Etiket: Yaş

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri neden gençleri hedef alıyor?

    Aralık 2015’te gerçekleşen 6. Ruesch Merkezi Sempozyumu’nun özel toplantısında uzmanlar erken yaşlarda görülen kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanserleri ile ilgili rahatsız edici bulguları dile getirdiler.

    36 yaşında diyaliz hastası bir baba, 25 yaşında pelvik inflamatuvar hastalık şüphesi olan sağlık konusunda bilinçli genç bir kadın ve 31 yaşında Crohn hastalığı geçmişi olan başka bir genç kadın… Tüm bu insanlar ortak paydada öngöremedikleri bir hastalığı paylaştı: kalın bağırsak kanseri!

    Bakıldığında ileri yaştaki bireylerde sık görülen bir hastalık olduğu düşünülse de, kalın bağırsak (kolorektal) kanserlerinin şimdilerde 50 yaşından genç bireyleri hedef aldığı gözlenmektedir. Hatta bazen ilk kolonoskopi taraması için önerilen yaş sınırından onlarca yıl önce.

    Kolonoskopi (kalın bağırsağın, ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir boru ile görüntülenmesi) ve dışkı testlerini içeren tarama testleri ve gözlem programlarının sıklığı sayesinde son yıllarda 50 yaş ve üzeri bireyler arasında kolorektal kanser görülme sıklığı ve bu hastalığa bağlı yaşam kaybı oranları azalmaktadır. Ancak nedense gelişmiş ülkelerde 50 yaş altı kolorektal kanser görülme sıklığı büyük bir hızla artış göstermektedir ve bunun nedenleri henüz anlaşılamamıştır.

    İstatistiki verilere bakıldığında 1992-2005 yılları arası Amerika’da her yıl kolorektal kanser görülme sıklığının her 100.000 genç bireyde erkeklerde 1.5%, kadınlarda 1.6% artış gösterdiği belirlenmiştir. Daha geriye gidildiğinde 1973-1999 yılları arası genç bireylerde kolon (17%) ve rektal kanser (75%) görülme sıklığı yükselmiştir.

    Bunun yanında kolorektal kanser olan genç bireylerde yaşam kaybı oranının yüksek olmasının, hastalığın ileri evrelerde teşhis edilmesinden kaynaklandığı görülmektedir. Yapılan bir çalışma kolorektal kanser teşhisi konan 50 yaş ve altı genç bireylerin %86’sının teşhis konulduğunda hastalığın semptomatik, yani artık çeşitli belirti ve şikayetlere yol açan bir aşamada olduğu belirlenmiştir.

    Genç yetişkinlerde kolorektal kanserin ileri evrelerde teşhis edilmesinin endişe vericidir. Gençler bu hastalığın belirtilerini her zaman anlayamamaktadır. Buna ek olarak doktorlar genç bireylerde kolorektal kanser olasılığının az olduğunu düşünmekte ve buna bağlı tedavi gecikebilmektedir. Öyle ki genç yaşlarda kolorektal kansere yakalanan vakaların yaklaşık 15%-50%’sinde ilk teşhis yanlış olmaktadır. Bu nedenle genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserin belli başlı özellikleri konusunda araştırmaların desteklenmesi ve bireylerin ve doktorların bilinçlendirilmesi önemlidir.

    Önceleri doktorlar genetik geçişli durumlarda özellikle Lynch sendromu olan genç yetişkinlerde kolorektal kanserin görüldüğünü düşünürken, şimdilerde kolorektal kanser olan genç hastaların 75%’inden fazlasında ailesel geçişli hastalık görülmediği ve genetik geçişli (herediter) olmadığı bilinmektedir. Dahası Lynch sendromu kolonun sağ tarafında gelişen tümörlerle ilişkilendirilirken; genetik geçişli olmayan, genç yetişkinlerde görülen kanserler kolon ve rektumun sol tarafında gelişen tümörlerden oluşmaktadır. Bu da gençlerde görülen ve genetik geçişli olmayan kolorektal kanserin biyolojik olarak oldukça farklı olduğunu göstermektedir.

    Genç yetişkinlerde görülen kolorektal kanserlerin kendine özgü biyolojisini araştıran bazı uzmanlar, kolon kanserinin herkes için aynı olmadığını, aynı organda bile gelişse tümörün kendine has bir genetik imzası olduğunu belirtmektedir.

    Kolorektal kanserin bu karışıklığının araştırılmak için yaklaşık 5000 hastada bulunan tümörlerin genetik profilleri incelenmiştir. Tümör farklılıkları genç ve yaşlı hastalarda ayrı ayrı tanımlanmıştır. Sonuçlar gelecek Amerikan Tıbbi Onkoloji Derneği Gastrointestinal Kanser Sempozyumu’nda paylaşılacaktır.

    Bilinen tüm bu faktörleri bir yana, uzmanlar erken yaşta kolorektal kanser görülme sıklığındaki artışa etki edebilecek diğer faktörleri araştırmaktadır. Buna göre 50 yaşından daha genç yetişkinlerin epidemiyolojik verilerine bağlı olarak bazı eğilimler ön plana çıkmıştır. Son 30 yıla bakıldığında genç yetişkinlerde artan obezite ve şeker hastalığı oranına paralel olarak aynı yaştaki yetişkinlerde kolorektal kanser oranlarının da arttığı görülmüştür. Obezitenin ve şeker hastalığının gerçekten sebep olup olmadığını sorgulamak gerekirse, oranlardaki paralel artış görmezden gelinemeyecek düzeydedir.

    Aynı şekilde tatlı içeceklerin tüketimindeki artış ve buna karşılık süt tüketiminin azalması (koruyucu kalsiyum) kolorektal kanser görülme oranını artıran diğer bir faktör olabilir. Bu nedenle genç yetişkinlerde dikkatli ve sağlıklı beslenme sadece şeker hastalığını değil kolorektal kanser riskini de azaltacaktır.

    Kaynak:

    Why Is Colorectal Cancer Targeting the Young?
    Cynthia J. Gordon, PhD. January 20, 2016
    http://www.medscape.com/

  • Sigara ile kanser ilişkisi

    Sigara içmeyen bir toplum yaratırsak neredeyse akciğer kanserlerinin %90’ından daha fazlasını yok edebiliriz. Günümüzde sigaranın çok sayıda kanser ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanseri yanı sıra, baş boyun kanserleri, yutak (farinks), yemek borusu (özafagus), mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde ciddi oranda azalmalar gözlenecektir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 20. yüzyılda tütün kullanımına bağlı yaklaşık 100 milyon yaşam kaybı meydana geldi ve her yıl bu sayıya 6 milyon ekleniyor. Sigaranın içinde 50’nin üzerinde doğrudan kanserle ilişkili kimyasal bulunmaktadır. Filtreli sigara içmek bu kimyasallara maruziyeti azaltmamaktadır. Yıllar içinde filtreli veya light sigara içimi bireylerin nikotin ihtiyacını gidermek için sigara dumanının daha derin içlerine çekmelerine neden olarak, akciğer kanserlerinin daha derin ve alt loblara doğru yer değiştirmesine neden olmuş ve akciğer kanseri sıklığını azaltmamıştır. 1900’lü yılların ilk çeyreğinde sigara ve akciğer kanseri ilişkisi ortaya konulmaya başlanmış 1950’li yıllarda ise bu ilişki bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ne var ki yıllar boyu bu bilimsel gerçek toplumdan devletler ve sigara üreticileri tarafınca saklanmış sigara bağımlılığı dünya çapında yaygınlaştırılmıştır. 1997’de Amerika’nın en ünlü sigara üreticilerinden olan Liggett, akciğer kanserine yakalanan bir bireyin mahkemeye vermesi sonucu mahkum edilmiş ve tüm dünyaya özür içeren mesaj yayınlamak zorunda kalmıştır.

    Akciğer kanseri gibi yaşam kaybı riski yüksek olan bir kanser türünün oluşumu tek bir sebebe bağlı değildir. Yapılan araştırmalar sonucu, akciğer kanserinin birçok nedeni bulunmuştur. Çeşitli faktörler akciğer kanseri oluşumunda rol oynayabilir. Ancak bu faktörlerin çoğu tütün kullanımıyla ilişkilidir.

    Sigara ve Akciğer Kanseri; sigara içmek akciğer kanserine neden olur. Tütündeki zararlı maddeler (kanserojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. Zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilir. Bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin içine çektiğiyle alakalıdır. Sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürecektir.

    Akciğer kanserinden korunmanın en iyi yolu sigara içmeyi bırakmak veya hiç başlamamaktır!

    Puro ve pipo ve Akciğer Kanseri; puro ve pipo kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riski taşırlar. Kişinin kaç yıldır puro veya pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. İçlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri, akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri için de risk altındadırlar. Ayrıca pasif içiciler de tütün dumanına maruz kalarak aynı oranda akciğer kanseri olma riskine sahiptir.

    Eğer halen sigara içiyorsanız hemen bırakın! Bu konuda doktorunuzun yönlendirmesi ile yardım almanız mümkündür.

    Pasif içiciliğin çocuk kanserleri üzerine etkisine bakacak olursak çocuklar, anne ve babalarına bakarak onları taklit ederler. Ailenizde kimsenin sigara içmesine izin vermeyin ve evinizde sigara içirmeyin. 2010 yılında elde edilen verilere göre çocuklar ve gençler arasında sigara kullanımı azalmaktadır. Son 10 yıldır tütün ürünlerinin kullanımının yol açtığı sonuçlar konusunda blinçlendirme çalışmaları, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak, bu konuda ailelerin devamlı tetikte olması gerekir. Yapılan araştırmalar, 12 yaş ve üzeri çocukların %25’den fazlasının düzenli olarak sigara kullandığını göstermiştir ki bu hiçte azımsanacak bir rakam değildir.

    Akciğer kanseri halen en sık rastlanan ve görülen vakaların yaklaşık %85’inde yaşam kaybına sebep olan bir kanser türü olarak baş sırada yer almaktadır. Sigara kullanan kişilerin yaklaşık %80’inin 18 yaşından erken sigara içmeye başladığı dikkate alınacak olursa, ailelerin çocuklarına sigaranın zararlarından bahsetmeleri ve sigarasız bir yaşam sürmenin insan sağlığına faydalarını anlatmaları gereklidir. Sigara kullanan ebeveynlerin örnek olmak adına sigarayı bırakması hem akciğer, ağız, özofagus, mesane, böbrek ve pankreas kanserleri ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltacak hem de çocuklarında olumlu etki yaratacaktır.

  • Kanserden korunma yolları nelerdir?

    Kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü huylu hastalıklar grubuna verilen genel addır. Toplumda bilinenin aksine tek bir hastalık değil neredeyse 150’nin üzerinde türden oluşur. Bu türlerin ortaya çıkışı, neden olan faktörler, seyirleri ve tedavi şekilleri çoğunlukla farklılıklar içerir. Bu nedenle bu grup hastalıklar konusunda toplumun doğru bilgilenmesi kanserden korunma ve erken tanı için çok önemlidir. Kanser insanlar için bir kader olarak kabul edilmemeli, korunma stratejileri ve erken tanı için bilim insanları toplumu bilgilendirme adına doğru yönlendirmeleri kesintisiz sürdürmelidir.

    Kanser önlenebilir bir hastalık mıdır?

    Kanserleşmeyi tetikleyici faktörler 3’e ayrılır:

    1 – Çevresel faktörler (önlenebilir),
    2 – Kalıtsal faktörler (önlenemez, erken tanı çok değerli ve çoğunlukla mümkün),
    3 – Rasgele mutasyonlar (önlenemez?, çoğu yaşlılıkla ilişkili).

    Kanser ciddi oranda önlenebilir bir hastalıktır. Aşağıda detaylarıyla inceleyeceğimiz bir dizi çevresel faktörün, kanser oluşumu ile yakın ilişkisi kanıtlanmıştır ve çevresel faktörler önlemesi en kolay kanser etkenleridir. Erkeklerde ve kadınlarda birkaç kanser türü dışında neredeyse benzer faktörler söz konusudur. Her ne kadar önlem alsak da belli bir oranda kanser insanoğlu yaşadığı sürece var olacaktır. Çünkü kanser aynı zamanda bir yaşlılık hastalığıdır. Hücrelerin yaşlanması, bireyde var olan genetik yatkınlık, vücudumuzda var olan doğal kanserojenler (örneğin ileri yaşlarda erkeklerde testosteron; kadınlarda östrojen)bu süreci bir grup bireyde kaçınılmaz kılacaktır.

    Oransal olarak bakacak olursak olayı daha da iyi kavrayabiliriz. Tüm kanserlerin neredeyse yarısından fazlası sigara alışkanlığı, önlenebilir infeksiyonlar, sedanter (hareketsiz) yaşam, obezite ve sağlıksız beslenme ile ilişkilidir. Asbest maruziyeti, benzen ve bir takım kanserojen kimyasallar ile yakın temas ve uzun süreli inhalasyon (solunum yolu ile vücuda alımı), düzenli alkol kullanımı gibi bir grup çevresel faktörün ve mesleki kanserojenin günümüzde kanserle ilişkisi kesin olarak tanımlanmıştır. Tüm bu faktörlerin toplumda oluşturulacak bilinçle birlikte azaltılması kanser görülme sıklığında ciddi oranda azalmalara neden olacaktır. Sigara içmeyen bir toplum yaratırsak neredeyse akciğer kanserlerinin %90’ından daha fazlasını yok edebiliriz. Günümüzde sigaranın çok sayıda kanser ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanserinin yanı sıra baş boyun kanserleri, yutak borusu, mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde etkili olduğu bilinmektedir.

    Ülkemizde erkeklerde görülen en sık ilk 5 kanser türü sırasıyla akciğer, prostat, mesane (idrar kesesi), kolorektal (kalınbarsak) ve mide kanseri olarak sıralanmaktadır. Ülkemizde kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 8 kadın kanserinden birisi olmaya devam etmektedir. Bunu dışında rahim ağzı (serviks), rahim ve yumurtalık kanserleri de sık görülen kadın kanserleri olarak sıralanabilir. Kadınlarda akciğer kanseri erkeklere nazaran daha ender görülse de sık rastlanan kanser türü olarak sayılabilir. Ülkemizde en sık görülen çocukluk çağı kanseri ise lösemidir. Gençlerde ise (15-24 yaş grubu) erkeklerde testis kanseri ve kemik kanserleri, kadınlarda ise tiroid ve Hodgkin Lenfoma en sık karşılaşılan kanser türleridir.

    Günümüzde kansere neden olan etkenlerin birçoğu iyi bir şekilde tanımlanmıştır. Gelin şimdi bu etkenleri inceleyerek kanserden nasıl korunabileceğimizi öğrenelim.

  • Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Boşanmanın Çocuklarda Görülen Etkileri

    Ülkemizde olduğu gibi geleneksel toplumlarda “bir ömür boyu beraber yaşlanmak‟ düşüncesi ile evlilikler sürdürülmeye çalışılırken, bireyselleşmenin ve tüketimin arttığı günümüzde boşanmalar hızla artış göstermektedir. Aynı artış tek ebeveynle büyüyen çocuk sayısında da gözlenmektedir. Bu sürece girmiş çiftlerin uzman psikolog yardımıyla süreci sonlandırmaları önerilmektedir.

    Değineceğimiz kavramları açıklamak gerekirse aileden başlamak faydalı olacaktır.

    Aile, İki yetişkinin birlikte yaşayarak oluşturduğu, eşlerin yaşamlarını paylaştığı ve dünyaya gelen çocukların duygusal, fiziksel, sosyal ihtiyaçlarının ortaklaşa karşılandığı bir birimdir. Aile içinde dünyaya gelen çocukların gerek bakım ve sorumlulukları gerekse ahlaki ve toplumsal değerleri edindirilmesi ve mutlu, huzurlu bireylerin yetiştirilmesi birbirleriyle uyumlu ebeveynler aracılığıyla olur. (Alyanak, 2008)

    Bir diğer kavram ise boşanmadır. Türkiye Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre; boşanmaların % 39,3‟ü evliliğin ilk beş yılı içerisinde gerçekleşmektedir.

    Boşanma, eşlerin birlikte yaşamaktan vazgeçerek yasal olarak karı koca olmadıklarını tanımladıkları bir ayrılık durumudur. Ayrılıkla beraber ailedeki roller, ilişkiler, ekonomik sorumluluklar da etkilendiğinden; boşanma aile fonksiyonlarının bütünüyle değiştiği dinamik bir süreçtir.

    Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuğu olumsuz etkilediğinden bahsedilmektedir. Bu durumun çocukta davranış problemleri gösterdiği belirlenmiştir. Boşanma öncesi ve boşanma sırasındaki ebeveynler uyum içindeyse, o ölçüde çocuğun iyilik halinde ve davranımında olumlu gelişmeler olduğu görülmüştür.

    Çocukların hangi gelişim aşamasında olduğu ve mizaç özellikleri boşanmanın etkilerini saptamada önemlidir. Seanslarımız sırasında başlangıçta önem arz eden kısım burasıdır.

    1. 0-5 yaş

    2. Okul çağı dönemi

    3. Ergenlik dönemi

    Çoğu çocuk ya da genç başlangıçta şaşkınlık, üzüntü, terk edilme korkusu gibi acı verici duygular deneyimler. Bu duyguları öfke, suçluluk, yas ve çatışmalar izler. Pek çok çocuk evden bir ebeveynin ayrılmasıyla birlikte kayıp duygusu yaşarken bazı çocuklar ev içi şiddet ya da istismar nedeniyle rahatlama hisseder. Ama hemen tüm çocuklarda ortak olan bir deneyim ise, kendilerine ne olacağı ile ilgili kafa karışıklığıdır.

    Çocukların akademik başarıları, sosyal ilişkileri, davranım bozukluğuna sahip olmaları ya da psikolojik uyumları, kendilik algısı ve uzun dönem sağlık durumlarında değişkenler olabileceği gibi bunların araştırılması ve sorgulanması gerekmektedir. Bu süreçler uzman psikolog tarafından terapi seanslarının içerisine dahil edilerek yapılmaktadır.

    Araştırmalar ısrarla boşanmanın akademik başarı üzerine olan negatif etkisi üzerinde durmaktadır. Evli aile çocukları ile karşılaştırıldığında okul performansı, okula devam gibi pek çok parametrede, boşanmış aile çocukları daha düşük skorlar almaktadırlar. Bu çalışmalar günümüzde göz ardı edilemez boyuttadır.

    Süreç sürdürülürken uzman psikolog tarafından aktarılacak olan atılacak adımlardan ebeveynlere düşen görevlerden biraz bahsetmek gerekirse;

    Velayeti almayan ebeveyn ile çocuğun ilişkisi şöyle aktarılabilir,

    a. Ebeveyn çocuğu ile problemleri hakkında konuşur.

    b. Duygusal destek sağlar.

    c. Ev ödevlerine ya da günlük problemlerini çözmede yardımcı olur.

    d. Kurallar koyar ve çocuğunun davranışlarını takip eder.

    Elbette tüm bunları yapabilmesi için nadir değil sık görüşmeleri gerekmektedir. Bu adımdan önce tabi ki ebeveynler arası ilişkinin kooperatif ve çözüme odaklı olmasıdır. Bu da şöyle yapılabilir,

    a. Ebeveynler düzenli aralıklarla iletişim kurmak.

    b. Çocuğun yaşam alanlarında çocuk için çizilen ortak sınırlar ve koyulan kurallar konusunda ortak paydada buluşmak.

    c. Velayeti alan ebeveyn velayeti almayan ebeveynin otoritesi ve ebeveynlik rolünü desteklemesi.

    Buna benzer çözümlerin Terapi seanslarında çalışılması ve uygulanması uzman psikolog tarafından yapılmaktadır.

  • Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul öncesi dönemde sağlanan eğitim çocuğun sosyal, fiziksel, bilişsel gelişiminin en hızlı temellerinin atıldığı bir süreçtir. Bu süreç çocukların sosyalleşmelerini sağlayan, paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte alışmayı yeni yeni öğrendikleri bir dönemdir. Erken çocukluk dönemini kapsayan 2-6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı gelişim gösterdiği süreçtir. Bu süreçte çocuğun yaşadığı deneyimler sonraki yaşamanın temellerini oluşturur.

    Çocukların gelecek dönemlerdeki başarılarında ve yetişmelerinde bu kadar önemli bir yer tutan okul öncesi eğitime çocuklar ne zaman başlamalı? Okul öncesi dönem çocuğun bebeklikten çıkmaya başladığı 3 yaş itibariyle başlayabilir, fakat bu yaş dönemi çocuklar tüm gün eğitime henüz hazır değildir, başlangıç sürecinde ve minimum 6 ay 3 yaş grubu çocukları yarım gün okula devam ederek okul hayatlarına sağlıklı bir şekilde başlayabilirler. 0-3 yaş bebeklik süreci çocuğun annesi ile kurduğu ilişki, paylaşımlar, etkileşimler, yaşadığı deneyimler, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması, güvenli bağlanma ilişkisinin kurulduğu ve çocuğun sağlıklı gelişimi için ilk adımların atıldığı bir süreçtir.

    2 yaş civarı çocuklar zihinsel, duygusal ve fiziksel alanlarda gelişim göstererek, kaba motor becerilerinin gelişmesiyle hareketlilik kazanır. Bu yaş civarı çocuklar çevreleriyle ilgilenerek, tepkiler vermeye başlarlar. 2 yaştan itibaren çocuklar anneli oyun gruplarına katılarak yaşıtlarıyla da sosyalleşme imkânı bulur. 3 yaş sonrası artık çocuklar sosyalleşebilecekleri ve aynı zamanda ince ve kaba motor becerilerinin kazanılmasında destek olan, bilgi ve beceri kazanabilecekleri okul öncesi döneme başlangıç yaparak anaokulu deneyimi yaşayabilirler. Her çocuğun biricik olduğunun farkına varılarak gelişim özelliklerini, yetenek ve becerileri ve bireysel farklılıkları göz önünde bulundurulması bu süreçte oldukça önemlidir.

    Aileler okul öncesi kurumları seçerken öncelikle çocuklarını iyi tanıyarak, onların ilgi alanlarının bilincinde olarak anaokulu seçimi yapmaları çocuk açısından çok önemli. Okul öncesi kurumlar çocuğunuzun büyürken daha keyifli vakit geçirmesi, oyunla öğrenmeye başladığı ve diğer çocuklarla iletişim kurarak çocuğun sosyalleşmesine destek olan ortamlardır.

    Bir anaokulunun öncelikle akademik olarak çocukları zorlayıcı yaklaşımlardan kaçınmalıdır. 0-6 yaş grubu çocuklar somut, aktif keşfe ve denemeye dayalı bir öğrenme sistemiyle öğrenebilir. Çocuklara günlük işleyişte bireyselliklerini ön plana çıkarabilecek ortamlar sağlanmalıdır. Unutmayalım ki her çocuk biriciktir ve her çocuğun dünyası farklıdır.     Bir anaokulunda dikkat edilmesi gereken en önemli unsurların başında öğretmen gelir. Öğretmenlerin akademik bilgileri, çocuk gelişimi ve pedagoji eğitimleri ve meslekte minimum 3 yıl çalışarak çocuklar hakkında deneyimi fazla olması önemlidir. Bir anaokulunun öncelikle personellerinin eğitimli ve deneyimli olması, çocukla ilgili yeterli donanıma sahip olunması açısından gereklidir. Öğretmenler çocuk gelişimiyle ilgili yeniliklerden haberdar mı problem çözümlemede aileye ve çocuğa yaklaşımı nasıl bu gibi durumlar göz önünde bulundurulmalı. Kayıt yaptırmadan çocuğunuzun öğretmeniyle mutlaka tanışın vakit geçirin, yardımcı öğretmenler hakkında bilgiler alın. Öğretmenlerin çocuklarla iletişimi ve ilgisi çok çok önemli.

    Okul öncesi kurumlarda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi, anaokulunda bir psikolog görev alıyor mu? Çocukların gelişimlerinin doğru takip edilmesi, yaşanan olumsuz durumlarda hem aileye hem çocuğa destek verilmesi açısından anaokulunda bir psikoloğun görev alması dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan.

    Okulun branş derslerine yer vermesi, spor ve sanatsal aktiviteler için yeteri kadar materyalleri aktivite saatleri var mı, sanat dallarına dair dersler, etkinlikler bulunuyor mu? Tüm bu sorular okul seçiminde önemli. Okul öncesi kurumlar sadece zihinsel ve motor becerileri geliştirmeye yönelik olmamalı. Birçok farklı alanı içinde kapsayan detaylı bir programa sahip olan, seçenekler sunan anaokulları tercih edilmeli.

        Anaokulları için yukarıda bahsettiğimiz tüm özelliklerin yanısıra okulun fiziksel özellikleri de çok önemli. Anaokulunun çevresi güvenli mi, bulunduğu ortam nasıl, bahçesi var mı, çocuklar rahat hareket edebiliyor mu, sınıflar yeterince rahat ve güneş alıyor mu; tüm bu detaylarda çocuklar için dikkat edilmesi gereken önemli kriterler arasında. Ayrıca okul içerisinde ve çevresinde çocuklar için alınmış güvenlik önlemleri yeterli mi, okulun temizliği, hijyeni çocuklar açısından sağlıklı düzeyde mi gibi sorular anne babalar için dikkat edilmesi gereken detaylar arasında.

        Yazımızı sonlandırırken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalara değinecek olursak, anaokullarının temizliğine çocukların sağlıklı gelişim süreçleri açısından dikkat etmeleri gerektiği, okuldaki oyuncakların sıklıkla yıkanması, mutfak ve tuvalet hijyeni çok çok önemli. Okulda çocuklar rahatça hareket edebilmeli, çocuklara dokunarak hissederek ve deneyimleyerek öğrenebileceği bir okul ortamı sağlanmalıdır. Çocukların akademik açıdan desteklenmeleri için eğitim materyallerinin zengin olması oldukça önemli, etkinlik çeşitliliğiyle çocuklar farklı şeyleri deneyimleyerek öğrenmelidir.

  • 2 Yaş Bir Sendrom mu?

    2 Yaş Bir Sendrom mu?

    2 yaş çocuğum bebeklikten çıkıp kendisini ispatlama evresidir, kendi kimliklerini ilişkin giderek artan bir farkındalığa ulaşırlar. 2 yaş dönemi çocuğu yürümeye koşmaya ve kendi benliğini çevresinden ayrı olarak algılamaya başlar. Kendi benliğinin farkına ulaşmaya başlayan çocukların anne babanın ricalarına, sözlerine ve komutlarına karşı koymaları görülmeye başlanır. Yaşamın 2. yılında ki hızlı gelişim çocuğu birçok açıdan bağımsız hale getirir.  Bu evrede çocuk artık motor yeteneklerin ve dil becerilerinin kazanılması ile kendisini kanıtlamaya çalışır. 2 yaş döneminden itibaren kendisinden başka birisinin bakış açısını görme ve toplumsallaşma gibi nitelikler görülmeye başlanır.

    Bu dönem çocuğun bağımsızlığına kavuşması kendisini ispat etmek istemesi ve kendisini tanıması sağlıklı gelişim süreçlerindendir. Bebeklik döneminin bitiminden sonra gelen 2 yaş dönemi ilk çocukluk döneminin başlangıcıdır. ilk çocukluk yıllarında fiziksel gelişim hızı bebeklik sürecine göre biraz azalmasına rağmen büyüme düzenli biçimde artmaya devam eder. ilk çocukluk yıllarında çocuklar kas gelişimlerine bağlı olarak yürüme, tırmanma, koşma, atlama gibi devinimsel becerilerinde ilerlemeler sergilerler. 2 yaş döneminde ince motor kaslarını oranla kaba motor becerileri sergileyen kaslar daha fazla gelişir ve bu dönem çocukları kaba motor becerilerinde daha başarılıdırlar.

    Normal gelişim evrelerine göre 2 yaş çocuklarının artık konuşmaya başlamış olmaları gerekir. Kendisini ifade edemeyen çocuk hırçınlaşma ya başlar, anne baba bu yaş dönemi ile birlikte çocuğa uyarıcı bir çevre oluşturarak konuşmasını desteklemelidir. Aynı zamanda bu yaş döneminde idrar ve dışkılama kasları gelişmeye başlar. Çocuğun kendi dışkılama süreci üzerinde egemenlik kurması, seçim yapabilme duygusunun da gelişmesini sağlar. Bu seçim yapabilme duygusu özerklik duygusunun temelini oluşturur. Özerklik duygusunun oluşması önemlidir. Bu dönemde  tuvalet alışkanlığının kazanılmasında çocuklar zorlanmamalıdır, zorlanan çocukta korku ve endişe duyguları artar.

    2 yaş çocukları resimli kitaplardan çok hoşlanır, kitaplardaki fotoğraflardaki ayrıntılara dikkat ederler, fotoğraflar ilgilerini çeker. Bu yaş dönemi çocukları tanıdığı yetişkinleri fotoğraflarla ayırt edebilirler, sözcükleri tekrarlamaya başlar çocuk şiirlerini şarkılarına eşlik etmek isterler.  2 aş döneminde artık çocuklar basit yönergeleri yerine getirebilirler, kendiliğinden basit dramatik oyunlar oynar taklitler yapabilirler. 2 yaş çocukları kızgınlığını ya da isteklerini anlatmaya çalıştığı zamanlar hırçınlaşırlar. Sahip oldukları şeyleri kararlılıkla korurlar istediklerini anlatmak yerine çoğunlukla ağlamayı seçerler. “Hayır istemiyorum –yapmam” ifadelerini bol bol kullanırlar. Zaman zaman istekleri yapılmadığında öfke patlamaları geçirirler. İsteklerinin anında yerine getirilmesini isterler, bu dönemde  erteleme becerileri henüz gelişmemiştir. Bu süreç her çocukta görülebilen doğal bir geçiş evresidir bu zorlu süreçte çocuk dengesiz isyankar ve olumsuzdur. Büyüklerin sözü dinlenmez hatta sürekli tersi yapılır, çünkü çocuk bu süreçte kendisini ispatlama eğilimindedir. İstedikleri kısıtlandığında öfkelenirler. Kendi istediği yemekleri yemeyi, kendi seçtiği kıyafetleri giymeyi bu dönemde tercih ederler. Bu dönemde çocuklar artık bazı şeyleri kendi başına başarmayı amaçlarlar, hem bağımsız olmaya hem de anne babalarının onayına ihtiyaçları vardır.

    2 yaş döneminde çocuğun olumsuz davranışlarını görmezden gelmek, bir süre ilgisiz kalmak çocuğun dikkatini başka etkinliğe yönlendirmek, çocuğun hırçınlaştığı  öfke nöbeti geçirdiği süreç de sakin ve sabırlı olmak, göz kontağı kurarak çocukla konuşmak ona “seni anlıyorum”mesajını vermek çok çok önemlidir. kurallar koyup onunla inatlaşmak yerine ona özgür bir alan sağlayın, bu süreçte çocuklara kendi kendine başarabilecekleri şeyler konusunda fırsatlar verin. Bu davranışlar özgüvenlerini destekleyerek kendilerine güven duymalarını sağlayacaktır, onlara küçük görevler verirseniz kendilerini önemli hissederler.  Çocuğa sen bilirsin demekten kaçınmayın. Sen bilirsin demek hem çocuğun isteklerine saygı göstermenizi sağlar hem de çocuğa davranışlarının sorumluluğunu almayı öğretir.

    <

  • Boşanma ve Çocuk

    Boşanma ve Çocuk

    Boşanma oranlarının giderek arttığı günümüz koşullarında kuşkusuz bu soruna dair en önemli problemlerden biri de çocukların nasıl etkilendiği. Merkezimize boşanma üzerine başvuran ailelerin büyük çoğunluğu çocukları için sarsıcı olduklarından emin oldukları bu durumu onlara nasıl açıklamaları ve sonrasında onlara nasıl davranmaları gerektiğine dair bizlerden bilgi almaya çalışmakta.

    Boşanma Çocuğa Kaç Yaşındayken Söylenmeli?

    Bu durumun açıklanması için çocuğunuzun sizin söylediklerinizi anlayabileceği bir yaş diliminde olması yeterli. Konuşma ve dil gelişiminin başladığı ve ciddi oranda geliştiği 24 ay (2 yaş) ’dan itibaren açıklayabilirsiniz. Birçok ebeveyn küçük yaşta çocuklara açıklamanın zararlı olduğunu düşünmekte fakat aile içerisinde saklanan bazı gerçekler ve bu gerçekleri saklamak için söylenen yalanlar çocuğun psikolojisine boşanmaktan daha fazla zarar vermekte.

    Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılır?

    Bu kararı sadece anne ya da sadece baba tarafından çocuğa aktarılmamalı. Ebeveynler bir aradayken (böylece çocuğunuz tek taraflı bir karar olduğunu düşünmez), evde baş başa çocuğunuzun aklına takılanları rahatça sorabileceği bir zaman diliminde anlatılmalı. Çok fazla detaya girmeden, ayrılık kararı net bir şekilde ifade edilmeli. Eğer eşler arasında boşanma kararına dair bir anlaşmazlık söz konuysa asla çocuğun önünde tartışılmamalı. Bir diğer önemli nokta ise bu durumun çocuğun kendisiyle alakalı bir durumdan ötürü gelişmediğine dair çocuk ikna edilmeli, aksi takdirde çocuk kendini bu durumun sorumlusu olarak görebilir.

    “Neden ayrılıyorsunuz” diye sorarsa…

    Bu noktada ebeveynler detaya girmeksizin kısa bir şekilde durumu anlatmalı. “Artık anlaşmakta zorlandığımız için,” ya da “Beraber güzel vakit geçiremediğimiz ve genelde kavga ettiğimiz için” gibi ifadeler kullanılabilinir.

    Boşanma Sürecinin Çocuğa Etkileri

    Birçok çocuk boşanma sürecinden farklı şekilde etkilenir. Bu farklılıklar ailenin boşanma sürecine karşı takındıkları tutum ve davranışlar ile şekillenir. Elbette az ay da çok her çocuk boşanma sürecinden olumsuz etkilenir ancak mutsuz bir evlilikten daha olumsuz bir etki alanı yaratması mümkün değil. Dolayısıyla bu süreçte ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları maddeler halinde özetlersek;

    1. Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisinin farkına varın: Kendi sorunlarıyla ilgilenen anne babalar, genellikle tartışmalarının çocukları etkilemediğini düşünürler. Ancak bu doğru değildir, çünkü çocuklar her zaman anne babalarının birlikte olmasını, birbirlerini sevmelerini isterler. Unutmayın, kaç yaşında olurlarsa olsunlar, çocuklar ayrılık ve tartışmalardan çok etkilenirler. Bu gerçeği göz ardı etmeyin.

    2. Çocuklar ne hissederlerse hissetsinler onlara kızmayın: Çocuklarınızın hissettiklerini bastırmalarına ve boşanmadan etkilenmiyorlarmış gibi gözükmelerine izin vermeyin. Oğlunun babasını çok özlediğini duymak boşanmış bir anne için çok üzücü olabilir. Ancak çocuğunuzun bunları içine atması, kendi ruh sağlığı açısından çok daha kötü olacaktır.

    3. Çocuklarınızın eski yaşamının fazla değişmemesine özen gösterin: Çocuklarınızın sadece anne/babasından değil, alışkın olduğu ev düzeninden de uzaklaştığını unutmayın. Taşınma durumu söz konusu olsa bile, görmeye çok alışkın olduğu bazı arkadaşlarını ve akrabalarını ayni sıklıkta görmelerine dikkat edin. Özellikle diğer aile fertlerinin göstereceği ilgi, çocukların boşanmadan daha az etkilenmesini sağlayacaktır.

    4. Boşandığınız eşinizle kavga etmemeye çalışın: Aranızda ne kadar çatışma olursa olsun, çocuklarınız, boşandığınız eşinizle kavga etmenizden rahatsızlık duyacaktır. Tartışmalarınız çocuğunuz hakkındaysa, bu durum çocukların arada kalmasına yol açacaktır. Eğer tartışmanız gerekiyorsa, bunu asla çocuğunuzun önünde yapmayınız.

    5. Çocuklarınıza her zaman doğruyu söyleyin: Hem annenin hem de babanın ayrılmalarına rağmen, çocuklarını aynı şekilde sevmeye devam edeceklerini söylemeleri gerekir. Çocukların terkedilmiş hissetmelerine ve boşanma için kendilerini suçlamalarına izin vermeyin. Neler olup bittiğinin yavaş yavaş farkına vardıkları için size sürekli yeni sorular sorabilirler. Onlara sabırlı ve anlayışlı bir şekilde cevap verin. Annesinin ya da babasının neden artık onunla beraber yaşamadığının nedenlerini, bunun en doğrusu olduğunu açık olarak anlatın.

    6. Anne/babanın çocuklarının yaşamından tamamen çıkmasına izin vermeyin: Bazı anne/babalar, çocuklarıyla buluşup tekrar ayrılmanın zorluğuna dayanamadıkları için boşandıktan sonra onlarla az ilgilenmeyi ya da hiç ilgilenmemeyi tercih edebilirler. Ancak böyle bir davranış, çocuk için daha büyük bir kayıp olacaktır. Hangi nedenle olursa olsun anne/babasının yaşamından tamamen çıkması, çocuğa çok zarar verecektir.

    7. Çocuklarınızla olan ilişkilerinizi güçlendirin: Boşanmadan sonra, çocuklarınızın yaşamıyla, neler yaptıklarıyla daha çok ilgilenin, kendi yaşamınız hakkında da çocuklarınıza daha çok bilgi verin. Böylece hala sevildiklerini ve hem annelerinin hem de babalarının onlarla ilgilendiğini anlayacaklardır.

    8. Çocuğunuzun kötü davranışlarıyla baş etmeyi öğrenin: Çocuklarınız boşanmadan sonra farklı bir ruh hali içine girebilir. Kötü davranışlarda bulunurlarsa, bu davranışlarının nedenini de mutlaka öğrenin. Bazı çocuklar okulda ya da evde asi davranışlar sergileyerek, ilgi isteyebilirler. Eğer çocuğunuzun kötü davranışları ciddi boyutlardaysa, mutlaka doktordan yardım isteyin.

    9. Anne baba olarak işbirliği içinde olun: Artık evli olmasanız bile, anne baba olarak işbirliği içinde olmanız gerektiğini asla unutmayın. Çocuklarınızın geleceği için önemli olan konuları mutlaka tartışın, kararları birlikte verin. Gerekirse, bir arkadaşınız ya da akrabanızdan da yardım isteyin ve aldığınız kararları mutlaka yazın.

    Size bu süreçte ışık tutabilecek bilgileri derledik. Nedeni ne olursa olsun; birkaç günden uzun süren ağlamalar, bebeksi davranışlar, huzursuzluk, keyifsizlik, kavgacılık, öfke patlamaları, uyku ve iştah sorunları, okul başarısında düşme, öncesinden farklı davranışlar gözlendiğinde mutlaka doktorunuza başvurunuz.

  • Çocuklarda İnatlaşma

    Çocuklarda İnatlaşma

    Bir bebeğiniz oluyor, her şey kontrolünüz altında. Siz beslediğiniz sürece yemek yiyiyor, siz uyuttuğunuzda uyuyor. Bu süreçler ne kadar zorlu geçerse geçsin çocuk ve ebeveyn uyum halinde ve birbirlerine en çok ihtiyaç duydukları çok güçlü ve büyülü bir dönem geçiriyorlar.

    Sonra bir şey oluyor çocuk 2 yaş civarı benlik algısını kazanıyor. İlk kez ‘ben’ ile başlayan cümleler kurmaya başlıyor. İşte sorun tam olarak burada başlıyor. İnatlaşmalar, kavgalar, bağırmalar, iletişim sorunları, ağlama krizleri…

    Bu dönemdeki çocuğun benmerkezciliği ve ebeveynin kontolü kaybetme kaygısı üst üste biniyor. O size ihtiyacı olan bebek bir anda kendisi kararlar almaya, her şeye hayır demeye ve sizi yok saymaya başlıyor. Bu ebeveyn için o kadar yaralayıcı ve anlaşılmaz olabiliyor ki bazen çocuğun bunları neden yaptığını düşünemiyor. Bunun biraz bilgi eksikliği biraz da farkındalık azlığından kaynaklandığını düşünüyorum. O yüzden şimdi işlere biraz da çocuğun gözünden bakalım istiyorum.

    Bu dönemde görülen benmerkezci tutum bir çok yerde 2 yaş sendromu diye de geçiyor. Sendrom kelime anlamı olarak; bir hastalıkta belirgin olan tüm semptomların tümü olarak geçer. Ama baktığımızda 2 yaş bir hastalık ya da hastalık belirtisi değil aksine doğru ve düzgün seyreden gelişimin bir parçasıdır.

    Bu dönemde çocuk için ; kuşlar kendisi için uçuyordur, arabalar kendisi için gidiyordur, bütün güzel yemekler onun için pişiyordur. Ve bu dönemde ebeveyn inatlaşmanın bitmesi için ikna yoluna gider.

    “Ama bak çok üzülüyorum.”

    “Lütfen bak annecim kalbimi kırıyorsun.”

    “Ama bak ablan çok üzüldü, ağlıyor.”

    Çocuk yine ikna olmaz, çünkü henüz karşısındakinin duygularını empatik bir şekilde anlayıp içselleştirecek beceriye sahip olamamıştır.

    Karşısındakinin duygularını okuma, ahlaki kurallara uyma arzusu 5-6 yaş civarı gelişecektir. Ondan yapamayacağı bir şeyi beklemek pek gerçekçi olmayacaktır.

    Bu dönemde ebeveynin yapması gereken bu değişimin bir yol göstericisi olmaktır. Zaten neden benmerkezci olduğunu anlayamayan çocuğa içerisinden çıkamayacağı görevler, cezalar ya da sonuçlar yaşatmak yerine bunun geçici bir dönem olduğunu hissettirmek en güvenli yöntem olacaktır.

    Tabii ki dünya onun etrafında dönsün bunu böyle kabul edin demiyoruz. Sadece nasıl bir değişim içerisinde olduğunu anlayıp, kabul göstermeniz bile çocuğun defanslarını indirmesine yardımcı olacaktır. Büyümesine, bir kişilik oluşturmasına destek olalım. Onu anladığınızı hissettirerek de doğru şekilde sınır koyabilirsiniz. Çünkü sınırsız ve her dediği yapılan çocuk yine mutlu olmuyor. Çocuklar sınırlarla kendilerini güvende hissederler.

    Böyle bir kişilik gelişimi bir bu yaşlarda bir de ergenlik döneminde oluyor.

    Sabır, kabul ve anlayış dolu günler dilerim.

  • Çocukların İç Dünyası ve Resimleri

    Çocukların İç Dünyası ve Resimleri

    Çocukların iç dünyasına açılan kapılardan biridir resim. Çocuk resimler aracılığıyla iç dünyasını, bilinç dışı isteklerini ve duygularını aktarır. Çocuğun kendini ifade etmesini sağlar. Özellikle okul öncesi dönemde resim çizmek çocuklar için çok önemlidir.

    Resim çizmenin çocuklar için faydaları;

    • Sağ ve sol beyni birlikte çalıştırır.

    • El-göz koordinasyonunu geliştirir.

    • Konsantrasyon gücünü arttırır.

    • Sorumluluk katar.

    • Öfke kontrolünü sağlar.

    • Özgüveni geliştirir.

    • Kişiliğini, arzularını, kaygılarını ve duygularını yansıtır.

    Çocuğun gelişim dönemlerine göre çizdikleri resimlerin özellikleri farklılık gösterir. 2-3 yaşlarında gelişigüzel çizgiler görülürken 3 yaşından itibaren insan figürleri görülmeye başlar. Yaş ilerledikçe çocuğun çizdiği resimler daha da netleşir. Bu dönemlerde çocuğu yönlendirmeye çalışmak yerine cesaretlendirmek daha doğru olacaktır.

    Renkler, şekiller resmin bütününe göre çeşitli anlamlar ifade eder. Sevilen renkler yoğun sevilmeyen renkler az kullanılır. Mutlu resimlerde canlı renkler, üzüntülü resimlerde koyu renkler yoğun olur.

    • Kırmızı renginin resmin bütününe göre anlamı değişir. Bazen saldırgan bir durumu ifade ederken bazen de heyecanı mutluluğu ifade eder.

    • Yeşil güven verici ve mutluluğu ifade eden bir renktir.

    • Sarı rengi yine canlılık ve mutluluğu ifade eder.

    • Mor, anne-baba desteğine ihtiyacı yansıtır.

    • Siyah, karamsarlık ve mutsuzluktur.

    Renklerin yanı sıra insan ve nesne detayları da önemlidir. Şekillerdeki bozulmalar, silik çizimler hepsi birer anlam ifade etmektedir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocukların resimlerine bakıldığında, resmin tamamlanmamış olması, şekillerdeki bozulmalar ve karalamalar dikkat çeker.

    Fobisi olan çocuklar bunu resimlerinde çok farklı şekillerde yansıtır. Köpek fobisi olan çocuk köpeği büyük ve siyah renkte çizebilir.

    Özgüven problemi yaşayan bir çocuk kendini silik çizebilir.

    Aile üyelerinden herhangi birisiyle problem yaşayan çocuk o kişiyi farklı bir konumda çizebilir. Ailenin yanına çizmez de uzak bir yere çizebilir. Ya da o kişiyi hiç çizmez.

    Çocuklar resim çizerken özgür olmak isterler. Bu yüzden çocuklarımıza “şunu çiz”, “bunu çizme” gibi yönlendirici cümlelerle müdahale etmemeliyiz.

    Resmi bittiğinde çocuğun, resimde neler anlattığını sözel olarak ifade etmeye teşvik etmeliyiz. Böylece çocuk önemsendiğini hisseder ve resmini istediği gibi anlatır. Bu da hem çocuğun özgüvenini hem de kendisini sözel olarak ifade etmesini geliştirir.

  • Boşanma :  Anne ve Baba Ayrılığı

    Boşanma : Anne ve Baba Ayrılığı

    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de boşanma sayıları günümüzde artmaktadır. TÜİK’in 2018 verilerine göre ülkemizde, boşanan çiftlerin 2017 yılındaki sayısı 128 bin 411’dir. Boşanmaların % 38,7’si evliliğin ilk beş yılı, % 20,7’si ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşmektedir.

    Birçok ebeveyn ayrılıklar yaşamaktadır. Ani, beklenen, ön görülemeyen, zor olan, planlı olan gibi her türlü ayrılma yöntemi ne olursa olsun, en çok sorulan soru; çocuklar bu ayrılık sahnesini mümkün olduğunca nasıl kolay atlatacakları olmaktadır.

    Boşanmanın evli iki kişi arasında olan bir olay olduğunu açıklayıp, bunun çocukların anne-babaları ile olan ilişkilerini etkilemeyeceği gibi akrabaları ile olan görüşmelerini de etkilemeyeceğini çocuğa aktarılmalıdır.

    Çocuğun aklına gelen şu soruların yanıtları verilmelidir.

    • Neden annem ve babam ayrılıyor?

    • Niye annemle / babamla kalıyorum?

    • Annem / babam bizden ayrılınca nerede yaşayacak?

    • Anne/babamı tekrar görebilecek miyim?

    • Ya bana ne olacak?

    Boşanma ile ilgili bilinmesi gereken 2 önemli bilgi vardır.

    1-Boşanma çocuklar için travmadır.

    Bu nedenle hem boşanma kararının alınması sırasında, söylenmesinde ve sonrasında çocuğun ruh sağlığını korumak ve çocuğun gelişimi için de bir sistem kurulması çok önemli ve gereklidir.

    2-Boşanma iki kişi arasında; anne baba arasında gerçekleştiğidir.

    Anne babasının çocuktan boşanmasının mümkün olmadığı çocuğa mutlaka anlatılmalıdır.

    Çocuğun yaşı ne olursa olsun; ayrılma, boşanma öncesinde çocuk evdeki farklı hayayı mutlaka hisseder. Anne baba tarafından kesin karar alındığında, çocuğun kişiliğine, hassaslığına en uygun ifadeyle anne ve babasının bir arada yaşamalarının ne kadar zorlaştığı anlatılmalı ve aşağıdaki aşamalara tek tek dikkat edilmelidir.

    Adım adım BOŞANMA kararının açıklanması :

    1.ADIM: HAZIRLIK

    Çocuğa ayrılık kararının ne şekilde söyleneceği, hangi cümlelerin kurulacağı anne-babanın eşit sürede konuşması gerektiği önceden birlikte kararlaştırılmalı ve bu haber ebeveynler tarafından birlikte verilmelidir.

    Çocuğa anne babanın birbirine karşı sevgilerinin bittiği, yaşamla ilgili olarak farklı istek ve tercihleri olduğu açıklanır.

    Önemli olan; çocuğun bu ayrılıktan kendisinin sorumlu olmadığını anlamasıdır. Çocuğu asıl ilgilendiren bundan sonrasında çocuğun hayatının nasıl şekilleneceği, anne babasının çocukla olan ilişkisi olacaktır.

    Boşanma hakkında bilgilendirme çocukların, yaşlarına göre farklılık göstermesi gerekir.

    7 yaş ve üzerinde olan çocuklar bu konuşmayı anlayabilecek, mantığı kavrayabilecek şekilde hazırken, 7 yaşından küçük çocuklar; yaşanılan durumun farkında olmasalar da basit kelimelerle ayrılık kararının açıklamak diğer ebeveynle artık aynı evde yaşamayacaklarını anlatıp, onları bu yeni duruma ikna etmek gerekir.

    Bir ebeveynin daha uzun konuşması diğer ebeveynin suçlu gibi algılanmasına yol açabilir bu nedenle de anne-babanın açıklamaya eşit ölçüde dahil olması gerekir.

    Bu karara kesin olarak anne baba tarafından birlikte verildikten sonra çocuğa anlatılmalıdır. Annenle/babanla boşanacağız, boşanıyoruz gibi emin olunmadan söylenen, duygusal iniş çıkışlı cümleler kesin karar verilmeden çocuğun yanında kurulmamalıdır.

    2.ADIM: İLETİŞİM; Ayrılık Kararının Çocuklara Açıklanması

    Açıklamanın nasıl yapılacağı önemli bir adımdır. Genellikle anne babalara çocukların % 50’sine katkının da eski eşten olduğunu asla unutmamalarını hatırlamak gerekir. Bu cümle onların gerçeği daha net ve açık şekilde görmelerini sağlar. Eşini aşağılayan ve çocuğunun önünde küçük düşürmeye çalışan eşin bunu hatırlaması önemlidir. Çünkü çocuğun kendi gerçekliği, kimliği olarak gördüğü şey ‘bir yarım babam ve diğer yarım ise annemden oluşmaktadır.’ bilgisidir.

    Boşanma çocuklar için travmadır. Bu nedenle hem boşanma kararının alınması sırasında, söylenmesinde ve sonrasında çocuğun ruh sağlığını korumak için bir sistem kurulması önemlidir, bu çocuğun gelişimi için de çok önemlidir.

    Anne ve baba bu açıklamayı yaparken birbirlerini suçlayan, aşağılayan ifadeler kullanmaktan kesinlikle kaçınmalıdırlar. Çünkü, kimin daha fazla suçlu olduğu ya da kimin ne yaptığının bir önemi yoktur, bu bilgi çocuk için anlamsızdır. Ayrılmanın neden gerçekleştiğini ve kararın nereden geldiğini bilmek zorunda değildir.

    Bir ilişkiyi bitirmek, bir çiftin yalnızca çifti ilgilendiren bir karardır. Bu gerçeklik, bebek içinde çocuk için de ergen için de geçerlidir. Ayrılığı açıklarken tarafsızlık şarttır. Bu tarafsızlık, her iki ebeveynin de açıklamada bulunduğunu ve kimsenin suçlu bulunmadığını ima eder.

    Diğer eşi çocuğun önünde suçlama, küçümsemek çocukla anne/babanın ilişkisine zarar verir küçümsenen, kötülenen ebeveyne yabancılaşmasına yol açar. Bu çok olumsuz ve tehlikeli bir davranıştır. Ne olursa olsun diğer eşin hatalı ve suçlu olarak etiketlenmemesi ve çocuğun o ebeveyne yabancılaştırılmaması gerekir. Çünkü bu durum uzun vadede anne ve babasının bir uzantısı olarak kendini gören çocuğun benlik saygısını, özgüvenini de etkiler.

    Çocuğu ilgilendiren kısım anne babanın neden boşandığı, ayrıldığı değil, bundan sonraki süreçte kendisinin bu durumdan nasıl etkileneceğidir.

    Boşanma kararının kim tarafından çocuğa açıklanmalı konusunda ebeveyn kararsız ise psikolog gibi bir uzmandan destek alınabilir.

    3.ADIM: AKTARIM; Sakin ve kontrollü bir anlatım.

    Eşler birlikte ayrılık açıklamasını yaparken çok fazla ajitasyon yapmadan, duygularını mümkün olduğu şekilde kontrollü olarak aktarması gerekir. Çünkü; çocuk fazla abartılı şekilde durumu aktaran, ajite eden ebeveyni teselli etmeye çalışırken kendi duygusundan uzaklaşabilir ya da bu durum diğer tarafı suçlamasına neden olabilir.

    Açıklama yapılırken: suçlamalar olmamalıdır. Çocukla ilgili olmadığı, onun annesi babası olmaya devam edecekleri konuşmada belirtilmelidir.

    Çocuğun hangi ebeveynde kalacağı belirtilmelidir, diğer ebeveynde de belli günlerde kalacağı ve orada da kendine ait bir odası olacağı bilgisi paylaşılmalıdır.

    4.ADIM: ZAMAN

    Ebeveyn boşanma açıklamasını yaparken çocuğun içinde bulunduğu zaman dilimine çok dikkat etmesi gerekir. Bu zaman diliminde çocuğun hayatı için önemi bir süreç yaşanıyorsa; bakıcı, okul değişikliği, genel/dönem sınavları, spor/sanat müsabakaları vb. olaylar var ise bu kritik açıklama biraz olsun ertelenmelidir. Çocuğun üst üste travma içeren yaşantılara maruz kalmaması açısından önemlidir.

    5.ADIM: MEKAN

    Çocuğa boşanma açıklamasının yapılacağı mekanı seçerken iki tane seçenek göz önünde bulundurulmalıdır.

    Bunlardan ilki çocuğun güvende hissettiği, alışkın olduğu kendi evinin bir odası olacaktır. Diğeri ise çocuğun hayatında daha önce hiç gitmediği ya da sık gitmediği, bir daha gitmeyeceği bir yer olmalıdır.

    6.ADIM: Çocuğun SUÇLU olmadığının açıklanması

    Çocuklar ve ergenler ben merkezci oldukları için ebeveynlerinin boşanma kararının onlar yüzünden olduğunu düşünürler. Bu bilginin yanlış olduğu çocuğa çok net açıklanmalı seninle ilgili değil bilgisi mutlaka verilmelidir.

    Çocuğun Duygularını tanımak :

    Tabii ki çocuk üzüntü, öfke ve endişe yaşayacaktır. Bu duygusal tepkiler, iyi bir adaptasyon döneminden sonra ortadan kalkacaktır. Bu duyguları çocuğunuzla konuşun. Ona yeni düzende neyin yardımcı olabileceğini sorun ve isteğini mümkün olduğunca yerine getirin. Birkaç ay sonra halen çocuğun bu durumla baş edemediğini görüyorsanız bir uzmandan destek almanız gerekebilir.

    Bu zor zamanlarda, çocuğumuzun ikinizi de eşit olarak sevdiğini ve eş, karı-koca olma durumunuzun bittiğini “iyi bir ebeveyn” olmanın devam ettiğini unutmamak ve çocuğa bu farkındalıkla yaklaşmak önemli ve gereklidir. Çocuğun duygusunu paylaşmasına, yasını yaşamasına izin verilmelidir.

    Yaş Dönemine Göre Boşanmaya Tepkiler:

    0-1 YAŞ: Duygular;Korku, Huzursuzluk

    Dışa vuran tepki; -Sinirlilik, huzursuzluk, -Ağlama, yeme ve uyku bozuklukları

    1-3 YAŞ: Kederli, üzüntülü, apatik

    Kendini rahatlatma; Regresyon (parmak emme, oyuncaklarına sarılma)

    Bakım veren kişiye; Yapışkanlık, ayrılık kaygısı

    Dışa vuran Tepkiler; Öfke, ajitasyon, ağlama, yeme ve uyku bozuklukları

    Okul öncesi (3-5 Yaş) : Üzüntü, kayıp duygusu, kendini suçlama

    Kendini rahatlatma:Regresyon, mastürbasyon

    Bakım verenle ilişkiler :Ayrılık kaygısı (yapışkanlık, bakım görme arzusu)

    Öfke ya da içe kapanma / ilişki kurmama

    Dışa vuran Tepkiler :Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması. -Kabuslar -Ajitasyon

    İlkokul Çağı (6-11 Yaş) : Öfke, reddedilmişlik. Kendini rahatlatma :Regresyon (yapışkanlık, mızmızlanma, bebeksi konuşma).

    Dışa vuran Tepkiler : İtaatsizlik, okuldan kaçma, kurallara uymama, okul başarısında azalma

    Ergenlik : Kolay ağlama eğilimi, üzüntü, Reddedilmişlik, Suçlama

    Kendini rahatlatma:Alkol ve ilaç kötüye kullanımı

    Bakım verenle ilişkiler :Ahlakçı / yargılayıcı, Evden uzaklaşma, Ebeveynden birisine daha fazla yakınlaşma (bazen)

    Dışa vuran Tepkiler : Aksilik, kavgacılık, kabalık, Evden kaçma, Cinsel eylemler, Okul başarısında azalma

    7.ADIM: Çocuğun uyum sağlamasına yardım etme :

    Ebeveynlerin ayrılığı zaten çocuk üzerinde oldukça önemli ve etkilidir. Tüm hayatı boyunca hatırlayacağı bir şok olacaktır. Bu nedenle de, çocuğun bu yeni gerçekliğe uyum sağlamasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğa yeni bir rutin hızla oluşturulmalı. Ve bu yeni düzen, rutin çocuk açık bir şekilde açıklanmalı ve çocuğun iyi olduğundan emin olmalıdır.

    Çocuğa ev değişikli kiminle hangi tarihlerde görüşeceği, hafta sonu hafta içi nerede/kimin evinde olacağıyla ilgili takvim oluşturulmalıdır. Çocuk yaş olarak küçük ise takvim renklendirerek, yeşil günlerde annede, mavi günlerde de baba da kalacağı anlatılmalı, birlikte boyanmalı, işaretlenmelidir. Devam eden rutinlerinin de altı çizilmelidir.

    8.ADIM: Boşanma sonrası

    Boşanma gerçekleştikten sonra anne ve babanın sık sık bir araya gelmesi, birlikte tatillere gitmesi çocuk tarafından anlaşılmaz. Çocuk tarafından onlar arasında sorun yoktu neden evler ayrıldı şeklinde düşünmesine yol açarak, kafasının karıştırmasına neden olarak çocuğu anne ve babanın yine birlikte olacağı yönünde umutlandırır.

    Diğer yandan ise; doğum günü, karne günü gibi çocuk için özel günlerde ebeveynlerin bir araya gelinmesi önemlidir.

    Ayrıca ebeveynlerin çocuğa söz verdiği gün ve saatlerde orada olması ya da son dakika onu alacağı planını iptal etmesi çocukta değersizlik hissi oluşturabilir ve o ebeveyn tarafından istenmediği, anne/babası gibi terk edileceği şemalarının oluşmasına yol açabilir. Bu nedenle verilen sözlerin tutulması çocuk gelişimi açısından çok önemlidir.

    Birlikte kalmadığı ebeveynle olan görüşmeler düzenli olmalıdır. Çocuk bir kayıp yaşadığı için görüşme günlerinde mutlaka çocuk alınmalıdır, tersi durumlarda çocukta hayat kırıklıkları, güven kaybı ve özgüvenle kayıplarına, kaygı yaşamlarına neden olmaktadır.

    9.ADIM: Sorumluluklar

    Boşanma gerçekleştikten sonra çocuk anne yanında kaldıysa ve anne ona ‘artık bu evin erkeği sensin.’ gibi çocuğun yaşına, gelişim dönemine uygun olmayan, büyük sorumluluklar yüklemesi çocuk için uygun değildir. Kurulan cümlelere verilen mesajlara anne-babalar dikkat etmelidir.

    Ayrılan anne babaların, akrabaların çocuğun yanında diğer ebeveynle ilgili olumsuz bilgiler, konuşmalar, duygular paylaşılmamalıdır.

    Bu kritik dönemde oluşabilecek sorunlara karşı ailelerin ve çocukların uzman psikologlardan danışmanlık, destek hizmeti alınabilir.