Etiket: Yanlış

  • Dermatolojik hastalıklarda hastaların yanlış bildikleri

    DERMATOLOJİK HASTALIKLARDA HASTALARIN YANLIŞ BİLDİKLERİ

    Alerji, egzema, sedef, vitiligo kelimeleri dermatoloji polikliniklerinde hasta-doktor arasında geçen konuşmalarda sıklıkla kullanılır. Sık kullanılan kelimeler olmalarına rağmen, aslında çoğu kez hastalar doktorun dediğini değil kendi bildiğini düşünür. Çünkü toplumda bazı kelimeler üzerinde edinilmiş yaygın inanışlar vardır. Bu inanışlar kısa sürelerde değiştirilememektedir.

    “Alerji” bir hastalık değildir. Bu terim bir maddeye verilen anormal yanıt anlamında kullanılır. Yani pek çok hastalık içinde yer alabilen tepkidir. Günlük konuşmalarımızda hastalarımız “alerji” oldum dediğinde aslında çok farklı hastalıklar olabiliyor.

    “Alerji” denen hastalıklar arasında:

    • Generalize pruritus(yaygın kaşıntı)
    • Ürtiker (Kurdeşen, dabaz)
    • Kontakt dermatit
    • Strofulus (böcek sokması)
    • Atopik egzema
    • Diğerleri…

    olabilmektedir. Bunların her biri ayrı hastalıklar olmasına rağmen alerji denmektedir. Alerjik göz hastalıklarından tutun solunum yolu hastalıklarına kadar yaygın hastalıklar vardır.

    “Egzema” diye bir hastalık yoktur. Bu başlık altında pek çok hastalık vardır:

    • Atopik egzema
    • Kontakt egzemai
    • Seboreik egzema
    • Kuruluk egzeması
    • Diğerleri

    Bütün bunlar ayrı ayrı hastalıklardır. Her biri ayrı ayrı değerlendirilir.

    “Karaciğer ya da akciğerden kaynaklana deri hastalıkları çok çok nadirdir. Ama nedense her cilt hastalığında “ciğer” suçlanır. Geçmeyen, uzun süren deri hastalıklarında bu inanış yaygındır.

    “Sedef hastalığı geçmez''. Aslında sedef hastalığı tedavi edilen bir hastalıktır. Ama yineleyebilir.

    “Geçmeye, uzun süren hastalıklarda İĞNE(!) tedavisi yapılamalıdır''. Bu da yanlış bir inanıştır. İlaçların ampul, flakon formları sadece hızlı etki başlangıcı yönünden etkilidir. Tabletler, kapsüller ya da krem, merhemler de aynı etkiyi gösterir.

    “Kortizon iğnesi egzemayı(!), alerjiyi(!) bitirir. Kortizonlar doktor kontrolünde dikkatli kullanılması gereken ilaçlardır. Çok ciddi hormonal ve metabolik soruna yol açabilirler.

    “Yağlı yiyecekler, kuruyemiş, yumurta vs. akneyi artırır.” Akne besin ilişkisi her hastada aynı derecede değildir. Çoğu zaman besin kısıtlamasına gerek yoktur.

    Vitiligo halk arasında ala hastalığı olarak bilinmekle beraber yanlış olarak “sedef” diye isimlendirilmektedir. Sedef hastalığı ayrı bir hastalıktır.

    Saçkıran (alopesi areata ) mantar ya da bakteri hastalığı değildir. Bulaşıcı değildir.

    Aslında televizyon, internet ve gazetelerden yaygın olarak verilen sağlık bilgileri fayda yerine zarar verebilmektedir. Hastalarımız yanlış bilgiler edinebilmekte, edindikleri bilgileri yanlış yorumlayabilmektedirler.

  • Duygusal Açlık

    Duygusal Açlık

    Kişi olumsuz duyusuyla baş edebilme yolu olarak yemek yemeyi seçiyorsa, eninde sonunda bunu fark eder ancak fark etse dahi bunu durduramaz. Bunun da sebebi tamamen beyin yapısıyla alakalıdır. İnsan beyni sağ ve sol lob olmak üzere iki farklı yarım küreden oluşmaktadır ve her yarımkürenin işlevi farklıdır. En genel anlamıyla, sağ beyin duygusal tarafımız, sol beyin ise mantıksal tarafımızdır. Herhangi bir olumsuz duygu yaşandığında, sağ beyine gelen kan damarlarında artış olur ve sağ tarafta hafif bir büyüme olur. Bu büyüme, iki beyin arasındaki bağlantıyı kuran hatlarda azalmaya sebep olur. Bu azalma sonucunda da, sol taraf yeteri kadar işlemleme yapamaz. Başka bir deyişle, birey yeterince mantıklı düşünemez hale gelir ve her ne kadar yemek yemenin olumsuz duygusunu gidermeyeceğini bilse bile bu davranışını durduramaz.

    Bu noktada, bireyin hangi duyguyla baş etme güçlüğü olduğunun farkındalığını kazanması oldukça önemlidir. Dolayısıyla ilk hedef, kişinin kendi duygularının farkına varmasıdır.

    İkinci hedef ise, hangi duyguyu neden yaşadığının farkına varmasıdır. Bu da bireyin yaşadığı olay, durum veya davranışlar sırasında aklından geçenler ve atfedilen anlamların farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu noktada, bireyin düşünce yapısı ele alınmalı ve neye ne anlam yüklediği gözden geçirilmelidir.

    Üçüncü hedef ise, bireyin düşünce yapısını şekillendiren temel yapıya inebilmektir. Temel yapı da, yetiştiriliş tarzımız ve yetiştirilirken sorgulamadan kabul ettiğimiz doğrular ve yanlışlarla alakalıdır. Anne-babalar, çocukları küçükken (0-6 yaş) onlara bir sürü söz söylerler, bir sürü davranışta bulunurlar. Bunların bazıları yanlıştır, bazıları da çocuklar tarafından yanlış algılanırlar ve bir takım düşünceler kalıplaşır. Kalıplaşan düşünceler de, aynı bilgisayardaki dosyalar gibi, beynimizin içinde dosyalar halinde kodlanırlar. Örneğin, “yanlış yapmamalıyım” düşüncesi olumsuz duyguyu tetikler. Böyle düşünen bir birey küçüklüğünde bir kere yanlış yaptığında annesinden veya babasından ceza gördüyse ya da kendisine kızdılarsa; bu beyinde “yanlış yaparsam cezalandırılırım” şeklinde kodlanır ve fark edilip düzeltilmezse, bu şekilde hayat boyu devam eder.

    Dolayısıyla, herhangi bir olumsuz duygudurum fark edildiğinde, akıldan geçen düşünceler, bu düşüncelerin doğruluk payları, ne zaman ve nasıl kodlandığı gözden geçirilmeli ve gerektiği noktalara müdahale edilmeli, dosyalar yeniden düzenlenmeli veya gerektiğinde silinip baştan kodlanmalıdır. 

    Çok basitmiş gibi gözüken duygusal açlığın altında böyle bir mekanizma yattığından, birçok kişi kendisini “iradesizim, başarısızım, beceremiyorum” gibi sıfatlarla etiketlemesi, kendisine acımasızca davranmasına neden olmaktadır. Bu mekanizma anlaşılıp, tedavi edildiğinde, bireyin diyet yapması çok daha kolay hale gelecektir.

  • Çocuk İletişiminde Ebeveynlere Püf Noktalar

    Çocuk İletişiminde Ebeveynlere Püf Noktalar

    • ÇOCUKLARLA İLETİŞİM​

    Çocuklarımızın varoluşla birlikte iki temel gereksinimi vardır. Bunlar sevgi ve güvendir. Bunu çocuğumuza verebilmenin en güzel yolu da doğru iletişimden geçer. Çocuklarla iletişimde nelere dikkat etmeliyiz.

    Kararlı ve tutarlı olmak

    Çocuklarla iletişimimizde dikkat etmemiz gereken en önemli nokta kararlı ve tutarlı olmalıyız çocuğumuza bugün yanlış kötü gibi sebeplerle izin vermediğimiz bir konuda ileri zamanlarda da izin vermemeliyiz veya bugün yanlış zararlı dediğimiz bir davranışı çocuğumuzun yanında biz yapmamalıyız. Çocuklar çelişkiye düşürülmemelidir.

    Ağız birliği yapmak

    Eşler çocuk iletişiminde ağız birliği yapmalıdırlar. Eşlerden birinin hayır dediğine diğeri evet dememeli ya da eşlerden biri doğru diyorsa diğeri yanlış dememeli çocuk ta daha annem babam doğruyu bilmiyor ki ben bileyim algısını oluşturmamalıyız. Fikrinizin doğru ya da yanlış olduğunu çocuğunuzun olmadığı bir ortamda tartışmalısınız.

    Söz vermemek

    Çocuklarınıza istenilen bir davranışı yaptırmak için söz vermeyin .‘Elini yıkarsan çikolata alacağız’ gibi. Söz vererek bir şeyler yaptırırsak ömür boyu çocuğumuza rüşvetle bir şey yaptırmaya alıştırmış olacağız

    Duygusal tepki göstermemek

    Çocuklarımızın yapmış olduğu istenmeyen davranışla karşılaştığımız zaman kızmak, bağırmak, aşağılamak, hakaret etmek yerine o davranışın yanlış olduğunu çocuğumuza açıklamalı ve kişiliğine yönelik değil davranışına yönelik ceza vermeliyiz.

    Yönlendirme yapmamak

    Çocuklarımıza sürekli yönlendirmek, ne yapıp , ne yapmayacağını, nasıl yapacağını dair sürekli komutlar vermek çocuğumuzu programlandırılmış bir bilgisayara çevirecektir. Çocuklar bu şekilde anne babası olmadan hayatını devam ettirmekte zorlanacaktır.

    İdeal olanı çocuklarımızın yaşam koçu olmalıyız ve tavsiye bulunup her zaman yanlarında olacağımız desteğini dile getirmeliyiz.

  • Süt çocuğu beslenmesinde doğru bilinen yanlışlar

    Süt çocukluğu dönemi doğumdan 12. ayın sonuna kadar, yani 1 yıllık sürece denir. Bu dönemin insan hayatında önemi oldukça büyüktür. Ayrıca bu dönemdeki gelişme ivmesi de oldukça yüksektir. Şöyle ki 1 yılın sonunda ağırlık olarak 3 katına erişen bir canlıdan bahsediyoruz. Bu gelişim fiziksel, zihinsel ve ruhsal alanda da olur. Bu nedenle bu dönemdeki beslenme insanın geleceğinin temellerini oluşturmaktadır.

    Bilindiği gibi yenidoğan bir bebek doğum sonrası ilk 1 saat içinde anne ile temas ettirilerek anne sütüne başlanmalıdır. İlk 6 ay sadece anne sütü ve vitamin desteği yeterli olmaktadır. Daha sonra ek gıdalara başlanmalıdır. İşte tam da bu dönemde yanlışlar yapılmakta ve bebeğin gelecekteki kişiliğinin genetik kodları da doğru veya yanlış bir şekilde oluşturulmaktadır. Kas iskelet sistemi, beyin fonksiyonları ve dolayısıyla kimlik oluşumu bebeğin beslenmesiyle yakından ilgilidir. Özellikle belleme ve kavrama(algılama) fonksiyonları çok önemlidir.

    Bebek ve gelişimi ile ilgili dünyada birçok dev sektörler vardır. Örneğin emzik ve biberon üretiminde marka olmuş dev firmalar. Halbuki emzik çok istisnai durumlar dışında bebek için hiç de faydalı bir ürün değildir ve hatta zararlıdır. Ha keza biberon da aynı şekilde birçok zararları vardır. Ağızda şekil bozukluğu, emme iç güdüsünün uzun süre kalması, ağız hijyeninde bozulma gibi. Yine aynı şekilde mama sektörüne bakıldığı zaman da aynı fotoğrafı görmek mümkündür. Çok özel istisnai durumlar dışında mama ile beslenmeye özendirmek son derece yanlış ve bu yanlışın en çarpıcı örnekleri,1970-1980 yıllarında Almanya'da gurbetçilerimizin çocuklarında görmek mümkündür. Fiziki olarak iri yapılı, adeta hormonlu sebze gibi çocuklardı. Zira o dönemde Avrupa'da önde gelen mama firmaları bazı sözüm ona Prof.'ları para ile satın alarak mama reklamı yaptırdılar ve o dönemlerde Avrupa'da anne sütü verme oranı çok düştü ve bu prof'lar yıllar sonra yaptıkları hataları kendileri ikrar ettiler. Halbuki yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de birçok Ayet'te geçiyor ve bir annenin bebeğine 24 ay anne sütü vermesi gerektiği taa 14 asır önce bildirilmişti. Hal böyleyken bu yanlışları yapma lüksümüzün olmadığını düşünüyorum. Zira dünyada en iyi yatırım çocuklarımıza yapılan yatırımdır, yatırımdan kastım maddesel değil manada da yatırım. Yani onları hem maddi hem manevi anlamda güzel yetiştirmek, özellikle 21.yüzyıl dünyasında çok büyük önem arzetmektedir.

    İlk 6 aydan sonra ki beslenmede çok farklı önerileri basın yayın organlarında sıkca görmekteyiz. Ben bunların üzerinde durmayacağım. Meslekte 30 yılı geride bıraktım. İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde stajyer doktor iken hocalarımız Türkiye gerçeklerine göre bebeğe en iyi ek gıdanın İnek sütü olduğunu ve bunun da bebeğin yaşına göre modifiye edilmesi yani sulandırma ve şeker ilavesi yapılması gerektiğini öğrettiler bizlere. Daha sonra o dönemde mide rahatsızlıklarında yine inek sütü kürleri verilirdi. Tıp eğitimi dinamik bir eğitimdir ve her yıl değişik bilgilere ulaşılmaktadır. O zamanın bu doğruları şimdinin yanlışları oldu. Özellikle bebek için son yıllarda İnek sütü üzerinde birçok araştırmalar yapılmakta ve sonuç mualesef doğruların yanlış olduğu yönündedir. Yani konuyu açarsak; bebek beslenmesinde en az 2 yıl hiç inek sütü verilmemesi önemle vurgulanmaktadır. Zararları oldukça fazladır. Ama gel gör ki TV'de reklamlarla meyveli süte özendirilmekteyiz. Benim de bu kadar yıllık tecrübemle gördüm ki biberon birinci hata, inek sütü ikinci hatamız. En basit somut yan etkilerini sıralarsam: Demir eksikliği anemisi, kalsiyum fosfor dengesinde fosfor lehine bozulma, dişlerde biberon çürükleri, hırçınlık ve iştahsızlık ve tek yönlü beslenmeye gidiş, en önemlisi de bir hipotez olup tip 1 diabet(çocukluk çağı şeker hastalığı) görülme sıklığında artma ki bu oldukça önemlidir. Halbuki mayalanmış süt ürünlerinde böyle bir tehlike yok ve ilk 6.aydan sonra verilmeli ve de oldukça faydalıdır. Araştırmalarda, dünyada en uzun süre yaşayan insan topluluklarının beslenmesinin özünde mayalı süt ürünleri(yoğurt, peynir, çökelek, kefir) görülmüştür. Şükür ki son zamanlarda bu sektörde ciddi gelişmeler gözlenmektedir. Probiyotik denilen şeyin yoğurdun mayası da olduğunu ve bu ürünün değişik bebek mamalarına dahil edildiğini görmek tezimizi daha da güçlendirmektedir ve bence büyük bir yanlıştan dönüldüğünü de görür gibiyiz .

    Sonuç olarak hiç kimse Amerikayı keşfetmiyor. Özümüze dönerek doğal beslenmeyi bebeklerimize sunmak zorundayız. Her sebze ve meyvayı mevsiminde tüketmeye tekrar döneceğiz, çökeleği, yoğurdu, peyniri, köy yumurtasını, ev tarhanasını, mercimeği, bulguru bebeklerimize zamanı gelince uygun şekilde hazırlayarak vermek zorundayız. Beslenme konusunda bu dönemde hata yapma lüksümüz yok. Zira Allah'ın bize bahşettiği en değerli varlık olan yavrularımızı en güzel bir şekilde geleceğe hazırlamakla mükellefiz. Bunların ekonomik boyutu yoktur, sadece kültürel boyutta konuyu düşünmek yeterlidir.

    Sağlıklı nesiller dileğiyle….

    Uzm.Dr.Yaşar ÖZKAN