Etiket: Yardım

  • Otizm

    Otizm

    Otizm; nöro gelişimsel bir hastalıktır.

    Sözlü ve sözsüz iletişimde sıkıntı, basmakalıp ve yineleyici davranışlar, sosyal ilişkilerde sorunlar, kısıtlı ilgi alanları ile karakterize edilen ve bu sınırlılıkların zihinsel yetersizlik ve ya gelişimsel gerilik ile açıklanamadığı bir bozukluktur.

    Otizmin, Kanner (1943) tarafından tanımlanmasından bu yana uzun bir süre geçmesine karşın nedenleri tam olarak belirlenmiş değildir. Otizmli çocuklar yineleyici davranışlar sergilerler. Örneğin aynı yemeği yiyip aynı kıyafeti giyebilirler. Alıştıkları şeyin aynı kalmasını isteyebilir, tanıdık eşyalara bağımlılık gösterebilir, kendini sallama gibi bazı davranışlarda bulunabilirler. İlgi alanları çok dardır, göz teması kurmayabilir, yalnız kalmayı seçebilir, aniden kızabilir-korkabilir, değişken duygusal davranışlar gösterebilirler.Tanı ve kabullenme süreci bazı aileler için sıkıntılı olabilmektedir. Otizmle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, otizm farkındalığı, toplumda görülme sıklığı ve otizmin şiddeti ve süresi gibi faktörlerin ailelerin uyumunu ve tanıyı kabullenmelerini zorlaştırdıkları bilinmektedir. Bu nedenle otizmli bir çocuğunvarlığına başarılı bir şekilde uyum sağlamayı kolaylaştıracak; sorunların azaltılmasına yardım edecek, bu sorunlar ile başa çıkmalarını kolaylaştıracak şekilde ailelerin psikolojik destek alması çok önemlidir.

    Erken tanı ve tedavi otistik çocukların tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olur. Otistik çocukta özel bireysel eğitim çok yararlı olmaktadır. Amaç çocuğun sorumluluklarını yerine getirebilmesini sağlayan becerileri geliştirmektir. Otizm belirtileri ve davranış örüntüleri farklı derecelerde olabilir ve yoğunlukları değişebilir. Ayrıca bireysel belirtiler zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu nedenle eğitim bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır.

    Otizmli çocuklar genellikle kendilerine uygun bireysel eğitime iyi yanıt vermektedirler. En başarılı eğitim çocuğun yaşamına iletişimsel, sosyal,davranışsal, uyum sağlayıcı yönler katan ve aileye yardımcı olan eğitimdir. Ayrıca konuşma, fizik ve uğraş terapileri uygulanabilir. Konuşma terapisi çocuğun dil ve sosyal becerilerini geliştirmesine ve daha iyi iletişim kurabilmesine yardımcı olabilir. Fizik terapi koordinasyon ve motor becerilerdeki yetersizlikleri geliştirmeye yardımcı olabilir.

    Uğraş terapisi otizmli çocukların duyma, görme, dokunma, koklama gibi duyulardan gelen bilgiyi daha yönetilebilir yollarla işlemelerine yardımcı olur. Otizmde en önemli şeylerden biri de ailenin çocuğa yaklaşımıdır. Hem normal gelişim gösteren çocuklar hem de gelişimsel yetersizlikleri olan çocuklarda anne-çocuk etkileşimi ile çocuğun bilişsel, dil ve sosyal gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur. Duyarlı olma, yanıtlayıcı olma, yönlendirici olma, başarı odaklı olma, etkileşimde sıcak olma gibi ebeveyn özelliklerinin çocukların gelişimlerine iyi geldikleri bilinmektedir.

    Ebeveynler çocuklarının gelişimini takip etmede diğer herkesten daha fazla etkiye sahiptir. Otizmli çocukların sınırlı düzeyde sosyal becerilere sahip olması günlük etkileşim içerisinde ebeveyn çocuk ilişkisinin değerini arttırmaktadır. Bu yüzden ebeveynin dengeli bir etkileşim geliştirmesi ve sürdürmesi gerekmektedir.

  • SINAV KAYGISI

    SINAV KAYGISI

    Okul hayatları boyunca edindikleri akademik bilgi ve becerilerin “sınav yöntemi” ile değerlendirilmesine öğrenciler farklı şekillerde ve düzeylerde tepki göstermektedirler. Öğrencilerin bir kısmı bu sınavları sıradan karşılarken bazıları ise kaygı ve stres ile dolu bir süreç olarak karşılamaktadır. Elbette bu iki karşılama şekli öğrencilerin performansları ve başarılarını da farklı etkilemektedir. Bunu sıradan bir durum olarak karşılamak öğrencinin başarısına, performansına bir etki etmezken; yoğun kaygı ile karşılamak sınava hazırlık yaparken performansı düşürdüğü gibi sınav sırasında edindiği bilgileri hatırlama ve kullanma becerisini de köreltmektedir. Tabi başarısızlık kaygısı ile girilen sınavın sonucunun başarısızlık olması, kısır bir döngüyü ortaya çıkarmakta ve sıradaki diğer sınavlarda da aynı döngü ortaya çıkabilmektedir. Elbette bu olumsuz yaşantılardan kurtulmak doğru yardımı alarak başarılabilir. Ancak bu aşamada görev yalnızca bu durumdan etkilenen asıl kişi olan öğrenciye değil, onunla birlikte anne ve babasına ayrıca öğretmenlerine de düşmektedir.

    Nedir bu kaygı dediğimiz şey? Aslında stres verici durumlarla karşılaştığımız zamanlarda hepimizin belli düzeylerde hissettiği bir duygudur. Sınavlar ise öğrenciler için kaygı ve stres yaratan durumların herhalde başında gelmektedir. Belirli bir düzeyde kaygı yaşamamız doğaldır, hatta yararlıdır diyebiliriz, çünkü belirli bir derecede yaşanan kaygı bizi motive eder ve daha iyi performans göstermemiz için bizi tetikler. Fakat yoğun olarak yaşanan kaygı hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sınavlarda da başarının önünde büyük bir engel ve performansın büyük bir düşmanı olabilir.

    Bu yoğun sınav kaygısını yaşayan öğrenciler sınava hazırlanırken, sınav sırasında ve sınav sonrasında bazı farklı belirtiler gösterebilir. Bu belirtiler zihinsel, duygusal ya da bedensel belirtiler olabilir.

    Sınav kaygısının bu belirtileri şu şekilde sıralanabilir;

    • Unutkanlık veya öğrendiklerini kullanamama,

    • Dikkatini toplayamama,

    • Anlamakta güçlük çekme,

    • Kalp çarpıntısı,

    • Soluk alıp vermede güçlük,

    • Ellerde titreme ve ateş basması hissi,

    • Baş dönmesi,

    • Yorgunluk, uyuşma,

    • Terleme ya da üşüme,

    • Mide ve baş ağrıları,

    • Gerginlik ve sinirlilik,

    • Heyecan ve panik,

    • Karamsarlık,

    • Korku

    Peki anne, baba ve öğretmenler nasıl yardım edebilir?

    Öncelikle öğrencilerin, girecekleri sınava yeterince hazırlandıklarını düşünebilmeleri için çalışma sürelerini planlamaları ve organize etmeleri çok önemlidir. Ancak bu planlamayı yapmak her zaman kolay olmayabilir. Bu konuda yardımınıza ihtiyaç duyabileceklerini unutmayın.

    Kendisinin “yeterli ya da yetersiz”, “değerli ya da değersiz” olduğuna sınav sonucuna göre karar vermeyi bekleyen bir öğrenci için sınav, ciddi düzeyde kaygı yaratacaktır. Bu nedenle aldıkları sonuç ne olursa olsun; yeterli ve değerli ayrıca sevilmeye değer biri olduğunu çocuğunuza mutlaka hissettirmelisiniz. Sınavlar yalnızca kişilerin akademik bilgi düzeylerini ölçmektedir, hiç kimsenin bir insan olarak yeterliliği ya da değeri hakkında bilgi vermemektedir.

    Sınavdan aldıkları sonuçtan ziyade o sınavda başarılı olabilmek için harcadıkları enerji ve gösterdikleri çabanın takdir edilmesi, elinden geleni yapmış olmasına rağmen istediği sonucu alamamış bir öğrenci için şansını ikinci kez denemek ya da yaşamında daha sonra gireceği sınavlar için büyük bir motivasyon kaynağı olacak ve kaygısını sağlıklı düzeylere çekmesine yardımcı olacaktır.

    En büyük motivasyon kaynaklarımızdan bir diğeri ise daha önce gösterdiğimiz, elde ettiğimiz başarılarımızdır. Çocuklarınıza bu katkıyı yapmak için geçmişteki küçük ya da büyük başarılarını hatırlatmaktan çekinmeyin.

    Yoğun çalışmaların yanında tüm diğer insanlar gibi öğrencilerin de rahatlamaya, mola vermeye ihtiyaçları vardır. Sınava hazırlanmanın durmaksızın ders çalışmaktan ibaret olmadığını onlara hatırlatın ve sosyal becerilerin gelişmesini, çok yönlü bir birey olabilmeleri için sosyal aktivitelere katılmalarını destekleyin.

    Sonuç olarak anne-babasının, öğretmenlerinin ve kendisinin tüm çabalarına rağmen öğrenci sınav nedeniyle yaşadığı yoğun kaygıyla baş edemiyor olabilir. Bu durumda da sınav kaygısına yönelik psikoterapi yardımıyla kontrol altına alınabildiğini, üstesinden gelinebildiğini unutmayın ve mutlaka bir uzmandan yardım alın.

    Uzm. Klinik Psk. İhsan YEĞENOĞLU

  • Stresi yönetin, yoksa o sizi yönetir

    Stresi yönetin, yoksa o sizi yönetir

    Hayatınız ne kadar stresli? Ne kadar zamandır stres altındasınız? Öfke ve endişe gibi duyguları her gün yaşıyor ve bunlardan kurtulamıyor musunuz? Sürekli soğuk algınlığına yakalanıyor musunuz? Kendinizi yorgun hissediyor musunuz veya kendinize hedefler belirleyip bunlara ulaşmakta güçlük mü yaşıyorsunuz? Okuduklarınızı anlamakta veya hatırlamakta zorluk çekiyor musunuz? Kronik uykusuzluk yaşıyor musunuz? Sürekli diyet yapıp kilo veremiyor musunuz? Bunların nedeni stres olabilir. Stresi daha yakından tanımak, vücudunuz, aklınız ve ruhunuzla arasındaki bağlantıyı nasıl etkilediğini anlamak ve stres yönetme tekniklerini öğrenmek istiyorsanız doğru yerdesiniz..

    Stres çağımızın en önemli hastalığıdır. Hastalıkların babası da diyebiliriz. Çünkü gripten kalp hastalıklarına hatta kansere kadar geniş bir yelpazede birçok hastalığın nedenlerinin başında stres geliyor. Stresli insanlarda kalp hastalıklarının 3 kat fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 kat fazla olduğu biliniyor. Hayatın her safhasında, ilkokulda, üniversitede, işyerinde stresle baş başayız. Bizi kronik mutsuz, kaygılı yapıp enerjimizi tüketen, yaratıcılığımızı azaltan, daha kolay hastalanmamızı ve yaşlanmamızı sağlayan baş aktör ama biz doktorlar bile onu yeterince iyi tanımıyor, yönetemiyoruz. Çok uzun eğitimler aldık, ama stres yönetme eğitimleri almadık. Belki de bu yüzden stresini yönetemeyen bir çok doktor bile sigara, alkol, aşırı yemek yeme gibi yanlış yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor. Bence öncelikle alınması gereken eğitim, stresi yönetme eğitimi olmalı.

    Stres, ilk insanların tehlike karşısında savaş veya kaç durumuna girmeye hazırlıklı olma ihtiyacından doğmuş bir işlev. Zorlanmaya karşı bedenimizin verdiği bir yanıt. Bu durumda nabız hızlanır, kaslar gerilir, duyular aşırı hassaslaşır ve vücut savaşmaya veya geri çekilmeye hazırlanır. İnsanoğlu aslında bu sayede belki de hayatta kaldı, aslandan, ayıdan kaçtık, savaştık ve hayatta kaldık. O zamanlar bu aşırı uyarılmış hal kısa sürüyordu ve vücut kısa sürede sakin haline dönüyordu. Oysa günümüzde korku, öfke, endişe veya üzüntü gibi duygular ile savaş veya kaç uyarı sistemimiz sürekli tetikte olduğundan tüm bedeni yıpratıyor.

    Stresle başa çıkamazsak, ne olur?

    Stres konusunda en geniş araştırmaları olan bilim adamı Hans Selye diyor ki: ” Bugün yaygın hastalıkların çoğunun mikropların, virüslerin, zararlı maddelerin veya her türlü dış etkenin yarattığı aksaklıklardan çok, strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklandığını görüyoruz”

    Stres altında bağışıklık sistemi baskılanır. Birçok araştırmada stresin bağışıklık sisteminin askerlerinden olan T lenfositlerini azalttığını göstermiştir.

    Stres kilo aldırır, kortizol ve adrenalin yağ yapar. Kaos olan ülkelerdeki insanlar ölmemek için nasıl un, bakliyat depoluyorsa stres anında da vücut yağ depolar ve kilo alırsınız.

    Bilim adamı Dr. Bartop’ın yaptığı araştırmada 6 hafta önce eşlerini kaybetmiş, 26 dul kadın incelemeye alınmış. Şeker hastalığı, kalp hastalığı, bağırsak koliti, eklem romatizması, alerjik cilt hastalığı ile stres arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş. Alınan kan örneklerinde ise vücut savunma sistemini gösteren T-lenfositlerin işlevinde azalma gözlemlenmiş.

    Ohio State Üniversitesinde yapılan çalışmada ise “Homecysteine” adlı aminoasidin stresli kişilerde arttığını gösteriyor. Bu madde kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir.

    Herkes stressiz bir hayat ister. Maalesef bu çoğumuz için mümkün değildir. Stresin günlük hayatınızın bir parçası olduğunu kabul ederseniz, aşmak için gerekli adımları atabilirsiniz. Stresin azı bazen yararlı olabilir çünkü motivasyonumuzu arttırır ama stres miktarı arttıkça ve süresi uzadıkça yıkıma neden olur. Uzun vadeli stresinpsikolojik etkileri arasında sinirlilik, endişe, huysuzluk, depresyon, üzüntü ve asabiyet sayılabilir. Eğer uzun süredir stres altındaysanız doğru düşünmekte, karar vermekte, dikkatinizi toplamakta, öğrenmekte veya öğrendiklerinizi hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Uykusuzluk çekebilir, kaza yapabilir veya olumsuz düşüncelerden kurtulamayabilirsiniz. Olumsuz alışkanlıklar edinebilir veya tik geliştirebilirsiniz.

    Uzun süreli stresin fiziksel etkileri arasında; baş ağrısı, kas ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, mide rahatsızlıkları, ishal, kabızlık, ellerde titreme, terleme veya üşüme sayılabilir. Stres kurdeşene, deride kızarıklıklar çıkmasına, dişlerin sıkılmasına, kulakların çınlamasına veya soğuk algınlığına sebep olabilir. Stres uzun süre çözülmeden kalırsa ciddi bir rahatsızlık geçirme ihtimaliniz artar. Eğer stresin fiziksel ya da psikolojik belirtilerinden herhangi birini uzun süredir yaşıyorsanız profesyonel yardım almalısınız. Böylece stresi daha çabuk yenebilirsiniz.

    İçsel ve Dışsal Stres

    Her yerde stres vardır. İçimizde sürekli olarak stres yaratılır veya başka kaynaklardan stres alırız. Stresin kaynaklarını tespit etmek, aşmanın ilk adımıdır.

    İçsel stres, bilinciniz ve bilinçaltımız tarafından yaratı­lır. Geçmişteki deneyimlerinizden, bugün içinde olduğunuz durumdan veya gelecekle ilgili beklentilerinizden kaynaklanabilir. Geçmişle stres yaratan ve çözülememiş olayların anıları birçok insanın hayatını karartabilir. Olumsuz bir anının yarattığı imge, zihninizde defalarca canlanır ve olumsuz bir deneyimi veya deneyimleri tekrar tekrar yaşarsınız. Bitmeyen bir döngüye takılıp kalmaya benzer.

    Bu imgeler bilinçaltınızdan gelir ve beş duyunuzdan herhangi birisiyle hatırlanır.

    Dışsal Stres

    Dış kaynaklara bağlı dışsal stres işle, okulla veya ilişkilerle ilgili olabilir. Bazen bir anda ortaya çıkabilir. Trafik öfkesi buna güzel bir örnektir. Yolda ilerlerken başka bir sürücü aniden sizin şeridinizi ihlal edebilir. Bu durumda kazayı önlemek için aniden direksiyonu kırmanız gerekir ve öfkelenir ve gerilirsiniz. Gürültü de dışsal strese yol açabilir.

    Geçmişten Gelen Stres

    Eğer geçmişten gelen ve sürekli aklınıza takılan stres veren bir sorununuz varsa bu, kendinizi olumsuz transa soktuğunuz anlamına gelir. Geçmişten kaynaklanan stres, bilinçaltınıza yerleşir ve ayrılmaz. Stres çözümleninceye kadar sürekli olarak etkisi altında kalırsınız. Stres kaynağını bulmak, çözmenize yardımcı olabilir.

    Gelecek Stresi

    Bilememek, belirsizlikler stres yaratabilir. Eğer bir olayın nasıl gelişeceğinden emin değilseniz endişe duyabilirsiniz. Bir şeyin mükemmel gitmesini beklerseniz bu nadiren gerçekleşir. Gelecekle ilgili birçok şey hakkında endişe duyabilirsiniz; sağlığınız, işiniz, ödenmemiş faturalarınız veya ilişkileriniz. Gelecek üstünde yoğunlaşırsanız, şimdiki anın farkına varamazsınız.

    Stresi yönetme yolları:

    Düzenli egzersiz yapın. Bu kas gerginliğinizi azaltır ve daha iyi hissetmenizi sağlar.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin, bu strese olan direncinizi arttırır. Öğün atlamayın, kafeini azaltın veya kesin. Kahve başlangıçta size enerji verse de sonra ters etki yapar.

    Bilinçaltı çalışmaları yapabilirsiniz. Meditasyon yapın, dua edin, şükredin. Sahip olduklarınıza odaklanın. Bunlar kendi özünüzle, bilinçaltınızla daha iyi iletişim kurmanıza yardımcı olur.

    Nefes egzersizleri yapabilirsiniz. Üzüntülü, kaygılı olduğunuzda nefesinizin kesik kesik olduğunu ve yüzeyselleştiğini fark etmişsinizdir. Bu durumda derin nefesler alıp yavaş yavaş verin, nefesiniz verirken ‘’Rahat, daha rahat’’, ’’Gevşiyor gevşiyor, daha da gevşiyorum’’ diyebilirsiniz.

    Stresi azaltmaya yardımcı olan Gingko biloba, Sarı kantaron, Ginseng, Passiflora gibi bitki ekstrelerinden yararlanabilirsiniz. Bir hastalığınız varsa, ilaç kullanıyorsanız bunun için öncelikle doktorunuza danışmanızı öneririm.

    Düşünce ve duygularınızı fark edip düzenleyin. Olumsuz olaylar karşısında duygusal ve davranışsal tepkiler vermenize neden olan akılcı olmayan düşünceleriniz varsa değiştirmeye çalışın.

    Hobiler Geliştirin. İlgi alanlarınıza uygun, sizi rahatlatacak aktiviteler bulmak stresin etkilerini azaltacaktır.

    Zamanı iyi kullanın. İşlerinizi, yapmanız gerekenleri ertelemeyin. Eve iş götürmemeye çalışın, sosyal etkinliklere zaman ayırın, bunun için zaman yönetimi becerilerinizi geliştirin.

    Stresi azaltan akupunktur noktalarına masajlar yapabilirsiniz. Basitçe her iki elinizdeki işaret ve baş parmak arasında etli kısma veya el avcunuzun ortasına diğer elin başparmağı ile günde 3 kez 30 saniyelik orta sertlikte masajlar yapmanız endorfin hormonunu arttırarak stresi azaltmaya yardımcı oluyor.

    Eğer kronik stres yaşıyorsanız bu depresyona, panik atağa, yüksek tansiyon gibi sorunlara neden olmuşsa bir uzman yardımı almalısınız. Bu, problemlerimizin farkına varmanıza ve çözümüne yönelik stratejiler belirlemenize yardım edecektir.

  • Çocukta Ruh Sağlığı

    Çocukta Ruh Sağlığı

    Bu yazıyla ilgilenip okuduğunuza göre bir yetişkin olmalısınız. Çocuğunuza sevginizi göstermenin ya da ona yardımcı olacak en iyi yolu bulmanın zor olduğu zamanlar vardır. Çocuğunuz sizi şaşırtan, canınızı sıkan ya da çok korkutan davranışlar gösteriyor olabilir. Bu tür davranışların bir bölümü, gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabilir. Eğer çocukların ruh sağlığı hakkında daha çok şey öğren…mek istiyorsanız bu yazıyı okumaya devam edin.

    Ruh Sağlığı Ne Demektir?

    Ruh sağlığı, yaşam olayları karşısında neler düşündüğümüz, neler hissettiğimiz ve nasıl davrandığımızdır. Ruh sağlığı, kendimize, yaşamımıza ve tanıdığımız ve ilgilendiğimiz insanlara nasıl baktığımızdır. Ayrıca ruh sağlığı, zorlanma karşısındaki davranışlarımızı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri, tercihlerimizi ve seçimlerimizi belirler. Yaşamın her döneminde fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da önemlidir.

    Ruh Sağlığı Problemleri

    Bir çocuğun ateşinin yükseldiği kolayca anlaşılabilir, fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak daha zordur. Çünkü ruh sağlığı ile ilgili problemler her zaman gözle görülmeyebilir ama belirtilerini anlamak mümkündür. Ruh sağlığı problemleri teşhis edilebilmektedir. Ruh sağlığı uzmanları belirtilerle ilgili bilgileri toplamakta ve incelemektedirler. Depresyon ve kaygı ile uyum, yeme bozuklukları ve dikkat eksikliği/hiperaktivite ruh sağlığı problemlerinden bazılarıdır. Ruh sağlığı problemleri, her beş çocuktan birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ne yazık ki, ruh sağlığı bozulan çocukların tahminen üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı almamaktadır. Pek çok çocuk ve ergen, kısa süreli bir tedavi görerek atlatabilecekleri ve ciddi bir ruh sağlığı problemine dönüşmeyebilen duygusal zorlanma dönemleri yaşarlar. Örneğin, sevilen birinin kaybı, aile ilişkilerinde bir değişme bu tür problemlere yol açabilir. Bir çocuğun ruh sağlığı zihinsel kapasitesi ile ilişkili değildir. Ruh sağlığı sorunları olmayan çocuklarınki gibi ruh sağlığı sorunları olan çocukların da zeka düzeyleri düşükten (zihinsel gerilik) yükseğe kadar değişebilir. Özel eğitim, fiziksel sağlık sorunları olan öğrencilerin ihtiyacı olduğu kadar çeşitli ruh sağlığı sorunları olan çocukların ve ergenlerin de özel ihtiyaçlarını karşılamaya yardım eden okulların destek hizmetlerinden biridir. Özel eğitim alan herkesin ruh sağlığı sorunu olması gerekmediği gibi, ruh sağlığı sorunu olan her çocuk ve ergenin de özel eğitim alması gerekmemektedir.

    Ciddi Duygusal Rahatsızlıklar

    Çocuklar ve ergenler için “ciddi duygusal rahatsızlıklar” deyimi, günlük yaşamı ve evde, okulda ya da toplum içindeki işlevleri ciddi bir şekilde engelleyen rahatsızlıklar için kullanılır. Ciddi duygusal rahatsızlık her 20 gençten birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Bu tür ruh sağlığı sorunları, yardım edilmezse, okulda başarısızlığa, alkol ya da ilaç kullanımına, aile ile çatışmaya, şiddete ve hatta intihara yol açabilir.

    Nedenler

    Küçük çocukların ruh sağlığı sorunlarının temelindeki nedenlerin hepsini bilmiyoruz. Bu sorunların hem çevre hem de biyolojik yapıyla ilgili olduklarını biliyoruz. Biyolojik nedenler içinde, kalıtım, kimyasal dengesizlik ve merkezi sinir sisteminin zarar görmesi sayılabilir. Tıp uzmanları bunlara nörobiyolojik beyin bozuklukları demektedirler. Pek çok çevresel faktör çocukları tehlikeye sokabilir. Örneğin, şiddete, istismara, ihmale, ölüm ya da boşanma nedeniyle sevilen birinin kaybına ya da bozuk ilişkilere maruz kalan çocuklar için ruh sağlığı bozulma riski daha fazladır. Diğer risk faktörleri, ırk, cinsel yönelim, din ya da yoksulluk nedeniyle reddedilmeyi içerir.

    Vazgeçmeyin

    Çocuğunuz için doğru yardımı buluncaya kadar aramayı sürdürmeniz önemlidir. Bazı çocukların ve ailelerin psikolojik danışmaya ya da desteğe ihtiyaçları vardır. Diğerlerinin de tıbbi bakıma, ev bakımına, ayakta tedaviye, eğitim hizmetlerine, yasal yardıma, hakların korunmasına, yer değiştirmeye ya da danışmanlığa ihtiyaçları olabilir. Bazı aileler, başkalarının ne söyleyeceğinden ya da ne düşüneceğinden korkarak yardım aramazlar. Bakımın maliyeti, sınırlı sigorta hakları ya da hiç bir sağlık sigortasının olmaması gibi başka engeller de çıkabilir. Bunlar aileniz için gerçek sorunlar olabilir ama tedavi gereklidir. Bazı ruh sağlığı yardım kurumları ya da toplum ruh sağlığı merkezleri, ailenin ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmektedirler. Yardım arama sizin çok sabırlı ve ısrarlı olmanızı gerektirebilir.

    Çocuğunuzun Ruh Sağlığının Korunması

    Ana-baba olarak çocuğunuzun fiziksel güvenliğinden ve duygusal rahatlığından sorumlusunuz. Bir çocuğu büyütmenin tek bir doğru yolu yoktur. Ana-babalık tarzları değişir fakat çocuğunuz için yapılması gerekenler aynıdır. Aşağıdaki önerilerde eksiklik olabilir. Gelişim dönemleri, yapıcı problem çözme, disiplin tarzları ve diğer ana-babalık becerilerine ilişkin kütüphanelerde ve kitapçılarda yararlı kitaplar bulabilirsiniz. Besleyici gıdalar, düzenli sağlık kontrolleri, aşı ve sporun yanısıra, çocuğunuza güvenli bir ev ve çevre sağlamak için elinizden geleni yapın. Çocuk gelişim dönemlerini öğrenin, böylece çocuğunuzun yapabileceğinden azını ya da fazlasını beklemeyin. Çocuğunuzu duygularını ifade etmeye teşvik edin ve duygularına saygı gösterin. Çocuğunuza herkesin acı, korku, öfke ve kaygı yaşadığını anlatın. Bu duygularının kaynaklarını öğrenmeye çalışın. Çocuğunuzun öfkesini olumlu bir şekilde, şiddete başvurmadan göstermesine yardım edin. Aranızdaki saygı ve güveni geliştirin. Anlaşamadığınızda bile sesinizi yükseltmeyin. İletişim kanallarını açık tutun.

    Çocuğunuzu dinleyin.

    Çocuğunuzun anlayabileceği kelimeler ve örnekler kullanın. Onu soru sormaya teşvik edin. Rahatlık ve güven verin. Dürüst olun. Olumluluklar üzerinde durun. Her konuda konuşmaya istekli olduğunuzu gösterin. Kendi problem çözme ve baş etme becerilerinize bakın. İyi bir örnek misiniz? Eğer çocuğunuzun duygularından ve davranışlarından bunaldıysanız ya da kendi engellenmelerinizi ya da öfkenizi kontrol edemiyorsanız yardım arayın. Çocuğunuzun yeteneklerine destek olun, sınırlılıklarını kabul edin. Hedefleri başka birinin beklentilerine göre değil çocuğunuzun yeteneklerine ve ilgilerine göre oluşturun. Başarılarını kutlayın. Çocuğunuzun yeteneklerini başka çocuklarınkilerle kıyaslamayın. Çocuğunuzu tek başına değerlendirin. Çocuğunuzla birlikte olmak için düzenli olarak zaman ayırın. Çocuğunuzun bağımsızlığını destekleyin ve kendilik değerini artırmasına yardım edin. Yaşamın iniş çıkışlarında çocuğunuzun yanında olun. Çocuğunuzun problemlerin üstesinden gelebileceğine ve yeni yaşantılarla baş edebileceğine güvendiğinizi gösterin.

    Yapıcı, açık ve tutarlı bir disiplin uygulayın (Disiplin fiziksel ceza değildir, disiplin bir öğretim şeklidir). Bütün çocuklar ve aileler farklıdır; çocuğunuz için hangi yolun daha etkili olduğunu öğrenin. Olumlu davranışlarını onaylayın. Çocuğunuzun hatalarından ders almasına yardım edin. Koşulsuz sevin. Özür dileme, işbirliği, sabır, bağışlama ve başkalarıyla ilgilenmenin önemini öğretin.

    Uyarı Niteliğindeki Belirtileri Tanıyın

    Çeşitli uyarılar, bir çocuğun ya da ergenin muhtemel ruh sağlığı problemine işaret ediyor olabilir. Bu uyarı niteliğindeki işaretlerin bir bölümü aşağıda verilmektedir. Çocuğunuzun şu belirtileri gösterip göstermediğine dikkat edin;

    Duygularla ilgili güçlükler

    • Makul bir neden olmadan üzülme ve çaresizlik duyma ve bu duygulardan kurtulamama. 
    • Çoğu zaman yoğun öfkeli olma, ağlama ya da aşırı tepkide bulunma. 
    • Değersizlik ya da suçluluk duyguları gösterme. 
    • Başka çocuklardan daha fazla endişeli ya da kaygılı olma. 
    • Bir ölümün ya da kaybın ardından çok uzamış bir yas tutma. 
    • Aşırı derecede korkulu olma. Açıklanamayan korkular duyma ya da diğer çocuklardan daha fazla korku duyma. 
    • Fiziksel sorunlarla ya da görünümle sürekli ilgilenme. 
    • Zihnini kontrol edememekten ya da zihninin başkaları tarafından kontrol edildiğinden korkma. 

    Büyük değişimler 

    • Okul durumunda kötüleşme. 
    • Genellikle zevk aldığı şeylere ilgisini kaybetme. 
    • Uyuma ve yeme alışkanlıklarında açıklanamayan değişmeler gösterme. 
    • Arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma ve hep yalnız kalmayı isteme. 
    • Çok fazla hayal kurma. 
    • Yaşamı başedemeyecek kadar zor bulma ve intihardan söz etme. 
    • Açıklanamayan sesler duyma. 

    Sınırlılıklar

    • Kendini verememe, karar vermede zorlanma. 
    • Yerinde oturamama, dikkati toplayamama. 
    • Zarar görmekten, başkalarını incitmekten, “kötü” bir şey yapmaktan korkma. 
    • Gün içinde defalarca yıkanma ve eşyaları temizleme ihtiyacı duyma ya da belirli davranışları tekrarlama. 
    • Çok hızlı seyreden düşüncelerden kurtulamama. 
    • Tekrarlanan kabuslar görme. 

    Sorun yaratan davranışlar

    • Alkol ya da ilaç kullanma. 
    • Çok miktarda yeme ve sonra kusmaya çalışma, müshil ilaçlarını kötüye kullanma ya da kilo almaktan kaçınmak için lavman kullanma. 
    • Uygun kiloda olmasına karşın takıntılı bir şekilde spor yapmayı ya da diet uygulamayı sürdürme. 
    • Başkalarına ve eşyalarına sık sık zarar verme ya da yasaları ihlal etme. 
    • Yaşamı tehlikeye sokacak şeyler yapma. 

    Hemen Yardım Arayın

    Eğer çocuğunuz bu belirtilerden birini gösteriyorsa ya da belirtiler ciddiyse, hemen bir yardım arayın. Doktorunuzla, okuldaki danışman-rehber öğretmenle ya da çocuğunuzun ruh sağlığı problemi olup olmadığını değerlendirebilecek bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşun.

    Her çocuğun ruh sağlığı önemlidir.

    Pek çok çocuğun ruh sağlığı problemleri vardır.

    Bu problemler gerçektir, acı vericidir ve ciddi olabilir.

    Ruh sağlığı problemleri anlaşılabilir ve tedavi edilebilir.

  • DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYON NEDİR?
    Depresyonun teşhis edilmesindeki en belirgin unsurlar, kişideki çökkün ruh hali, mutsuzluk, kararsızlık, yaşam sevincinin yok olması ve eskiden yapmaktan hoşlandığı şeylerden artık zevk almıyor olmasıdır. Herhangi bir sebep olmaksızın ağlama nöbetlerine tutulabilir, kendisine ve çevresine olan ilgisi azalır. Bu kişiler genelde yalnızlığı tercih eder, dışarı çıkıp insanların arasına karışmak onlara zulüm gibi gelmektedir. Cinsel ilgisi ve isteği azalmıştır. İştah ve uyku durumlarında da normalden farklılık mevcuttur. Kendilerini değersiz, beceriksiz ve yetersiz görmektedirler. Sık sık geçmişiyle hesaplaşır, pişmalıklar yaşar. Olumsuz yargı ve değerlendirmeleri olmaktadır. 

    Aslında depresif duygular hepimizin hayatında olan birşeydir. Bir konu ya da bir kişi ile ilgili hayalkırıklığı yaşamak, sıkıntılı, üzücü olaylar yaşamak bizi depresif hissettirebilir, moralimiz bozabilir ama bu depresyon ile aynı şey değildir. Depresyon teşhisi koyabilmemiz için kişinin şikayetlerinin en az iki haftadır sürüyor olması ve gündelik hayatını, iş ve sosyal hayatını ciddi anlamda etkiliyor olması gerekir. Unutmamalıyız ki depresyon kişinin yaptığı bir şımarıklık değildir. 

    DEPRESYONDAKİ YAKINIMIZA NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ?
    Depresyonda olduğunu düşündüğünüz yakınıza, yardım etmek amacıyla olsa da asla, “takma kafana, ne var bunda, hepimizin başına geliyor, sen kafanda büyütüyorsun” gibi cümleler sarfetmemelisiniz. Bu tip cümleler depresyondaki kişiye onu ciddiye almadığınızı hissettirir. “Nasıl hissediyor olduğunu tam olarak anlayamıyor olabilirim ama seni umursuyorum ve sana yardım etmek istiyorum”, çok daha samimi bir cümle olacaktır. Onu bir psikiyatr ve psikolog ile görüşmeye teşvik etmek, ilaçlarını kullandığından ve terapilerini aksatmadığından emin olmak yine onun için yapabileceğiniz büyük bir yardımdır. Kaçınmanız gereken bir diğer hata “bak sen böyle olunca biz de üzülüyoruz, bizleri de üzüyorsun haydi artık toparlan” demektir. Bu tip cümleler zaten depresyonda olan kişiyi daha da kötü eder, suçluluk hisleri artar, kaygıları artar. Unutmamalıyız ki düzelmek o kişinin elinde olan birşey değildir, depresyon da bir hastalıktır. Sabırlı olmalısınız, onun yanında olduğunuzu, dinleyebileceğinizi birden çok kez tekrar etmeniz gerekebilir. Dolayısıyla sizin de mutlu ve sağlıklı olmanız ona daha iyi destek olabilmeniz için çok önemlidir. Tatile çıkmak, yaşadığı yerden uzaklaşmak da depresyonlu hastaya iyi gelmeyecektir çünkü tüm sorunları kafasında gittiği yere de gçtürecektir o yüzden bu tip konularda ısrarcı olmamanızı tavsiye ederim. 

    DEPRESYON İLE BAŞETMENİN YOLLARI
    Depresyondaki kişi mutlaka psikoterapi görmelidir hatta bu ağır bir depresyon ise ilaç da kullanmalıdır. Bu profesyonel desteklerin yanısıra despresyonla daha kolay başedebilmesi için de bazı önerilerimiz var.
    *Depresyondaki kişi çoğunlukla evden çıkmak istemez ama aktif olmaya kendini biraz zorlamalıdır. İlk başta zor gelecek ama sonrasında kişiye yaşadığını hissettirecektir.
    *Uyku ve yemek konusundaki düzensizlikleri minimuma indirmeye çalışılmalıdır. Örneğin iştahı olmasa bile yemek hazırlayıp sofraya oturmalıdır.
    *Yakın çevreden yardım istemekten çekinmemeli, terapi seansları aksatılmamalıdır. 
    *Depresyondaki kişinin kafasında sürekli olumsuz yargı ve değerlendirmeler vardır. Kişi bu olumsuz düşünceleri sorgulamalı, bu olumsuz düşüncenin gerçekten bir kanıtı olup olmadığını incelemelidir. Farklı bakış açısı ne olabilir diye kendisine sormalıdır. Eğer farklı bir bakış açısı bulamıyorsa şöyle düşünmenin faydası olabilir: “Bana arkadaşım böyle bir düşünce ile gelse ona ne derdim, nasıl yaklaşırdım?”
    *İşler istediği gibi gitmediğinde kişi kendi için beceriksiz, başarız, yetersiz gibi sıfatlar kullanmamalı, herşey kontrol edemeyeceğini kabul etmelidir. 
    *Depresyondaki kişi sabırlı olmalıdır. Bu, tedavisi olan bir hastalıktır. Terapinin başından beri geçirdiği gelişmeleri sık sık kendine hatırlatmalıdır. 

  • Boyun fıtığı cerrahisi

    Üst (boyun) omurganızda bir disk problemi nedeniyle meydana gelen, rahatsız edici boyun ve kol ağrısı, uyuşukluk veya zayıflıktan dolayı acı çekiyor musunuz? Başınızı hafifçe döndürmek ağrılı mı veya olanaksız mı? Cerrahi olmayan bakım size yardım etmediyse size boyun fıtığına yönelik bir cerrahi tedavi gerekiyor olabilir.

    Ağrı, Hayatınıza Egemen Olduğunda

    Herhangi bir ağrı rahatsız edici olabilir. Ancak, boyun veya kolunuzdaki sürekli ağrı ya da güçsüzlük, elinizi ve kolunuzu kullanmanızı kısıtlayabilir. Bu durum çalışma hayatınızı kötü etkiler. Dahası, almış olduğunuz tedavilerin hiç birinin (istirahat, ilaçlar, fizik tedavi, enjeksiyonlar), semptomlarınızı hafifletmediğini görebilirsiniz. Ağrının, hayatınızın kontrolünü ele geçirmiş olduğunu hissedebilirsiniz.

    Servikal Disk Cerrahisinin Yardımı Dokunabilir

    Boyun fıtığı problemlerinin çoğu, cerrahi olmayan bakımla düzelir. Ancak birçok insan sadece boyun fıtığı cerrahisi sonrası ağrı ve güçsüzlükten kurtulur. Bu cerrahi sırasında cerrahınız, semptomlarınıza yol açan problemi tedavi edebilir. Cerrahinin de sınırları vardır; aşırı kullanım veya yaşlanmanın tüm etkilerini ortadan kaldıramaz. Ancak, hayatınızın kontrolünü tekrar kazanmanıza yardımcı olabilir.

    HAYATINIZ NASIL ETKİLENDİ?

    Aşağıdaki sorulara cevap vererek, boyun omurga probleminizin hayatınızı nasıl etkilediğine bir bakın. Kendi kendinize yapacağınız bu değerlendirme, boyun probleminizin tedavi olmasının yararlarının, cerrahinin risklerine ağır basıp basmadığına ve cerrahinin size uygun olup olmadığına karar vermede yardımcı olabilir.

    Fiziksel Etkiler Evet Hayır

    Ağrınız yüzünden işe gidemediğiniz oluyor mu? □ □

    Boyun ağrınız kolunuzdan aşağıya iniyor mu? □ □

    Kolunuz veya elinizde uyuşma veya güçsüzlük oluyor mu? □ □

    Baş ağrısı çekiyor musunuz veya kürek kemiklerinizin arasında □ □

    ağrınız var mı?

    Sosyal Etkiler Evet Hayır

    Ağrınız yüzünden ailevi etkinliklere katılamadığınız oluyor mu? □ □

    Ağrınız, aileniz ve arkadaşlarınızdan uzak, tek başınıza □ □

    kalmanızı mı gerektiriyor?

    Başka insanlarla birlikteyken rahatsızlığınız yüzünden kendinizi □ □

    diğerlerinden uzak buluyor ve eğlenemiyor musunuz?

    Duygusal Etkiler Evet Hayır

    Ağrınız yüzünden engellenmiş ve karamsar mı hissediyorsunuz? □ □

    İşe gitmediğiniz günler çok fazla olduğu için işinizi □ □

    kaybetmekten mi korkuyorsunuz?

    Diğer insanların, çektiğiniz ağrının gerçek olmadığını □ □

    düşündüğünü mü hissediyorsunuz?

    Hayatınız üzerinde kontrolünüzün kalmadığını mı hissediyorsunuz? □ □

    BOYUN OMURGANIZI TANIYIN

    Boynunuzun, 4,5 kilogram veya daha ağır olan kafanızı tutmak için güçlü olması gerekir. Ancak, incinme, kötü vücut duruşu, yıpranma, yırtılma ve artrit gibi hastalıklar, servikal omurganızın yapısına zarar verebilir. Öte yandan, disk problemlerine ailevi yatkınlığınız da olabilir. Sonuçta boynunuz ve kollarınızda ağrı ve güçsüzlük gelişir.

    Sağlıklı Bir Boyun Omurgası

    Üst omurganız, boyun omurlarından oluşmuş esnek bir kolondur. Boyun omurgasını oluşturan bu yedi adet omur, süngere benzer bir yapıya sahip şok emici disklerle birbirinden ayrılmıştır. Omurilik, omurların oluşturduğu geniş bir merkezi kanal (spinal kanal) boyunca geçer. Omurilikten dallanan sinirler, omurlar arasındaki küçük aralıklardan (foramina) çıkar ve kollarınıza ve vücudunuzun diğer bölgelerine giderler. Siz yaşlandıkça, disklerinizin yıpranması ve sertleşmesi normaldir. Sonuç olarak, boynunuz eskisi gibi esnek olmayabilir.

    Problemli Omurganız

    En sık görülen boyun omurga problemlerinden biri de, zarar görmüş bir disktir. Bir disk, yaralanabilir ve dışarı doğru fıtıklaşabilir (herniasyon). Fıtıklaşan kısım, bir sinire baskı yapabilir veya yavaş yavaş yıpranabilir (dejenerasyon). Sonuç olarak, yıpranmış bir disk öyle düz bir hale gelir ki, üstünde ve altında bulunan omurlar ileri ve geri kayarak neredeyse birbirlerine temas eder hale gelirler. Diskler yıprandığı için omurda ve omurlar arasındaki açıklıkta anormal kemik büyümeleri oluşabilir ve daralmaya (stenoz) neden olur.

    CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİ PLANINIZ

    Size muayene ve test sonuçlarına dayanarak ilk etapta istirahat, ilaç, fizik tedavi, egzersiz veya enjeksiyonu içeren cerrahi olmayan bir bakım önerilebilir. Cerrahi olmayan bu tedaviler çoğunlukla belirtileri azaltırlar. Belirtileriniz devam ederse, cerrahi sizin için uygun bir tedavi olabilir.

    Belirtilerinizin Azaltılması

    Şikayetlerin azaltılması için size şunlar önerilebilir:

    Boynunuzdaki ağrı ve enflamasyonu azaltmak için ilaçlar

    Epidural steroid enjeksiyonları (omurilik yakınındaki spinal kanala enjeksiyon). Ciddi ağrıyı rahatlatıp enflamasyonu(yangı) azaltabilir.

    Etkinliklerin kısıtlanması veya yatak istirahatı, boyun omurganıza iyileşme şansı vermek içindir.

    Birkaç hafta boyunca kullanabileceğiniz, yumuşak bir boyunluk. Boyun omurlarınızın düzgün durmasını sağlarken, başınızın desteklenmesine de yardımcı olur.

    Traksiyon. İki hafta boyunca günde bir veya daha çok kez yapılan bu işlem, boyun omurgası sinirleri üzerindeki baskıyı azaltmada yardımcı olabilir.

    Gücün ve Hareketin Tekrar Kazanılması

    Boynunuzdaki gücü ve hareketi tekrar kazanmanıza yardım etmek için, fizik tedavi görmeniz gerekebilir. Bir fizyoterapist, boynunuzun gücünü ve hareket açıklığını arttırmak için özel egzersizler öğretebilir. Boyun omurganızı etkileyebilecek duruş ve hareketleriniz değerlendirilip düzeltilebilir. Sıcak, masaj ve traksiyon tedavileri de belirtilerinizin hafiflemesine yardım edebilir.

    Kendine Bakım

    Tedavinizde sizinde etkin bir rol üstleneceğinizi unutmamalısınız. Boynunuzu daha fazla incinmeden koruyabilmek için:
    •Doktorunuzun veya fizyoterapistinizin size verdiği egzersiz programını uygulayın. Bunlar, dirençli egzersizler veya eklem açıklığı egzersizleri olabilir.
    •Otururken, ayakta dururken veya hareket ederken duruşunuza dikkat edin.
    •Çalıştığınız alanın incelenmesini sağlayın. Çalışma yerinizi, önerildiği şekilde tekrar düzenleyin. Evde olduğunuz zaman bile telefon için bir kulaklık kullanmanız, ağrılı pozisyonlardan uzak kalmanızı sağlayacaktır.
    •Sırtüstü yatarken, boyun için özel olarak üretilmiş bir yastık veya rulo havlu kullanarak boynunuzu destekleyin.

    CERRAHİ ÖNCESİ ROLÜNÜZ

    Ameliyat olmaya karar verirseniz, cerrahinin başarılı olmasına yardım edebilirsiniz. Beklentinizin ne olduğunu bilmek ve ona göre hazırlanmak çok önemlidir. Cerrahinin sizin için yapabilecekleri hakkında gerçekçi beklentileriniz olmalı ve cerrahınızın tüm talimatlarına uymalısınız.

    Cerrahiden önceki gün

    Şu uyarıları dikkate alın:
    •Geceyarısından sonra kesinlıkle bir şey yiyip içmeyin. Anestezi öncesinde mideniz tamamı ile boş olmalıdır. Boş bir mide bulanı, kusma, ve diğer komplikasyonları önleyecektir. Eğer geceyarısından sonra bir şeyler yer ya da içerseniz cerrahiniz ertelenebilir.
    •Cerrahi önesi gece banyo yapın. Bu ciltte bakterileri oranını azaltacak ve cerrahi sonrası enfeksiyon riskini azaltacaktır.
    •Cerrahi öncesi gece iyi dinlenin. Eğer geceyi hastanede geçiriyorsanız ve uyuyamıyorsanız lütfen bizi bilgilendirin. Size bir takım ilaçlar verilerek rahatlamanız sağlanacaktır.

    Cerrahi Sabahı:
    •Makyaj yapmayın.
    •Sadece size almanız söylenen ilaçları alın. Rahatca yutmanıza yardımcı olacak az miktar su içebilirsiniz.
    •Cerrahiye evden geliyorsanız gerekli hazırlıklar için en a 3 saat önce hastanede olun.
    •Cerrahi öncesinde toplardamarlarınızdan sıvı ve ilaç vermek üzere IV yol başlanacaktır.

    Gerçekçi Beklentilere Sahip Olmak

    Sizin için iyi bir cerrahi sonuç nedir? Bu cerrahi, boyun ve kolunuzdaki belirtilerin hafiflemesine yardım edebilir. Ancak belirtiler tamamen kaybolmayabilir. Gerçekçi beklentilere sahip olmak, başarının anahtarı olabilir. Size boyun fıtığı cerrahisi yapılmadan önce, bu cerrahi işlemin probleminiz için ne yapıp yapamayacağını öğrenin. Beklentilerinizi cerrahınızla konuşun.

    Kemik Doku Nakli Gerekirse

    Cerrahinizin tipine bağlı olarak, kemik dokusu nakline ihtiyacınız olabilir. Bu doku, bir kemik bankasından (allograft) veya kendi vücudunuzdan (otograft), örneğin kalça kemiğinizden alınabilir. Bu seçenekler sizinle konuşulacaktır.

    Bir Boyunluk Kullanmak

    Probleminize bağlı olarak cerrahınız, sert veya yumuşak bir boyunluk tavsiye edebilir veya boyunluk önermeyebilir. Boyunluk, boynunuzun hareketini kısıtlayarak iyileşme sürecinde boyun omurganızı korumaya yardım edebilir ve cerrahi öncesi veya hemen sonrasında takılabilir.

    Riskler ve Komplikasyonlar

    Günümüzde boyun fıtığı cerrahisinde yeni teknikler ve mikroskop kullanımı sonucu ameliyat komplikasyonları son derece nadir görülmekle birlikte, bu cerrahinin bir takım potansiyel risklerinin olduğu bilinmelidir. Bunlar:
    •Yutma ile ilgili problemler
    •Kalıcı ses kısıklığı/boğukluğu
    •Anestezinin birtakım yan etkileri
    •Kemik dokunun, nakledilen kemiğe kaynamaması
    •Eklenen kemik dokunun kayması veya yerinden çıkması
    •Yakındaki dokuların zarar görmesi
    •Kanama ve olası kan nakli
    •Enfeksiyon
    •Omurilik veya sinir hasarı

    CERRAHİNİZ HAKKINDA BİLGİ

    Cerrahiniz sırasında diskin tümü veya bir kısmı çıkarılabilir (diskektomi). Boyun omurganıza ulaşmak için, boynunuzun önünden veya arkasından bir kesi yapılır. Önden kesi yapıldığında, omura bir füzyon (birleştirme) işlemi ile boyun daha sağlam bir hale gelebilir. Arkadan kesi yapıldığında, diske ulaşabilmek için kemik çıkarılabilir.

    Ön Kısımdan Yapılan Girişim

    Boynunuzun her iki yanından yaklaşık 2-2,5 cm uzunluğunda yatay veya dikey bir kesi yapılır. Diske ulaşmak için, yumuşak doku kenara çekilir. Diskin tümü veya siniri rahatsız eden kısmı çıkarılır. Kemik dikenler de çıkarabilir. Bu işlemden sonra omur gerekli ise bir füzyon için hazırlanır.

    Arka Kısımdan Yapılan Girişim

    Boynunuzun arka kısmının ortasında yaklaşık 4-5 cm uzunluğunda bir kesi yapılır. Daha sonra problemli bölgeye ulaşmak için kemiği çıkarabilir. Daha sonra diskin hasarlı kısmını çıkaracaktır.

    Sağlamlaştırmak: Füzyon

    Ön taraftan bir disk çıkarıldığında, o diskin üzerindeki ve altındaki omurlar birleştirilebilir. Bu, basıncı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olacak, hareketi de kısıtlayacaktır.

    Önce omurlar arasındaki alanı genişletilirr. Daha sonra bu alana, silindir veya kama biçimli bir kemik parçası yerleştirilirr. Metal plakalar da eklenebilir. İyileşme sırasında, eklenen bu kemik ve omur birlikte büyür. Füzyon sonrasında, boynunuzu eğme beceriniz biraz kısıtlanabilir.

    Kemiği Çıkartmak

    Arkadan diske ulaşmak için, bir parça kemik almak gerekebilir. Sinirler veya omurilik üzerine basıyı hafifletmek için, kemik dikenler de çıkarılabilir. Çıkarılan kemiğin yeri ve miktarı, probleminizin tipine bağlıdır.

    İYİLEŞMEDEKİ ROLÜNÜZ

    İyileşirken, boyun omurganızı korumanız gerekir. Bunun en iyi yolu, hareket kısıtlama ile ilgili talimatlara uymak ve varsa, boyunluğunuzu takmaktır.

    HAYATINIZIN KONTROLÜNÜ ÜSTLENMEK

    Boyun omurganızdaki cerrahi, belirtilerinizi hafifletmede yardımcı olabilir. Devamlı bir boyun bakımı ile tümü olmasa da, sevdiğiniz çoğu etkinliğinizi sürdürebilirsiniz. Bu durum, yaşamınızın kontrolünü tekrar ele geçirmenize izin verecektir. Omurganızı sağlıklı tutmak için aşağıdaki ipuçlarını izleyin.

    Etkin kalın.
    Yürüyüş gibi düzenli bir egzersiz, kaslarınızı güçlü ve esnek kılar. Omurganızı da destekler.
    Duruşunuz iyi olsun.
    Kulaklarınız, omuzlarınız ve kalçalarınız aynı hatta olacak şekilde ayakta durun ve oturun. Kambur durmayın veya düşmeyin. Bir fizyoterapist, omurganızı nasıl korumanız gerektiği hakkında size daha çok bilgi verebilir.
    Sigara içmeyin.

    Sigara içmek, disklerinizi incinmeye daha yatkın hale getirir. Ayrıca, kaslarınızın ihtiyaç duydukları tüm oksijeni almasını da engeller.

    Gerginlikle baş edin.

    Gerginlik, boyun ve sırt problemlerine neden olabilir veya onları daha da kötüleştirebilir. Stresi hafifletmek, boyun ve sırt ağrısını dindirebilir veya önleyebilir.

  • Baş ağrıları, türleri ve sebepleri

    Aramızdan %90 kişide izlenir

    ANCAK TÜM BAŞAĞRILARI AYNI DEĞİLDİR
    •Hafif yada dayanılmaz ağrılar olabilir
    •Ayda bir ya da günde defalarca görülebilir
    •Başın tek tarafını yada iki tarafını etkileyebilir
    •Bir saat ya da günlece sürebilir

    Ve başağrıları farklı olduğu gibi onlardan kurtulmak için izlenecek metodlarda değişir.

    NEDEN BAŞAĞRILARI HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLMALIYIM?

    Çünki onlarla yaşamak istemezsiniz!

    BUNLARI ÖĞRENEBİLİRSİNİZ:

    •Yaşadınız başağrılarının tiplerini
    •Başağrısını azaltmanın ya da korunmanın yollarını
    •Başağrıları için ne zaman tıbbi yardım almanız gerektiğini

    Nadiren başağrısıda çekseniz yada hergün başağrısı ile yaşasanız, onunla baş etmenin yollarını öğrenebilirsiniz.

    BAŞ AĞRISINA NELER YOL AÇAR?

    Bu konuda araştırmalar süratle devam etmektedir.

    MUHTEMEL SEBEPLER

    •Kimyasal düzensizlikler, sinirlerde ve beyin içi ve çevresindeki damarlardaki hastalıklar
    •Genetik faktörler- Mesela migren ağrılarında ailesel geçiş iyi bilinmekyedir

    AĞRI TETİKLEYİCİLER

    Ağrıya neden olmazlar. Ancak hazırlayıcı faktörleri aktive ederler.
    •Stres
    •Depresyon
    •Belirli yemekler ve katkı maddeleri
    •Açlık veya düşük kan şekeri
    •Alkol ve kafein
    •Uyku düzeninde değişiklik
    •Hormonal değişiklikler
    •Hava durumundaki değişimler
    •Havada polenler
    •Parlak ışık
    •Aşırı gürültü

    GERİLİM TİPİ BAŞAĞRISI

    En sıktır.

    SEMPTOMLAR

    •Sıkı bir kep yada kafa bandı takıyormuş

    hissi uyandıran ağrı
    •Başın her iki tarafında ağrı
    •Omuzlarda yada boyunda ağrı

    SEBEPLER

    Tam anlaşılamamıştır. Muhtemel sebepler:
    •Boyun, omuzlar ve başta sıkı adaleler
    •Beyin kimyasallarında düzensizlik

    TETİKLEYİCİLER
    •Fiziksel stres
    •Ruhsal stres, ara vermeden bir konu üzerinde uzun süre konsantre olma
    •Duygusal stres, depresyon, anksiete gibi

    MİGREN BAŞAĞRISI

    Sıklıkla başın sadece bir tarafında olur.

    Hafif yada şiddetli olabilir.

    Sıklıkla kadınlar etkilenir.

    SEMPTOMLAR

    •Orta-ağır zonklayıcı ağrı
    •Bulantı, kusma
    •Dudaklarda ve yüzde çekilmeler
    •Işık ve sese duyarlılık

    Bazı migren hastaları başağrısı başlamadan önce ışık parlamaları, zigzag çizgiler ve kör noktalar görebilir.

    SEBEPLER

    -Gerilim tipi başağrısı gibi nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Beyin kimyasallarının aktivitesinde, sinir sistemi ve kan damarlarındaki değişikler bu ağrılara yol açabilir. Ailesel kalıtımda söz konusudur.

    TETİKLEYİCİLER

    •Adet dönemi, hamilelik veya menapoz sırasındaki hormonal değişiklikler
    •Stres
    •Fındık,peynir, kırmızı şarap ve çikolata gibi belirli yemekler ve içecekler
    •Hava durumundaki değişiklikler
    •Çok fazla ya da çok az uyuma

    CLUSTER BAŞAĞRISI

    Nadir görülmekle birlikte en şiddetli başağrısı tipi olarak kabul edilir.

    Sıklıkla erkekler etkilenir.

    SEMPTOMLAR

    •Genellikle göz yanında tek tarafta oldukça şiddetli ağrı
    •Etkilenen tarafta göz yaşarması ve burun akması

    Bu tip başağrısı haftalar veya aylar boyunca gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Sonra aylar hatta yıllar boyu kaybolabilir.

    SEBEPLER

    •Bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar beynin vücut ısısı, uyku ve iştahı düzenleyen bölümünde fonksiyon bozukluğu neticesinde görüldüğünü düşünürler.

    TETİKLEYİCİLER

    •Mevsim değişiklikleri
    •Aşırı sigara içimi
    •Alkol alımı
    •Uyku düzeninde bozulma

    BAZI BAŞAĞRILARI BİR HASTALIK VEYA YARALANMANIN UYARICI SİNYALLERİ OLABİLİR

    •Gözler, kulaklar, dişler veya çenenin hastalıkları
    •Sinüs enfeksiyonu
    •Alerjiler
    •Temporal arterit- başın yan tarafındaki arterleri etkileyen ve sıklıkla 55 yaş üzerinde izlenen bir hastalık.
    •Beyin tümörü
    •İnme
    •Anevrizma (Baloncuk)
    •Beyin absesi (enfeksiyon)
    •Menenjit ( Beyin ve omuriliği saran zarların enflamasyonu)
    •Başa şiddetli bir darbe gelmesi

    BAŞAĞRIM İÇİN NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALIYIM?

    Eğer başağrılarınız evde veya iste rutin aktivitelerinizi yapmanıza engel oluyorsa, eğer mevcut ağrının şimdiye kadar yaşadığınız en şiddetli ağrı olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir sağlık uzmanına başvurun.

    AŞAĞIDAKİLER VARSA ACİL TIBBİ YARDIM ARAYIN

    •Ani ve çok şiddetli gelişen ağrı
    •Eşlik eden görmede bozulma, konfüzyon, şuur kaybı, uyuşma veya benzer değişiklikler eşlik ediyor ise
    •Gece sizi uykudan uyandırıyor ise
    •Daha sık ve şiddetli olmaya başladı ise
    •Başa bir darbe sonrası başladı ise
    •Ateş ve ense sertliği ile birlikte ise ve/veya boğaz veya solunum yolu enfeksiyonunu takip ediyor ise
    •Eşlik eden nöbetler var ise
    •Çocuklar veya yaşlılarda görülüyorsa
    •Tavsiye edilen dozlarda verilen ilaç tedavisine yanıt vermiyorsa
    •Bir göz veya kulak gibi özellikle hep aynı alanı etkiliyorsa

    TANI KONMASI

    Başağrılarınız için tıbbi yardım istediğinizde:

    Size sorular sorulacaktır

    •Tıbbi özgeçmiş ve kullandığınız tüm ilaçlar
    •Aile öyküsü
    •Alkol, nikotin, kafein kullanımı
    •Diet ve uyku alışkanlıkları

    Ayrıca başağrınız ile ilgili sorularda sorulacaktır- Ne zamandır bu ağrıları çekiyorsunuz, ağrıyı azaltan ya da arttıran olaylar, vb.

    BAZI TESTLERE İHTİYACINIZ OLABİLİR

    Fizik muayenenize ilaveten doktorunuz:
    •Reflekslerinizi, adale gücünüzü, koordinasyon durumunuzu kontrol edebilir
    •Gergin eklemlerinizi kontrol edebilir
    •Kan testleri, beyin tomografisi, MR yada başka testler isteyebilir.

    TEDAVİ BAŞAĞRISININ GİDERİLMESİNE YARDIMCI OLABİLİR

    -Ve yeni başağrılarının oluşumunu önleyebilir. Aşağıdakiler tek başına ya da kombine şekilde verilebilir.

    İLAÇ TEDAVİSİ

    Reçete düzenlenebilir

    BESLENMEDE DEĞİŞİKLİKLER

    Önerilebilir:
    •Şarap ve diğer alkollü içecekler, kafeinli içecekler, peynir, vb. belirli gıdalar ve içecekleri daha az tüketin
    •Yemeklerinizi her gün aynı saatte yemeye özen gösterin.

    RAHATLAMA TEKNİKLERİ

    Tavsiye edilebilir:
    •Nefes alama egzersizleri
    •Rahatlatıcı bir görüntüyü hayal etme

    EGZERSİZ

    Başağrısını provake eden stresi azaltmaya yardımcı olur.

    PROFESYONEL DESTEK

    Stresli durumlar ile mücadele etmenize yardımcı olur.

    SİGARAYI BIRAKMA

    Başağrısının azaltmanın yanında başka sağlık sorunlarınında önüne geçilir.

    FİZİK TEDAVİ

    Akupunktur, masaj bazı hastalarda yardımcı olabilir.

    KENDİNİZE YARDIM ETMEK İÇİN NE YAPABİLİRSİNİZ

    Eğer başağrısı için tedavi ediliyor iseniz şunlar sizin için önemlidir:

    TEDAVİ PLANININIZI TAKİP EDİN

    Doktorunuzun önerdiği şekilde ilaçlarınızı alın. Size önerilenleri uygulayın

    GERÇEKÇİ OLUN

    Hiç kimse size hayatınızın sonuna kadar başağrısı çekmeyeceğinizi garanti edemez. Ancak, tekrarlayan başağrılarının döngüsünü kırabilir ve ağrı geldiğinde onunla baş etmeyi öğrenebilirsiniz.

    SABIRLI OLUN

    Doğru ilaç kombinasyonunu bulmak özellikle birden fazla tip başağrısı çekiyorsanız zaman alabilir.

    Eğer nadiren hafif düzeyde başağrısı çekiyor iseniz:

    AĞRI KESİCİ ALIN

    Aspirin, asetominifen, ibuprofen gibi ağrı kesiciler güvenli, etkili şekilde ağrıları azaltabilir. Ancak bu ilaçların sık kullanımı bazı hastalarda başağrısına yol açabilir.

    SICAK VEYA SOĞUK TEDAVİLER KULLANIN

    •Sıcak, tercihen nemli bir havluyu kafanızın arkasına koyun. Veya alına soğuk havlu koyun. Gerilim tipi başağrıları için sıcak yada soğuk bir banyo iyi gelebilir.
    •Soğuk uygulama migren ağrılarına iyi gelebilir.

    EGZERSİZ YAPIN

    Eğer masabaşı işi yapıyor iseniz ara vererek:
    •Baş ve boyun adalelerini rahatlatmak için başınızı bir yandan bir yana yavaşça döndürün.
    •Omzunuzu çevirerek gevşetin.
    •Ayağı kalkın ve dolaşın.

    UNUTMAYIN- Eğer başağrılarınız şiddetlenir ya da devamlı hale gelirse mutlaka doktora başvurun.

    SONUÇ OLARAK-

    – BASAMAKLARI UYGULAYIN

    Başağrısından korunmak yada olan ağrıyı gidermek için

    – TIBBİ YARDIM ALIN

    Ciddi ve tekrarlayan ağrılar için

    – ASLA PES ETMEYİN

    Başağrısı ile mücadele etmenin birden fazla yolu vardır, unutmayın.

  • Duygu koçluğu

    Birincil duyguya Varış

    Koçluk, danışanlarını onların bedensel duygularının anlamını kavramaya yardım etmeyi kapsar. İnsanlar ne hissettiklerinin farkına varır varmaz ya

    a) duygularını takip etmeye ve onlara göre davranmaya ya da

    b) duygularının onları içerisindeki bir şeylerin kargaşa içinde olduğunu İşaret ettiğine hükmetmeye ihtiyaç duyarlar.

    İkilem, duygularla ne zaman değiştirilmesi gerektiği ve onların ne zaman değiştirileceğidir. Bazı duygular insanlara kendi iç dünyalarının Üzgün olduğunu söyler. Eğer böyleyse, yanlış olana dikkat etmeleri ve onu nasıl düzelteceklerini bulmalari gerekir.

    Sağlıklı bireylerde, duygu ortaya çıkar çıkmaz, hissedilen şeyin farkına varılması da ortaya çıkar.

    Duygu ve farkındalık, insanların uygun davranış biçimini ayırt etmelerine yardımcı olmak için birlikte çalışır. Bu şekilde duygu ve mantığı bütünleştirmek gerçekten günlük yaşamın kalbidir. Koçluk, eğer onlarda yoksa insanları bu beceriyi kazandırmak için öğretmeyi veya onlarda zaten varsa geliştirmelerine yardımcı olmayı kapsar.

    Önceki bölümde ortaya konan koçluk sürecinin adımlarındaki ilk dönüm noktası, insanların şuan hissettikleri duygunun onların Çekirdek öz duygusu olup olmadığını değerlendirmeye yardımcı olmaktır. Bir duyguya varınca, koç ve danışanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklerini ya da bunun az sonra geride bırakılacak sadece bir ara durak mı olduğunu birlikte belirlemelidirler. Hangi ipuçları bir durumu asıl, insanın kendisiyle kalması gereken, olup olmadığını göstermeye yardım eder?

    Bir duygunun birincil bir duygu olup olmadığını değerlendirme

    İnsanlar bir duyguyu taze ve yeni olduğu için Çekirdek olarak kabul ederler. Gerek içsel gerek dışsal olsun değişen durumlara karşılık olarak o anda ortaya çıkar. O, eski oyalanan ve hareket etmeyen durgun bir duygu değildir. İki yıl önce bir terfide, devamında istifanın geldiği gözardı edildiğini hatırlamaya duyulan geçmiş kızgınlık değildir, aynı şekilde çözümlenmemiş acıdan gelen şikayet duygusu da değildir. Bunun yerine, danışanın genellikle çok açık ve belki de savunmasız hissettiği şekilde bırakan hayati bir duygudur. Bu, bir danışanın kendisinden çıkar sağlandığını hissettiğinde yaşadığı öfke, sevdiği bir arkadaşını hastalıktan kaybetmenin üzüntüsü, hatta bluz ya da pantolon fermuarının herkesin önünde açık olmasının mahcubiyeti veya ayıbı olabilir. Tedavi de bu, genellikle en temel olan önceden kaynağı belirtilmemiş bir duygudur.

    Danışan bir şeyler hissediyorsa, danışan ile koçun veya aralarında yaşanan sürecin İlkin şu soruyu cevaplandırması gerekir: bu duygu, daha temel olanı gizleyen ikincil bir duygu mu? Örneğin, bu öfke acının üzerini kapatıyor mu? Bu acı, öfkenin üzerini kapatıyor mu: utanç veya korku, öfkenin arkasında mı; boşluğun arkasında gizlenen acı var mı; çaresizlik içinde bile daha derin gözyaşları mı var? Bu duygu bir başka, daha temel duyguya bir tepki midir,?Danışan üzüntüsünden endişeli mi, öfkesinden korkuyor mu, savunmasızlığından utanıyor, korkusundan korkuyor mu ya da hicabına (Utanma, sıkılma)üzülüyor mu?

    Birincil duyguları tanımlamak için, Koç bir keşif sürecini teşvik etmeli ve orada daha fazla bir şeyler olup olmadığını görmek için danışanın ikincil duygular ve düşünceler çalılıklarını yararak ilerlemesine yardımcı olmalıdır. Danışanlar birincil duygulara ulaştığında sıklıkla bir tür iç zil çalar ve onlara “evet, işte bu. Bu benim hakikaten hissettiğim şey ‘’Der. Alıştırma olmaksızın, kişinin gerçek duygularını ayırt etmesi zordur, Bu yüzden hem koç hem danışan Gerçekten düşünceyi bir noktada toplamalıdırlar. Yardımcı bir kaşif olarak bir başka dinleyen ve hem de yoğunlaşan Koç’un olması birincil duygular için bu araştırmada danışanın dikkatini vermesine yardımcı olur. Koçun danışanın genel olarak duygusal alt yapısı hakkında bir şeyler bilmesine de yardımcı olur. Örneğin,Koçun danışanın şikayetlerinin sıklıkla ifade edilmemiş Üzüntü ve öfke birleşimini işaret ettiğini ve her duyguyu ayrı ayrı ifade ettirmenin danışanın duygunun ayrımı yapmasına yardımcı olduğunu bildiği zaman faydalıdır.

    Danışanlara duygu koçluğu yapmak syf( 109-110)

    Lesli S. Geenberg