Etiket: Yardım

  • Depresyonda Mıyım?

    Depresyonda Mıyım?

    Gündelik kullanımda birisi depresyonda olduğunu söylediğinde genellikle söylemek istediği kendisini son zamanlarda mutsuz hissettiğidir aslında. Psikolojideki kimi kavramların gündelik dilde yanlış kullanımlarına sıklıkla rastlıyoruz. Depresyon ve depresyonda olmak, depresyona girmek de bunlar arasında sayılabilir.

    Kendisini mutsuz hisseden birisi depresyonda mıdır? Bu soruya evet yanıtı da vermek mümkün ancak genel olarak söylemek gerekirse depresyon eşittir kendisini mutsuz ya da üzüntülü hissetme hali değildir. Bir kimseye depresyon tanısının konulabilmesi için başka bir takım kriterler de gerekmektedir. Yani özetle kendimizi üzgün hissettiğimiz zamanlarda depresyonda olduğumuz söylenemez. Ancak mutsuzluk hali de depresyonun en önemli belirtilerinden birisidir. 

    Her şeyden önce depresyon psikolojik bir bozukluktur. Mutsuzluk ya da üzüntü hali ise herkesin zaman zaman hissedebileceği doğal duygu durumları arasındadır. Bir kimsenin depresyonda olduğunu ya da depresyona girdiğini söyleyebilmemiz için bu mutsuzluk halinin özellikle son bir haftadır yoğun bir şekilde devam etmesi gerekmektedir. Arada bir yaşanan mutsuzluklar doğal duygu durum değişimidir ve depresyon olarak kabul edilmez ya da en azından tek başına yeterli bir kriter olmaz. Ancak bu durumda olan bir insanın da depresyon başlangıcında olduğunda şüphe de edilebilir. En doğrusu bir uzmana başvurarak ayrıntılı bir değerlendirmeden geçmek olacaktır.

    Bir kimsenin depresyonda olduğunu söylemek için çeşitli kriterler olduğunu belirmiştim. Buna göre, depresyonda olan bir insan, özellikle son bir hafta süresince:

    • Genel ve yoğun bir mutsuzluk ve üzüntü hali içindedir,

    • Eskiden keyif aldığı şeylerden artık keyif almamaya başlar,

    • Hareketi ve enerjisi azalır,

    • Genel bir başarısızlık hissi içerisindedir,

    • Kendisini suçlama eğilimindedir,

    • Cezalandırıldığını düşünür,

    • Kendisine karşı genel ya da özel bir memnuniyetsizliği vardır,

    • Başka insanlarla konuşma ve görüşme konusunda isteksizdir,

    • Karar vermekte güçlük çeker,

    • Olumsuz bir beden imgesine sahip olmaya başlar (kendisini çirkin bulabilir),

    • Uykusunda bozulmalar olur. Her zamankinden daha az ya da daha çok uyumaya başlar, sabahları dinlenmiş olarak uyanmaz,

    • İştah kaybı yaşar,

    • Sağlığıyla ilgili endişeler taşımaya başlar,

    • Cinselliğe olan ilgisinde azalma olmaya başlar,

    • Kendini öldürme düşünceleri ya da isteği görülebilir. 

    Depresyonun genel belirtileri bu şekildedir ancak bu belirtilerin tamamının bir kimsede bulunması gerekmez. Bunlardan 4-5 tanesinin kendinizde olduğunu düşünüyorsanız depresyonda olma olasılığınız yüksektir ve bir uzmana başvurarak tedavi sürecine girmenizde yarar vardır. Ayrıca bu belirtilerin yoğunluğunun da farklı olacağını belirtmeliyim. Depresyon genellikle şiddetine göre hafif, orta ve ağır olarak üç alt başlıkta değerlendirilir. Sahip olunan belirtilerin sayısına ve şiddetine göre konulacak teşhis değişecektir. 

    Peki depresyon nasıl tedavi edilir?

    Hemen her psikolojik bozuklukta olduğu gibi depresyonun tedavisi de uzun sayılabilecek bir süreç gerektirir. Günümüzde depresyonun tedavisinde kullanılan bir yöntem psikoterapi yaklaşımı Bilişsel – Davranışçı Terapidir. Araştırmalara göre BDT yaklaşımıyla depresyon tedavisinde seanslar haftada bir olmak üzere, ortalama 3 ay içerisinde sonuç alınmaya başlanır ve yine ortalama 6 ay içerisinde de iyileşme gerçekleşir ve tekrarlanma oranı da oldukça düşüktür. Ancak bu sürenin kişiden kişiye, durumdan duruma ve belirtilerin şiddetine göre de değişiklik gösterdiğini bilmeniz gerekir. 

     

    Depresyon hafife alınmaması gereken önemli bir bozukluktur. Bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Depresyon geçiren insanlar büyük acılar çekebilirler. Sadece kendilerini değil, çevrelerindeki insanları da yıpratabilirler. Bu nedenle depresyonun özellikle erken aşamada fark edilip tedavi edilmesi son derece önemlidir. Psikolojik bozukluklar arasında depresyon en ölümcül bozukluklardan birisi olarak kabul edilmektedir. Ağır depresyon yaşayan bireylerde intihar eğilimi görülebilmekte ve maalesef kimi depresyon hastaları yaşamlarına son verebilmektedir. 

    Ama özellikle toplumumuzda depresyon yaşayan kimseler yardım almakta isteksiz olmaktadır. Depresyonda olan bireyde zaten genel bir başarısızlık hissi ve kendine güven düşüklüğü de olmaktadır bu da yardıma başvurmayı geciktirmekte, yardımla iyileşebileceğine olan inancı zayıflatmaktadır. 

    Bir de insanımızda uzman yardımı almanın bir güçsüzlük, zayıflık göstergesi olduğuna dair yanlış bir kanı da bulunmakta. Buna göre bir insan sorunlarını kendisi çözerse güçlüdür, yardım isteyen insan zayıf, güçsüz bir insandır. Sorunların çözümünü zamana bırakmak gerekir. Bunun için yardım almak gereksizdir gibi hatalı inanç ve düşünceleri sıklıkla görmekteyiz.

    Aslında tam tersi söz konusudur. Yardıma talep eden insan güçlüdür ya da en azından güçlü olmak yolunda adım atmaktadır. Çünkü kendisinin ve potansiyelinin farkındadır. Olumlu yönlerinin olduğu kadar olumsuz yönlerinin de farkındadır ve sorunlarını çözmek için bir uzmandan yardım istemekten çekinmez. Daha da güçlü bir insan olmak, sorunlarının üstesinden gelmek için bir sürece girmeye hazırdır. 

  • Ebeveyn-Çocuk Bağını Güçlendirecek Alışkanlıklar

    Ebeveyn-Çocuk Bağını Güçlendirecek Alışkanlıklar

    Her ilişkide olduğu gibi, ebeveyn ve çocuk arasındaki bağ, günlük rutinlerinize kolayca dahil edilebilecek bazı alışkanlıklarla daha da güçlendirilebilir.

    1)Birlikte yemek yemek
    Etkileyici bir araştırmaya göre, çocuklarla düzenli öğünler sırasında bağlantı kurmak; olumlu zihinsel faaliyetlerde, duygusal ve sosyal becerilerde; olumlu davranışlarda ve akademik performansda artma olasılığı olduğu bulunmuştur.
    Her gece akşam yemeği yemek için zaman bulamıyor olsanız bile, mümkün olduğu kadar aile yemeklerini planlayın.

    2) Gününüz hakkında konuşmak
    Onlara, “Gününün en güzel parçası neydi?” veya “bugün olan en komik şey neydi?” gibi ayrıntılı bir şekilde cevap vermelerini isteyecek sorular sorabilirsiniz. Kendiniz hakkında bir şey paylaşarak, çocuğunuza onu bir insan olarak değerlendirdiğinizi ve ona güvenmek için ona yakın hissettiğinizi gösterirsiniz, bağınızı güçlendirirsiniz ve ona sizin için önemli olduğunu gösterirsiniz .

    3) Birlikte oynamak
    Çocuklarınızla bağ kurmanın en iyi yollarından biri birlikte eğlenmektir.
    Dışarı çıkın ve birlikte bisiklet sürün ya da bir futbol topu ile oynayın. Ya da eğlenceli bir aile masa oyunu ile neşe dolu bir kazanan ya da kaybeden olmayı öğrenebileceği, sosyal becerileri ve iyi davranışlar üzerinde çalışmayı teşvik edecek faaliyetler gerçekleştirin.
    Şunları yapabilirsiniz eğlenceli el sanatları aktiviteleri yapabilir veya mutfakta birlikte yemek pişirebikir veya birlikte bazı harika çocuk filmleri izleyebilirsiniz . Hem eşinizle hem de iyi bir arkadaşınızla yaptığınız gibi, bunu yaparken hem zevk hem de bağlantı kurduğunuz bir şey yapın.

    4) Sarılmak
    Sarılmak ve kucaklamak, çocuğunuzla bağlantı kurmanın ve ebeveyn-çocuk bağını güçlendirmenin sadece harika bir yoludur, üstelik araştırmalar hastalanma ihtimalinizi bile azaltabileceğini göstermektedir. Bu yüzden çocuğunuza, gün boyunca ne kadar çok sevgiyle onu sevdiğinizi bilmesini sağlayın, o da size geri sarılarak büyüyecektir.

    5) Saygılı olmak
    Çocuklar bazen bıkkın olabilirler ve kesinlikle hata yapabilirler. Ancak anne babalar, çocuklara saygılı davranmanın, disiplinli çocuk yetiştirmek kadar önemli olduğunu akılda tutmalıdır .
    Çocuğunuz onu disipline etmenizi gerektiren bir şey yapsa bile, onunla sakin ve sevecen bir şekilde konuşabilirsiniz. Öfke ya da fiziksel ceza kullanmanın sadece daha az etkili olduğunu araştırmalar göstermiştir. Aynı zamanda çocuğunuzla ilişkinizin kalitesine de zarar verebilir.
    Ayrıca çocuklara “Teşekkürler” ve “Lütfen” deyin ve çocuklarınızla aynı şeyi yapmasını hatırlatın. İyi davranışlar , sadece ev dışında kullanabileceğiniz bir şey olmamalı – birbirinizi saygı ve nezaketle tedavi etmek sizi bir araya getirmekle kalmayacak, aynı zamanda evinizi yaşamak için daha keyifli bir yer haline getirecektir.

    6)Çocuklara Yardım Etmesine İzin Vermek
    Ev işleri yapmak, çocuğunuzun iyi bir insana dönüşmesine yardımcı olmanın bir yoludur.
    Çocuklar doğal olarak yardımcı olmayı severler ve onlara işlerini ve sorumluluklarını verdiğinizde , özgüvenlerini artırır ve değerli hissettirirsiniz. Onlara ne kadar iyi bir iş yaptığını ve yardımlarını ne kadar takdir ettiğinizi söyleyin. Sadece sizi daha da yakınlaştırmayacak, aynı zamanda çocuklarınızın başkalarına yardım etmeyi seven kendinden emin ve nazik insanlara dönüşmesine yardımcı olacaktır.

    7) Ne kadar sevdiğinizi gösteren şeyler yapmak
    Çocuğunuzu ne kadar sevdiğini göstermek için her gün küçük şeyler yapmak , bir not yazmak ve yemek çantasına takmak ya da hafta sonları yapmak için eğlenceli şeyler planlamak veya konuştuğunuzda ona tam dikkatini vermek gibi. Çocuğunuza her gün sizin için ne anlama geldiğini gösterin. Böylelikle siz ve çocuğunuz arasındaki bağı güçlendirip, kalıcı ve sarsılmaz hale getirecek bir şey yapmış olacaksınız.

  • Panik Atak ve Panik Bozukluk

    Panik Atak ve Panik Bozukluk

    Panik atak kriziniz belirdiğinde ne olduğunu anlamıyor olabilirsiniz.Neler olup bittiğini veya bununla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyorsanız, çok daha korkutucu gelir. Bu yüzden Panik atak hastalığını anlamak, onunla başa çıkmanıza yardımcı olabilir.

    Panik Atak ve Panik Bozukluk: Bilmeniz Gerekenler

    Panik atak ve panik bozukluktan bahsederken; öncelikle ikisinin de psikiyatride ayrı ayrı tanımı vardır. Panik atak yüksek endişe nedeniyle gerçekleşir.Herkes panik atak geçirebilir, aynı zamanda panik bozukluğunun en belirgin belirtisidir. Panik atak, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve bu süre zarfında çeşitli psikolojik ve fiziksel semptomların ortaya çıktığı ani şiddetli korku veya rahatsızlık dalgalanmasıdır. Bir panik atak belirtileri ve semptomları aniden gelişir ve genellikle 10 dakika içinde daha da şiddetlenir.Bir saatten fazla sürmezler ve çoğu 20 ila 30 dakika içinde sona erer. DSM 5 tanı kritelerine göre, panik atak aşağıdaki belirtilerden en az dördünün ortaya çıktığını belirtiyor :

    • Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp hızının artması

    • Terleme

    • Titreme ya da sarsılma

    • Soluğun daraldığı ya da boğuluyor gibi olma durumu

    • Soluğun tıkanması durumu

    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    • Bulantı ya da karın ağrısı

    • Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma durumu

    • Terleme, titreme, ürperme ya da ateş basması durumu

    • Uyuşmalar

    • Gerçekdışılık (kendinden kopma ya da yabancılaşma durumu)

    • Denetimi yitirme ya da çıldırma korkusu

    • Ölüm korkusu

        Panik atak semptomlarının çoğu fizikseldir ve çoğu zaman bu semptomlar o kadar şiddetlidir ki, kalp krizi geçirdiğinizi düşünebilirsiniz. Aslında, panik atak geçiren birçok insan yaşamlarını tehdit edici bir tıbbi sorun olduğuna inandıkları şeyin tedavisi için doktora veya acil servise daha sıklıkla giderler .

       Panik Bozukluk: Panik atak geçiren insanlar bazen panik bozukluğu geliştirir. Panik bozukluğu olan kişiler beklenmedik ve tekrarlanan panik atakları yaşarlar. Daha fazla atak geçirme konusunda çok daha fazla korku hissederler ve panik atak nedeniyle kötü bir şey olacağından endişelenirler. Yaygın endişeler arasında bayılma, çılgına dönme, kalp krizi geçirme, ölme, kendilerini küçük düşürme hissi belirtilerini gösterirler. Hastalık çok fazla sıkıntıya neden olur ve yaşam aktivitelerine engel olabilir. Panik ataklarının ötesinde, panik bozukluğunun en önemli semptomu, gelecekteki panik ataklarının devam etmesi korkusudur. Bu saldırıların korkusu, kişinin bir saldırı gerçekleştiği veya bir saldırı olabileceğine inandığı yer ve durumlardan kaçınmasına neden olabilir.

    Tedavi: Panik Atak Nasıl Durdurulur ?

        Panik bozukluğu için en yaygın tedaviler ilaçlar ve psikoterapi seanslarıdır. “Konuşma terapisi” olarak bilinen psikoterapi, korkuların üstesinden gelmek amacıyla panik atağın potansiyel tetikleyicilerini tanımlamak için lisanslı bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmayı içerir. İlaçlar da beyindeki nörotransmiterlerde ciddi anksiyeteye yol açabilecek dengesizliklerin düzeltilmesine de yardımcı olur.  

       Panik ataklarınız hakkında ne kadar güçsüz veya kontrolsüz hissediyor olsanız da, kendinize yardım etmek için yapabileceğiniz birçok şey olduğunu bilmek önemlidir. Aşağıdaki kendi kendine yardım teknikleri, paniğin üstesinden gelmenize yardımcı olmak için büyük bir fark yaratabilir:

    • Panik ve kaygı hakkında bilgi edinin . 

    • Sigara, alkol ve kafein kullanmaktan kaçının.

    • Solunumunuzu nasıl kontrol edeceğinizi öğrenin.

    • Gevşeme tekniklerini uygulayın.

    • Aileniz ve arkadaşlarınızla iletişim halinde olun.

    • Düzenli egzersizler yapın.

    • Yeterince dinlendirici ve düzenli bir uyku.

  • Ders Çalışma ve Ödev Yapmada Çocuğa Yardımcı Olma

    Ders Çalışma ve Ödev Yapmada Çocuğa Yardımcı Olma

    Çocuğum Ders Çalışmıyor, Ne Yapmalıyım?

    Ona sürekli ders çalışması gerektiğini söylemeyin.

    Velilerden sıkça duyulan serzenişlerin başında, çocuklarının ders çalışmadığı geliyor. İşin aslına bakıldığında, bu durumda en büyük pay anne ve babalarda. Siz, çocuklarınıza ders çalışmalarını söyledikçe, onlar üzerlerine sorumluluk alma gereği duymuyor. Daha sonra ise; ortada sorumluluk kavramını anlayamamış pek çok öğrenci bulunuyor.

    Ders Çalışmaları İçin Baskı Yapmayın

    Sürekli olarak ders çalışmaları için öğrencilere baskı yapmak, ters tepecektir. Bu nedenle kesinlikle ‘’Ders çalış.’’ demeyin. Yemek esnasında, gününün nasıl geçtiğini, okulda hangi konularını gördüklerini ve öğretmeninin ödev verip vermediğini sorabilirsiniz. Bu konuşmalar, okulda verilen ödevleri onlara hatırlatmak ve onları takip ettiğinizi göstermeniz açısından önemlidir. Öğretmen ve velilerin irtibatta olması da, okul başarıları ve ödevlerinizi yapıp yapmadıklarını öğrenmeniz açısından gereklidir.

    Ev Ödevine Yardımcı Olurken

    Yardım İsteyene Kadar Bekleyin.

    Eğer çocuğunuz ya da öğretmenleri sizden yardım istemiyorsa büyük olasılıkla buna gerek yok demektir. Bir sorun olduğunu seziyorsanız, tavsiye almak için okulla görüşün. Okul ödevinin, kendini sorumlu ve kontrollü durumda görmek isteyen çocuğun etki alanına girdiğini unutmayın.

    Yardım İstediğinde Erişilebilir ve Destekleyici Olun.

    Ev Ödevinin önemine ilişkin tavrınız, çocuğunuzun tavrını da biçimlendirir. Eğer sizin için TV programı, onun çarpım tablosunda çalışma ihtiyacından daha önemliyse onun da aynı görüşte olmasına şaşırmayın.

    Ödev konusunda çocuğa yapılacak yardım, çocuğun ödevini yapmaya değil, onu yönlendirmeye yönelik olmalıdır. Aksi takdirde, çocuğunuzun çalışma alışkanlığı kazanmasını ve sorumluluk duygusunu geliştirmesini engellemiş olursunuz. Sorularını cevaplamanız, ödevini sesli okurken dinlemeniz veya sınava hazırlanması için materyallerini nasıl organize etmesi gerektiğini öğretmeniz ona nasıl yardımcı olabileceğiniz konusunda verilebilecek mükemmel örneklerdir.

    Ayrıca, çocukların her yardıma ihtiyaçları olduğunu söylediklerinde yardıma ihtiyaçları olmadığını da aklınızdan çıkarmayın. Bazen ne yapacaklarını şaşırdıklarından kolay bir yol peşinde koşmaya başlarlar. En küçük bir kışkırtma ile yardıma koşarsanız, çocuğunuzu bağımlı olmaya alıştırmış olursunuz.

    Haftanın Her Günü İçin Bir Ödev Çizelgesi Yapın.

    Ödevlerini yapmak çocuğunuzun sorumluluğudur. Bu sorumluluğu taşımasını ve doğru çalışma alışkanlıklarını edinmesini öğrenmenin bir yolu ona “Günlük Ödev Yapma Saati” belirlemenizdir. Günlük ödev yapma saati, önceden planlayarak günün belirli bir saatini ödev yapmaya ayırmaktır. Bu saat süresince diğer bütün etkinlikler durmalıdır. Çocuğunuz kendisine ayrılmış özel çalışma köşesine giderek çalışmalıdır.

    Çocuğunuzla birlikte oturarak her gün ödeve ne kadar zaman ayırması gerektiğini konuşun.

    “Mecburi Ödev Saati” uygulayın.  

    Eğer çocuğunuz özensiz ve aceleyle ödevini yapıyorsa ya da eve ödevini getirmeyi unutuyorsa “”Mecburi Ödev Saati”” uygulayın. Bu, çocuğunuzun ödevlerini eve getirmiş olmasına bakılmaksızın, planlanan tüm saatin ödev ve okumak gibi akademik faaliyetlerle geçirilmesi demektir.

    Çocuğunuzun Ev Ödevlerine Olan Yaklaşımlarını Etkileyecek Olumsuz Tutumlar Sergilemeyin.

    Çocuğunuzun ödevlerine karşı aşırı ilgili veya ilgisiz, baskıcı ve arkadaşlarıyla kıyaslayıcı tutumlarınız, çocuğunuzun ödevlerden hoşlanmamasına ve ödevini yapamama kaygısı duymasına neden olabilir. Bu nedenle, çocuğunuza ev ödevlerinde destek ve rehberlik veren tutumlar sergilemeniz önemlidir. Çocuğunuza ödevlerinde yardımcı olmanın en iyi yolu, ona etrafında olduğumuzu hissettirmek ama masasına oturmamaktır.

    Çocuğunuzu Övün.

    Tutarlı olarak çocuğunuzun ödev için gösterdiği çabaları takdir edin; onu bazı özel başarıları için de övün. Pozitif yorumlar, eleştirel olanlara nazaran çocuğunuzun davranışlarının değişiminde daha fazla etkiye sahiptirler. Ev ödevlerinin mükemmelliğe ulaşmayı değil, öğrenmeyi hedeflediğini unutmayın. 

    Anne-babanın çocuğa gülümsemesi, onun çabasını övmesi çocuk için en büyük ödüldür. Bu yüzden ödevleri maddi bir ödüle bağlamayın.

    Sürekli ödevlerini yapıp yapmadığı sorgulanan çocukta “Nasıl olsa ben hatırlamasam da annem-babam hatırlatır.” düşüncesi oluşur ve siz söylemeden, hatırlatmadan ödev yapmaz. Ebeveynin ödevlerini yaparken her zaman çocuğun yanında olması çocukta alışkanlık haline gelirse çocuk, onlar olmadan ödevlerini yapmaz. 

    Anne-babanın ödevleri kontrol ederken sıkı düzeltmeler yapması, sürekli eleştirilerde bulunup sık sık müdahale etmesi şeklinde mükemmellik beklentisi, çocuğun ödev üzerinde özenerek yapayım diye gereğinden fazla oyalanıp vakit kaybetmesine neden olur. 

    Anne-baba eve gelir gelmez, dinlenmeden ödev yapması konusunda çocuğa sürekli uyarılarda bulunursa çocuk ödev yapmaktan soğur.

  • Bebeklerin ilginç uyku alışkanlıkları (horlama, aşırı terleme, sallanma, kafa vurma, diş gıcırdatma)

    Bebeğiniz bazen uyurken horluyor veya homurdanma sesi çıkarıyorsa, muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur.

    Birçok bebek burun tıkanıklığı olduğunda horlar ve hayatın ilk birkaç haftasında burun tıkanıklığı yaygındır.

    Bebeğinizin nezlesi varsa, nefes almayı daha rahat hale getirmek için bir buharlaştırıcı veya nemlendirici deneyin.

    Ne zaman endişelenmeli: Kalıcı horlama bazen bir sorun olduğunu gösterebilir.

    Ne yapmalı: bebeğinizin doktoruna horlamasından her zaman bahsetmenizi öneririz.

    Bebeğinizi çocuk doktoru kontrol edebilir. Gerekli görmesi durumunda ileri değerlendirme için sizi KBB ya da Göğüs hastalıkları uzmanına yönlendirebilir.

    Bebeğinizin çok terliyorsa

    Bazı bebekler, derin uyku esnasında kıyafetlerini ıslatacak düzeyde bolca terler. Bebeklerin derin uykuda geçirdikleri süre çok uzun olduğundan daha büyük çocuklar ve erişkinlerden daha fazla terlemeleri normaldir.

    Ne zaman endişelenmeli: aşırı terleme çeşitli enfeksiyonlar ve uyku apnesinin yanı sıra – özellikle yemek yerken – konjenital kalp hastalığının bir işareti olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizin uyuduğu oda ılık olmalı ama sıcak olmamalıdır (21-23 derece). Oda sıcaklığını hafif giyinik bir yetişkine göre rahat bir aralığa ayarlayın. Bebeğinizi, örtüsüz rahatça uyuyabileceği kıyafet miktarında giydirin.

    Kural olarak, siz bulunduğunuz odada sıcaktan bunalıyorsanız çocuğunuz da bunalıyordur.

    Ev soğuksa ve bebeğiniz ince giydirdiğiniz halde yine de terliyorsa, doktoruyla konuşun.

    Bebeğiniz sallanıyor ya da kafasını vuruyorsa

    Sallamak pek çok ailenin çocuğunu sakinleştirmek için kullandığı bir yöntem olup sonrasında da bebek sallanmayı kendini sakinleştirmek için kullanabilir. Pek çok bebek dört ayak üzerinde ya da oturduğu yerde kendi kendine sallanır.

    Kafa vurmak da Sallanmak gibi, bazı bebeklerin kendilerini rahatlatmak için kullandıkları ortak bir davranıştır.

    Garip bir şekilde, bebeğiniz kendini ağrı ve acıdan uzaklaştırmak için kafasına vurabilir – örneğin diş çıkaran veya kulak enfeksiyonu olan çocuklar.

    Kafa vurma genellikle bebek 6 aylık olduktan sonra başlar ve birkaç ay hatta yıllar sürebilir, fakat çoğu çocuk 3-4 yaşına kadar bunu bırakır.

    Bu nadiren herhangi bir duygusal veya gelişimsel sorunun işaretidir.

    Ne zaman endişelenmeli: Nadir durumlarda, özellikle bebeğinizin gelişimsel gecikmeleri varsa, bu durum bir sorunu işaret edebilir.

    Ne yapmalı: inatlaşmaya döndürmeyin, dikkatini dağıtmaya çalışın.

    Bebeğiniz dişlerini gıcırdatıyorsa

    Bebeklerin yarısından fazlası, özellikle uyurken dişlerini gıcırdatır.

    Gıcırdatma her yaşta ortaya çıkabilir, ancak ilk dişlerini çıkaran bebeklerde en sıkgörülür (genellikle yaklaşık 6 ay).

    Ses sinir bozucu olsa da, gıcırdatma genellikle bebeğinizin dişlerine zarar vermez.

    Ne zaman endişelenmeli: Bebeklerde diş gıcırdatma nedenleri arasında yeni dişlerin yarattığı his, ağrı (örneğin bir kulak ağrısı veya diş çıkarma) ve burun tıkanıklığı gibi solunum sorunları olabilir.

    Ne yapmalı: Doktorunuz, gıcırdatmanın diş minesindeki etkisini kontrol edebilir, gerek görürse diş hekimine yönlendirebilir.

    Çok az sayıdaki bebeğin dişleri yoğun diş gıcırdatma dolayısıyla zarar görmektedir.

    Soluk alışverişi sırasında duraklamalar oluyorsa

    Muhtemelen bebeğinizin nefes alma ritminin uyurken değişmiş olduğunu fark etmişsinizdir.

    5-10 saniye bekleme sonrası hızlı nefes almaya devam edebilir ya da ilk önce hızlı daha sonra yavaş nefes alabilir.

    Buna “periyodik solunum” diyorlar ve bebeklerde yaklaşık 6 aylık olana kadar yaygın. Bebeğinizin bu düzensiz solunum şekli uykuda kaldığı sürenin yüzde 5’ine kadar çıkabilir.

    Bazı bebeklerde merkezi uyku apnesi görülür ve bu durum 20 saniyeye kadar nefes almalarını durdurabilir.

    Bu bölümler normaldir ve beyin sapında, nefes almayı düzenleyen merkezin olgunlaşmamış olmasına bağlı olabilir.

    Ne zaman endişelenmeli: Ancak duraklamalar 20 saniyeden uzun sürerse, çocuğunuzun doktoru bebeğinizi muayene etmek ve değerlendirme için bir uzmana sevk etmek isteyebilir.

    Çoğu durumda, bebeğin düzensiz solunması endişelenecek bir şey değildir.

    Ayrıca bir yenidoğanın elleri ve ayaklarının zaman zaman mavimsi görünmeside olağandışı değildir – bebeğiniz ağlıyorsa veya öksürüyorsa veya biraz üşürse olabilir.

    Ancak bebeğinizin alnı, dili, tırnakları, dudakları veya gövdesi SÜREKLİ mavi görünüyorsa, yeterince oksijen almakta zorlanıyor olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizi sırtüstüyatabilmesi, kolayca nefes almasına yardımcı olmak için yapabileceğiniz en yardımcı tek şeydir.

    Ancak bebeğiniz nefes almayı keserse, cevap verip vermediğini görmek için ona hafifçe dokunun veya dürtün. Cevap vermezse derhal yardıma ihtiyacı var.

    Bebeğiniz nefes almayı keserse ve onu uyandıramıyorsanız, bebek kardiyopulmoner resüsitasyonunu (CPR) hemen vermeye başlayın ve birinden yardım istemek için 112’yi aramasını isteyin. Yalnızsanız, iki dakika CPR’den sonra 112’yi arayın ve yardım gelinceye veya bebeğiniz tekrar nefes almaya başlayana kadar CPR’ye devam edin.

  • Çocuklarınızı ev işlerine katın

    Hangi yaşta olursa olsun evinizin bireyi haline gelen çocuğunuzun gelişimi ve eve katkı sağlaması için ev işleri yapmasını sağlayın ve bunu küçük yaştan itibaren çocuğunuzdan isteyin. Ancak verdiğiniz işler yaşına uygun ve tutarlı olmalı. Şimdi gelin, yaş yaş çocuğunuzu hangi ev işlerine nasıl katacağınızı ve bunu nasıl alışkanlık haline getireceğinizi öğrenelim.

    2-3 Yaş: Basit Komutlar Verin ve Övün

    Ev işleri çocuğunuza hayatının önemli yeteneklerini öğretir ve ailenin tüm üyeleri ev işlerine birlikte girişebilir. Ne zaman başlayabilirler? 2-3 yaş çocukları size yardım etmeye bayılırlar o zaman onlara izin verin! Çocuğunuz sepete giysileri koyabilir, dökülen bir şeyi silebilir, çöp kovasına çöpü atabilir, oyuncaklarını kovaya koyabilir, size istediğiniz bir şeyi getirebilir.

    Çocuğunuz bu yaşlarda ev işleri için çok mu küçük görünüyor size ? Bu yaşlar aslında ev işlerine başlatmak için en iyi zamanlardır. Çocuklar basit görevleri yerine getirdiklerinde hem kendilerini becerikli hissetmeye başlar hem de motor becerileri gelişir. Bu eforları için onları bol bol övün.

    4-5 Yaş: İşlerinize Onları Katın

    Çocuğunuz sizinle birlikte çamaşırları toplayabilir, ayırabilir, mutfakta sofrayı hazırlarken yardımcı olabilir, bitkileri sulayabilir, evinizde beslediğiniz hayvanınızı besleyebilir. Birlikte iş yapmanın keyfini çıkarın.

    Bu yaş çocuklarında kendilerinin ‘ihtiyaç duyulan, becerikli ve özgür’ hissetmeye ihtiyaçları vardır. Bu yüzden yaptıkları işin sonucu ne olursa olsun onları ev işlerine katın. Eğer size karşı direnirlerse ‘eğer bu işi bitirirsek dışarı çıkabilirsin’ şeklinde konuşun.

    6-7 Yaşlar: Mükemmellik Beklemeyin

    6-7 yaşlarında bir çocuk evdeki hayvanın mama ve suyunu doldurabilir, sandviç yapmaya yardımcı olabilir, nasıl yaparsa yapsın yatağını toplayabilir, çöpleri toplayıp çöp kovasına atabilir.

    Bu dönemde çocuğunuz ev etrafında iş verdikçe sorumlu ve kendine güvenli biri olmayı öğrenir. Düşündüğünüzden fazlasını yapabilirler, o işi nasıl yapılacağını gösterin ve çekilin.

    8-9 Yaşlar: Keyfini Çıkarın

    Basit yemek hazırlayabilir, sofrayı kurup kaldırabilir, bulaşık makinesini boşaltabilir, giysilerini katlayıp koyabilir, elektrik süpürgesini kullanabilir.

    Ev işi sıkıcı olmak zorunda değil. İşlerini müzik dinleyerek yapabilirler, veya onlardan istediğiniz ev işleri karşılığında daha önce istediği şeyi yapmalarına izin verebilirsiniz.

    10-12 Yaşlar: Seçim ve Ödüller

    Bulaşık yıkayabilir, paspas yapabilir, süpürebilir, arabadan aldıklarınızı taşıyabilir veya arabanızı yıkayabilirler.

    Çocuğunuzun iyi yaptığı işlerden birkaç tanesini seçmesini ve iş bölümü olarak ne yapmak istediklerine karar vermelerini isteyin. Ev işi listesi ve hatırlatıcı takvim yapabilirsiniz. Eğer yapabildikleri ve size yardım ettikleri için onlara teşekkür edin ve ödüllendirin.

    13 Yaş ve sonrası : Gerçek Hayat İçin Hazırlayın

    Kardeşinin bakımına ve okul ödevlerine yardımcı olabilir, istediği birgün yemek yapabilir, ev alışverişi yapabilir.

    Ev işleri ergenlerin kendi hayatlarını idame ettirme ve oda arkadaşı olma becerilerini öğretir. Ev işlerini cinsiyet ayırımı yapmadan verin. Erkekler yemek pişirebilir, ütü yapabilir, çamaşır atabilirler. Kızlar ev aletlerini kullanabilir, arabanın yağını değiştirebilir, bahçe işi yapabilirler.

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke, insanların çatışmaları fark edip çözmelerine yardımcı olur ve görmezlikten gelinen farklılıkların kendini hissettirmesini sağlar. Öfkeli olmak ve bunu zaman zaman göstermek anormal değildir. Fakat, çok sık öfkelenen bir çocuğunuz varsa, 6 yaşından büyük olduğu halde düzenli olarak sinir krizleri geçiriyorsa ya da öfkesi fazlasıyla yoğun ve saldırgansa bu bölümü okuyun.
    Bebekler öfkelerini, ağlayarak, kollarını sallayarak, bacaklarıyla tekme atarak dile getirirler. 18 ay civarında çoğu çocuk öfkelenince sinir nöbetleri geçirir. Bu nöbetler ikinci yılın sonunda doruğa ulaşır, üçüncü yıldan sonra azalır. Bunun nedeni üç yaş civarında çocukların isteklerini elde etmede dilin daha etkili bir araç olduğunu fark etmeleridir.
    Okulda öfke, akademik güçlüklere yönelik bir tepki olabilir. Bazı çocukların toplumsal rollerini tanımlamak için kullandığı bir saldırganlık çeşidinin işareti de olabilir. Öfkeli tehdit ve meydan okumalar kimin daha çetin olduğunu belirlemeye yardım eder.
    Aynen yetişkinler gibi, kimi çocuklar da diğerlerinden daha kolay öfkelenirler. Yüksek düzeydeki buhar basıncını içinde taşıyan bir düdüklü tencere gibi olan bu çocukların patlaması için çok az bir provokasyon ya da zorlanma yetecektir. Kimi çocuklar ise henüz öfkelerini yönlendirmek için gerekli becerileri edinememiş olabilirler. Bazı çocukların öfkesi de yaşamlarındaki ciddi olaylara tepki olabilir.
    Her üç durumda da çocuğun, çocuğun niye öfkeli olduğunu bilmesinin yanı sıra, öfkesini uygun şekillerde nasıl yönlendireceğini de bilmesi gerekir. Bu yeteneğe sahip olmayan ya da öğrenmeyen çocuklar arkadaş edinmede güçlük çekebilir ve öbür çocukların kolayca kızdırıp ağlattığı hedefler haline gelebilir.
    Ne Zaman İlgilenilmeli?
    Eğer çocuk öfkesini başkalarına yönelik fiziksel saldırılara dönüşürse bunun üzerinde durulmalıdır. Ayrıca aşağıda sıralananlar çocuğa uyuyorsa dikkatli olunmalıdır.
    * Sık sık öfkeleniyor, her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyorsa
    *Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun olarak öfkeleniyorsa, sık sık
    ağlayıp başkalarına vuruyorsa, yanlış yaptığında ya da zorlandığında kağıdı
    buruşturup atıyorsa.
    *Öğretmenin sakinleştirici çabalarına yanıt vermiyor veya bağırarak onu itiyorsa.
    *Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve belli bir kişi ya da olay
    nedeniyle değil, genel olarak kendini öfkeli hissediyorsa.

    *Olaylarla baş etme yöntemlerinde önemli değişiklikler görüyorsanız, örneğin daha önce hiç sıkılmadığı şeylere öfkelenmeye başlamışsa.
    Nasıl Yardım Edilebilir?
    Öfkesiyle baş edemeyen bir çocuğa yardım ederken ilk göreviniz, niye öfkeli olduğunu anlamak ve (bunun farkında değilse) onun da anlamasını sağlamaktır. Bu da dinlemeyi bilmek demektir. Öfkeli çocuklar açık, sakin, anlayışlı ve kendini anlayacak yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Onu öfkelendiği için azarlamanız veya kendinize kızmanız, öfkesini nasıl ifade edeceği ve nasıl sakin olacağı konusunda ona fikir vermez.
    Çocuğun sakin olduğu bir anda , onu neyin bu kadar öfkelendirdiğini sorarak, iç dünyasında hissettiği bir duygu veya kendisine söylenen bir şey ise (alay edilme gibi) bunu farketmesini sağlayarak öfkesinin kaynağına inebilirsiniz. Bazı çocuklar, özellikle ergenlik öfkeleri hakkında konuşmak istemeyebilirler. Bu durumda ne yapmaya çalıştığınızı açıklamak yerine uzman yardımı isteyiniz.
    Öfkeli bir çocukla çalışmanın asıl hedefi; kendi kırgınlık duygularına yada başkalarının sataşmalarına vereceği tepkilerde her zaman seçim şansının olduğunu ona göstermektir.Bağırmayı, vurmayı, öfke nöbetleri geçirmeyi seçebilir yada öğretmenine ve arkadaşına neler hissettiğini söylemeyi tercih edebilir. Bu konuda onu hangi eylemin iyi sonuç doğuracağını düşünmeye teşvik edin.
    Ayrıca, aşağıdaki davranışlarla öfkesini kontrol etme konusunda ona yardımcı olabilirsiniz;
    *Öfkeli olmadığı anlarda yada az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında onu takdir edin.
    *Belli bir süre için öfkesini dışa vurmayacağı ya da anlaştığınız şekillerde dışa vuracağı konusunda anlaşma yapın.
    *Duygularını anlattığı bir günlük tutmasını önerin. Yazı yazmak zor geliyorsa resim de yapabilir. Kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını, neyin daha iyi olabileceğini anlatmasını isteyin.
    *Siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelere dökebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.

  • Psiko-Onkoloji (Kanser Psikolojisi)

    Psiko-Onkoloji (Kanser Psikolojisi)

    Psiko-onkoloji, kanserin psikolojik, sosyal ve davranışsal yönlerine odaklanan bir sağlık psikoloji uzmanlığı alanıdır. Kanser hastalarının ve ailelerinin hastalık sürecini etkileyebilecek psikolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerin yanı sıra hastalığın tüm aşamalarında yaşayabilecekleri psikolojik tepkileri ele almaktadır.

    Kanser hastalığına verilen genel tepkiler

    Fiziksel

    • Yorgunluk veya uyku problemleri

    • Gündelik hayata katılmama ya da eğlenceli aktivitelerden zevk almama/eğlenmeme

    Duygusal

    • Endişe ve kaygı: Bunlar stresli durumlara normal reaksiyonlardır. Kaygınız rahatsız ediyorsa, o zaman bir psikologla onunla başa çıkmanın yolları hakkında konuşmak isteyebilirsiniz.

    • Öfke ve kızgınlık: Kanser teşhisi ile öfkeli ve üzgün hissetme alışılmadık değildir ve çok rahatsız edici olabilir.

    • Düşük mod/duygudurum: Kanser teşhisi konulduktan sonra veya tedavi sırasında veya sonrasında düşük modda hissetmek alışılmadık bir durum değildir. Depresyon, üzüntü ve keder duyguları, kalıcı duygudurum/mod düşüklüğü gibi hallerine olumsuz katkıda bulunabilir.

    Bilişsel

    • Öz-güvensiz hissetmek

    Kanserle duygusal açıdan baş etme yolları/stratejileri

    • En yüksek seviyede enerjik, üretken veya en iyi ruh halinizde olmayı beklemeyin. Kendiniz için küçük hedefler belirleyin ve başardığınız küçük görevler için kendinizi kutlayın.

    • Düşüncelerinizi ve duygularınızı bir günlüğe yazın. Bu ruminasyon ve negatif düşünce karmaşasının önlenmesine yardımcı olabilir.

    • Meditasyon, kas gevşetme, bilinçli farkındalık (mindfulness) veya yoga gibi rahatlama tekniklerini öğrenmek faydalı olabilir.

    • Diğer zihin temelli sorunlarda olduğu gibi sağlıklı bir vücut sağlıklı bir zihinle mümkün olduğundan; düzenli egzersiz yapmayı, bol su içmeyi, sigara ve alkolden kaçınmayı unutmayın.

    • Diğer insanlarla konuşun. Duygularınızı size yakın olan insanlarla paylaşın. Sizin gibi benzer durumda olan diğer kanser hastalarına ulaşın, özellikle de bu duyguları hissettiğiniz tek kişi olduğunuzu düşünüyorsanız – Lakin unutmayın herkesin hastalığı ve tedavi şekli bireyseldir kendine özeldir.

    Ne zaman profesyonel yardım almalıyım?

    Kanser tanısını aldığınız andan itibaren psiko-sosyal destek almanız hem hastalık sürecini daha iyi yönetmenize hem de hasta yakınlarında ki yıpranma payını ciddi olarak azaltacaktır. Sorunlarınız ve endişelerinizi uzman bir sağlık psikoloğu veya bir psiko-onkolog ile konuşmak yardımcı olabilir. Destek ve bilgi sağlayabilir; kanser teşhisi ile tedavisinden kaynaklanan zorlukları yönetmenize yardımcı olabilirler. Ayrıca size rahatlama, stres yönetimi ve kısır döngüden ibaret düşünce yapısıyla nasıl üstesinden gelebileceğinize yönelik pratik başa çıkma becerilerini öğretebilirler.

    Hasta yakınları da kendileri için destek almalı mı?

    Kesinlikle evet. Araştırmalar kanser hasta yakınlarının hastalardan daha çok duygusal ihtiyaç gereksinimi olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca hasta yakınlarının kendi bakımlarını ihmal ettikleri için de hastalık sürecinde yıpranma paylarının da bir o kadar fazla olduğunu göstermektedir. OZ Psikolojik Danışmanlık hasta yakınlarının muhtemel sorunlarına empatik bir yol izleyerek destek vermektedir – Yalnız değilsiniz!

    Psikolojik Ölçekler ve Değerlendirmelerin Yararları

    Psikolojik ölçek ve değerlendirme, bireyin sadece tek bir görüşmede kolayca elde edilemeyen işleyişi hakkında bilgi edinmek için kullanılır. Bu ölçekler davranışsal sağlık, ilişkiler, tıbbi, kişilik, bilişsel, hafıza, mesleki veya akademik konular ile ilişkili olabilir. Psikolojik ölçekler, bireyin güçlü ve göreceli zayıflıkları hakkında bilgi sağlayabilir. Karmaşık sorunların anlaşılmasına yardımcı olabilir ve bu tür sorunların sürdürülmesine katkıda bulunabilecek faktörleri belirleyebilir.

    Psikolojik testler, tedavilerin kısalmasına, psikolojik desteğin planlanmasına danışan ile beraber hedeflerinin oluşturulmasına, olumlu sonuçların elde edilmesine yönelik potansiyel engellerin tanımlanmasına ve zaman içinde ilerlemenin izlenmesine yardımcı olarak genel maliyeti düşürür.

    Sağlık Psikolojisi Ölçeklerinin Faydaları Başlıca:

    • Karmaşık teşhis sorularının anlaşılmasına yardımcı olur

    • Tanı belirsiz olduğunda veya olası gelişmekte olan tanı hakkında endişeler varsa

    (örn. depresyon, anksiyete, uykusuzluk (insomnia) vb.) tanı koymada destekleyicidir.

    • Muhtemel bilişsel ve hafıza problemlerini belirleyicidir

    • Tedavi hedeflerini netleştirir

    • Sorunların ilaç kullanılsa bile neden hala devam ettiğini anlamalarını sağlar

    SAĞLIK PSİKOLOJİSİ ÖLÇEKLERİ, DANIŞANLARIN İHTİYAÇLARINA ŞU ALANLARDA CEVAP VERİR:

    • Entelektüel olarak güçlü ve zayıf yönlerin belirlenmesi

    • Duygusal problemlerin netleştirilmesi

    • Kişilik

    • Bilişsel ve Hafıza fonksiyonu

    • Altta yatan psikolojik problemlerin belirlenmesi

    • Odaklanmış tedavi hedeflerinde yardım

  • Bireysel Psikolojik Danışma

    Bireysel Psikolojik Danışma

    Bireysel psikolojik danışma nedir?
    Bireylerin kendilerini daha iyi tanımalarına, davranışlarını anlamalarına ve kendilerini geliştirmelerine yardım eden; karşılaştıkları akademik, kişisel ve sosyal problemleri ile baş etme becerilerini kazanmalarını amaçlayan, psikolojik danışman ve birey arasında birebir gerçekleşen ve gizlilik esasına dayalı bir süreçtir.

    Bireysel psikolojik danışma yardımı almak ne işime yarar?
    Herkesin hayatında kişisel, sosyal ya da akademik konularda, objektif bir bakış açısına, dinlenilmeye ve farklı yollar bulmaya ihtiyaç duyduğu dönemler olabilir. Bu dönemlerde, gelişiminizi ilgilendiren konuları ve kişisel sorunlarınızı güvenli bir ortamda, bu alanda profesyonel olan bizlerle konuşabilirsiniz.

    Kişinin sorunlarına karşı dayanıklılık kazanması yada kendisi ve hayatı hakkında karar vermede zorlandığında kendi hayatı için en doğru kararları eskiden alabilirken şu anda bunu neden yapamadığının yine danışmanla birlikte ele alınması ele alınması ve danışanın kendi doğrularına ulaşmasının sağlanması önemlidir…tüm kararlar bizzat sorumluluklarını üstlenebilecek yetişkin bişreyler olarak danışanın kendisine aittir.şayet bunu yapacak durumda diyorsa danışan bu yeterliğe kavuşması için desteklenmesi ve sağlığına kavuşması meslek profesyonellerininbirincil hedefi ve görevi olacaktır şüphesiz.. Danışan geçici olarak ve sağlığına , dengesine kavuşana dek ihtiyacı olduğu bu dönemde psikolojik danışman yada psikoterapist bir yardımcı –yedek ego rolü üstlenir.

    Psikolojik danışmanlık psikolojik sorunların derinleşmesini önleyici bir psikolojik destek vermektedir. Psikolojik danışman eğitim alanında da bireylerin yönelimlerini ve yeteneklerini gözden geçirerek bireyin doğru kararlar almasına yardım eder.
    Kişinin kendi yaşamını ve sorunlarını berraklaştırarak gözden geçirmesin de yardımcı olur ..
    Psikolojik danışman eğitim alanında da bireylerin yönelimlerini ve yeteneklerini gözden geçirerek bireyin kendisi için en doğru kararları alabilecek duruma gelmesini sağlar.

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke, insanların çatışmaları fark edip çözmelerine yardımcı olur ve görmezlikten gelinen farklılıkların kendini hissettirmesini sağlar. Öfkeli olmak ve bunu zaman zaman göstermek anormal değildir. Fakat, çok sık öfkelenen bir çocuğunuz varsa, 6 yaşından büyük olduğu halde düzenli olarak sinir krizleri geçiriyorsa ya da öfkesi fazlasıyla yoğun ve saldırgansa bu bölümü okuyun.

    Bebekler öfkelerini, ağlayarak, kollarını sallayarak, bacaklarıyla tekme atarak dile getirirler. 18 ay civarında çoğu çocuk öfkelenince sinir nöbetleri geçirir. Bu nöbetler ikinci yılın sonunda doruğa ulaşır, üçüncü yıldan sonra azalır. Bunun nedeni üç yaş civarında çocukların isteklerini elde etmede dilin daha etkili bir araç olduğunu fark etmeleridir.

    Okulda öfke, akademik güçlüklere yönelik bir tepki olabilir. Bazı çocukların toplumsal rollerini tanımlamak için kullandığı bir saldırganlık çeşidinin işareti de olabilir. Öfkeli tehdit ve meydan okumalar kimin daha çetin olduğunu belirlemeye yardım eder.

    Aynen yetişkinler gibi, kimi çocuklar da diğerlerinden daha kolay öfkelenirler. Yüksek düzeydeki buhar basıncını içinde taşıyan bir düdüklü tencere gibi olan bu çocukların patlaması için çok az bir provokasyon ya da zorlanma yetecektir. Kimi çocuklar ise henüz öfkelerini yönlendirmek için gerekli becerileri edinememiş olabilirler. Bazı çocukların öfkesi de yaşamlarındaki ciddi olaylara tepki olabilir.

    Her üç durumda da çocuğun, çocuğun niye öfkeli olduğunu bilmesinin yanı sıra, öfkesini uygun şekillerde nasıl yönlendireceğini de bilmesi gerekir. Bu yeteneğe sahip olmayan ya da öğrenmeyen çocuklar arkadaş edinmede güçlük çekebilir ve öbür çocukların kolayca kızdırıp ağlattığı hedefler haline gelebilir.

    Ne Zaman İlgilenilmeli?

    Eğer çocuk öfkesini başkalarına yönelik fiziksel saldırılara dönüşürse bunun üzerinde durulmalıdır. Ayrıca aşağıda sıralananlar çocuğa uyuyorsa dikkatli olunmalıdır.

    Sık sık öfkeleniyor, her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyorsa;

    • Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun olarak öfkeleniyorsa, sık sık ağlayıp başkalarına vuruyorsa, yanlış yaptığında ya da zorlandığında kağıdı buruşturup atıyorsa.

    • Öğretmenin sakinleştirici çabalarına yanıt vermiyor veya bağırarak onu itiyorsa.

    • Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve belli bir kişi ya da olay nedeniyle değil, genel olarak kendini öfkeli hissediyorsa.

    • Olaylarla baş etme yöntemlerinde önemli değişiklikler görüyorsanız, örneğin daha önce hiç sıkılmadığı şeylere öfkelenmeye başlamışsa.

    Nasıl Yardım Edilebilir?

    Öfkesiyle baş edemeyen bir çocuğa yardım ederken ilk göreviniz, niye öfkeli olduğunu anlamak ve (bunun farkında değilse) onun da anlamasını sağlamaktır. Bu da dinlemeyi bilmek demektir. Öfkeli çocuklar açık, sakin, anlayışlı ve kendini anlayacak yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Onu öfkelendiği için azarlamanız veya kendinize kızmanız, öfkesini nasıl ifade edeceği ve nasıl sakin olacağı konusunda ona fikir vermez.

    Çocuğun sakin olduğu bir anda , onu neyin bu kadar öfkelendirdiğini sorarak, iç dünyasında hissettiği bir duygu veya kendisine söylenen bir şey ise (alay edilme gibi) bunu farketmesini sağlayarak öfkesinin kaynağına inebilirsiniz. Bazı çocuklar, özellikle ergenlik öfkeleri hakkında konuşmak istemeyebilirler. Bu durumda ne yapmaya çalıştığınızı açıklamak yerine uzman yardımı isteyiniz.

    Öfkeli bir çocukla çalışmanın asıl hedefi; kendi kırgınlık duygularına yada başkalarının sataşmalarına vereceği tepkilerde her zaman seçim şansının olduğunu ona göstermektir.Bağırmayı, vurmayı, öfke nöbetleri geçirmeyi seçebilir yada öğretmenine ve arkadaşına neler hissettiğini söylemeyi tercih edebilir. Bu konuda onu hangi eylemin iyi sonuç doğuracağını düşünmeye teşvik edin.

    Ayrıca, aşağıdaki davranışlarla öfkesini kontrol etme konusunda ona yardımcı olabilirsiniz;

    • Öfkeli olmadığı anlarda yada az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında onu takdir edin.

    • Belli bir süre için öfkesini dışa vurmayacağı ya da anlaştığınız şekillerde dışa vuracağı konusunda anlaşma yapın.

    • Duygularını anlattığı bir günlük tutmasını önerin. Yazı yazmak zor geliyorsa resim de yapabilir. Kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını, neyin daha iyi olabileceğini anlatmasını isteyin.

    • Siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelere dökebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.