Etiket: Yaş

  • Otizm spektrum bozukluğunun tanı ve tedavisinde bilinmesi gerekenler

    Otizm spektrum bozukluğu nedir?

    Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal-iletişimsel gelişimde yetersizlik, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgilerle seyreden, erken çocukluk çağında başlayan bir nörogelişimsel bozukluktur. Son yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda OSB sıklığının %1’in üzerinde olduğu saptanmıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında OSB’nin erkeklerde kızlardan 3-4 kat fazla görülmektedir.

    OSB terimi otizm, atipik otizm ve Asperger sendromunu içeren bir kategori olarak yıllardır kullanılmaktayken, resmi sınıflama sistemlerinde OSB tanımın yer alması Mayıs 2013’de olmuştur. Artık Otizmle ilişkili tüm bozukluklar için OSB tanımı kullanılmaktadır.

    Nedenleri nelerdir?

    OSB gelişiminde önemli bir faktör genetik yatkınlıktır. Genlerdeki değişkenlerin otizm nedenleri arasında en önemli rolü oynadığı kabul edilmektedir. Otizm tanısı alan çocukların beyin görüntülemelerinde erken yaşta bazı farklılıkların ortaya çıktığı ve yaşla birlikte bu farklılıkların değiştiği bulunmuştur. OSB etiyolojisinde çevresel faktörlerin de üzerinde durulmuştur. İleri anne baba yaşı üzerinde durulan etkenlerdendir. Yine özellikle yakın zamanda popüler bir şekilde suçlanan beslenme şekli, civaya maruziyet aşı gibi faktörlerin otizm gelişimine katkısı olduğu doğrulanmamıştır. Bu gün kabul edilen en önemli görüş, otizmin beynin erken evrelerinde gelişen, gen çevre etkişelimi nedeniyle ortaya çıkan, norogelişimsel bir hastalık olduğu yönündedir.

    Belirtileri nelerdir?

    Otistik bireyler, ortaya çıkan belirtiler, bu belirtilerin şiddeti çok değişkenlik gösterir.

    Otizmli olgularda genellikle belirtiler hayatın ilk ya da ikinci yılında ortaya çıkmaktadır. Dil gelişiminde gecikme, sosyal ilgisizlik veya çevreye karşı alışılmadık aşırı duyarlılığı içeren başlangıç belirtileri tipik olmaktadır. OSB olan çocukların yaklaşık dörtte birinin ebeveynleri çocuklarının birkaç anlamlı kelime söyledikten sonra konuşmayı bıraktığını ve sosyal becerilerinin gerilediğini ifade etmişlerdir.

    OSB tanısı konulan bebekler yaşamın ilk altı ayında diğer bireyleri daha az aramakta, onlara daha az bakmaktadırlar. Ayrıca bu dönemde bu çocuklarda sosyal gülümsemenin de az olduğu ve bu bebeklerin daha az ses çıkardığını ortaya konmuştur. İsmi seslenildiğinde bakmamanın sekizinci aydan itibaren OSB’li çocuklar ile OSB’li olmayan çocukları ayırt etmede yardımcı olmaktadır. OSBçocukları diğer çocuklardan ayırt eden özellikler; göz teması, sosyal ilgi ve gülümsemede yetersizlik, jest ve işaret kullanımında sınırlılık, ismi seslenildiğinde bakmama, taklit etme becerisinde yetersizlik, alıcı ve ifade edici dilde gecikme olarak tanımlanmıştır.

    2-3 yaş döneminde ise sosyal alanda en sık karşılaşılan belirtiler; göz temasının yetersizliği, sosyal oyunlara ve karşılıklı sosyal etkileşime azalmış ilgi düzeyi, ebeveynlerini duygudurumunu düzenlemek için daha az referans alma ve yalnız kalmaya eğilimli olmak olarak bildirilmiştir.

    4-5 yaş grubunda, yaşıtlardan farklılık, kısıtlı jest mimikler, başkaları ile etkileşime girmekte isteksizlik, yaşıt aramama ve yaşıt ile ilişki sürdürememe belirginleşmektedir. Normal gelişen bireylerde empati seviyesi erişkin düzeyine yaklaşmaktayken, bu grupta empati söz konusu olmamaktadır. Dil gelişimi ve iletişim sorunları OSB tanılı bireylerin sorunlarının önemli kısmını oluşturmaktadır. Dil becerilerinin geliştiği vakalarda ise tekrarlayan davranışlar ve yineleyici dil kullanımı, karşısındakinin konuşmasını yineleme, şahıs zamirlerini karıştırma, normal ses volümünün farklılaşması, sosyal etkileşim için dilin kullanımında sorunları içeren tarzda dil kullanımı normalden farklı olmaktadır. Konuşamayan grupta ise anlamsız sesler çıkarma bazen yeni kelime uydurma görülmektedir. Yine bu dönemde sallanma, kendi ekseninde dönme, parmak ucunda yürüme, garip el hareketleri, kanat çırpma gibi motor stereotipiler sık görülmekte; ayrıca törensel davranışlar örneğin oyuncak dizme, oyuncakların belli parçaları ile oynama söz konusu olmaktadır.

    Ergenlik döneminde normal zekâya sahip OSB tanılı bireyler, gruba ait olamama ve akran tacizi sebebi ile sıklıkla depresyon geçirmektedir. Zihinsel yetersizliği olan grupta ise bu dönemde temel belirtiler devam etmekte, sıklıkla öfke, dürtü kontrol sorunlarına, öz bakımda kısıtlılıklara, değişime dirence ve yıkıcı davranışlara sık rastlanmaktadır.

    Yine erken dönemden itibaren Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan grupta akademik becerilerde sorunlar, özel eğitimden faydalanamama ve davranış sorunları daha şiddetli görülmektedir. Özellikle belli dönemlerde ve ya mevsimlerde otizm belirtileri şiddetlenen, takıntıları artan, uyku problemleri artan grupta İki Uçlu Bozukluk açısından dikkatli olmak gerekmektedir. Otizmle ile birlikte ek psikiyatrik sorunlar hem otizm belirtilerini şiddetlendirmekte hem de gidişini olumsuz etkilemektedir.

    Asperger sendromunda ise, bireyler, otizm belirtileri göstermekle beraber daha üst düzey bir işlevselliğe sahiptirler. Yaşamın ilk yıllarından itibaren dil becerileri iyidir. Bilişsel becerilerinde gecikme yoktur. Asperger sendromlu bireyler, normal dil gelişimine sahip olan, ancak sosyal etkileşim davranışlarıyla, tekrarlayan törensel davranışlarıyla otistiklerle aynı özellikleri gösteren bireyler olarak tanımlamaktadır. Bu çocukların okul öncesi dönemde özel ilgi alanları vardır ve bu ilgi alanları bazen günlük hayata dairken bazen alışık olunmayan konulara aittir. Yine günlük yaşama ait yada alışık olunmayan konulara ait takıntıları, günlük rutinleri vardır. Yaşla birlikte yaşamaya başladıkları sosyal ilişki zorlukları belirginleşir. Yaşla birlikte özellikle ergenlik döneminde kendi ilgi alanları ile vakit geçirmeye başlar ve daha çok ilgi alanlarıyla ilgili konularda konuşurlar. Başlangıçtan itibaren hareketlilik, dikkat sorunları, kaygılı olma, motor sakarlık, uyku beslenme sorunları yaşayabilirler.

    Tedavi süreci nasıldır?

    Otizmin bilinen bir tedavisi olmadığı için, klinisyenler bireyin işlev düzeyi ve problemli alanlarına uygun müdahale ve tedavi programları geliştirirler.Çocuğun ve ailenin baş etmelerine aktif katkıda bulunurlar. Temel yaklaşım eğitsel yaklaşımlardır. Bu eğitsel yaklaşımlar sosyal-iletişimsel alanda gelişmeyi, istenmeyen davranışları azaltmayı, yeni beceriler kazandırmayı hedefler.

    OSB’de temel belirtileri iyileştiren bir ilacın henüz geliştirilmemiş olmasına rağmen, bu grupta eşlik eden davranışsal sorunlar için ilaç kullanımına sık rastlanmaktadır. İlaçlar sinirlilik, öfke, uykusuzluk, davranış sorunları, tekrarlayan hareketler, tik, sosyal etkileşim, kaygı, korku, moralsizlik, takıntı, hiperaktivite ve dikkat sorunlarında yararlı olmaktadır.

    Gidişatı nasıldır?

    Tedavi öncesi zeka seviyesi, erken yaşta tedaviye başlanması, tedavinin miktarı-tedaviye devam edilme süresi, aile özellikleri, sosyal kaçınma tedaviye yanıtta önemli belirleyiciler olarak tanımlanmıştır. Normal zekalı otizmi olan bireylerin beşte birinin kendi başına yaşadığı %40’a yakınının üniversiteyi bitirebildiği belirtilmiştir. Daha ağır işlev düzeyindeki otizm tanılı bireylerin ise çoğunluğu destekle yaşamlarını sürdürmektedirler.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nedir? Ailelerin izleyeceği yol ne olmalıdır?

    (DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN ÇOCUKLARI BEKLEYEN SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI)

    Çocuklar okul hayatına başladığı günden beri bazen de sonradan ortaya çıkan bazı nedenlerle ders başarısında güçlükler yaşayabilirler. Bu sorunların başında çocukların ders çalışırken ve ya okulda öğretmenini dinlerken dikkatini toplamada güçlük yaşaması, ders çalışmayı sürdürmekte zorluk yaşaması, sınavda dikkat sorunları nedeniyle çalışsa bile düşük başarı göstermesi sayılabilir. Yine yerinde oturmakta güçlük çeken, sabırsız çocukların ders çalışmayı sürdürmesi daha zor olacaktır. Bazen dikkat sorunu ile birlikte çocuklar öğrenme güçlükleri nedeniyle okul başarısında sorun yaşayabilirler. Dikkat, hareketlilik ve sabırsızlık yakınmaları olan çocuklar sıklıkla aile ve arkadaş ilişkilerinde de sorun yaşayabilirler. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) denilen bu durum çocuk ruh sağlı sorunları içerisindeki sıklığı %8-12 arasındadır. DEHB’da yaş ilerledikçe okul başarısındaki sorunlara, dikkat sorunlarının devam etmesiyle birlikte ders çalışma isteksizliği, sinirlilik, kaygı, kendine güvenmeme, mutsuzluk eklenebilir. Bu durumlarda öncelikle çocukların yaşadığı dikkat, hareketlilik, sabırsızlık ile ilgili sorunların çözümlenmesi önemlidir. Bu sorunlar çözümlendiğinde çocuklar derslerde başarılı olduklarını gördüklerinde kendine güvenleri artacak isteksizlikleri ve kaygıları azalacaktır. Bu sorunların çözümü için anne babaların çocuklarındaki güçlüklerin farkına varmaları önemli olup, bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatrsitine başvurmaları gereklidir. Çocuk psikiyatristleri öncelikle ders başarısındaki sorunun neden kaynaklandığını, psikiyatrik değerlendirme yaparak bazen de bazı ölçekler ve testler uygulayarak araştıracaklardır. Bu sorunun nasıl çözüleceğine yönelik aileyi ve çocuğu bilgilendirecektir. Sorunun çözümüne yönelik uygun tedaviyi başlayacaklardır. Yine ailenin çocuğa yaklaşımı, çocuğun kendisinin bu sorunla nasıl baş edeceğine yönelik aileye ve çocuğa yol göstereceklerdir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların dikkat, hareketlilik ve sabırsızlık yakınmaları nedeniyle, sonunu düşünmeden hareket ettikleri, kaza ve ciddi yaralanmalara daha sık (yarıya yakını) maruz kaldıkları bilinmektedir. Bu kaza ve yaralanmalar sıklıkla kemik kırıklıkları, yumuşakn doku yırtılmaları, kafa travması şeklinde olmakta ve en sık da ortapedik mudahaleyi gerektirmektedirler. Aileler çocuklarındaki DEHB’ğunu tedavi ettirmekle çocuklarının hem okul başarısını ve ilişki sorunlarını çözecek, hem de gelecekteki ek ruhsal rahatsızlık ve ciddi kaza riskini önleyeceklerdir.

  • Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Nedenleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Nedenleri ve Çözüm Yolları

    Davranış bozuklukları çocukları çocuğun içsel çatışmalarını davranışa aktarması sonucu ortaya çıkar. Davranış bozukluğu olarak adlandırılan davranışlar hırçınlık, sinirlilik, inatçılık, yalan, çalma ve küfür etme gibi eylemlerdir. Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür, bu nedenle her çocuk birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar dikkat edilmesi gereken noktalardır ancak hepsi davranış bozukluğu olarak değerlendirilemez. Davranış bozukluğu, bireyi, aileyi olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların temel haklarının çiğnendiği yaşa uygun toplumsal kurallarını hiçe sayıldığı davranışlardan oluşan bir durumdur.

    Bir davranışın, davranış bozukluğu olarak değerlendirilmesi için bazı ölçütler vardır. Öncelikli olarak yaşına uygun olup olmamasına dikkat edilmelidir. Buna karar verebilmek içinde çocuğun bulunduğu yaşın gelişimsel özelliklerine hakim olmak gerekir. Çocukta gelişimsel sürecine bağlı olarak ortaya çıkan değişiklikler hayatında zorluklar doğurabilir. Yeni şartlara uyum sağlayana kadar da çocuk geçici uyum sorunları yaşayabilir. Yani bir davranışa davranış bozukluğu diyebilmemiz için gelişim dönemine özgü davranışların dışında olmalı. Bir diğer ölçüt iste davranışın yoğunluğudur.  Ortaya çıkan duygu ve davranışın şiddetinin normalinden fazla olması gerekir. Ve davranışın sürekliliği de ölçütlerden biridir. Davranışın uzun zamandan beri ısrarlı bir şekilde devam ettirilmesi gerekir.

    En sık görülen davranış bozuklukları; hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan söyleme, tırnak yeme, saç koparma, alt ıslatma ve dışkı kaçırma, yeme bozukluğu, karşı gelme, uyku bozukluğu, konuşma bozukluğu, çalma, küfürlü konuşma gibi davranışlardır.

    Davranış bozukluğuna yol açan birçok neden vardır; dikkat çekme isteği, savunma, büyüme arzusu, yetişkinleri şaşırtma isteği, arkadaşları tarafından beğenilme ve onaylanma isteği, intikam almak, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi, fizyolojik sorunlar, kalıtım, temel ihtiyaçlarının doyurulmaması gibi nedenlerden kaynaklanıyor olabilir.

    0-6 yaş dönemi çocuklarda, olumsuz anne baba tutumları, ailede istismar öyküsü, annede depresyon öyküsü, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olması gibi durumlar sık görülen nedenlerdendir.

    Davranış bozukluğu için en etkili yöntemler görmezden gelme, ödülü geri çekme, alternatif sunma, sözle uyarıda bulunma ve tartışmaktan kaçınmadır. Bağırmak, susturmak, vurmak aranızdaki saygı bağının kopmasına neden olur. En önemli adım bu süreçte saygıyı yitirmemektir. Çocuğun olumlu noktalarını keşfedip ortaya çıkarmak ve yüreklendirmek olumsuz davranışları azaltıp kendine güvenmesini sağlar. Bu çocukların koşulsuz sevgiye ihtiyacı vardır. Yani koşullar her ne olursa olsun anne baba tarafından kabul edildiğini ve sevildiğini hissetmelidir. Hiçbir zaman ceza ya da şiddet kullanılmamalı. Davranışıyla ilgili olay anında değil sakinken konuşulmalıdır. Çocuğa yaşına uygun sorumluluk vererek başarma duygusu yaşatılmalı, anne baba çocuğa olumlu rol model olmalı. Olumsuz davranışlar gösterildiğinde değil, bu davranışlar gösterilmediğinde ilgilenilmelidir aksi takdirde bu davranışların pekişmesine sebep olur. Davranış sayesinde anne babadan ilgi kazandığını düşünmemeli “yapma” bile bir ilgidir aslında. Anne baba çocuğa verdikleri sözleri tutarak, ona ait bir eşyayı alırken izin isteyerek çocuğa model olmalıdır. Diğer çocuklarla kıyaslanmamalı, yaşına ve özelliklerine uygun beklentiler oluşturulmalıdır. Olumsuz davranış ortaya çıktığında çocuk yaratıcılığa teşvik edilmeli, olumlu bir faaliyete yönlendirilmelidir. Çocukların anne babalar için basit, önemsiz konuları paylaşmalarına müsaade edilmelidir ki, anne babayla rahat bir şekilde konuşabileceği algısı oluşsun. Önemsiz şeyleri bile konuşamadığı anne ve babasıyla önemli konuları, duygu ve düşüncelerini anlatması çok zor olur.

    Çocuklarda davranış bozukluğu terapisinde, çocukların iletişim becerileri, sorun çözme becerileri, dürtü kontrolü, öfke kontrolü gibi konular çalışılır. Çocuklarla beraber anne ve babanın da tutum ve davranışlarının düzenlenmesi gerekir. Çünkü anne ve babanın tutumları çocuğun davranışlarında büyük rol oynar. O yüzden terapi sürecinde en etkili yol anne baba eğitimidir. Tedavi edilmezse kalıcı davranış bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu başta olmak üzere bir çok soruna yol açabilir.

  • Çocuklarınızı ev işlerine katın

    Hangi yaşta olursa olsun evinizin bireyi haline gelen çocuğunuzun gelişimi ve eve katkı sağlaması için ev işleri yapmasını sağlayın ve bunu küçük yaştan itibaren çocuğunuzdan isteyin. Ancak verdiğiniz işler yaşına uygun ve tutarlı olmalı. Şimdi gelin, yaş yaş çocuğunuzu hangi ev işlerine nasıl katacağınızı ve bunu nasıl alışkanlık haline getireceğinizi öğrenelim.

    2-3 Yaş: Basit Komutlar Verin ve Övün

    Ev işleri çocuğunuza hayatının önemli yeteneklerini öğretir ve ailenin tüm üyeleri ev işlerine birlikte girişebilir. Ne zaman başlayabilirler? 2-3 yaş çocukları size yardım etmeye bayılırlar o zaman onlara izin verin! Çocuğunuz sepete giysileri koyabilir, dökülen bir şeyi silebilir, çöp kovasına çöpü atabilir, oyuncaklarını kovaya koyabilir, size istediğiniz bir şeyi getirebilir.

    Çocuğunuz bu yaşlarda ev işleri için çok mu küçük görünüyor size ? Bu yaşlar aslında ev işlerine başlatmak için en iyi zamanlardır. Çocuklar basit görevleri yerine getirdiklerinde hem kendilerini becerikli hissetmeye başlar hem de motor becerileri gelişir. Bu eforları için onları bol bol övün.

    4-5 Yaş: İşlerinize Onları Katın

    Çocuğunuz sizinle birlikte çamaşırları toplayabilir, ayırabilir, mutfakta sofrayı hazırlarken yardımcı olabilir, bitkileri sulayabilir, evinizde beslediğiniz hayvanınızı besleyebilir. Birlikte iş yapmanın keyfini çıkarın.

    Bu yaş çocuklarında kendilerinin ‘ihtiyaç duyulan, becerikli ve özgür’ hissetmeye ihtiyaçları vardır. Bu yüzden yaptıkları işin sonucu ne olursa olsun onları ev işlerine katın. Eğer size karşı direnirlerse ‘eğer bu işi bitirirsek dışarı çıkabilirsin’ şeklinde konuşun.

    6-7 Yaşlar: Mükemmellik Beklemeyin

    6-7 yaşlarında bir çocuk evdeki hayvanın mama ve suyunu doldurabilir, sandviç yapmaya yardımcı olabilir, nasıl yaparsa yapsın yatağını toplayabilir, çöpleri toplayıp çöp kovasına atabilir.

    Bu dönemde çocuğunuz ev etrafında iş verdikçe sorumlu ve kendine güvenli biri olmayı öğrenir. Düşündüğünüzden fazlasını yapabilirler, o işi nasıl yapılacağını gösterin ve çekilin.

    8-9 Yaşlar: Keyfini Çıkarın

    Basit yemek hazırlayabilir, sofrayı kurup kaldırabilir, bulaşık makinesini boşaltabilir, giysilerini katlayıp koyabilir, elektrik süpürgesini kullanabilir.

    Ev işi sıkıcı olmak zorunda değil. İşlerini müzik dinleyerek yapabilirler, veya onlardan istediğiniz ev işleri karşılığında daha önce istediği şeyi yapmalarına izin verebilirsiniz.

    10-12 Yaşlar: Seçim ve Ödüller

    Bulaşık yıkayabilir, paspas yapabilir, süpürebilir, arabadan aldıklarınızı taşıyabilir veya arabanızı yıkayabilirler.

    Çocuğunuzun iyi yaptığı işlerden birkaç tanesini seçmesini ve iş bölümü olarak ne yapmak istediklerine karar vermelerini isteyin. Ev işi listesi ve hatırlatıcı takvim yapabilirsiniz. Eğer yapabildikleri ve size yardım ettikleri için onlara teşekkür edin ve ödüllendirin.

    13 Yaş ve sonrası : Gerçek Hayat İçin Hazırlayın

    Kardeşinin bakımına ve okul ödevlerine yardımcı olabilir, istediği birgün yemek yapabilir, ev alışverişi yapabilir.

    Ev işleri ergenlerin kendi hayatlarını idame ettirme ve oda arkadaşı olma becerilerini öğretir. Ev işlerini cinsiyet ayırımı yapmadan verin. Erkekler yemek pişirebilir, ütü yapabilir, çamaşır atabilirler. Kızlar ev aletlerini kullanabilir, arabanın yağını değiştirebilir, bahçe işi yapabilirler.

  • Çocuğunuz ne zaman cep telefonu kullanabilir

    Çocukların cep telefonu kullanma yaşı giderek düşmekte. Son yapılan bir çalışmada ilkokul çağındaki çocukların %22’ si, 8-12 yaş çocukların % 60’ı , ergenlerin % 84’ü kendilerine ait cep telefonları olduğunu belirtmiş.

    Tabii bu durumda da, aileler çocuklarına ne zaman cep telefonu alacakları konusuyla karşı karşıya kalmaktalar. Her olay için geçerli olan çocukların cep telefonu kullanımının da avantaj ve dezavantajları bulunmakta.

    Çocuğunuzun Cep Telefonu Kullanmasının Geçerli Nedenleri

    Çoğu anne babanın çocuğuna cep telefonu almasının en büyük nedeni güvenlik ihtiyacından kaynaklanmakta. Aileler istediği zaman çocuğuna ulaşabiliyor böylece. Ayrıca çocuklarının da istediği zaman kendilerine ulaşması güvencesini de vermek istiyorlar. Bu özellikle çocuğunuz okuldan sonra evde yalnız kalıyor veya okuldan eve yürüyorsa zorunlu olmakta.

    Riskleri Tartın

    Çocuğunuz eğer cep telefonu kullanıyorsa, internet aracılığıyla uygun olmayan web sitelerine girebilir. Şiddet içeren, ölüm ve cinsel içerikli görüntüler içeren içerikler seyredebilir. Çoğu çocuk anlamadıkları içeriklerle ilgili hayal kurarlar.

    Cep telefonu olan çocuklar tüm gece telefonla oyun oynama veya arkadaşlarıyla mesajlaşma uğruna uyanık kalma eğilimindeler.

    Cep telefonu tabii ki siber saldırı riskini de beraberinde taşır. Evinizde kapınızı kapattığınız anda güvendesiniz ama bir cep telefonu ve sosyal hesabınız varsa artık hiç kimse siber saldırılara karşı güvende değildir.

    Cep telefonu kullanan çocuklar mesajlaşma ve sosyal medyayı kullanarak aslında giderek sosyal olarak izole olabilirler. Çünkü artık arkadaşlarıyla veya çevredeki kişilerle görüşme ihtiyacı ve zamanı kalmamaya başlar.

    Cep telefonu kullanmak için hazır olmayan çocuk için başka riskler de vardır. Örneğin insanlarla yanlış bilgileri paylaşmak, uygunsuz zamanlarda sürekli aileyi aramak ve cep telefonu faturası, internet alışverişleri gibi maddi yükünün olması..

    Cep Telefonu Almaya Karar Vermek

    Eğer çocuğunuz cep telefonunu nasıl kullanacağı konusunda sizinle oturup karar verebilir ve anlaşabilirse cep telefonu kullanmaya hazır demektir. Bu durum aslında 12, 13 yaşlarında tam oturur. Cep telefonu kullanması, ona hediye gelmesi, anneanne-dede faktörleriyle, akranlarının da olmasıyla değil, sadece anne-baba kararı ile verilmelidir.

    Kendinize çocuğunuzla ilgili daha önce geçmişte çocuğunuzun yaşına uygun olgun değerlendirmeler ve iyi kararlar verip vermediğini sorun. Eğer kötü kararları var ve immatür ise cep telefonu kullanmaya da hazır değildir. Ayrıca;

    Başlarına korkutucu bir durum geldiğinde bununla nasıl başa çıkıyorlar?

    Bir şeyler yolunda gitmediğinde çözmek için size başvuruyorlar mı?

    Olaylar karşısında kendi iyi girişimleri oluyor mu? diye anlayın.

    Çocuğunuzun neden cep telefonu istediğini de gözden geçirin. Arkadaşlarıyla mı mesajlaşacak, facebookta mı vakit geçirmek istiyor ya da akranları, kuzeninde cep telefonu olduğu için mi istiyor?

    Çocuğunuzun cep telefonunu düzgün kullanabilecek zeka kapasitesinde veya daha önemli olarak duygusal olarak hazır olup olmadığına bakın. Çocuğunuzun ödevini bitirmek, kendi odasını temizlemek gibi başka alanlarda sorumluluklarını yerine getirip getirmediğine bakın. Böyle çocuklar için 9,10 yaşlarda cep telefonu kullanabilirler.

    Çocuğunuzun Güvenli Cep Telefonu Kullanımı İçin Uyarılar

    Çocuğunuzun cep telefonu konuşmalarını ve mesajlaşmalarını ve girdiği siteleri sınırlayan veya kontrol eden ebeveyn kontrolü sağlayan uygulama veya programlar kullanın.

    Çocuğunuzun oyun veya reklam yüklemelerine izin vermeyin.

    Akıllı telefondan ziyade normal bir cep telefonu kullanın.

    Kendi telefonunuzu kullanma konusunda uygun bir rol model olun.

    Ekran süre limiti kurun.

    Çocuğunuza cep telefonu kullanımını yakından izleyeceğinizi söyleyin.

    Şifrelerini bilin.

  • Çocuklarda Yas

    Çocuklarda Yas

    Yas, kişinin bir yakınının ya da sevdiği bir nesnenin kaybına karşı verdiği tepkilerin bütününü içeren düşünce, duygu ve davranış sürecidir. Yaşamın en büyük acılarından olan yas yaşantısında, bireysel farklılıklar olmakla beraber benzer duygular yaşanmakta, benzer tepkiler verilmektedir.

    Yas kavramı ise kayıp yaşayan kişilerde bu kayba karşı verilen uyum tepkilerini ifade eder ve yas tutmak, sonuna kadar tamamlanması gereken ve ancak sonuna gelindiğinde vefat edenden ayrılabilmeyi mümkün kılan bir süreçtir (Bildik 2013).

    Çocuklarda ebeveyn kaybı

    Önemli bir yaşam olayı olan anne baba kaybı, bireylerin yaşamında her zaman karşılaşabilecekleri bir durum olmakla birlikte, çocuklar için daha kritik bir hal almaktadır. Anne baba kaybı yaşamış ve yas sürecindeki çocukların doğru bir şekilde ele alınması gerekmektedir. (Attepe, 2010).

    Bir çocuk, evcil bir hayvanın ölümüne üzülüp ağlayabilir, çünkü buna dayanabilir. Ama ana baba ölümü karşısında üzüntü belirtisi göstermeyebilir, çünkü bu üzüntüye dayanacak yaşta değildir (Oral, 2012).

    Ebeveynin kaybı çocuk için oldukça travmatik bir durumdur. Gelişme süreci devam eden çocukların ebeveyn kaybı sonrası destek sistemlerinin azalması ve biyopsikososyal ihtiyaçlarının karşılanamaması durumunda gelişimleri sekteye uğrayacaktır.

    İlk 6–9 ay arasında bebek annesini tanır ve annenin kaybından sonra yerine geçerek kendisine bakan kişiyi kabullenebilir. Ancak 9 aydan sonra bebek eğer ölen anneyle çok iyi bağlar oluşturmuşsa yerine geçecek kişiyi çok çabuk protesto edebilir veya kabullenmeyebilir. Görülmektedir ki, bebeklerin yaşadıkları kayıp yaşamlarının ilk 9 ayından sonra, tüm yaşamlarını etkileyecek boyutlara ulaşabilmektedir (Attepe, 2010).

    2-5 yaş arasındaki çocuklar ölümün bir son olduğunu anlamazlar. “Babamın mezardan gelmesine yardım edemez miyiz?” ya da “Benim kız kardeşim ne zaman geri gelecek?” tarzında sorular sorarlar. Vücudun ve vücut parçalarının nasıl çalıştığını anlamazlar, ölüm onlar için geri dönülebilir bir süreçtir, bir kişinin sonsuza dek gittiğini

    kavrayamazlar (Dyregrov, 2000).

    Gene bu yaşlarda çocuklar gömülmeyle ilgili yanıtlanması oldukça güç sorular sorarlar: Ölülerin toprak altında nasıl kımıldayabildikleri, ne yiyip ne içtikleri, nasıl hava aldıklarına ilişkin sorulardır bunlar. Bu sorular çocukların, ölümün bir son, geri dönülmeyen bir bitiş olduğu düşüncesini benimsemekte güçlük çektiklerini kanıtlar (Yörükoğlu, 2003).

    Çocuk- yetişkin yas farklılıkları

    Çocuklarda görülen yas genellikle döngüseldir. Her yeni gelişim dönemiyle beraber çocuk ölüme ilişkin duygu ve davranışlarını tekrar edebilir. Erken çocukluk döneminde ebeveyn kaybı yaşayan bir çocuk, ergenlik döneminde üzerinden zaman geçmiş olmasına rağmen tekrar yas tepkileri gösterebilir (Willis 2002).

    Çocuklarda zaman algısı ve zamana yapılan atıf erişkinlerden farklıdır. Erişkinler zamanla bir şeylerin değişeceğine ve işlerin düzeleceğine dair yaşam deneyimlerine sahipken, çocukların bu konudaki deneyimleri oldukça sınırlı kalmaktadır.

    Ayrıca ölüm kavramının geri dönülmezlik ve son bulma öğeleri ile beraber anlamlandırmakta güçlük çekildiği çocukluk dönemindeki yas süreci, erişkinlerde görülen süreçten daha farklı olarak gerçekleşmekte ve daha zorlu bir deneyim olarak kabul edilmektedir (Kaufman & Kaufman 2005).

    Çocuğun kaçınılmaz bir gerçek olan ölümü, kavram olarak algılayışı yaşına, bulunduğu gelişim düzeyine ve kişilik özelliklerine göre farklılaşmaktadır. Bunun için çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun açıklamalar yapılması gerekli olmaktadır. Bu süreçte çocuğun kendini ifade etmesinin sağlanması, duygularının açığa çıkarılması, yaşına uygun açıklamalar yapılması şarttır. Çocuğun çevresindeki yetişkinlerin yas belirtilerine duyarlı olması ve gerekli görüldüğü takdirde profesyonel meslek elemanlarından yardım alınması yararlı olacaktır (Attepe, 2010).

    Çocuklarla ölüm üzerine konuşulurken bilinmesi gereken en önemli şeylerden ilki, çocukların bu konuda neyi bildikleri diğeri ise neyi bilmedikleridir. Eğer korkulan, rahatsızlıkları ve yanlış bilgileri varsa, gerekli bilgiler verilerek korku, endişe ve şaşkınlıkları giderebilmek mümkündür. (Yıldız, 2004).

    Ne söylediklerine dikkat edilerek bu konudaki ilgilerine saygı gösterilmeli ve iletişime girmeleri cesaretlendirilmelidir. Açık, dürüst ve rahatlatıcı bilgiler birçok şeyi kolaylaştırmaktadır.

    Ölümle ilgili yapılacak açıklamaların, çocuğun bu bilgiye ihtiyaç duyduğu zamanda, açık, anlaşılır ve basit bir şekilde yapılması önemlidir. Ölümü, uyku, hastalık, uzağa gitmek, yaşlılık gibi kavramlarla eşleştirerek açıklamaktan kaçınılmalıdır.

    Kayıp yaşayan çocuğun dikkat edilmesi gereken bazı tepkileri şunlardır:

    Okul başarısında değişiklik, çok çabalamasına karşın düşük başarı, okula gitmeyi, uyumayı, akranlarıyla oynamayı şiddetle reddetme, ölen kişi hakkında konuşmayı reddetme, ölen kişiye ait şeylerden fiziksel olarak kaçınma, sıklıkla öfke nöbetleri, öfkeli tepkiler, aşırı hareketlilik, düzenli oyunlarda sürekli hareket etme, huzursuzluk, anksiyete ve fobiler, kazara hareketler, kendini suçlama veya dikkat çekmeye çalışma, uyku bozuklukları, gece kabusları, çalma, saldırganlık, tahripçilik vb davranışlar, 6 aydan uzun süren saldırganlık, başkalarının haklarına saldırı, şiddet, asilik, otorite figürlerine karşı gelme, sıklıkla nedeni açıklanamayan huysuzluk nöbetleri, sosyal içe çekilme, alkol veya madde bağımlılığı, günlük aktivitelerle veya sorunlarla başa çıkmada yetersizlik, ısrarlı fiziksel şikayetler, ölüm düşüncesi, iştah kaybı, uyku bozuklukları nedeniyle depresif eğilimler, uzun süreli duygu yokluğu, sık panik ataklar (Yıldız, 2004).

    Kayıp yaşayan çocuklara yardım konusunda yetişkinlere birkaç

    öneride bulunmak gerekirse;

    1. Kayıp durumlarında çocuğunuzla açık ve dürüst iletişim çok önemlidir; kayıp hakkında çocuğunuza yaşına ve gelişim düzeyine uygun açıklamalar yapın. Onlara yaşamın ve doğumun ne demek olduğunu anlatmak için canlıların doğduğunu, büyüdüğünü, yaşlandıklarını ve öldüklerini söyleyin ve bunun için gerekirse çevredeki hayvanlardan örnekler verin (mesela kediler, köpekler, kuşlar, vs.).

    2. Çocuğunuzdaki kafa karışıklığını engellemek amacıyla soyut açıklamalardan uzak durun. Örneğin ölümü bir tür seyahat veya yolculuk olarak açıklamayın.

    3. Bir yakınının ölümünü çocuğunuza aniden söylemekten kaçının; bu durum onun şoka girmesine sebep olabilir. Bu gibi durumlarda olay çocuğa aşamalı olarak anlatılmalıdır (kaza geçirme, hastaneye kalkma, vs.) ve tüm uğraşlara rağmen kurtarılamadığı belirtilmelidir. Bu sırada çocuğunuzun vereceği tepkileri paylaşıp ona destek olabilirsiniz.

    4. Açıklama yaparken çocuğunuzun soru sormasına ve konuşmasına izin verin. Bu dönemde çocuğunuz aynı soruları tekrar tekrar sorabilir. Ona sabırla yaklaşın ve verdiğiniz cevaplarda tutarlı olmaya çalışın. Başka bir deyişle, olayı hiç değiştirmeden anlatın ve hayatta kalanların güvende olduklarını ona söyleyin.

    5. Çocuğunuzla beraber fotoğraf albümlerine bakın.

    6. Kaybı çocuk için gerçek kılabilmek önemlidir. Bu nedenle çocuğunuzun cenaze törenine katılmasına izin verin. Onunla mezarlık ziyaretleri yapın.

    7. Kendi duygularınızı çocuğunuzdan saklamayın ve en önemlisi ölen kişiyi hatırlatacak şeyleri ortadan kaldırmayın.

    8. Çocuğunuzun duygusal anlamda ölümle ve kayıpla başa çıkabilmesine yardımcı olabilmek için gereksiz ayrılıkları engelleyin (Bu süreçte çocuğun yaşanılanlara tanık olmaması için bir süreliğine yakınlara bırakmamak gibi.).

    9. Çocuğunuzla anne-babasına ya da kendine bir şey olacağına dair korkuları ve doğabilecek suçluluk duyguları hakkında konuşun.

    10. Çocuğunuz üzülmesin diye çaba sarf etmeyin. Bunun yerine onun üzüntüsüne ortak olun.

    Kübler-Ross (1997), “bırakın ölenin yakını konuşsun, ağlasın veya gerekiyorsa bağırsın. Duygularını dökmesine ve paylaşmasına iziz verin, ama hep yanında olun. Ölenin sorunları çözülmüş olmasına karşın, yakınının önünde yas tutacağı uzun bir zaman vardır” şeklinde duyguların yaşanmasının önemini vurgulamıştır.

    11. Kaybı takip eden dönemde çocuğunuzun çevresinde, ilişkilerinde ve günlük aktivitelerinde herhangi bir değişiklik yapmayın. Çocuğunuzun günlük ihtiyaçlarını yerine getirmeye devam eden tutarlı bir tavır sergileyin.

    12. Bazı durumlarda ise çocuğunuzun profesyonel psikolojik yardım alması gerekebilir.

  • Çocuğa cinselliği anlatma

    Anne beni leylekler mi getirdi?

    Çocuklarla sohbet etmek, onların küçük beyinlerinden geçenleri anlamaya çalışmak çoğu insana keyif verir. Kardeşlik, paylaşmak, hayvan sevgisi, doğa sevgisi gibi konular ise en sevdiğimiz başlıklardır. Ancak çocuklar çok meraklıdır ve her şeyi sorgularlar. Kız erkek farklılığı, nasıl dünyaya geldikleri, bebeklerin nasıl olduğu gibi üreme, cinsiyet ve cinsellikle ilgili sorular gelmeye başladığı an panikleyip, ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlar birçok kişinin başından geçmiştir.

    Peki Meraklı miniklere verilecek cevaplar neler olmadır?

    Paniğe kapılmayın

    Özellikle okul öncesi çocuklar cinselliğe erişkinlerin yüklediği anlamları yüklememekte, sadece anlamını bilmediği kavramları öğrenme çabasında oldukları unutulmamalıdır.

    Basit ve detaya girmeden açıklamada bulunun

    Çocuklara yaşlarına uygun, ihtiyaç duydukları kadar, basit bir anlatımla, dürüstçe yanıtlar vermek, meraklarının giderilmesi önemli bir adımdır. Merakını gideremeyen çocuk farklı kaynaklardan yanlış bilgi edinebilir, bunun sonuçları ise çocuğun ruhsal gelişimine olumsuz etki etme riskine sahiptir.

    Vajina ve Penis demekten korkmayın

    İki yaşından itibaren çocuklara cinsel organların isimleri doğru öğretilmelidir. Kız çocuk cinsel organı vajina, erkek çocuk cinsel organı penis olarak adlandırılmalı, cinsel organlar için takma isimler kullanılmamalıdır.

    “ anneciğim kardeşimde benim gibi ayakta mı çiş yapacak”

    Kardeşi yeni doğmuş, iki üç yaşındaki bir çocuğun sorusu karşısında kadın ve erkek vücudunun farklı olduğu basit bir dille çocuğa anlatılmalıdır.

    Örneğin: “ çocuklar kız veya erkek olarak doğarlar. Kızların özel bölgesine vajina, erkeklerin ise penis denir. Anne babalar bebek doğduğunda, bebeğin özel bölgelerine bakıp, bebeğin cinsiyetini öğrenirler. Bebeğin cinsiyetinin ne olacağına biz karar veremeyiz” gibi ifadeler kullanılabilir.

    “Anne ben nasıl oldum, nereden geldim?”

    3-4 yaş çocuğundan gelen bu tip bir soru karşısında, çocuğun aslında üreme hakkında bilgi edinmek istediği düşünülebilir. Bu yaştaki bir çocukla üremenin detayları elbette konuşulamaz, ancak ihtiyacı olan bilgi paylaşılmalıdır. Çok basit olarak kadın vücudundaki anatomik yapılardan bahsedilebilir.

    Örneğin: “ vücudumuzda göz ve kulak gibi bazı organlarımızı görebilirken, mide, kalp gibi bazı organları göremeyiz. Annelerin göbeklerinin içinde uterus (rahim) adında bir organ var. Bu organ içi boş bir topa benzer. Bebek küçük bir mercimek tanesi şeklinde oraya yerleşir ve dışarı çıkmaya hazır hale gelinceye kadar uterusta büyür. Yeterli ağırlığa ulaşınca, dışarıya çıkar, buna da doğum deriz”

    “Bebekler nasıl dünyaya gelir? Ben nasıl doğdum? Karnını kesip mi aldılar?”

    Çocuklar yaşları büyüdükçe daha detaylı bilgi edinmek isteyebilirler. 4-5 yaş çocuğun doğum ile ilgili soruları bazı benzetmeler kullanılarak anlatılabilir.

    Örneğin: “ Bebek annenin göbeğinin içindeki organda, yani uterusta, yeterince büyüyünce, bulunduğu alana sığamaz. Artık doğmaya hazırdır. Uterus bebeği vajinaya doğru iter. Vajina; uzun, esnek bir tüpe benzer. Bebek geldiğinde kasılıp gevşeyerek bebeği dışarıya doğru iter ve bebek doğar. Diş macunu tüpüne bastırdığımızda nasıl macun dışarı çıkıyorsa, bebeklerde vajinanın kasılıp gevşemesiyle dışarı doğru hareket ederler ve dünyaya gelirler.”

    Çocuğun bitip tükenmeyen ayrıntılı soruları karşısında uygun bir açıklama yapmak gerekir.

    5-6 yaş çocukların merakları bir adım öteye gidip biraz daha ayrıntı istemek yönünde olabilir. Çocuk annenin karnında büyüdüğünü öğrenmiştir ancak annenin ve babanın sadece istemesiyle bebeğin olduğu gibi yanlış bir inanca kapılabilir.

    Anne benim bir kardeşim olsun istiyorum?

    Anne baba olarak bizimde istememiz gerekiyor.

    Peki eğer sizde isterseniz kardeşim nasıl olacak? Hastaneden mi getireceğiz?

    Babanla benim yapmam gerekiyor?

    Nasıl bebek yapacaksınız?

    Örneğin: “Anne ve baba bebeği birlikte yaparlar. Babadan gelen küçük bir hücre; bunun adına sperm denir ve anneden gelen çok küçük bir hücre; bunun adına da yumurta denir, annenin içinde birleşiyorlar. Birleşen hücreler, ilk olarak minicik, mercimek tanesi küçüklüğünde bebeği oluşturuyor. Minicik bebek annenin göbeğinin içinde uterus adı denilen bir yere yerleşiyor. Uterus içi boş bir topa benzer. Bebek orada büyüyor ve dışarıda yaşayabilecek ağırlığa gelince, annenin vajinasından dışarıya çıkıyor”.

    “Baba spermini anneye nasıl veriyor? Ama nasıl yumarta ve sperm birleşiyor”

    Ama, ama gibi sürekli soruların geldi dönem 6-7 yaş grubu çocuklardır. Çocuklar daha ayrıntılı bilgi almak isterler.

    Örneğin: “yaratıcımız anne ve babaların yeni bebekler yapabilmesi için çok muhteşem bir düzenleme yapmıştır. Kadın ve erkek birbirine uyumlu iki puzzle parçası gibidir. Babanın sperminin anneye geçebilmesi için, anneye yeterince yakın olması gerekir. Spermlerin babanın penisinden çıkıp annenin vajinasına gidebilmesi gerekir. Annenin vajinası spermleri güvenli bir şekilde saklar, korur ve annede bulunan yumurtaya ulaşmasını sağlar. Babanın penisinden gelen sperm, annenin vücudunda yer alan yumurtaya kadar hareket eder ve bebek oluşması için birleşirler”.

    Çocuklara cinsel ilişki sembolize edilerek anlatılmalıdır

    6-7 yaşırda ki meraklı çocuklar sıkça bilmedikleri konularda detaylı bilgi isteyebilirler. Eğer çocuk cinsel ilişki ile ilgili detaylı bilgi isterse cinsel ilişki sembolize edilerek anlatılabilir.

    Örneğin: “Penis, annenin vajinasına uyacak şekilde uyarlanmıştır. Giydiğimiz eldivenler ellerimize nasıl uyuyorsa ve tam gelip giyiyorsak, penis ve vajina da birbirleri ile uyumludur.”

    Birbirini seven, âşık olan, yeterince büyümüş kişilerin bebek yapabileceği çocuğa anlatılmalıdır

    Birbirini seven, âşık olan kişilerin sadece bebek yapma amacıyla değil, birbirlerine sevgilerini gösterme amacıyla da birlikte olabileceği anlatılabilir. Bunun için yeterince büyümüş olmak, doğru kişilerle, her iki tarafın onayı ve izniyle olması gerektiği vurgulanmalıdır.

    8-9 yaş Cinsel istismar, tecavüz gibi terimlerin çocuğa temel anlamları ile anlatılması gereken bir yaş dilimidir.

    8-9 yaş, çocukların cinselliği en çok merak ettikleri ve öğrenmeye çalıştıkları yaş grubudur. İnternet, sosyal medya ve arkadaşları aracılığıyla bilgiye kolay ulaşılan bir dönemde doğru bilgi verilmesi gerekir.

    Örneğin: “ Birbirini seven, âşık olan kişiler yeterince büyüdüklerinde seks yapabilirler. Eğer biriyle seks yapmaya karar verirsen, o kişinin seni en az annen baban kadar seviyor olduğundan emin olmalısın. Tecavüz ise; bir kişinin başka bir kişiyi tehditle, korkutarak, onayı olmadan seks yapmaya zorlamasıdır. Bu durum yanlıştır ve seks yapmaya zorlayanlar cezalandırılmalıdır.”

    9-11 yaş ergenliğe girilmeye başlayan bir yaş dönemidir.

    Çocuklar soyut düşünmeye başlamışlardır. Seks, cinsellik ile ilgili tabuları bir kenara bırakıp, çocuğun aklındaki sorulara yanıt verebilmeliyiz.

    12 yaş ve sonrası

    12 yaş itibariyle çocuklar kendi beğenilerini oluşturmaya başlarlar ve bu durumda çocuğun sağlıklı bilgi edinip edinmediği kontrol edilmelidir. Çocuğun soruları önce dinlenilmeli, neyi ne kadar bilip bilmediği öğrenilmeli, aklındaki sorular yanıtlanmalıdır. Seks ve cinsellikle ilgili kendi değer yargılarımız ve düşüncelerimiz çocukla paylaşılmalı, rahat bir ortamda konuşulmalıdır.

    Uzm. Dr. Figen Karaceylan Çakmakcı

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Okula başlama ve uyum sağlama

    Okula başlama ve uyum sağlama

    Okula başlama ve uyum sağlama çocuğun yaşamında önemli bir yaşam deneyimidir. Özellikle ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuk için ayrı bir heyecan kaynağıdır. Henüz okulun nasıl bir yer olacağı, kimlerle birlikte olacağı, okul kuralları ile ilgili belirsizlikleri yaşayabilir ve bunların her biri ayrı birer kaygı unsuru olabilir. Okul öncesi eğitim almış çocuklar ve ara sınıflarda olan çocuklar için bu heyecan biraz daha tanıdıktır. Heyecanı yaşayan sadece çocuk da değildir elbette. Anne babalar da heyecanlı ve meraklıdırlar bu dönemde. Hatta bazen öyle olur ki anne babanın heyecanı çocuğun önüne geçiverir. Çocuğun uyum sağlayamayacağından endişe duyan ebeveynlerin çocukları için durum biraz daha zordur. Bir yandan kendi kaygıları diğer yandan ebeveynlerinden gelen kaygılarla baş etmek zorunda kalabilir. Kaygılı ebeveynler çocuklarına öngördükleri olası sorunları aktarırlarken çocukların kaygısının artabileceğini gözden kaçırabilirler. Bu nedenle ebeveynlerin kendi duygularını fark etmeleri önemlidir. Okul ve öğretmen ile ilgili olumsuz ifadeler çocuğu olumsuz etkileyecektir. Bunun yanı sıra abartılı hazırlıklar içine girme de işin doğal boyutunun önüne geçebilir. Çocuğun okula hazırlanma döneminde onun ihtiyacı olan bilgilendirmelerin yapılması sorularının yanıtlanması gerekir. Okulun gezilmesi sınıfın görülmesi iyi gelecektir. Okul öncesi dönemde çocuğun bireyselleşmesine hizmet etmiş ebeveyn tutumları ve okul öncesi sağlıklı eğitim döneminden geçmiş çocukların uyum güçlüğü daha az olacaktır.

    Ayrılık kaygısı uyum dönemini olumsuz anlamda etkileyen sorunların başında gelir.

    Ayrılık kaygısının belirli dereceleri çocuğun normal gelişiminin beklenen bir parçasıdır. Okula yeni başlayan küçük çocuklarda ayrılık kaygısının görülmesi bir dereceye kadar normaldir. Ayrılık kaygısı bozukluğunda, gelişimsel olarak bağlandığı başlıca kişilerden ayrılma ile ilgili uygunsuz ve aşırı kaygı vardır. Üç yaşında çoğu çocuk ayrılmanın geçici olduğunu anlayabilecek bilişsel kapasiteyi kazanır ve yokluğunda anneye ait iç imajını koruyabilir. Bu nedenle 3-5 yaşları arasında ayrılık kaygısı azalır.

    Araştırmalar en büyük sorunun anneden ayrılma olduğunu bildirmektedir. Ayrılmaya tepkiler çocuğun gelişimsel düzeyinden beklenenin ötesinde ve şiddetlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklardaki tepkiler; okul reddi, ayrılma durumunda sıkıntı ve korku, ayrılma sezildiğinde mide ağrısı, başağrısı gibi yineleyen bedensel belirtiler ve ayrılmaya yönelik kabuslar şeklinde olabilir. Ayrılık kaygısı bozukluğu 12 yaş altındaki çocuklarda en yaygın olan kaygı bozukluğudur. Sıklığı yaşla birlikte azalır. Başlangıcı okul öncesinde olmasına karşın en sık 7-8 yaşlarında görülür. Ayrılık kaygısının yaygınlığı okul çağı çocuklarında %4, tüm ergenlerde %1,6 olarak bildirilmektedir.

    Stresli yaşam olaylarının (kayıplar, hastalık, ebeveynlerin boşanması, bağlanma figürlerinden ayrılığa neden bir felaket vb) ayrılık kaygısı bozukluğu için belirgin bir risk etkeni olduğu gösterilmiştir. Ailenin aşırı koruyucu kollayıcı tutumu ve müdahaleciliği ayrılık kaygısı bozukluğuna eşlik edebilir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğunda okul reddi sıktır. Bunun davranım bozukluğuna bağlı okul reddinden ayırdedilmesi gerekir. Bu çocukların okula devamsızlık örüntüleri farklıdır. Ayrılık kaygısı bozukluğunda çocuk okuldan eve dönmek için kaçarken diğer gruptaki çocuklar ailenin bilgisi dışında akranlarıyla gezmektedirler. Okul reddi olan çocuklar davranım bozukluğu olanlardan farklı olarak olumlu bir davranış örüntüsü gösterirler.

    Ayrılık kaygısı bozukluğundaki belirtiler gelişim dönemlerine göre değişiklikler gösterir. 5-8 yaşları arasındaki küçük çocuklar bağlandığı başlıca kişilerin başına kötü bir olayın gelmesi endişesi ve okul reddi gösterirken, 9-12 yaşları arasındakiler sıklıkla ayrılma sırasında yoğun sıkıntı duymaktadırlar. 13-16 yaş arası ergenlerde ise sıklıkla okul reddi ve bedensel yakınmalar gözlenmektedir. Ayrılma konusunda sürekli kabus görme daha çok 5-8 yaşları arasındaki küçük çocuklarda, nadiren de 9-16 yaşları arasında tanımlanmıştır. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan küçük çocuklarda fazla sayıda belirti ortaya çıkmaktadır. Kendisine ve bağlandığı başlıca kişilere zarar geleceğine yönelik korku sıktır.

    Alınan öyküden çocuğun hastalık, hastaneye yatma, anne babanın hastalığı, anne baba kaybı ya da taşınma gibi ayrılık dönemleri yaşadığı öğrenilebilir. Ayrılık kaygısı bozukluğunun temel özelliği anne babadan, evden veya tanıdık çevreden ayrılmanın başlattığı aşırı kaygıdır. Çocuğun kaygısı dehşet veya panik derecesine varabilir. Bu bozuklukta çocuklar, kendileri için önemli yakınlarından uzaktayken kendilerine yaklaşan kişinin zarar vereceğinden, kötü şeyler olacağından korkarlar. Pek çoğu ana babasının hastalanacağı, kaza geçireceği endişesini yaşar. Kaçırılacakları, kaybolacakları ve ailelerini bulamayacakları korkusu yaygındır. Ergenler anneden ayrılmayla ilgili kaygılarını doğrudan ortaya koyamazlar. Davranışlarında bu kaygının etkisi vardır. Evden ayrıldıklarında, yalnız başlarına bir etkinliğe katıldıklarında sıkıntı duyarlar. Alışveriş yaparken, eğlenceye ya da sosyal ortamlara girerken yanlarında birilerini (genellikle anneyi) isterler. Sık olarak ayrılma öncesi ortaya çıkan hafif kaygı, ayrılma sonrası şiddetlenir. Hırçınlık, yeme güçlüğü, huysuzlanma, anne babaya yapışma ya da onları sürekli izleme görülür. Uyku sorunları sık görülür. Uykuya dalana dek yanlarında birinin kalmasını isterler. Bu çocuklar sıklıkla ana-babanın yatağına giderler veya kapılarında uyurlar. Gece kabusları ve korkular kaygının diğer bir gösterim şeklidir. Sıklıkla bulantı, kusma, mide ağrısı gibi yakınmalar getirirler. Bedenlerinin değişik yerlerinde ağrılar, boğaz ağrısı ve grip benzeri belirtileri olabilir. Daha büyük çocuklarda çarpıntı, halsizlik, baygınlık gibi belirtiler vardır.

  • Otizm belirtileri/nedenleri/tedvi

    OTİZM NEDİR?

    Konuşma, sosyal iletişimi başlatma ve sürdürme kalitesinde azalma, tekrarlayan hareketlerle karakterize gelişimsel bir bozukluktur.

    Otizmin bebeklik döneminde başlayan çocukluk, ergenlik ve erişkinlik döneminde de devam eden gelişimsel bir bozukluk olduğu kabul edilmektedir.

    Görülme Sıklığı

    Önceki yıllarda yapılan araştırmalarda 8/10000

    Son yıllarda yapılanlarda ise 20/10000 ‘dir.

    Erkek çocuklarda görülme sıklığı kız çocuklara göre 4-5 kat fazladır.

    OTİZMİN NEDENLERİ NELERDİR?

    Otizm yapısal biyolojik kökenli bir hastalıktır.

    Beyindeki bazı merkezlerdeki gerek yapısal gerekse biyokimyasal maddelerin metabolizmasındaki bozukluğa bağlı geliştiği bilinmektedir.

    Ancak tam olarak beyindeki hangi merkezlerde ve hangi alanlarda sorun olduğu henüz bilinmemektedir.

    Otizm genetik geçişli bir hastalıktır.

    Bir kardeşte otizm varsa diğer kardeşte otizm olma olasılığı 60 kat artmaktadır.

    1. çocukta otizm varsa 2.çocukta olma olasılığı normal çocuklara göre %10-15 kadar fazladır.

    Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre görülme olasılığı daha fazladır.

    Gebelikteki sorunlar otizme yol açar mı? (Hastalıklar, ilaçlar, alkol v.b.)

    Anne karnında bebeğin enfeksiyonlara, toksinlere maruz kalması, doğum sırasında oksijensiz kalması otizm benzeri hastalıklara yol açabilmektedir.

    Hamilelikte annenin alkol ve uyuşturucu madde kullanmasının diğer hastalıklara neden olduğu gibi otizm benzeri hastalıklara da neden olduğu bilinmektedir.

    Anne-Babanın Tutumu Otizme Yol Açar Mı?

    Otizm yapısal bir hastalıktır.

    Hiçbir anne baba tutumu otizme yol açmaz.

    Ancak özellikle erken bebeklik döneminde anne ya da anne yerine konulabilecek bağlanma figürü ile iyi iletişim kuramamış ya da anne ya da bakıcı tarafından ihmal edilmiş bazı çocuklarda otizm benzeri belirtiler görülebilir ki buna reaktif bağlanma bozukluğu denilmektedir.

    Çok Tv İzlemek Otizme Yol Açar mı?

    Otistik çocuklar tv ekranındaki bir takım görüntü ve ses materyallerine aşırı ilgi gösterebilirler ve saatlerce ekran karşısında kalmak isteyebilirler.

    Tek başına tv seyretmek otizme yol açmaz ancak tv karşısında uzun süre bırakılan çocuklarda otizm benzeri belirtiler görülebilir.

    Bu nedenle bu çocukların tv ile ilişkisini kesmek gerekir.

    KLİNİK ÖZELLİKLER:

    Otizmde 1yaş Öncesi Belirtiler Nelerdir?

    Bu bebekler kendilerine özgüdür, sosyal gülümsemeleri azdır, göz teması yok ya da çok azdır, kucağa alınmaktan çok hoşlanmazlar, yalnız kalmayı tercih ederler, yabancıya tepki göstermezler, insan sesine çok ilgi göstermezler, adları seslenildiğinde bakmazlar (8-12 ay arası gelişmesi beklenir).

    Otizmde 1-2 Yaş Arası Görülen Belirtiler Nelerdir?

    Sosyal gülümsemede, duygusal yanıt vermede, ortak dikkatte belirgin bozulma devam eder.

    Görsel izlemeleri olağandışıdır, nesnelere uzun uzun bakarlar.

    Kaba ve ince motor becerilerde bir miktar gerilik görülür ve tuhaf motor davranışları vardır.

    Oyunları kısıtlı ve yineleyicidir, taklit oyunlarını beceremezler.

    Olumlu duygu ifadeleri azalmıştır.

    Dili anlamada, sözel iletişim kurmada, bedeni iletişim amaçlı kullanmada yani jest ve mimiklerde tuhaflıklar vardır.

    Göz ilişkisi kısıtlılığı sürmektedir.

    Genel olarak bu dönemde gelişimin her alanında özellikle bilişsel gelişim alanında bir gerilik vardır.

    Otizmde 2-3 Yaş Arası Görülen Belirtiler Nelerdir?

    1-2 Yaş arası belirtiler devam eder

    Ağrıya duyarsızlık,

    Tatlara aşırı duyarlılık başlar.

    Motor stereotipiler(tekrarlayıcı bedensel hareketler) eklenir.

    Çoğu olgu dil gelişimini kazanamaz, dil gelişimi başlayan olgularda da dil otizme özgüdür.

    Otizmde 3-6 Yaş Arası Belirtiler Nelerdir?

    Yaşıtları ile yaşa uygun ilişki kuramazlar.

    Zengin hayali içerikli oyunlar oynayamazlar.

    Kısıtlı jest ve mimiklerle insan ilişkilerinde kendine özgüdürler.

    %30’u konuşmayı bu yaşlarda öğrenir ancak kazanılan dil kendine özgüdür.

    Ekolali(tekrarlayıcı konuşma), zamirleri ve eylem zamanlarını tersine kullanma, dili sosyal olarak kullanmada isteksiz olma başlar.

    Otizmde İlkokul Çağında Görülen Belirtiler Nelerdir?

    Bazılarında bu dönemde de ilişkiden tümden uzaklık, yineleyici davranışlar, kısıtlı ilgi alanları devam eder.

    Bazı grup ise ilişki kurmak ister ama kendisi aktif olarak başlatamaz, nasıl ilişki kuracağını bilemezler.

    Dil ekolalik(tekrarlayıcı konuşma) de olsa dilin sosyal kullanımı artmıştır.

    Dilin olmadığı otistik çocuklarda daha fazla davranış sorunları görülür.

    Otizmin Ergenlik Döneminde Görülen Belirtileri Nelerdir?

    %30-40’ı henüz dili kazanamamıştır.

    Öfke denetiminde güçlük, dürtü kontrolünde ve cinsel davranışların kontrolünde güçlük yaşanır.

    Kendine ve başkalarına zarar verme davranışları artabilir.

    Zeka geriliği eşlik ediyorsa sorunlar bu dönemde daha çok artabilir.

    TANI KOYMA SÜRECİ

    Tanı çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı tarafından konmalıdır.

    Tanı ölçütlerine göre, 3yaştan itibaren otizm tanısı konulabilir denilmektedir.

    Ancak deneyimli bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı 2 yaşında otizm tanısını değerlendirebilir.

    İlk 1 yaştan itibaren otistik belirtiler varsa bu çocukları riskli çocuklar olarak kabul edip tedaviye yönlendirmek gerekir.

    Tedavi girişimleri ne kadar erken başlarsa yanıt o kadar iyi olur.

    Tanı psikiyatrik muayene, klinik özellikler, gelişimsel özellikler ve aileden alınan öyküye göre konur.

    Ayrıca otizmin belirtilerini tarayan ve şiddetini ölçen testlerden izlem sırasında yararlanılabilir. Gelişim testleri ve zeka testleri istenebilir.

    Ayırıcı tanı açısından kan tetkikleri, görüntüleme tetkikleri(MRG, BT), EEG istenebilir.

    Eşlik eden zihinsel gerilik ve başka anomaliler varsa genetik, epilepsi eşlik ediyorsa noroloji konsultasyonu istenir.

    TEDAVİ

    Tedavide en etkili yol eğitimdir.

    Henüz otizmi tedavi eden bir ilaç geliştirilememiştir.

    Çeşitli belirtileri azaltmada işe yarayan bazı ilaçlar vardır ancak bunları otizmi temelden yok etmemektedir.

    Otistik çocukların %80’i ilaç kullanmaktadır.

    İlaçlar, öfke kontrolü, hırçınlığı, hareketliliği, tekrarlayıcı davranışları, takıntıları azaltmak için kullanılır.

    Otizmde Kullanılan İlaç Grupları Nelerdir?

    Atipik antipsikotikler

    Antidepresanlar

    Dikkat eksikliği ilaçları

    Otizmde Eğitime Ne Zaman Başlanmalıdır?

    Eğitim tanı konur konmaz başlamalıdır. Hatta tam tanı konulmadan önce gelişiminde eksiklikler varsa riskli çocuk olarak değerlendirilmişse hemen eğitime başlamak gerekir.

    Eğitim eksik olanı yerine koyma eğitimidir.

    Eğitim Kurumunda Verilen Eğitim Yeterli Midir?

    Bazı ülkelerde sadece eğitim kurumlarında haftalık 20-30-40 saatlik programlar yürütülmektedir.

    Ülkemizde ise haftada 2-3 saatlik eğitim dışında ailelere de evde uygulayabilecekleri eğitim programı yürütmelerini, kendileri uygulayamıyorsa da eve ev eğitim programını uygulayacak bu konuda deneyimli birini getirmelerini öneriyoruz.

    Otizm Teşhisi Konulan Çocuklar Normal Okula Gidebilir Mi?

    Otizmi olan çocukların normal zekalı olan yüksek işlevli grubu, belli düzeyde sosyal beceriler kazandıktan sonra normal okulda kaynaştırma sistemi içerisinde yer alabilirler.

    Tedavide Uygunsuz(Alternatif) Yaklaşımlar Nelerdir?

    Neuro feedback

    Diyet

    Ağır metalden arındırma

    Hiperbarik Oksijen gibi yöntemlerin hiçbir bilimsel kanıtı yoktur ve tedavide önerilmemektedir.

    Otizm Tedavisinde Hangi Yöntemler Etkilidir?

    Eğitim tedavileri en etkili yoldur.

    Bunların içinde en işe yarayan davranış analizi teknikleridir.(haftada 20-40saat uygulanır)

    Son zamanlarda bu programlara sosyal beceri programları da katılmaktadır.

    Programın sürekliliği ve bütün ortamlarda uygulanabilir olması önemlidir.

    Tedavide Ailenin Rolü Nedir?

    Aile tedavinin en önemli parçasıdır.

    Eğitimin eğitim kurumu dışındaki kalan kısmı evde yürütülmelidir.

    Bütün aile bireylerine belli görevler düşer.

    Otizm Düzelir Mi?

    Günümüzde gelişen eğitim programları ile otizm tanısı alanların %20-25’nin otizm tanısını kaybettiği söyleniyor.

    Otistik olup genel adaptasyonu iyi olan %30’luk grup vardır. Bunlara da iyi işlevli otistik grup denilmektedir.

    Otizmde Ne Oranda Düzelme Bekleyebiliriz?

    Son verilere göre otizmde tam düzelme %3-%25 arasındadır.

    Sadece ilk 2 yaş grubunu ele alan araştırmalar, 4 yaşa gelindiğinde %18-%37 oranında bu çocukların bu tanıyı kaybettiğini göstermektedir.

    Bu da erken eğitim programlarının yararını göstermektedir.

    Uzm. Dr. Birsen Şentürk Pilan

    Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı

  • Bebeklerin ve Çocukların Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    Bebeklerin ve Çocukların Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    Anne ve babalar, bebeklerinin ya da çocuklarının gelişim aşamalarını özenle takip etmektedir. Bu gelişimsel süreçleri takip etmek hem onları heyecanlandırmakta hem de herhangi bir gecikme durumuna karşı tetikte olmalarını sağlamaktadır. Çocuklarının gelişim sürecini doktora sorarak ya da çocuklarının akranlarının becerilerine bakarak değerlendirmektedirler. Gelişim aşamalarının birinde gecikme ile karşılaşıldığında bir problem olduğunu düşünmekte ve problem olarak gördükleri bu durumun neden kaynaklandığına ilişkin cevap aramaktadırlar.

    Ebeveynlerin en çok merak ettikleri soruların başında; çocuklarının ne zaman yürüyeceği, ne zaman konuşabileceği ya da ne zaman tuvalet alışkanlığı kazanabileceğine ilişkin olanları gelmektedir. Bu sorular için net bir zaman belirtmek doğru değildir. Bazı bebekler 10. Ayda yürüyebildiği gibi bazıları 1.5 yaş civarında yürüyebilmektedir. Bu nedenle bebekler ya da çocuklar arasında gelişim farklılıkları olması olağandır. Anne ve babalar endişe etmemeli ancak önemli bir gelişim geriliğinden şüphelenirlerse gerekli değerlendirmeleri yaptırmalı ve uzmanlardan yardım almalıdırlar. Örneğin; 2 yaşına kadar çocukların yürümesi beklenir ancak bu yaş döneminde çocukta yürümeye ilişkin herhangi bir belirti görülmez ise aileler konu ile ilgili uzmanlarla görüşmeli ve gerekli gelişim taramalarından geçirmelidirler.

    Bebeklerin ve çocukların gelişim sürecini takip etmek ve bulundukları yaş grubuna göre herhangi bir gecikme olup olmadığını belirlemek amacıyla oluşturulmuş bir takım gelişim testleri bulunmaktadır. Bu testlere örnek olarak; AGTE, Denver, Gessel, Bayley gösterilebilir.

    Bu testler içinde Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE)’ den bahsedecek olursak AGTE, 0-6 yaş arası bebek ve çocukların gelişimi ilgili derinlemesine ve sistemli bilgi sağlayan bir değerlendirme aracıdır.

    Envanter, gelişimsel gecikme yaşayan bebek ve çocukların erken dönemde fark edilmesine ve gerekli önlemlerin alınmasına olanak sağlar. Dil-bilişsel, kaba motor, ince motor ve sosyal beceri-öz bakım gibi gelişimin farklı alanlarını değerlendirir.

    Değerlendirme neticesinde şüpheli ya da riskli durumla karşılaşıldığında, erken tanı konulmasına ve gerekli tedavinin başlamasına olanak sağlamaktadır. Bu sebeple aileler çocuklarındaki gelişim aşamalarını iyi takip etmeli ve çocuklarını düzenli olarak kontrollerden geçirmelidirler.