘Hayır!’ diyen isyancı bir kişilik sergiler. Psikolojik yönden de “bağımsızlık çabası” içindedir. Yardım istemez, her şeyi kendi başına yapmak ister. Bir yandan da her istediğini kendisi yapamadığının da farkındadır. Bu nedenle engellenmişliğin gerginliğini yaşar.. Aslında bu davranışlarıyla “ben de varım, benim düşüncelerim de değerli ve geçerli” demektedir.

    Çocuk, yavaş yavaş kendi varlığını keşfeder ve kendini kabul ettirmek için çaba gösterir. Pek çok dengesiz davranış gösterir. Çok istediği bir şeyi, aniden “ben artık onu sevmiyorum” diyebilir. Bu dönemde anne ile çocuk arasında en sık çatışmalar tuvalet ve temizlik konusunda yaşanır. Anne babanın yapacağı en iyi şey, bir yıldan fazla sürmeyecek olan bu dönemde, çocuktan sevgisini esirgememek ve zor da olsa sabretmektir. Dönem sağlıklı bir şekilde atlatılırsa, çocuk kendiliğinden sakinleşir ve rahatlar.

    Üçüncü kritik dönem “4 yaş dönemi”dir. Bu dönemde çocuk kendi başına buyruk, kafasına estiği gibi hareket eden, sağda solda dolaşan, çok konuşan, istekleri hiç bitmeyen, durmadan soru soran ancak cevabını dinleme sabrı göstermeyen, başladığı işi yarım bırakan sabırsız bir çocuktur. Ancak bununla beraber 2,5 yaş çocuğu kadar inatçı değildir. Sabırla soruları cevaplanmalı, istekleri kurallar ve imkânlar dâhilinde karşılanmalıdır. Kritik ayrıntı yine çocuğun şefkatle karşılanmasıdır.

    Dördüncü kritik dönem “6 yaş dönemi”dir. İnatçı ve olumsuz davranışlarıyla sanki 2,5 yaş çocuğu geri gelmiş gibidir. Anne babalar 5 yaşındaki o uyumlu ve uzlaşmacı çocuğun nasıl olup da böyle zıt bir kişilik sergilediğine anlam veremezler. “Bu çocuğa ne oldu, birden huyu çok değişti?” derler. Çocuğun kritik dönemde olduğu unutulmazsa, okula başlama sürecine sağlıklı ve başarılı bir şekilde geçilecektir.

    Beşinci ve son kritik dönem “ergenliğe geçiş dönemi”dir. Çocuk 12-13 yaşlarında hızlı bir cinsiyet hormonları salgısına maruz kaldığından, bu hızlı değişime ayak uydurmakta zorlanır. Küçük şeyleri problem yapar, hemen ağlar, çabuk kızar, eleştiriye ve nasihate sert tepki verir. Sizler daha uyarılara ve nasihate başladığınız anda, sıkılmaya ve sizi dinlememeye başlar. Fiziki görünümünü aşırı önemser. Tek bir sivilce bile onu hayata küstürebilir. Okul başarısında düşme görülebilir. Odası dağınık, genellikle duvarları posterlerle kaplıdır. Yüksek sesle müzik dinler. Verilen harçlığı beğenmez. Modaya göre giyinme, erkeklerde saç uzatma ve marka takıntısı başlayabilir. Bu dönemde de genç ergen, kişiliğinin kabul edilmesi için çevresindekilerle inatlaşır ve çatışır.

    Unutulmamalıdır ki; bundan önceki kritik dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatan, kurallar içinde özgür kalan, anne babanın hoşgörü ve sabrıyla büyüyen, sevildiğinden ve değer verildiğinden emin, özgüven duygusu gelişmiş çocuklar ergenliğe geçişi kolay atlatırlar.

    Şimdi kritik dönemlerle sınırlı kalmayan, davranış problemine dönüşmüş olan İnatçılığı inceleyelim.

    Davranış Bozukluğu Olarak İnatçılık

    İnatçılığın davranış bozukluğu olarak kabul edilmesi için, sözü edilen yaşların dışında da çocuğun inatçı davranışlarının yoğun olarak sürüyor olması gerekmektedir. İnatçı çocuk, öfkesini sağlıklı bir şekilde yaşayamayan, kendisini ifade edemeyen çocuktur. Şimdi bir davranış bozukluğu olarak inatçılığın nedenlerini inceleyelim.

    İnatçılığın Bazı Nedenleri:
    Bedensel rahatsızlıklar, geçirilen ateşli hastalıklar,
    Çocuğun normal inatçılık dönemlerinde (kritik dönemler) çok üzerine gidilmesi,
    Tuvalet eğitimi sırasında zorlu bir süreç geçirilmesi,
    Yemek yemesi konusunda çocuğun çok fazla üzerine gidilmesi,
    Aşırı titiz ve ayrıntılara önem veren anne modelleri,
    Çocuğun isteklerini yerine getirme konusunda dengeli ve tutarlı olmayan tutumlar,
    Çocuğu “inatçı” olarak etiketlemek,
    Anne babaya kızan çocuk, gizli bir öç alma duygusuyla inatçılık yapabilir.
    Kardeş kıskançlığı, kardeşinin kendisinden daha fazla sevildiği düşüncesi,
    Baskıcı anne-baba tutumu,
    Çocuğu inatçılık davranışına iten sebeplerden biri, çoğu zaman anne-babanın da onunla birlikte aynı dili kullanarak inatlaşmasıdır. İnatlaşmakla, kararlı tutum birbirinden farklıdır. Kararlı tutum geliştirmek, istemediğiniz bir davranış yaptığında tutumunuzun hep aynı olmasıdır. İnatlaşmak ise, karşılıklılık gütmektir. Sen yatağını toplamadın, ben de sana yemek hazırlamayacağım gibi.

    Şimdi anne-babaların çocuğundaki inatçı davranışları olabildiğince azaltmak için neler yapabileceğine bir bakalım:

    Çocuk gelişimi ve psikolojisi ile ilgili doğru bilgilere sahip olmak, anne babaların işini kolaylaştıracaktır. Bunun için kitaplardan, eğitim seminerlerinden, anne-baba okullarından ya da bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

    Çocuk yetiştirirken olabildiğince esnek, şefkatli, sevgi dolu, saygılı, hoşgörülü, sabırlı ve paylaşımcı olunmalıdır. Tıpki biz yetişkinlerin bunlara ihtiyacı olduğu gibi!

    Tuvalet ve beslenme eğitimi dönemlerinde baskıcı ve ısrarcı olunmamalıdır. Annenin tuvalet eğitimi veya yemek konusunda çok katı ve ısrarcı oluşu, çocuğu pasif direnmeye götürür. Çok karışan, çok söylenen, ayrıntılar üzerinde çok duran, mükemmeliyetçi bir anne, çocuğunu böyle bir savunma yoluna kolayca itebilir.

    Çocuğunuz sizinle inatlaşırken, onu cezalandırmak yerine inatlaşma nedenleri bulunmalı ve çözüm yolu bulma yönünde çaba gösterilmelidir.

    Aile, sosyalleşmeyi öğrenebilmesi için kabul edilmiş uygun davranış biçimlerini içeren birer model oluşturmalıdır; çocuğuna örnek olmalıdır.

    Aileler, çocuğun haklı istek ve ihtiyaçlarına duyarsız kalırken, huysuzlandığında onu başından savmak için yerli yersiz beklentilerini karşılayarak inatçı olmasına davetiye çıkarabilmektedirler. Oysaki çocuğa belli kurallar koyularak, haklı istekleri karşılanırken, yerli yersiz isteklerini karşılamama konusunda kararlı olunmalıdır.

    “Hayır” diyen çocukla alay edilmemeli, ceza ile korkutulmamalı, kimin güçlü olduğunu ispatlamak için zor kullanılmamalıdır. Bazen çocuk sizin sevginizi, sabrınızı, kendisine ne kadar katlanabildiğinizi denemek için “Hayır” diyerek inatlaşabilir. Yerli yersiz sinirlenir, bağırıp çağırır ve hele ceza verirseniz “Haklıymışım, beni sevmiyorlar” diye düşünebilir.

    İnadını fazla önemsediğimiz, kızdığımız veya üzüldüğümüz zaman çocuğunuz, inadı size karşı bir silah olarak kullanabilir. Çünkü sizin kendisini sevmediğinizi düşünüyordur.

    Sabah kahvaltısına kalkmak istemeyen bir çocuğun tepesine dikilip “Haydi kalk kahvaltı hazır” diye ısrar etmeye gerek yoktur. Aslına bakarsanız, kahvaltıyı birlikte hazırlamayı, onun çok güzel bir şekilde bunu yapacağına güvendiğinizi söyleyebilirsiniz. “Bakalım neler yapacağız birlikte” gibi merak ve istek uyandıracak şekilde konuşabilirsiniz. Hala kalkmak istemiyorsa “Seni anlıyorum, yataktan kalkmak sana zor geliyor şuan. Ne yapabiliriz yavrum? Ne istersin?” gibi duygularını yansıtarak anlaşıldığını hissettirmeniz yararlı olacaktır. Amaç, şefkat, sevgi ve saygıyı her daim çocuğumuza iletmemizdir.

    Çocuk eğitiminde, cezalara yer verilmemelidir. Çocuk sadece yaptığının bedelini ödemek zorunda kalabilir ve bunu da doğal bir öğrenme yolu olarak yapmalıyız. Ders vermek, ceza vermek için değil. Bu bedel ödeme, yaşına ve gelişimine uygun şekilde olmalıdır. Acele etmezseniz, uçağı kaçırırsınız, gibi..

    Aile büyükleri, çocuk terbiyesine fazla müdahale ederek anne ve babanın işini zorlaştırmamalıdır. Çocuğu dilediği gibi eğitmek, öncelikle anne ve babanın hakkıdır. Bunun olması bizim toplumumuzda gerçekleştirmek biraz zordur; “Anne-babanın yanında çocuk terbiye edilmez” düşüncesi hâkimdir. İş birliğine giren aile büyükleri ile bu iş çok daha kolay oluyor elbette.

    Çocuğa isteklerini olumlu bir dille ifade etmesi hatırlatılmalı, haklı istekleri yerine getirilmelidir. Yerine getirilmeyen haksız ve zamansız isteklerin sebepleri açıklanmalı; bazı isteklere kavuşmak için gerekiyorsa beklemesi ve sabretmesi gerektiği öğretilmelidir. Yine bunu inatlaşarak, duymazdan gelmeyerek, dayatarak değil, sevgiyle yapmaya ihtiyacımız vardır.

    Çocuğa isteklerini ertelemesi ve bu istekleri kontrol altına alması konusunda destek olunmalıdır.

    Arkadaşları ve diğer yetişkinlerle nasıl sağlıklı iletişim kurabileceği konusunda yardımcı olunmalıdır.

    İnatçı olan bir çocuğun inatçılık davranışını pekiştirebilecek ve devamına yol açacak her türlü tutum ve davranıştan kaçınılmalıdır.

    Kuralları belirlemede ve uygulamada, aile üyeleri arasında uyum ve söz birliği olmalıdır; bunda kararlı ve tutarlı olunmalıdır. Babanın onaylamadığı bir davranışı veya isteği anne gülerek karşılar veya “çocuğun üstüne gitme” diyerek korumaya kalkarsa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemez, kafası karışır.

    Kurallar; çocuğun yaşına uygun, gerekli, anlaşılır ve mümkün mertebe az olmalıdır. Gereksiz konularda ve ayrıntılarda fazla kural ve yasaklama getirirseniz bir süre sonra çocuğunuza çok fazla “Hayır” demek zorunda kalırsınız. Bu da çocuğunuzda, kendisine güvenilmediği ve her şeyi yanlış yaptığı duygusu uyandıracak ve sizinle daha fazla inatlaşacaktır.

    Çocuğa ne kadar çok “Hayır” derseniz onun inatçılığını körüklemiş, size “Hayır” demesine zemin hazırlamış olursunuz. Bir şey yapmasını istediğimizde veya sınır koyduğumuzda, sözlerimizi “Hayır” cevabı almayacağımız şekilde ayarlamamız gerekir. Bunu söyleme tarzımız, gözlerimizdeki sevgi ifadesi, beden dilimiz, ses tonumuz, kararlı yüz ifademiz önemlidir. Sürekli, gerekli-gereksiz, sırf biz öyle istiyoruz diye, açıklama yapmadan “Hayır” dersek, “Hayır” demeyi öğretiriz. Üstelik böyle bir davranış, çocuk için haksızca olacaktır.

    Bir kez “Hayır” dediğiniz şeye, zorlanınca “Evet” deme yanlışına düşmeyiniz.

    Çocuğu hırpalamak ve yıpratmak; hem temelde büyük bir haksızlık ve yanlışlıktır hem de çocuğunuzun onurunu inciterek sevgiye ve değere layık olmadığı inancıyla yaşamını sürdürmesine neden olacak davranışlardır. Bundan kaçınmalısınız.

    Her tür davranışta olduğu gibi, bu konuda da çocukları etiketlemek yanlıştır. Başkalarının yanında adeta o yokmuşçasına, “Bu çocuk çok inatçı, yaramaz, hiç söz dinlemiyor” şeklinde konuşulursa, çocuk da bu etiket üzerinden hareket edip, inatçı davranışlarını sürdürebilir. En önemlisi de yüreğinde açılan incinmişlik yaralarının tamiri çok zordur. Olumsuz davranışlarla sevgi ve ilgiyi kazanmaya alışan çocuk, zamanla bu davranışı yaşam tarzı şekline getirebilir ve inatçılık kişiliğinin bir parçası olabilir.

    Son olarak; kendi kişiliğinizin inatçı yönlerini bulup, kabullenip, buna çözüm bulmaya çalışır ve çocuğunuza olumsuz model olmaktan vazgeçerseniz, hem kendiniz hem de çocuğunuz için önemli bir adım atmış olursunuz.

  • Cinsel Eğitim Ne Zaman Başlar?

    Cinsel Eğitim Ne Zaman Başlar?

    Cinsel eğitim anne karnında başlar. Bebeğin cinsiyetine göre annenin bebeğe verdiği olumlu ya da olumsuz duygu ilerde bebeğin cinsel kimliğine de ciddi anlamda etkiler. 0-6 yaş çocuklarında gelişim üç evreden oluşur;

    1- ORAL DÖNEM (0-18 AY)

    Bu dönemde anneyle bebek bir bütündür hatta bebek altıncı aya kadar anneyi kendi parçasıymış gibi düşünür. Bebeğin ihtiyaçları tam ve zamanında giderilmeli anneden bağlanma duygusunu tam anlamıyla almalıdır. Bebek altıncı ayından sonra artık kendi bedeninin kendi varlığının annesinden ayrı bir parça olduğunun farkına varır. Burada annelerin yapması gereken en önemli şey onu aynalamak yani bebeğinin varlığını hissedip ona da hissettirmesi ve onun yaptığı her doğru davranışı onaylaması çok önemlidir. Anne bebeğini karşılıksız koşulsuz sevmeli ve her ihtiyaç duyduğunda bebeğinin yanında olmalıdır. Bebeğini emzirirken gözüne bakışı, onu tutuşu ve o andaki ona verdiği duygu bebeğin kişilik gelişimindi birebir etkilidir. Altını değiştirirken “ne kadar da kötü kokuyorsun, yine mi çiş yaptın “ şeklinde olumsuz şeyler söylememelidir.

    Çünkü bebekler-çocuklar somut düşündükleri için (egosantrik düşünce yapısına sahip oldukları için) bedeninden çıkan her şey için de yine kendi bedeninin bir parçasıymış gibi düşünür ve çişine söylenen olumsuzlukları kendine söyleniyormuşçasına algılayabilir. Bu duygu da onda “istenmiyorum, kabul görmüyorum” düşüncesine neden olabilir. Bebekler beş altı aylıkken diş çıkarırlar, sekiz dokuz aylıkken sürünmeye başlayabilirler ve on, onikinci aylarda da yürümeye başlarlar (bu her çocukta farklılık gösterebilir). Aslında bu artık anneden ayrışma bağımsızlaşmaya atılan ilk adımdır. Ona optimal yakınlık uzaklık mesafesini yani güvenme duygusunu vermesi çok önemlidir. İlk yürümeye başladığı zamanlarda düşüp kalkmasına olumlu ya da olumsuz çok aşırı tepkiler verilmemelidir.

    Yine bu dönemde anne bebeğiyle kesinlikle yatmamalı ilk altıncı aya kadar bebeğin beşiği annenin odasında olması ve daha sonra bebek başka bir odaya ayrılması bebeğin kendine olan bağımsızlığını güvenini kazanması anlamına da gelir ve böylelikle anne babanın yaşadığı cinsel ilişkiye tanık olmamış olur. Bu tanıklık çocuğu cinsel kimliğini olumsuz etkileyen faktörlerden biridir.
    Bebeği memeden kesme ise birinci yaşın sonunda olmalıdır. Keza diş çıkarıp yürümeye başlamasıyla aslında onun bağımsızlığını kazanması ama bir yaşından daha uzun süre emzirilmesi onu yine anneye bağımlı kılması anlamına gelir ki bu da çocukta bağlanma problemlerine neden olabilir.

    2- ANAL DÖNEM

    18-36 arası ayları içerir. 0-18 ayını sağlıklı bir şekilde geçiren bir çocuk artık yürüyebilen ve ihtiyaçlarını karşılayacak kadar konuşabilen bir duruma gelmiştir. Bedenen ve ruhen gelişimini tam anlamıyla kazanan bir çocuk artık tuvalet eğitimini almak için hazırdır. Tuvalet eğitimi de 18-36 ayları içerisinde verilmelidir. (erken ve geç kalınmış tuvalet eğitimi çocuğa biyolojik ve psikolojik zararlar verir.)
    • Çocuk çişinin geldiğini hissettiriyor ve hatta söylüyorsa
    • Çocuk çişini saklanarak yapıyorsa ( utanma duygusu)
    • Çişini uzun süre tutuyorsa
    • Sabah altı kuru uyanıyorsa, artık tuvalet eğitimi verilmeye başlanabilir.
    Çocuklara tuvalet eğitimi verilirken de baskı, zorlama, dayak, olumsuz cümleler kesinlikle kullanılmamalıdır. Kız çocuklarında annenin model olması, erkek çocuklarında da babanın model olması ve bunun normalleştirilmesi, sakin ve sabırlı bir şekilde yapılması çok önemlidir. Tuvalet eğitimini de tam anlamıyla alan çocuk artık bağımsızlaşmıştır. Bağımsızlaşan bu çocuğa yapabileceği sorumlulukları almasına izin verilmeli ve ona her anlamda destek olunursa kendine güvenli ve sağlıklı bir kişilik geliştirebilir.

    Çocuklar cinsel organlarını tuvalet eğitimi sırasında daha iyi tanır ve ilgilenirler. Tuvaletini yaparken tuvaletin mahrem bir yer olduğunu anneden başka kimsenin yanında bulunamayacağını ve özel organlarının anneden başka kimseye gösterilemeyeceği mesajı verilmelidir. Anne çocuğa “çişini yaptıktan sonra beni çağırabilirsin seni kapıda bekliyorum” diyerek çocuğunun çişini kendi başına yapmasını ve bitirdikten sonrasında da ona yardım edip temizliğini sağlamalıdır. Yine bu dönemde çocukla yatılmamalı yatağın ve yatak odasının mahrem olduğu mesajı verilmeli ve çocukların odalarına kapılarını çalarak izin alarak girilmelidir (ebeveynler olarak çocuklarımızın odamıza izinsiz girmelerini istemiyorsak). Yine bu dönemde erkek çocuklarımıza 2-6 yaşlarında sünnet yaptırılmamalıdır (kastre olmak). Sünnet yaşı ya 0-2 yaştır ya da 6 yaşın üzeridir.
    Optimal uzaklık çocuğa verilmeli çocuğun başı beklenmemeli onu görebileceğimiz ve onunda bizi görebileceği mesafede durmak, yanlış sözler kullanmamak özgüvenini geliştirmesinde ve sosyalleşebilmesinde çok önemlidir.

    3- FALLİK DÖNEM (ÖDİPAL)

    2,5-5 yaş dönemidir. Çocuğun her anlamda kendi kendine yetebildiği, yürüyebildiği, koşabildiği, konuşabildiği, yemek yiyebildiği, tuvalet ihtiyacını karşılayabildiği, bedenen ve ruhen kendisini tam anlamıyla ifade edebildiği, anne babaya ihtiyacının azaldığı artık yaşıtlarıyla oyun oynayabildiği, anaokuluna gidip sosyalleşebileceği bir dönemdir. Çok meraklıdır. Keşfetmeyi çok sever ve bolca sorular sorup anne babayı bunaltır. Çocuğumuzun gözünün içine bakılarak konuşmalı her sorusunu erinmeden cevaplandırmalı yine her zamanki gibi ona değer ve önem verdiğimizi onu her koşulda çok sevdiğimizi hissettirmeliyiz.

    Anaokuluna giden çocuklar cinsiyet merakı nedeniyle evcilik oyunları doktorculuk oyunları oynayarak tuvalette birbirlerinin cinsel organlarına bakarak aradaki farkı anlamaya ve sorgulamaya başlarlar.

    Dört yaşından itibaren utanma duygusu hem davranışlarla çocuğa hissettirilmeli genital bölgelerinin açık olmamasına ilişkin davranışlar çocuğa hissettirilmeli ebeveynler kendileri de bu davranışları uygulayarak çocuğa örnek olmalıdır. Dört yaşındaki bir çocuk artık bağımsızlaştığı için ona iyi dokunuş ve kötü dokunuş oyunu ile bedenimizi nasıl koruyacağımızı öğretebiliriz(uygulamalı olarak anlat).

    CİNSELLİKLE İLGİLİ ÇOCUĞUMUZUN SORDUĞU SORULARA NASIL CEVAP VERMELİYİZ?
    1- Çocuğunuz soru sorduğunda cevap verin.
    • “Büyüdüğünde sana söylerim” veya “ Sen nereden duyuyorsun böyle şeyleri “ diyerek onu engellemeyin.
    • Çocuğunuz bir daha sormayabilir ve güvenilir olmayan kaynaklardan yanlış şeyler öğrenebilir.
    • Çocuğunuza soru sorması nedeniyle memnun olduğunuzu belli edin. “Bu soruyu bana sorduğun için teşekkür ederim” diyerek onu ödüllendirin.

    2- Döllenme ve doğum hakkında konuşurken şüpheli, belirsiz veya gerçek olmayan ifadeler kullanmayın.
    • Çocuğunuz insanlar hakkında öğrenmek isterken hayvanları örnek olarak vermeyin.
    • Bu kafa karıştırıcı, baştan savmacı bir tutumdur.

    3- Çocuğunuz soru soracak kadar büyükse doğru yanıtları ve doğru sözcükleri öğrenecek kadar da büyüktür.
    • Çocuğun ne sorduğunu anladığınızdan emin olun.
    • Çok fazla bilgi veriyor olmaktan korkmayın yaşına ve gelişim düzeyine göre sorularını cevaplandırın.
    • Soruyu sorulduğu zaman yanıtlayın.
    • Sorunun cevabını tam anlamıyla bilmiyorsanız biraz ondan zaman isteyin.

    4- Bilgilendirirken yaşına uygun resim ve kitaplar kullanın.
    • Benzetmeler kullanırken dikkatli olun.
    • Çocuklar soru sordukça sorularını doğru ve anlaşılabilir bir şekilde cevaplarsanız ya da bir şekilde cevaplanırsa hem merakı giderilecek hem de arkadaşlarından yanlış bilgi edinmeyecektir.
    • Çocuğunuza bilgi verirken penis vajina yumurta sperm terimlerini kullanmaktan çekinmeyin.

    CİNSEL EĞİTİM NEDEN BU KADAR ÖNEMLİDİR?

    • Cinsel eğitimi sadece cinsel bilgilerin verildiği cinsel ve üreme organlarının tanıtıldığı ve doğum olayının anlatıldığı bir konu olarak algılamak yanlıştır.
    • Cinsel eğitim sayesinde çocuk kendi bedenine ve karşı cinsin bedenine saygı duymayı öğrenir.
    • Bu durum, ileriki yaşantısında kendi cinsiyetindekilerle ve karşı cinsten kişilerle sağlıklı, düzeyli iletişim kurmasına neden olur.
    • Çocuğun kendi bedenini ve özelliklerini tanıması kendine güvenini artıran bir özelliktir.
    • Cinsel eğitimi aşama aşama ve yaşına uygun alan çocuğun sonraki yaşamında karşı cinsle kurduğu ilişkilerde daha dengeli olduğu bilinmektedir.

  • Menenjit nedir, tedavisi nelerdir ?

    Menenjit, beyin ve spinal kordu çevreleyen membranların enflamasyonudur.

    En sık sebepleri enfeksiyonlar olsa da sistemik hastalıklar, kimyasal ajanlar, ve hatta tümör hücreleri bile menenjite sebep olabilir.

    Menenjitin Önemi

    Yüksek morbitide/mortalite

    Süt çocuğu-çocuk:%2

    Yenidoğan-erişkin:%20-30

    Yaşayanların 1/3’ünde sağırlık ve nörolojik sekeller

    Klasik antimikrobiyal ajanlara dirençli mikroorganizmaların daha sık izole edilmesi

    Sınıflama

    Etiyoloji

    Çocukluk çağı bakteriyel menenjitlerinin %95’inden fazlasında üç mikroorganizma sorumludur: S.pneumoniae, N. meningitidis ve H. influanzae tip B

    Grup B streptokoklar, gram-negatif enterik basiller ve Listeria monositogenez yenidoğan döneminde menenjit etiyolojisinde ön plana çıkmaktadır

    Etiyoloji (0-3 ay anne flora ve AÇILAN ORTAM)

    bakteriler

    Grup B ve D streptokoklar (serotip-III)

    E. Coli (K1 antijen)

    Klebsiella

    Gr(-) Enterobakter

    Salmonella

    L. monositogenez (serotip- IV b)

    VİRÜSLER

    HSV-2

    Etiyoloji (5 yaş-Erişkin)

    Bakteriler

    S. Pnömonia

    N. Meninjitis

    VİRÜSLER

    Enterovirüsler

    Rubella

    Herpesvirüsler

    HIV

    Kalabalık yerde—Hİb ve N.meninjit

    İmmun defekt ve komleman defektlerde— meningokoklar

    Splenik disfonk. Ve aslenik—pnömokok

    T-hücre defektlerde—L.monositogenez

    BOS kaçağı—pnömokok

    Lumbosakral dermal sinus—staf.ve enterik bakt.

    BOS Şantlarda—kougalaz – staf. Ve kutaneus bak.

    Epidemiyoloji

    H. influenza menenjitleri sonbahar ve kış başında, pnömokok ve menengokok menenjitleri ise kış sonu ve ilkbahar başında

    H. influenza tip – b menenjitiEn sık 3 ay – 3 yaş arası

    3 ay altında pasif doğal immünite

    3 yaş üzerinde aktif doğal immünite

    Epidemiyoloji

    Meningokok – Pnömokok En sık 3 ay – 1 yaş

    Menenjitler sporadiktir

    Meningokoklar epidemiler yapabilir

    Nazofarengeal sekresyonla bulaşır

    Yakın temas gerekir

    Toplu yaşanılan yerlerde sıktır

    PREDİSPOZAN FAKTÖRLER

    İmmün yetmezlik, kompleman eksiklikleri (C5,8,properdin)

    Hemoglobinemiler

    Aspleni

    Kronik karaciğer ve böbrek hastalıkları

    Rinore, otore:s.pnömonia

    Ventrikülo-peritoneal şant varlığı:stafilokok

    Anatomik defektler: dermal sinüs,ensefalosel: s.pyojenes, enterik bakteriler

    AKUT BAKTERİYEL MENENJİT

    Klinik:

    Ateş, başağrısı, meningeal irritasyon bulguları

    Serebral disfonksiyon bulguları (konfüzyon, deliryum)

    Kranial sinir paralizileri (III,IV,VI,VII)

    Konvülsiyon, kusma

    Fokal serebral bulgular

    Döküntü, fontanel gerginliği

    Papil ödemi (nadir olup,varlığında KİBA bulguları eklenebilir)

    KİBAS

    Bütün pürülan menenjit vakalarında KİBAS vardır

    Minns ve ark. menenjiti olan 35 infant/çocukluk yaş grubundaki hastanın 33’ ünde anlamlı KİBAS saptamıştır (ort. BOS basıncı 204 mm H2O)

    Dodge ve Schwartz tarafından yapılan 106 vakalık araştırmada ortalama BOS basıncı 307 mm H O bulunmuştur

    Menenjit tanısı için LP yapılan hastalarda BOS açılış basıncı nadiren ölçülmektedir. Fleksiyon pozisyonunda, ağlayan, huzursuz çocukta açılış basıncı değerlerinin yorumlanması zordur

    Klinik bulgular (Yenidoğan)

    Menenjitin erken bulguları, özgün olmayan bulgular olup sespsisten ayrımı yapılamaz

    Vücut ısısı değişikliği

    Hipotermi

    Hipertermi

    Solunum sistemi

    Takipne, retraksiyon

    İç çekme, apne

    GİS

    Abdominal distansiyon

    Kusma

    Emme güçlüğü

    Gastrik rezidü

    Santral sinir sistemi

    Konvulziyon

    Letarji

    Huzursuzluk

    Fontanel bombeliğinde artış

    KVS

    Şok

    Bradikardi, taşikardi

    Deri/mukoz membran

    Solukluk, siyanoz

    Peteşi, sarılık

    Ense sertliği, boyun pasif fleksiyona getirilirken ortaya çıkan dirençtir

    Meningeal irritasyona bağlı gelişen ense sertliğine meningismus denir, başın sağa sola pasif hareketleri serbesttir

    Klasik meningealirritasyon bulguları ense sertliği, Kernig ve Brudzinski fenomenleridir

    Menenjit vakalarının %50’sinde görülür

    Ateş

    En sık görülen bulgudur. Bakteriyel menenjitli çocukların %94-96’sında 38.5 °C ve üzeri ateş vardır. Hipoterminin varlığı prognozun kötü olacağının işaretidir

    Kusma

    Ateşten sonra en sık . Bakteriyel menenjit vakalarının %80’inden fazlasında bulunur

    Baş ağrısı

    4 yaşından büyük çocukarda baş ağrısı, ateş ile birlikte ön planda olan semptomdur

    Deri bulguları

    Klasik olarak meningokokal menenjit vakaları ile ilişkilendirilmesine rağmen meningokok, H. İnfluenza veya S. pneumonia ya bağlı peteşi ve purpura vakaların %25’inde görülür

    Konvulziyon

    Akut bakteriyel menenjitli çocukların %30-40’ında ve genellikle ilk 3 gün içinde görülür

    SIADH

    İnfluenza menenjitlerinin yaklaşık %50’sinde hiponatremi ve SIADH görülür

    Hiponatremi ve/veya SIADH’a bağlı bulgular dalgınlık, konfüzyon, koma ve konvulziyon şeklinde ortaya çıkabilir

    Ataksi

    Çocukluk çağında ilk bulgusu, başvuru şikayeti olabilir. H.İnfluenza menejitinde daha sık

    Papil Ödemi

    Erken komplikasyonsuz döneminde genellikle görülmez. Saptanırsa dural venöz sinüs trombozu, beyin apsesi, BOS dolaşımının obstruksiyonu veya subdural ampiyem düşün

    TANI

    Birinci aşama öykü, klinik ve fizik inceleme

    İkinci aşama laboratuar tekikleri

    Lomber poksiyon ile elde edilen BOS örneğinin değerlendirilmesi standart yöntem

    İlk kez Heinrich Quincke tarafından meningokokkal menejitli bir hastaya yapıldı.

    BOS’un Değerlendirilmesi

    >200/ml lökosit, >400/ml eritrosit, >105 CFU bakteri ve/veya protein miktarının fazla olması BOS bulanıklığı yapar

    BOS Glukoz/Serum Glukoz oranı ≤0.4 olmasının 2 aylıktan büyük çocuklarda bakteriyel menenjit tanısında sensitivitesi %80, spesifitesi %98

    Hypoglycorrhachia Bakteriyel ve tbc menenjiti Yaygın neoplazm Subaraknoid hemoraji Fungal menenjit, aseptik menenjit BOS glukozunun<20mg/dl altında olması işitme kaybı riskini yükseltir.

    BOS Proteini: Enfeksiyöz, immunolojik, vasküler ve dejeneratif hastalıklar

    BOS’da PMNL yoktur. 0-5 mononükleer hücre olabilir. Bakteriyel menenjit %65-70’inde BOS lökosit>1000 ve %7595 PMNL’dir.(erken dönemde lenfosit hakimiyeti olabilir)Viral menenjit %20-75’inde erken dönemde PMNL hakimiyeti görülür

    BOS bulguları

    Bakteri sayısı(> 10 koloni)

    WBC sayısı (düşük WBC sayısı kötü prognoz, BOS WBC>1000 hücre/mm kötü prognoz)

    Glukoz konsantrasyonu(<20 mg/dl, BOS/serum glukoz<0.2), protein konsantrasyonu

    Tedavi sonrası BOS’un steril hale gelmesi

    Lökopeni, trombositopeni

    Travmatik LP

    Subaraknoid boşluğun geçilip, vasküler epidural alana penetrasyon

    Pediatrik yaş grubunda tüm LP lerin %15-20’si travmatik olmaktadır

    Normalde BOS(WBC) / BOS (RBC)= 1:500

    Travmatik LP de gram boyama, kültür ve BOS glukozu etkilenmez

    Travmatik LP’de 1000 hücre/mm3 ~1mg/dL artış

    Gram Boyama

    BOS’un gram boyaması bakteriyel menenjiti olan vakaların %60-90’ında sorumlu mikroorganizmanın tanınmasına olanak sağlamaktadır

    Spesifite≥ %97 , BOS yaymasında her sahada birçok bakteri görülmesi kötü prognostik bulgudur

    Farklı ajanların Gram boyamada saptanabilmesi

    S. pneumonia: %90

    H. influenza : %86

    N. meningitidis: %75

    Gr(-) basiller: %50

    Monocytogenes: %30

    LP öncesi antibiyoterapi Gram boyama pozitifliğini ~%20 azaltmaktadır

    BOS Enzimleri ve Akut Faz Reaktanları

    Laktat dehidrogenaz

    Kreatinin fosfokinaz

    Laktik Asit

    C-Reaktif Protein

    Prokalsitonin

    Ferritin

    LP Kontrendikasyonları*

    KİBAS bulguları

    Pupil ışık cevabında değişiklikler

    Deserebre / dekortike postür

    Anormal solunum paterni

    Papil ödemi

    Hipertansiyon ve bradikardi

    Son 30 dak. içinde konvulziyon

    Fokal veya tonik nöbet

    Diğer nörolojik bulgular(Hemiparezi monoparezi Oküler paralizi

    Şok

    Lokal enfeksiyon,

    Koagülasyon bozukluğu, trombositopeni (< 20.000/mm3)

    BT

    Sonradan herniasyon gelişen vakalar da dahil olmak üzere pürülan menenjiti olan hastaların çoğunda BT normaldir (herniasyon gelişmesinden hemen önceki dönem dahil)

    BT, komplike olmamış bakteriyel menenjit olgularında tanıda yardımcı değildir

    BT, intrakranial basıncı ölçmemektedir ve BT incelemesinde anormallik saptanmayan hastalarda önemli derecede KİBAS söz konusu olabilir

    Sonuç

    İyi anamnez, dikkatli fizik muayene

    Bakteriyel menenjitin erken dönemdeki temel klinik bulguları, ateş ve irritabilitedir

    Büyük çocuklarda bunlara ek olarak baş ağrısı, kusma, ense sertliği,

    Kernig ve Brudzinski pozitifliği ile bilinç değişikliği saptanabilir

    Kısa süreli (<15 dak.) jeneralize tonik-klonik konvulziyon SSS enfeksiyonu lehinedir (hastalığın bu fazında jeneralize beyin ödemi vardır ve yaklaşmakta olan herniasyonu düşündürecek bulgular yoktur) ve LP yapılabilir

    Bakteriyel menenjitin seyri sırasında, santral sinir sistemindeki patolojik olayların progresyonu sonucunda serebral ödem ve intrakranial basınçta artış daha belirginleşir.

    Bilinç değişikliği ( stupor à koma)

    Dilate ve/veya fikse pupiller

    Gözlerin fikse deviasyonu ile sonuçlanan III. ve VI. kranial sinir paralizi

    Dekortike, deserebre postür, hemiparezi

    Solunum anormallikleri ( Cheyne-Stokes solunumu hiperventilasyon, apne)

    Fatal herniasyonun hemen öncesinde dahi BT bulguları normal olabilir

    Pediatrik yaş grubunda BT kullanımı, menenjitin yönetiminden gerekli değildir ve asıl olarak yer kaplayan lezyonlara sekonder gelişen KİBAS olan hastalarla sınırlıdır

    Bakteriyel menenjitli hastalarda BT, tedaviye cevabı beklenenden farklı olan, ateşin uzun dönem devam ettiği ve nörolojik bulguların ortaya çıktığı durumlarda kullanılabilir

    BT bu hastalarda subdural efüzyon, beyin absesi ve beyindeki parankimal değişikleri ortaya koyabilir

    HERNİASYON

    Bakteriyel menenjitli çocıklarda herniasyon nadir görülen bir komplikasyondur

    445 hastalık bir raporda 19 hastada (%4.3) herniasyon tespit edilmiştir. 8 çocukta herniasyon, LP’den sonraki 3 saat içinde saptanmıştır. 6 hastanın nörolojik muayenesi LP’nin ertelenmesi gerektiğini göstermiştir.

    Menenjit tanısı almış 302 infant/çocuğu içeren bir araştırmada herniasyon komplikasyonu %6 olarak bulunmuştur

    24-36. saatte LP tekrarı için öneriler

    Bütün yenidoğanlar

    Dirençli S. pneumonia suşlarının neden olduğu menenjit

    Gr(-) enterik basillerin neden olduğu menenjit

    Tedavinin başlangıcından sonraki 24-36 saatte klinik iyileşmenin yetersiz olması

    Uzamış ateş / sekonder ateş

    Rekürren menenjit

    İmmünkompremize hastalar ( Candida menenjiti)

    Tedavi

    Antibiyotik seçimi bakteriyel patojene karşı etkinliğe ve BOS ‘a geçiş özelliğine bağlıdır

    Ampirik antibiyotik tedavisi yaşa özgün bakterilere etki edecek spektrum genişliğinde olmalıdır

    Kültür ve antibiyogram sonucuna göre antibiyoterapi değiştirilebilir

    İnfluenza: Ampisilin (7-10 gün)

    Meningitis: Penisilin (7 gün)

    Aureginosa: Ceftazidime (2-3hafta)

    Coli: Cefotaxime, Ceftriaxone

    Psödomonas: Ciproflaxacin, ceftazidime

    pneumonia:Penisilin, direnç varsa cefo., ceftri.,oxacilin, vankomisin (sefalosporin+vankomisin, sefalosporin+carbapenem verilebilir)

    Tedavi süresi

    Grup B streptokok 10-14 gün

    L.monositogenez 10-14 gün

    Gram (-) enterik basiller 21 gün

    Enterokoklar 14-21 gün

    H. influenza 7-10 gün

    N. menenjitis 5-7 gün

    S. pnömonia 10-14 gün

    Steroid Tedavisi

    H. influenza menenjitinde

    Deksametazon 0.15 mg/kg doz, günde 4 kez, 4 gün

    Deksametazon 0.4 mg/kg doz, günde 2 kez, 2 gün

    Prognoz

    Yaş :6 aylıktan küçük infantlarda prognoz daha kötü

    Klinik:Semptomların ortaya çıkışı ile hastaneye yatış arasındaki süre Bilinç durumunda değişiklikler Konvulziyon( fokal nöbetlerde prognoz daha kötü) Fokal nörolojik defisit

    Etyolojik ajan s.pneumonia menenjitinde mortalite daha fazla

    KOMPLİKASYONLAR

    Akut:

    Şok

    Dehidratasyon

    Beyin ödemi

    DİC

    Asidoz

    Hipoglisemi

    Subakut

    Uygunsuz ADH sekresyonu Konvülsiyonlar (%30hastada)

    Subdural efüzyon/ampiyem(%30, genelde asemptomatik, spontan regresyon)

    Beyin apsesi

    Persistan ateş

    KORUNMA

    HİB: Evdekilere ve kreşte bakımını yapanlara: rifampisin 20mg/ 4 gün

    N. Meningitis: Rifampisin 10mg/kg/doz 2gün ya da ceftriaxone IM, ciprofloxacin oral tek doz

    S. Pneumonia: proflaksiye gerek yok. Riskli kişilere aşı ve antibiyotik

  • Çocuk Gelinler Sorunu

    Çocuk Gelinler Sorunu

    Erken ve zorla evlilikler birçok ülkenin en önemli sosyal sorunlarından biri olan ve Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmeleri gibi önemli uluslararası çok sayıda sözleşmede yer alan konulardan biridir.

    Bu evlilikler çocuk istismarının, kadına yönelik şiddetin ve kadın erkek arasındaki güç eşitsizliğinin en tahrip edici şekilde görüldüğü anlardan biri olarak kabul edilen ve açıkça bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilen ve tartışın bir konudur.

    Uluslararası anlaşmalarla belirtilen standartlara baktığımızda on sekiz yaşında altında yapılan her evlilik, evlendirilen kız çocukları da çocuk gelin olarak belirtmektedir. Bireyin ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan yaptığı evlilikler bir çok araştırmada çocuk gelinler üzerine odaklanılmasına neden olmuştur.

    Çocuk yaşta evlilik ya da bir diğer ifade ile erken evlilik, en az biri on sekiz yaşından küçük olan iki kişinin, yasal ya da resmi olmayan bir şekilde, evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelmektedir. Bu konu ile ilgili adlandırma sorunu bulunmaktadır. Çocukların erken yaşta evlendirilmeleri sorununa yönelik “ çocuk gelin, çocuk evlilikleri, zorla evlendirme, erken yaşta evlilik, pedofili gibi kavramlar kullanılmaktadır. Çocuk ve kadın hakları konusunda çalışan uzmanlar genellikle çocuk gelin kavramını kullanmaktadır ve pedofili kavramının kullanılmamasını gerektiğini düşünmektedir. Bunun nedeni ise çocukların erken yaşta evlendirilmesini meşrulaştırmak olarak tanımlamaktadırlar. Pedofili kavramı, çocuk yaşta yapılan evlilikler sorununu tek başına açıklayabilecek bir kavram değildir. Çocuk evlilikleri son zamanlarda hala normal sayılabilen bir durumdur. Özellikle kırsal kesimde devam etmektedir.

    Erken Yaşta Yapılan Evliliklerin Sakıncaları

    Kız çocuğun erken yaşta evlendirilmesi çocuğa yönelik cinsel istismarı içermektedir. Küçük yaşta maruz kalınan cinsel istismarın bireyin yaşamının sonraki gelişim dönemlerinde olumsuz etkilerinin olabileceği bilinmektedir ( Taner ve Gökler, 2004). Çocuk haklarına daire sözleşmeye göre çocukların aileleri tarafından istismar ve ihmalden korunma, eğitime erişim ve kendileri ile ilgili konularda görüşlerini dile getirme gibi hakları vardır. Kız çocuklarının evlendirilmesi ise onların sahip olduğu hakların ihlal edilmesidir. Örneğin çocuk yaşta evlenen kızlar eğitimini bırakmak zorunda kalır.

    Çocuk yaşta evlenmenin çocuklar için gelişimsel açıdan da sakıncaları vardır. Evlilikle çocuklar okulu bırakmakta ve ev içi sorumlulukları artmakta ve doğumla birlikte yapmaları gereken sorumluluklar fazlalaşmaktadır. Bu durum aynı zaman toplum tarafından kısıtlanmasına neden olabilir. Örneğin, evli kadınlar sokakta gezmez vb.

    Toplum ve eşleri tarafından çeşitli kısıtlara maruz kalma; sosyal becerileri tam olarak edinememiş ve kimlik gelişimi tamamlanamamış kız çocuklarının ise evliliklerinde ne derece mutlu olacağı tartışmalıdır. Literatüre bakıldığında erken yaşta evlenmenin olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Erken yaşta evliliklerin bir başka sakıncası da gebelikten korunma yöntemleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kız çocuklarının istenmeyen gebelik yaşama riskinin yüksek olmasıdır. 18 yaş öncesi kız çocuklarının üreme sistemi henüz olgunlaşmadığı için gebelik bu yaşta ki kız çocuklarında çeşitli sağlık sorunları ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Hipertansiyon, kansızlık ve kanamalar ve bel çukurunda düzleşmeler olarak sıralanabilir. Ayrıca erken yaşta gebeliklerde erken ve zor doğum riski ve bebek ölüm ihtimalleri artmaktadır. Bunun yanı sıra kendisi çocuk olan bireylerin anne olması bebeklerine gerekli bakımı sağlayamamalarına ve çocuğun bakımsızlıktan ölme ihtimalini de arttırmaktadır ( Başer,2000).

    Çocuk Evliliklerinin Nedenleri

    Çocuk evliliklerinin birçok sakıncası olmasına rağmen Türkiye’de devam etmesinin birçok nedeni vardır. İlk olarak kanunların çocuk evlilikleri konusunda düzenleyici olması gerekir. Çocuk koruma kanununda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gereken çocuk olarak tanımlamaktadır. Ancak var olan düzenlemeler 15 yaşın üzerindeki bir çocukla yasadışı olarak evlenen birey ancak şikayet edildiği takdirce cezalandırılmaktadır. Bu durum işleyişte de problemlere neden olmaktadır. Çocuk koruma kanunda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gerektiğini belirtmesine rağmen bir yandan da 15 yaş üzeri bireyle evlenen kişi hakkında sadece şikayetle işlem yapıldığı görülmesi 16 yaş ve üzerindeki çocukların evlenmesine resmi olarak izin verebilmektedir. Bu durum 15-18 yaş arasındaki çocuk evliliklerin en büyük nedenlerinden biridir.

    Ailelerin eğitim ve gelir düzeyi de çocuklarının erken yaşta evlendirme riskinin yüksek olduğunu bildirmektedir ( Çakmak, 2009; Özcebe ve Biçer, 2013). Maddi sıkıntıların yaşandığı ailelerde kız çocuklarının evlendirilmesi ailenin yükünü azaltabilmektedir. Özellikle karşılığında başlık parası alınıyorsa aile ekonomisine katkı dahi sağlayabilmektedir.

    Bir diğer nedeni ise; geleneksel uygulamalardır. Toplumun bazı kesimlerinde hala sürdürülmekte olan başlık parası, beşik kertmesi ve kan bedeli evliliği gibi geleneksel uygulamalar kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesine neden olmaktadır. Ayrıca toplumda evlilikle ilgili olan kalıp yargılar da bu uygulamanın sürdürülmesine neden olmaktadır. Geç evlenen kızlar evde kalır ve kızların erken evlenmesi eşlerine itaatini arttırır gibi cümleler kalıp yargılara örnek olabilir. Ailelerin sahip olduğu inançlar kızların erken yaşta evlendirilmelerine neden olabilir. Bununla bağlantılı olarak ailelerin korumacı cinsiyetçilik düzeylerinin onların çocuklarını erkenden evlendirilmelerine neden olduğu söylenebilir. Korumacı cinsiyetçilik bir yandan kız çocukların erken yaşta evlendirilmeleri onları evlilik öncesi ilişki yaşamasını engelleme ve cinselliğin yalnızca evlilik için yaşaması gibi bir işlev görebilir. Erken evliliklerin korumacı cinsiyetle yakından ilişki olduğu düşünülmektedir ( Sakallı ve Glick,2003).

    Çocuk Evliliklerinin Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri

    Ülkemizde çocuk gelinler diğer ülkelere oranla daha fazladır. Birey ve toplum düzeylerini de oldukça etkilemektedir. Öncelikle bu sorunla mücadele ederken gelişmiş ülkelerin uyguladıkları modellere bakılması fayda sağlayacaktır. Bu evliliklerin fazla olmasının en büyük nedenlerinden birisi toplumda normal olarak kabul edilmesidir. Bu evlilikler bir suç, hastalık veya insan hakları ihlali olarak görülmediğinde bu tür evlilikler engellenememektedir. Bu toplumsal yargıya düzeltmek için toplumun bilinçlendirilmesi bu konuda eğitim verilmesi ve sosyal medya üzerinde bilgilendirme yapılması yararlı olacaktır. Bu bağlamda eğitim, sağlık ve adalet çalışanları ile birlikte ailelere ve çocuklara yönelik bilinçlendirme eğitimleri düzenlenebilir. Ayrıca MEB müfredatına Çocuk Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği derslerinin eklenmesi çocukların farkındalığını sağlamakta etkili olabilecektir.

    Çocukların Eğitimi
    Eğitim seviyesi arttıkça erken evliliklerin sayısı düşmektedir. Eğitim ayrıca dolaylı olarak da bireyin hayatına ilişkin temel karar mekanizmalarında daha etkin olmasını sağlamakta ve bir bilinç geliştirmektedir. Çocukların zorunlu eğitim ve öğretimlerini tamamlamayan veliler tespit edilmeli ve haklarında caydırıcı önlemler alınmalıdır (Aydemir, 2009).

    Örgün eğitim içinde yer alan çocuklar için erken yaşta evlenmenin sakıncalarının anlatıldığı kazanımlar müfredata eklenmelidir. Anne-çocuk sağlığı, üreme sağlığı gibi konular müfredatta yeterince yer almalıdır (Aydemir, 2009). Geleneksel değerlerin hâkim olduğu ekonomik yönden geri bölgelerdeki bölge okulları ve pansiyonlarının sayıları artırılmalıdır. 1997 yılında 8 yıla çıkarılmış olan zorunlu eğitim, okul öncesi eğitimle birlikte 13 yıla çıkarılmalıdır (Aydemir, 2009). “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” gibi kızların okullaşma oranının artırılmasına yönelik kampanyalar düzenlenmelidir. Küçük yaşta evliliklerin önlenmesi bakımından meslek edindirme kurslarına önem verilerek kadınların iş kurabilmeleri için imkanlar sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Halkın Eğitimi
    Okuma-yazma bilmeyen kadın oranının fazlalığı dolayısıyla kadınlarda okuma yazma oranını artırmak için kadın okulları açılmalıdır. Aileler erken yaşta evliliklerin tıbbi, psikolojik ve sosyolojik sakıncaları konusunda ikna edilmelidir. Bu konuda hem annenin hem de babanın eğitimi çok önemlidir ve bu eğitim sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Erken yaşta evliliklerin sağlık açısından zararları ile erken evliliğin sebep olduğu erken gebeliklerin meydana getireceği tehlikeler ve aile planlaması hakkında toplumun geneline yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir (Aydemir, 2009). Yine farkındalığı arttırmak adına toplumsal hayatı etkileyen yazılı ve görsel basından yararlanılmalıdır. Broşürler hazırlanarak yaygın dağıtımı sağlanmalıdır. Spot filmler hazırlanmalı, TV kanallarında yayınlanması sağlanmalıdır. Özellikle Devlet büyüklerinin erken yaşta evliliğin sakıncalarına değinecekleri konuşmalarını halka duyurmaları etkili olabilir (Aydemir, 2009). Sorunlarla karşı karşıya kalındığında şikâyet başvurusu yapılacak birim ile SHÇEK’in telefon numaraları ve oluşturulacak bir şikâyet hattının irtibat numaraları kamuoyuyla paylaşılmalıdır (Aydemir, 2009).

  • Erken Boşalma Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

    Erken Boşalma Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

    Erken boşalma, değişik yaş gruplarından birçok erkeği etkileyen ve psikolojik sonuçları olan bir sorundur. Cinsel birleşme sonrasındaki 1 dakika ya da altında boşalma durumunda erken boşalma tanısı konulur. Ancak, eğer erkek ve partneri yeterli doyum yaşamıyorsa, boşalma ertelenemiyorsa, çift yine de erken boşalma tedavisi/terapisi alabilir. Bir başka deyişle, erken boşalmanın anlamı aslında boşalma üzerinde bir denetimin olmaması halidir, yani erkek boşalmayı erteleyemez.

    Erken boşalma yaygın görülen bir bozukluktur. İlk cinsel deneyimlerde boşalma süresini denetleyememe normaldir. Boşalma denetimi öğrenilen bir süreçtir, zaman ve deneyimle kazanılır. Eğer ilk cinsel deneyimler düzenli olmamışsa ya da paralı ilişkiler yoluyla olup, psikolojik olarak kaygı yaşanmışsa boşalma denetimi kazanılmayabilir.

    Etkisiz ve kalıcı olmayan başa çıkma yolları

    Erken boşalma yaşayan erkeklerin en sık başvurduğu yöntemlerden biri boşalma isteği geldiğinde başka şeyler düşünmeye çalışmak, hazzı durdurmaktır. Bu yöntem ile anlık bir uzama bazen sağlansa da, çoğunlukla dikkat dağıtan düşünceler de boşalma süresini uzatmaya yetmez. En önemlisi de, erkek bu yolla bir parça süreyi uzatsa bile, aldığı cinsel hazzı durdurmaya dönük bir yola başvurduğu için boşalma olsa dahi haz eksik kaldığından çok doyumlu bir cinsellik yaşamamış olur.

    Yine, kontrolsüz boşalacağından endişe eden erkeklerin başvurduğu başka bir yol, sevişmeyi kısacık tutup bir an önce birleşme aşamasına geçmektir, ki bu da aslında çözüm değildir. Ya da, ilk cinsel birleşmeyi hemen yaşayıp, ikincisini yaşamak da anlık bir boşalma uzatma çabasıdır, ki bu da kalıcı bir çözüm olmamaktadır.

    Boşalma süresini uzatmak için geciktirici spray ler, içilen bazı ilaçlar da anlık çözümlerdir. Kalıcı bir şekilde etkisi olamayan yollar erkeği bu maddelere bir noktadan sonra bağımlı kılacağından, sorun zihninde hep halledilmeyen bir mesele olarak yer edecektir. Bu da kişi üzerinde hep bir stres ve mutsuzluk yükü oluşturacaktır.

    Erken boşalma tedavisi nasıl olur?
    Erken boşalma tedavisinde amaç kişinin boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmasını sağlamaktır. Tedavi sürecinde, önce bireysel sonra ise partnerin de dahil olduğu özel ev ödevleri verilir. Sevişme süresi kısa tutulmaz, tam tersi uzatılır. Amaç, hazzı ortadan kaldırmak değil, tam tersi hazzı vurgulayarak kişinin yavaş yavaş boşalma refleksini yönetebilmesini sağlamaktır. Özel tedavi teknikleri çifte ev ödevi olarak verilerek, aşamalı bir şekilde penise yapılan uyarı miktarı arttırılır ve böylelikle kişi boşalma anı üzerinde yavaş yavaş, otomatik olarak bir kontrol sağlar. Düzenli yapılan ödevler sayesinde boşalma süresi kalıcı biçimde uzar.

    Tedavide partner desteği

    Bu tedavilerde partner desteği tedavi etkinliği açısından çok önemlidir. Erken boşalma, erkek vücuduna ait bir işlev bozukluğu olsa da, kadının da ev ödevlerinde aktif rolü vardır. Bu tedavide kadının kabullenici ve destekleyici tutumu, çiftin tedaviye birlikte emek vermesi, aralarında iyi bir iletişim ve diyaloğun olması sonuç almayı önemli ölçüde etkiler.

  • Çocuklarda konuşma gecikmesi

    İnsanlar arasında iletişimin en önemli yolu konuşmaktır. Bebekler konuşma becerisini doğar doğmaz kazanamadıkları gibi belli bir beyin olgunlaşması, duyuların netleşmesi, deneyimin, farkındalığın artması, ihtiyaçların çeşitlenmesi ile birlikte kendini ifade edebilme gerekleri nedeniyle bir süreç içinde geliştirirler. Konuşma ve olgunlaşmanın istenen zaman sürecinde oluşabilmesi için beyin ve sinir sistemi, işitme, gırtlak ve ağız yapılarının yanında zekâ düzeylerinin de normal olması gerekir. Hayatlarının başında bebekler kendilerini ilk önce ağlama yoluyla ifade eder. Belli bir süre sonra annesi ağlama şeklinden bebeğin ne sebeple ağladığını anlar hale gelir.

    Bebeğin ağlaması, artık belirgin bir iletişim aracı halini almıştır. Sonrasında basit sesler üretmek, “A-E-I-O-U” gibi ünlü sesleri çıkararak konuşmanın ilk adımları atılmış olur. Ba-, da- gibi ünlü ünsüz sesleri üreterek babıldama (4-7 aylar arasında), birleştirerek de ba-ba, de-de gibi taklit sesleri 7-9 aylarında üretebilirler. İlk anlamlı sözcükler 12 ay civarında ortaya çıkar (8-18 ay arası). 18 ayda yaklaşık 20 kelime dağarcığına erişirler ve kelimeleri tekrar ederler. Bundan sonrasında;

    İki yaş civarında en az iki kelimeli, ekler ve bağlaçlar içermeyen tarzda cümle kurmaya başlar (baba gel, mama ver vb).

    2-3 yaş arası gramer hatalı da olsa “nerede”, “kim” ile başlayan sorular ve olumsuz cümleler kurmaya başlar.

    3-4 yaş arası öykü anlatıp soru sorabilirler.

    4-5 yaşlarında 6-8 sözcüklü düzgün cümlelerle konuşabilirler.

    Konuşma problemini tek başına değil daha çok iletişim sorunları içinde ele almak gerekir. İletişim sorunları içinde; anlatım bozukluğu (sözel anlatım bozukluğu, dil algılama bozukluğu), konuşma bozukluğu, fonasyon (ses çıkarma kabiliyeti bozuklukları), kekemelik problemleri yer alabilir.

    Bir çocuğun 18. ayda hiç kelimesi yoksa, 2 yaşında iki kelimeli bir cümle kuramıyorsa, üç yaşında normal bir cümle kuramıyor veya hiç konuşmuyorsa, anlaşılmaz konuşuyorsa mutlaka dil problemi ve konuşma gecikmesi açısından incelenmesi gerekir.

    Bu durumun sebepleri arasında;

    Beyin anomalilikleri,

    Nörolojik gelişim sorunları

    Genetik nedenler

    Çevresel faktörler

    Dil faktörleri

    İşitsel süreçler yer alabilir.

    İşitme sorunlarından, yapısal anormalliklerden (dudak-damak yarığı) ve nörolojik durumlardan kaynaklanan fonolojik bozukluklara artikulasyon bozukluğu ya da konuşma sesleri üretim bozukluğu diyoruz. Bu bozukluklar nadiren dil bağı ya da diş anormalliklerinden kaynaklanmaktadır.

    Yaşına uygun zamanda beklenen konuşma ve dil iletişim seviyesine ulaşamayan çocukların durumuna konuşma gecikmesi veya konuşma gelişim kusuru adını veriyoruz.

    Zekâ geriliği konuşma gecikmesi olan çocukların yarısında karşımıza çıkan bir nedendir. Ayrıca çocukların psikiatrik bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklar, çocukluk çağı otizm bozuklukları da konuşma gecikmesi olarak bulgu verebilir. Ancak bu hastalardaki konuşma sorununda daha çok iletişime yönelik olmayan sesler çıkarma, konuşmama ve öncelikle iletişim kuramama (göz teması yokluğu, ardışık ve tekrarlayıcı hareketler, önemsiz objelere takıntı boyutunda ilgi gösterme, ortak dikkat yokluğu vb) şeklindedir.

    Nörolojik ve epileptik bozukluklara bağlı konuşma problemleri altta yatan sebebe de bağlı olarak nadir görülürler.

    Çocukların istismar edildiği ve psikolojik travmaya uğradığı savaş, terör, ebeveyn kaybı- eksikliği, şiddet görme gibi durumlarda vücudunda bir problem olmasa da konuşma gecikmesi ve bozukluğu görülmektedir.

    Bir evde birden fazla lisan konuşulan ailelerde konuşma gecikmesi sık rastlanan bir durumdur. Seçilen ana dilin öncelikle konuşulması, basit konuşulması ve sabırlı davranılması ile rahatlıkla sorun çözülebilir.

    Günümüzde artan teknolojinin beraberinde getirdiği sorunların başında da iletişim olanaklarının dijital ortama kaymasıyla alakalıdır.

    Çocukların beyni ilk iki yaşta en hızlı olmak üzere keşfetmeye ve öğrenmeye odaklı yoğun bir yapılanma içindedir. Kendinin farkında olma, vücut parçalarının keşfi, etrafını tanıma, yabancı olanı ayırt etme, kendini ifade etmeye başlama, kaslarını kontrol etme-yönetme, hareketlenmeye başlama ve dünyayı keşfetme aşamalı olarak gelişir. Bütün bunlar algılarının artması, elde ettiklerini analiz edebilmesi ve tepki gösterebilmesiyle mümkün olur. Özellikle bu dönemde doğal olmayan aşırı uyaranlar sağlıklı duyusal gelişimi etkiler.

    Her yeni doğan bebek insanlığın bugüne kadar olan birikimi ile karşılaşır. Televizyon, tablet, telefon vs. ekranları ve programlarının hızlı akışı bu dönemdeki bir çocuğun algı ve analiz edebilme kapasitesinin çok üzerindedir. Gördüğünü algılayabilmek ve anlama sırasında çok yoğun bir çaba sarf eder ve geri kalan dünyaya algılarını ve duyularını kapatır. Aşırı odaklanma yaşar. Çocuğun böyle programlar karşısında sabitlendiğini gören ebeveynler (sağlıksız bir tercih ile) çocuğu sakinleştirmek ve yemek yedirmek için bu programları (örn reklamlar) kullanırlar. Oysa çok fazla odaklanmaya çalışmak beyni yorar ve beyin sağlıklı gelişimini kısıtlar. Sonuçta devam eden bu durum çocukların ciddi iletişim ve dil problemlerine, sosyalleşme, öğrenme ve analiz yeteneklerinde sorunlara yol açabilir. Bu nedenlerle çocukların İlk iki yaştan önce mobil cihazlarla ilişki kurması tavsiye edilmez.

    TV karşısında fazla zaman geçiren çocuk uygun olmayan aşırı uyaran almakla birlikte ebeveynlerinden ve çevresinde ki sağlıklı sosyal ortamlardan alması gereken birebir iletişimin sağladığı sağlıklı uyaranlardan da mahrum kalır.

    Gelişmekte ve dünyayı tanımakta olan çocuk beyni soysal ve psikolojik anlamda da korunmalıdır. Ailesinde şiddet olan, sözlü veya fiziksel şiddete maruz kalan ve sevgiden yoksun büyüyen çocuklarda beyin gelişiminin geri kaldığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    Öte yandan çocuk yetiştirmede mutlu ve bilinçli bir annenin çocuğa verebileceği katkılar çok fazla olur. Günümüzün değişen şartları nedeniyle iş-güç, sosyal medya ve trafik çok fazla vakit harcamaya ve çocuklara ayrılması gereken zamanın azalmasına yol açmaktadır. (TRAFİK SORUNUNU ÇÖZÜN, ÇOCUKLAR BABASINI ÖZLÜYOR) . Her şeye rağmen ülkemizde geleneksel alışkanlıklar nedeniyle annelerin çocuklarıyla olabildiğince vakit geçirdiğini genelde toplumsal bir sorun olmadığını görüyoruz.

    Asıl bu konuda babalara çok iş düşmektedir. Çocuk yetiştirmede bütün yükü anneye bırakmamalı babalar da sorumluluk almalıdır. Çocukların beyin gelişiminde annenin rolü çocuklar tarafından kanıksanmıştır. Fakat babaların çocuklarla zaman geçirmesi, oyun oynaması, rol model olması ve eğitimine katkıda bulunması çocukların beyin gelişimde önemli fark yaratır. Aile içi ve dışı iletişimin iyi olması çok önemlidir. Mutlu ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirir.

    Konuşma gecikmesi olan çocuklar için her hangi bir sağlık sorunu tespit edilmemişse öncelikle TV, tablet, bilgisayar, telefon gibi elektronik cihazlardan uzak durulması, ebeveynlerinin çocukla birlikte onun oyununa katılarak oyun oynaması, fırsat buldukça bir birey olarak çocukla sohbet edilmesi, öğretilmek istenen kelimelerin ve davranışların oyunla, yumuşak bir şekilde sık tekrarlayarak, sabırla ve bir süreç dâhilinde üstünde durulması gerektiği tarafımızdan önerilmektedir. Çocukların kreş gibi başka çocuklarla iletişim kurabileceği, paylaşımlarda bulunabileceği ortamları da dil ve sosyal gelişim açısından faydalı bulmaktayız. Bundan sonraki aşamada çocukların bazıları için profesyonel yardım, psikiyatrik inceleme, dil terapisi ve özel eğitim gerekebilmektedir.