Etiket: Yaş

  • Çocuklarda takıntılar (obsesif-kompulsif bozukluk)

    Çocuklarda takıntılar (obsesif-kompulsif bozukluk)

    Obsesif-Kompulsif Bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde sıklığı %0.3 –0.9 olarak bildirilmekle birlikta daha sık olabileceği düşünülmektedir.. En sık ortaya çıktığı yaş 7, ortalama başlangıç yaşı 10’dur. Ancak literatürde ve klinik pratikte çok daha küçük yaşlarda başlayan (2 yaşa kadar) olgulara rastlanmaktadır. Ortaya çıkışıyla ilgili birçok psikolojik kuram ortaya atılmışsa da artık OKB’nin biyolojik temelleri olan nöropsikiyatrik bir hastalık olduğu kabul edilmektedir.

    Hastalık tipik olarak obsesyon ve kompulsiyolarla kendini gösterir.

    Halk arasında ‘takıntı’ veya ‘vesvese’ olarak adlandırılan durumun tıbbi terim olarak karşılığı ‘obsesyon‘ dur. Obsesyon, istenmeden gelen, uygunuz olarak yaşanan ve belirgin sıkıntıya neden olan, yineleyici düşünce, dürtü veya düşlemlerdir. Kişi bu düşünce, dürtü veya düşlemlere önem vermemeye, bunları baskılamaya veya başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır. Kişi bu düşünce, dürtü ve düşlemlerin kendi beyninin bir ürünü olduğunun farkındadır. Ancak çocuklar bunu tam olarak ifade edemeyebilirler.

    Kişinin obsesyonlara tepki olarak yaptığı tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlere de tıp dilinde ‘kompulsiyon‘ adı verilmektedir.

    Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi ‘obsesyon’, bu düşünceden kurtulmak için gereksiz yere ellerini yıkaması ise ‘kompulsiyon’ dur.

    Obsesyonlar ve kompulsiyonlar az oranda herkeste görülebilir, ancak bunlar kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyor ve ciddi zaman kayıplarına neden oluyorsa hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir.

    Yapılan çalışmalarda çocuklarda en çok görülen obsesyonların; ‘

    Kirlilik ,

    Hastalık bulaşacağı düşüncesi,

    Kötü bir şey olacak düşüncesi,

    Birinin öleceği veya hastalanacağı korkusu,

    Simetri,

    Cinsel içerikli düşünceler,

    Yasak veya şiddet içeren düşünceler,

    Anlatma, sorma onaylatma ihtiyacı‘ olduğu göze çarpmaktadır.

    Sık rastlanılan kompulsiyonlar ise;

    Yıkama,

    Kontrol etme,

    Düzenleme,

    Sıralama,

    Sayma,

    Dokunma,

    Tekrarlama,

    Biriktirme,

    Tekrar tekrar düşünme olarak sıralanmaktadır.

    Yapılan nörokimyasal çalışmalar, beyin görüntüleme çalışmaları ve nöropsikolojik değerlendirmeler hastalığa beynin bazal ganglionlar ve frontal bölgelerindeki birtakım işlev bozukluklarının sebep olduğu, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin düzeylerinin de hastalığın ortaya çıkışıyla ilgili olduğunu göstermektedir. Hastalığın genetik olarak geçişiyle ilgili de güçlü kanıtlar vardır. Yine çalışmalar göstermiştir ki bazı OKB vakaları Tik bozukluğu ve Tourette sendromu ile birliktelik gösterebilmektedir ve bu da bu vakaların benzer genetik orjinden kaynaklanabileceklerini düşündürmektedir.

    OKB’nin çocuklarda sanılandan çok daha fazla görüldüğü, ancak çocukların sıklıkla ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları gibi düşünceler nedeniyle sıkıntılarının gizleme eğiliminde oldukları bilinmektedir. Anne-baba veya öğretmenler çocuklara yaklaşımlarında güven verici davranır, çocukların yanlarında rahat ve açık davranmalarını sağlayabilirlerse, çocuklar da sıkıntılarını söyleme konusunda rahat davranacaklardır.

    Peki çocuklar takıntılarını nasıl dile getirirler? Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar. Kendileri aslında bu şekilde düşünmek veya davranmak istemedikleri halde içlerinden bir sesin (bazen kendi düşüncesi olduğunu söylerler, bazılarıysa başka birisinin sesi olarak tanımlayabilir) belli davranış ve düşüncelere yol açtığını dile getirirler. Örn:içinden herhangi bir şeye küfür etmek gelmesi, rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin göz önüne gelmesi, bir şeyi iki kez yapmazsa kötü bir şey olacağı veya kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen sanki kilitlemediğini düşünmesi ve tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalması gibi.

    Bazen düşünceler eşlik etmeden sadece tekrar eden davranışlar (kompulsiyonlar) ortaya çıkabilir ve bunlar dışardan rahatlıkla gözlemlenebilir.

    Tedavi: OKB’de en başarılı tedavi ilaç + davranışçı kognitif terapidir. Genellikle tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. Tedavisiz kalan olgularda depresyon sıklıkla tabloya eklenebilir. Çocuğun işlevselliğini giderek daha fazla bozar, okul ve ev hayatını çekilmez hale getirebilir. Çevresi için de ciddi zorluklar yaratmaya başlar.

    Bazen çocukluk çağı psikozları OKB şeklinde başlayabilir. Bu nedenle çocuğun bir hekim tarafından tedavi edilmesi büyük önem taşır.

  • Özgür Kuşlar

    Özgür Kuşlar

    Küçük kızın babası özgürlüklerin kısıtlı olduğu bir ülkede en ağır siyasi cezaların verildiği bir hapishane de mahkumdu. Her hafta sonu annesiyle birlikte babasını ziyaret için hapishaneye giderdi.

    Bir ziyaretinde babasına vermek için özenerek bir resim yaptı ve yanında götürdü.Fakat kontrol esnasında yaptığı resim hapishane kurallarına göre uygun bulunmadı. Çünkü resimde çizdiği kuşların özgürlüğü temsil ettiğini düşünüyorlardı. Hapishanede özgürlükgibi düşüncelere yer yoktu. Bunun üzerine küçük kızın resmini oracıkta yırtmışlardı. Çok üzgün bir şekilde görüşmede babasına resim yaptığını ama izin vermediklerini söyledi. Babası da;

    – Üzülme kızım, başka bir resim yaparsın. Bu sefer resminde çizdiklerine dikkat edersin, olur mu?

    Küçük kız bir sonraki ziyaretinde babasına yeni bir resim yapıp götürdü. Bu sefer resimde kuşlar yoktu. Bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Bu sefer izin vermişlerdi. Babası resme keyifle baktı ve sordu:

    – Hmmm! Ne güzel bir ağaç çizmişsin! Ağacın üzerindeki beneklerne? Elma mı bunlar?

    Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:

    – Hşşşşt! O benekler elma değil, ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!..

    Bazen bir yazı ya da bir resim tek bir şey anlatmaz, onlarca anlamı vardır bir satırın bir çizginin tıpkı bu güzel hikayede olduğu gibi. Hepimiz o bir satırda farklı anlamlar buluruz çünkü her birimizin geçmişten bugüne getirdiği yaşantılar birbirinden farklıdır. Her birimiz farklı yaşantılar yaşamış olmamıza rağmen çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım attığımızda olaylar karşısında verdiğimiz tepkilerin, duygularımızı ifade ederkenki söylemlerimizin hatta hayallerimizin bile birbirine ne kadar benzediğini fark ediyor musunuz? Oysa çocuklar böyle mi?Her biri gerçekten özgür bir kuş, hayal dünyalarında sınır yok , her biri çok lezzetli kurabiyeler olamaya hazır kıvamında birer hamur…

    işte bu dünyaların hayal güçleri anne ve bebeğin ilk dönem ilişkisinden ortaya çıkmakta anne ve bebek arasındaki sağlıklı bağlanma yaratıcılığı desteklemekte. Bebeklerin duyuları sayesinde çevrelerine karşı farkındalıkları gelişmekte. İlk dönemlerde eline geçen her nesneyi ağzına götürerek etrafı keşfetmeye çalışan çocuk kas becerilerinin gelişimiyle etrafı dokunarak fark etmeye başlar. Yaşı büyüdükçe taklit yeteneği gelişen çocuk etrafında olup biteni taklit etmeye bir taraftan da kendi dünyasını oluşturmaya başlar. Hayal gücü hızla gelişir. Hayal gücü geniş olan çocuk çevresine karşı daha duyarlıdır, meraklıdır. Merakın olduğu her yerde yaratıcılık vardır çünkü merak öğrenmeyi, öğrenmesi ise yeni keşiflerin yapılmasını sağlar. Oyunları ve yaptığı etkinlikler sırasında ebeveynleri tarafından sık sık engellenen çocukların iç dünyasının zenginleşmesi beklenemez.  

    Yaratıcılığın gelişmesi için çocukların fikirlerini ifade edebilmelerine ve keşfetmelerine izin vermek gerekir.  Bizlerde geçtiğimiz haftalarda onların hayal güçlerini geliştirmek için gözlerimiz kapalı birbirimizi tanıdık farklı nesneleri dokunarak koklayarak bulmaya çalıştık bu hafta ise onların hayal güçlerini görmek için resim kağıtlarımızın ortasına küçük bir yatay çizgi attık ve her birimiz o çizgiden farklı bir dünya yarattı.

    Çocuklarıma ve sizlere teşekkür ederken evde sizlerin de birlikte yapabileceği küçük öneriler;

    Resimli masal kitapları okuduğunuzda, resimlere bakarak hayal güçlerine göre kendi hikayelerini yaratmasına fırsat verebilirsiniz.

    Kendi hikayenizi kendiniz oluşturun. Hikayenin başını söyleyin devamını çocuğunuz getirmesi için onu destekleyebilirsiniz.

    Resim yapmak da bu yaş çocuklarının hayal güçlerinin zenginleşmesine yardımcı olmaktadır. Çocuklar resim yaparken ebeveyn olarak ona sınırlamalar koymamanız, sürekli nasıl yapması gerektiğini söylememeniz, yaratıcılıklarının gelişmesi için oldukça önemlidir. Farklı renkler ve boyama şekilleri kullanmak da çocuğun yaratıcılığını destekler.Çocuğunuz resim yaparken yalnızca kağıdın bir kısmını kullanmak istiyorsa nasıl yapması gerektiği konusunda müdahale etmeyiniz. Yalnızca bu kadarını yapıyor olmasının onun için özel bir anlamı olabilir. Çocuğun kararına ve kendini ifade ediş biçimine saygı duymalısınız.

    Özellikle 3-4 yaş çocuklarında hamurla oynamak ve böylece hayalindeki nesneleri oluşturmak(kalıplarla çalışmaktan bahsetmiyorum) çocuğun eğlenirken yaratıcı beceriler kazanmasında da etkili olacaktır.
     

    Yaşına uygun müzik eğitimi alan çocukların yaratıcılıkları da olumlu yönde etkilenmektedir.

    Bu dönemde çocuklara hazır oyuncaklar yerine yaratıcılıklarını harekete geçirebilecek, bloklar, legolar, yapboz gibi oyunlar sunulmalıdır. Çamur, boya tebeşir ve oyun hamurları, değişik boyut ve renkteki küplerle, su, kum ve boyalar yaratıcı oyun etkinliği oluşturmaktadır.

     Çocuğunuzun karşısında aşması gereken bir sorun olduğunda bir sorunun birden fazla çözümü olabileceğini göstererek yaratıcılığının gelişmesini destekleyin.Olması gerektiği gibi olmasa da yaptığı etkinlikler ve bunlar sonucunda ortaya çıkardıkları karşısında eleştirel olmayın, yaptıklarına saygı duyun.

  • Oyun

    Oyun

    Anne ve babaların bir çoğu için oyun sadece bir eğlencedir. Bu gün oyunun sadece bir eğlence değil aynı zamanda bir tedavi şekli olduğunu anlatmak istedim. Çocuklarımızın sağlıklı büyümesi ve gelişimi için temel ihtiyaçlar(beslenme,uyku, bakım, sevgi) kadar oyun ve oyuncaklar da gereklidir. Oyun çocuğun vazgeçilmezidir, çocuğu gerçek hayata hazırlayan, hayal gücünü zenginleştiren, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini destekleyen araçtır.

    Oyun çocuğa ne sağlar?

    Oyunda kazandığında özgüveni gelişir.

    Duygularını oyun yoluyla dışa vurur, gevşeme rahatlama oyun aracılığıyla sağlanır.

    Arkadaşlık kurma, karşıdakini dinleme anlama oyun yoluyla öğrenilir.

    Evcilik gibi mış lı oyunlar da çocuk içinde bulunduğu süreci canlandırır ve oyunda çözüm sağlanır.

    Oyundaki konuşmaları, gerçek hayatta sözlü ifade becerisini güçlendirir.

    Kas becerileri, oyundaki beden hareketleri sayesinde güçlenir.

    İşin içinden çıkamadığı durumları oyununa yansıtıp oyununda farklı yollar dener ve bu şekilde problem çözme becerisi gelişir.

    Kavramlar uzun-kısa gibi oyun aracılığıyla daha kolay öğrenilir ve kalıcı öğrenme sağlanır.

    Ve daha birçok şey oyun sayesindedir. Peki günümüzde hakkını ne kadar veriyoruz oyunun?

    Yetişkin olarak bizler dönüp oynadığımız oyunlara, oyuncaklara baktığımızda acaba çocuklarımızdan daha mı şanslıydık? Oynayacak vaktimiz, ortamımız ve arkadaşımız vardı. Mahalledeki komşunun oğlu/kızı güvenilirdi, apartman dairesinin bir göz odası yerine açık alanda koşturabiliyorduk. Şu ansa çalışan anne baba, vakitsizlik ve güvensizlik içine hapsoldu. Evet duyar gibiyim “hocam seçenekleri fazla bir sürü oyuncak alınıyor her ay”  oyuncaklar çeşitlendi ancak yaratıcılıktan uzak tekdüze oyuncaklar giriyor evimize. En güzel oyuncak en basit oyuncaktır. Biz evi oyuncak bahçesine çevirdiğimizde ebeveyn olarak, çocuğumuzu mutlu etmiş olmuyoruz kendimizi rahatlatmış oluyoruz. Ve maalesef biz bu işin hakkını veremiyoruz.

    Peki ya o zaman oyuncağı nasıl seçecek, çocuğumla nasıl oynayacağım?

    Öncelikle oyuncak seçimi yaşına olduğu kadar ilgisine göre de olmalıdır. 3 yaşına kadar oyuncakları daha çok ebeveyn seçerken 3 yaş sonrası kontrollü şekilde kendi seçebilmelidir.

    15-18 aylık: çocuk  odalar arsında mekik dokumaktadır. Bu nedenle itilen, çekilen, aynı zamanda ses çıkaran oyuncaklar (otomobiller, gitar, ) tercih edilmelidir.

    18 ay sonrası: çocuk artık kendini bilim adamı gibi görmektedir. Keşif ve icat yapmak onların en önemli özelliğidir. Bu dönemde farklı boyutlardaki bloklar, kutular ve şekillerden bir şeyler yapmak çok hoşlarına gider.
    2-3 yaş: çocuk artık sosyal hayatı görmekte ve bunları hayal etmektedir. Anne-baba olurlar. Çocuklarını beslerler. Bu nedenle bu dönemde çocuklar hayatı dramatize edebilecekleri oyuncaklar alınmalıdır. Bebek, mini oda takımları, kuklalar, tamir aletleri, hayvan setleri vb.. oyuncaklar idealdir. Bu dönemde çocuklar denize götürülmeli kum ve suya olan ilgileri giderilmeli.

    3-4 yaş: çocukların motor gelişimleri artmaktadır. Hareketten, zıplamaktan çocuklar çok hoşlanmaya başlamıştır. Bu dönemde üç tekerlekli bisikletler, sallanan atlar, yük arabaları, büyük küpler ve bloklar alınmalıdır.

    4-6 yaş: çocuklar artık özellikle açık havada oynamaktan ve masa başı oyunların hoşlanırlar. Bu dönemde boyama, yapıştırma, kağıtlardan şekiller yapma, parçaları birleştirme gibi oyunları destekleyen faaliyetler yapılmalıdır. Suluboya, pastel boya, karton, mukavva, ip gibi oyuncaklar tercih edilmedir.

    6 yaş sonrası (okul çağı): çocuk artık okula başlamıştır. Oyun ve oyuncak anlayışında önemli değişikler olmaya başlamıştır. Bu dönemde futbol, basketbol, bisiklet gibi oyunlar ve bunlar oynanırken kullanılacak materyaller önem kazanır. Televizyon ve spor etkinlikleri ilgilerini çeker

    Oyuncak seçimi kadar oyuncakla nasıl oynadığını da takip etmeliyiz. Oyununa neleri yansıttığı, oyunda neleri ifade etmeye çalıştığı oldukça önemlidir. Çocuğun kronik halde aynı oyuncakla yada aynı oyunu kurması problem olabileceğine işaret etmektedir.

    Unutmayalım ki her oyuncağın ve oyunun bir anlamı vardır. Oyun terapisi literatüründen küçük bir örnek verecek olursak;

    Biberon: bebeklik dönemine geri dönme, bakım, oralite, başa çıkma konuları, bebekler, kardeşler, idrara çıkma…

    Dürbün: ilişki(yakın/uzak), gözetleme, avlanma, bulma, arama, yakınlık, kendini değerlendirme…

    Oyuncak ayı: sıcaklık, bakım verme, güvenlik, arkadaşlık, kendini koruma…

    Anne babaya öneriler;

    • Çocuğunuza, evde kendisinin oynayabileceği, oyuncaklarını koyabileceği bir köşe hazırlamalısınız

    • Bu köşe oyuncaklarını rahatça alabileceği, oynamak istediğini seçebileceği ve geri koyabileceği şekilde düzenlemelidir,

    • Bu köşede oyuncak sepeti veya oyuncak kutusu, minderler veya çocuğun boyuna uygun sandalyeler bulunabilir,

    • Çocuğa kendi oyuncaklarından kendisinin sorumlu olduğunu yavaş bir geçişle öğretilmelidir. İlk zamanlarda oyuncakları birlikte toplamak bu geçişi sağlar.

    • Çocuk oyun sürecinden birden koparılmamalıdır. Oyununu bitirmesi için ona zaman tanımalısınız.

    • Anne-baba olarak çocuğunuzun oyun oynamasını cesaretlendirmeli, yeni oyunlar öğretmeli ve çocuğunuz oyun oynarken ona eşlik etmelisiniz. Anne-babayla oynanan oyun, çocuğa çıktığı keşif olculuklarında güven verir.

    • Sizlerin sıcak yaklaşımınız, onunla sık sık oynamanız ve ilgilenmeniz çocuğunuzun daha sağlıklı gelişmesini ve becerileri daha iyi kazanmasını sağlar.

    • Çocuğunuza oyun sırasında, kendi kararlarını kendisinin vermesi için olanaklar sağlamalı, aşırı zorlamalardan kaçınmalısınız.

    • Alınan oyuncak yeterli miktarda olmalı, kardeş/arkadaş kıskançlıklarını göz önünde bulundurmalısınız.

    • Oyuncak seçiminde, oyuncağın çocuğun hangi gelişim alanına hitap ettiğini göz önünde bulundurmalı ve çocuğunuzun yaşına, gelişim düzeyine uygun oyuncakları seçilmeye özen göstermelisiniz.

    • Çocuğunuzun seçim yapabilme yetisini geliştirebilmek için, kendi oyuncağını kendisinin seçmesine, sizinle oynamak istediği oyunu kendisinin seçmesine fırsat verilmelisiniz.

    Akıllıca seçilmiş bir oyuncak, çocuğunuzun oyuncaktan ve oyundan en iyi şekilde yararlanmasını sağlar, ancak hiç bir oyuncak anne-baba ilgisinin yerini tutamaz… Ona verebileceğiniz en büyük hediye ilginiz, zamanınız, sevginiz…

  • Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Çocuğumu Tacizden Nasıl Korurum?

    Bir şeyi değiştirmek istiyorsak eğer o şeyin ne olduğunun farkında olmalıyız, bu nedenle öncelikle müdahale programına çocuğun yaptığı sorun olan davranışının analizi ile başlarız. Bu analizin içinde çocuğun sorun olan davranışı nerede, kimlerle iken ortaya çıkmakta, sorun olan davranıştan hemen önce ne oldu, sorun olan davranışla ilişkili diğer faktörler neler(ilaç saati, dozu), davranışın amacı nedir, sorun olan davranış karşısında öğretmen ne yaptı, davranışın sürekliliği nedir, sorunlu davranışlar için daha öncesinde nasıl yollar denendi, davranışın oluşmasını engelleyecek pekiştireçler neler olabilir bu sorulara cevap verebildiğimizde o davranışın analizini sağlamışız demektir.

    Tüm bu davranış analizlerini yapan ekip, okul yönetiminin bilgisinde okul danışmanı, sınıf öğretmeni ve veliden oluşmaktadır. Görevi öğrencileri takip etmek, aileyi sağlıklı şekilde bilgilendirmek ve ihtiyaç dahilinde uzmana yönlendirmektir. Okul içerisinde ya da dışarıda karşılaşılan problemler arasında istismar gelmekte ve ebeveynler öğretmenler ve çocuklar bu konuda belli periyotlarda bilgilendirilmektedir.

    Çocuğumu istismardan nasıl koruyabilirim?

    Okul öncesi dönemde ebeveynler, çocukların cinsellikle ilgili sorularına nasıl cevap vereceklerini bilemeyebiliyor. Üç yaş civarında merak duygusunun artmasıyla birlikte çocuğun soruları da artış gösterir. Bu soruları bazı anne babalar duymazdan gelirken bazıları da çocuğun aklını karıştıracak cevaplar verebilmektedir. Anne baba “bu sorunun cevabını bende bilmiyorum ama eğer istersen birlikte araştırabiliriz.” diyemiyor çünkü bu söylem zorlayıcı, güçsüzlük belirtisi olarak adlandırıyor oysa zaman zaman anne babanın da bilemeyeceği şeyler olabilir. Yanlış bilgi verip çocuğun aklını karıştırmak yerine “bunun cevabını bende bilmiyorum birlikte bulalım” demek daha sağlıklı olacaktır.

    Bu sorulara cevap verirken anne baba olarak onlara öğretmemiz gereken şey;

    1. kendi bedenini tanıtmak,

    2. sınırları tanıtmak,

    3. iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmek olmalıdır.

    Çocuğun sorduğu sorular çocuğun bedenini tanımasıyla başlar. Bir yaşına kadar cinsel organla ilgilenmez ancak tuvalet eğitimi döneminde artık cinsel organının farkındadır. Ona takma isim takabilir. Anne baba da cinselliği konuşmaktan utanç duyduğu için isim takmak anne babanın da işini kolaylaştırabilir. Ancak çocuğun gerçek isimleri de öğrenmeye ihtiyacı vardır. Penis ve vajina olarak öğretilmelidir. Doğru kelimeyi bilmemek utandırıcı olabileceği gibi takma isimler karıştırıcı ve kişiden kişiye değişik anlamlar taşıyabilir. Okul öncesi dönemde çocuk soyut algılamadığı için somut şeyler duyup merakını gidermek isteyecektir. Ben nasıl dünyaya geldim sorusuna “anne ve babalar birbirlerini çok sevdiklerinde bir bebekleri olur” diyebilirsiniz. Okul öncesi dönemdeki bir çocuğa daha detaylı bilgi vererek kafasının karıştırılması yanlıştır. Sevişmek, öpüşmek, rahim vs gibi bilmediği terimler onun daha fazla soru sormasına sebep olacaktır.

    Onun kafasını karıştırmadan açıklamaları nasıl yaparım?

    Bu sorunun cevabı kimin, nerede ve ne zaman açıklama yapacağıyla da ilgilidir. Bir çocuğa konuşma yapmak için ondan gelecek bir soru yada davranış başlangıç noktası olabilir. Bu konuşmayı çocuğa güven duyduğu bir yetişkinin ya da yetişkinlerin yapması sağlıklı olacaktır. Çocuk bir misafirlikte bile aklına takılan soruyu size yöneltebilir.  “ Sevişmek ne demek?”Çünkü sorusunun içeriğinin farkında değildir. Anne baba ise kızarır. Her zamanki ses tonu ve mimiklerinizle utandırmadan ayıp demeden evde konuşabileceğinizi anlatabilirsiniz.

    Çocuklara cinsel eğitimden bahsetmek yeterli değildir model alarak öğrenen okul öncesi çocuğu davranışlarda da sözlerde ki istikrarı görmek isteyecektir. Göz temasınızın olmasına, ses tonunuz her zamanki tonda olmasına dikkat ederek (ne utanmış ne sert)  “anlıyorum ki bazı şeyleri oldukça merak ediyorsun insanların bazıları kız bazıları erkektir. Kızları ve erkekleri bazı şeylerle ayırt edebiliriz. Kızlar daha çok etek giyer erkeklerse pantolon giyer. Erkeklerde öne doğru penis vardır, kızlarda ise içe doğru vajina vardır. Ve çiş yapmamızı sağlar.” Bu kadar açıklama, çocuk soru sormuyorsa yeterlidir.

    Peki üst üste gelen çocuk kayıpları ve tacizlerine karşı çocuklarımızı nasıl koruyacağız?

    Yapılan araştırmalar çocukların en çok 4-11 yaş arası tacize uğradığını göstermektedir. Bu bilinçlendirmenin yapılacağı en başarılı yaş grubu ise 4-7 yaş arasıdır. Çocukları istismardan korumak için konuşmak yeterli değildir, davranışlarla da bunu öğretmek gerekmektedir. Tehlikeli kişilerden uzak durmasını öğütlemek sosyal gelişim ve güven duygusunu da zedeleyebilir.  Eğer ki içe dönük ya da sosyal fobik bir çocuk varsa karşımızda bu açıklamaları yapmak onun kaygısını artırıp iletişim kurmasını engelleyebilir, etrafını tehlike olarak algılamasına sebep olabilir. Bu nedenle her çocuğun gelişiminin farklı olduğu ve mizacının farklı olduğu göz önüne alınarak çocuğunuz açıklamaya ihtiyaç duyacağınız soru ve davranışlar sergiliyorsa açıklama yapmanız önerilir.

    Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

    • ‘Bedenim bana özeldir’  bilincini kazandırmak
      Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir. 4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    • ‘İzin verirsem dokunabilirsin’ bilincini kazandırmak
      Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen ‘Seni öpebilir miyim?’ diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

    • ‘Dokunulması yasak olan yerlerim’ bilincini kazandırmak
      Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

    • ‘Fiziksel baskıya direnme’ refleksi kazandırmak
      Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

    • ‘Vücudum görünmemeli’ hissi kazandırmak
      Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

    • ‘Banyoda çıplak olunmaması’ bilinci kazandırmak
      4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

    • Tuvalette benden başkası olmamalı bilinci kazandırmak
      4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

    • ‘Soyunma ve giyinmede yalnızlık’ ilkesi kazandırmak
      Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

    ‘İzin verirsem kabul edilirsin’ ilkesi kazandırmak
    7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli

  • Aşkın O Hali

    Aşkın O Hali

    Aşkı anlatmak istemek, ellerinle yaptığın yemeklerde annenin yaptığı yemeklerin lezzetini yaratmaya çabalamak gibi. Anlatması zor tadıldığında hissedilen bir şey…
    Aşkın kaç hali vardır saymadım ancak biliyorum ki aşkın her halinde, her tanımında binlerce anlam gizli. Yüzyıllardır bahsedilir adından, sadece el ele yaşanmamıştır aşk. Kafka Milena mektuplarda, Leyla Mecnun dağlarda, Paris Helen bir savaşın tam da ortasında ateş topları arasında ama aslında hepsi kalpte…

    Peki neydi bizi aşk üzerine bu kadar düşündüren?

    Aşk, aşkı, aşka, aşkta, aşktan tüm hallerinde “O” gizli, onun her halini aşkla sevmek. Eminim aşkın tarifi gibi aşkla sevmenin tarifinde de hepimiz farklı bir şey söylerdik. Genelimizin anladığıysa coşkuyla sevmek olurdu, işte asıl tarifi zor olan da bu coşku. Aşk dediğin o nesneyi, o varlığı gördüğünde nasıl bir zihin tutulmasıdır bu, gece yatağına girdiğinde içindeki o coşkunun sessiz çığlığı gibi, kimsenin duyamadığı ama senin tüm camlarını yerle bir edebilecek kadar yüksek bir ses. O hayatında yokken istemeyerek yaptığın her şeyi isteyerek yapmak, hoşgörülü olabilmek, kalbindeki sesin ellerini dizlerini saçlarını titretmesi gibi..

    Bu yoğun hissin tarihine baktığımda binlerce hikaye görüyorum. Aşkı her birimiz farklı yaşadık. Milena’ ya “ hayatımda en çok seni seviyorum diyorum ama bu gerçek sevgi değil sanırım, sen bir bıçaksın bende durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum sanırım.” diyen Kafka, 3 yılda sadece 3 kez gördüğü Milena’ya binlerce sarı kağıt yazdı ve en derinindekileri mektuplarında yaşattı.

    Mihrimah Sultan’ a olan aşkını İstanbul’un en güzel tepelerindeki iki caminin minarelerinin arasından resmeden Mimar Sinan ise Mihri mah ın anlamıyla aşkını simgeleştirdi. Mihr güneştir, mah ay, Mihri mah ay ve güneşin buluşması… 21 mart akşamı baktığımızda Edirne kapı caminin minaresinde güneş batımına ve aynı anda Üsküdar caminin iki minaresi arasında ayın doğuşuna şahit oluruz. Her iki tepeyi de gören bir İstanbul tepesinden bakıldığında Sinan ın Mihri mah Sultan a aşkı önünde eğilmemek mümkün müdür? İşte bu aşkı Sinan yapıtında yaşattı.

    Tarihte aşk dendiğinde akla gelen şey sonsuzluk iken, dile getirilemeyen bir duygu iken, yaşamak hatta ağza almak yürek isterken günümüzde aşka nasıl da ömür biçer olduk. Kimi 3 yıl dedi kimi 4, kimi aşkın yaşı olmaz dedi, kimiyse kafasındaki yaş aralığına denk düşmeyen aşıkları eleştirdi. Kimi sosyal ağlarda sevdalandı, mektup yerini iletilere bıraktı. Sevdalının ulaşılabilirliği arttıkça aşkın ulaşılabilirliği arttı sandık. Oysa aşk mutasyona uğradı, her sakallıyı aşk sanar olduk.

    Aşk bize yüzünü çevirdiğinde tüm sarayları, tüm şehirleri yakılmış harabe buldu. Çünkü aşk aşk olmaktan çıkmış, bencilliğin içine hapsolmuş, güvensizliğin içine sıkışmış kontrollü bir duygu haline dönüşmüştü. Paris Helen, Kafka Milena, M. Sinan Mihri mah ve diğerleri hepsinde aşk beklentisizdi…

    Günümüzde ise her şeyi çabuk tüketir olduk, önce sözcükler kısaldı, sonraysa konuşmalar azaldı. Mutfaktan gelen o sevdiğin çorba kokusu, seni mutlu etmez seni doyurmaz oldu, açlık yerini doyumsuzluğa bıraktı. Hayatımızı yönlendiren küçük kara kutucuklar; tv bilgisayar önce yastıklarımızı sonra ise yataklarımızı ayırdı. Küçük makineleşme hareketleri insanı üretimden tüketime itti, insan makineyle daha fazla vakit geçirmeye başladı, yüzlerde Akdeniz gülüşü yerini Sibirya soğuğuna bıraktı; mutsuz ifadeler çoğaldı. Rekabet duygusu hırsı, hırs yarışı, kıskançlığı, hasedi ve tüm bunlar güvensizliği getirdi “ ben tatildeyken çiçeklerim ölmesin” diye komşuya bırakılan ev anahtarları yerini “aman yenisini alırız” a bıraktı. Aşklar da tüm bu bahsedilenlerden nasibini aldı. 

    Kişinin kendini gerçekleştirme alanı daraldıkça doyumsuzluk arttı ve doyumsuzlukla beraber tutku öldü. Yastığa bir geceliğine koyulan başların egoları besleyeceğine kanar olduk. Oysa egolar darbe yedi. Kendimize güvenimizi karşımızdakine gücümüzü ispatlamak uğruna tutkuyu anlık bir rahatlamaya bıraktık, çoğu bunu da tutku sandı. Arada saygı bitti.

    Rekabet “biz” i “ben” yaptı. Ve “biz”den önce söylenen “ben” ler ilişkiyi sürdürme sorumluluğunun bel kemiğine vurdu. Çünkü bağlanmak artık yanlıştı, bağlanmak demek “ben”i kaybetmek demekti buna inandırdılar oysa biz olmadan ben olmazdı düşünmediler. İşte tüm tapınaklar böyle yıkıldı.

    Aşkı oluşturan yakınlık, tutku, bağlılık ardından kocaman bir ben bıraktı ve ayrıldı. Yaz aşkı diye ömür biçtiğimiz aşklar kaldı geriye…

    Aşkınızın bir mihri mah olması dileği ile…

  • Çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları

    Çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyonlar üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Soğuk algınlığı, viral veya bakteriyel tonsillofarenjit, akut otitis media, akut rinosinüzit ve krup olmak üzere alt başlıklar altında incelenir.

    Soğuk Algınlığı / Nazofarenjit

    Boğaz ağrısı, öksürük, ateş, hapşırık, nasal konjesyon, burun akıntısı ve baş ağrısı ile karekterize kendi kendini sınırlayan bir klinik durumdur. En sık görülen etkenler rinoviruslar, RSV, parainfluenza virus ve coronavirus’ dur. Sıklıkla sonbahar ve kış aylarında görülür. 6 yaşın altındaki çocuklarda yılda 6-8 kez soğuk algınlığı görülebilir ve genellikle semptomların süresi 14 gündür. Daha büyük çocuklarda ise yılda 2-4 atak görülür, semptomların süresi 5-7 gündür.

    Akut Tonsillofarenjit

    Tonsillerin ve farenksin akut enfeksiyonudur. Tonsillofarenjitin en sık etkeni virüslerdir. Patojenlerin sıklığı çocuğun yaşına, mevsimsel özelliklere ve coğrafik alanlara bağlı olarak değişmektedir.
    Üç yaş altındaki çocuklarda sıklıkla viral tonsillofarenjit görülür. Olgularda birkaç gündür devam eden subfebril ateş, burun akıntısı, göz yaşarması gibi bulgular vardır.

    Çocuk ve adolesanlardaki bakteriyel tonsillofarenjitin en önemli etkeni Streptococcus pyogenes (Grup A streptococcus, GAS)’dir. Özellikle kış ve bahar dönemlerinde okul çağı çocuklarında görülür. Ani başlangıçlı boğaz ağrısı, tonsillerde eksudasyon, boyunda ağrılı lenf bezi büyümesi ve ateşle karekterizedir.

    Akut Otitis Media

    Akut otitis media (AOM) çocukluk çağının sık görülen enfeksiyonlarındandır. Bir yaşına kadar olan çocukların %60’ı en az bir, %20’si ise en az üç kez AOM atağı geçirirler. Sıklıkla 6-13 ay arasındaki bebeklerde görülür. AOM ataklarının yaklaşık %50’si geçirilmiş veya halen devam etmekte olan viral üst solunum yolu enfeksiyonu ile birliktedir.

    Klinik bulgular

    Klinik bulgular çocuğun yaşına göre değişir. Küçük çocuklarda huzursuzluk, ateş ve iştahsızlık gibi bulgular görülürken daha büyük yaşlarda kulak ağrısı ve ateş önemli bulgulardandır.

    Akut Rinosinüzit

    Akut sinüzit; bir veya daha fazla sayıdaki paranasal sinüslerin inflamasyonu olarak tanımlanır. Paranasal sinüs mukozası nasal mukosa ile birliktelik gösterdiği için sıklıkla akut rinosinüzit olarak adlandırılır.

    Klinik bulgular

    Viral rinosinüzitteki klinik bulgular viral üst solunum yolu enfeksiyonuna benzer bulgulardır. Sıklıkla öksürük, nasal semptomlar, ateş, baş ağrısı, yüzde ağrı, ağız kokusu ve boğaz ağrısı vardır. Bu bulgular genellikle 10 gün içinde düzelir. Eğer ki bu bulgular 10 günden daha uzun sürerse akut bakteriyel rinosinüzit düşünülür. Ateş genellikle yoktur veya düşük düzeydedir.

    Tanı

    Komplike olmayan akut bakteriyel rinosinüzitte tanı klinik bulgular ile konur. Sinüs grafisine gerek yoktur. Çünkü radyolojik olarak görülen mukozal kalınlaşma, hava-sıvı seviyesi ve opaklaşma viral üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında da görülür. Bu görüntüler ile viral ve bakteriyel ayrımı yapılamaz. Bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans rutin olarak önerilmez, ancak orbital ve/veya kranial komplikasyonların varlığında, tedaviye yanıt alınamadığında veya cerrahi düşünülen olgularda önerilir.

    Krup Sendromları

    Çocukluk çağında yaygın olarak görülen krup sendromları; akut larinjit, akut laringotrakeit, akut laringotrakeobronşit ve akut laringotrakeobronkopnömoni olmak üzere alt başlıklar altında incelenir. Sıklıkla larenjit ve laringotrakeit görülür. İnspiratuar stridor, ses kısıklığı ve havlar tarzında öksürük ile karekterizedir.

    Akut laringotrakeit

    Larinks ve trakeanın inflamasyonudur. Alt hava yollarına ait bulgu yoktur. Havlar tazında öksürük tipik bulgusudur.

    Akut laringotrakeobronşit

    İnflamasyonun alt hava yollarına ilerlemesi ile ortaya çıkar. Hastalarda hışıltı, ral, takipne vardır.

  • Çocuklarda konuşma gelişimi

    Konuşmanın öğrenilebilmesi için başkalarının konuşmasını duymak, duyduğunu algılamak, söylemek istediğini formüle edebilmek ve seslendirebilmek gerekir.

    İnsanoğlunun yaşamının ilk aylarından itibaren konuşma becerisi hızla gelişir. Yenidoğan döneminde bile bebeklerin ağlama şekline göre ağrı mı duydukları yoksa acıkmış mı oldukları anlaşılabilir. Yaşamlarının birinci ayını dolduran bebekler agulamayla, altıncı ayını dolduranlarsa değişik sesler çıkararak ve karşısında konuşan kişiye bu seslerle yanıt vererek iletişime geçer. 12 aylık bir bebek bilinçli 2-3 kelime söyleyebilirken 2 yaşında 2-3 kelimelik cümle kurar. 3 yaşına gelen bir çocuğun kelime dağarcığındaysa 16-20 farklı eşya ismi ve 6-10 eylem bulunmaktadır.

    Dil ve konuşma gecikmesinin nedenleri arasında Down Sendromu, yarık damak/dudak anomalisi gibi genetik; işitme kaybı gibi işitsel; serebral palsi, otizm gibi nöropsikiyatrik; 3 yaşın altında TV, tablet,telefon karşısında çok zaman geçirmek gibi psikososyal yoksunluk ve zeka geriliği gibi nedenler sayılabilir.

    Dil gelişimi akademik başarı için de önemli olduğundan; 2-5 yaş arası dil bozukluğu yaşayan çocuklar okul çağında okuma ile ilgili de güçlükle karşılaşabilirler.

    Peki ne zaman çocuklarda konuşma/dil gelişimi ile ilgili ayrıntılı inceleme gerekir? 12-15 ayına gelmiş bir çocuk (ba-ba,da-da,ma-ma) gibi sesler çıkarmıyorsa, herhangi bir zamanda adıyla seslenildiğinde bakmıyor ve ani seslere tepki vermiyorsa, 18. aya geldiğinde tek kademeli basit yönergeleri yerine getiremiyorsa (anne nerede, topu al, ışık nerede), 2 yaşında hala hiç anlamlı kelime yoksa, 3 yaşında iki kelimeli (özneli yüklemli) cümlesi yoksa, 4-5 yaşında basit öykü anlatamıyor ve konuşması anlaşılmıyorsa ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme gerekmektedir.

    O halde anne-babalarının gözbebeği olan dünya tatlısı çocuklarımızın davranışlarını ve bilişsel gelişimlerini olumlu etkilemek için biz ebeveynlere düşen nedir? İşte size bazı öneriler:

    * Çocuğunuzla konuşun, onun konuşmasını ve oyun oynamasını kolaylaştırıp destekleyin.

    * Çocuğun sorularına yaşına uygun yanıtlar verin, soru sormasını teşvik edin.

    * Sosyalleşmesini önemseyin ve başka çocuklarla ya da kardeş(ler)iyle oynama/paylaşma fırsatları verin.

    * Güven duygusunu geliştirmek için onu olduğu gibi (şartsız,koşulsuz) sevdiğinizi gösterin ve söyleyin.

    * Bağımsızlaşmasını destekleyin ancak esnek, tutarlı ve gerektiğinde sınırlayıcı da olsa kurallar koyun.

    * Ebeveyn olarak kendi ilişki ve evlilik yaşantınızın sağlıklı ve dengeli olması için çaba gösterin.

    * Sözlerinize kıyasla davranışlarınızın dikkate alındığını bilin. Çocuklar erişkinlerin bol konuşmasından değil tutum ve davranışlarından etkilenir ve bunları örnek alır, sorunlu davranışlar olsa da!

    * Çocuklarınızla diyaloğunuzda serinkanlı olmaya çalışın çünkü onlar erişkinleri sakin davranışlarına daha iyi yanıt verirler.

  • Hpv aşısı ( insan papillomavirüs aşısı )

    HPV enfeksiyonu her yaş grubunu etkileyen yaygın bir enfeksiyondur. Bir çok insan HPV ile enfekte olduğunu farkında değildir. A.B.D ‘de 79 milyonun enfekte olduğu ve her yıl 14 milyon yeni vakanın tanımlandığı bildirilmektedir.

    HPV enfeksiyonu

    Yaygın bir enfeksiyondur.

    Kuluçka dönemi uzundur.

    Enfekte olduktan sonra virüsün vücuttan atılma süresi veya hastalık oluşturma süreci tam olarak bilinmemektedir.

    Birçok insanda HPV belirti vermez veya sağlık problemi oluşturmaz. Genellikle virüs iki yıl içinde vücuttan atılabilir. Bazı şahıslarda ise virüs vücutta uzun yıllar kalır ve ciddi klinik tablolara kansere yol açar.

    HPV Kadınlarda Erkeklerde

    Serviks Penis

    Vajina

    Vulva

    Her iki cinste

    Anüs

    Dil

    Yutak borusu

    Solunum sisteminde kanserlere neden olabilmektedir.

    HPV enfeksiyonunda korumada aşıların önemi tartışılmaz.

    Aşı her iki cinse uygulanmalıdır.

    Aşı uygulama zamanı

    Kızlarda 9-26 yaş

    Erkeklerde 9-21 yaş ‘dır.

    Ülkemizde HPV aşısı 12 – 14 yaş ve üzerinde uygulanmaktadır.

    Genellikle 2-3 doz olarak uygulanan bu aşılar güvenli ve etkilidir.

    Erken yaşlarda uygulanan aşılardaki etkinlik daha yüksektir.

    Aşı gebelikte uygulanmaz.

    Lateks alerjisi olan bireylere HPV aşısı önerilmez.

    Özetle

    HPV aşısı her iki cinse uygulanmalıdır. Sadece kız çocukları değil erkek çocuklar da aşılanmalıdır.

    Yaş sınırı 9 yaş – 45 yaş olarak belirtilmiştir.

    HPV aşısı kızlarda 12- 26 yaş

    Erkeklerde ise 14-21 yaş aralığında uygulanmalıdır.

    Yüksek riskli bireylerde aşı uygulama sınırları esnetilebilir.

    Sonuç olarak ;

    HPV enfeksiyonu esas olarak cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyondur. Enfeksiyon sadece cinsel yolla değil solunum yolları ,ağız, burun ve deriden de bulaşabilmektedir.

    HPV aşısı insan papillomavirüs aşısıdır. Aşıyı ‘’rahim ağzı kanser ‘’aşısı olarak lanse etmek yetersiz bilgiden kaynaklanır.

    HPV aşısı hem kız hem de erkek çocuklarına uygulanmalıdır.

  • Çocuk ve Oyun

    Çocuk ve Oyun

    Çocuğun iç dünyasında oyun bir “uğraş”tır ve bir çocuktan beklediğimiz oyun oynamasıdır. Her oyunun kendisine özgü bir nedeni ve özelliği vardır.Dolayısıyla oyun, çocuğun duygusal sorunlarını çözmede, sosyal becerilerinde,motor gelişimi ve karakter özelliklerini oluşturmasında desteklenmesini sağlar.

    Oyun Terapisi Nedir?

    Terapistlerin terapötik araç olarak kullandığı psikoterapi temelli OyunTerapisi, çocuğun içsel duygularını deneyimlemesini kolaylaştırmada,kendi dünya görüşünü ifade etmesini sağlamada ve sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yararlandıkları bir yöntemdir.Bu çalışma sırasında çocuğun kullandığı oyuncaklarla birlikte bu oyuncaklarla oynama şekilleri de çok önemli olup eğitimli bir terapist bunu gözlemler ve yorumlar.

    Neden Oyun Terapisi?

    Yetişkinler sorunlarını sözel olarak ifade ederlerken çocuklarda bunu oyunla ve oyuncaklarla anlatırlar.Böylece davranışlarını tetikleyen duygularını yenideninşa ederler.(Öfke,korku,üzüntü vb.) Terapi sırasında yaşadığı olayları tekraroluşturarak yeniden tecrübe etme fırsatı bulurlar ve hayatlarına yansıtırlar.Kendilerini rahatlıkla ifade edebilmeyi ve sosyal ilişkilerini güçlendirmeyiöğrenirler. Böylece oyunla sorunlarını çözebilir hale gelerek güçlenirler ve iyileşme gerçekleşir.Terapist de bu süreçte çocuğu sınırlamadan ona eşlik eder vesürecin bir parçası olur.Terapistle kurulan ilişkiyse çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar.

    Oyunterapisinde ailenin de katkısı önemli olduğundan terapistle görüşmelerdüzenli bir şekilde gerçekleşir.Bu görüşmelerde terapi dışında da ailelerinuygulayabileceği önerilerde bulunulur.Sonuçta; aile ve çocuk bir bütüncül birdeğerlendirilmeyle ele alınır.

    Oyun Terapisi’nin Süresi…

    Çocuğun gelişimsel dönemle içinde yaşadığı psikolojik sorunun/sorunlarınne zaman gerçekleştiği ve yoğunluğu sonucunda haftada bir veya iki seansşeklinde oyun terapisine başlanabilir.Terapinin devamlılığı çok önemlidir.

    Ne zaman Oyun Terapisi’ne ihtiyaç duyulur?

    Yetişkinlerinde yaşamında zor süreçler olabildiği gibi çocuklar içinde böylezamanlar vardır.Boşanma,sevilen kişinin kaybı,taşınma vs.Bazı çocuklar budurumlarda daha fazla desteğe ihtiyaç duyarlar.Terapistin de aile ve çocuklayapacağı değerlendirme sonrasında Oyun Terapisi’ne başlanılır.

    §  Endişe,üzüntü,korku,öfke gibi duyguların yoğun yaşandığı durumlarda,

    §  Zarar verici davranışlarda bulunduğunda (kendisine ve/veya çevresineyönelik) ve şiddete maruz kalındığında,

    §  Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda,

    §  Dikkat Eksikliği ve HiperaktiviteBozukluğu’nda,

    §  Ebeveynden ayrılmaya karşı aşırı tepki vermede,

    §  İstismar,

    §  Aşırı utangaçlık ve hareketsizlik,

    §  Korku, kaygı ve fobilerin olduğu durumlarda,

    §  Dil ve Konuşma güçlüğü olan çocuklara,

    §  Özgüven Eksikliği,

    §  Boşanma sonrası uyum sorunlarında,

    §  Depresyon,

    §  Kardeş kıskançlığı,

    §  Değişimlere uyum sağlamada güçlük yaşanması vb. psikolojik sorunların çözümünde ve 3-11 yaş arasındaki çocuklara Oyun Terapisi yapılmaktadır.

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Kekemelik konuşma akışının anormal duraksamalar(sesin kesilmesi),ses ve hecelerin tekrar edilmesi (ke-ke-keleme),uzatılması(kkkkkkkk keleme) ile bozulması durumudur.Bu konuşma akıcılığının bozulması durumuna konuşma gayretine bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve vücut hareketlerinde değişiklikler de eşlik edebilir.

    Bütün insanlar belli bir oranda konuşma akıcılığında bozukluk yaşar!

    Hemen hemen tüm çocuklar konuşma gelişiminin erken dönemlerinde konuşma akıcılığının sıkça bozulduğu bir dönemden geçerler.Yetişkinler ise günlük konuşmaları sırasında pek çok kere ‘’ııı’’gibi heceleri konuşmayı bölecek şekilde araya sokar,zaman ses,hece,kelime ve söz gruplarını tekrar ederler ancak bu durumların hepsi ‘’normal’’ olarak kabul edilir ve herhangi bir endişe uyandırmaz.Normal akıcılık bozuklukları konuşmaya yönelik çaba harcanması ve kişide endişeye rol açacak durumlar yaratmaz.

    KEKEMELİĞE NELER SEBEP OLUR?

    Kekemeliğin asıl sebebi hala bilinmemektedir.Muhtemel etkiler arasına ise,konuşma kaslarının koordinasyon bozukluğu,nefes problemleri,dil gelişiminin seviyesinde problem olması,diğer iletşimsel problemler ve yaşamsal stresler yer alır.Aynı zamanda çok büyük ihtimalle kekemeliğe sebep olan durum ile kekemeliğin arış ve ilerleyişine sebep olan durumlar birbirlerinden oldukça farklıdır.Kekemelik büyük ihtimalle genetik,nörolojik ve çevresel faktörlerin karışımına  bağlı olarak ortaya çıkar ve farklı oluşum sebepleri vardır.

    Kekemelik duygusal ya da psikolojik problemlere bağlı olarak mı ortaya çıkar?

    Kekemeliği olan çocukların akıcı konuşması olan çocuklardan daha fazla oranda psikolojik problemleri olması ihtimali yoktur!Genel olarak psikolojik  travmanın kekemeliğe sebep olduğuna inanmak için herhangi bir sebep yoktur.Ancak bunun yanı sıra kekemelik problemi ile başa çıkmak kişiler için olabilir ve bu da kişinin yaşam kalitesini kötü yönde etkileyebilir.

    Kekemelik kaç yaşında ortaya çıkar?

    Kekemelik tipik olarak genç yaşlarda (2ila 5 yaş civarında)belirgin olarak ortaya çıkar ancak bazı durumlarda okul çağında ilk belirtilerini verebilir ve çok nadir olarak da yetişkinlikte ortaya çıkabilir.

    Çocuğunuzun kekelemeye başladığını düşünüyorsunuz yardım almak için uzmana başvurmalı mısınız,beklemeli misiniz?

    Sizde ya da daha önemlisi çocuğunuzda kekemelik konusunda bir endişe uyandığı anda hemen ve acil olarak profesyonel yardım aramalısınız.Bazı çocuklar büyüdükçe kekemeliğin üstesinden gelecek ve akıcı olarak konuşabileceklerdir.Ancak bazıları bunu yapamayacaktır.Kekemeliğe bağlı olarak gelişebilecek problemler yeterince erken dönemde tedavi edildiği taktir de en aza indirgenebilecektir

    KEKEMELİK TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?

    Evet  kekemelik tedavisinde gerek çocuk gerekse yetişkinlerde uygulanabilen başarıya  ulaşmış yöntemler ve teknikler vardır.Bu yöntemlerden herhangi birinin diğerine olan üstünlünü gösteren herhangi bir bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

    Kekemelik tam olarak ortadan kaldırılabilir ve kişi-iyileştirilebilir mi?

    Kekemelik tam  bir ‘’iyileşme’’den ya da ‘’hızlı çözüm’’den söz etmek doğru olmaz.Kekemelik bir davranış biçimidir,yanlış bir konuşma alışkanlığıdır,bir’’hastalık’’değildir.Tedavide hedef kısa dönemde kekemeliğin azaltılması değil ,uzun dönemde iyiye doğru gitme,akıcılığın arttırılması ve iletişim kurmada başarıyı sağlama yönünde olmalıdır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir çocuğa nasıl yaklaşmalısınız?

    Çocuklar akıcı konuşmadıklarının farkında olamayabilirler.Böyle bir durumda akıcılık bozukluğuna dikkati çekmemek gerekir.’’Dur ve yeniden söyle’’konuşmaya başlamadan önce düşün’’,daha yavaş konuş’’ya da dilini arı mı soktu?gibi yorumlar durumu çözmeye yardımcı olamayacaktır.Çocuğun ne anlatmakta olduğuna odaklanın ve onu dikkatle,sabırla dinleyin,çocuğun bunu nasıl söylediğine odaklanmayın.Eğer çocuğun  konuşmasına bağlı olarak üzülmekte olduğunu gözlüyorsanız ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşıladığınızı destek olacak şekilde ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşılaştığınızı destek olacak şekilde hissettirilebilir,söyleyebilirsiniz.’’Bunu söylemek biraz zor olduğu gibi gözüküyor;;,bunlar olabilir’’ya da bazen kişiler konuşmakta güçlük çekebilirler’’gibi yorumlar çocuğun kekemelik ile daha etkili bir şekilde başa çıkmayı öğrenmesine yardımcı olacaktır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir yetişkine nasıl yaklaşmalısınız?

    Kekemeliği olan  yetişkinler de akıcı konuşabilen yetişkinlerle aynı oranda konuşarak ifade ettikleri önem verilmesini, sabır ve dikkatle dinlemeyi hak etmektedirler.

                            ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

    Kekemelik,okullarda görülen belli başlı konuşma özürlerinden  biridir.Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen ve bundan ötürü konuşanı daha çok sorun içine sokan bir türüdür.Ayrıca,kekemelik öğretmen ve öğrencilerin farkında oldukları konuşma özrü türlerinden başta gelenidir.Öğrenciler arasında alay konusu edilen davranışların başında yine kekemelik gelmektedir.Bu bakımdan kekemelik  sadece kekeleyenin değil,öğretmenin de bir sorunu olmaktadır.Okulda.öte yandan 5 ile4 yaşlar arasındaki dönem,5 yaştan önce başlayan kekemeliğin giderek arttığı yaşlar olarak,bilinmektedir.Bu yaşlarda çocuğun ilk ve orta okul dönemidir.Bu bakımdan öğretmen ve yöneticilerin bu konuyla yakından ilgilenmeleri gerekmektedir.

    BU KONUDA ÖĞRETMENİN YAPABİLECEĞİ ÇALIŞMALAR ŞUNLARDIR:

    -Çocuğu kekeme diye damgalamayınız ve kekeme,kekemelik gibi sözcükleri çocuğun yanında kullanmaktan çekininiz.

    -Çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermeyiniz.Onu sakin dinleyiniz.Endişeden uzak olunuz.Çocuk bir şey söyleme isteğinde acele ve telaşa kapılmadan söyleyebileceği kadar zaman fırsat veriniz.Onun konuşmasını olduğu gibi kabul ediniz.

    -Çocuğun en az kekelediği durum ve koşulları saptayınız.Sınıfta bu gibi durumlarda onu konuşturunuz.Özendirici önlemler alınız.

    -Hiçbir  zaman çocuğa’’yeniden başla’’,önce derin bir nefes al gibi uyarılarda bulunmayınız.Bütün bu uyarılar onun dikkatini konuşması üzerine toplamasına neden olur.Buda zararlıdır.

    -Çocuk konuşurken dudak hareketlerine değil gözlerine bakınız.

    -Alayı ve acı şakaları disiplin aracı olarak kullanmayınız.

    -Çocuktan  yapamayacağı,kadar çok şeye beklemeyiniz.

    -Sınıfın çocuğa karşı olan tutumunu kontrol ediniz.Çocuk sınıfta yokken arkadaşlarına ona karşı nasıl davranılacağına ilişkin konuşunuz.Arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olduğunu zamanla onun da düzgün konuşacağını anlatınız.

    -Sınıfta yapılacak koro çalışmaları,toplu söylenen marşlara ve diğer müzik çalışmaları ritmik etkinlikle kekeme için yararlı olacağından bu tür çalışmalara elden geldiğince fazla yer veriniz.

                                             AİLELERE ÖNERİLER

    1)Çocuğun akıcı olmayan konuşmasına dikkat çekmeyin ve kritik etmeyin.Söylemeden önce söylemek istediğini düşün,Konuşmadan önce derin nefes al gibi uyarıları kesinlikle yapmayın.Böyle bir davranış gerginlik yaratır.Böylece kekemeliğin gelişme  riski artar.

    2)Çocuğunuzun konuşma bozukluğuna üzülmeyin,şimdilik onun  konuşma şeklinin böyle olduğunu ve her şeyin normal olduğunu kabul edin.

    3)Eğer sol elini kullanıyorsa sağ elini kullanması için zorlamayın.

    4)Beceriksiz ya da yanında iki ayrı lisan kullanmayın,konuşmayı öğreneme devresindeki bir çocukta bu durum olumsuz etki yapacaktır.

    5)Grup içindeki oyunları beceremiyor diye kaygılanmayın,insanlarla ilişki kurabilmesi için yardımınıza ihtiyacı olduğunu unutmayın.

    6)Yetersiz konuşmasının üstesinden gelmesi için,diğer yollardan başarı kazanması için zorlamayın.

    7)Daha düzgün ve akıcı konuşan kardeşleri veya yaşıtları ile asla kıyaslamayın,

    8)Problemin ikinci bir kazanç olarak kullanmasına yol açacak davranışlardan kaçının (bozuk konuşarak ilgi çekme isteğini yaptırma gibi)

    9)Size bir şey söylemeye çalışırken dikkatinizi ona verin.Çocukların bir çoğu kendisini dinleyen kişi dikkat etmediği zaman güçlük çekerler.

    10)Akıcı konuşan kişilerle rekabet ortamı hazırlamayın,böyle  durumlarda çocuklar fazlası ile bocalar.