Etiket: Yaş

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp Bebek Hastalarının Sorması Gereken Sorular

    Tüp bebek hakkıyla yapıldığında maliyeti oldukça yüksek olan bir uygulamadır. Bu nedenle çok

    ucuza uygulama vaat eden merkezlerden kaçının! Başarısız bir tedaviyi tekrarlamak size daha

    pahalıya mal olacaktır. Başarılı bir dondurma programı olan merkezlerde bir uygulama sonrasında

    birden fazla embryo transfer hakkınız doğabilir. Bu da bir ödeme sonrasında size birden fazla

    şans verilebileceği anlamına gelir.

    35 yaşın altında ve üstünde kaç embryo transfer ediyorsunuz?

    * Transfer edilen embriyo sayısı Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından yasalarla

    düzenlenmiştir.35 yaş altı hastalarda ilk iki uygulamada sadece tek transfer, iki uygulama sonrası

    ve 35 yaş üstü hastalarda 2 embriyo transferine müsade edilmektedir.

    Transfer ettiğiniz embryo başına gebelik oranınız nedir?

    * Tüm dünyada olduğu gibi uygulamalarını yaptığım merkezde de gebelik oranlarımız benzerdir.

    Tek embriyo ile % 28 iken iki embriyo transferlerinde bu oran %46 dır.

    Embryo dondurma programınız var mı?

    * Evet, bundan 5-6 yıl öncesine kadar dondurma tekniği olarak kullanılan slow freezing tüm

    dünyada olduğu gibi bizde de yerini vitrifikasyon yöntemine bırakmıştır. Bu avantajlı teknikte Tüp

    Bebek yaptığımız hastalardan elde ettiğimiz embriyoları başarı ile dondurabilmekte ve transfer

    öncesi çözdüğümüzde ise %90 ın üzerinde canlılık sağlaya bilmekteyiz.

    Hastalarınızın yüzde kaçında embryo dondurabiliyorsunuz?

    * Hemen hemen hastaların tamamında bunu sağlamak mümkün, eğer taze uygulamada herhangi

    bir sebebten transfer işlemi gerçekleştiremeyeceksek tamamını, eğer transfer yapabilmiş isek de

    elimizdeki mevcut embriyoların kalite durumlarına göre dondurup saklama işlemi gerçekleştire

    biliyoruz.

    Dondurulmuş ve çözülmüş embryolar ile başarınız nedir?

    * Tüp Bebek uygulaması yaptığımız hastalarda donmuş emriyolar ile çözme sonrası transferlerde

    , taze uygulamalarla hemen hemen ve hatta bir miktar yüksek oranda gebelik elde edilmektedir.

    Canlı doğum ve düşük oranlarınız nedir?

    * Tüp Bebek tedavisi ile gebe kalan hastalarımızın maalesef %15-20 kadarı düşük yapmaktadır.

    Ve yine Tüp Bebek tedavisi yaptığımız hastaların %30-35 kadarı canlı doğum yapmaktadır.

    Tüp bebek tedavisi ile cinsiyet belirleme mümkünmüdür ?

    * Bu sorunun cevabı teorikte evet olduğudur ancak bazı ülkelerde yasalar buna izin verse de ,

    Türkiye Cumhuriyeti yasaları net olarak ülkemizde bunu yasaklamıştır, yani pratikte ülkemizde

    kanunlar gereği cinsiyet seçimi yasaklanmıştır.

    Düzenli bir beraberliğe rağmen çocuk sahibi olamayan çiftler, ne zaman tedaviye yönelmeliler?

    *Kadın yaşı 37 nin altında ve öyküde gebelik oluşumunu etkiyebilecek herhangi bir problem yoksa

    1 yıl, yaş 37 nin üzerinde veya geçmişte gebelik oluşumunu etkiyebilecek bir problem varsa 6 ay

    sonra inceleme ve tedavi başlanmalıdır.

    Tüp bebek kaç yaşına kadar uygulanabilir? İleri yaştaki hastalar ne kadar beklemeli?

    *Tüp bebek 44 yaşına kadar uygulanabilir. Ancak 40 yaşından sonra şansın az olduğu bilinmelidir.

    Sperm tetkikinde sperm sayısının çok az olması veya sperm bulunmaması durumunda ne

    yapılmaktadır?

    *Sperm sayısı az ise mikroenjeksiyon yapılır. Menide hiç sperm olmaması durumlarında ise testis

    içinde cerrahi olarak sperm aranması gerekir.

    Yumurta nasıl toplanır? Ağrılı bir işlem midir?

    *Vajinal ultrason ve özel hazırlanmış iğneler yardımı ile yumurta toplanır. İşlem sırasında genel

    anestezi kullanıldığı için , ağrılı bir işlem değildir.

    Yumurta toplama işlemi sonrasında kişi kendini nasıl hisseder?

    *Genellikle işlemden bir süre sonra evine gidebilir ve hatta aynı gün öğleden sonra işine dönebilir.

    Bu tedaviler sonucu yumurtalık rezervi tükeniyor mu?

    *Yumurtalıkların tüp bebek amaçlı uyarılması rezervi azaltmaz.

  • Menopoz

    Menopoz

    Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesidir ve dolayısıyla üreminin sona ermesi

    dönemidir. Kadınlarda görülen, çoğunlukla 40 yaş ve sonrası, neredeyse 55 yaşına kadar geçen

    süre içinde görülen adet kesilmesi dönemidir. Önceleri adet kanaları düzensizleşir, daha sonra

    tamamen kesilir. Menopoz, yumurtalıkların görevlerini yerine getirememeye başlaması yüzünden

    ortaya çıkar. Yumurtalıkların doğal ömrü yaklaşık 35 yıldır ve çalışamaz hale gelmeleri

    yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Çoğu kadında menopoz 45-50 yaşları arası başlamaktadır. Batı

    toplumlarından elde edilen verilere göre ortalama menopoz yaşı 51,5 olup son 100 yıl içinde

    değişmemiştir. Menopozun 40 yaşından önce olmasına prematür menopoz 45 yaşından önce

    olmasına ise erken menopoz adı verilir. Özellikle annenin menopoz yaşı ile kız çocuğun menopoz

    yaşı arasında yakın bir ilişki vardır. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski

    daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı

    kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Günde 10 veya daha

    fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir. Cerrahi müdahale

    sonucunda yumurtalıklardan birinin kaybı, endometriosis, ve kanser için verilen kemoterapi ve

    radyoterapi menopozun daha erken gelmesine neden olan etkenlerdendir.

    MENOPOZUN BELİRTİLERİ VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ SORUNLAR

    Kanamalarda düzensizlik ve adet kesilmesi: Menopozun temel belirtisi adetlerin kesilmesidir.

    Özellikle 45 yaşın üzerindeki bir kadında 6 aydan daha uzun süre adet olamama genellikle

    menopoza işaret eder. Adet kesilmesine eşlik eden ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk tanıyı

    güçlendirir. Bu dönemde kadın fizyolojisinde ve psikolojisinde görülen ve meydana gelen bazı

    değişiklikler kadının hayatını kötü etkileyerek, birçok hastalığın oluşmasına neden olabilir.

    Menopoz esnasında fiziksel, zihinsel ve cinsel değişiklikler olduğu doğrudur. Bu durum yaşam

    kalitesinin ve mutlu bir psikolojinin oluşmasını engeller. Yumurtalıklardaki hormon üretimi yaş

    ilerledikçe veya menopoz dönemi yaklaştıkça azalır. Bu da adet kanamalarında düzensizliğe

    neden olur. Bu hormon üretiminin azalmasıyla vücuttaki ısıyla ilgili alanlar etkilenir ve terleme,

    ateş basması gibi durumlara sebep olur. Menopozun erken dönemlerinde adetsiz geçen

    dönemleri takiben bazen kanamlar görülebilir. Bu tür kanamalar endometrial hiperplazi adı verilen

    ve rahim iç tabakasının fazla kalınlaşması ile seyreden bir hastalığın belirtisi olabileceğinden

    dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

    Ateş ve ter basmaları:

    Bu yakınmalar menopoza giren kadınların %70’inde görülür. Kadınların %35’inde ise günlük

    yaşamı olumsuz etkileyebilecek kadar sıktır. Nedeni tam olarak belli değildir. Özellikle vücudun

    üst kısmında ve kafada başlayan ani bir sıcaklık hissini şiddetli bir terleme takip eder. Geceleri

    daha sık görülebilir ve uykunun bölünmesine neden olur.

    Ürogenital atrofi:

    Östrojen adı verilen kadınlık hormonun menopozla beraber tamamen ortadan kalkması ile

    vajende kuruluk ve vajen içini döşeyen hücre tabakasında incelme olur. Bunun doğal sonucu

    olarak da cinsel birleşme daha ağrılıdır. Bazen tahrişe bağlı kanama görülebilir. Vajen hücre

    tabakasının incelmesi ile beraber mikroplara karşı olan direnç de azalır ve tekrarlayan vajinitler

    sıkça görülebilir.

    Osteoporoz:

    Menopoza giren kadınlarda en önemli problemlerden biridir. Ülkemizde gerçek yaygınlığı ve

    ciddiyeti hakkında yeterli ve güvenilir veri yoktur. Osteoporoz postmenopozal (menopoz

    sonrasında kadınlarda görülen hızlı kemik kaybı) ve senil (yaşlılıkta ortaya çıkan ve her iki cinsi de

    tutan) olarak ikiye ayrılır. Osteoporoz için bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Erken veya

    yumurtalıklarının ameliyat ile alınması sonrasında menopoza giren kadınlarda, kalsiyumdan

    zengin süt ve süt ürünlerinden yetersiz beslenen kadınlarda, güneş ışığına az maruz kalan

    özellikle yatalak ve bakım evlerindeki kadınlarda, sigara içenlerde, ailesinde osteoporoz ve buna

    bağlı kırık öyküsü olanlarda, ince vücut yapısına ve açık renkli tene sahip olanlarda, ve menopoz

    sonrasında östrojen tedavisi almayan kadınlarda osteoporoz görülme olasılığı artmaktadır.

    Ruhsal değişiklikler:

    Bugün menopozun kadın bedenini dramatik şekilde etkilediğini, kadında fiziksel ve emosyonel

    dengenin bozulmasına yol açtığını biliyoruz. Menopoz döneminde, fizyolojik değişimlerin yanında

    birçok kadın psikolojik ve sosyal değişimler de yaşar.

    Bu dönemde görülen psikolojik ve mental değişiklikleri 4 ana gruba ayırabiliriz:

    1- Kognitif (Bilişsel)

    2- Duygu durum değişiklikleri

    3- Depresyon

    4- Alzheimer hastalığı

    MENOPOZDA Kİ KADINLARDA YAPILMASI GEREKEN İNCELEMELER

    Dikkatli bir kişisel öykü ve muayene şarttır. Etraflı bir aile öyküsü alınmalı ve özellikle hormon

    tedavisinin verilmesi için sakınca oluşturacak durumlar belirlenmelidir. Laboratuar tetkikleri

    arasında yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır:

    PAP Smear testi ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi:

    Menopoza kadar düzenli yapılan smear testlerinden hiçbir zaman anormallik saptanmamış olan

    kadınlarda PAP testinin arası 3 yıla çıkarılabilir.

    Ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi

    Tam kan sayımı

    Lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler)

    Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST)

    Kardiyak risk belirteçleri (CRP, homosistein)

    TSH: Kadınlarda sessiz hipotirodi çok sık görülür ve bu nedenle yıllık taramaların içine katılması

    önerilmektedir.

    Mamografi:

    40–60 yaş arasında her yıl yapılması önerilmektedir. Ultrason mamografinin yerine geçmez.

    Ultrason ile mamografide şüphelenilen lezyonların solid yani katı veya kistik yani sıvı dolu

    olduğunun ayırıcı tanısında kullanılır. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiden

    elde edilecek olan bilgi daha azdır. Östrojen tedavisi de meme yoğunluğunu artırarak

    mamografinin yorumlanmasını zorlaştırır. Daha önceden meme protezi taktırmış olan kadınlarda

    mamografi oldukça güvenilmez olup meme MRI ile incelenmelidir.

    Kemik yoğunluk ölçümü:

    Özellikle risk faktörleri taşıyan ve hormon almak istemeyen kadınlarda önemlidir. Risk faktörü

    taşımayan ve zaten hormon verilmesi kararlaştırılmış olan kadınlarda verilecek olan kararları

    etkilemeyeceğinden yapılması gereksizdir.

    Genetik Risk Profilinin Çıkarılması:

    Özellikle son yıllarda giderek önem kazanmaya başlamıştır. Henüz maliyeti yüksek olduğundan

    herkese uygulanması söz konusu değildir. Menopozda olabilecek sorunlar için riskli genetik

    yapının belirlenmesi ve verilecek ilaçlardan fayda veya zarar görecek olan kadınların saptanması

    için kullanılmaktadır. Menopozda Hormon Tedavisi-Seçenekler ve verilme yolları

    Menopoz döneminde hormon tedavisi çeşitli şekillerde çeşitli yollardan verilebilir.

    Hormon Tedavilerinin Çeşitleri

    Tek başına östrojen (E) kullanımı :

    Rahmi alınmış olan kadınlarda tercih edilen hormon verilme şeklidir. Genellikle kesintisiz olarak

    ağızdan (oral) veya cilt (transdermal) yolla verilir.

    Östrojen ile beraber Progesteron (P) kullanımı :

    Rahmi olan kadınlarda rahim iç tabakasının (endometrium) aşırı kalınlaşması ve kanser riski

    nedeniyle östrojenle beraber progesteron da verilmelidir. Menopoza yeni girmiş veya

    perimenopozal diye tabir edilen menopoz öncesi dönemde olan kadınlarda E+P tedavisi kesintili

    (siklik) olarak uygulanır. Menopozun üzerinden 1 yıldan fazla geçmiş ise kesintisiz (continuous)

    verilebilir. Progesteron ağız yolu ile, vajinal yoldan veya içinde progesteron içeren rahim içi

    araçları kullanılarak rahim içine lokal olarak da verilebilir.

    Tek başına veya östrojen tedavisine androjen eklenmesi :

    Menopozla beraber cinsel istekteki azalmadan yumurtalıklardan salgılanan erkeklik hormonlarının

    kaybı sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle androjen verilmesi gündeme gelmiştir. Östrojen ile beraber

    androjen alan kadınlarda cinsel istekte ve cinsel fantezilerde artma saptanmıştır. Doz

    ayarlamasının çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Eğer yüksek doz verilirse tüylenme ve cilt

    bozuklukları yapabilir.

    Hormonlara benzer etki gösteren maddeler (Tibolon) :

    Tibolon hem östrojen, hem progesteron, hem de androjen reseptörlerine bağlanarak etki eden bir

    nonsteroidal maddedir. Kesintisiz olarak kullanılır ve östrojenin pek çok yan etkisini göstermez.

    Kanama yapmaz. Östrojen ile olasılığı artan meme kanseri riski tibolon ile daha azdır.

    Bitkisel östrojenler (Fitoöstrojenler) :

    Black cohosh veya isoflavin adı verilen maddeleri içerirler. Vücutta zayıf östrojenik etki gösterirler.

    Yapılan çalışmalarda menopozun ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk gibi akut belirtilerinde

    gerileme oluşturdukları gösterilmiş olsa da her çalışma aynı sonuçları vermemiştir. Genellikle

    östrojen tedavisi almak istemeyen veya bu tedavinin verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda

    kullanılır. Menopozun uzun vadeli yan etkileri üzerindeki yarar veya zararları tam olarak belli

    değildir.

    Hormon Tedavisinin Verilme Yolları

    Hormon tedavisi ağızdan, cilt yolu ile, burun yolu ile, vajinal yoldan veya rahim içine lokal olarak

    verilebilir. Östrojen hormonu genellikle ağızdan veya cilde yapıştırılan flasterler ile verilir. Her iki

    yoldan verildiğinde de benzer etkiler gösterir. Kolesterolü yüksek olan kadınlarda ağızdan,

    trigliseridleri yüksek olanlarda ise cilt yolu ile verilmesi tercih edilir. Cilt yolu ile verildiğinde

    karaciğerden ilk geçiş etkisi göstermediğinden doğrudan kana karışır ve hedef dokulara ulaşır.

    Östrojenin cilt yolu ile verilmesi sonucunda mide barsak yakınmaları daha az görülür ve kan

    seviyeleri daha sabittir. Östrojenin hedef dokuları vajen, dış genital organlar, rahim iç tabakası

    (endometrium), meme, merkezi sinir sistemi ve damar çeperleridir. Vajinal kuruluk gibi yerel

    yakınmaları ön planda olan kadınlarda östrojen jel veya vajinal kapsüller şeklinde vajinal yoldan

    verilmelidir. Diğer yakınmaları belirgin olmayan kadınlarda sistemik tedavinin endikasyonu yoktur.

    Hormon olmayan tedavi seçenekleri :

    Antidepresan ilaçlar ( SSRI, SNRI )

    Bazı antihipertansif ilaçlar

    Menopoz yakınmaları için antidepresanların kullanımı hormon tedavisi alamayan ya da almak

    istemeyen hastalarda bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu ilaçların

    plasebodan daha etkili oldukları ancak etkilerinin östrojene göre daha zayıf olduğu gösterilmiştir.

    Menopoz kadın yaşamının önemli bir bölümünü kapsayan doğal bir süreçtir. Bu dönemin

    sorunsuz yaşanmasında ilk basamak kişinin kendi yaşamında yeni düzenlemelere gitmesidir. Bu

    amaçla yeni hobiler edinmek, fiziksel aktivitenin arttırılması, hayvansal yağların azaltılması,

    bitkisel besinlere ağırlık verilmesi önerilir. Her gün yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş ateş

    basmalarının sıklığı ve şiddetini azaltırken kemiklerin de güçlenmesini sağlar. Kemik kaybına

    karşı önlem olarak kalsiyumdan zengin gıda alınmalıdır. Çay, kahve, alkol ve baharatlar ateş

    basmalarını tetiklediğinden önerilmez.

  • Güzel görünüm önce cildinizden başlar

    Cilt bakımı her insanın yapması gereken bir bakımdır. Hem estetik hem de özellikle sağlık açısından çok önemlidir. Cilt temizliğine önem vermek cildimizin ileriki yaşlarda kırışmasını önemli ölçüde azaltacaktır. Çünkü cildimizi olumsuz etkileyen birçok faktör vardır. Bunların başında makyaj, stres, sigara ultraviyole ışınları, dengesiz beslenme ve hava değişimleri gelmektedir. Tüm bu etkenler yaşımız genç olsa bile yüzümüzü solgun göstermesine neden olur. Sağlıklı cilt parlak ve canlı olur. Bu yüzden 20’li yaşlardan itibaren herkesin cildini temizlemesi ve gerekli bakımı yapması gerekir. Her insanın cildi aynı değildir. Bu yüzden ilk önce cilt analizi yaptırarak cilt tipinizi öğrenip ona uygun bir cilt bakımı yaptırmanız gerekir. Tam bir cilt bakımı için ayda bir kere cilt bakım merkezine gidip genel bakım yaptırabilirsiniz. Bu bakım yaklaşık 2 saat sürmekte olup sırasıyla temizleme, tonik, peeling, buhar, maske, nemlendirme işlemleri uygulanır.

    Ayrıca beslenmenize dikkat etmeniz gerekir. Sivilce genellikle çinko eksikliğinden dolayı çıkar. Kabak çekirdeği, badem, brokoli, yumurta ve peynirde bolca çinko bulunmaktadır. Ayrıca A, C ve E vitaminleri olan sebze ve meyveleri de bol miktarda tüketmek gerekir.

    “Yaşlanma” yılların vücutta meydana getirdiği değişikliklerdir. Yaşlanma doğumla başlayan ve ölümle biten bir hayat sürecidir. Ama doku ve organlarda asıl yıpranma büyüme ve gelişmenin tamamlandığı ergenlik çağından sonra başlar .

    Doğum tarihi kaydı güvenilir olup en uzun yaşayan insanlar rekoru 10 yıl önce ölen Fransız Louise Calment’e (122) aittir. Aslında insanlara ait bir hücre olan fibroblastlar laboratuar şartlarında 150 yıl kadar yaşayabilmesi insanın eğer şartlar hazırlanırsa oldukça uzun süre yaşayabileceğini göstermektedir.

    Günümüzde, anti-aging yani “geriye yaşlanma” konusu ile uğraşan bilim adamları insanların yaşam süresini yüz yaşın üstüne çıkarmak amacındalar. Kuşkusuz bu kişilerin hem sağlıklı hem de aktif olması amaçlanıyor. Türkiyede 1960’lı yıllarda 49 olan ortalama yaş sınırı, 2000 ‘li yıllarda 69’ u geçmiştir. O halde geçen son 40 yılda ömrümüzün 20 yıl daha uzadığını söyleyebiliriz.

    Uzun yıllar boyunca hekimler dahil herkes ileri yaşlara kadar yaşamayı bir kader olarak görüyordu. Doğanın değişmez kanunu “İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler“ kuralına müdahalede bulunmak imkansız bir tabu olarak kabul edilmişti. Son yıllarda bunun aksini düşünen bilim adamları “anti-aging” kavramını yani yaşlanmayı yavaşlatıcı arayışları gündeme getirmeye başladılar.

    Deri hastalıkları

    Deri hastalıkları (dermatoz), ciltte görülen hastalıklardır. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak dermatoz, ilgili bilim dalına da dermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

    Mikroorganizmaların sebep olduğu deri hastalıkları

    Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar, uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler, egzemalar ve uçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına dermatit de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olan cüzzam, deri veremi ve frengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifik iltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

    Estetik Cerrahi

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, doğumsal veya sonradan edinilmiş anomalilerin, şekil ve işlev bozukluklarının giderilmesine ve vücut imajının düzeltilmesine çalışan cerrahi bir tıp branşıdır.

    Plastik, Yunanca “plasticos” gelen bir sözcüktür ve “şekillendirmek”, “kalıba uydurmak” anlamlarını taşır. Rekonstrüktif ise Latin kökenli bir sözcüktür ve “yeniden yapmak” anlamını taşır.

    Estetik Cerrahi, Plastik cerrahi içinde yer alan bir yan daldır. Vücut imajının daha güzel ve mükemmele ulaştırılmasını sağlamak için yapılan operasyon ve girişimlerle uğraşır. Burada tıbbi bir problemden çok estetik problemler yani güzellik kaygısı vardır.

    Medyada, plastik cerrahinin estetik yönüne ait haberler daha fazla yer almakta ve belki de bu nedenle halk plastik cerrahları sadece estetik cerrahi yapan kişiler olarak algılamaktadırlar.

    “Özetle; Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi tüm vücut yüzeyinde deri derialtı ve kemikleri etkileyen her türlü bozukluğun onarılmasına çalışır. Bunu yaparken temel kural hangi dokular kaybolduysa ona benzer dokularla onarım yapmaktır.”

    Estetik cerrahi konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta estetik cerrahi uygulama ve ameliyatları mutlaka Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ihtisası yapmış uzman estetik cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

  • ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    Menstrüel düzensizlik, normal adet dışında kanma oluşması şeklinde tanımlanmaktadır. Normal menstrüel siklusta 21-38 gün aralıklarla 3-7 gün süreli düzenli kanmalar oluşur.Kaybedilen kan miktarı 30-40ml arasındadır.Bu miktar normal kabul edilir. Düzensiz kanma, adet günleri dışındaki kanmaları,lekelenmeleri,cinsel ilşkiden sonra oluşan ve postmenopozal kanmaları içerir.Menstrüel düzensizlik sürecinde amenore(adet görmeme) ve menoraji(aşırı kanama) da oluşabilir. Tıbbı bir hastalık veya pelvik patoloji gibi (myom,kist,polip vs)herhangi bir organik nedene bağlı olmayan kanmalar ise disfonksiyonel kanama olarak adlandırılır.
    Menstrüel düzensizlik sık karşılaşılan sorunlardır. Üretken yaştaki kadınlarda adet düzensizliği oranı %9-30 arasındadır.Düzenli menstrüel sikluslar için hipotalamus, hipofiz ve over aksının doğru çalışması ve uterus ile vajina anotomisinin normal olması gerekir.

    Menstrüel Düzensizlik Nedenleri —
    1- Endokrin Sorunlar..( tiroid,diabet, polikistik over sendr.,prolaktin yüksekliği v.s)
    2- Sistemik Hastalıklar..(kan hastalıkları, karaciğer hast., obezite, kullanılan ilaçlar)
    3- Jinekolojik Sorunlar.. (gebelik komplikasyonları,myomlar,uterin veya servikal polipler,enfeksiyonlar, kanser, travma, rahim içi araç)
     

    Menstrüel Düzensizlik Nedenlerinin Yaşa Göre Değerlendirilmesi–
    Menstrüel düzensizliği olan hastalarda şikayetlerin başlangıç yaşı çok önemlidir. Menarş(ilk adetin görülmesi) öncesindeki anormal kanama nedenleri enfeksiyon,malignite , travma ve cinsel taciz ve saldırıyı içermektedir.
    Adölesan dönemdeki menstrüel düzensizlikler çoğunlukla olgunlaşmamış hpotalamo- hipofizer aksın sonucu olarak, düzenli yumurtlayamamaya bağlıdır. Menarşdan sonraki ilk yılda adet düzensizliği oranı %85 iken, ilk 4 yıldaki oran %56 lar civarındadır. Ama bu yaş grubunda fazla kanayan hastalarda hematolojik problemler olup-olmadığı mutlak değerlendirilmelidir.
    Doğurgan çağdaki kadınlarda, adet düzensizliğinde hormonal, sistemik ve jinekolojik nedenler göz önünde tutulmalıdır. Bu hastalarda öncelikle gebelik olasılığı ekarte edilmelidir.Bu grupta gebelikten sonra en sık rastlanan kanama düzensizliği nedeni hormonal kanamalardır. Yaş ilerledikçe myom,polip,endometrial hiperplazi ve karsinom oranı artar. En sık neden myomlardır. Kanama bozuklukları olan hastalar,hormonal bozukluğu olan hastalar mutlaka ayırıcı tanıda ekarte edilmelidir. Duygusal ve fiziksel stres ve belirgin beden ağırlığı değişiklikleri, hormonal dengeyi bozarak adet düzensizliğine neden olabilir.
    Postmenopozal dönemde oluşan tüm kanamalar aksi kanıtlanmadıkça anormal olarak değerlendirilmeli ve araştırılmalıdır. Bu yaş grubunda enfeksiyonlar, selim veya habis tümörler ve travma gibi diğer jinekolojik sorunlarında kanamaya neden olabileceği unutulmamalıdır.Ayrıca menopoz nedeni ile hormon replasman tedavisi alan hastalarda da lekelenme tarzında düzensiz kanama olabileceği unutulmamalıdır.
    Sonuç olarak; menarşdan menopoza kadar her yaşta kadın, menstrüel siklus bozukluklarında mutlak jinokologlarına danışmalıdır. Neden tespit edildikten sonra tedavi nedene uygun seçilecektir..

     

  • Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    Menopozdan Korkmayın Sizi Hazırlıksız Yakalayacak Erken Menopozdan Korkun.

    1-Neden menopozdan korkmayalım da erken menopoza dikkat edelim.

    Menopoz ortalama 50 yaşlarında(44-56) tün kadınların %99 karşılaştıkları kendilerini bu doğal süreçlere duygusal ,sosyal ve fiziksel  olarak hazırlayabildikleri, menopoz ve menopoz sonrası yapılması gereken tıbbi,  sosyal ve psikolojik destekler konusunda biz hekimlerin oldukça hazırlıklı olduğumuz bir süreçtir. Oysa erken menopoz çoğunlukla kişileri hazırlıksız yakalar. Kadınlar hatta genç kadınlar kendi yaşamlarını olgunlaştırıp,eğitimlerini tamamlayıp, birtakım gündelik kaygılarını gidermeye çalışırken  karşılarına çıkar. Ansızın ve en hayal  edilen çocuk sahibi olma şansını çoğunlukla elinden alabilir.
    Böylece;günümüzde  modern şehir ve metropol hayatında uzayan eğitim süreleri ,iş bulma, kariyer planlarını yaparken, özellikle ülkemiz gibi dikey sosyal hareketliliğin olduğu toplumlarda genç kadınlar evlilikten, kariyerini tamamlamadan önce  kaçınmak da ve kendi gelişimlerine paralel sosyal ekonomik ve kültürel gelişmişlik gösteren bir eş arayışı ile evlilik ve çocuk sahibi olma  yaşlarını geciktirmektedirler.
    İşte tam da bu mükemmellik arayışı içinde kadınların %1 inde görülebilen erken menopoz çoğunlukla da bu gurup kadınları etkilemektedir. O nedenle şüphelenilmesi ,tanısı ve bu gurup hastalara erken danışmanlık yapılması hayati önemdedir.
    2-Erken menopozla kimleri tanımlıyoruz ve sıklığı nedir?

    Erken menopozun klasik tanımı 35 yaşın altında adetten kesilmektir, ancak bunun menopoz şikayetlerinin ve menopozun olası etkilerine erken yakalanmanın dışında çok da bir etkisi yoktur .Aslolan 40 yaşın altında yani üretken yaş tamamlanmadan menopoza girmektir ki ,40 yaş altında menopoza girme oranı tüm kadınların %1 inde görülür ve kadın kariyer planları ve uygun bir eş ararken kendi dünyasında ansızın üreme kabiliyetlerini kaybedebilir(bir başkasının yumurtası ile hamile kalmak dışında ki bu ülkemizde günümüzde yasal değil).

    3-Kimler özellikle risk altındadır?

    En önemli risk faktörleri;
    a-Ailesinde(özellikle  anne ,kız kardeş ) erken menopoz olanlar,
    b-Sık  ve düzensiz adet gören kadınlar  da mutlaka yumurtalık rezervleri araştırılmalıdır. 
    Ayrıca;
    -Kemoterapi ve radyoterapi görecek ve veya  görmüş olanlar
    -sigara içenler (erken menopoza sebep olmaz ancak bu kadınlar ortalama 1-1.5 yıl erken menopoza girerler ).
    4-Özelikle erken menopoz için yüksek risk taşıyan hastalar ve de olası  erken menopozdan korkan kadınlar ne yapmalıdır?

    Yapılacak en doğru iş bir  jinekoloğa başvurması ve bu konuda destek alınmasıdır. Son yıllarda gelişen teknoloji ile daha 5-10 yıl öncesinde kadınların sadece menopozda yada menopoza geçiş döneminde olup olmadıklarını tespit edebilirken günümüzde AMH (anti müllerian hormon) ve ultrason ile yumurta rezervleri oldukça doğruya yakın tespit edilebilip,  risk yada endişe altındaki kadınlar üreme fonksiyonları ve kapasiteleri açısından bir perspektif sunabiliyoruz. Hatta  anne yaşı ve AMH kullanılarak ,kadınları ortalama menopoza girme yaşını tespit etmeye çalışan pek çok  başarılı çalışma yapılmıştır, olası menopozun beklendiği yaşlar tahmin edilmeye başlanmıştır.
    5-AMH hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?
    Bir hormon testi ve tıpkı diğer hormonlar gibi kolunuzdan kan alınıp   çok  kısa sürede sonucu çıkabilen ve ülkenin her tarafında yapılan yeni bir test. Bu testle biz kadınların yumurtalık rezervler konusunda oldukça doğruya yakın bir şekilde bilgi edinebiliyor ve onların çocuk sahibi olma kapasitesi    ve menopoza girebilme  zamanının yakınlığı hakkında bilgilendirme yapabiliyoruz. Henüz yeni bir test olduğu için, zamanla çalışmalar arttıkça bizimde fikirlerimiz ve testin duyarlılığı konusundan küçük de olsa değişiklikler olabilmektedir. Ancak genel olarak günümüzde yumurtalık kapasitesi ve olası  menopoz ihtimali hakkında bize güçlü, kolay ve ucuz veriler verebilmektedir.

    6-Klasik menopoz bulguları ile asıl korkulan yumurtalık rezervinin tükenmesi ve çocuk sahibi olma kapasitesinin kısıtlanmasının bulguları arasında bir  benzerlik  var mıdır?

    Klasik menopozun; adet görememe ,ateş  basması, uykusuzluk, sinirlik  ve benzeri  bulgularının çoğunlukla hiçbiri yumurtalık rezervlerinin erkenden tükenmesinde olmaz. Olası tek uyarıcı bulgu düzensiz adet görmek hatta adet döngüsünün 22 günden sık olabilmesidir. Bu nedenler çoğunlukla adet herkes de ve masum görünen adet düzensizlikleri için hekime başvuran hastalarda yapılan testlerle  tespit ediliyor.
    7-Erken menopozu yada yakın ihtimalinin tespit edildiği hastalarda  ne gibi tepkilerle karşılaşılıyorsunuz?

    Aslında tüm reaksiyonlar çocuk sahibi olmuş olmak yada olmamakla ilişkili. Çocukları olan kadınlar sadece şimdi nasıl yönetelim bu durumu derken, hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar çok derin bir kaygı ve endişe ile karşılaşıyor .Bu gurup kadınlara sadece medikal değil mutlaka psikolojik destek vermek de gerekebiliyor çoğunlukla. Ayrıca kültürel faktörlerde bu durumdan etkilenmeyle çok ilişkili. Küçük şehir ve kırsal kesimlerde olası kültürel ve ekonomik faktörlerden   dolayı  yıkım çok belirgin olmasına rağmen daha çok erken yaşlarda evlenip çocuk sahibi olduklarından etkilenen insan sayısı daha az. Oysa metropollerde yaşam kaygısı süren , kariyer planları yapan ve bunları yaparken de evlilik ve çocuk sahibi olmak için daha ileri yaşlara gelen kadınların ise  henüz çocuk sahibi olmadıklarından daha yüksek sayıda etkilenebiliyorlar.
    8-Sizin menopoz haftasında tüm kadınlara öneriniz nedir bu durumla başa çıkabilmek için?
    Öncelikle yıllık jinekolojik kontrollerini  aksatmasınlar ,  eğer henüz çocuk sahibi olmamış ve bunu çok önemsiyorlarsa  üreme kapasitesi hakkında mutlaka danışmanlık alsınlar. Özellikle ailede erken menopoz olanlar ve düzensiz adet görenler mutlaka AMH testini   belli aralıklarla yaptırıp yumurtalık rezervleri  konusunda yaşamlarını planlarken bilgi sahibi olsunlar. Kısıtlı rezervleri olanlar evli kadınlar çocuk sahibi olmayı ertelemesin yada embrio  dondurulmasını   gibi yöntemleri düşünsün bekar olanlar ve yasal olarak uygun olanlar ise yumurta dondurulması alternatifi hakkında danışmanlık alsınlar.
    Erken menopoza girmiş olanlar ise mutlaka menopoz için medikal, ruhsal ve sosyal olarak destek almayı ihmal etmesinler ve olası kemik erimesi ve buna benze yıkıcı  menopoz etkileri n azaltılması yada yok edilmesi için yakın hekim desteğini ihmal etmesinler.

  • Hamileliğinizi planlayın

    Hamileliğinizi planlayın

    Gebelikte risklerden kaçınmanın ilk adımı , gebelik öncesinden planlama yapmakla başlar. Gebelik öncelikle planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerin de  yani kendilerini ruhsal ve sosyolojik olarak çocuk sahibi olmaya hazır hissettiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına gidip danışmanlık almalı.

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak mümkün mü?

    Gebeliklerde risklerden kaçınmak aslında gebelik öncesinden başlamalıdır. Hamile kalmak planlı bir eylem olmalı, çiftler bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka bir kadın-doğum uzmanına başvurarak danışmanlık almalı. Daha henüz hamile kalmadan riskler hakkında bilgilenmeli ve adet tarihi bir hafta geçtikten sonra hekime gebelik şüphesiyle başvurup, takibe alınmalıdır. Pek çok hamile kadın adetinin 1 hafta geçtikten sonra hekime gitmek için beklemek de o zamanda dış gebeliklerin erken yakalanması ve düşük tehditlerine zamanında müdahale edilebilme şanslarını kaçırmaktalar. Gebelik riskleri doğum sonrasına kadar sürdüğünden doğum sonrası 40. güne kadar da hekimiyle bağlantısını koparmamalıdırlar. 

    Bu riskler nelerdir?

    Riskli gebeliklerin anneden ve fetusdan kaynaklanan riskler olmak üzere iki boyutu vardır. Ancak, anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki gebelik boyunca genellikle birine dair riskler diğeri için de yüksek risk taşımaktadır. Anneden kaynaklanan, gebelik öncesi süreç için en önemli risklerin başında gebelik yaşı gelmektedir. İdeal gebelik yaşı 20-30 yaşları arasıdır. Her ne kadar gelişen teknoloji ile sınırlar zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üstü gebelikler yüksek risk taşırlar. Çünkü, yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar, kronik hastalıklara maruz kalma riski artarken, annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlayamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar. Yüksek tansiyon da gebelik öncesi süreçte önemli bir risk faktörüdür. Yüksek tansiyonlu anneler, gebelikte kalp-damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır. Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir. Şeker hastalığı da gebe kalmayı engelleyebilir. Gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetusta yapısal anomalilerin sıklığını artırır, doğum ve sonrasında bebekler için pek çok problem çıkarabilir. Annenin ileri derecede kansızlığı, kalp, böbrek ve romatizmal hastalıklar gibi sistem hastalıklarının bulunması, aşırı zayıf ya da aşırı kilolu olması, alkol, sigara, düzenli ilaç kullanımı, miyomunun bulunması önemli risk faktörleridir.

    Riskler gebe kaldıktan sonra da oluşabilir mi?

    Tabii. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar, gebelik şekeri, anne için artan fiziksek yük oluşturması ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altında kalmasına yol açmasının yanı sıra tek yumurta ikizlerinde ya da tek eşli ikiz bebeklerin birbirinden kan çalabilerek, her iki bebeğin hayatını tehlikeye atması nedeniyle çoğul gebelikler, birtakım romatizmal hastalıkların gebelikle ilişkili formları, annenin sularının erken gelmesi, bebeğin eşinin doğum yolunu kapaması, anne rahminde doğumsal kusurların olması gebelik döneminde gelişen risklerdir. 

    Bu riskler, ne zaman ve nasıl tespit ediliyor?

    Bebeklerde oluşabilecek yapısal ve kromozom anomalileri en önemli risklerdir. Bu nedenle aileler mutlaka, 11-14 hafta değerlendirme testini, 18-23 hafta 2. düzey ultrasonografik değerlendirmesini yaptırarak, problemler tespit edilmelidir. Bu problemler içinde anne karnında tedavi edilebilenler tedavi edilmeli, doğum sonrası tıbbi ya da cerrahi girişim gerektiren bebekler için uygun şartlar sağlanmalı, yaşamla uyumlu olmayan anomaliler için ise ailelere danışmanlık yapıp onları doğum sonrası oluşabilecek şoklardan korumalıdır.  Aslında, 11-14 hafta değerlendirme testi ve 18-23 hafta detaylı ultrasonuna bu dönemde yapılacak gebelik kontrolü ve rutin testler de eklendiğinde gelişebilecek riskler konusunda genel bir izlenim elde edilebilmektedir. Tüm riskli gebelik taramalarının en önemli iki basamağı bu dönem olmaktadır.Ve bu iki testte deneyimli ellerde ve iyi kalitede yapılırsa anlamlıdır. 

    Daha sonrasında yapılması gerekenler var mı?

    Bu dönemde saptanan risklere göre daha sofistike yöntemlerle risk taşıyan gebelikler özel izlenmeli diğer gebeler ise rutin gebelik takiplerine dönmelidirler. 

    Riskli gebelikleri azaltmak için neler yapılabilir?

    Mümkün olduğunca 18 yaş üzeri ve 35 yaş altı bir yaşta ve sosyo-ekonomik ve psişik olarak uygun zamanda doğuma karar verilmelidir. Ailede olan kronik hastalıklar ve genetik sorunlar hakkında  hekime eksiksiz bilgi verilmeli, gebelik süresince dengeli beslenilmeli, kontroller aksatılmamalı, 6-7. aydan itibaren bebek hareketleri düzenli olarak sayılmalıdır. (Gün içinde bebek en az 10 kez oynamalıdır.) Gebelik sırasında sularının gelmesi, kanama olması ya da genital akıntı olması durumunda derhal doktora başvurulmalı, imkanları olan aileler 11-14 hafta değerlendirme testini ve  18-23 hafta detaylı ultrasonografik incelemesini ihmal etmemelidirler. 

    Günümüzde gebelik risklerinin saptanmasında teknolojinin sınırları nelerdir?

    Şaşırtıcı şekilde gelişen teknoloji ve bilgi birikimiyle artık bebeğin burun kemiği ense kalınlığı ve çene kemiklerinin ölçüsüyle kromozom anomalilerini tarayabiliyoruz. Rahim kan akımları Renkli Doppler ultrasonla ölçülerek, gelişebilecek gebelik tansiyonu (gebelik zehirlenmeleri) ve fetusda büyüme, gelişme geriliği olabileceğini tahmin edebiliyoruz. Bebeğin beyin kan akımı ölçülerek bebekte anne karnında iken kansızlığının derecesini takip ediyor, ya da birtakım damarlarını inceleyerek, bebeğin anne karnında oksijenlenmesini tespit edebiliyoruz. Lazer yöntemiyle ikizler arasında birbirlerine kan kaçaklarını anne karnında ameliyat edebiliyoruz. Kalem kadar küçük kameralar kullanarak anne karnında bebeği görüntüleyip birtakım ameliyatları bebeğe anne karnında uygulayabiliyoruz. 

    Bu alanda son dönemde heyecan verici bir gelişme var mı?

    Son yıllarda anne karnındaki fetusun hücrelerinin anne karnına karıştığı tespit edilmiş Buradan hareketle, birtakım özel yöntemlerle bu hücreler tespit edilip, bebeğin genetik yapısı anneden basit bir kan şekeri bakar gibi alınarak değerlendirebiliyor.Bu yöntemle bebek de özellikle Down Sendromu ve pek çok genetik kusur  invazif bir işlem(iğne ile anne karnına girip amnios suyu örneklemesi yada eşinden biopsi alınması gibi risk taşıyan işlemler)gerektirmeden tanı konulabiliyor. Bu güne kadar yapılan çalışmalar göstermiştirki aranan kromozom bozukluğu yok diyorsa yoktur ancak var diyorsa %2 yanılma payı olduğundan o zaman invaziv işlemler yapılması gerekiyor.Bu işlemle ilgili teknolojik gelişmeler kısa süre içerisinde baş döndürücü şekilde gelişiyor belki 10 yıl gibi yakın gelecekte çok nadiren invaziv tanı işlemlerine ihtiyaç duyuyor olacağız.

  • Yumurtalık Kütleleri (Kistleri)

    Yumurtalık Kütleleri (Kistleri)

    1-Yumurtalık kistleri dediğimizde neyi anlıyoruz?
    Kadınlardaki temel üreme organlarından olan ve yaklaşık 3 cm çapındaki yumurtalıktan gelişen yer yer kistik (içi sıvı dolu kesecikler) yer yerde solid (sert doku parçacıkları) yapılardan oluşan oluşumlardır.
    2-Ne kadar sıklıkla görülür ve hangi yaşlarda karşılaşılır?
    En sık 20-44 yaşında görülmesine rağmen hemen hemen  her yaş da  farklı farklı  türleri ile karşılaşılabilir ve farklı özellikler  taşıyan türlerinden dolayı da belki de her kadın bu sorunla yaşamında en az bir kere karşılaşabilir.
    3-Hangi şikayetleri yapabilir, kadınlar nelerden şüphelenerek hekime başvurmalıdır?
    Kasıklarda ağrı, karında gerginlik, düzensiz adet görme, sık idrara çıkma ve kabızlık gibi şikayetlerle hekime başvurulmasına  rağmen en sıklıkla hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda rutin jinekolojik muayenede karşılaşılır bu da yumurtalık kistlerinde 6-12 ayda bir yapılması gereken rutin jinekolojik muayenenin önemini oldukça arttırır . 
    4-Yumurtalık kütlelerinin takip ve tedavisinde en önemli konu nedir?
    Aslında bu konunun en can alıcı noktasıdır. Bir yumurtalık kütlesi ile ister rutin jinekolojik kontrollerde karşılaşılsın ister şikayetleri üzerine araştırılırken tespit edilsin öncelikli hedef bu kütleler kötü huylu bir kanser midir yoksa iyi huylu selim kütleler midir. Bizler  ilk önce bu ayrımı yapmak için detaylı bir ultrasonografik inceleme ve kanda tümör belirteçlerini araştırıyoruz  ve gerekirse PET-CT MRI ,bilgisayarlı tomografi gibi ileri tanı yöntemlerini uyguluyoruz .Eğer kanser şüphesi varsa öncelikle cerrahi operasyon planlıyoruz ve patolojik inceleme sonrası kesin tanıyı zaman kaybetmeden koymaya çalışıyoruz.
    Ancak sevindirici  bir şekilde oluşan kütlelerin sadece menopoz öncesi %7 sinde menopoz sonrası ise %30 unda kötü huylu potansiyel taşıyor.
    Bu iyi huylumu kötü huylumu ayırımından sonra kütleleri çok büyük kısmı olan iyi huylularda fonksiyonel bir kistik yapımı (ki bunlar genellikle menstürüel siklus da her ay oluşan yumurtlamanın sonucu olan kistlerdir)yoksa iyi huylu bir tümör mü ayrımını yapmak gerekir.
    İşte bura da  bu ayrımı yapmak için sabırlı olmak ve deneyimli olmak gerekir. İlk olarak detaylı bir teknik değerlendirme  sonrasında ilaç tedavisi yada hastaları 1-3 ay gözlemek esastır. Kanser olmayan iyi huylu kütlelerinde çok büyük kısmı fonksiyonel kistlerdir ve sadece 1-3 ay gözlemek ya da doğum kontrol hapları kullanarak geriler ve hastaları gereksiz cerrahi operasyondan kurtarır.
    Ancak bu 3 aylık tedavi ve gözlem sonrasında  kistler gerilemez ve  veya büyümeye devam ederse bu durumda da cerrahi bir operasyon planlamak gerekir.
    5-Fonksiyonel olmayan iyi huylu tümörlerde neden cerrahi tedavi  planlanıyor ve nasıl yapılıyor?
    İyi huylu tümörlerde 2 önemli sorun vardır.Birincisi; bunların türüne göre %1 -25 i zaman içinde kanserleşme potansiyeli taşıyabilir ve bu riski   ortadan kaldırmaları gerekir .İkinci bir önemli konuda bu kistler çoğunlukla menopoz öncesi göründüğünden kistler büyüdükçe yumurtalıktan çalmaya ve yumurtalık kapasitesini azaltıp yok etmeye başlarlar ve bir süre sonrada üreme sorunlarına sebep olabilirler.
    6-Yumurtalık kistlerinin kısırlık yapma  riski var mıdır?
    Evet aslında tüm yumurtalık kistleri hatta fonksiyonel olanlar bile kısırlıkla yakın ilişkilidir. Tümoral kistler yumurtalığı yok ederek hacmini azaltırlar ve geç kalındıkça yumurtalık rezervleri azalır, özellikle halk arasında çikolata kisti denilen endometriomalar  hem yumurtalık hacmini azaltarak hem de tüplerde yapışıklık yaparak kısırlık riskini arttırırlar. Sık sık fonksiyonel kistleri olan kadınlarda da yumurtalık rezervleri araştırılmalı erken menopoz riski açısından dikkat edilmelidir. Çünkü yumurtalık kalitesinin azaldığı menopoz  öncesi dönemde fonksiyonel kistleri daha sık görürüz.
    7-Fonksiyonel kistlerin büyük bir kışı gerilediğinden takibine gerek var mıdır.?
    Elbette yakın izlenmeli fonksiyonel kistler yırtılarak iç kanama yapma ,kendi etrafında dönerek yumurtalık torsiyonu dediğimiz geç kalınırsa o yumurtalığı tamamen yok edecek ciddi tablolara zemin hazırlayabilir ayrıca tüm fonksiyonel kistlerin yok olduğundan emin olmak lazım ancak o zaman bu kistin bir tümöral kist olmadığından emin olunabilir.
    8-Çikolata kistlerinin önemi nedir?
    Çikolata kistleri endometriozis dediğimiz rahimdeki menstürüel döngüyü oluşturan tabakanın  yumurtalıklarda kistik yapı oluşturmasıdır ve kısırlık, şiddetli ağrı, yapışıklık ve cinsel sorunlara yol açabilir. Tedavisi ve takibinin kusursuz yapılası ve kişinin hem cinsel hem de üreme sağlığını korumak hemde yaşam kalitesini arttırmak için hayatidir. En önemli tedavi yanlışlıklarından biri erken ameliyat yapmak kadar geç ameliyat da yapmaktır. Bir o kadar önemli konu da ameliyat sonrası çok büyük oranda kistin tekrarlayacak olması ve başarılı  cerrahi bir tedavi uygulanmış olsa da sonrasında medikal tedaviyi menopoza kadar sürdürecek titizlik de olunmalıdır.Unutmamalıdır ki tekrarlayan her çikolata kistleri daha karmaşık sorunlara sebep olurlar.
    9-Çocuk ve ergenlik döneminde kistlerin önemi var mıdır?
    Kesinlikle  önemlidir çünkü bazı tür yumurtalık kanserleri o yaşlarda gözlemlenir, oluşan iyi huylu kistler bu yaşlarda hiç akla gelmeyeceğinden önemli bir yumurtalık doku kaybına sebep  olabilir. Bu yaş grubunda hekime gitme alışkanlığı pek  olmadığından da çoğunlukla gecikmiş halde gelir hastalar. Bu yaş gruplarında anlamsız kasık ağrısı adet düzensizliği ve karında şişlik şikayeti olan genç kızlar mutlaka ultrason ile değerlendirmek gerekir.
    10-Bu kütlelerin tedavisinde  nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?
    Bu hastalıklar genellikle menopoz öncesi yaşlarda olduğundan hem kozmetik kaygılar çok oluyor hem de çoğunluk çalışan kadınlar yada eğitimine devam eden genç kızlar olduklarından cerrahi tedavilerinin en az kozmetik hasar yapacak bir yöntem ve mümkün olduğunca kısa hastanede kalış süresi ve  mümkün olan en kısa sürede sosyal yada iş ortamına dönülmesi hedefleniyor . Son yıllarda biz hemen hemen tüm hastalarımızda ileri kanser hastaları dışında laparaskopik  cerrahi (klasik yada robotik) tercih ediyoruz .Böylece hedeflediğimiz tüm cerrahi amaçları kusursuzca gerçekleştirip aynı gün yada ertesi gün hastalar evlerine gidip 1 hafta sonrada sosyal ortamlarına dönebiliyorlar
    11-Yumurtalık kütlelerinin oluşturabileceği sorunlardan korunmak için kadınlar nelere dikkat etmelidir?
    Üreme çağındaki kadınlar rutin jinekolojik kontrollerini aksatmamalı ama 20 yaş altı genç kızlar ise adet düzensizliği karında şişlik yada anlamsız karın ağrısı şikayetleri olduğunda doktora yönlendirilmeli. 
    Menopoz sonrası ise en az 70 yaşına kadar  kontrolleri aksatmamalı. Unutmamalı ki menopoz öncesi overyal kütlelerin sadece  %7 kanser potansiyeli taşırken bu oran menopoz sonrasında %30 a çıkar ve daha ciddi bir durumlar karşılaşma potansiyelleri  vardır.

  • YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER NEDİR  ?

    YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER NEDİR ?

    Riskli gebelik terimiyle doğal seyrine bırakıldığında  anne ve  bebek için yaşamsal riskler  taşıyan gebelikler ifade edilir.Bütün rutin aylık, zaman zaman daha da sık yapılan gebelik kontrollerin temel amacı;risk taşıyan gebelikleri tespit edip,oluşan yada oluşabilecek sorunlarla mücadele etmekdir.

    Bu alanda yapılan çalışmalar tarihten günümüze kadar doğum hekimlerinin en önemli uğraşı alanı olmuştur. Günümüzde gelişen bilgi teknolojisi ile birlikte riskli gebeliklerin tanınması, izlenmesi ve tedavilerinde yepyeni yöntemler kullanılmaktadır.Bu gelişmelerle birlikte özellikle son 20 yılda anne ve bebek ölümleri(mortalite)ve anne-bebek sekelleri(morbidide) oldukça azaltılabilmiştir.

    Riskli gebelikler anneden kaynaklanan  riskler ve fetusdan kaynaklanan  riskler olarak iki boyutu vardır .Ancak anne ve fetus o kadar yakın ilişkidedir ki gebelik boyunca genellikle birine dair  riskler diğeri içinde yüksek risk taşımaktadır.

    Anneden Kaynaklanan Riskler: Gebelik anne adayı için ek bir fiziksel ve ruhsal bir yüktür.Bu nedenledir ki ,zaten erkekler 70 yaşında çocuk sahibi olabilirken kadınların doğurganlıkları 40’lı yaşlarda sonra ortadan kalkmaktadır. Çünkü bugünkü teknolojik imkanlarla bile 50-60 yaşında kadınlar hamile kalabilseler pek çoğu yaşamlarını kaybedebilirlerdi ; Anneden kaynaklanan riskler gebelik öncesi var olan ve gebelikte gelişenler olarak ikiye ayrılır;

    1-Gebelik Öncesi Riskler:

    -Anne Yaşı: İdeal gebelik yaşı 20-30 yaşları  arası olduğu kabul edilir. Her ne kadar sınırlar gelişen teknoloji ile zorlansa da 18 yaş altı ve 35 yaş üzeri gebelikler yüksek risk taşırlar .Yaşla birlikte genetik hastalıkların sıklığı artar ,kronik hastalıklara maruz kalma artarken, annenin gebelikte oluşabilecek fiziksel yük artışına dayanıklılığı azalır. 18 yaş altı anne adayları fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlamadığından gebelik risklerini daha yoğun yaşarlar.
    -Annede Yüksek Tansiyon: Yüksek tansiyonlu anneler gebelikte kalp damar sistemlerinin yüklenmesine bağlı sorunlara daha açıktır .Ayrıca gebelik tansiyonu ile komplike olduğunda hem anne hem de bebek için yaşamsal sorunlar çıkarabilir.
    -Annede kalp ritim bozukluğu olması :Bir takım kalp ritim bozuklukları artan fiziksel aktivite ile gebelik sırasında belirginleşebilir yada gebelikte aşikar hale gelebilir.
    -Annede Şeker Hastalığı: Şeker hastalığı gebe kalmayı engelleyebileceği gibi,gebelik sırasında da annenin bozulan metabolizması hem anne için ek bir yük oluşturur hem de fetüs da yapısal anomalilerin sıklığını arttırır, doğum ve doğum sonrasında bebekler için pek çok problem çıkarabilir.
    -Annede ileri derecede kansızlık,yada doğumsal kan hastalıklarının olması,
    -Annede diğer sistem hastalıklarının olması(kalp, böbrek, romatizmal vb)
    -Aşırı zayıf (50 kg  altı) aşırı kilolu kadınlar(vücut kitle endekslerine göre obez sınıfına girenler)
    -Annede alkol, sigara(sigara kullanımı bebekte anomali yaptığı kanıtlanmamıştır ancak kesin olan bir şey vardır ;sigara kullanan annelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olurlar ve erken doğarlar. Bu nedenle annelerin mümkünse gebeliği süresince sigarayı bırakmaları bırakamıyorlarsa mümkün olan en az  sayıda sigara tüketmelidirler) yada ilaç  bağımlılığı olanlar, yada hastalığı nedeniyle kronik ilaç kullanan kadınlar.
    -Miyomlu gebelikler, Burada miyomun yeri büyüklüğü ve bebeğin eşiyle ilişkisi çok önemlidir, miyomlu gebeliğin takibi ve de doğumu özellik taşır.

    B-Gebelikte gelişebilecek Riskler;

    -Gebelik tansiyonu ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlar.Gebelik takiplerinin en önemli amaçlarından biri gebeliğin indüklediği tansiyonu erken tanımak hatta kimde erken olabileceğini tespit etmek ve olası önlemleri hem anne hem de bebek için alıp, gebelik seyrini ve doğumu mükemmele yakın yönetmektir. Bu konuda artık çok gelişmiş teknolojiler kullanıp kimlerde gelişebileceğini %90  yakın tespit edip  hem anne hem de fetüsü olası  sorunları minimal atlatmasına rehberlik edilebiliyor.

    Gebelik Şekeri : Günümüzde özellikle de ülkemizde çok tartışmalı olan gebelik şekeri taraması ve takibi, riskli gebelik takiplerinde hem tüm dünyadaki bilimsel otoriteler hem de dünya sağlık örgütü tarafından önerilmektedir. Gebeliğin 24 haftasından sonra ortaya çıkar(gebelik şekeri gebeliğin ilk haftasından itibaren görülmez çünkü 24. Gebelik haftasından itibaren plasentadan salgılanan ‘’human plasental laktogen’’HPL denilen hormon bazı yatkın annelerde gebelik şekeri yapabilir, bu hormonda 24 .haftadan sonra aktif etki gösterebilir.Eğer gestasyonel diabet taranıp iyi takip edilmezse bu annelerin bebeklerinde erken doğum ,iri bebek ve onun oluşturduğu doğum komplikasyonları, ani bebek ölüme ve gebelik tansiyonu riski daha fazladır ve bu bebekler doğumlarından sonra bir takım metabolik sorunlarla daha çok karşılaşmaktadırlar
    Çoğul Gebelikler: Çoğul gebelikler başlı başına yüksek riskli gebelerdir ve bebek sayısı arttıkça riskler ve problemler artmaktadır. Genellikle anne için artan fiziksel yük ve birden çok bebeğin karında yer kaplamasına bağlı annenin organlarının baskı altına kalmasından kaynaklanan problemler sık görülmekte, erken doğum ve bunlara bağlı komplikasyonlar oldukça sıkıntılar yaratmaktadır. Ayrıca tek yumurta ikizlerinde yada tek eşli ikiz bebekler birbirlerinden kan çalabilmekte ve her iki bebeğin hayatını tehlikeye atmaktadır. Bu durumun tanısı içinse gebeliğin ilk 3 ayında çoğul gebeliklerinin yapısı ortaya çıkarılmalıdır. Bu nedenle gebeliğin ilk haftasından doğum ve doğum sonuna kadar çoğul gebelikler önemli bir risk artışı içindedirler ve yakın izlenmeleri  gerekmektedir sorunların erken teşhis ve yönetimi çok önem taşımaktadır.
    -Birtakım romatizmal hastalıkların gebelikle ilişkili formları .
    -Annenin sularının erken gelmesi: Bebeklerde enfeksiyondan annede yaygın sepsise  ve bebekte solunum sıkıntısına kadar problemler oluşturabilir .Annelerin bu konuda duyarlı olması gerekmekte ,hafifte olsa bu tür şikayetlerini doktoruna iletmesi gerekmektedir .Erken membran rüptürü (suların erken gelmesi) durumunda d0ğum hekimi ve bebek yoğun bakım ekibi neredeyse satranç oynamak zorundadır , erken teşhiş ve sürecin doğru yönetilmesi hayati önem taşır. Tüm gebelerin bu konuda çok duyarlı olması ve kendilerini takip eden hekimlerini erken uyarmalı hayati önem taşır..
    -Bebeğin eşini doğum yolunu kapaması .Burada ultrasonun önemi çok büyüktür gebelikte sadece ultrasonla anlaşılabilir ve gebeliği boyunca hiç ultrasona girmeyen kadınlar zaman zaman acil şartlarda  günümüz istanbulun da bile bebeklerini ve yaşamlarını kaybedebilmektedir. Tanısı çok kolay ama oluşturabileceği problemler yaşam kaybına kadar gidebilmektedir. Plasentanın doğum yollarını kapadığı doğumlar(mutlaka sezeryan doğum gerektirir) özellik taşıyan gebelik ve doğumlardır ve mutlaka tam teşekküllü hastanelerde ve deneyimli hekimler gözetiminde yapılmalıdır.
    -Anne rahminde doğumsal kusurların olması. Düşüklerden erken doğumlara ,fetusta ekstremite  kusurlarına kadar bir takım sıkıntılar yaratabilmektedir. Gelişmiş ultrason teknolojisi ve cerrahi yöntemlerle  henüz gebelik oluşmadan bu tür sorunlar tespit edilip sorunlar giderilebilmektedir. Mutlaka hamile kalmadan doğum hekimine muayene olmanın en önemli faydalarından biride bu tür sorunların gebelik öncesi giderilmesine zemin hazırlamaktır.
    Daha önceden sezeryan ya da diğer rahim ameliyatları geçirmiş olanlar. Bu gurup gebelikler rahim yırtılmaları konusunda risk altındadırlar. Titiz izlenip zamanında doğum planlaması yapılmalıdır.
    -En önemli risk kriterlerinden biride annede ‘’servikal yetersizlik ‘’ dediğimiz doğum yolunun erken silinmesi ve bunun  sonucunda da erken doğum ve preterm riskleriyle karşılaşmaktan fetal kayba kadar gidebilen bu ağır tablonun taranması rahim boyu ölçüsü ile riskli annelerin saptanması yada bir önceki gebelikleride 16-32 hafta arasında ağrısız doğum yollarının açılmış olması ve bunun sonucunda erken doğum yapmış annelerin gebelikleri de özel izleme gerektiren riskli gebelik sınıfında yer almaktadırlar.

  • MENOPOZ

    MENOPOZ

    Kız çocukları daha anne karnında 20 haftalıkken her yumurtalığında yaklaşık 2-3 milyon yumurta vardır. Sahip olunan en yüksek yumurta sayısı bu dönemdedir. Doğduğunda her yumurtalıkta 1 milyona, ergenlik döneminde ise yaklaşık 300 bine düşmektedir. Kadın 40 yaşına geldiğinde yumurta sayısı yaklaşık 10 bine düşer. Üreme çağı boyunca her ay yumurtalardan bir kısmı yok olur ve sadece bir tanesi olgunlaşır ve yumurtlanır. Her kadından farklı olabilmesine rağmen yaygın olan 13-48 yaş arası olan üreme çağı boyunca 400 – 500 arası yumurta ile gebelik potansiyeli olabilir. 40 yaşından sonra yumurtalar hızla kaybolur. Yumurtaların tükenmesiyle hormon üretilmemeye ve adet görülmemeye başlanır. Yani menapoz yaşanır.

    Değişebilmesiyle birlikte yaklaşık 48 yaş civarı menapoz yaşıdır. Genetik faktörler, sigara kullanımı, obesite (şişmanlık) ve çevresel etkenler menapoz yaşı için etken faktörler arasındadır. Menapoz yaşı yumurtalık içindeki yumurta hücre sayısına göre belirlenmektedir. Klinik olarak menapoz tanısı koyulabilir. Ancak kesin teşhis, beyinden salgılanan FSH, LH ve yumurtalıklardan salgılanan E2 hormonlarının kanda düzeyleri ile koyulabilmektedir.

    Hasta adet gördüğü halde kanda o yaş grubu için FSH düzeyi yüksekse “Gizli Yumurtalık Yetmezliği” görülmektedir. Yumurtalıkta “Follikül” adı verilen ve yumurta üretim rezervini gösteren yapıların sayısının azaldığı ultrason ile tespit edilebilmektedir. Bu durum bazı kadınlarda interfilite (kısırlık) nedeni olabilir.

    Menapoz fizyolojik bir oluşumdur ve her kadının yaşayacağı bir süreçtir. Kadının yaşam kalitesini belirgin oranda azaltır. Bu dönemde östrojen hormonu azalır. Ateş basmaları, terlemeler, hatırlama güçlükleri, konsantrasyon bozuklukları, depresyon ve cinsel istek kaybı, kemik yoğunluğunda azalma ve kemik ağrıları, meme dokusu kaybı, ciltte incelme, vaginada kuruluk, cinsel ilişkide ağrı ve yanma, sık idrara çıkma ve tuvalete zor yetişme, adet düzensizlikleri ve nadiren aniden adet kesilmesi menapozun önemli belirtilerindendir.

    Menapoz dönemi bir hastalık değildir. Gerekli tedbirlerle yan etkiler azaltılarak bu dönem sağlıklı geçirilebilir. Yaşam tarzında değişiklikler ve düzenli egzersiz yapmak menapoz dönemini kolay geçirmek için yardımcı olacak etkenlerdir. Bu döneme yaklaşıldığında mutlaka bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına giderek bu dönemin getirebileceği yan etkileri azaltma çabası içinde olunmalıdır. Rahim ve yumurtalık kanseri, kalp hastalıkları riski için taramalar, meme filmi çekilmesi, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yapılması önerilmektedir. Bu aşamalarda uzmanın önerebileceği ilaçlar dikkate alınmalıdır.

    Sıradışı yaşanan menapozlarda olabilir. Mesela 40 yaşından önce menapoz görmek “Erken Menapoz” grubuna girmektedir. Bu yaşta normal menapoz yaşına kadar olan döneme geçişte hekimden yardım almak yerinde olabilir. Bir diğer menapoz grubu ise “Cerrahi Menapoz”dur. Çeşitli nedenlerle ameliyat ile yumurtalıkların alınması durumudur.

    Menapoz sonrası vaginal bir kanamayla karşılaşılırsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bunun bir çok ve hayati önem taşıyan nedeni olabilir.

  • Menopoz

    Menopoz

    Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesidir ve dolayısıyla üreminin sona ermesi dönemidir. Kadınlarda görülen, çoğunlukla 40 yaş ve sonrası, neredeyse 55 yaşına kadar geçen süre içinde görülen adet kesilmesi dönemidir. Önceleri adet kanaları düzensizleşir, daha sonra tamamen kesilir. Menopoz, yumurtalıkların görevlerini yerine getirememeye başlaması yüzünden ortaya çıkar. Yumurtalıkların doğal ömrü yaklaşık 35 yıldır ve çalışamaz hale gelmeleri yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Çoğu kadında menopoz 45-50 yaşları arası başlamaktadır. Batı toplumlarından elde edilen verilere göre ortalama menopoz yaşı 51,5 olup son 100 yıl içinde değişmemiştir. Menopozun 40 yaşından önce olmasına prematür menopoz 45 yaşından önce olmasına ise erken menopoz adı verilir. Özellikle annenin menopoz yaşı ile kız çocuğun menopoz yaşı arasında yakın bir ilişki vardır. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara ve doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda kullanmamış olanlara oranla menopoz daha geç olur. Günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir. Cerrahi müdahale sonucunda yumurtalıklardan birinin kaybı, endometriosis, ve kanser için verilen kemoterapi ve radyoterapi menopozun daha erken gelmesine neden olan etkenlerdendir.

    MENOPOZUN BELİRTİLERİ VE BERABERİNDE GETİRDİĞİ SORUNLAR

    Kanamalarda düzensizlik ve adet kesilmesi: Menopozun temel belirtisi adetlerin kesilmesidir. Özellikle 45 yaşın üzerindeki bir kadında 6 aydan daha uzun süre adet olamama genellikle menopoza işaret eder. Adet kesilmesine eşlik eden ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk tanıyı güçlendirir. Bu dönemde kadın fizyolojisinde ve psikolojisinde görülen ve meydana gelen bazı değişiklikler kadının hayatını kötü etkileyerek, birçok hastalığın oluşmasına neden olabilir. Menopoz esnasında fiziksel, zihinsel ve cinsel değişiklikler olduğu doğrudur. Bu durum yaşam kalitesinin ve mutlu bir psikolojinin oluşmasını engeller. Yumurtalıklardaki hormon üretimi yaş ilerledikçe veya menopoz dönemi yaklaştıkça azalır. Bu da adet kanamalarında düzensizliğe neden olur. Bu hormon üretiminin azalmasıyla vücuttaki ısıyla ilgili alanlar etkilenir ve terleme, ateş basması gibi durumlara sebep olur. Menopozun erken dönemlerinde adetsiz geçen dönemleri takiben bazen kanamlar görülebilir. Bu tür kanamalar endometrial hiperplazi adı verilen ve rahim iç tabakasının fazla kalınlaşması ile seyreden bir hastalığın belirtisi olabileceğinden dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

    Ateş ve ter basmaları:

    Bu yakınmalar menopoza giren kadınların %70’inde görülür. Kadınların %35’inde ise günlük yaşamı olumsuz etkileyebilecek kadar sıktır. Nedeni tam olarak belli değildir. Özellikle vücudun üst kısmında ve kafada başlayan ani bir sıcaklık hissini şiddetli bir terleme takip eder. Geceleri daha sık görülebilir ve uykunun bölünmesine neden olur.

    Ürogenital atrofi:

    Östrojen adı verilen kadınlık hormonun menopozla beraber tamamen ortadan kalkması ile vajende kuruluk ve vajen içini döşeyen hücre tabakasında incelme olur. Bunun doğal sonucu olarak da cinsel birleşme daha ağrılıdır. Bazen tahrişe bağlı kanama görülebilir. Vajen hücre tabakasının incelmesi ile beraber mikroplara karşı olan direnç de azalır ve tekrarlayan vajinitler sıkça görülebilir.

    Osteoporoz:

    Menopoza giren kadınlarda en önemli problemlerden biridir. Ülkemizde gerçek yaygınlığı ve ciddiyeti hakkında yeterli ve güvenilir veri yoktur. Osteoporoz postmenopozal (menopoz sonrasında kadınlarda görülen hızlı kemik kaybı) ve senil (yaşlılıkta ortaya çıkan ve her iki cinsi de tutan) olarak ikiye ayrılır. Osteoporoz için bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Erken veya yumurtalıklarının ameliyat ile alınması sonrasında menopoza giren kadınlarda, kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünlerinden yetersiz beslenen kadınlarda, güneş ışığına az maruz kalan özellikle yatalak ve bakım evlerindeki kadınlarda, sigara içenlerde, ailesinde osteoporoz ve buna bağlı kırık öyküsü olanlarda, ince vücut yapısına ve açık renkli tene sahip olanlarda, ve menopoz sonrasında östrojen tedavisi almayan kadınlarda osteoporoz görülme olasılığı artmaktadır.

    Ruhsal değişiklikler:

    Bugün menopozun kadın bedenini dramatik şekilde etkilediğini, kadında fiziksel ve emosyonel dengenin bozulmasına yol açtığını biliyoruz. Menopoz döneminde, fizyolojik değişimlerin yanında birçok kadın psikolojik ve sosyal değişimler de yaşar.

    Bu dönemde görülen psikolojik ve mental değişiklikleri 4 ana gruba ayırabiliriz:

    1- Kognitif (Bilişsel)

    2- Duygu durum değişiklikleri

    3- Depresyon

    4- Alzheimer hastalığı

    MENOPOZDA Kİ KADINLARDA YAPILMASI GEREKEN İNCELEMELER

    Dikkatli bir kişisel öykü ve muayene şarttır. Etraflı bir aile öyküsü alınmalı ve özellikle hormon tedavisinin verilmesi için sakınca oluşturacak durumlar belirlenmelidir. Laboratuar tetkikleri arasında yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır:

    PAP Smear testi ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi:

    Menopoza kadar düzenli yapılan smear testlerinden hiçbir zaman anormallik saptanmamış olan kadınlarda PAP testinin arası 3 yıla çıkarılabilir.

    • Ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi
    • Tam kan sayımı
    • Lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler)
    • Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST)
    • Kardiyak risk belirteçleri (CRP, homosistein)

    TSH: Kadınlarda sessiz hipotirodi çok sık görülür ve bu nedenle yıllık taramaların içine katılması önerilmektedir.

    Mamografi:

    40–60 yaş arasında her yıl yapılması önerilmektedir. Ultrason mamografinin yerine geçmez. Ultrason ile mamografide şüphelenilen lezyonların solid yani katı veya kistik yani sıvı dolu olduğunun ayırıcı tanısında kullanılır. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiden elde edilecek olan bilgi daha azdır. Östrojen tedavisi de meme yoğunluğunu artırarak mamografinin yorumlanmasını zorlaştırır. Daha önceden meme protezi taktırmış olan kadınlarda mamografi oldukça güvenilmez olup meme MRI ile incelenmelidir.

    Kemik yoğunluk ölçümü:

    Özellikle risk faktörleri taşıyan ve hormon almak istemeyen kadınlarda önemlidir. Risk faktörü taşımayan ve zaten hormon verilmesi kararlaştırılmış olan kadınlarda verilecek olan kararları etkilemeyeceğinden yapılması gereksizdir.

    Genetik Risk Profilinin Çıkarılması:

    Özellikle son yıllarda giderek önem kazanmaya başlamıştır. Henüz maliyeti yüksek olduğundan herkese uygulanması söz konusu değildir. Menopozda olabilecek sorunlar için riskli genetik yapının belirlenmesi ve verilecek ilaçlardan fayda veya zarar görecek olan kadınların saptanması için kullanılmaktadır. Menopozda Hormon Tedavisi-Seçenekler ve verilme yolları

    Menopoz döneminde hormon tedavisi çeşitli şekillerde çeşitli yollardan verilebilir.

    Hormon Tedavilerinin Çeşitleri

    Tek başına östrojen (E) kullanımı :

    Rahmi alınmış olan kadınlarda tercih edilen hormon verilme şeklidir. Genellikle kesintisiz olarak ağızdan (oral) veya cilt (transdermal) yolla verilir.

    Östrojen ile beraber Progesteron (P) kullanımı :

    Rahmi olan kadınlarda rahim iç tabakasının (endometrium) aşırı kalınlaşması ve kanser riski nedeniyle östrojenle beraber progesteron da verilmelidir. Menopoza yeni girmiş veya perimenopozal diye tabir edilen menopoz öncesi dönemde olan kadınlarda E+P tedavisi kesintili (siklik) olarak uygulanır. Menopozun üzerinden 1 yıldan fazla geçmiş ise kesintisiz (continuous) verilebilir. Progesteron ağız yolu ile, vajinal yoldan veya içinde progesteron içeren rahim içi araçları kullanılarak rahim içine lokal olarak da verilebilir.

    Tek başına veya östrojen tedavisine androjen eklenmesi :

    Menopozla beraber cinsel istekteki azalmadan yumurtalıklardan salgılanan erkeklik hormonlarının kaybı sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle androjen verilmesi gündeme gelmiştir. Östrojen ile beraber androjen alan kadınlarda cinsel istekte ve cinsel fantezilerde artma saptanmıştır. Doz ayarlamasının çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Eğer yüksek doz verilirse tüylenme ve cilt bozuklukları yapabilir.

    Hormonlara benzer etki gösteren maddeler (Tibolon) :

    Tibolon hem östrojen, hem progesteron, hem de androjen reseptörlerine bağlanarak etki eden bir nonsteroidal maddedir. Kesintisiz olarak kullanılır ve östrojenin pek çok yan etkisini göstermez. Kanama yapmaz. Östrojen ile olasılığı artan meme kanseri riski tibolon ile daha azdır.

    Bitkisel östrojenler (Fitoöstrojenler) :

    Black cohosh veya isoflavin adı verilen maddeleri içerirler. Vücutta zayıf östrojenik etki gösterirler. Yapılan çalışmalarda menopozun ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk gibi akut belirtilerinde gerileme oluşturdukları gösterilmiş olsa da her çalışma aynı sonuçları vermemiştir. Genellikle östrojen tedavisi almak istemeyen veya bu tedavinin verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda kullanılır. Menopozun uzun vadeli yan etkileri üzerindeki yarar veya zararları tam olarak belli değildir.

    Hormon Tedavisinin Verilme Yolları 

    Hormon tedavisi ağızdan, cilt yolu ile, burun yolu ile, vajinal yoldan veya rahim içine lokal olarak verilebilir. Östrojen hormonu genellikle ağızdan veya cilde yapıştırılan flasterler ile verilir. Her iki yoldan verildiğinde de benzer etkiler gösterir. Kolesterolü yüksek olan kadınlarda ağızdan, trigliseridleri yüksek olanlarda ise cilt yolu ile verilmesi tercih edilir. Cilt yolu ile verildiğinde karaciğerden ilk geçiş etkisi göstermediğinden doğrudan kana karışır ve hedef dokulara ulaşır. Östrojenin cilt yolu ile verilmesi sonucunda mide barsak yakınmaları daha az görülür ve kan seviyeleri daha sabittir. Östrojenin hedef dokuları vajen, dış genital organlar, rahim iç tabakası (endometrium), meme, merkezi sinir sistemi ve damar çeperleridir. Vajinal kuruluk gibi yerel yakınmaları ön planda olan kadınlarda östrojen jel veya vajinal kapsüller şeklinde vajinal yoldan verilmelidir. Diğer yakınmaları belirgin olmayan kadınlarda sistemik tedavinin endikasyonu yoktur. 

    Hormon olmayan tedavi seçenekleri : 

    • Antidepresan ilaçlar ( SSRI, SNRI ) 
    • Bazı antihipertansif ilaçlar 

    Menopoz yakınmaları için antidepresanların kullanımı hormon tedavisi alamayan ya da almak istemeyen hastalarda bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu ilaçların plasebodan daha etkili oldukları ancak etkilerinin östrojene göre daha zayıf olduğu gösterilmiştir. 

    Menopoz kadın yaşamının önemli bir bölümünü kapsayan doğal bir süreçtir. Bu dönemin sorunsuz yaşanmasında ilk basamak kişinin kendi yaşamında yeni düzenlemelere gitmesidir. Bu amaçla yeni hobiler edinmek, fiziksel aktivitenin arttırılması, hayvansal yağların azaltılması, bitkisel besinlere ağırlık verilmesi önerilir. Her gün yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş ateş basmalarının sıklığı ve şiddetini azaltırken kemiklerin de güçlenmesini sağlar. Kemik kaybına karşı önlem olarak kalsiyumdan zengin gıda alınmalıdır. Çay, kahve, alkol ve baharatlar ateş basmalarını tetiklediğinden önerilmez.