Etiket: Yara

  • Ftc terapi

    Son yıllarda popüler olan, iple asma yöntemidir.

    Uygulaması son derece kolaydır. Uygulama sonrası ödem ve morluk olmaması nedeniyle vakanın işten izin alması gerekmez. Sosyal hayatına hemen devam eder. Muayenehane şartlarında lokal anestezi ile yapılabilir. Hastane ortamı gerektirmez. Cilde uygulandığında ameliyatla gerilmiş gibi bir görünüm vermemesi büyük avantajdır. Böylece çevredeki meraklı gözlerden saklanma olanağı tanır. Uygulama yapıldığı anda, sonuç görülebilir. Uygulama sırasında hastanın da elinde ayna ile işlemi takip edebilmesi ve fikir verebilmesi, koopere olması açısından fayda sağlar. Aynı anda birçok estetik işlemle birlikte yapılabilmesi, bu yöntemin giderek yaygınlaşmasını sağlamaktadır. FTC yönteminde, cildin asılacak ve kırışıklıkların giderileceği yerlerine özel PDO iplikler yerleştirilir. İplik gerilince deriyi çeker ve istendiği kadar gerer. Hastanın 1-2 gün kadar yemek yerken, konuşurken, mimik yaparken dikkatli olması uygulamanın
    kalıcı sonucunu olumlu etkiler.

    İplikle Ameliyatsız Cilt Germe Yöntemi

    Güvenli absorbsiyon sağlayan PDO

    Minimal invaziv yöntem

    Yüz, boyun ve vücutta belirgin kontur etkisi

    Kolay uygulama (~30 dk)

    Uzun süreli başarılı sonuç (~ 2yıl)

    Doğu ve Batı Tıbbının Estetikte Buluşması

    FTC terapisi, doğu ve batı tıbbından ilham alınarak geliştirilmiştir. Özetle; doğu tıbbının yüzlerce yıllık başarılı tecrübesi ile batı tıbbının geleneksel cilt kaldırma felsefesinin birleştirilmiş halidir.

    FTC terapisi; yüz, boyun ve diğer vücut bölgelerine uygulanır. Biyolojik olarak absorbe edilebilen antimikrobiyal flamentlerle cilt rejuvenasyonuna yardımcı olur. Bununla birlikte, minimal invaziv kozmetik bir prosedür olan FTC terapisi, cilt rejuvenasyonunun yanında, lifting etkilere de sahiptir.

    FTC, abzorbe olabilen antimikrobiyal flamentlerin, iğne yardımıyla cilt altına ya da SMAS bölgesine yerleştirilmesi yöntemidir. Boyutları 26 G ile 30 G arasında değişmektedir.

    Bu iğnelerin ucunda biyoljik olarak absorbe edilebilen antimikrobiyal flamentler bulunur. Bu flamentlerin çapları 0,05 mm’den 0,15 mm’ye kadar değişir. 3 cm’den 24 cm’ye kadar değişen farklı uzunluktadır. Birçok farklı çap ve uzunluk alternatifi sunması sayesinde yüz, boyun ve vücudun farklı bölgelerinde kolayca çalışabilmeyi mümkün kılar.

    Uygulama sırasında düzinelerce iğne ve bu iğnelerin uçlarında bulunan flamentler, cildin derin tabakalarına penetre olur. Böylece, ciltte açılan mikro kanallar sayesinde tetiklenen yara iyileşmesinin yanında, doğal yenilenme süreci ve doku elastikiyetinin artırılması süreci başlar. Sonuç olarak, cildin rejuvenasyonu ve mekanik yara iyileşme
    süreci aktifleşir.

    Yakın zamanda ortaya çıkan yeni tip flamentler, sarkık dokuya mekanik olarak daha büyük bir lifting etkisi sağlamaktadır. Bu flamentler, standart PDO ipliklerinden daha güçlü bir lifting etkisine sahiptir. Ayrıca, yarattığı daha yüksek seviyede sağladığı kronik enflamatuar reaksiyon sayesinde, yara iyileşmesi sürecindeki fibroblastların
    (daha elastik olan) myofibroblastlara dönüşmesinde artırıcı rol oynar. Güvenli ve biyouyumlu bir ürün olan PDO iplikler, 6 ay içerisinde deri tarafından absorbe edilebilir.

    FTC’NİN DOKUDAKİ ETKİLERİ

    Kontrollü yara oluşumu

    Yara iyileşmesinin tetiklenmesi

    İğnenin sağladığı mekanik stimülasyon

    PDO’nun dokuya verdiği yapısal destek

    PDO’nun sağladığı yabancı madde tepkisi

    Cilt rejuvenasyonu

    FTC’NİN KULLANIM ALANLARI

    Nasolabiel fold

    Çene çizgisi (jaw line)

    Kaş kaldırma

    Gözaltı torbaları

    Çene altı

    Kazayakları

    İndian fold

    Alın ve boyundaki derin kırışıklıklar

    FTC terapisinin lipolitik enjeksiyona ve makine etkisine yardımcı ve konturuyla doku biçimini koruma amaçlarıyla iplikleri fiziksel destek olarak kullanmanın etkili ve yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Dokuyu yeniden modellediğinden, vücut stretchmarkları ve sarkmış dokuları sıkılaştırıcı etkisi vardır

    Uygulamanın Avantajları

    Kısa sürede uygulanır

    Konforlu ve zararsızdır

    Kolajen üretimini tetikler

    İnce kırışıklıkları giderir

    Kolay ve güvenlidir

    Lokal anestezi altında uygulanır

    Gerektiğinde uygulama tekrarlanabilir

    Tedavi sonrasında hemen makyaj uygulaması mümkündür

    Hiçbir yan etkisi yoktur

  • Frengi

    Treponema pallidum denen bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Başka hastalıklardan ayırdedilemeyecek kadar çok sayıda belirti ve bulgulara sahip bir hastalıktır.

    Bulaşma

    Frengi yarasının insandan insana doğrudan teması yoluyla bulaşır. Yara genelde dış cinsel organlarda oluşur. Vajen, anüs veya rectum içi gibi. Ağız ve dudakta da olabilir. Vajinal, anal veya oral cinsel ilişki sırasında bulaşır. Gebe kadının bebeğine de bulaşır. Frengi, tuvaletlerden, kapı kollarından, yüzme havuzlarından, sıcak su kazanlarından, banyo kazanlarından, kullanılmış giysilerden ve bulaşıklardan bulaşmaz.

    Belirti ve bulgular

    Frengi bulaşan kişilerde yıllarca belirti olmayabilir ve tedavi olmazlarsa geç dönem komplikasyonların oluşma riski artar. İnsandan insana yarayla bulaşmasına rağmen bu yaralar tanınmayabilir. Böylece, kişi enfeksiyonunun farkına varamaz.

    1.Devir

    Frenginin ilk devresi genelde tek bir yara ile karakterizedir. Bu yaraya şankr denir. Birden fazla da olabilir. Frengi enfeksiyonunun başlangıcı ile ilk belirtilerin ortaya çıkışı arasında 10-90 gün ( ortalama 21 gün ) vardır. Şankr, genelde sert,yuvarlak, küçük ve ağrısızdır. Frengi mikrobunun girdiği noktada başlar. Şankr 3-6 hafta sürer ve tedavisiz iyileşir. Yeterli tedavi edilmeyen kişiler hastalığın 2. devresine geçerler.

    2.Devir

    İkinci devir deri ve mukoza döküntüleri ile karakterizedir. Tipik olarak vücudun bir veya birden fazla bölgesinde döküntü şeklinde başlar. Genelde kaşıntı yoktur. Bu döküntü şankr iyileştikten hemen sonra veya birkaç hafta sonra başlar. Tipik olarak, kaba,kırmızı veya kırmızı-kahverengi lekeler halinde olup ayak tabanı ve avuç içlerinde görülür. Bazen diğer hastalıkların döküntülerine benzeyen değişik döküntüler de olur. Bazıları o kadar soluktur ki farkedilemez. Deri döküntülerine ek olarak, ateş, lenf bezlerinde şişme, boğaz ağrısı, bölgesel saç dökülmesi, başağrısı, kilo kaybı, kas ağrısı ve halsizlik görülür. Tedaviyle ya da tedavisiz kaybolur. Tedavi olmadıysa hastalık sessiz döneme geçer ve hatta geç döneme doğru ilerleyebilir.

    3.Devir ve Sessiz Devir

    Frenginin sessiz devri 1. ve 2. devir belirtileri kaybolunca başlar. Kişi, tedavi olmazsa belirti ve bulgu olmaksızın enfeksiyonu taşır. Hastalık vücutta kalır. Bu sessiz dönem yıllarca sürebilir. 3. devir yani geç dönem hastaların % 15 ‘inde gelişir. Enfeksiyon bulaştıktan 10-20 yıl sonra ortaya çıkar. Frenginin bu geç döneminde, hastalık iç organlarda harabiyete sebep olmaya başlar.Beyin, sinirler, gözler,kalp, kan damarları, karaciğer, kemikler, eklemler hastalanır. Geç devir frengide, kas hareketlerinde koordinasyon bozukluğu, felç, körlük ve bunama görülür. İç organ harabiyetleri ölümcül olabilir.

    Gebe kadına ve bebeğine etkisi

    Gebelik sırasında bebek bu bakteri ile enfekte olabilir. Annenin kaç zamandır enfekte olduğuna bağlı olarak ölü doğum veya doğum sonrası bebek ölümü görülür. Enfekte bebek belirti ve bulgu olmaksızın doğabilir. Hemen tedavi edilmezse birkaç hafta içinde ciddi sorunlar gelişir. Tedavi olmamış bebekte büyüme geriliği veya ölüm olur.

    Tanı

    Karanlık alan mikroskopisi denilen yöntemle yaradan alınan sürüntüde bakteri aranır.

    Kan testleriyle tanıya gidilir. Enfeksiyon alındıktan kısa bir süre sonra frengiye karşı antikorlar oluşur. Bunlar etkin, güvenilir ve ucuz testlerdir. Hastalık tamamen tedavi olsa bile kanda düşük düzeyde antikorlar aylarca ve yıllarca kalabilir. Tedavi olmamış frengili gebe kadınlar bebeklerini enfekte edip ölümüne sebep olacağından tüm gebe kadınların frengi yönünden testlerinin yapılması gerekir.

    Frengi ve HIV arasındaki ilişki

    Frenginin sebep olduğu genital yara ile HIV’ in bulaşıcılığı artar. Frenginin varlığında HIV bulaşma riski 2-5 kez artar.

    Yaraya ve ülsere sebep olan veya deri ve müköz membranların bütünlüğünü bozan ülseratif lezyonlarla seyreden cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ,frengi gibi, derinin koruyucu mekanizması bozulur. Enfeksiyonlara eğilim artar. Frengiye bağlı genital ülserler kolayca kanar. Cinsel ilişki sırasında oral veya rektal mukoza ile temas ettiğinde de HIV ‘ in bulaşma riski artar. Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da olması HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştırır.

    Tedavi

    Frenginin erken dönemlerinde tedavi kolaydır. Etkene yönelik antibiyotik tedavisi uygulanır. Tedavi ile frengi mikrobu ölür ve daha ileri yıkımlara sebep olması engellenmiş olur. Ama halihazırda bir harabiyete neden olduysa bunu tedavi edemez.

    Etkin bir tedavisi olduğundan cinsel yolla hastalık bulaşma riski olan kişilerin frengi yönünden zaman zaman araştırılması gerekir.

    Frengi tedavisi gören kişinin yarası tamamen düzelene kadar cinsel ilişkide bulunması yasaklanır. Bu kişilerin birlikte oldukları diğer kişileri uyararak frengiyle ilgili testlerin yapılmasını ve gerekirse tedavi olmalarını sağlaması gerekir.

    Frengi tekrar eder mi?

    Frengi olmak hastalığın tekrar oluşmasını engellemez. Başarılı bir tedaviden sonra bile hastalık yeniden bulaşabilir.

    Bir kişinin frengi olduğu testlerle ortaya çıkar. Çünkü, frengi yaraları vajen, rektum ve ağız içinde gizlenebilir.Böylece, kişi cinsel ilişkide bulunduğu kişinin hasta olduğunu açıkça göremez. Bu nedenle, şüpheli durumlarda tedaviden sonra yeniden test gerekebilir.

    Korunma

    Frengi de dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan en emin korunma şekli cinsel temastan uzak durmak ya da testleri yapılmış, enfekte olmadığı bilinen tek bir eşle uzun süreli bir beraberliktir.

    Alkol ve uyuşturucu kullanımından da uzak durmak frenginin bulaşmasından korunmada önemlidir. Çünkü, bu gibi hallerde riskli cinsel eylemlere katılmak kolaylaşır. Cinsel temesta olan eşlerin birbirlerine kendi HIV durumlarını ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarının varsa hikayesini anlatmaları bu hastalıklardan korunma önlemlerinin alınmasını kolaylaştırır.

    Frengi gibi genital ülserle seyreden hastalıklar, hem kadınların hem de erkeklerin genital bölgelerinde kondomla kapatılabilen bölgelerde olduğu gibi kondomun örtemediği bölgelerde de oluşabilirler. Doğru ve sürekli kondom kullanımı enfekte bölgenin temasını engellediği sürece frengi, bunun yanında genital herpes ve şankroid , bulaşma riskini azaltır.

    Spermisitlerle ( özellikle N-9 ) kayganlaştırılmış kondomların diğer kayganlaştırılmış kondomlara göre korunmada üstünlüğü yoktur. N-9 ile kayganlaştırılmış kondomlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV den korunmada önerilmemektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların geçişi ,frengi de dahil olmak üzere, genital bölgenin yıkanması, idrar yapma veya cinsel ilişki sonrasında duş yapmakla engellenemez.

    Herhangi bir olağandışı akıntı, yara veya döküntü özellikle genital bölgede farkedildiğinde cinsel ilişkinin sonlandırılarak acilen uzman bir hekime danışılması gerekir.

  • Yara ve ameliyat izi geçirme

    Yara ve ameliyat izi geçirme

    Eski ve yeni yara izi, ameliyat izi ve yanık izi (yanık skarları) tedavisi için Biodermogenesi uyguluyoruz. Biodermogenesi ile ameliyat ve yara izlerinde yumuşama, renk alamayan bölgeleri renklendirme, daha düz çukursuz görüntü sağlar. Özellikle yanık izlerinde denenen bir uygulamada dokudaki aşırı gerilmenin hızla gerilediği gözlemlenmiştir. Bu çalışmaları temel alarak ofisimizde Biodermogenesi tekniğini ile ameliyat izleri, yara izleri ve yanık izlerinde (yanık skar tedavisi) kullanmaktayız. Uygulamalarımızdan elde ettiğimiz veriler farklı uluslararası çalışmalarda elde edilen sonuçları destekler nitelikte olması nedeniyle bu tekniği ameliyat veya yanık izi tedavi sistemlerinin en üstüne yerleştirdik. Biodermogenesi cilde zarar vermeden deri dinamiklerini normalleştirmesi, cilt dokusunda hasar oluşturmadan hem doku içi dolaşımı, hemde hücresel aktiviteleri düzenlenmesi, arttırması sayesinde çok umut vadeden sonuçlar elde etmemizi sağlamaktadır.

    Biodermogenesi Tekniğinin Özellikleri

    Ağrısız ve acısız,

    Kısa süren bir uygulama,

    Günlük hayatı etkilemez,

    Dokuya hasar vermez,

    Diğer tedavilerle birleştirilebilir.

    Uygulama seansı ilk olarak haftada 2 kez, yara izi ve ameliyat izinin büyüklüğüne ve derinliğine göre 15-20 seans arası tekrarlanır. İşlem süresi ameliyat izi veya yara izinin genişliğine / derinliğine göre değişmekle birlikte 15-40 dk. içersinde tamamlanmaktadır. Anestezi gerektirmez, işlem sonrası normal günlük hayat etkilenmez.

  • Kozmetik dermatolojide plateletten zengin plazma ile kombinasyon tedavileri

    Plateletten zengin plazma (platelet rich plasma-PRP) tedavisi son yıl- larda giderek popülerleşen ve kullanımı giderek yaygınlaşan, sitratlı kan tüpüne konulan otolog kanın santrifüjü sonrasında daha yüksek platelet konsantrasyonu içeren plazma komponentidir. PRP kullanımının amacı, eritrosit miktarını, azaltıp platelet sayısını artırarak suprafizyolojik konsantrasyonlarda büyüme faktörü salınımını arttırarak, doku tamirini di- rekt ve indirekt yollardan hızlandırmaktır. PRP’nin klinik etkisi için bazaldeğerin (150 000-400 000/μl) en az 4 katı yani 1 000 000/μl üzerinde olduğu zaman yara üzerindeki re- jerenatif etkisinden bahsedilmektedir.1-4 Yara iyileşme sürecinde büyüme faktörlerinin hücre regülasyonu, diferansiasyonu, proliferas- yonu, kemotaksisi, anjiyogenezi ve matriks sentezi süreçlerinde önemli rolleri olması, büyüme fak- törleri açısından zengin olan PRP’nin bu süreçte kullanılabileceğini kanıtlamaktadır.5-8 PRP’nin yara iyileşme sürecinde gerekli olan fibroblast pro- liferasyonu, Matriks metalloproteinaz (MMP) 1-3 artışı ve tip 1 kollajende artışı sonucu ekstrasellü- ler matriks (ECM) sentezinde artış gerçekleştirdiği kanıtlanmıştır.9 Ayrıca PRP’nin otolog bir ürün ol- ması, neden olabileceği alerjik reaksiyonları ve bu- laşıcı hastalık riskini çok aza indirmektedir.10-13 PRP’nin zamanlaması değerlendirilecek olursa; PRP’nin içindeki konsantre plateletlerin biyoakti- vitesi 6 saat boyunca devam eder ve 3 saat içinde PRP’nin enjekte edilmesi gereklidir. CaCl2 ile ak- tive edilen PRP’de ise aktivasyondan hemen sonra 10 dakika içinde depo edilmiş GF’lerin %70’ini, ilk saat içinde %100’e yakını salıverilir. Bu yüzden ak- tivasyondan sonra en kısa zaman içinde uygulan- ması önerilir. Özellikle PRP ile birlikte kullanı- labilecek yöntemler açısından bu zamanlamaya dikkat etmek önemlidir.10,14 PRP’nin dermatolojideki kullanım alanları; kronik yaralar, ülserler ve yanıklar olmakla birlikte kozmetik dermatoloji alanında da yara iyileştirme prensibi temel alınarak başarı ile kullanılmaya baş- lanmıştır.15-18 PRP’nin tek başına kullanılabilmesi- nin yanında invaziv/non-invaziv kozmetik işlem- lerden sonra (ör: kimyasal peeling, roller, lazer, RF vb.) yara iyileşmesini artırmak ve hızlandırmak için bu yöntemlerle kombine olarak da kullanıla- bilir.12,19 Kozmetik dermatoloji alanındaki kombinas- yon çalışmaları çok fazla olmasa da, son zamanlarda PRP’nin popülerliğinin artmasıyla doğru orantılı bir şekilde yapılan çalışmaların sayısı giderek art- maktadır. Melazma ve postinflamatuar hiperpigmentas- yon (PİH) tedavisi için PRP uygulaması, diğer te- davi seçeneklerine kombine edilebilir. TGF-β1’inmelanogenezisi inhibe edici ozelliği bulunmakta- dır.20 Bu sebeple TGF-β1’den oldukça zengin PRP melazmada veya PIH’da tek başına ya da lazer, kimyasal peeling, mezoterapi ve roller ile birlikte kullanılabilir. Melazma tedavisi için yapılan lazer, kimyasal peeling, roller gibi işlemlerin sonrasında topikal olarak uygulanmasının sinerjik etki yara- tacağı kaçınılmazdır. Ayrıca bu işlemler sonu- cunda oluşabilen eritem, ödem, ağrı ve has- sasiyetin, sonrasında PRP uygulanması ile azaldığı ve hasta memnuniyetini arttırdığı kanıtlanmış- tır.9,12,19,21,22 Saç transplantasyonu sonrasında da PRP uy- gulaması eklenebilmektedir. PRP tedavisini ekle- menin mantığı; içeriğindeki VEGF8 ve PDGF4 gibi anjiyogenez kolaylaştırıcı büyüme faktörleri ile daha güçlü ve dolgun saç büyümesi elde edebilmek ve işlem sonrası eliminasyon ve absorbsiyon ile kaybedilen %15-30’luk saç kaybını minimalize etmek şeklindedir. Saç ekiminden sonra yapılan 4-6 seans PRP uygulaması kombinasyonu standart olarak uygulanmaya başlanmıştır.23-27 Lazer tedavileri ile PRP uygulaması kombine olarak kullanılabilmektedir. Fraksiyonel CO2 lazer sonrasında PRP’nin lazer uygulanan alanlara topikal uygulaması, lazer sonrasında oluşan eri- tem, hassasiyet, ödem, akne, milia gibi akut yan etkileri ve skar oluşma, kalıcı eritem ve postinfla- matuar hiper-hipopigmentasyon riskini azalttığı, iyileşmeyi hızlandırdığı ve PRP ile kombinasyonu sonucu oluşan sonuçların daha iyi olduğu göste- rilmiştir.9,21,28 Akne skarları için yapılan bir çalışmada, 14 hastaya ablatif CO2 lazer ile soyma işlemi sonra- sında tek taraflı mezoterapi şeklinde PRP uygula- ması yapılmış, tek taraflı PRP uygulaması yapılan alanda eritem, ödem, hassasiyet daha az bulun- muştur. Ayrıca 4 ay sonra kontrol muayenesindeki akne skarlarının iyileşme düzeyi PRP uygulanan tarafta daha fazla bulunmuştur.29 Atrofik akne skarı tedavisi için yapılan karşı- laştırmalı grup çalışmasında fraksiyonel CO2 lazer yapılan alanlara salin solüsyonu, topikal PRP ve in- tradermal PRP enjeksiyonu uygulaması karşılaştı- rılmış, kombine PRP uygulamalarının eritem veödemin azalması açısından çok daha iyi ve total dü- zelme açısından saline göre çok fazla iyileşme gös- terdiği bulunmuştur. Topikal PRP uygulamasının ıntra dermal uygulamaya göre sonuçları birbirine yakın bulunmuş ağrı skorlamasının çok farklı ol- ması yüzünden topikal PRP uygulamasının tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.30 PRP’nin rejuvenasyon amaçlı yapılan ablatif ve fraksiyonel non-ablatif lazer sonrasında kombi- nasyonunun, lazerlerin tek başına kullanımlarına göre hem sonuç hem de daha hızlı iyileşme açısın- dan daha iyi sonuçlar verdiği vaka çalışmalarında kanıtlanmıştır.9,21,28,31 Posttravmatik skarlar için yapılan çalışmada; skarların bir tarafına fraksiyonel ErYAG uygula- ması, diğer tarafına ise fraksiyonel ErYAG lazer uygulamasından sonra topikal PRP uygulaması ya- pılmış. PRP ile kombinasyonu yapılan tarafın skar ciddiyet skalasına göre daha fazla iyileştiği bulun- muştur.32 Travmatik skarların tedavisi için yapılan başka bir çalışmada bir grup hastaya PRP ile karıştırılmış yağ grefti uygulaması ve 1540 nm non ablative Er- Glass lazer kombinasyon uygulaması yapılması sonrası bu yöntemlerin tek başına uygulanmalarına göre kombinasyonları ile uygulanmaları sonrasında daha iyi sonuç elde edilmiştir.33 Akne skarları için yapılan 22 hastalık bir ça- lışmada, her hastaya 3 defa fraksiyonel ErYAG uy- gulaması sonrasında topikal PRP tedavisi verilmiş, eritem 3 günden az sürmüş ve akne inflamasyonu görülmemiş, akne skarlarındaki düzelme %50-90 arasında olduğu belirtilmiştir.34 PRP, RF tedavileri ile birlikte de kombine edi- lebilmektedir. PRP’nin Bipolar RF ile kombinasyo- nun stria tedavisi için değerlendirildiği 19 Asyalı kadın hasta üzerinde yapılan bir çalışmada; striaalanlarına 4 hafta aralıklarla 3 seans bipolar RF in- tradermal olarak uygulanmış ve sonrasında PRP yine intradermal olarak stria alanlarına verilmiş. Yapılan değerlendirmede kombinasyon tedavisinin striaları istatistiksel olarak anlamlı derecede dü- zelttiği kanısına varılmıştır.35 Stria tedavisi için 18 hasta üzerinde yapılan başka bir çalışmada, stria alanlarına unipolar RF’in ultrason dalgaları ile birlikte verilebildiği bir yön- tem uygulanmış, sonrasında ultrason başlığı kulla- nılarak stria alanlarına PRP uygulaması yapılmış; bu kombinasyonun 2 haftada bir toplamda 4 seans uygulanması sonucu istatistiksel olarak yüz güldü- rücü sonuçlar ortaya çıkmıştır.36 Her ne kadar literatürde kanıta dayalı örnek- lerine henüz rastlanmasa da PRP’nin kimyasal pee- ling ve mikroneedling (roller) uygulaması ile kombinasyonunun uygun olacağı; ayrıca BoNTA ve dolgu uygulamalarından önce ciltte rejuvenas- yon ve revitalizasyon etkisini arttırmak için 2-4 seans PRP uygulamasının uygun olacağı söylene- bilir. Sonuç olarak; kozmetik dermatoloji alanında yapılan uygulamaların PRP ile kombine edilmesi son zamanlarda popülerleşmiş olup giderek yay- gınlaşmaktadır. Otolog bir ürün olduğu için aller- jik reaksiyon riski oluşturmaması, içeriğindeki büyüme faktörlerinin yoğunluğu ve bu faktörleri- nin yara iyileştirmedeki rolleri sayesinde yapılan işlemlerin oluşturdukları akut yan etkilerinin (eri- tem, ödem vs.) daha hızlı düzelmesi ve kalıcı yan etki (PIH, skar vs.) riskini azaltması, son olarak yine içeriğindeki büyüme faktörlerinin yararlı et- kileri sayesinde yapılan işlemlerin pozitif etkilerini sinerjik olarak arttırması PRP’nin kozmetik uygu- lamalar ile birlikte kombine edilmesinin her geçen gün daha da artacağı aşikardır.

  • Kadın Genital Sistem Enfeksiyonları ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

    Kadın Genital Sistem Enfeksiyonları ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

    Kadın Genital sistem iltihapları alt genital sistem ve üst genital sistem enfeksiyonları diye ikiye ayrılır.

    Alt genital sistem enfeksiyonları: Vulva(dış dudaklar), Vajen(Hazne), Servix(rahim ağzı), Üretra(idrar yolu) iltihaplarını kapsamaktadır.

    Vulvar Enfeksiyonlar
    Vulvada kaşıntı veya yanma hissi jinekolojk muayeneye başvuran hastaların %10’unda görülür. Vulvada kaşıntı, enfeksiyon, ülser(yara) yapan hastalıklar:

    Vulvar Bit ve Uyuz: Cinsel yolla veya cinsel olmayan yakın temasla geçer. Ayrıca havlu veya çarşaf ortak kullanımındada bulaşıcıdır. Pubik bölgede (kasıklarda) yaygın ve şiddetli kaşıntı yanısıra makülopapüler lezyonlar görülür. Tanı muayeneyle konulup uygun ilaç tedavisi (krem ve şampuanlar) ile kolaylıkla tedavi edilir.

    Molluscum Contagiosum: Pox virusunun yaptığı selim ve iyi huylu olan bir enfeksiyondur. Cinsel veya cinsel olmayan yakın temas veya kendiliğinden(otoinokulasyon) ile geçiş gösterir. Vulvada 1-5 mm arasında ortası çukurlanmış kubbe şeklinde papüller içerir. Tanı nodülden alınan biyopsi ile mikroskopik incelemede konur. Aslıdan muayene sırasında doktor tarafından sıkılarak gelen mumsu materyalın görülmesi ile de tanı konulabilir. Tedavisi özel solusyonlar veya koter veya kriyo ile yapılır.

    Condiloma Acuminata: Genital siğiller dediğimiz bu hastalık sadece vulvada değil Vajen ve servixtede görülebilir. HPV virusun (insan papillom virusu) sorumlu olduğu bu hastalık en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyondur. Bu virus aynı zamanda skuamoz kanser ve adenokanserle ilişkisi bulunmaktadır. En sık 15-25 yaşlar arasında görülür. Gebelik, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminin baskı altında olduğu kişiler risk altındadırlar. Siğiller mukoza veya deri yüzeyinde büyüklük ve formasyon farklılığı gösteren pedikullu (saplı) lezyonlardır. Çok yaygın ve bitişik olduğunda karnıbahar görünümü sergiler. Tanı gözle muayene, siğilden alınan biyopsi ile mikroskopik inceleme, Servixten alınan smaerde HPV ile ilgili değişiklikler ile konur. DNA tiplemesi yapılabilir.

    Tedavi: virusu tamamen eradike etmek (vücüttan yok edilmesi) mümkün değil. Ancak semptomatik olarak siğiller asitli solusyon (doktor tarafından uygulanır), Podifilinli krem kullanarak veya koter&kriyo ile lezyonlar tedavi edilir.

    Genital Ülserler(Yaralar)
    Genital Herpes: Uçuk adı ile bilinen genital herpesin etkeni Herpes Simplex tip II dir.

    Cinsel yolla bulaşan bu virus tekrarlayan karakterde olup genital yaralara neden olur. Genital yara dışında sistemik bulgularda eşlik edip hastada ateş ve halsizliğe yol açabilir. Lezyonlar genellikle çok sayıda ve vezikül (içi sulu küçük kesecik) şeklindedir. Veziküller derin olmayıp ağrılıdır. Genellikle birleşme eğlimi gösterir. Bulgular 2 hafta boyuncu kendini gösterir. Bir haftanın sonunda en üst düzeye ulaşır. Daha sonra kendini snırlayarak iz bırkamdan iyileşir. Bağışıklık sistemin baskılandığı durumlarda Lezyonlar tekrarlanabilir. Tanı muayene sırasında gözle konur. Tedavisi ağızdan antiviral tabletler ve lokal krem ile sağlanır. Virusun tamamen yokedlmesi söz konusu değil.

    Granuloma inguinale: Etkeni bir bakteri olup vulvada kronik ülseratif lezyona neden olur. Daha çok Tropikal bölgelerde yaşayanlarda görülür. Çok bulaşıcı olmayıp cinsel temasla veya cinsel temas olmadanda gelişebilir. Belirtiler nodul (et beni) ile başlar daha sonra kırmızı et renginde birbirleriyle birleşen ağrısız ülsere dönüşür. Tanı biyopsi takiben mikroskopik inceleme ile konur. Tedavisi cerrahi olarak lezyonun çıkarılması ve antibiyotik ile yapılır.

    Lenfogranuloma Venerum: Clamidianın lenf dokusunda oluşturduğu enfeksiyondur. Erkeklerde kadınlara göre 4-5 kat daha sık görülür. Genital bölgede önce ağrısız ülser oluşur. Kendiliğinden geçer. 1-4 hafta sonra lenf bezlerinde ağrılı şişlik oluşur. Tanı biyopsi ile konur. Tedavsi cerrahi ve antibiyoik ile yapılır.

    Şankroid (Yumuşak şankr) : Cinsel yolla bulaşan akut bir enfeksiyondur. Gelişemkte olan ülkelerde daha sık görülür. Erkeklerde kadınlara göre 5-10 kat daha fazla görülür. Bu enfeksiyon HIV’ın (AİDS) bulaşmasını kolaylaştırır. Çok bulaşıcı olmasına rağmen ancak zedelenmiş cilt ve mukozadan geçebilir. Önce küçük bir papül şeklinde başlar. Daha sonra sulanıp yaraya dönüşür. Yaralar yüzeyel olup sınırları belli olmayıp çok ağrılıdır. Daha sonra kasık lenf bezlerinde de şişlik ve iltihap oluşabilir. Tanı kültür ile konulur. Tedavisi antibiyotiktir.

    Sifilis: Frengi adı ile bilinen kronik bir hastalıktır. Bulguları çok şiddetli olmasına karşın orta derecede bulaşıcı bir hastalıktır. Etken Treponema pallidum cinsel yolla bulaşır. Enfekte olmuş bir hastayla birkez cinsel temasta bulunmakla karşılaşılan risk %10 dur. Sifilisin jinekolojik olmayan çok sayıda belirtisi vardır. Mikrop cilt ve mukoza yüzeylerinden geçebilir. İlk bulgusu sert ağrısız tek bir Şankır (yara)dır. Bu yara vulva (dış dudak), vajen(hazne) veya servixte(rahim ağzı) görülebilir. Eğer vajen veya servixe yerleşmişse özellikle ağrısız olması nedeniyle farkedilmeyebilir. Bu yara kendiliğinden iyileşir. 6 hfata ile 6 ay süre içerisinde mikrop kan yoluyla vücüda yayılır. Ellerde ve ayak tabanlarında makulopapuler(etbeni benzeri) lezyonlar vulvada cillten kabarık grimsi plak(condiloma lata) oluşumu olur. Bu lezyonlar genellikle ağrısızdır fakat ağrılı lenf bezi büyümesi buna eşlik edebilir. Bu lezyonlarda 2-6 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşir. Hasta tedavi edilmezse mikrop 2 ile 20 yıl boyunca vücütta gizli yaşamaya devam eder. Ara ara cilt bulguları tekrarlanabilir. Tedavi edilmeyen hastaların üçte birinde üçüncü evre bulguları gelişir. Bunlar kalp damar sistemi,kas iskelet tutulumu,sinir sistemi tutulumu ve ölümcül aort anevrizması olabilir.

    • Tanı: lezyondan alınan örneğin mikroskopta incelenmesi ve özel kan tahlilleri ile konur.
    • Tedavi:Penisilin ve alternatif antibiyotik tedavisidir.
  • Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon

    Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon

    Rahim Ağzı Yarası-Servikal Erozyon nedir?

    Rahim ağzını kaplayan normal dokunun çeşitli patolojik etkiler sonrasında bozulmasıdır.Rahim ağzı normal dokusunu kaybettiğinden dolayı genellikle kırmızı,düzensiz ve çevre dokudan belirgin olarak farklı görülür.Bazen bu alanın üstü koyu enfekte akıntı ile bulaşık,bazende iltihaba bağlı hassaslaşan dokuda kanama odaklarıda görülebilir.

    Rahim Ağzı Yarasının belirtileri nelerdir?

    Rahim ağzı çevresindeki dokuların tahrip olmasından dolayı bu alan mikroplar tarafından kolayca istila edilerek enfekte olabilir.Dökülen doku bölgesinden koyu kıvamlı,sümüksü bir akıntı başlar.Enfekte olduktan sonra akıntının rengi koyu gri renkten yeşile kadar çeşitli renklerde olabilir.İltihaba neden olan mikroba bağlı olarakta çeşitli kötü kokularada neden olur.

    Rahim ağzı dokunun bozulmasından dolayı çok hassaslaşmıştır.Hafif dokunuşlarla beraber hemen kanar.İlişki sırasında derin penetrasyonda penis rahim ağzına dokunduğunda kanamalar görülür.Yani cinsel ilişki sırasında az miktardan bir kaç petliğe kadar kanar.

    Rahim Ağzı Yarasının sebepleri nelerdir?

    Rahimağzı yarasının en sık sebebi bakterial enfeksiyonlardır.Vajende başlayan enfeksiyon ihmal edildiğinde ilerleyerek rahin ağzında kronik iltihaplanmalara neden olur.Kronik iltihap dokunun zaman içinde bozularak ülserleşmesine yani yaraya dönmesine yol açar.

    Diğer sayabileceğimiz nedenler ;doğum sırasında rahim ağzının zedelenmesi,hormonal değişiklikler,enfekte erkeklerle cinsel ilişki,sık vajinal duş,spermisid veya kayganlaştırıcı kremler kullanılması,hamilelik dönemi,doğum kontrol hapı kullananlarda görülebilir.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Rahim ağzını kaplayan doku bozulduğunda ve döküldüğünden dolayı antimikrobiyal ilaç tedavisi mümkün değildir.Diğer etiyolojik nedenlerdede tedavi ile bir yarar elde edilemez.Rahim ağzı karaciğerimiz gibi kendini yenileme potansiyeli olan bir organdır.Rahim ağzının bir bölümünü tahrip etsek bile kendini rejenere edebilir.Tedavide temel amaçta bozulan dokunun çeşitli yöntemlerle tahrip edilip kronikleşen yaranın tedavisi için rahim ağzına şans vermektir.Genellikle iki yöntem kullanılır,koterizasyon yani ısı ile tedavi veya kriyoterapi yani dokunun dondurulmasıdır.

    Yara Yakılması(Koterizasyon)

    Rahim ağzı yaralarında en sık kullanılan tedavi yöntemi,koterizasyon(yara yakma) yöntemidir.Koterizasyon öncesi rahim ağzında yara tespit edilen hastaya smear testi yapılır.Amaç yaranın varlığını patolojik olarak teyit etmek ve alta yatan kötü huylu her hangi bir patolojiyi ekarte etmektir.

    İşlem için Elektrokoter adı verilen cihaz kullanılır.Cihaz elektrik enerjisini ısı enerjisine çevirir.İşlem esnasında hastaya lokal anestezi uygulanır.Toplamda anestezi dahil 10-15 dakika süren basit bir işlemdir.

    Hasta jinekoljik muayne masasına hazırlanır.Koter uygulanırken plastik spekulum uygulanması gerekir çünkü koter ucu metal spekuluma değdiğinde hastanın konforu bozulur.Plastik spekulum yerleştirildikten sonra vajen batikon ile boyanır ve dezenfekte edilir.Rahim ağzına lokal anesteik madde dört noktadan uygulanır.Anestezi sağlandıktan sonra koter işlemine geçilerek yara tahrip edilir.Kanama kontrolü sağlandıktan sonra batikonla koterize edilen bölge sterilize edilir.Hastanın perine temizliği yapıldıktan sonra hasta masadan kaldırılır.Hasta koterize edilen bölgede hafif ısınma dışında hiçbir şey hissetmez,günlük yaşamına hemen geri dönebilir.Hasta yaklaşık bir, birbuçuk ay sonra kontrole çağrılır.Kontrole kadar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Tampon kulanılarak denize girilebilir fakat deniz çıkışı tampon hemen çıkarılmalıdır.İşlem sonrasında başta pembe daha sonra zamanla grileşen bir akıntımız olacaktır.Bunun nedeni tahrip olmuş dokuların yerine normal doku bırakarak dökülmesidir.

    Yara Dondurulması(Krioterapi)

    Krioterpide , çeşitli dondurucu gazlar krio denen cihaz ile uygulanarak yaranın dondurularak tahrip edilmesidir.En sık Nitrous Oxide gazı kullanılır.Hasta jinekolojik muayne masasında hazırlanır.İşlem sırasında lokal anestezi uygulanmasına gerek yoktur.Yine plastik spekulum uygulanması konfor açısından daha iyidir.Spekulum yerleştirdikten sonra rahim ağzı temizlenir.Krionun aplikatör ucu yaranın büyüklüğüne göre ayarlanır.Aplikatör uç yaraya yaklaşık olarak 5 dakika kadar uygulanır.Hasta işlem sonrası hemen günlük yaşamına geri dönebilir.Yaklaşık bir ay sonra kontole çağrılır.Kontrole kadar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Tampon kullanarak denize girilebilir.Tedavi sonrası bol akıntımız olabilir.Bu durumdan korkulmamalıdır çünkü tahrip olmuş dokunun temizlenmesinden kaynaklanır.

    Krioterapi ve Koterizasyonun tedavi etme oranları birbirine yakındır.Uygulacak tedavi yaklaşımı hekim tarafından hastanın durumu değerlendirilerek karar verilir.

  • RAHIM AĞZI YARALARI(SERVIKAL EREZYON’LAR)

    RAHIM KANALI VE RAHIM AĞZI FARKLI HÜCRELERLE DÖŞENMIŞTIR.EĞER RAHIM KANALI HÜCRELERI RAHIM AĞZI HÜCRELERININ ÜZERINE DOĞRU YÜRÜRSE BIRLEŞIM BÖLGESINDE HÜCRE TAHRIBATI OLUŞUR VE BU BÖLGEDE ENFEKSIYON OLUŞUR.BU BÖLGE DAHA KIZARIK VE ÖDEMLI GÖZÜKÜR.BU DA, SERVIKAL EREZYON YA DA HALK ARASINDA SÖYLENDIĞI GIBI YARA OLARAK ADLANDIRILIR. BELIRTILER NELERDIR?HAFIF VAKALARDA BELIRTI OLMAYABILIR.YAYGIN BELIRTILER ŞUNLARDIR;  VAJINAL AKINTI , ANORMAL KANAMALAR, VAJENDE YANMA , KAŞINTI ,CINSEL TEMAS AĞRISI , IDRAR YAPARKEN YANMA , BEL AĞRISI ,TEDAVI EDILMEMIŞ YARA VEYA ILTIHAPLAR RAHIM AĞZI AKINTISININ(MUKUSUN) KALITESINI BOZARAK ,SPERMLERIN GEÇIŞINI DE ENGELLEYEBILIR VE INFERTILITEYE DE SEBEP OLABILIR. BUNUN IÇIN KISIRLIK TEDAVISINDE,RAHIM AĞZI YARASI VARSA, BU DURUM TEDAVI EDILMELIDIR. BU ANNELER GEBE KALIRLARSA DA DÜŞÜK VE ERKEN DOĞUM RISKLERI VARDIR. YINE TEDAVI EDILMEMIŞ RAHIM AĞZI YARALARI,ILERI EVRELERE ULAŞMAK SURETIYLE RAHIM AĞZI KANSERLERINE ZEMIN HAZIRLIYABILIR. BUNUN IÇIN ,BU HASTALIKTAN KORUNMA YOLLARINI ÖĞRENIP,TEŞHIS IÇIN DE YILDA BIR DEFA JINEKOLOJIK MUAYENE OLMAK ÖNERILEN YÖNTEMDIR.

    TANI NASIL KONULUR?

    MUAYENE

    SMEAR

    KOLPOSKOPI

    BIOPSI

    KORUNMA IÇIN NE YAPMALI?

    GENITAL HIJYEN(TEMIZLIK)

    PREZERVATIF KULLANIMI

    VAJEN IÇININ SABUN VEYA DEĞIŞIK KIMYASAL MADDELERLE YIKANMAMASI

    IÇ ÇAMAŞIRLARIN SIK DEĞIŞTIRILMESI VE PAMUKLU ÇAMAŞIRLARIN TERCIH EDILMESI

    TUVALET SONRASI TEMIZLIĞE DIKKAT EDILMESI

    VAJINAL AKINTI VARSA MUTLAKA MUAYENE OLUNMASI

    TEDAVI

    ILTIHAP TEDAVISI

    KOTERIZASYON VEYA CRYO(YAKMA VEYA DONDURMA TEDAVISI)

    GÖRÜLDÜĞÜ GIBI,RAHIM AĞZI YARALARINDAN KORUNARAK,RAHIM AĞZI KANSERLERINDEN DE KORUNMAK MÜMKÜN OLABILIR.

  • Prp yöntemi nedir?

    Platelet Rich Plazma kelimelerinin baş harflerinden alınan PRP; günümüzde cilt gençleştirme yöntemlerinden hücresel tedavide gelinen en iyi noktalardan biridir. Platelet trombosit demek olup; trombositler kanımızda var olan hücrelerdir. Sayıları ortalama

    300.000 kadar ve ömürleri 4 gündür. 2-4 mm çaplı bu hücreler kanın pıhtılaşma veya akışkanlık özelliklerini ve yaraların iyileştirilmesinde yara yerinin temizlenmesi görevlerini yerine getirir. Ayrıca trombositlerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmasını devreye sokarak yaraların iyileşmesini sağlamaktadır.

    Anti-aging ve PRP ilişkisi;

    Cildin ışıklarla, lazerle veya kimyasal peelinglerle uyarılması aslında sınırlandırılmış hasarla ciltte onarımı ve gençleşmeyi tetiklemek anlamına gelir. Kısacası ciltte çok hafif hasar yaratır gibi yaparak cildi uyarıp; yara iyileşme mekanizmasını devreye sokmak; cildi gençleştirmek için bir tetiktir. Çünkü hücreler uyarı sonrası harekete geçer; yara iyileşmesini taklit edercesine üretim başlar, kollajen ve elastik lif üretilir, dolaşım artar, dokunun uyarılan bölgesi temizlenir, arınır; dolayısıyla rengi açılır, damarları iyileşir, cildin sağlığı eskisinden daha iyi olacak şekilde geri kazanılır.

    Cilt uyarılmazsa yaşlanır; burada vurgulamak istediğim şey mekanik veya kimyasal, iğneli veya iğnesiz, cilde uygun olan doğru yöntemleri kullanarak cildi uyarmakla yılları geriye çevirmiş, anti-aging yapmış olabilmekteyiz.

    PRP tek başına ne kadar etkilidir? Sonuçları nelerdir ve etkisi ne kadar sürer?
    Hücresel tedavi yöntemi ile kastedilen, hücrelerin çalışmasını teşvik etmek ve ihtiyacı olan malzemeleri vermektir. Bu yöntem hücrelerin çalışmasını tetikleyen büyüme faktörlerine ortam sağladığı için, anti-aging tedavide değişmeyecek bir yere sahiptir. PRP tedavisinin tek başına yeterliliği, kişinin yaşına, yaşanmışlığına, cildin görünen ve analiz edilen sonucuna göre değişecektir. Cilt güneşten yıpranmış ve sarkmış olsa da, sadece cansız ve soluk görünüyorsa da yapılması faydalıdır.

    Tedavinin herhangi bir yan etkisi var mıdır?

    Bu tedavi otolog yani kişinin kendi hücresinin tekrar kendisine verilmesiyle ilişkili olduğu için zararı yoktur, uygulanabilir; ancak beklentiler açısından uygulayan hekimin hastasını, gerekirse doğru tedavilerle desteklemesi uygundur.

  • Ozonterapi

    Oksijenin Yaşamsal Önemi

    Oksijen, canlılar için yaşamsal önemi olan bir değerdir. Açlık ve susuzluğa uzun süreli direnebilen bir canlı, nefes almadan yaşamaya, yalnızca 1-2 dakika dayanabilir. Çünkü, bedenimizdeki tüm canlı normal hücreler için, oksijen gereklidir.

    Günümüzde, birçok hastalığın temelinde, oksijensizlik ya da yeterli oksijen alamama vardır. OZON TEDAVİSİ, işte bu temel üzerine kuruludur. Ozon tedavisi ile hem hastalıkların iyileştirilmesi hem de hasta olmayan kişilerin daha sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmeleri mümkün olabilmektedir. Çünkü, sağlıklı yaşam, kaliteli yaşamdır.

    Ozon Nedir?

    İnsanoğlu ozonu, atmosferde yoğunluğu azalmış ozon deliği ile tanırken, onun tedavi edici muhteşem özelliğinden habersiz kalmıştır.

    Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınların yeryüzüne inmelerine engel olan ve canlıların yaşaması için bir şemsiye görevi yapan ozona eski çağlarda Yunanca ''Tanrının Nefesi'' adı verilmiştir.

    Oksijenin kimyasal bir akrabası olan ozon(03), atmosferde, yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen molekülüne(02) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının(0), diğer oksijen molekülleriyle(02) birleşmesi sonucu oluşur. İki atomlu normal atmosferik oksijenin(02), yüksek enerji taşıyan bir başka şeklidir. İnsan eliyle ozon üretimi de, benzer yöntemlerin, özel cihazlar yardımıyla uygulandığı ozon jeneratörleri ile olmaktadır. Ozon, renksiz ve keskin kokulu bir gaz olup, kimyasal olarak kararsız bileşik özelliğindedir.

    Medikal Ozon Nedir?

    Medikal (tıbbi) ozon, %5 ozon-%95 oksijen karışımından oluşmaktadır. Ozon, çok yüksek oksidasyon (yakma) gücüne sahip olduğu için, tıpta “aktif oksijen” ya da “süper oksijen” olarak tanımlanır. Aktif oksijen molekülü olan OZON kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere, ''OZONTERAPİ'' denilmektedir.

    Diyabetten kansere, hepatitten AIDS'e, kronik yorgunluktan strese, kozmetikten antiaginge

    dek, onlarca amaca yönelik olarak uygulanmaktadır.

    Her sağlıklı hücre, normal yaşam ve fonksiyonlarını sürdürebilmek için, oksijene bağımlı işleyen metabolik yollarla, enerji (kalori) gereksinimini karşılamak zorundadır. Alınan besinler, OKSİJEN ile yakılarak gerekli enerji sağlanır.

    Yaşam biçimi, stres, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, solunan havanın kirliliği, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak veya yaşlanma, şeker, akciğer ve kalp hastalıkları, tıkanan damarlar gibi nedenlerle ya da olağan yaşam temposunun biraz üstüne çıkıldığında, hücrelere ulaşan oksijen yetersiz kalabilir. Oksijen eksikliğini arttıran bu türden nedenler, insanı ölüme dek götürecek olaylar zincirini tetikleyebilir.

    Oksijensizlik belirtileri arasında sıklıkla, baş ağrısı, kronik eklem ağrıları, unutkanlık, sık geçirilen enfeksiyon, iyileşmeyen yaralar, bitkinlik, yorgunluk, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma ve yaşamsal önem taşıyan organların yıpranması sayılabilir.

    Ozon'un Kullanıldığı Alanlar

    1) Medikal ozon, hastalıkların tedavisinde, tıbbi sterilizasyon ve dezenfeksiyonda, antiaging ve kozmetik uygulamalarında,

    2) Havanın, kötü kokuların, atıkların temizlenmesinde ve dezenfeksiyonunda,

    3) Suların temizliğinde (içme suyu, havuz ve kaplıca dezenfeksiyonunda) ve suların uzun süreli korunmalarında,

    4) Gıda endüstrisinde sterilizasyonda, soğuk hava depolarında,

    5) Cam şişe temizliğinde ve renk giderilmesinde,

    6) Tarımda verimin arttırılmasında (suni gübre ve/veya ilaçlama yerine),

    7) Veterinerlik-hayvancılıkta tedavide, verimin arttırılmasında,

    8) Toksinlerin (zehirlerin) giderilmesinde, kimyasal ve petrol ürünlerinin zehirsizleştirilmesinde,

    9) Tekstil sektöründe (boya ve kumaşta canlılığın arttırılması, renk giderilmesi, kot beyazlatma vb.) kullanılmaktadır.

    Ozonun Tıbbi Tedavide Kullanılması

    Ozon, tıpta, hastalıkların tedavisinde, yaklaşık yüz yıldan beri uygulanmaktadır. Dünyada Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi birçok ülkede, ozon tedavi klinikleri yanında, sadece ozon tedavisi yapan özel hastaneler ve İtalya Siena Üniversitesi'nde kürsüsü vardır.

    Ozonun vücuttaki etkisi, kullanılan doz ve miktara bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Ozon tedavisi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve hastalığın cinsine göre uygulanacak tedavi protokollerini belirler.

    Ozon tedavisi, birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı olması ya da tamamen düzelmesini sağlaması nedeniyle, alternatif bir tıp yöntemi gibi değil, tamamlayıcı ya da ana tedavi yöntemi gibi düşünülmelidir.

    Ozon tedavisi kolay ve pratik uygulama şansına sahiptir.

    Ozon Nasıl Etkili Olur?

    Ozon, doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır. Alyuvarların (kanda oksijen taşıyan kırmızı hücreler) elastikiyetini arttırarak, kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırır; hücrelerin oksijen havuzunda yüzmesini sağlayarak, OKSİJEN EKSİKLİĞİNİ GİDERİR.

    Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir. Akyuvarların (vücudun savunma hücreleri) fonksiyonlarını düzenler, enfeksiyonlara karşı korunmayı arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirerek ENFEKSİYON VE KANSERE DİRENCİ ARTTIRIR. Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliğiyle, bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir.

    Kanın kıvamını azaltır, akışkanlığını sağlar. Damar duvarındaki plakların yumuşamasını ve küçük kan damarlarındaki tıkaçların çözülmesini sağlayarak, KAN DOLAŞIMINI DÜZENLER. Damar duvarına olan etkisi ile TANSİYONUN NORMALLEŞMESİNE yönelik olumlu katkı yapar.

    DEZENFEKSİYON VE ANTİMİKROBİK özelliğiyle, bakteri, virüs ve mantarları öldürür. Klordan yaklaşık üç bin kat daha güçlü, doğal ve atık bırakmayan bir dezenfektandır.

    KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI VE YAYILMASINI ENGELLER. Kanser üzerindeki etkisi, tümör hücrelerinin zarlarını parçalama ve vücudun bağışıklık sistemini uyarma yolu ile olur.

    Kemoterapi ve radyoterapi gibi klasik kanser tedavilerinin etkisini, dokulardaki oksijen miktarını arttırarak güçlendirir (Kemoradyoduyarlılaştırıcı etki). Kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini, dikkate değer düzeyde azaltır.

    Hücre içinde solunumu hızlandırarak, hücre fonksiyonları için gerekli ENERJİ (ATP) ÜRETİMİNİ ARTTIRIR, daha enerjik ve fonksiyonel bir vücut oluşturur.

    Karaciğer hücrelerini aktive ederek, böbreklerin süzmesini ve cildin DETOKS EDİCİ ÖZELLİĞİNİ ARTTIRARAK, vücudumuzdaki zararlı kimyasal maddelerin (kurşun ve cıva gibi ağır metaller, böcek öldürücüler, ilaç atıkları, asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları) temizlenmesine yardımcı olur.

    Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak, AĞRI KESİCİ ÖZELLİK GÖSTERİR.

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) etkisi ile ALERJİ VE ASTIM gibi hastalıkların TEDAVİSİNE YARDIMCI OLUR.

    OZONTERAPİ’NİN TIBBİ AMAÇLI KULLANIM ALANLARI

    YARA ve YANIK

    Yara ve yanık tedavisinde ozonun,

    -Mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için dezenfektan (mikrop temizleyici) özelliğinden,

    -Dolaşımı düzenleme, kılcal damarları geliştirme ve kanın kıvamını azaltma yolu ile yaralı dokunun oksijenlenmesini, kanlanmasını ve beslenmesini arttırarak, iyileşmesini hızlandırıcı etkisinden yararlanılır.

    Ozon sıklıkla aşağıdaki tür yara ve yanıklarda kullanılır:

    Diyabet yaraları,

    -Enfekte olmuş iyileşmeyen yaralar,

    -Uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bası yaraları (dekübitus ülserleri),

    -Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaralar,

    -Çeşitli nedenlere bağlı cilt enfeksiyonları, alerjiler, egzamalar,

    -Ameliyat öncesi ve sonrasında zor iyileşen yaralar,

    -Yara izleri.

    DOLAŞIM BOZUKLUKLARI ve DAMAR TIKANIKLARI

    Ozon tedavisinin son 40 yılda en çok kullanıldığı alanlardan birisi, dolaşım bozuklukları ve damar tıkanıklıklarıdır. Dolaşım bozukluklarındaki ozon tedavisinin başarısı birçok tıbbi çalışmada gözlenmiş olup, ozonun şu etkilerinden yararlanılır:

    Damarların duvarında bulunan düz kasların gevşemesini sağlayarak, damar içi basıncı azaltır ve bu özelliği ile ''Hipertansiyon'' tedavisinde yer alır.

    -Dokuların oksijenlenmesini, kılcal damarların yeniden oluşmasını ve doku kanlanmasını arttırır.

    -Kanın kıvamının azalması ile daha akışkan hale gelmesinin yanı sıra, damardaki tıkacın erimesini sağlayarak, ''Damar Tıkanıklıkları''nın tedavisinde kullanılır.

    -Damar sertleşmesine neden olan duvardaki yağ ve kalsiyum plaklarının yıkılmasını sağlar ve bu nedenle ''Damar Sertliği''nin tedavisinde yararlıdır.

    KANSER

    Otto Warburg, kendisine Nobel Ödülü kazandıran çalışmalarında şu sonuçlara ulaşmıştır:

    Kanserin temel nedeni, oksijensiz yaşamdır. Tümör hücresi, oksijensiz yaşama yeteneğindedir (anaerobik); normal hücreler, oksijene gereksinim duyar (aerobik).

    -Vücutta ''onkojen'' denilen tümör yapıcı genlerin stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörler tarafından uyarılması ile kanser başlayabilir.

    -Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırır. Yeterli oksijen sağlandığında, tümör dokusunun metabolizması bozulur; tümör hücrelerinde ölüm başlar. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını kolayca sürdüremez.

    Ozonun, tümör hücrelerine doğrudan öldürücü etkisi (oksidasyon etkisi) yanında, tamamlayıcı olarak bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi olduğu anlaşılmıştır.

    Kemoterapinin ve radyoterapinin bulantı, kusma, bitkinlik gibi yan etkilerini giderdiği; bu tedavilerin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini arttırarak tamamlayıcı tedavi yönünden de oldukça başarılı bir şekilde kullanılabildiği gözlenmiştir.

    VİRÜS HASTALIKLARI

    Hepatit'inbütün tiplerinde ozon tedavisi, hem antimikrobik etkisiyle hepatit virüsünün dış çeperini (zarfını) doğrudan tahrip ederek hem de bağışıklık sistemi üzerindeki etkisiyle İNTERFERON salgılanmasını sağlayarak, ALTIN STANDARTLARDA bir tedavi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hepatit A, diğerlerine göre sorunsuz ve büsbütün iyileşebilirken, virüsün diğer tipi hepatit B, sıkça, kronik bir şekilde seyreder. Burada, klasik tıbbi tedavi metotlarına ek olarak, ozon tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Ozon tedavisi, hepatit C hastalığının tedavisinde de uygulanır.

    AIDS, zona, uçuk, kuş gribi, SARS gibi viral hastalıklarda ozon, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, virüse doğrudan teması ile etkili olur.

    Kızamık sonrası görülen SSPE gibi yavaş ilerleyen virüs enfeksiyonları, beynin tüm virüs enfeksiyonları (ensefalit), grip gibi sık geçirilen üst solunum yolu ve bronşite neden olan virütik akciğer hastalıklarında ozon uygulanabilir.

    KARACİĞER HASTALIKLARI

    Karaciğer hücrelerinin fonksiyonlarında yardımcı olur; karbonhidrat, yağ ve protein seviyelerini düzenler, kandaki yağ ve şeker değerlerini normalleştirir.

    Karaciğer hücrelerinin yenilenmesini sağlaması nedeniyle, karaciğer yetersizliği ve sirozda destekleyici olarak kullanılır.

    Karaciğer iltihaplarının, kullanılan ilaç ve kimyasalların karaciğer üzerindeki tahribatının en az düzeyde olmasını sağlar.

    MİDE ve BAĞIRSAK HASTALIKLARI

    -Gastrit ve ülser tedavisinde,

    -İltihaplı bağırsak hastalıklarında (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, proktit ve spastik kolon gibi diğer kolit çeşitlerinde) ozon tedavisinin çok yararlı olduğu gözlenmiştir.

    BÖBREK HASTALIKLARI

    ''Ozon Sauna'' ter bezlerini uyararak terlemeyi arttırır ve yağ dokusu içinde depolanan toksinlerin deri yolu ile atılmasını sağlayarak, böbreğe yardımcı olur.

    Diyalize giren hastalarda, böbreklerin yoğun şekilde çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işi, saunada terleme yolu ile 15-20 dakikada gerçekleştirilebilir. Bu nedenle diyalize giren ağır böbrek hastalarına, “ozon sauna” özellikle önerilmektedir.

    KAS, KEMİK ve ROMATİZMAL EKLEM HASTALIKLARI

    Kas hastalıklarında ve travmalarda (kaza ve spor yaralanmaları gibi) iyileşmeyi hızlandırmakta, dolaşımı düzenlemekte, sinirlerin harabiyetini önlemekte ve onarılmasını kolaylaştırmaktadır. Kasların güçlenmesine katkı sağladığı için, kronik kas ve sinir hastalıklarında da kullanılır.

    Genel olarak, ozon tedavisinin fizik tedavi ya da diğer tedaviler ile birlikte, tamamlayıcı amaçla kullanılması önerilmektedir.

    Eklem kireçlenmesi ve harabiyeti, eklem iltihabı ve kemik erimesi gibi, pek çok ağrılı

    ve fonksiyon kısıtlılığı yapabilen hastalıklarda da ozon kullanılmaktadır.

    Kemik deformasyonu gelişmemiş eklem kireçlenmesinde (gonartroz), diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, eklem içine yapılan ozon enjeksiyonlarının hem eklem içinde hava yastığı oluşturması hem de eklem şişkinliğini azaltması nedeniyle ağrıyı giderdiği; ayrıca kıkırdak dokusunun yeniden onarılmasını sağladığı gözlenmiştir.

    Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda, ozon tedavisinin bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi nedeniyle, diğer tedaviler ile birlikte kullanıldığında, hastada hızlı iyileşmeler görülebilmektedir.

    Ayrıca, yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir rahatsızlık olan FİBROMYALJİ'de başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    NÖROLOJİK HASTALIKLAR

    Ozon tedavisi, beyin oksijenlenmesini arttırması ve damar düzenleyici olması nedeniyle, aşağıdaki sinir sistemi hastalıklarında kullanılabilmektedir:

    -Başağrısı ve Migren tipi gerilim ağrıları,

    -Multipl Skleroz,

    -Alzheimer hastalığı ve Demans (bunama),

    -Parkinson gibi nörolojik hastalıklar,

    -Polinöropati, myotoni, müsküler distrofi, ALS gibi kas–sinir hastalıkları,

    -Spastik çocuklar, serepral palsi, SSPE gibi beyin hastalıkları,

    -Kulakta uğultu ve çınlama,

    -Vertebrobaziler yetmezlikte olduğu gibi beyin kanlanması ve oksijenlenmesinin azaldığı, fizik kapasitede düşme, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtilerle kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri vardır.

    AĞRI TEDAVİSİ

    Nöron ve kaslarda iyileşmenin yanı sıra, santral sinir sisteminde analjezik (ağrı kesici) etki yaparak, ağrıların azalmasına yol açar.

    Ağrı oluşturan maddelerin etkisini azaltarak, ağrı tedavisini kolaylaştırır.

    Ozon gazının direkt uygulanması ile şiddetli ağrılarda sinir blokajı da yapılabilir.

    BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRME

    Sık enfeksiyon geçirenlerde ve kanser riski altında olanlarda, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

    Ozon, immün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) olarak, düşük ve orta dozlarda verildiğinde, organizmanın kendi direncini ( immün sistemi) aktive etmektedir.

    Mikropları öldürme mekanizmalarından birisi olan FAGOSİTOZ olayını hızlandırır ve kolaylaştırır.

    Savunma hücrelerinin (beyaz hücreler) sayısını arttırır.

    Savunma hücreleri tarafından salgılanan İNTERLÖKİN adlı maddenin vücuttaki yapımını arttırır.

    CİLT ve SAÇ HASTALIKLARI

    Normal ve saçlı deride bölgesel kan dolaşımını arttırır. Kan, lenf ve deri hücrelerini etkileyen ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Ozon tedavisi,

    -Virüslerin neden olduğu uçuk ve zona; bakterilerin neden olduğu akne, fronkül ve abse ile mantarların neden olduğu cilt enfeksiyonlarında,

    -Egzama, sedef (psöriyazis), kurdeşen (ürtiker) gibi kaşıntılı ve döküntülü alerjik cilt hastalıklarında,

    -Skleroderma gibi deriyi kalınlaştıran kolajen doku hastalıklarında,

    -Erkek ve kadın tipi saç dökülmelerinin önlenmesinde, kepeklenme, yağlanma, saçkıran gibi hastalıklarda,

    -Ter kokusunu önlemede ozon tedavisi oldukça başarılıdır.

    KOZMETİK AMAÇLI

    -Yaşlılığa bağlı KIRIŞIKLIK'larda,

    -Ameliyat ve yara izlerinin (skar, keloid) düzeltilmesinde,

    -Yüzdeki izler ve göz kapaklarındaki torbaların giderilmesinde,

    -Karın, göbek, basen ve kalça yağlarının eritilmesi ile bel inceltilmesinde ozon tedavisi uygulanabilir.

    -Kadınların korkulu rüyası olan SELÜLİT'te ozon tedavisi ile önemli düzeyde düzelmeler görülebilir; bu yönüyle geleneksel tedavilerden daha etkili olduğu düşünülmektedir.

    Ozon tedavisi, hücre oksijenlenmesini temel alarak, cilt hücrelerini etkiler. Kozmetik amaçlı ozon uygulamaları, diğer ozon tedavi yöntemlerine ek olarak, direkt cilt altına ozon enjeksiyonlarının (OZOMEZOTERAPİ) yanında, OZON SAUNA adı verilen bir kabin içerisinde gerçekleştirilir.

    Ozon sauna uygulamasında, buhar etkisiyle, kan dolaşımı aktive olmuş cildin yüksek düzeyde oksijenlenmesi amaçlanır.

    Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşmesi sonucu, yağ zincirlerinin kırılması ve vücuttan atılmasını sağlayarak, alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini arttırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesine yardımcı olarak, yağ dokusu hücrelerinin metabolizmasını normale döndürerek etki yapar.

    Ozomezoterapi, klasik mezoterapi yöntemlerinden daha başarılı ve kalıcı etkiye sahiptir.

    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI ve ASTIM

    İmmün modülatör (bağışıklık sistemi düzenleyicisi) ve mikrop öldürücü etkisiyle ASTIM, BRONŞİT, ZATÜRRE, TÜBERKÜLOZ, KOAH gibi hastalıkların tedavisinde ilaçların azaltılmasına, alerji ve astım krizlerinin daha az şiddette ve sıklıkta oluşmasına yardımcı olur. Özellikle astım ve alerjik bronşitlerde, başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    KALP HASTALIKLARI

    Kalp hastalıklarının tümünde, ozon tedavisi diğer tedavi yöntemlerini desteklemek amacıyla kullanılır.

    -Kalp yetmezliklerinde,

    -Kalp kası hastalıklarında,

    -Koroner damarların tıkanıklıklarında, oksijenlenmeyi arttırma, damar içi basıncı düşürme, kanın akışkanlığını arttırma, kalp iletimi ve dolayısıyla ritmini düzenleme yolu ile kalbin önündeki yükü azaltarak etkili olur.

    KADIN HASTALIKLARI

    Hamileliğin ilk üç ayında, ozonun etkisi tam olarak bilinemediğinden, bu dönemde ozon tedavisinin uygulanmaması önerilir.

    Tedaviye dirençli genital enfeksiyonlarda ozonun bakteri, mantar, virüsleri öldürücü özelliği ve hormonal durumu düzenleyici rolü etkili olur.

    -Sık tekrarlayan düşüklerde, rahim yetmezliğinin (fetoplansetal yetmezlik) önlenmesinde,

    -Hamilelikte kansızlık ve havalelerin önlenmesinde,

    -Adet (menstrüasyon) dönemlerinin rahat geçirilmesinin sağlanması ve menopoz etkilerinin azaltılmasında,

    -Kısırlık tedavisi ve tüp bebek programlarında destekleyici olarak kullanılmaktadır.

    GÖZ HASTALIKLARI

    Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları sonucunda gözün retina adı verilen tabakası ve görme sinirinde oluşan çeşitli derecelerdeki rahatsızlıkların tedavisinde, ozon uygulamasından sonraki 6-8 ay içerisinde görmede iyileşme; tedavinin sürdürülmesi halinde görme performansının artması ya da daha kötüye gidişin durdurulması sağlanabilmektedir.

    KRONİK YORGUNLUK ve STRES

    İş yaşamında stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk oksijen eksikliğine neden olur. Oksijen yetersizliğini gösteren bulguların başında yorgunluk, bitkinlik, baş ağrısı, çalışma gücünün zayıflaması, yaşam sevincinin azalması, erken yaşlanma, hayati önem taşıyan organların yıpranması gelir.

    Oksijen yetersizliğinde damarlarda, beyinde, kalpte, eklemlerde, omurilikte ve akciğerlerde fonksiyon bozuklukları ve hastalıklar ortaya çıkar.

    Çağımızın hastalığı olan KRONİK YORGUNLUK halinde kişi, yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde, sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini yorgun ve bitkin hissetmekte, kıpırdayacak gücü kalmayacak hale gelmektedir. Dilimizde ''canlı cenaze'' olarak tanımlanan bu durum, son yıllarda, her geçen gün, daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır.

    Kronik Yorgunluk ve Stres'te ozon tedavisinin etkileri:

    ''Stres hormonu'' olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlayarak stresimizin azalmasını,

    -Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin aktivasyonuna bağlı genel iyilik hali ile, kişilerin daha enerjik olmalarını,

    -Soluduğumuz havadan ve tükettiğimiz besinlerden aldığımız zehirli maddelerden arınmamızı,

    -Kaslarda yorgunluk hissi oluşturan laktik asidin giderilmesini,

    -Oksijen yetersizliğinden dolayı aksayan organ ve hücre çalışmasının yeniden başlatılmasını,

    -Hücre ve dokulardaki enerjinin artmasını; beyindeki hücre fonksiyonlarının iyileşmesi yolu ile hafızanın güçlenmesini sağlar.

    Ozon tedavisinden sonra kişiler kendilerini daha iyi, canlı ve güçlü hissetmektedirler. Ne kadar çok uyursa uyusun hep dinlenmemiş olarak uyananlar, tedavi sonrası güne dinç olarak başlamaktadırlar.

  • Fraksiyonel lazer – kırışıklık, iz ve leke tedavisi

    Son 15 yıl içerisinde lazer teknolojisinin kullanılması ile akne (sivilce) izi, gözenekler, yara ve yanık izi, yüz ve boyun kırışıklıklarının tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.

    Etkili cilt gençleştirme ve iz tedavisi amacıyla son yıllarda 3 çeşit lazer sistemi tasarlanmıştır; günümüzde bu sistemler çeşitli iz ve kırışıklıkların tedavisinde en başarılı yöntemler olarak tercih edilmektedir:
    1. Erbium:Glass lazer (Er:Glass): 1,540 nanometre dalga boyu
    2. Erbium:YAG lazer (Er:YAG): 2,940 nanometre dalga boyu
    3. Karbondioksit lazer (CO2): 10,650 nanometre dalga boyu
    Lazerin etkinlik derecesini belirleyen en önemli faktörler; lazer ışınının dalga boyu, lazerin sahip olduğu teknolojik özellikler ve hastanın cilt yapısıdır.

    Kliniğimizde yaklaşık 4 yıldan beri Fraksiyonel Er:YAG Lazer tedavisi uygulanmaktadır.Fractional MCL 30 Lazer yeni jenerasyon bir lazer teknolojisidir. Ciltte yara oluşturmadan, cilt yenileme, kolajen yapıyı sıkılaştırma, göz etrafındaki kırışıklıkları hafifletme, cilt lekelerini ve yara izlerini tedavi etme amaçlı uygulanabilmektedir. Ciltte sağlam doku içinde “mikrotermal tedavi” bölgeleri olarak bilinen, binlerce küçük ama derin köprüler oluşturup, mikroskopik küçük yaralar meydana getirir. Bu “çok küçük-mikrotermal tedavi”, tüm bölgenin bütünüyle tedavi edilmesine oranla, cildin çok daha hızlı iyileşmesini sağlar. Fraksiyonel lazer yöntemi ile cildin doğal iyileşme süreci kullanılarak, yeni, sağlıklı, daha sıkı bir dokunun oluşturulması ve cilt kusurlarının giderilmesi amaçlanır. Böylece cilt içeriği düzenlenir, lekeler silinir ya da azalır; cilt rengi düzelir, kalitesi ve elastikiyeti artar.

    Fraksiyonel lazer uygulamaları sırasında tedavi edilen cildin kalınlığı, kimyasal peeling ve dermabrazyonda olduğu gibi göz kararı ya da tecrübeye bağlı değildir; inilenderinlik belirlidir. Etkisi güçlü olmasına karşın, fraksiyonel özelliği sayesinde uygulama sonrası iyileşme süresi kısadır. Tedavinin beklenen sonucu ise benzer sistemlere göre çok daha olumludur.

    Fraksiyonel Lazer’in kullanım alanları:

    1- Sivilce izlerinin tedavisi: Sivilce izlerini gideren en etkili yöntem fraksiyonel lazerdir. Bölgenin özel bir ışıkla taranması sonucu iz dokusu buharlaştırılır. Buharlaşan kısmı vücut taze hücrelerle doldurur. Her seansta iz dokusu kademeli olarak küçülür. Ortalama 3-6 seans uygulanır. Seans sonrası kızarıklık ve kabuklanma oluşur.

    2- Gebelik çatlaklarının tedavisi: Lazer dokuyu derinlemesine gözenekli bir biçimde etkiler. Düzensiz alanları buharlaştırır. Taze doku yıpranmış dokunun yerini alır. İnce çatlaklar silinir, derin çatlaklar hafifler.

    3- Yara izi tedavisi: İnce yara izleri silinir. Ameliyat izi, darbe ve jilet yaralarının tedavisinde kullanılır. Yara izi alanına gönderilen ışık demetleri sorunlu alanı buharlaştırarak düzeltir.

    4- Boyun ve dekolte gençleştirme: Yıpranmış ve sarkmış boyun ve dekolte cildi yenilenir. Mezolifting veya PRP tedavisi ile birlikte uygulanması etkinliği arttırır.

    5- Cilt lekelerinin giderilmesi: Ciltteki güneş lekeleri, melasma denilen doğum lekeleri, yaşlanmaya bağlı lekeler ve cilt tonunda değişiklikler, sivilce lekeleri vb. tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Daha çok Erbium Fraksiyonel lazer kullanılır.

    6- Göz altı morluklarının ve torbalanmalarının tedavisi: Göz altı morlukları kişiyi daha yorgun ve yaşlı göstermektedir, bu duruma tıbbi dilde hiperpigmentasyon (renk artışı) denir. Genellikle alt kapağın iç kısmında daha yoğun olarak gözlenir. Nedenleri arasında; genetik yatkınlık, alerji, göz ovuşturma alışkanlığı, bazı hastalıklar (böbrek, tiroid) sayılabilir. Bu renk artışı için en çok K vitamini kremleri ve soldurucu kremler denenmiştir; ancak çoğu kez tatmin edici sonuçlar elde edilememiştir. Göz altındaki renk maddesi buharlaştırılarak ve deriyi yeniden yapılandırarak pigmentasyon azaltılmaktadır. Lazer uygulamasının şekli, hastanın cilt özelliklerine göre seçilir.

    Klinik çalışmalar ışığında, etkili bir tedavi ve güzel bir sonuç için, yaklaşık 2-4 hafta aralıklarla, ortalama 3-5 seans önerilmektedir. Lazer uygulaması sonrasında etkinlik hemen görülse de, kolajen yapılanması (remodelizasyonu) 2-3 ay sürdüğü için, asıl gelişmeler ve sonuçlar 2-3 ay sonra ortaya çıkmaktadır. Bu bize hastanın yakınması ve cilt yapısının özelliklerine göre uygun olan fraksiyonel lazer yöntemini belirleme ve tedavisinin planlaması aşamasında farklı seçenekleri kullanma olanağı vermektedir.