Etiket: Yanma

  • Reflü hastalığı ve yanma

    Reflü mide içeriğinin yukarı, yemek borusuna doğru hareket etmesidir. Reflü hastalığının dünyada sıklığı giderek artmaktadır. Obezite ile yakın ilişkili görülmektedir.

    Yanma ve ağza acı su gelmesi reflü hastalığının ana belirtileridir. Bununla birlikte allerjik özofajit ve akalazya gibi yemek borusunun hareket kusurlarında da yanma şikayeti görülmektedir. Yanma göğüs kafesinin arkasında ağrı veya rahatsızlık hissi şeklinde tariflenir. Yanma hissi ve ağza acı su gelmesi şeklinde şikayetler haftada 2 veya daha fazla mevcutsa reflü hastalığı lehinedir.

    Reflü hastalığı göğüs kafesinin arkasında mideden yukarıya doğru rahatsızlık hissi şeklinde belirebilir. Reflü hastalığında boğazda yanma hissi ve ağızda acı tat olabilir. Semptomlar daha çok yemek sonraları görülür. Reflü hastalarında ayrıca göğüs ağrısı, mide ağrısı, midede yanma, bulantı, yutma güçlüğü, öksürük, boğaz ağrısı, hırıltı ve ses kısıklığı gibi şikayetler olabilmektedir. Asit giderici ilaçlarla kısmen iyilik hali oluşur.

    Yukarıda bahsedilen belirtilerden iki ya da daha fazlası mevcutsa gastroenteroloji doktorunuzla konuşmanız gerekir.

    Şu da unutulmamalıdır, uzun yıllar tedavisiz bırakılan yanma şikayeti ve reflü hastalığı yemek borusu kanseri riskini artırmaktadır.

    Reflü hastalığında faydalı öneriler;

    1-Obezite mevcutsa kilo verilmesi

    2-Rahat kıyafetler giyilmesi

    3-Yatak başının yükseltilmesi

    4-Yatak öncesi 2-3 saat süresince gıda tüketilmemesi

    5-Reflüyü tetikleyen gıdalardan uzak durulması

    6-Sigaranın bırakılması

    7-Gastroenteroloji doktorunuz tarafından önerilen ilaçların kullanılması gerekir

    Reflü hastalığı tedavi edilmediği zaman nelerle karşılaşılabilir?

    1-Ciddi göğüs ağrıları

    2-Yemek borusunda darlık ve yapışıklıklar

    3-Kanama

    4-Barret özofagus denilen ve artmış kanser riski oluşturan ancak endoskopi ile alınan biyopsi yöntemleriyle tanısı konulabilen yemek borusu hastalığına sebebiyet verilebilir.

  • Gonartroz ağrısında girişimsel blokların yeri

    Olgu: 57 yaşında erkek hasta. Hastamızın sağ dizde ağrı, karıncalanma, yanma hareket kısıtlılığı vardı. VAS 9-10’du. Bunun için çeşitli kliniklere başvurmuş, sağ diz MR’ı çekilmiş. MR’da femur lateral kondil anteriorun da yaklaşık 1 cm çapında osteokondral lezyon, diz eklemi içersinde 6 mm çapında eklem faresi ve volüm kaybı, patella femoral eklem mesafelerinde daralma tespit edilmiş. Bu nedenle bu hastamıza direk operasyon önerilmiş ama hastamız operasyon istemediği için kliniğimize başvurdu. Hastamıza ilk başvurduğunda pregabalin 75mgX2 başlandı. 15 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 8-9’du. Hastamızın ağrısı çoktu ama yanma ve karıncalanma şikayeti azalmıştı, eklem hareket kısıtlığı devam ediyordu. Bunun üzerine hastamıza diz içi eklem enjeksiyonu yapıldı. Pregabalin 75mgX2 yazılarak 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 5-6’idi. Yanma karıncalanma yok denecek kadar azdı, hareket kısıtlılığı azalmaya başlamıştı. Hastamıza bunun üzerine diz eklem içi enjeksiyonu yanında girişimsel blok olarak popliteal blok eklendi.

    İlaç tedavisine aynen devamı önerildi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Yanma karıncalanma kalmamıştı, eklem hareket kısıtlılığı yarı yarıya azalmıştı. Kontrolde tekrar eklem içi enjeksiyon+ popileteal blok uygulandı. Tedavi ilacına aynen devam etmesi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 0-1’idi. Yanma karıncalanma yoktu, eklem hareket kısıtlılığı da yok denecek kadar azdı. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlemler aynen tekrarı yapıldı. İlaç tedavisine aynı şekilde devam etmesi önerildi ve sağ diz MR’ı istenerek 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde hastamızın VAS’ı 0’dı. Yanma karıncalanma ve eklem hareket kısıtlılığı yoktu.

    Çekilen MR’da osteokondral lezyon düzelmiş, eklem faresi küçülmüş, diz eklem içi sıvısı minimal artmış, patello femoral eklem mesafesinde düzelme tespit edilmiştir. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlem yapmadan 6 ay sonra kontrole gelmek üzere taburcu ettik.

    Sonuç: Burada diz ağrısı tedavisinde de girişimsel blokların önemli bir yerinin olduğunu gördük. Bu girişimsel blokların medikal tedaviye cevap vermeyen cerrahiye giden hastalarda cerrahiden önce bu blokların yapılması ve bu bloklara cevap vermeyen durumlarda cerrahi kararı verilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz. Burada ilginç olarak diz eklem içindeki patolojinin de bu girişimsel bloklar sayesinde iyileştiğini görmekteyiz. Bu gibi vakaları çoğaltmak için çalışmamız devam etmektedir.