Etiket: Yaş

  • Yaşlanma ve deri

    Deri görünür bir organ olması nedeniyle yaşlanma belirtilerini en belirgin yansıtan organdır. Yaşlanmaya bağlı olarak gelişen deri değişiklikleri hem doğal yaşlanma süreci hem de çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkar. Doğal yaşlanma sürecinde deri yıpranmaya başlayabilir ancak güneş ışınları ve çevresel faktörler derideki yaşlanma sürecini hızlandırır. Deri yaşlanmasının başlangıç yaşını saptamak güçtür. Çünkü genetik, endokrin ve çevresel faktörler her birey için farklılık gösterir.

    Doğal yaşlanma sürecinde derimizde en sık görülen değişiklikler; incelme, kuruma, kabalaşma, kırışıklık, deri esnekliğinin azalması, gevşeme ve sarkma, kahverengi lekeler, seyrek ve gri saçlar, iyi ve kötü huylu oluşumların görülme sıklığında artış şeklinde sıralanabilir. Günümüzde yaşlı popülasyonu oluşturan bireylerimizin çoğu sosyal açıdan aktif olduğundan, sağlıklı ve güzel görünüme sahip deri, tırnak ve saçların varlığını daha çok istemektedir.

    Yaşlanma ile birlikte hücre yenilenme hızının azalması ile deri üst tabakası incelir. Yara iyileşmesinde gecikme, bariyer ve ısı düzenleme fonksiyonlarında azalma görülebilir. Deriden kimyasal maddelerin temizlenme hızı azaldığından temas ekzamaları artar. Renk hücrelerinin sayı ve fonksiyonları azaldığından güneş gören bölgelerde düzensiz kahverengi lekeler oluşur. Deri alt tabakalarında bulunan kollajen ve elastin miktarının azalması ve bunları yapan hücrelerin sayı ve hacimlerinin azalması ile deri kırışıklıkları meydana gelir. Yine yaşlanmayla birlikte ter bezi sayısı azaldığından terleme azalır. Yağ bezlerinde yağ salgılama azalır, yağ bezlerinin büyüklüğü artar ve yüzde küçük yağ kistleri oluşur. Gri veya beyaz saçlar yaşlanmanın en belirgin işaretlerindendir. Kıl sayısı ve yoğunluğunun azalması ile kıl büyüme hızları azalır. Yaşla birlikte her iki cinste yaygın saç dökülmeleri görülebilir. Hormonal dengenin değişmesi ile menapoz sonrası çenenin alt kısmında kalın ve sert kıllar oluşabilir.

    Yaşlı insanlarda tırnaklarda kuruluk ve gevrekleşme, opaklaşma, sarı- gri renk değişikliği görülebilir. Tırnak uzaması azalır. El tırnaklarında kırılganlık ve ayrışma, ayak tırnaklarında kalınlaşma ve kıvrılma olabilir.

    Deri kuruluğu yaşlılığın en önemli problemlerinden biridir. Bacaklarda daha fazla olmakla birlikte el üstünde, kol ve gövdede de görülür. Deri kuru, kepekli ve çatlak görünümdedir. Kuruluğun giderilmesinde nemlendiriciler kullanılır. Bunlar krem losyon formunda olabileceği gibi likit sabun şeklinde de olabilir. Deri kuruluğu genellikle kaşıntıyı da birlikte getirir . Sıcak su ve tahrişi arttırıcı banyo kaşıntıyı arttırır. Ortam neminin arttırılması ılık su ile pansuman, nemlendirici ve steroid ilaçlar bu problemin çözümünde etkilidir.

    Yaşlanmayla birlikte melanom dışı deri kanserlerinin görülme sıklığı artmaktadır. Ayrıca deride seboreik keratoz ve solar lentigo dediğimiz iyi huylu oluşumlar da ortaya çıkar. Güneş koruyucular ve deri nemlendirilmesi bunların önlenmesinde önemlidir.

    Ayaklarımız yıllar boyu bizim ağırlığımızı çeken en önemli uzvumuzdur. Bu sebepledir ki yaşlılıkta en fazla mekanik güce maruz kalırlar. Ayak tabanında kalınlaşma, nasır, tırnak bozuklukları, zaman zaman yaralar, mantar enfeksiyonları daha sık görüldüğünde ayak sağlığının korunması kritik öneme sahiptir.

    Bu anlattıklarımızdan sonra kim yaşlanmayı ister diye sorabiliriz kendimize, peki kim yaşlanmaya engel olabilir ki ? Bana sorarsanız yaşlanmayı yavaşlatan en önemli unsurlar kişinin ruhunu genç tutabilmesi, manevi güzelliği sayesinde sahip olduğu dış kıyafeti olan derisine özen göstermesidir. Özellikle güneş ışınlarından korunmak, derimizi nemlendirmek, tedavi amaçlı ve engelleyici kozmetik ürünler kullanmak, gerekirse kozmetik işlemlerle müdahale etmek, bol su içmek, egzersiz yapmak hepimizin beden ve deri yaşında küçülmeler yapabilir. Tabiki her yaşın bir güzelliği vardır ancak her yaş döneminde ayna karşısına geçtiğimizde kendimizi daha güzel görünümlü görmenin de bir sakıncası yoktur. Ayrıca yaşlanma sürecinde oluşabilecek deri hastalıkları, bu bakım ve özenle daha az sıklıkla görülecektir.

    Herkese sağlıklı ve mutlu yeni yaşlar diliyorum.

    Derinize ve ruhunuza iyi bakın lütfen.

  • GEBELİKTE STRES

    GEBELİKTE STRES

    HAMİLELİK DÖNEMİNDE STRES FAKTÖRLERİ

    • Evlilikte yaşanan sorunlar
    • Çevreyle yaşanan sorunlar (çevrenin anne adayından yüksek beklentisi)
    • Daha önce yaşanan kötü gebelik öyküsü-tecrübesi
    • Planlanmamış istenmeyen hamilelik
    • Hamilelikte ortaya çıkan sağlık problemleri
    • Her türlü madde kullanımı
    • Doğumla ilgili korku, kaygı
    • Bebek doğduktan sonra «iyi bir anne olabilecek miyim?» kaygısı

    HAMİLELİK DÖNEMİNDE STRES BELİRTİLERİ

    • Sık sık olumsuz düşünceler (bebek sağlıklı olacak mı, bir şeyler ters gider mi?)
    • Uyku düzeninde bozulma
    • Sık sık çatışmaya girme
    • Panik ve öfke nöbetleri geçirme
    • Yemeğine, sağlığına yeterli önem vermeme ve bundan dolayı suçluluk hissetme
    • Karar verme ve sorun çözmede sorunlar yaşama
    • Kendini değersiz ve yetersiz görme

    STRES ve GEBELİK ARASINDAKİ İLİŞKİ

    • Stres düşük ve erken doğuma sebep olabilmektedir
    • Zamanında doğan bebeklerin düşük doğum ağırlıklı olmasına sebep olabilmektedir
    • Anne adayının davranış değişikliği sebebiyle (alkol,sigara gibi)bebekte yapısal anomalilere sebep olabilir
    • Gebelikte yaşanan aşırı ve sürekli stres; doğacak bebeğin ileriki yaşlarda kaygılı bir yapıya sahip olmasına sebep olabilir

    STRESİN GEBELİK ÜZERİNE ETKİLERİ 

    • Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon 3 kat daha fazla görülür
    • Düşük riski 2-3 kat artar (Bu artış 35 yaş üstü kadınlarda daha fazladır)
    • Halsizlik,yorgunluk,uykusuzluk, anksiyete
    • İştahta azalma- artma
    • Sırt ve baş ağrıları

    PEKİ NE YAPILABİLİR?

    • Stres kaynaklarını belirleyin.
    • Mücadele yöntemleri geliştirmeye çalışın.
    • Sağlıklı beslenin
    • Yeteri kadar uyuyun
    • Alkol ve sigaradan uzak durun
    • Gebeliğe uygun egzersizler yapın
    • Çevrenizin desteğini aldığınızdan emin olun
    • Gevşeme teknikleri kullanın
    • Gün içinde dinlenmek için kendinize zaman ayırın
    • Teknolojik aletlerden uzak durun
    • Nefes egzersizleri yapın (Aklınızdan her şeyi uzaklaştırıp nefes alışınıza odaklanın)
    • Düşünme tarzınızı değiştirin
    • Sosyal ortamlarda bulunun, konuşun, gülün
    • Hareket edin
    • Ağlamaktan çekinmeyin
    • Etrafınızdaki güzel şeyleri görün, HAYAL KURUN 🙂 !
  • KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    İstem dışı idrar yapma kadınların yaşadıkları en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma kadının günlük hayatına büyük sıkıntılar getirmektedir. Çalışma hayatını olumsuz etkileyen bu olay kadının cinsel hayatına dahi olumsuz olarak yansımaktadır. İdrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında gebelik ve doğum, ileri yaş, şişmanlık, kronik solunum yolu hastalıkları vb. sayılabilir. Özellikle iri bebek doğurma (4000 gr. üzerinde bebek doğurma), forseps ve vakum yardımıyla yapılan doğumlar ve doğum sayısının fazla olması idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Yukarıdaki risk faktörleri yalnızca idrar kaçırmaya değil, aynı zamanda kadın genital organlarında değişik derecelerde sarkmalara da neden olabilmektedir. İdrar kaçırma yakınması orta ve ileri düzeyde olan kadınlar, sürekli ped kullanmak zorunda kalırlar. Sosyal ve çalışma hayatlarını bu yakınmaya göre düzenlemeye çalışırlar. Uzun süreli seyahatlere çıkmamaya, alıştıkları sınırlı ortamları değiştirmemeye özen gösterirler. Çünkü alışık oldukları ortamlarda bu sorunla yaşayabilecek uyumu gerçekleştirmişlerdir. Kadınlarda ortalama % 20-25 oranında görüldüğü tahmin edilen idrar kaçırma yakınması, maalesef çoğu zaman hekime başvurmak için bir neden oluşturmamaktadır. Kadınların çoğunluğu bu yakınma için hekime başvurmamakta, bazıları utanma nedeniyle, bazıları da yaş ve doğumların doğal sonucu olarak kabul ettiklerinden bu problemle yaşamaya çalışmaktadırlar.

    Oysa günümüz tıbbında idrar kaçırma problemiyle ilgili gerek teşhis koyma gerekse de tedavi yöntemleri olarak önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerine çeşitli nedenlerle başvuran kadınlara bu yakınma özellikle sorulmalıdır. Çok farklı nedenlerle ve farklı çeşitte oluşan idrar kaçırma durumunda öncelikle olayın nedeni ve hangi tür idrar kaçırma olduğu tespit edilmelidir. Bunun için hastaya çeşitli muayene yöntemleri ve testler uygulanır. Başlıca idrar kaçırma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncını arttırıcı nedenlerle oluşan idrar kaçırma: İdrar kesesinin tabanı ve alt idrar yollarında çeşitli nedenlerle oluşan yapısal değişiklikler en önemli sebeptir. 
    2- Ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırma: İstemsiz idrar kaçırma ani ve aşırı bir idrar yapma isteği ile birliktedir. İdrar kesesinin kontrolsüz kasılmaları ve bazı nörolojik hastalıklara bağlı oluşabilir.
    3- Karışık tür idrar kaçırma: Yukarıdaki iki tür idrar kaçırma probleminin her ikisinin de özelliklerini taşır.
    4- Taşma tarzında idrar kaçırma: İdrar kesesinde aşırı idrar birikmesi sonucu meydana gelen idrar kaçışıdır. Burada az miktarda idrar kaçışı söz konusudur. Başlıca sebepler; idrar kesesinin çıkış kısmında daralma, genital organ sarkmaları, B12 vitamin eksikliği, bazı nörolojik hastalıklar olarak sayılabilir.
    5- Fonksiyonel idrar kaçırma: Kadındaki zihinsel ve fiziksel fonksiyonların kronik bozukluğu sonucu oluşan idrar kaçırma şeklidir. Diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile tanı konulabilir. Ağır bunama ve ağır depresyon başlıca nedenler arasında sayılabilir. Bu tip idrar kaçırmalar hastanın fonksiyonel durumu, eşlik eden hastalıkların tedavisi ve çevresel şartların değişmesi ile tedavi edilebilir veya kısmi olarak iyileşebilir.
    6- Doğumsal problemlere bağlı idrar kaçırma: Doğumsal anomalilere bağlı olarak oluşan idrar kaçırma şeklidir.
    7 -İdrar yolları ile başka organlar arasında sonradan oluşmuş kanallara bağlı idrar kaçırma: Fistül denilen bu kanallar bazı ameliyatlar, zor doğumlar sonucu gelişebilir.
    8- Geçici idrar kaçırma: Alt idrar yollarını etkileyen enfeksiyonlar bu tür idrar kaçırmalara yol açabilir.

    Yukarıda bahsedilen idrar kaçırma tiplerinin herbirisinde tedavi yöntemi farklıdır. Bütün idrar kaçırma durumlarında ameliyat tavsiye edilmez. Bazılarında çeşitli egzersizler, bazılarında ilaçlar, bazılarında da yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temel unsurunu oluşturur. Ameliyatın gerekli olduğu idrar kaçırma olgularında uygulanabilecek çeşitli ameliyat yöntemleri vardır. Son yıllarda uygulanan bazı ameliyat yöntemleri hem kısa süreli, hem hastayı uzun süre yatağa bağlamayan hem de başarı oranları % 85 gibi yüksek oranlardadır.

    YANLIŞ BİLİNENLER
    1-) İdrar kaçırma doğumlara bağlı sarkmalar nedeniyle oluşur.
    YANLIŞ. İdrar kaçırmanın birçok nedeni vardır. Hiç doğum yapmamış kadınlarda da görülebilir.
    2-) İdrar kaçırmanın tedavisi çok zordur. Kadın bununla yaşamasını öğrenmelidir.
    YANLIŞ. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma durumlarında önemli olan nedeni ortaya çıkarmaktır. Nedene bağlı tedavinin başarı şansı yüksektir.
    3-) İdrar kaçırma sadece kadının yaşam kalitesini etkiler.
    YANLIŞ. İleri düzeyde idrar kaçırma sadece yaşam kalitesini değil, iş başarısını ve hatta cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir.

  • Vitiligo, nedenleri ve tedavisi

    Vitiligo, nedenleri ve tedavisi

    VİTİLİGO
    Halk arasında ala, baras, ebreş ve albino denilen cilt hastalığıdır. Vitiligo herhangi bir yaşta ortaya çıkabilen, değişik büyüklükte ve sayıda, iyi sınırlı, sütbeyazı veya tebeşir beyazı rengindedir. Değişik büyüklükte yamalar şeklindedir. Genellikle sonradan ortaya çıkmakla birlikte kongenital(doğumsal) olarak ta oluşabilmektedir. Fiziksel görünümde kozmetik bozukluk oluşturması nedeniyle toplum içinde sosyal ilişkilerde bozukluklara ve emosyonal olarak kötü yönde etkilenmelere sebep olur. Kişinin özgüveninde azalma, sosyal anksiyete ve depresyona yol açabilir.

    Tarihçe
    Vitiligo göze batan görünümünden dolayı binlerce yıldır bilinen bir hastalıktır. Antik çağlardan beri bilinmekte olan vitiligo hakkındaki en eski belgelere Mısırda Ebers Papirüslerinde rastlanmıştır. Tarih boyunca Shwetakustha, Suitra, Kilas, Baras gibi isimler almıştır. Latince’de leke yada hata manasına gelen “vitium” veya MS 2.yüzyılda Romalı fizikçi Celcus’un kullandığı “dana” manasına gelen “vitelius” kelimelerinden türediğine inanılmaktadır. Vitiligodaki beyaz benekli alanlar benekli danalardaki beyaz yamalara benzetilmiştir

    YAYGINLIĞI
    Vitiligo, tüm dünyada ırk, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmadan %0.14-8.8 görülse de bu hastalığa yakalanma oranı ülkemizde 0.15-0.32 dir. Vitiligo herhangi bir yaşta görülebilir. Hastalığın başlangıcı doğumla 81 yaş arasında herhangi bir yaşta olabilir. Doğumsal vitiligo çok nadirdir. Vakaların %502si 10 ile 30 yaşlar arasındadır.

    VİTİLİGO OLUŞUMU
    Vitiligo kompleks bir oluşum mekanizmasına sahip çok faktörlü poligenik bir hastalıktır. cildimize renk veren hücrelerin (epidermal melanositler) kaybını açıklamaya yönelik teoriler geliştirilmekle birlikte halen asıl sebep bilinmemektedir. Otoimmun,sititoksik,biyokimyasal,oksidan-antioksidan,nöral ve viral nedenler üzerinde durulmaktadır. Bugün için üzerinde en fazla durulan otoimmun hipotezdir. Yani bünyenin kendi melanositlerini yok etmesidir.

    KLİNİK ÖZELLİKLER
    Klinik olarak normal deri ile çevrili beyaz yamalar en sık görülen formudur. Farklı şekillerde, iyi sınırlı,değişen çaplarda, yuvarlak, oval veya çizgi şeklinde olabilir. Renk genellikle homoşen ve süt beyazıdır. Vitiligolu alanlar üzerindeki kıllarda genellikle beyazlaşır(lökotrişi), hatta bazen deri normal iken bile sadece kıllar beyazlaşabilir. Vitiligo tüm vücutta görülebilmektedir. Ancak en fazla görüldüğü bölgeler yüz, kola altı, el sırtları ve kasık bölgesidir. Çoğuzaman ilk başlangıç yeri ağız çevresidir.
    Vitiligo tutulumunun yaygınlığına ve lezyonların dağılımına göre lokalize, generalize, üniversal ve karma vitiligo olarak sınıflandırılır

    VİTİLİGO TEDAVİSİ
    Vitiligonun tedavisi zor ve vakit alıcı olmakla birlikte mümkündür. Hatta kendiliğinden iyileşme dediğimiz spontan remisyon dahi görülebilir. Ancak bu oran %15 ila %25’i geçmemektedir. Ancak tedaviye dirençli vakalar da olduğunu belirtmeliyiz.
    Tedaviyi genel anlamda 3 ana katogoriye ayırabiliriz.

    A) Desdekletici tedaviler;
    .Genel sağlık ve beslenme durumunun düzeltilmesi
    .Altta yatan şüpheli faktör faktörlerin ortadan kaldırılması, eğer varsa eşlik eden infeksiyonun ortadan kaldırılması , şeker ve tiroid hastalıkları gibi diğer otoimmun rahatsızlıkların kontrolü
    .Güneşten koruyucular, güneş yanıkları vitiligoyu tetikleyebildiğinden dolayı yanık gelişmemesi için kullanılmalıdır. Ayrıca normal deri bölgeleri güneşle birlikte koyulaşacağı için hastalıklı bölgeler daha göze çarpıcı hale gelecektir. Burada paradoks gibi gözüken bir husus ta güneş ışınlarının veya yapay güneş ışığı diyebileceğimiz PUVA cihazlarıyla oluşturulan ışığın aynı zamanda tedavi amaçlı kullanılıyor olmasıdır. Ancak tedavi amaçlı güneş ışığı kontrollü ve belirli sürelerle verilmektedir.
    .Kozmetik kamuflaj; Özellikle ufak bölgeleri tutan fokal vitiligolu kişilere suya ve yıkamaya dirençli 1-2 hafta kadar süresi olan kapatıcılar kullanılabilir.
    .Antioksidanlar;Vitiligoda serbest radikaller artmakta antioksidanlar azalmaktadır. Bu nedenle bazı vakalarda antioksidan, vitamin ve mineral destek amaçlı B12, Folik Asit, Çinko, Manganez, Nikel, Kobalt, Kalsiyum, Askorbik Asit(C Vitamini) ve alfatekoferolün (E Vitamini) kullanımı tedaviye cevap oranını arttırabilmektedir.

    B) Spesifik Tedaviler;
    a.)Topikal tedaviler(sürme ilaç); Vitiligo tedavisinde özellikle ufak bölgeler tutulmuş ise öncelikli olarak sürme ilaçlar ile tdaviye baaşlanmalıdır. Bu amaçla topikal steroidler, kalsipotriol(D3 vitamini), takrolimus, pimekrolimus gibi değişik preperatlar kullanılır.
    b.)PUVA Tedavisi, Psoralen denen güneşe duyarlandırıcı özelliği olan ilaçların ağızdan alınması veya cilde sürülmesi sonrasında ultraviyole ışınlarının uygulanmasıdır. Tüm vücuda uygulanabildiği gibi sadece el ve/veya ayağa uygulanabilen PUVA cihazları ile uygulanabilmektedir. Ayrıca ufak bölgelere kullanılabilen mikrofototerapi denilen parçacıklı ultraviyole üreten cihazlarla da tedavi yapılabilmektedir. Güneşe duyarlandırıcı psoralen sürümü sonrası PUVA cihazı yerine doğal güneş ışığına belirli sürelerde maruz kalınarak ta bu tedavi uygulanabilmektedir.
    c.)Sistemik Tedaviler;
    .sistemik kortizonlar: Yan etkilerinin fazla olması etkinliğinin ise düşük olması sebebiyle günümüzde fazla kullanılmamaktadır.
    .immünmodülatörler: Levamizol, vitaminler, eser elementler ve immünsüpressif olarak siklofosfamid,azatiyoprin, siklosporin hastalık aktivitesini baskılayıp iyileşme sağlayabilmektedir.
    d.)Cerrahi tedaviler;
    .Otolog minigreft, otolog epidermal greftleme, hücresel greftler, punch greftleme gibi teknikler son yıllarda yeni vitiligo lezyonu gelişmeyen hastalarda uygulanabilir.
    e.)Lazer Tedavileri;
    Excimer ve Helium-Neon Lazer ile zaman zaman başarılı neticeler alınabilmektedir.

    C) İRREVERSİBLE DEPİGMENTASYON;
    Vücudun %50’sinden fazla vitiligo tutulumunda ve tedaviye direnç olduğunda kozmetik iyilik sağlamak için kullanılabilir. Bu tedavide hastalıklı bölgelerin renklendirilmesinin tam zıddı olarak sağlam cilt bölgelerindeki rengin beyazlatılması amaçlanmaktadır.
    Görüldüğü gibi vitiligo tedavisi meşatgatli ve vakit alıcı bir süreçtir. Herzamanda yüzgüldürücü neticeler alınmayabilmektedir. Buna rağmen vitiligo hastalığının zaralı olmaması, başka bir hastalığa çevirmemesi ve bulaşıcı olmaması sadece kozmetik bir sorun olarak karşımıza çıkması sevindirici yönüdür.

  • GEBELİKTE ZAMANLAMA

    GEBELİKTE ZAMANLAMA

    1-Gebeliğe karar veren kadın ne yapmalıdır?
    Günümüzde kadınların eğitim ve kariyerle ilgili hedef ve beklentileri oldukça ilerlediği için evlilik yaşı artmakta ve planlanan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu nedenle çocukla ilgili planlamaları doğru zamanda yapmak çok önemlidir. Gebelik planlayan kadın gebe kalmadan önce mutlaka jinekolojik muayeneden geçmeli, meme muayenesi ve smear testi yapılmalı ve gebelikten 2-3 ay önce folik asit kullanmaya başlamalıdır. Jinekolojik muayene ile gebeliği engelleyebilecek veya gebelik sırasında ciddi sorunlara yol açabilecek myom, polip, kist gibi problemlerin varlığı açığa çıkartılır. Gerekirse bu problemlerin tedavisi yoluna gidilir. Meme muayenesi önemlidir. Çünkü gerek gebeliğin ileri aylarında, gerekse emzirme döneminde göğüslerdeki değişikliklerden dolayı memede ortaya çıkacak kitleleri doğru değerlendirmek pek kolay değildir. Smear testi ile rahim ağzında hücresel değişiklik veya kanser öncüsü değişiklerin tespiti ve uygun tedavisi mümkündür. Oysa gebelik sırasında tespit edilecek bu tür problemlerin tedavisi, gebelikte bazı ciddi sorunlara yol açabilir. Gebelikten 2-3 ay önce kullanılmaya başlanan folik asit, bebekte oluşabilecek beyin-omurilik sistemi anomalilerinin önemli ölçüde azalmasını sağlayacaktır. Jinekolojik muayene sırasına kadının önceden bilinen hastalıkları varsa, bunlar da değerlendirilmeli ve gerekirse ilgili uzmanlık dallarından değerlendirme istenmelidir. Gebelik öncesinde kadının fazla kilolarından kurtulması da çok önemlidir. Böylece kadın, gebeliğin vücudunda oluşturabileceği olumsuz fiziksel etkilerden korunabilir.

    2- Doğru zamanlama ve en uygun yaş nedir?
    Her şeyden önce kadının kendisini gebeliğe ve anneliğe hazır hissetmesi gereklidir. 20-35 yaş aralığını en uygun doğurganlık yaşı olarak söyleyebiliriz.

    3- Erken ve ileri yaş gebeliklerle ilgili problemleri değerlendirirecek olursak ..
    Hem erken yaş (19 yaş altı) hem de ileri yaş (35 üzeri) gebelikleri çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir.
    Adölesan dediğimiz erken yaş (19 yaş altı) gebeliklerinin çoğunluğu plansız gebeliklerdir. Plansız olduğu için bu gebeliklerin önemli bir kısmı düşükle sonuçlandırılır. Bu dönem gebeliklerinde hem anne hem bebek açısından bazı riskler söz konusudur. Gebelikte ortaya çıkan tansiyon yüksekliği (gebelik zehirlenmesi) ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle anne ve bebek ölümleri artmıştır. Bebeklerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek ihtimali de artmıştır. Bu yaş grubu doğumlarda, hem anne hem de bebek ölüm oranları da daha fazladır.
    İleri anne yaşı dediğimiz 35 yaş üzeri gebelikler de riskli gruba girmektedir. Bu gruptaki gebeliklerde de düşük riski artmıştır. Anne yaşına bağlı olarak bebekte gelişebilecek anomali oranları artmıştır. Bunların başında Down sendromu dediğimiz Mongol bebek olguları gelmektedir. 30 yaşın altındaki kadınlarda Mongol bebek doğurma ihtimali 1/1000 iken, 35 yaşında bu oran 1/400, 40 yaşlarında ise 1/100 kadardır. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı hastalıklar (gebelik zehirlenmesi), gebelikteki şeker hastalıkları, erken doğum oranları artmıştır. Doğumda sezaryen oranları, anne ve bebek ölüm oranları yüksektir. Tabii ki kadının evlilik yaşı veya eğitim veya kariyer nedenleriyle gecikmiş bir gebelik planlaması yapılabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirilebilir. Burada önemli olan, gelişebilecek riskleri ortaya çıkaracak uygun bir gebelik takip programını uygulamaktır.

    4- Gebe kalmak için yaz mı, kış mı, bahar mı? Hangi mevsim?
    Gebelikte kadın vücudundaki metabolik faaliyetler, kalbin iş yükü ve nabız sayısı artar. Hormonal değişikliklerden dolayı vücut ısısı bir miktar artar. Bu kaçınılmaz değişiklikler gebeliğin ikinci yarısında daha belirgindir. Dolayısıyla yaz aylarında gebeliğin ileri dönemlerini yaşamak kadın için biraz daha sıkıntılı olacaktır. Zaten artmış hava sıcaklıkları, kadının vücut ısısının artması nedeniyle daha fazla hissedilecektir. Varisi olan kadınlarda önerdiğimiz varis çoraplarının yaz aylarında kullanımı pek mümkün olmamaktadır. Sonbahar ve kış aylarında başlayan gebeliklerin son ayları yaz mevsimine denk gelmektedir. Oysa ilkbahar ve yaz aylarında başlayan gebeliklerin ileri ayları sonbahar ve kış aylarında olmaktadır. Gebelik planlanırken bunlara dikkat edilebilir.

    5- Hangi saat? Saatin önemi var mı?
    Gebeliğin oluş saatinin gebeliğin sağlığı üzerine bilinen bir etkisi yoktur. 

    6- Sağlıklı hamilelik için kadınla erkek arasında yaş farkı ne olmalıdır?
    Böyle bir yaş farkı tanımlaması yapılamaz. Fakat kadınlarda 19-35 yaş aralığı dışındaki gebelikler riskli gruba girmektedir. Erkeklerde 40 yaşlarından itibaren üreme kapasitesi çok hafifte olsa azalmaya başlar ve 70’li yaşlara kadar devam eder. İleri erkek yaşı da, gebelik üzerine azda olsa olumsuz etkiler yapar.

  • MENOPOZ…

    MENOPOZ…

    MENOPOZ HASTALIK DEĞİL.. KADINLIĞIN DOĞAL HALİDİR.. MENOPOZ KABUS DEĞİLDİR.. HER KADININ MENOPOZU FARKLIDIR… HER KADIN MENOPOZU FARKLI YAŞAR…

    Kadın için hayatın doğal bir dönemi olan menopoz, artık korkulu bir rüya olmaktan çıktı. Her kadın menopoz dönemini farklı yaşayabilir. Ancak tüm kadınlar için ortak doğru, bu dönemin sağlıklı bir yaşama başlangıç için önemli bir fırsat yaratmasıdır.

    Menopoz artık bir hastalık olarak değil, kadın hayatının doğal, kaçınılmaz bir dönemi olarak kabul ediliyor. Bu dönemde önemli olan, kadınların vücutlarında olan değişikleri bilmeleri ve daha sağlıklı bir yaşama kendilerini hazırlamaları. Menopozu korkulu bir rüya gibi görmekten vazgeçip, ‘kadınlığın sonu’ algısını beyninizden silerek, çok daha sağlıklı, çok daha mutlu ve huzurlu bir döneme başlangıç yapmak için bu dönemi bir fırsata çevirebilirsiniz. 

    BİLGİLENİN VE KABULLENİN
    *Adet gören bir kadının, başka nedenlere bağlı olmaksızın en az 12 ay süreyle adet görmemesi ‘menopoz’ alarak adlandırılır. Menopozda yumurtalık fonksiyonlarının azalması, östrojen ve diğer hormonların kan seviyelerinin düşmesi ve doğurganlığın kalıcı bir şekilde kaybı söz konusu olur.
    *Menopoza geçiş yıllarında kadının doğal adetleri 7 günden daha fazla uzamaya başlar. Kadın vücudunda bazı değişiklikler olur. Her kadın menopozu farklı şekilde yaşar. Bazılarında çok az veya hiç yakınma yokken, diğerleri çok yoğun psikolojik ve fiziksel yakınmalara sahip olabilir. Burada kadının menopoz hakkındaki bilgileri, menopozu kabullenişi, kültürel ve genetik etkiler önemli rol oynar. 

    GEÇİŞ YILLARINDA HAMİLELİK
    *Perimenopoz adı verilen dönem, menopoza geçiş yıllarıdır. Son adet kanamasından yaklaşık 6 yıl kadar önceki bir dönemi kapsar. Kadın vücudunda menopozla ilgili değişikliklerin başladığı yıllardır. Düzensiz adet kanamaları, ateş basması, vajinal kuruluk ve duygusal değişiklikler perimenopoz döneminin yaygın şikayetleridir. Kadın perimenopoz döneminde düşük şansla da olsa hamile kalabilir. Bu nedenle hamilelik istenmiyorsa bu dönemde doğum kontrolü uygulamalarını terk etmemek gerekir.

    DOĞAL YAŞ TÜRKİYE’DE 47-50
    Herhangi bir hastalık veya tıbbi uygulamaya bağlı olmaksızın, adetlerin kendiliğinden kesilmesine doğal menopoz denir. Doğal menopoz yaş aralığı 42-58’dir. Batı toplumlarında ortalama menopoz yaşı 51’dir. Bizim ülkemizde bu konuda çok kesin veriler olmamakla birlikte 47-50 yaş aralığında olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların yüzde 10 kadarı 40 yaş, yüzde 0.1 kadarı da 30 yaş altında menopoza girer. Doğal menopoz yaşını genetik ve sigara içilmesi belirler. Sigara içen kadınlar ortalama olarak 1.5-2 yıl daha erken menopoza girdiği bilinmektedir… Sigara içiyorsanız, bırakarak sağlıklı yaşama ilk adımı atın…

    BEKLENMEYEN MENOPOZ
    *Menopoz bazen, çeşitli tedaviler veya ameliyatlar sonucunda da oluşabilir. Kanser kemoterapileri (ilaç tedavisi) veya alt karın bölgesine ışın tedavileri yumurtalıklarda önemli oranda hasara yol açar. Bu tedaviler sonrası menopoz görülebilir. Ayrıca tıbbi zorunluluklar nedeniyle iki yumurtalığın ameliyatla çıkartılması da menopozla sonuçlanır. Burada yakınmalar doğal menopozdan çok daha ağırdır. Çünkü kan hormon seviyeleri aniden düşmüştür. Bu kadınlarda menopozal yakınmaların tedavi ihtiyacı doğal menopoz yaşayan kadınlara göre çok daha fazladır. İlerleyen dönemde ortaya çıkacak vajinal kuruluk ve kemik erimesi gibi sağlık sorunları açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini bilin…

    40 YAŞ ÖNCESİ ERKEN
    İster doğal veya yapay olarak oluşmuş olsun, bir kadının 40 yaşında önce menopoza girmesine erken menopoz denir. Erken menopozu genetik faktörler veya tıbbi tedaviler etkileyebilir. Burada yumurtalık fonksiyonlarının çok erken kesilmesi söz konusu olduğundan, kadın östrojen hormonunun vücuttaki koruyucu etkilerinden (kalp hastalıkları ve kemik erimesi) uzun yıllar mahrum kalacaktır. Ayrıca aniden ve beklenmedik bir zamanda gelişen adetten kesilme, doğurganlığın kaybı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda çok ciddi psikolojik travma oluşabilir. Doğurganlıkla kadınlığı ve cinselliği eş tutan anlayışa sahip bir kadın için bu dönem bir yıkım olabilir. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçin…

    STRES SÜRECİ HIZLANDIRIR
    *Bazen erken yumurtalık yetmezliği (prematür ovariyan yetmezlik) denilen tablo aşırı stres, aşırı egzersiz, aşırı zayıflama veya çeşitli ilaçlara bağlı olarak gelişebilir. Söz konusu etkilerin kalkması ile adetler tekrar başlayabilir. Geçici menopoz dediğimiz bu tabloda yumurtalıklar tekrar normal fonksiyonlarına döner ve kadın doğal menopoz yaşına kadar adetlerini görmeye devam edebilir.

    RİSKLER KORKUTMASIN
    *Her kadın menopozu farklı yaşar, fakat hepsi için ortak doğru; menopoz döneminin kadın sağlığını gözden geçirmek ve sonraki yaşamını düzenlemek için eşsiz bir fırsat yarattığıdır. Siz de bu fırsatı değerlendirin…
    *Menopozun kadın yaşamına getirdiği değişikleri anlatırken öncelikle risklerden bahsedelim. Eğer kadının menopozla ilgili bilgileri yetersizse ve adetten kesilmenin kadınlığında ve cinsel hayatında önemli eksiklikler doğuracağını düşünüyorsa, menopozal yakınmaları çok daha yoğun olarak yaşayacaktır. Bu algılama kadının cinsel hayatını olumsuz etkileyecek, depresif bir duygusal durum oluşturacaktır. 
    *Östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak da özellikle vajinada kuruluk oluşacak, kemik erimesi süreci de hızlanacaktır. Kadın, östrojeninin kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkilerinden mahrum kalacaktır. Bu dönemde yaşanabilecek değişiklikleri bilin ancak bunlardan korkmayın…

    BU DÖNEMİ FIRSATA ÇEVİRİN
    *Saydığımız tüm olumsuzluklara karşın, menopoz dönemini kadın hayatı için bir fırsata çevirmek mümkün. Genellikle o zamana kadar ailesiyle, çocuklarıyla ilgilenen kadınlar, kendi vücudunu tanıması, sağlığına özen göstermesi, yıllık tarama kontrollerini yaptırması ile birçok hastalıktan korunabilir ve kalan yaşamını daha mutlu ve keyifli geçirebilir.
    *Bu nedenle öncelikle, menopoz döneminin kadınlar tarafından ‘kadınlığın sona ermesi’ algısının değiştirilmesi gerekmektedir. Yeterli tıbbi bakımı alan kadınlar, menopoz sonrası uzun yıllar tatminkar bir cinsel hayat sürebilir. Bunun için öncelikle vajinada gelişecek olan atrofinin engellenmesi gerekmektedir. 
    *Yıllık smear ve mamografi kontrollerini yaptıran kadınlar, rahim ağzı ve meme kanserinin çok erken yakalanması ile kolaylıkla tedavi edilebilir. Yıllık kontrollerdeki kan tahlilleri ile şeker, guatr gibi hastalıklara erkenden teşhis konulabilir. 
    *Sürekli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla irtibatı olan kadın, normal dışı kanamaları hekimine bildirir. Bu sayede olası bir rahim kanseri çok erken teşhis edebilir ve tedavisi de başarıyla gerçekleşir.

    MENOPOZ SONRASI DÖNEM
    *Kadının gördüğü son adetten itibaren yaşadığı döneme postmenopoz yani menopoz sonrası dönem denir. Tıbbi olarak bu dönem iki alt döneme ayrılabilir. Son adet tarihinden itibaren ilk 5 yıla erken menopoz sonrası dönem, 5 yıldan ölünceye kadar geçen süreye de geç menopoz sonrası dönem denir.

    BİR KADININ MENOPOZA GİRDİĞİ NASIL BELİRLENİR?

    MENOPOZA GİRDİĞİNİZ NASIL ANLAŞILIYOR?
    *Kırklı yaşlarındaki kadınlardaki ilk belirtiler adetlerdeki düzensizlikler ve ateş basmalarıdır. Kadının 12 ay adet görmemesi menopoz teşhisini koydurur. Burada kandaki bazı hormonlar da bize yardım eder. 
    *Kan FSH seviyeleri sürekli olarak 30 mIU/mL değerlerinin üzerinde seyrediyorsa bu kadının menopoza girdiğini söyleyebiliriz. 
    *Perimenopoz döneminde FSH seviyeleri dalgalı bir seyir izler. Bu dönemde bir kez FSH yükselmesi, yanlışlıkla menopoz olarak değerlendirilmemelidir.

    ENGELLEMEK MÜMKÜN DEĞİL SİGARAYI BIRAKARAK GECİKTİRİN
    *Menopoz yumurtalıklardaki hormon üreten ve adet döngüsünü sağlayan hücre yapılarının tükenmesi sonucu oluşur. Dolayısıyla bu hücre yapılarının tükenmesini engellemek mümkün değildir. 
    *Fakat menopoz yaşını etkileyebileceğimiz bilinen en önemli faktör sigara içimidir. Sigara içenlerde menopoz ortalama 1.5-2 yıl öne gelir. Sigara içmeyen kadınlardaki menopoz yaşı 1.5-2 yıl kadar uzayacaktır. 
    *Bunun dışında menopoza geçiş yıllarındaki adet düzensizlikleri ve ateş basmaları nedeniyle verilen hormon tedavileri sonucu kadın düzenli adet görmeye devam etmektedir. Fakat bu menopozun engellendiği anlamına gelmez. Çünkü verilen hormon ilaçları kesilip, kandaki FSH değeri bakıldığında menopoz eğerlerinin üzerinde olduğu görülecektir. 
    *Menopoza geçiş dönemindeki hormon tedavileri sayesinde kadınlar, yaşamın bu önemli dönemini daha rahat geçiririr, kalp hastalıkları, kemik erimesi, cinsel ilişkide ağrıya yol açan vaginal kuruluktan korunmuş olur.
    *Menopoza geçiş döneminde verilen ilaçlarla adet görülmesi kadının doğal menopoz yaşını uzatmaz. Ancak bu dönemde kadında ortaya çıkan ateş basmaları, vajinal kuruluğu tedavi edecek, kemik erimesi, kalp hastalıkları, kolon kanseri risklerini de azaltacaktır.

    EN YAYGIN ŞİKAYET ATEŞ BASMALARI
    *Menopozal dönemdeki yakınmaları ateş basmaları, uyku bozuklukları, başağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları şeklinde sınıflandırabiliriz. Bu yakınmalar için hemen psikiyatriste başvurulmasına gerek yoktur.
    *Ateş basmaları, menopozda ateş basması en yaygın şikayettir. Beyindeki ısı düzenleme merkezlerinin hormonal değişikliklerle etkileşmesi nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Fakat ateş basmalarının sadece menopoza bağlı olmayacağı bilinmelidir. 
    *Tiroid, enfeksiyon, kanser gibi hastalıklar ve tamoksifen (meme kanserinde kullanır) ve raloksifen (kemik erimesinde kullanılır) gibi ilaçlar da ateş basması yakınmalarına yol açabilir. 
    *Ateş basmalarının şiddeti kadından kadına değişir. Bazılarında belli belirsiz yakınma şeklinde seyrederken, bazılarında da kadının sosyal hayatını ileri derecede sıkıntıya sokabilir. Genellikle 3-5 yıl kadar sürer. Ateş basmalarının şiddeti zamanla azalır. Yakınmaların şiddetli olduğu kişilerde tedavi seçenekleri vardır.

    YAŞAM TARZINIZI DEĞİŞTİN, SPOR YAPIN
    *Menopoz döneminde yaşanacak sıkıntılarla baş edebilmek için, yaşam tarzınızda değişiklikler yapın.
    *Öncelikle sıcak ortamlardan kaçınma, saç kurutma makinesi kullanmama, sıcak içecekler, alkol, kafein ve sigaradan uzak durma gibi önlemler uygulayın.
    *Düzenli spor stresi azaltır ve rahat uyumayı sağlar. Çalışma ortamı ve yatak odalarının serin olmasını sağlayın.
    *Bazı bitkisel kökenli zayıf estrojenik ilaçlar (soyadan elde edilen fitoöstrojenler) ateş basmalarını yüzde 30 oranına azaltabilir. 
    * Şiddetli yakınmaları olan kadınlara hormon tedavileri, antidepresan ilaçlar ve bazı tansiyon ilaçları verilebilir. 

    EN AZ 6 SAAT UYUYUN VE GÜNE AYNI SAATTE BAŞLAYIN
    *Bazı kadınlarda özellikle gece gelen ateş basmaları sırasında uyku bozuklukları görülebilir. Bu yaşlardaki bir erişkin ortalama 6-9 saat kadar uyuması gereklidir.
    *Uyku bozukluklarında ilk olarak basit önlemler alınmalıdır. Bunlar ağır akşam yemeklerinden kaçınmak, ışık ve gürültüyü azaltmak, yatak odasının ısısını düşürmek şeklindeki yaklaşımlardır. Alkol, kahve ve sigara tüketiminin azaltılması uyku kalitesini artıracaktır. 
    *Yatak odası sadece uyku ve cinsel aktiviteler için kullanılmalıdır. Diğer aktiviteler evin başka alanlarında gerçekleştirilmelidir. Hafta sonları dahil sabah uyanma saatleri, gece yatış saatine bakılmaksızın düzenli olmalıdır. 
    *Bütün bu önlemlere rağmen uyku bozuklukları düzelmiyorsa, tiroid hastalıkları, alerji, kansızlık, huzursuz bacak sendromu, depresyon ve uyku apnesi gibi nedenler araştırılmalı. Uykusuzluğunuzun nedeni depresyon ise, psikiyatriste başvurun.

    HORMONAL DEĞİŞİM BAŞ AĞRISI YAPABİLİR
    *Menopoz döneminde baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları gibi santral sinir sistemi bozuklukları sık görülebilir.
    *Baş ağrısı çeşitli nedenlerle oluşabilir. Enfeksiyon, diş problemleri, stres, alerji, duygusal değişiklikler, çevre değişiklikleri bunlardan bazılarıdır. 
    *Hormonal değişiklikler de baş ağrısına neden olabilir. Adet dönemlerinde ve doğum kontrol hapı kullanırken baş ağrısı yakınması olan kadınlarda menopoz döneminde de bunun görülme olasılığı fazladır. 
    *Hormonlarla ilişkili olan baş ağrıları adetlerin tamamen kesilmesi ile geçer. Yeni başlamış ve şiddetli baş ağrısı varsa, giderek şiddetleniyorsa, her zamankinden daha fazla şiddette ise, uykudan uyandırıyorsa, ateşle birlikte seyrediyorsa tıbbi yardım alın. Hormon tedavisi sırasında migren ortaya çıkıyorsa, hormon kesilmelidir.
    *Hafıza ve diğer mental kapasiteler yaşla birlikte azalır. Menopozal yakınmalarla birlikte bu süreç hızlanabilir. Hormon tedavilerinin bu süreçte olumlu etkileri olduğu genellikle kabul edilir. Özellikle cerrahi menopoz dediğimiz ameliyatla menopoza sokulan kadınlarda, östrojenin beyin kapasitesi üzerine etkisi daha belirgindir.
    *Duygusal değişimler, depresyon ve sıkıntı hissine menopozal dönemde sık rastlanır. Kadında önceden adet öncesi gerginlik sendromu varsa, menopozal geçiş dönemi uzun sürüyorsa veya ateş basması gibi semptomlar çok şiddetli ise depresif yakınmaların görülme riski artar. Hormon tedavileri ile düzelmeyen depresif yakınmalar için psikiyatriste başvurun.

    İLAÇLAR GECİKTİRMEZ AMA RİSKLERİ AZALTIR
    Son yıllarda menopoza kullanılabilecek ilaç çeşitliliği artmıştır. Bunları gruplara ayırarak inceleyebiliriz:
    *Ağız yoluyla verilen östrojen hapları: Çeşitli dozlarda ağız yoluyla kullanılabilecek saf östrojen içeren haplar vardır ( Premarin tab, Estrofem tab. vb.) Burada mümkün olan en düşük estrojen dozu ile tedavi planlanmalıdır. Eğer kadının rahmi alınmış ise (cerrahi menopoz) saf östrojen hapları tek başına kullanılmalıdır. Yok eğer rahim alınmamışsa, o zaman östrojeninin rahim üzerindeki yan etkilerini azaltmak için her ay 12 gün progesteron içeren haplar ilave edilmelidir.
    *Deri yoluyla verilen östrojen preparatları: Ağız yoluyla ortaya çıkabilecek genel yan etkileri azaltır. Haftada bir-iki kez uyluk ya da bel bölgesine yapıştırılan flasterler (Estroderm, Climara vb.) kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Ayrıca deri yoluyla emilen kremler şeklinde de (EstroGel ) uygulanabilir. Bu kremlerin her gün uygulanması gerekmektedir. Kadının rahmi alınmamışsa, tedaviye her ay 12 gün progesteron hormonu ilave edilmelidir.
    *Vajinal yoldan uygulanan östrojen ilaçları: Vaginal krem (Ovestin, Premarin vag. Krem) hergün vajinaya uygulanır. Daha çok vajinal atrofi (kuruluk) için kullanılmaktadır. Tedavide belirli bir etkinlik kazanılınca haftada 1 kez uygulanması yeterli olacaktır. Vaginal halkaların (Estring, Femring vag. halka) etkinliği 90 gün kadardır. Hergün belirli miktarda östrojen hormonunu vaginaya salgılar. Kullanım kolaylığı vardır. Vajinal tabletler (Vagifem vag. tab) de her gün bir kez uygulanır. Aylık iğne şeklindeki östrojen preparatları ülkemizde yoktur.
    *Östrojen ve progesteron içeren kombine hormon ilaçları: Özellikle doğal menopoza giren, rahmi alınmamış kadınlarda tercih edilen ilaçlardır. Ağız yoluyla alınan Trisequens, Activelle, Anjeliq bu ilaçlara örnektir. Trisequens menopozal geçiş döneminde kullanılırken, diğerleri postmenopoz döneminde tercih edilir. Activelle ve Anjeliq düşük hormon değerleri olan ilaçlardır. Yapıştırma flaster şeklindeki kombine ilaçlara Estracombi ve Climara Pro bantları örnek olarak verilebilir. Estracombi fasterleri haftada 2 kez, Climara Pro ise 1 kez yapıştırılır.
    *Sadece Progesteron hormonu içeren ilaçlar: Östrojen verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda yalnızca progesteron içeren ilaçlar verilebilir. Ağız yoluyla kullanılan Provera tab, Progestan tab. bunlara örnektir. Hormonlu spiraller (Mirena ) de hergün az miktarda progesteron hormonu salgılarlar. Vajinal krem şeklinde (Crinone jel) olan ilaçar da vardır. Progesteronun bu yolla emilimi ağız yoluyla emiliminden çok daha fazladır.

    MENOPOZ TEDAVİSİ CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR
    30’lu yaşlarda başlayan cilt yaşlanması, menopoz döneminde daha da hızlanabilir. Ancak menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu yaşlanmayı engellediği gibi tersine de çevirebilir. Östrojenin olumlu etkisiyle, cildin görünüşü ve gerginliği düzelir.
    Menopoz döneminde kadınlarda cilt yaşlanmasının hızlandığı gözleniyor. Yaşa bağlı olarak artan kuruma ve kırışmanın bu dönemle artıyor. Çünkü östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor. Ancak menopoz tedavisinde kullanılan östrojen, bu süreci tersine çevirebiliyor. Doç.Dr. Alparslan Baksu, menopoz döneminde kadınlarla görülen hızlı yaşlanma, kemik erimesi, kalp krizi gibi riskleri ve tedavi sürecinde yaşanacak olumlu gelişmeleri paylaştı:

    CİLTTE YAŞLANMA 30’LARDA BAŞLIYOR
    *Menopozda yumurtalıkların östrojen hormon üretiminin azalması ile, vücutta yaşa bağlı olarak gelişen değişikler hızlanır. Bunların en belirgin olanları cilt ve bağ dokusundaki değişiklikler, iskelet sistemindeki değişiklikler, kalp ve damar sistemindeki değişikliklerdir.
    *Yaşın ilerlemesi ile birlikte cilt ve bağ dokusunda değişiklikler oluşur. Cildin yaşlanması 30’lu yaşlarda başlamaktadır. 30-70 yaşları arasında yavaş seyreden yaşlanma, 70 yaşlardan itibaren hızlanmaktadır. Bu süreçte bağ dokusunun esasını oluşturan kollajenin miktar ve yapısı değişir. Kollajenin azalması ve kabalaşması cildi inceltir, hiyalüronik asit miktarının azalması ise kurumasına ve kırışmasına neden olur. 

    ÖSTROJEN CİLDE YARIYOR
    *Östrojenler derideki kollajen sentezini arttırır. Ayrıca hiyalüronik asit sentezini hızlandırarak, derideki nemliliği ve canlılığı sağlar. Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, menopozdaki östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor.
    *Menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu olumsuz değişiklikleri önemli oranda engeller, hatta tersine çevirebilir. Östrojenin cilt üzerindeki etkilerini olumlu etkilerini söyleyecek olursak; dokuya sağlamlık ve esneklik veren kollajen miktar ve kalitesini arttırır, cildin kalınlığını ve damarlanmasını arttırır, cildin görünüş ve gerginliğinden sorumlu yapıları düzeltir.

    2 TÜRLÜ KEMİK ERİMESİ VAR
    *Menopoz döneminde iskelet sistemindeki değişiklikler de önemli. Kemik dokusunda yapım ve yıkım hayat boyu devam ediyor. İleri yaşlarda yıkım, yapımdan daha fazla olduğu için kemik erimesi görülüyor. 
    *Osteoporoz (kemik erimesi) iskelet sistemindeki kemik dokuda azalma ve buna bağlı olarak kemiklerde kırılma riskinin artması ile seyreden bir hastalıktır. Kadınlarda iki tip kemik erimesi (osteoporoz) vardır. 
    * Osteoporoz, menopoz sonrasında hızla artmaktadır. Tip I veya menopozal osteoporoz adetin kesilmesinden sonraki ilk 15-20 yıl içerisinde görülür. Östrojen eksikliği ile kemik yapımını sağlayan hücrelerin aktivitesi azalır, buna karşın yıkımı hızlandıran hücrelerin aktiviteleri artar. Oluşum itibarıyla kemik yapım-yıkım dengesinin yıkım lehine bozulduğu, artmış kemik yıkımı ile karakterizedir.
    *Menopozal dönemdeki kemik erimesinin hızlanması ile kadın vücudunun yapısı değişir, kemikler zayıflar ve boy kısalır. Tip II osteoporoz ise yaklaşık 35 yaşlarında başlar ve hayat boyu sürer.

    SAĞLIK TARAMALARINI ATLAMAYIN
    *Östrojen hormonu kemiklerde yapımı sağlayan hücreleri uyarır, yıkım yapan hücreleri baskılar. Menopozda östrojen hormonunun azalması ile kemiklerde yıkım süreci hızlanır ve kemik erimesi artar. Menopoz dönemi kadının sağlık taramalarını yaptırması gereken önemli bir dönemdir.

    KALP RİSKİ İKİ CİNSİYETTE DE AYNI
    *Kalp-damar hastalıkları kadınlarda daha az görülmesine karşın her iki cinste de en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. 50 yaşların altında, kalp-damar hastalıkları erkeklerde kadınlara göre daha sık görülürken, menopoz sonrası yıllarda (50 yaş sonrasında) her iki cinsiyette de aynı oranda görülüyor. Bunun nedeni ise kadındaki östrojenin bazı koruyucu etkilere sahip olması.
    *Östrojen, özellikle, kan yağları kadınlarda önemli etkiler oluşturuyor. Kadınlarda LDL-kolesterol (kötü kolesterol) menopoz öncesinde erkeklerden daha az oranlarda bulunmasına rağmen, menopoz sonrasında iki cins arasında fark kalmıyor.

    TEDAVİ KOLESTROLÜ OLUMLU ETKİLİYOR
    *İyi huylu kolesterolde (HDL kolesterol) ise durum tersine yaşanıyor. Menopoz öncesi kadınlarda, erkeklere göre daha fazla bulunmasına karşın, menopozdan sonra hafif derecede azalıyor. 
    *Menopoz sonrası verilen östrojen tedavileri ile total kolesterol ve zararlı kolesterol (LDL) azalıyor, buna karşın faydalı kolesterol (HDL) anlamlı olarak artıyor. Ayrıca östrojen hormonunun, damar içyapısının fonksiyonları üzerine de olumlu etkisi görülüyor. Menopozla birlikte östrojen hormonunun olumlu etkilerinden mahrum kalan kadınlarda kalp krizi riski artıyor.
    *Menopoz sonrası yıllarda meme, rahim, yumurtalık ve kolon kanseri artışı tamamen kadının yaşı ile ilgili. Östrojen hormonunun meme, rahim ve yumurtalık kanserleri üzerine herhangi bir koruyucu etkisi söz konusu değil. Fakat menopoz sonrası verilen östrojen tedavisinin kadınlarda kolon kanseri oluşumunu bir miktar azalttığı biliniyor.

    KARACİĞER RAHATSIZLIĞI OLMAYAN KOLESTROL İLACI KULLANABİLİR

    KOLESTROL İLACI KULLANMADAN KARACİĞERİNİZİ KONTROL ETTİRİN
    *Adet görülen yıllarda kadındaki östrojen hormonu, kan kolesterol düzeyleri üzerine olumlu katkı yapar. Kötü huylu kolesterolü (LDL) düşürür, iyi huylu kolesterolü (HDL) yükseltir. *Menopozla birlikte östrojenin bu olumlu etkisi ortadan kalkınca kadınlarda kötü huylu kolesterol (LDL) yükselir, iyi huylu kolesterol (HDL) azalır. Bunun sonucu olarak da 50’li yaşlara kadar erkeklere göre kalp damar hastalıkları oranı düşükken, menopoz sonrası bu oran eşitlenir. Tabii ki risk altındaki kadınlarda kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir. 
    *Bu ilaçların en önemli yan etkisi karaciğer üzerinde görülüyor. Menopoz döneminde kullanılan hormonlar da karaciğerde metabolize ediliyor. Dolayısıyla hem kolesterol ilaçları hem de hormon ilaçları kullanan kadınlarda karaciğer üzerindeki riskler artabilir. 
    *Bu nedenle bu hastalarda önceleri aylık olmak üzere sık sık karaciğer enzimlerini kontrol etmek gerekiyor. Bilinen bir karaciğer hastalığı olan hastalarda ise bu ilaçlar kesinlikle kullanılmamalı.
    *Hormon tedavisi kullanmayan ve bilinen bir karaciğer hastalığı olmayan menopozdaki kadınlarda ise kolesterol ilaçları rahatlıkla kullanılabilir. Bunun dışında menopoz döneminde kullanılması sakıncalı ilaç grubu yoktur.

    KADIN HASTALIKLARI UZMANLARI OSTEOPOROZ İLACI YAZABİLİR
    *Kemikte yapım ve yıkım olayları ömür boyu devam eden bir süreçtir. Ancak yıkım hızı, menopozla birlikte hızlanabilir. Bundaki en önemli faktör de östrojen hormonu eksikliğidir. Bu yıllarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvuran kadınlarda sağlık taraması amacıyla smear, mamografi, bazı kan tahlillerinin yanında kemik erimesi taraması da (osteodansimetri) isteniyor. Bu taramalarda kemik erimesi tespit edilirse, tiroid, paratiriod, kronik böbrek yetmezliği, uzun süreli kortikosteroidli ilaç kullanımı gibi nedenler araştırıldıktan sonra tedavi başlanabilir. 
    *Menopozal osteoporozda en etkili tedavi yöntemlerinden birisi östrojen verilmesidir. Günümüzde östrojen hormon tedavisinin bilinen en önemli faydaları menopozal ateş basmaları, vajinal kuruluk ve kemik erimesi üzerinedir. Çünkü östrojen hormonu kemikte yapımı arttırırken, yıkım hızını ise yavaşlatıyor. Dolayısıyla biz öncelikle östrojen kullanımının sakıncalı olmadığı hastalarda, bu tedaviyi tercih ediyoruz. Takipte bu tedavinin yeterli olmadığı kadınlarda diğer osteoporoz ilaçlarını da kullanıyoruz. Bu ilaçlar kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından da yazılabilir. Bunda herhangi bir sakınca yoktur. *Osteoporoz ilaçları uzun süreli kullanılır. Tabii ki uzun süreli kullanımda bazı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bilinen en belirgin yan etkileri mide-barsak sistemi üzerinedir. Ülser, gastrit gibi mide-barsak sistemi hastalığı olan kadınlarda bu ilaçların kullanılması sakıncalıdır.

    GEÇ MENOPOZ NEDİR?
    Kadınlarda ortalama doğal menopoz yaşı 48-52 aralığındadır. Geç menopoz yaşı olarak tanımlanmış kesin bir yaş dilimi yoktur. Fakat 54-55 yaşlarından sonra menopoza girilmesi geç menopoz olarak kabul edilebilir.

    MENOPOZDA İSTEK AZALSA DA SEKSE VEDA ETMEK GEREKMEZ
    Menopoz döneminde kadınların vücutlarında yaşadığı değişimler cinsel isteği azaltabiliyor. Ancak bu seks hayatının bitmesi anlamına gelmiyor. Menopozla ilgili doğru bilgilere sahip olan, yeterli tıbbi tedaviyi gören kadınlar, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebiliyor ve cinsel hayatını devam ettirebiliyor.

    Menopoz döneminde kadınların cinsel hayatını etkileyen bazı olumsuz faktörler ortaya çıkıyor. Bu dönemde kadının vücudunda önemli değişiklere bağlı olarak, cinsel hayatında da bazı değişiklikler meydana geliyor. Doç. Dr. Alparslan Baksu bu değişikliklerin nedenlerini sıralarken, bu sorunlarla nasıl baş edileceğini ve cinsel hayatın nasıl devam edeceğini anlattı:

    HORMONLAR DEĞİŞİYOR
    *Menopozla birlikte kadında yumurtalıklardan salgılanan östrojen, progesteron ve testosteron hormonları azalıyor. Östrojen hormonu libidoyu (cinsel istek) indirekt, testosteron hormonu ise direkt olarak etkiliyor. Dolayısıyla bu hormonların azalması kadında cinsel isteği azaltıyor.
    *Cinsel hayatı etkileyen bir diğer faktör de vulva ve vajinadaki değişikliklerdir. Menopozla birlikte bu bölgedeki doku elastikiyeti azalır, atrofi dediğimiz kuruluk başlar. Şayet tedavi edilmezse cinsel ilişkide zorluklar yaşanır, acıma ve ilişki sırasında kanamalar oluşabilir. 
    *Bu sebeplerle cinsel ilişkiden kaçınan kadınlarda bir süre sonra vajinanın boyutları değişir, kısalır ve daralır. Böylece cinsel ilişki iyice zorlaşır. Halbuki bu dönemde kadın yeterince tedavi edilir ve cinsel ilişki motivasyonunu kaybetmezse, uzun yıllar önemli bir sorun yaşamadan cinsel beraberliğini sürdürebilir.
    *Cinsel hayatı etkileyen başka vücut değişiklikleri de yaşanıyor. Kas ve bağ dokusunda, pelvis yapılarında zayıflama, memelerde boyut ve gerginliğin azalması, deride bağ dokusu değişikliklerine bağlı kuruma incelme, saçlarda seyrelme, bazı bölgelerde erkek tipi kıllanma bu değişikliklerin bazıları olarak sıralanabilir. Bu değişiklikler kadının kendisini cinsel olarak daha az arzulanır hissetmesine neden olur.

    TOPLUMDAKİ OLUMSUZ ALGI
    *Menopoz döneminde, vücuttaki ağırlık ve yağ dağılımındaki değişikliklerin etkisi de cinsel hayatı etkileyebiliyor. Menopoz sonrasında genellikle gözlenen kilo alma ve bel bölgesinde yağ depolanması kadının kendi cinselliğiyle ilgili algısını olumsuz etkileyebilir. 
    *Bir önemli faktör de, toplumdaki ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz algı olarak karşımıza çıkıyor. Bizim toplumumuzda genellikle ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz bir algılama vardır. Şayet kadın bu algılamadan etkileniyorsa, doğal olarak cinsel hayatında yaşadığı zorlukların da katkısıyla cinsel isteğinde azalma görülecektir. 
    *Kadınlarda bütün yaş grupları göz önüne alındığında yüzde 30-40 oranında görülen cinsel istek azlığı, menopoz sonrasında daha da artıyor. Fakat kadın menopozla ilgili doğru bilgilere sahipse, yeterli tıbbi tedavi görüyorsa, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebilir ve tatminkar bir cinsel hayatı devam edebilir.

    DUYGUSAL BAĞI KUVVETLİ OLAN ÇİFTLER DAHA AZ SORUN YAŞIYOR

    DUYGUSAL BAĞI OLAN YATAKTA SORUN YAŞAMAZ
    *Yaş ilerledikçe hem kadının hem de erkeğin cinsel hayatında bazı sorunlar yaşanacaktır.
    Bunları; “Cinsel istekte azalma, uyarılmada azalma, orgazmda azalma, cinsel ilişkideki zorluklar ve erkekteki sertleşme problemleri” olarak sıralayabiliriz.
    *Kadındaki sorunlar erkeğe göre daha belirgin oluyor. Çünkü kadın menopozda çok daha hızlı bir değişim yaşıyor. Bu dönemde tıbbi yardım alan kadınlar sorunlarla daha kolay baş edebilir. Özellikle kadının hormon tedavisi alması, bedeninde gelişecek değişiklikleri azaltacaktır. 
    *Vajinal kuruluğa bağlı ağrılı cinsel ilişki, uygun bir tedavi ile kolaylıkla önlenebilir. Çiftin arasındaki ilişki de bu sorunları aşmaya yardımcı olur. Birbirlerine karşı duygusal bağlarını koruyan çiftler, karşılaştıkları zorlukları aşmak için gerekli uyumu gösterebilir.
    *Eşinden anlayış gören kadın da, kendi cinselliğiyle ilgili olumsuz algılara kapılmaz ve cinsel hayatını bir kısır döngü şeklinde kısıtlamaz. Örneğin kadındaki uyarılma azlığı için ön sevişme dönemi uzatılabilir. Erkekteki sertleşme problemleri çeşitli orgazm yöntemleri ile giderilebilir. 
    *Bunun aksine, aralarında duygusal bağ olmayan çiftlerin, yaşadıkları bu sorunlar karşısında bocalama şansları yüksektir. Cinsel ilişkide acı ve yanma hisseden bir kadın, giderek ilişkiden kaçınmaya, ilişki süresini kısa tutmaya çalışabilir, bu da bir süre sonra erkekte cinsel problemlere neden olabilir. Birbirlerinin yaşadığı sorunlara empati yapamayan çiftlerde, cinsel sorunların çözümü zorlaşır.

    ERKEKLER ANDROPOZA DAHA HAFİF DAHA UZUN SÜREDE GEÇİYOR

    ANDROPOZ SÜRECİ MENOPOZDAN FARKLI
    *Menopoz, 5-6 yıllık bir geçiş döneminden sonra adetlerin kalıcı olarak kesilmesidir. Adetten kesilme de yumurtalıkların hormon üretiminin önemli oranda azalması ve doğurganlığın kaybedilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla kadında menopoz dönemiyle birlikte çok belirgin hormonal, fiziksel ve ruhsal değişiklikler görülüyor. 
    *Hormonal değişiklikler hemen her kadında aynı olmakla birlikte, fiziksel ve ruhsal değişiklikler farklılıklar gösteriyor. Birdenbire doğurganlığı kaybeden kadının, kendi cinselliğiyle ilgili algıları değişebiliyor. Buna bir de toplumdaki ileri yaşta cinselliğe olumsuz bakışı da ilave edersek ortaya olumsuz bir tablo çıkıyor.
    *Erkekler, andropoz olarak adlandırılan dönemi ise kadındakinden farklı yaşıyor. Erkeklerde, aniden hormon üretiminin ve üreme yeteneğinin kaybolması diye bir şey yoktur. Ortalama olarak 50 yaşlarına kadar erkeklerde hormon seviyeleri sabit bir şekilde seyreder. Bu yaşlardan itibaren yıllar içerinde, 75-80 yaşlarına kadar yavaş bir düşüş gösterir. 
    *Yani kadınlara göre aynı yaş grubu erkekler, daha hafif değişiklikleri uzun sürede yaşarlar. Bu nedenle erkeklerde, kadınların ani hormon azalmasına bağlı yaşadığı sorunlar gözlenmiyor. 
    *İlerleyen yaşla birlikte erkekte de cinsel istekte azalma, kıllanmada azalma, güçsüzlük, adale ve bağ dokusunda zayıflık, terleme, sinirlilik, sertleşme problemleri, konsantrasyon güçlüğü gibi sorunlar gözlenebilir. Bu durumlarda erkeklik hormon seviyeleri belirli düzeyin altında ise, o zaman ilave testosteron hormonu verilerek tedavi bu yakınmalar giderilebilir.

    ARTAN RİSKLER YÜZÜNDEN DEVLET 40 YAŞ ÜSTÜ TÜP BEBEK TEDAVİSİNİ KARŞILAMIYOR
    *Kısırlık ülkemizde hem sağlık sorunu, hem de sosyal bir sorun. Özellikle kırsal kesimde, çiftler evlendikleri andan itibaren yakın çevrelerinin çocuk baskısını hissetmeye başlıyor. Ortalama olarak çiftlerin yüzde 15 kadarı kısırlık problemiyle karşılaşır. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde en büyük bedeli de, maalesef kadınlar ödüyor. Genellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar, sırf bu nedenle evliliklerini kaybedebiliyor. 
    *Sosyal güvenlik kurumu, bu nedenle ülkemiz için önemli bir sağlık ve sosyal sorun olan kısırlığın tedavisindeki son aşama olan tüp bebek yönteminin tedavi masraflarını karşılıyor. Fakat burada çok kesin sınırlarla belirlenmiş kısıtlamalar konulmuş durumda. 
    *Bir tüp bebek uygulamasında başarı 20-30 yaşlarındaki kadınlarda yüzde 35-40 kadarken, 40 yaşlarında bu oran yüzde 10’lara kadar düşüyor. Ayrıca 40 yaş gebelikleri, hem anne hem de bebek için risk taşıyor. Annede hipertansiyon, gestasyonel diyabet gibi hastalıklar artarken, bebekte de kromozom anomalisi ihtimali artıyor. 
    *Hem başarı şansındaki azalma, hem de anne ve bebek açısından riskleri nedeniyle, elindeki kaynakları doğru kullanmak zorunda olan sosyal güvenlik sistemi 40 üzerindeki kadınlarda tüp bebek tedavilerini karşılamıyor.

  • HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı
    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve AşısıHPV enfeksiyonu viral bir hastalık olup görülme sıklığı artmaktadır. Sıklıkla cinsel aktivitenin en fazla olduğı 16-25 yaşlarında görülmekle birlikte her yaşta, hatta çocuklarda bile rastlanabilir. Cinsel alışkanlıklar, çok ve değişik eşlerle beraberlik en önemli risk faktörüdür.
    HPV Enfeksiyonundaki Artış Nedenleri:
    Cinsel alışkanlıklardaki değişmeler
    Ailesi yapısının bozulması
    Sigara kullanımındaki artış
    Genç yaşlarda doğum kontrol hapı kullanım sıklığının artması
    HPV Genotipleri ve Rahim Ağzı Kanseri İlişkisi:
    Düşük risk grubu: HPV 6,11,40, 42,43,45,54,61,70,72 ve 81
    Muhtemel yüksek risk grubu: HPV 26,53,66
    Yüksek risk grubu: HPV ,18,31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,68, 73 ve 82
    HPV Enfeksiyonunun Görülme Şekilleri:
    Klasik genital siğiller: En çok rastlanan şeklidir
    Yassı kondilom: Gözle görülmezler, kolposkopik muayene ile tespit edilir
    Kerotik papüller: Kuru cilt bölgelerinde, özellikle kasıklarda görülür
    Dev kondilomlar: Atipi (Kanser) olasılığı yüksektir
    HPV Enfeksiyonunun Geçiş Yolları:
    Cinsel yolla geçiş: En önemli geçiş şeklidir
    Genital HPV geçirenlerin eşlerinde %60-66 oranında genital HPV lezyonları görülür. Bu şekilde bulaşmada en önemli faktör cinsel eş sayısı ve enfeksiyonun alındığı yaştır.İlk cinsel ilişki yaşının erken olması enfeksiyonun alınmasında ve kanser gelişmesinde en önemli etkendir.Erkekte HPV testi zordur, genellikle bulgu vermez
    Ekstra genital geçiş: HPV 16 ve 35 tipleri tırnak aralarında yaşayabilmekte ve cinsel dışı geçişte rol oynamaktadır.Çevresel yüzeyler, kıyafetler, havlu, tuvalet, biopsi aletleri ve eldivenler bulaşmada rol oynayabilir
    Vertikal geçiş: Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş olup bu enfeksiyonu taşıyan kadınların bebeklerinde %4-87 oranında HPV DNA’sına rastlanmıştır.Bebeklerde ‘’Laringeal Papillomatozis’’ hastalığa sebep olduğu gösterilmiştir.
    Gebelik sırasında fetusa geçişi tartışmalıdır.
    HPV Enfeksiyonunda Tanı Yöntemleri:
    Servikal sitoloji (PAP smear): Genital siğil olanlarda mutlaka yapılmalıdır
    HPV DNA testi: Güvenirlilik (?) Pahalı ve zor bir yöntemdir.
    HPV Enfeksiyonunda Tedavi :
    Altta yatan vajinal enfeksiyonların tedavisi
    Diabet araştırılması
    Vulvanın kuru tutulması
    Modern tedavi seçenekleri
    HPV Enfeksiyonundan Korunma Yolları:
    Cinsel ilişki yaşının geciktirilmesi
    Cinsel eş sayısının az olması
    Kondom kullanılması
    Sigara içilmemesi,
    Erken teşhis için PAP smear taramalarının yapılması
    Aşı uygulaması
    HPV Aşıları:
    Rahim ağzı kanserinin %70’i HPV 16 ve 18 enfeksiyonuna bağlıdır
    PAP smear taraması ile erken teşhis ve tedavi ile ölüm oranları azalmıştır
    Kuadrivalen HPV aşısı ve Bivalen HPV aşısı bulunmaktadır
    Kuadrivalen Aşı:
    HPV 6, 11, 16 ve 18 tipleri ile ilişkili hastalıklardan koruma sağlar
    9-26 yaşlarındaki kadınlara 0, 2 ve 6 ay doz aralıklarında uygulanır
    Koruyuculuğu en az 5 yıl olup, rapel doz gereksinimi ileride gösterilecektir
    Bivalen Aşı:
    HPV 16 ve 18’e karşı koruma sağlayıp, HPV 31 ve 45’e çapraz koruma sağlamaktadır
    Bu aşı ile 0, 1 ve 6 ay doz şeması uygulanmaktadır
    Gebelik ve Emzirmede HPV Aşısı:
    HPV aşısı gebelik kategorisi B olarak sınıflandırılmıştır
    Gebelikte önerilmese de teratojenik bir etki bildirilmemiştir
    Emziren kadınlarda HPV aşısı yapılabilir
    Bu gibi inaktif aşılar emziren annelerin ve bebeklerinin güvenliğini etkilemez
    ÖNERİLER:
    Maksimum koruma için aşı, hiç HPV ile karşılaşmadan önce yapılmalıdır
    9-26 yaş arası kadınların aşılanması önerilmekte olup ilk aşılama için hedef yaşın 11-12 yaş olması önerilmektedir
    Aşılama durumuna bakılmaksızın PAP smear taramalarına devam edilmelidir
    HPV aşılarının rahim ağzı kanserlerinin sadece %70’ne ve genital siğillerin %90’nına karşı koruyucu olduğu vurgulanmalıdır
    Aşı koruyucu bir araçtır ve kanser taramasının yerini alamaz
    Smear taramasında hastalık kadınlarda aşı olabilirler, fakat aşının bu kadınlarda daha az etkin olacağı bilgilendirilmelidir
    Önceden HPV ile enfekte kadınlar diğer HPV tiplerine karşı korunarak aşıdan yarar göreceklerdir
    Bu gruptada yıllık PAP smear taraması önemlidir
    HPV aşısı genital siğil ve kanserlerde tedaviyi amaçlamaz, bu hastalara uygun tedaviler uygulanmalıdır.
    Toplumlarda aile yapısının korunması ve güçlü tutulması, özellikle genç kızlarımıza ve tüm bireylere gerekli eğitimin doğru ve etkili bir biçimde yapılması en önemli koruma yöntemi olacaktır.

  • Vitiligo hakkında merak edilenler

    Kazanılmış olarak derinin rengini veren melanositlerin kaybı ile depigmente (pigmentsiz) alanlara neden olan, bazen üveit ve diğer otoimmün olaylarla birlikte görülebilen bir hastalıktır.

    Prevlalans. Beyazlarda %1-2, siyahlarda daha fazladır.

    Yaş. Sıklıkla çocukluk veya genç erişkin yaşta başlar.

    Cinsiyet ayrımı yoktur.

    Irk. Koyu tenli kişilerde daha önemli bir problemdir.

    Meslek. Kimyasalların uyardığı depigmentasyon kapıcı, hademelerde parafenolik asit bileşenleri ile temas ile veya hidrokinonlarla oluşmakta ve vitiligoyla karışabilmektedir. Ancak bunlar farklı hastalık olarak değerlendirilmektedir.

    Genetik. Sıklıkla aileseldir, ancak tam geçiş yolu net değildir. Dördün üzerinde genin sorumlu olduğu düşünülmektedir. 777 hastanın değerlendirilmesi ile yapılan bir meta-analizde, vitiligolularda kontrol grubuna göre belirgin olarak daha fazla HLA-A2 ile bir ilişki bulunmuştur.

    Etyoloji ve Patogenez:

    Vitiligoya sebep olan başlangıç noktası bilinmemektedir. Üç major teori mevcuttur. Muhtemelen her bir mekanizma da seçilmiş hastalarda rol oynamaktadır. Herbir hipotezin ikna edici bilimsel kanıtları mevcuttur.

    Otoimmünite Hipotezi. Bir otoimmün reaksiyon, melanositlerin bazal tabakadaki normal gidişinin sürmesine engel olur.

    Nöral Hipotez. Vitiligo lezyonları sıklıkla belli bir dizilim şekline sahiptir. Bu durum da melanositlerin yıkılmasında nörokimyasal mediatörlerin sorumlu olduğunu göstermektedir.

    Kendi Kendini Yıkım Hipotezi. Melanin sentesinin bir toksik aracısı, melanositleri yıkmaktadır.

    Başlangıçta melanositler daha az melanin üretirler. Muhtemelen bu erken fazda, kötüye gidiş geri dönüşlüdür. Bu durumu, lezyonların tedavisi zamanında (erken dönemde) uygulandığında daha iyi tedaviye cevap görülmesi açıklamaktadır. Daha sonra melanositler yıkılır.

    Bazen daha derindeki kıl folikül melanositleri de yıkılır, ancak sıklıkla bunlar göreceli olarak etkilenmeden kalırlar ve deride pigment üretici hücrelerin yeni popülasyonu için potansiyel bir kaynak oluştururlar.

    Oldukça geniş bir hastalık grubu vitiligo ile ilişkilidir. Bunların bazıları hastalığın etyolojisinde bir ipucu vermektedir. Tiroid bozuklukları oldukça sık bir ilişkili faktördür, hastaların yaklaşık %30’nda bulunmaktadır. Hem hipertiroidizm ( Graves hastalığı da dahil), hem de hipotiroidizm (Hashimato hastalığı da) görülebilir. Diğer olası endokrinolojik hastalıklar, Addison hastalığı, insülin bağımlı ve erişkin başlangıçlı Diabetes mellitustur. Oldukça geniş diğer otoimmün hastalıklar da vitiligo ile ilişkilidir. Bunları Pernisiyöz anemi, lupus eritematozus, sistemik sklerozis, myastenia graves, Crohn hastalığı, primer bilier siroz, Sjögren sendromu ve alopesi areata içermektedir.

    Vitiligo için çok sayıda tetikleyici faktör bulunmasına karşın, bunların sıklıkla klinikte uygulanabilirliği mümkün değildir. Vitiligo Köbner fenomeni oldukça dramatik olabilmektedir. Hastalar aktif fazda iken, yeni lezyon gelişimi sırasındaki küçük deri travmaları vitiligoya yol açabilmektedir. Belirgin güneş yanığı da ilginç bir tetikleyicidir. Burada bahsedilen spekülasyon; melanositlerin hasar görmesi, hatta belkide daha fazla pigment üretmek için kendini aşırı zorlaması, ürünlerini salması sonrası otoimmün cevabı tetiklemesidir.

    Klinik bulgular:

    Vitiligo her yaşta ortaya çıkabilmektedir ancak sıklıkla 10-30 yaş arasında görülür. %50’nin üzerinde hastada vitiligonun 20’li yaşlarda ortaya çıktığı rapor edilmiştir. Başlangıçta küçük solukluklar yada beyaz patchler ortaya çıkar ki bunları deride yada koyu tende görmek kolaydır. Özellikle soluk kişilerde Wood ışığı oldukça yardımcıdır. Öncelikle az sayıda çapları bir ile birkaç cm arasında değişen yamalar gözlenir. Yamaların sayısı artarak birleşir, ilginç kesişen lezyonlar oluşur. Hastalar sıklıkla kaşıntıdan şikayetçi olurlar ancak yangı klinik olarak asla gözle görülemez. Bazen güneş yanığına bağlı ise lezyonlar kızarık ve ağrılı olmaktadır.

    Tutmaya meyilli olduğu bölgeler daha pigmente olan deri bölgeleridir, örneğin el-ayak üstü, genital bölge, baş, boyun, koltuk altı ve meme başı bölgeleridir. Saçlar pigmentsiz olabilir (akkiz poliozis) yada saçlı deri tutulsa bile doğal renklerinde kalabilirler.

    Vitiligo klinik özelliklerine göre sınıflandırılmaktadır

    Lokalize vitiligo

    Fokal: bir veya daha fazla yama, segmental değil

    Segmental: bir veya daha fazla patch, dermatomla bir pattern mevcut

    Generalize vitiligo

    Akrofasiyal: yüz ve elleri tutan multipl lezyon

    Genel: irregüler ancak yaygın dağılımlı patchler

    Üniversal vitiligo

    Hemen hemen tüm vucut depigmentedir. Sıklıkla patchler halinde normal deri gözlenir

    Mikst vitiligo

    İki veya daha fazla paternin kombinasyonudur

    Laboratuar bulguları:

    Klinik bulgular eğer ilişkili bir hastalığı destekliyorsa, uygun testler yapılmalıdır. Yeni araştırmalar HLA-A2 ile ilişkisi üzerinde durmaktadır. Tiroid fonksiyon testlerine bakılmalıdır.

    Gidiş ve Prognoz:

    Vitiligo çok zor bir hastalıktır. Yapılan bir araştırmada vitiligo hastalarında kontrol grubuna göre depresyon oranı anlamlı olarak daha fazla ve yaşam kalitesi belirgin olarak düşük bulunmuştur. Hastalar bununla yaşamayı bildikleri için genellikle emosyonel problemler göreceli olarak sık değildir. Bazı toplumlarda, vitiligo lepra ile karışır ve hastalar belirgin olarak dışlanırlar. Yaygın vitiligoda korunmamış bölgelerde ciddi aktinik hasar riski mevcuttur. Okuler problemleri olan hastalarda yaşam kalitesinde düşüklük gözlenebilir.

    Eğer hastalık yıllardır mevcutsa yada uzuvlarda baskınsa, spontan rezolüsyon veya tedaviye cevap pek görülmez. Atopik dermatitli hastalarda vitiligo daha ciddi ve daha kalıcıdır. Birçok değişik düzenlemelerle yeniden pigmentasyon sıklıkla kıl foliküllerinden olmaktadır.

    Tedavi:

    Vitiligo için önerilen uzun bir tedavi listesi iyi bir yaklaşımın bulunmadığını desteklemektedir. Tedavide köşe taşı, hastayla uzun bir konuşma yapmaktır, kullanılmakta olan tüm tedavilerin avantaj ve dezavantajları açıklanmalıdır.

    Sistemik

    PUVA (Psoralen ile Ultraviyole A ışığı). Sistemik tedavinin ana ajanı psoralendir ve doğal ışık yada UVA kaynağı ile kombine edilir.

    Oral PUVA tedavisi

    Işık maruziyetinden 90 dakika önce 0.3 mg/kg dozunda 8-metoksipsoralen (eğer tolere edilemiyorsa maruziyetten 2 saat önce 0.6 mg/kg trimetilpsoralen ) kullanılır.

    PUVA-Sol tedavisi (Psoralen- güneş tedavisi)

    Işığa maruziyetten 2 saat önve 0.6 mg/kg dozunda (bazen daha düşük dozlarda) trimetilpsoralen kullanılır.

    Hastalar 5 dakika süre ile tedaviye başlarlar (saat 10.00 ile 15.00 arasında). Süre 30 dakikaya kadar 5 dakikalık parçalar halinde uygulanmak üzere arttırılır. Haftada üç kez bu tedaviyi uygulayan hastaya ek tedavi verilmez.

    PUVA banyosu tedavisi

    0.5 mg/litre konsantrasyonunda suya 8-metoksipsoralen eklenir. Hasta içinde 20 dakika bekletilir. Başlangıç dozu 0.1-0.2 J/santimetrekare

    Hangi PUVA tedavi seçeneği olursa olsun, yüz ve boyun lezyonlarının tedaviye cevabı %60’ın üzerindedir. El ve ayaklardaki lezyonlarda ise bu oran daha düşüktür. Hastalar antiekran kullanımı konusunda dikkatli olmalıdırlar. PUVA tedavisi sıklıkla çocuklarda kullanılmamaktadır.

    PAUVA, KUVA.

    Beta- Karoten. Stratum korneumda vitaminin birikimi ile sarı-turuncu bir deri rengine neden olur. Günde 3-6 kez 25-30 mg’lık dozda verilir. Hasta dozajını derisindeki renk değişimi durumuna göre ayarlayabilir. Karotenler sıklıkla zararsızdırlar ancak tedavi öncesi ve tedaviden birkaç ay sonra karaciğer fonksiyonları kontrol edilmelidir. Pekçok vitiligo hastası beyaz bölgelerin yerini sarı rengin almasından memnun değildir. Koyu tenli kişilerde bu tedavinin yeri yoktur.

    Topikal

    Kortikosteroidler. Sınırlı sayıdaki erken lezyonlardaki repigmentasyon oranı %10-80 olarak rapor edilmiştir. Hastalara düşük yada orta potentli kortikosteroidler günde bir-iki kez uygulanabilir. Bu tedavi özellikle çocuklarda en uygun yoldur. Eğer steroide bağlı akne gelişirse, daha kalıcı yan etkiler açısından tedavi sonlandırılmalıdır.

    Psoralenler. Topikal psoralen kullanımı ile UVA veya güneş maruziyetinde titrasyon çok zordur. Amerikada %1 Oxsorelen losyon ile çok fazla toksik reaksiyon bildirilmiştir. Başka bir deyişle bir hastada topikal tedavi başlanması düşünülürse, PUVA ünitesinde kullanılacak maksimum konsantrasyon %0.1 iken evde %0.001 şeklindedir.

    UV Radyasyon.Dar band UVB (311nm) bazı hastalarda kullanılabilir.

    Güneş koruyucu ajanlar. Bu ajanların tedavide kullanılmasıyla ilgili net olmayan durumlar vardır ve temelinde iki neden yatar. Birincisi, vitiligolu deri albinolardaki gibi deri kanseri açısından büyük riske sahip değildir ve bu durum hala geçerliliğini korumaktadır. İkincisi ise güneş koruyucu kullanımıyla normal deri fazla bronzlaşmayacak ve lezyonlu deri ile oluşacak kontrast önlenecektir.

    Kamuflaj. Pekçok sayıda kapatıcı ajan pekçok ülkede mevcuttur. Ek olarak çeşitli natural boyalar ve dihidroksiaseton kullanılmaktadır.

    Total Depigmentasyon. Dirençli ve tatmin etmeyen sonuçlarla karşılaşılan vakalarda, tüm vucutta yaygın vitiligosu olanlarda normal deri renginin açılması ve tüm vucudun beyazlatılarak vitiligolu bölgeyle uyumlu hale getirilmesi sağlanabilir.

    Cerrahi. Vitiligoda cerrahi müdahale en yeni en yaratıcı yaklaşımdır. Pigmente deri vitiligo yamasına greftlenir ve sıklıkla transfer olan melanositler bu alanı repigmente ederler. Cerrahi repigmentasyon için en uygun hastalar stabil vitiligolulardır. Mini-punch greft, saf melanosit kültürlerinin transferi, mikst epidermal kültür transferi gibi pekçok teknik mevcuttur.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • Malign melanom nedir? A, b, c, d kriterlerine dikkat!

    Malign melanom (MM) epidermis, dermis veya mukoza epitelinde lokalize olan cilde renk veren melanosit denen hücrelerin veya doğuştan yada displastik benler gibi bazı öncül lezyonlardaki hücrelerin kötü huylu değişimiyle meydana gelen en kötü deri tümörüdür.

    Günümüzde insidansı hızla artmaktadır. Genellikle erişkinlerde görülen bu tümör, %2 oranda 20 yaştan küçüklerde, %0.3-0.4 oranda da prepubertal dönemde ortaya çıkmaktadır.

    RİSK FAKTÖRLERİ:

    Ultraviyole (UV): Aralıklı yoğun güneş ışını, çocukluk çağında ciddi güneş yanıkları kuvvetli risk faktörleridir. Yine solaryum gibi yapay UV kaynakları da tehlikelidir. Uzun süreli tekrarlayan UV ise lentigo malign melanoma gelişiminde etkilidir.

    Fenotip: Açık tenli kişiler, kızıl veya açık renkli saç ve çiller risk olarak sıralanmaktadır. Deri fototip I, II yani hemen yanıp ama bronzlaşamayanlar bu sıralamada yer almaktadır.

    Melanom veya multipl nevüs anamnezi: Kişisel veya ailevi melanom öyküsü olanlar, çok sayıda nevüsü (beni) yada displastik nevüsü yada büyük doğuştan melanositik nevüsü (beni) olanlar riskli kişilerdir.

    Diğerleri: 10 yıl veya daha uzun süreli oral kontraseptif (doğum kontrol ilacı) kullanımının melanom ile kısmi bir ilişkisi bildirilmiştir. Kseroderma pigmentosum gibi genetik hastalıklar, immunsupresif tedaviler de risk faktörü olarak sıralanmaktadır.

    KLİNİK ÖZELLİKLER:

    Melanomun, yüzeyel yayılan melanom (SSM), nodüler melanom (NM), lentigo malign melanom (LMM) ve akral lentijinöz melanom (ALM) şeklinde kliniko-patolojik subtipleri tanımlanmıştır. Ayrıca histopatolojik bir antite olmayan amelanotik melanom özellikle vurgulanmalıdır, çünkü klinik özelliklerini tanımlamak güçtür.

    Yüzeyel yayılan melanom (SSM): Melanomların %70’in oluşturan bu form en sıklıkla 30-50 yaşların hastalığıdır. Erkeklerde sıklıkla gövdede, kadınlarda ise daha çok alt ekstremitelerde, bacakta yerleşir. Kahve-siyah, pembe, viyole gibi çeşitli renk varyasyonları gösteren düzensiz şekilli bir makül yada plak olarak kendini gösterir

    Nodüler melanom (NM): Melanomların %15 ‘ini oluşturan bu form en sıklıkla 40-60 yaş arası ve erkeklerde 2 misli daha sık gözlenir. En çok baş, boyun ve gövde lokalizasyonludur. Radyal gelişim fazı olmadığından kötü prognozludur. Hızla gelişen, mavi-siyah, kubbe şekilli, sıklıkla ülsere bir nodüldür.

    Akral lentijinöz melanoma (ALM): Beyaz tenlilerdemelanomların %2-8 ‘ini oluşturan bu klinik tip, koyu tenlilerde ve siyahlarda en sık gözlenen formdur (ör: Japonlarda MM olgularının %50 ‘sini oluşturmakta). Genellikle yaşlı kişilerde gözlenir. En sık yerleşim yeri ayak tabanı ve sonra sırasıyla el ayası ve tırnak yatağıdır.

    El ayası ve ayak tabanı yerleşimde kahverengi-siyah, kenarları belirsiz bir leke ile kendini gösterir. İlerlediği zaman bu leke üzerinde invaziv komponentin işareti olan elle hissedilen bir tümör gelişir.

    Subungualmelanom ise tırnak plağının alt kısmından başlayan kahverengimsi siyah bir renk değişikliği şeklinde kendini gösterir. Kahverengi alanın tırnak çevresine sıçraması (Hutchinson işareti) kıymetli bir klinik tanı kriteridir. Bazen kahverengi uzunlamasına bir bant şeklinde veya tırnakta uzunlamasına bir yarılma ve kırılma ile kendini gösterebilir.

    Mukozal melanom mukozal yüzeylerden gelişen bir melanom olup, histopatolojik olaral ALM’ya benzer. Ağız içi, genital ve anal mukozalar en sık tutulan alanlardır. Düzensiz şekilli ve pigmentasyonlu leke şeklinde bir pigmentasyon şeklinde başlayıp, bir süre yayıldıktan sonra yükselebilir.

    Lentigo malign melanoma (LMM): Tüm melanomların % 5 ‘ini oluşturan bu form genellikle daha ileri yaşlarda (50-70 yaş) ortaya çıkar. Güneş hasarlı deride gözlenen bu formun %90’ı yüzde yerleşir. Geri kalan olgular el, bacak gibi yüz dışındaki alanlara lokalize olabilir.

    Amelanotik melanom:

    Melanomun bu subtipi pigmentasyon içermediğinden pek çok antiteyi taklid eder.

    Özet olarak melanomun klinik tanısında ABCDE kriterleri (asimetri, kenar düzensizliği, alacalı veya çok koyu pigmentasyon, çapın 5 mm’den büyük olması ve atipik evolusyon yani renk, büyüklük veya topografide ani, hızlı değişim) dikkate alınır.

    MELANOM BELİRTİLERİ: A, B, C VE D

    1. Asimetri: Benin bir kenarı, diğerinin aynısı (ayna görüntüsü gibi) değildir.

    2. Sınırlar: Sınırlar belirgin değildir. Benin nerere başlayıp nerede bittiğini söylemek zordur?

    3. Renk: Bir renkten fazla veya siyah, beyaz, kırmızı ve sarı renklerin varlığı

    4. Çapı: 0.6 cm’den büyükse?

    Güneşten kaçınarak riskini azaltabilseniz bile, melanomu engellemenin yolu yoktur. En iyi şans, hala tedavi edilebilirken tespit etmektir. Şüpheli bir ben fark ederseniz, hemen bir dermatoloğa görünün. Bu, hayatınızı kurtarabilir. Bir gün beklemek bile fark yaratabilir.

    Bu yöntemle dahi melanomların %1-25’i tanınamayabilir, belki de çok sayıda benign MN gereksiz yere eksize edilebilr. İşte bu noktada da dermoskopik inceleme (benlerin özel bir cihazla incelenmesi) yardımcıdır.

    TEDAVİ:

    Etkin tedavide anahtar erken teşhistir. Mümkün olduğunca erken teşhis edilip o kadar çabuk melanom cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    Uzm. Dr. Nezih KARACA

  • KANSERE KARŞI AŞI

    KANSERE KARŞI AŞI

    Her 10 kadından 8 inin hayatları boyunca en az bir defa hpv taşıyacağı bilinmektedir. Bağışıklık sistemimiz çoğunlukla bu virusü vucuttan temizler ama bunun gerçekleşmediği durumlarda belirli kanserler ve çeşitli hastalıklar vucutta oluşabilir. Rahim ağzı kanseri meme kanserinden sonra en çok ölüme sebeb olan 2. Kanser türüdür.

    Gebeliğin rahim ağzı kanserleri açısından olumsuz etkileri bulunmaktadır. Ancak rahim ağzı kanserleri diğer kanser türleri gibi kalıtsal (genetik )bir hastalık olmayıp, en çok HPV enfeksiyonları na bağlı bir hastalıktır. Bu nedenle HPV taşıyıcılığı olan kişilerin düzenli PAP smear testlerini yaptırmaları son derece önemlidir.

    Human papilomavirüs( HPV) yani insan siğil virusu oldukça bulaşıcı yaygın ve belirti göstermeyen bir virustur. Cinsel ilişki şart değildir deriyle temas bile yeterlidir. HPV kadın ve erkekleri etkiliyebilir

    Diğer taraftan sık partner değiştirmek, ilk cinselliğin çok erken yaşlarda yaşanması, sigara kullanımı, doğum kontrol hap kullanımı, çok sayıda çocuk doğurmak ve immün sistemin zayıflığı da rahim ağzı kanserleri açısından diğer risk faktörleridir. Gebeliğin ilk üç ayında yapılan PAP smear tarama testinin bebek açısından bir sakıncası olmayacağı gibi, olası bir kanser öncüsü lezyonun tespiti açısından önemi büyüktür.

    Serviks Kanseri (Rahim Ağzı Kanseri) HPV Aşıları ile İlişkisi Nedir?

    Hpv aşıları rekombinan dna teknolojisiyle üretilen protein aşılarıdır. Hpv 6 ,11, 16 ve 18 tiplerine karşı geliştirilmiş aşılardır. 16 ve 18 numaralı hpv tipleri serviks (rahim ağzı)kanserinin %70 inden sorumludur. 6 ve 11 numaralı tipler ise genital siğillerin %90 ınndan sorumludur.

    HPV Aşıları Kimlere Yapılır?

    Aşılar 9-26 yaşındaki kızlar/kadınlar için önerilmektedir. İdeal yaşı 11-12 yaş olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde her iki aşı için sağlık bakanlığının onayı vardır. 26-45 yaş grubu kadınlarda çalışmalar yurutulmekte ve HPV ile enfekte olmayan ve kanser Öncücü lezyonlara karşı koruyuculuğu %88-94 iken , genital siğillere karşı koruyuculuğu %100 olduğu gözlenmektedir.

    HPV Aşısının Koruyuculuğu Ne Kadardır?

    Bu etkinliğin aşılama işlem süresi 9.5 yıl boyunca sürdüğü gösterilmiştir. Antikorlarının 20 yıl boyunca yüksek düzeyde kalabileceği ön görülmektedir.