Etiket: Yaş

  • Gebelik Öncesi Danışma

    Gebelik Öncesi Danışma

    Kadın Doğum Uzmanı Jinekolog Yelda DOĞANgünümüzde çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, sağlıklı çocuk doğurmanın ilk şartının sağlıklı bir gebelik geçirmek olduğunu iyi biliyorlar. Bu sebeple bize başvuran hamilelik hazırlığındaki kadından mutlaka iyi bir anamnez (tıbbi öykü ve tıbbi özgeçmiş) almak zorundayız. Günümüzde çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, sağlıklı çocuk doğurmanın ilk şartının sağlıklı bir gebelik geçirmek olduğunu iyi biliyorlar. Bu sebeple bize başvuran hamilelik hazırlığındaki kadından mutlaka iyi bir anamnez (tıbbi ökü ve tıbbi özgeçmiş) almak zorundayız.

    Anne adayının sahip olduğu ve geçirdiği hastalıklar bizim için önemlidir. Örneğin ; Diabet, Epilepsi, Hipertansiyon, Astım, Tiroid Hastalıkları, Böbrek Hastalıkları, Kalp Hastalıkları, Kan Hastalıkları, Anemiler (Demir Eksikliği Anemisi, Talasemiler, Orak Hücre Anemileri gibi…).….gibi.

    Yine ; Akraba evlilikleri, Ailesel Hastalıklar, Baba adayının taşıdığı hastalıklar, Genetik Hastalıklar sorgulanmalıdır. Tüm bunlar sorgulandıktan sonra ayrıntılı bir Jinekolojik Muayene ve Tranvajinal Ultrasonografik Muayene ile Anne adayı değerlendirilir. Yapılan bu muayene sırasında mutlaka SMEAR TESTİ yapılmalıdır.

    Anne ve Baba adaylarının Kan Gruplarının belirlenmesi aslında çok basit ama bir o kadar da ÖNEMLİ bir ayrıntıdır. Anne adayımız Gebelik öncesi yapılan belli başlı bazı kan ve idrar tahlillerini yaptırmalı (Örn;Hemogram, TİT, TORCH Paneli, TSH, AKŞ…..), Gebelik Öncesi Dahili, Sistemik veya Enfeksiyöz bir hastalığı varsa tedavi edilmeli ve Gebeliğe başlamak için tüm Tıbbi engelleri ortadan kaldırmalıdır.

    Eğer gebelik öncesi kilo fazlalığımız mevcutsa diyet ve spor programı uygulanarak normal standartlarda bir vücut ağırlığı ile gebeliğe başlanmalıdır.

    Gebe kalmak isteyen Anne adayının yaşı da tıbbi öyküde önemli bir yer tutar. Günümüzde gebeliklerin %10-%15 ini 35 yaş ve üzeri grupta yer alan kadınlar oluşturur. İleri yaş grubunda bulunan bu kadınların Gebelik Öncesi Danışmanlık hizmetine daha fazla gereksinim duyduğu tespit edilmiştir. Çünkü bunlar ya gebeliklerini ertelemişler ve şimdi iyi bir sonuç elde etmek istemektedirler ya da daha önceden infertilite tedavisi görmüşlerdir. Geçmişte 35 yaş üzerindeki gebelere ” yaşlı gebe” denilse de günümüzde bu terim ortadan kaldırılmıştır. Fakat artan yaşla birlikte bazı gebelik problemlerinin ortaya çıkışı da artar. 35 yaş üzeri kadınlarda gebelikle ve doğumla ilgili riskler çalışmalarda yüksek olarak belirlenmiş olsa da normal ağırlıklı, tıbbi sorunları olmayan, fiziksel olarak uygun kadınlar için riskler son derece azdır. Yani sağlıklı beslenen, spor yapan, sağlıklı yaşayan kadınlar bu ileri yaş risklerini ortadan kaldırmış olurlar.

    Baktığım hasta populasyonu arasında çok sık rastlamasam da Alkol, Marihuana, Kokain, Amfetamin ve Eroin gibi madde bağımlılıkları olup olmadığı mutlaka her kadında sorgulanmalıdır. Bu maddeler kullanıldığı sürece kesinlikle gebe kalınmamalı, gebelik isteniyorsa en az altı ay önce anne madde bağımlılığı tedavisini bitirmiş olmalı, bir daha geri dönmemecesine madde bağımlılığıyla ilişkisini kesmiş olmalıdır. Bizim hastalarımızda en sık karşılaştığımız bağımlılık Sigara Bağımlılığı ki ; biz hastalarımıza gebe olmadan önce sigarayı bırakmalarını telkin ediyor, ancak gebe olduğunu öğrenir öğrenmez KESİN YASAK koyuyoruz.Çünkü bir insan kendine bilerek ve isteyerek zarar verebilir ama başka birine ki bu karnındaki savunmasız bir bebeği ise zarar verme hakkına sahip değildir.

    Gebe adayının yaşadığı ortamın sağlık koşulları da önemlidir. Örneğin ; Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan Hemşireler potansiyel olarak Sitomegalovirus ve Respiratuar Sinsitial Virus’a, bakımevi personelleri de Parvovirus ve Rubella’ya maruz kalırlar. Radyoloji bölümünde çalışan personeller kronik radyasyona maruz kalırlar. Endüstri işçileri Ağır metallere, organik çözücülere, kırsal kesimde yaşayanlar tarım ilaçlarına, kontamine kuyu sularına maruz kalabilirler. Gebe kalmayı planlayan kişi bu maddelerden bir şekilde uzaklaşmayı başarmalıdır.

    Yine Epilepsi, Tiroid hastalıkları, Hipertansiyon gibi önceden Kronik Hastalıkları olan adaylar takip eden ilgili branş hekimlerine gitmeli, kullandıkları ilaçları Gebelikte de rahatlıkla kullanıp bebeğe zarar zarar vermeyecek ilaçlarla değiştirtmelidir.

    Bütün bunlara ek olarak anne adayının psikolojik yapısı sağlıklı ve anne olmaya tam olarak hazırlanmış olmalı, evliliğinde huzuru ve düzeni tam olarak sağlanmış olmalıdır. Çünkü yeni bir bireyi her yönden sağlıklı bir ortamda yaşatmak tüm anne ve babaların birincil sorumluluğudur.

  • Gebelik

    Gebelik

    Kısaca gebelik nedir?
    Genel olarak gebelik olayı anne adayının doğumunun öncesin de geçirmiş olduğu evreye denmektedir. Gebelik evresi ise bebeğin anne adayının rahmine düşerek büyümeye başlaması ve doğum sürecine kadar devam eden evre olarak tabir edilmektedir. Özellikle gebelik sürecin de hem anne adayının hem de doğacak olan bebeğin sağlığı için alınacak bazı tedbirler ile gözetilmesi ve takip edilmesi gereken bir evredir.

    Gebelik döneminde bakım ve önemi
    Çoğunlukla gebelik dönemindeki bakım anne adayı açısından çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu evreyi her türlü tedbirler göz önünde tutularak geçirmiş olan bir anne adayı hem daha emin olarak hem de çok daha kolay bir doğum süreci yaşamaktadır. Ayrıca anne karnındaki bebek ise daha da güven içersin de dünyaya gelmektedir. Çoğunlukla gebelik anne adayının yumurtası ile erkeğin sperminin kadının üreme organının bir parçası olan kanal da karşılaşarak yumurta ile spermin birleşmesi sonucun da döllenme meydana gelir ve bu durum bebeğin oluşması halidir.

    Gebelik takibi çok önemli
    Ayrıca anne adayın da artık gebelik süreci de başlamıştır. Gebelik durumu tamamen doğal bir haldir. Ancak gebeliğin oluşması ile anne adayının tam anlamı ile bütün vücut sistemlerinin az ya da çok olarak etkilenmesi durumudur. Bunun için de gebelik sürecin de düzenli yapılan takibin oldukça büyük faydası olmaktadır. Gebelik özellikle anne adayı için sağlıklı olmak anlamına gelmektedir. Çünkü hem fizyolojik bakımdan hem de biyolojik bakımdan anne adayının gebelik sürecin de sağlıklı bir birey olması demektir.

    Gebelik çoğunlukla yeni bir seçimin ve şifrenin çözülmesi olayıdır. Özellikle gelecek olan neslin bekası açısından hücre çekirdeğin de saklanmış olan sır ve zenginliğin tam anlamı ile hayat bulması durumudur. Genellikle adet dönemlerinin ortaların da atılmış olan yumurtanın tuba uteranin ampulleri bölümün de gelen sperm ile karşılaşması sonucun da atılan yüzlerce spermden sadece birini seçme yeteneğine sahip olma özelliğidir. Yaşanan bu işlev ise kadına tamamen doğanın bahşetmiş olduğu doğal bir yetenektir. Döllenme sürecindeki bu seçim de aynı yaşamdaki seçimler gibi değil midir?

    Çoğunlukla erkekler kendilerinin seçtiğini zannederler ancak şunu unutmamaları gerekir; herkes eşleri tarafından seçilmişlerdir. Bu bakış açısı ile gebelik tamamen bir seçim işidir. Özellikle bu seçim gelecek olan yeni ve sağlıklı nesil için kadına bahşedilen bir görevdir. Genel olarak hücre çekirdeğindeki yer alan kromozomlar yani kalıtımsal olarak genlerin oluşturulduğu DNA çift sarmanlı olarak ihtiva etmektedir.

    Özellikle insan vücudundaki mevcut olan yaklaşık olarak 3 trilyon hücrenin çekirdeğindeki yer alan kadının yumurtası döllenme ile hem anneden hem de babadan almış oldukları sadece bir çift cinsiyeti belirlemek üzere 23 çift kromozom veya 46 kromozom mevcut olmaktadır. Gebelik süreci bir kadın için anne olmak ve erkek için de baba olmaktır.

    Özellikle erkek ve kadın birbiri ile tam denk olan ve birbirini tamamlayan insan toplumu için de iki ana öğe olmaktadır. Toplum da baba olmak ve anne olmak gurur verici bir durumdur, çünkü gebelik ile yeni doğacak olan bebek hem anne hem de baba için bir mutluluk kaynağıdır. Genellikle gebelik süreci döllenen yumurta da zigotun meydana gelmesi ve rahme yerleşmesi ile bağlamaktadır. Özellikle bu büyüyerek gelişen hücre ve dokular tamamen annenin dokularından antijenik bakımdan da farklı olmaktadır. Başka bir anlamı ise annenin vücuduna eklenen yabancı dokuların karakterize olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için anne ve bebeğin dokuları bazen birbirini tutmaz ve doku uyuşmazlıkları meydana gelmektedir.

    Gebelik ve Doğum
    Gebeliğe Bağlı Yakınmalar
    Sağlık Problemleri
    Gebelik ve Yaşam
    Merak Ettikleriniz

    Gebeliğe Hazırlık
    Prokensopsiyon Dönemi
    Yaşama Tarzı
    Beslenme
    Egzersiz
    Çevresel Faktörler
    İlaç Kullanımı
    Genetik
    Üreme Sağlığı
    Sağlık Sorunları
    İleri Yaş Gebelik
    Gebelik ve Aşılar

  • Yaşlanmanın cildimiz üzerindeki etkileri

    Cildimiz yaşlanırken birçok durumdan etkilenir: güneş, kötü hava koşulları ve kötü alışkanlıklar. Bu durumları bilirsek cildimizin yaşlanırken de daha canlı ve sağlıklı görünmesine yardımcı olabiliriz.

    Peki cildimiz birçok durumdan nasıl etkileniyor: Yaşam biçimimiz, diyet, genetik yapı ve kişisel özellikler. Örneğin sigara içmek serbest radikalleri açığa çıkararak kırışıklıkların artmasına yol açıyor ve cilde zarar veriyor. Başka sebepler de var tabii kırışıklıkları ve lekeyi artıran; mesela güneş ışınları ve hava kirliliği ciltaltı yağ dokusu desteğinin azalmasına yol açıyor. Stres, günlük mimiklerimiz, obezite ve uyku pozisyonumuz bile cilt yaşlanırken etkinlik sağlıyor.

    Biz yaşlanırken doğal olarak oluşan cilt değişiklikleri nelerdir?

    Cilt daha kabalaşır

    Cilt üzerinde tümörler gibi bazı lezyonlar gelişir.

    Cilt elastikiyetini yitirir.

    Üst cilt tabakası incelir ve hassaslaşır. İncelen üst tabaka sonucu alt cilt tabakası da kötü yönde etkilenir.

    Cilt daha çabuk incinir ve morarmaya meyillidir. Bunun sebebi ise ciltte incelen damar duvarlarıdır.

    Ayrıca:

    Yağ dokusu kaybı yanaklarda, çenede burunda ve göz çevresinde gelişir ve yorgun görünüm olmasına sebep olur. Ağız kenarları ve çenede bulunan kemiklerde küçülme olur ve 60 yaşından sonra ağız kenarlarında büzüşme daha belirgin hale gelir. Burundaki kıkırdak dokusu kayba uğrar ve burun ucu daha düşük görünmeye başlar.

    Güneş ve cildimiz:

    Güneş ışınlarına aşırı maruziyet yaşlanma etkilerinde en büyük suçlulardandır. Güneş maruziyeti zamanla elastin liflerde hasarlanmaya yol açar. Elastin lif kaybı sonucu deri elastikiyetini kaybederek sarkar. Ayrıca morarmaların ve yaraların iyileşmesi daha uzun sürede olur. Fakat bu etkiler gençken değil yaş ilerledikçe ortaya çıkar. Bu sebeple güneş maruziyetini devamlı hale getirmeden, cildin kendini onarmasına izin vermek gereklidir.

    Cilt değişikliklerini etkileyen diğer faktörler mimikler, uyuma pozisyonu gibi durumlardır. Cilt elastikliğini kaybettiğinde kaşlar, göz kapağı, yanaklar ve çene altı bölgeler ve kulak memeleri yerçekimi etkisiyle sarkmaya başlar.

    Mimiklerle oluşan çizgiler 30-40 yaş arası iyice belirgin hale gelmeye başlar. Alında paralel çizgiler, burundan aşağı bölge ve ağız çevresinde dik çizgiler belirgin hale gelir. Sürekli yüzüstü yatmakta şakaklarda ve yanakta çizgilerin artmasına yol açabilir.

    Sigara içenlerde içmeyenlere göre daha fazla kırışıklık oluşur.

    Yaşla birlikte cilt su kaybettiğinden ve yağ dokusu azaldığından ciltte kuruluk artar. Kışın bu kuruluk daha fazla olduğundan yaşlılarda kış kaşıntısı oluşmaktadır. Ayrıca yaşla birlikte lenf drenajı azalır ve östrojen üretimi azalır ki bunlar da cildi destekleyen faktörlerdir.

    Cildin yaşlanmasını önlemenin en kolay yolu gençken cildimize daha sağlıklı ve daha düzenli bakım sağlamaktır. Bu konularda yardıma ihtiyacınız olduğunda dermatoloğunuza danışabilirsiniz. Bu süreçte cildin nem desteğini sağlamak, özellikle A vitaminli yiyecekler ve kremler cildin yapısını korumasında faydalı olur. Ayrıca antioksidanlar, omega-3 ve omega-6 da cildin yapısını korumasında faydalı olacaktır.

    Ruh sağlığımız da cildimiz yaşlanırken etkileyici faktörlerdendir. Mutlu olduğumuz zamanlarda cildimizin parlaması da bu sebepledir. Mutlu, sağlıklı ve genç kalmanız dileklerimle..

  • Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    Servikal kanser (rahim ağzı kanseri)

    % 85 skuamöz hücreli kanser olup 2. en sık jinekolojik kanserdir.30–35 yaşlarında sık görülür. Cinsel yaşamın erken yaşta başlaması, fazla sayıda partner, düşük sosyo ekonomik seviye, sigara etken faktörler arasında sayabiliriz. Artık  HPV enfeksiyonu en önemli etkenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

    Pelvik muayene ve kolposkopi  %90 olasılıkla erken dönemde kanseri yakalamamıza yardımcı olmaktadır. Genellikle erken dönemde herhangi bir şikâyet olmazken vajinal kanama özellikle ilişki sonrası çoğunlukla ilk bulgudur. Kötü pis kokulu akıntı ileri evreler doğru kasık ağrısı diğer şikâyetlerdendir.Tedavi erken dönemde cerrahi (radikal histerektomi) ileri evrelerde ise radyoterapi (ışın tedavisi).

    Smear (pap smear)Pap smear jinekolojik muayenenin en önemli parçalarından biridir. Smear aldırma sıklığı cinsel hayat başladıktan sonra herhangi bir problem tespit edilmezse 35 yaşına kadar  2 yılda bir daha sonra yılda bir mutlaka yaptırılmalıdır. Birden fazla partneri, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, genital kondilom, daha önce anormal smear testi gibi risk faktörü olanlarda doktorun önereceği sıklıkta yaptırmaları gerekir.

    Smear bir tarama testidir. Pozitif bulgu verdiğinde kolposkopi, servikal biyopsi, konizasyon veya probe kürtaj gibi tanısal işlemler yapmak gerekir.
    Smear alınmadan önce en az 24 saat vajinal duş yapılmamalı ve adetli olmamalıdır.

    Rahim kanseri (endometrium kanseri)Jinekolojik kanserlerde en sık görülenidir. Çoğunlukla 40 yaş üstünde görülür. Endemetriumdan gelişip önce üreme organlarını daha sonra çevre ve diğer organlara yayılır.Risk faktörleri    Geç menopoz   Çocuk doğurmama   Obesite,   PCOS,   Hipertansiyon,   Atipili endometrial hiperplaziler.En sık bulgu anormal vajinal kanamadır. Kesin tanı endometrial biyopsi ile konur. Pap smear tanıda yardımcı olmaz.Menopozda kanama ve ultrasonda endometriumun 5 mm den fazla olması şüphelenmemiz için olan faktörlerdendir.Tedavi Cerrahi temel olup radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi yapılabilir.

  • Solaryum.. Kim girmeli, kim girmemeli?

    Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de solaryum hızlı bronzlaşmanın en ekonomik yolu olarak son yıllarda giderek artan ölçüde talep görmektedir.Dünyada bronzluğun hala modasının geçmediği, solaryuma gençler arasında çok fazla talep olduğu gözönünde bulundurulursa ,ileri yaşlarda kanser gelişme riski düşünüldüğünde bu konuda bir sağlık politikası oluşturulması gündeme gelmiştir.

    Solaryumlarda kullanılan yapay UV lambaları % 95 oranında UVA ,% 5 kadar da UVB ışını yayarlar . UVA ışını deri yaşlanmasında daha etkili olurken UVB ışını deri kanserleri ve melanom oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. UV radyasyon ile deri kanseri arasındaki ilişki çok basittir. UV radyasyona maruz kalınan süre arttıkça deri kanseri gelişme riski de artmakta, ayrıca deri daha hızlı yaşlanmaktadır. Özellikle hızlı veya 10 dakikada bronzlaştıran cihazlar olarak tanıtılan cihazlar oldukça yüksek dozda UV ışığı yaydıklarından oldukça sağlıksızdırlar ve uzak durulması gerekmektedir. 2012 yılında yayımlanan bir derlemede de solaryumun 35 yaş altında kullanımının melanom gelişme riskini yüzde 87 artırdığı ve yıllık kullanım sayısı yükseldikçe melanom riskinde de artış meydana geldiği, kanserojenik etkinin ortaya çıkmasının 10-15 yıllık bir süreç gerektirdiğinden gelişmesi beklenen melanom sayılarının artacağının tahmin edildiği kaydedilmiştir.

    Dünya Sağlık Örgütü, ultraviyole solaryum cihazlarının birçok kişide kansere neden olduğunu belirtmiş ve Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi de, 2009 yılında solaryumu Sınıf 1 kanserojen olarak belirlemiştir.

    Bütün bu bilgileri ışığında solaryumların tamamen sağlıklı bronzlaşma sağladığından bahsetmek mümkün değildir. Özellikle filtreleri ve ampulleri zamanında değiştirilmeyen hatta filtreleri sökülüp kullanılan nispeten piyasaya göre ucuz seans fiyatlarına sahip salonlarda risk daha da fazla olmaktadır. Ayrıca deri kanseri oluşma riski kişinin deri tipine, yaşına, aldığı toplam doza ve seans sayısına, vücudunda bulunan benler gibi birçok etkene de bağlıdır.

    Solaryuma dünyada ilk yasak Brezilyada uygulanmaya başlamış sonra Belçika, Avusturya, Almanya, İspanya, Kanada gibi birçok ülkede ve Avustralya ‘nın birçok eyaletinde 18 yaş altındakilerin solaryum kullanımı yasaklanmıştır. Amerikada Illinois eyaletinde ocak 2014 ten beri 18 yaşın altındakiler ebeveynlerinin izni olsa dahi solaryuma girememektedirler.

    Türkiyede bu konuda sağlık Bakanlığı 2010 yılından beri benzer bir çalışma yürütmektedir. Ocak 2015 ten itibaren yürürlüğe girmesi beklenen yönetmelikte 18 yaş altında solaryum kullanılması yasaklanarak 18 yaş üstü kullanıcıların onam formu imzalayarak bilinçli şekilde solaryum kullanmalarına izin verilecek ve solaryum merkezlerinin standardizasyonuda yeniden düzenlenecek.

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta insanlarda şu bilinci oturtmak olmalıdır; tabii ki de birkaç kez solaryum kullanarak kanser olunmaz ama solaryumun sağlık etkilerini, risklerini bilerek, solaryum kullanılmalıdır. Solaryumu kullananların her türlü olası sağlık ve yan etkilerinden kanser gelişiminden mutlaka bilgilendirilmiş olmaları gereklidir.

    Solaryum kimlere uygulanmamalıdır;

    Tip1, yani hassas cildi olanlar, 18 yaşından küçükler, çok sayıda beni bulunanlar, çocukluk çağında sık güneş yanığı öyküsü olanların, premalign veya malign cilt lezyonları bulunanların, güneşe bağlı ciltlerinde leke ve iz oluşmuş kişiler, kozmetik ürün kullananlar, ilaç kullananlar.

  • Photo genesıs

    Limelight IPL ile cilt yenileme, güneş ve yaş lekeleri tedavileri.

    Photo Genesis, cildin dokusunu geliştiren, ciltteki ton bozukluklarını, yaş ve güneş lekelerini gideren, yenilikçi, güvenli ve konforlu bir tedavi yöntemidir. Limelight sayesinde yüz, göğüs, kollar ve eller gibi vücudun her bölgesinde bu sorunlar geride kaldı. Üstelik bu güneş ve yaş lekelerinden arınmak, daha genç görünüme sahip olmak çoğunlukla 1 ya da 2 seansta mümkün.

    Photo Genesis nedir?

    Photo genesis, cuteranın limeligh ürünü ile yapılan yeni cilt yenileme prosedürüdür. Bu prosedür sayesinde cilt tonunda gelişme, güneşe ve yaşlanmaya bağlı yüzeysel sorunların giderilmesi sağlanır.

    Hangi bölgeler tedavi edilebilir?

    Vücudunuzda yüz, boyun, dekolte bölgesi dahil olmak üzere güneş ve yaş lekeleri gibi sorunların bulunduğu tüm vücut bölgelerinde kullanılabilir. Eskiden tedavisi zor olan açık kahve renkli (düşük kontrastlı) lekelerde bile bu tedavi ile güzel sonuçlar alınmaktadır.

    Tedavi sırasında ne yapılır?

    Photo genesis uygulaması için sizin cilt tipinize ve tedavi edilecek soruna göre uygun parametreler girilir ve verilen ışığın etkisi ile yukarıda bahsedilen sorunlarınız ortadan kalkar. Pigmentli hücrelerin ısıtılması sayesinde tedavi etkisi oluşmaktadır.

    Tedavi süresi ne kadardır?

    Tedavi süresi, uygulanacak bölgenin büyüklüğüne göre değişkendir. Küçük bölgeler sadece birkaç dakikada tedavi edilirken, en büyük bölgeler dahi 1 saatten daha az sürede tedavi edilir.

    Kaç seansa ihtiyacım var?

    1-3 seans arasında değişebiliyor. Bu, sorunun büyüklüğü ve/veya kapsamına göre değişir. Aşırı güneş hasarına maruz kalmış ciltlerde ilave seanslar tavsiye edilebilir.

    Tedavi sonrasıda ne olacak?

    Tedaviden hemen sonra kahverengi lekeler koyulaşmaya başlar ve cilt hafif kızarmış görünebilir. Tedavi edilmiş bölgede çok hafif bir kabarma görülebilir. Bu durum birkaç saat içerisinde geçecektir.

    Sonuçları ne zaman görebileceğim?

    Renkleri koyulaşmış olan lekeler, 1-3 hafta içerisinde dökülür ve kaybolur. 1-3 hafta içinde lekelerin kaybolması ile renk bozukluklarının giderilmesi ve cildin tonunda gelişme sağlanması ile sonuçlanacaktır. Bütün bunlar olurken cildinizin kalitesinin arttığını hissedeceksiniz.

    Leke ve kızarıklıklar yeniden çıkacak mıdır?

    Güneşin zararlı etkilerinden dolayı yeni lekeler çıkabilir. Bunlar da aynı şekilde tedavi edilebilir. Fakat unutmamak gerekir ki leke ve kızarıklıklara sebep olduğu için her zaman güneşin zararlı etkilerinden korunmak gerekir.

  • İçilen her sigara cildinizde bir kırışıklık oluşumuna zemin hazırlıyor

    Cilt kuruluğu, dudak kenarlarındaki kırışıklıklar ve yüzde gri- esmer görünüm… Tüm bunlar sigara içerek cildinize ne kadar zarar verdiğinizin belirtisi ve daha genç yaşlarda yaşlı bir cilt profilin de ilk sinyalleri… Sigara cildinize güneşin neden olduğu olumsuz etkilerden daha fazla hasar veriyor.

    Deri yaşlanmasına etki eden faktörlerin açığa çıkarılmasına ve böylece tedavisine yönelik ilgi her geçen gün artmaktadır. Yaşlanma moleküler değişikliklerin sonucu oluşmaktadır. Bu moleküler değişikliklere yol açan birçok çevresel faktörler tanımlanmıştır. Ağız yoluyla veya hava yoluyla alınan maddelerin metabolitleri ve hormon düzeyleri deri yaşlanmasını etkilemektedir. Ultraviyole, hava kirliliği, enfeksiyonlar, sigara içmek ve bazı hormonal faktörler yaşlanma sürecini hızlandıran en önemli faktörlerdir.

    Sigara derinizi erken yaşlandırır

    Sigara içen kişilerde hayatı boyunca sigara kullanmamış kişilere göre iki kat daha fazla kırışıklık oluştuğu saptanmıştır. Sigaranın deride yapmış olduğu değişiklikler güneş ışığı, yaş, kilo değişiklikleri ile ilişkili olmayıp; sadece sigara içme süresi ve miktarı ile ilişkilidir. 30-69 yaşları arasındaki kişilerde yapılan bilimsel bir araştırmada yılda içilen paket sayısı ile yüzdeki kırışıklık arasında pozitif ilişki saptanmıştır.

    Sigara içmenin güneş ışınlarına göre daha fazla deri yaşlanmasına etki ettiği bildirilmektedir. Sigaranın fotoyaşlanma sürecini de hızlandırdığına dair yayınlar bulunmaktadır.

    “Tiryaki yüzü” ne sahip olmak istemiyorsanız

    Sigara içen kişilerde tipik “sigara tiryakisi yüzü ” adı verilen dudak çevresinde dudağa dik çizgiler, yüzde kırışıklık ve soluk cansız kuru deri, alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi sık karşılaştığımız görüntülerdir. Bu görüntü ne yazık ki; 70 yaş üzeri fizyolojik yaşlanma sürecinde gözlenen görüntüyle aynı olmaktadır.
    Sigara; içerisinde yer alan nikotin maddesine bağlı olarak derinin üst tabakasında( stratum corneum) su içeriğinde azalmaya neden olarak derinin daha kuru görünümüne neden olur. Bir takım mekanik faktörlerin etkisi altında sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde kırışıklıklar ortaya çıkar. Sigara içen kişilerde ortaya çıkan deri mikrodamarlarındaki değişiklik lokal deri iskemisine yol açmakta; bu da derinin beslenmesini ve toksinlerden arınmasını engellemekte ve derinin hasarlanmasına yol açmaktadır. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olduğu gibi kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır. Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın, sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Sigara içen kişilerde ortaya çıkan düzensiz kalınlaşmış deri görünümü bu elastik fibrillerin kalınlaşmasına ve parçalanmasına bağlıdır. Sigaranın kısırlık, erken menopoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menopoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.
    Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.
    Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar. Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya “nikotin belirtisi” denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde “lökoplaki” adını verdiğimiz ileride kansere neden olabilen inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir.

    Cilt sağlığınızı düşünüyorsanız sigarayı bırakmalısınız

    Erken deri yaşlanmasında sigara en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortalama insan ömrünün uzadığı günümüz dünyasında yaşlı insan popülasyonun her geçen gün artması deri yaşlanması nedenleri ve çözümüne yönelik çalışmaların da artmasına yol açmaktadır. Tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi korunma yöntemlerine gerekli özenin gösterilmesi, erken deri yaşlanması ile mücadelede birinci derecede önemli olmaktadır.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    İnfertiliteya da yaygın deyişle kısırlık daha önce hiç gebelik oluşmaması ya da önce gebelik oluşmasına rağmen sonradan bir başka gebeliğin oluşmaması şeklinde ortaya çıkabilir. Tüm kadınların yaklaşık %25’i yaşamlarının herhangi bir döneminde infertilite ile karşılaşacaklardır.
    Kadınların doğurganlık açısından en verimli oldukları yaş 25 yaş civarıdır ve özellikle 35 yaşından itibaren bu doğurganlıkta belirgin bir azalma gözlenir. Bir çiftin 3 aylık bir dönemde gebeliğe ulaşma şansı ortalama olarak %57, 6 aylık sürede bu oran %72, 1 yıl sonunda %85, 2 yıl sonunda ise %93’dür. Bir başka deyişle, özellikle genç çiftlerde çok da aceleci olmamak gerekir.
    Yaşları 25’den genç olan çiftlerde infertilite tetkiklerine başlamak için 2 yıl kadar beklenebilir. Yaşları 30’dan fazla olan çiftlerde ise kısırlık tetkiklerine başlamak için duruma göre 6 ile 12 aylık bir sürede gebelik oluşmaması yeterli kabul edilebilir.
    Öte yandan kısırlık tedavisinde bir tedavi protokolünü en az 6 ay sürdürmek gerekir. Ayrıca çiftlerin her şeyden önce bilmeleri gereken şey bu tedavi sürecinin sabır gerektirdiğidir.
    Erkekte yaşın fertiliteye (üretkenliğe) olan etkisi tartışmalıdır. Erkek üretkenliği 35 yaş dolayında en yüksek değerlere ulaşmakta ve 45 yaşından sonra belirgin bir düşüş göstermekle birlikte 80’li yaşlarda bile baba olabilen erkekler bilinmektedir ve bu konu kadın yaşı kadar önem taşımamaktadır.
    Erkeğe bağlı sebepler % 25-40, kadına bağlı olan % 40-55, her ikisine de bağlı % 10-15, açıklanamayan sebepler ise % 10-15 oranındadır. Bir başka deyişle infertiliteden hemen hemen çiftlerin her ikisi de aynı derecede sorumludur.
    Çift ile yapılacak detaylı bir görüşme ve muayene ile bazı sebeplerin daha baştan ortaya konması mümkündür. Bu görüşmenin ardından temel tetkiklere geçilir:
    Öncelikle kolay bir tetkik olan erkeğin değerlendirilmesi amacıyla sperm tahlili spermiogram yapılır. Yaklaşık 2-5 günlük bir cinsel perhizden sonra erkek mastürbasyon ile sperm örneği verir ve laboratuvarda bunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerinde değerlendirilmesi yapılır. Spermlerin sayısı, hareketliliği, canlılık oranı ve şekilleri incelenir. İltahap hücreleri olup olmadığı, tıbbi tedavi ile yapılabilecek birşey olup olmadığı araştırılır.
    Normal kabul edilebilecek bir sperm tahlilinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre mililitrede 20 milyon sperm olması, bunların en az yarısının hareketli (canlı) olması veya ileri doğru hareket eden sperm oranının tüm spermlerin en az % 25’i olması ve normal şekilli spermlerin de boyanarak detaylı değerlendirme (Kruger Kriterleri) ile en az % 14 ve üzerinde olması gereklidir.
    Unutulmamalıdır ki anormal çıkan tek bir spermiyogram ile erkek kısırlığı tanısı koymak uygun değildir.
    Erkeklerin sperm sonuçları dalgalanmalar gösterdiğinden dolayı anormallik durumunda tetkikin 4-6 hafta ara ile en az 2 kez tekrarlanması gerekir.

  • Kısa sürede gelen güzellik

    Kullanıldığı Avrupa ülkelerinde kısa sürede uygulanması, hiçbir iz bırakmaması ve kişinin günlük hayatına hemen devam edebilmesi sebebiyle “Kısa Sürede Gelen Güzellik” olarak bilinen yeni güzellik trendinin adı MIIT Rönesans tekniği …

    Teknik; içeriğindeki çam fıstığı özü, hyalüranik asit, kollojen, kafein, meristem hücreleri (organik kök hücreleri) gibi maddelerden oluşan kokteyl ürünler ile mor halkalar, yüz, boyun, kol altları, dekolte, eller, ayaklar, popo, basen gibi geniş uygulama alanlarında kısa sürede mucizeler yaratıyor.

    Ürünlerin her biri içerikleri dolayısıyla farklı yaş gruplarında,farklı bölgelerin tedavisinde kullanılıyor.25 yaş sonrası için 8aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl “Raffaello” nun özellikleri şöyle açıklanıyor:

    Raffaello Hyaluranic asit, Pinus pinaster, Resveratrol, Glutatyon, Antioksidan kompleksi, Aminoasitler, Bakırpeptid ve B grubu vitaminlerden oluşan bir kokteyl olup, cilt için yararlı içeriği ile 25-35 yaş arasında kullanılarak hidrasyon ve parlaklık sağlıyor. Yarattığı etki ile cildi besliyor ve yaşlanma etkilerini geciktiriyor. Yüz, boyun, dekolte, eller, ayaklar, göz altı morlukları ve saç köklerinde etkili oluyor. Raffaello içinde bulunan Pinus Pinasteriçeriğindeki Pycnogenol, renk açıcı etki sağlayıp, koyu renkleri açıyor, cilde parlaklık sağlıyor ve damar içi dolaşım kalitesini de arttırdığı için de anti-aging etkisi gösteriyor.

    35 yaş sonrası için 10 ayrı antiaging aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl olarak “Tiziano” öneriliyor ve bu da Omega CTP kompleksi, Organik kök hücreleri, Resveratrol, Bakır peptid, Kollojen, hyaluronic asit, Omega 3, 6, 9 ve aminoasitlerden oluşan bir kokteyl. Genellikle 35 yaştan sonra bu maddeler vücut tarafından üretilemediği için ince çizgiler, sarkmalar vb yaşlanma belirtileri başlıyor. İnce çizgilerin giderilmesi, lifting, forma sokma, kalınlaştırma amaçlı yüz, boyun, dekolte, eller, göbek, kol altları, uyluk içleri, göz altı torbalarında kullanılıyor.

    Tiziano içindeki bakır peptid ve omega 3 fibroblastları aktive ediyor ve damarlar içerisindeki endotel büyüme faktörlerini artırarak fibroblastların içindeki büyüme faktörlerini beta 1’e değiştirerek etkili oluyor. Bu şekilde, göz altlarındaki torbalanma yok oluyor. Klasik yöntemlerle 60-80 enjeksiyon yapılarak hastalara acı veren uygulamaların ‘MIIT Rönesans’ yöntemi ile kolaylaştığı ifade ediliyor. Aynı zamanda bu yöntemlerle erkek tipi saç dökülmesi dışında, hem erkeklerde hem kadınlarda saç tedavileri de başarılı bir şekilde yapılıyor.

    Bir diğer ürün olan ‘Michelangelo’ ile dışarıdan gerekli görülen bölgelere verilerek, egzersiz ve diyetle yok edilemeyen sellülit ve yağ tortularının giderilmesi sağlanıyor.

    Bu yöntemin 3 cm aralıklarla yapılması ve bu sayede bir yüz anti-aging uygulamasının maximum 10-15 enjeksiyon ile tamamlanması, sağladığı uygulama kolaylıkları, protokolün kısalığı, uzun etkisiyle farklılaşan bu tekniğin adı MIIT ‘Micro Intradermal Injection Technic’ ( Rönesans ) olarak tanımlanıyor.

    Bu yöntemin sadece 10 dakika sürmesi, öğle arasında dahi yapılabilir olması, uygulama yapıldığı diğer kişiler tarafındananlaşılamaması, tedaviden hemen sonra iz bırakmayışı önemle belirtiliyor.

  • Yumurta Dondurma

    Yumurta Dondurma

    DOĞURGANLIK ŞANSINIZI KORUYUN

    Toplumların sosyoekonomik olarak gelişmesiyle, kadının da toplum hayatındaki yeri

    değişiyor. Bu değişimleri, kadınların eğitim düzeyinin artması, iş hayatında beklentilerinin

    yükselmesi, kariyer planlarının ve beklentilerinin artması şeklinde sıralayabiliriz. Bunların

    sonucu olarak da evlilik ve çocuk sahibi olma yaşı maalesef yükseliyor. Kadınlar söz konusu

    beklentilerini gerçekleştirmek için ya evliliklerini ya da çocuk doğurma planlarını erteliyorlar.

    Yaş Neden Önemli

    Yeni doğan bir kız bebek her iki yumurtalığında yaklaşık 400-500 bin adet yumurta

    öncüsü hücre taşır. Adet görmeyle birlikte her ay bu hücrelerin bir tanesi olgunlaşır ve

    döllenme şansına sahip olur, belli kısmı da yok olur. Bu nedenle yıllar ilerledikçe kadının

    yumurtalıklarındaki hücre sayısı azalır. Bu da doğurganlığın azalması demektir.

    Çevresinde 38-40 yaşlarında doğal yollardan gebe kalan kişileri gören kadınlar, 40 lı

    yaşların başında bile kolaylıkla hamile kalınabileceğini düşünüyorlar. Oysa gerçek hiç te öyle

    değil. 35 yaşlarından itibaren kadının hem yumurta hücre sayısı azalmaya hem de hücre

    kalitesi giderek bozulmaya başlar.

    Bu nedenle 30 yaşlarını geçmiş, henüz evlenmemiş veya çocuk sahibi olmamış

    kadınların yıllık muayenelerinde over rezervleri değerlendirilmeli. Özellikle ailesinde erken

    menapoz, ailevi kanser hastalıkları olanlarda bu değerlendirme çok önemlidir.

    Bu Değerlendirmeler Neyi Değiştirir?

    Son yıllarda yardımcı üreme tekniklerinde önemli gelişmeler ve yasal düzenlemelerde

    değişiklikler meydana gelmiştir.

    Yumurta dondurmada vitrifikasyon (çok hızlı dondurma) yöntemi ile yumurta

    hücrelerinin % 90-100 oranında canlı kalması sağlanmakta ve her bir hücreden yaklaşık %7

    oranında gebelik elde edilebilmektedir. Yani bir kadının belli sayıda sağlıklı yumurta

    hücresinin dondurulması, ona gelecekteki doğurganlığıyla ilgili önemli avantajlar

    sağlayacaktır. Kadının bu hücrelerinden, 40 lı yaşlarında bile hamile kalma şansı vardır.

    Ülkemizde 2014 yılına kadar,

    a) Kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurta hücrelerine zarar veren tedaviler

    öncesinde,

    b) Üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak olan ameliyatlar

    (yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar) öncesinde,

    yumurta dondurulmasına izin veriliyordu.

    2014 Eylül ayında değişen yönetmelikle;

    c) Düşük over rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde

    erken menopoz hikayesinin, üç uzman tabipten oluşan sağlık kurulu raporu ile

    belgelendirilmesi durumunda, yumurta dondurulmasına izin verilmeye

    başlanmıştır.

    Yumurta Dondurma İşlemi Kimlere Uygulanır?

    1-Kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi ve radyoterapi gibi uygulamalar kadınların

    yumurtalıklarına zarar vermektedir. Bu tedavilerden önce yumurta dondurma işlemi

    uygulanır.

    2-Yumurtalıkların alınması gereken ameliyatlar öncesinde uygulanabilir

    3- Over rezervinin azalma riski olan durumlar

    a)-Ailede erken menopoz öyküsü: Ailede kalıtsal olarak erken menopoz varsa, yani genç

    yaşlarda doğurganlık özelliğini kaybetme riski olan kadınlara bu yöntem uygulanabilir.

    Yumurtaların dondurulması sayesinde bu risk ortadan kalkacaktır.

    b)-Ailede Meme Kanseri öyküsü

    c)-Endometriozis varlığı

    d)-Bazı genetik hastalıklar: Turner Sendromu, Frajil-X sendromu, Musküler distrofi,

    BRCA-1 taşıyıcılığı

    4-Over rezervi azalmış kadınlar: Bu durum infertilitede deneyimli bir hekim tarafından

    yapılan ultrasonografik muayene ve hormon testleri ile tespit edilebilir.

    Yumurta Dondurma İşlemi

    İşlem ortalama 10-15 gün sürmektedir.

    Adetinin 2-3. günü yumurtaları uyarıcı gonadotropin iğnelerine başlayarak, mümkün

    olan en çok sayıda yumurta geliştirmeye çalışılır. Belli aralıklarla ultrasonografik muayene

    yapılır.

    Yumurtaların Toplanması (OPU): Yumurta – follikül büyüklükleri istenilen düzeye

    ulaştığında, yumurtalar vajinal ultrasonografi eşliğinde özel iğnelerle toplanır. Bu işlem

    anestezi altında yapılmakta ve yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir. Hasta birkaç saat

    hastanede dinlendikten sonra normal yaşamına dönebilir.

    Yumurtaların Dondurulması: Toplanan yumurtaları, antifriz özellikli kimyasal

    solüsyonlarla (kriyoprotektan) işlemden geçirerek, -196 C°' de sıvı azot tanklarında uzun süre

    saklanacak şekilde dondurulur. Dondurma işlemi; vitrifikasyon (camlaştırma) dediğimiz,

    tecrübe isteyen, çok hızlı dondurma prensibine dayanan, amacı dondurma sırasında

    yumurtalara ciddi zararlar verebilecek su kristallerinin oluşmasını engellemek olan, özel bir

    teknikle yapılmaktadır. Öncelikle 5 yıllık olan dondurma süresi, hastanın talebi üzerine

    uzatılabilir.

    Gebelik istenmesi durumunda: Hastanın rahim iç zarı gebelik için hazırlanır. Yumurta

    hücreleri çözünme sonrası yaklaşık % 90-100 oranında canlı kalmaktadırlar. Canlı olarak

    çözüldüğü saptanan yumurtalara, eşlerden alınan spermlerle mikroenjeksiyon (ICSI) ile

    dölleme işlemi yapıp, gelişen embriyolar hastaya transfer edilir.

    Vitrifikasyon ile dondurulup çözülen yumurtalardan elde edilen embriyoların transferi

    ile, taze embryo transferine yakın gebelik oranları sağlanabilmektedir.